Latest News
Everything thats going on at Enfold is collected here
Hey there! We are Enfold and we make really beautiful and amazing stuff.
This can be used to describe what you do, how you do it, & who you do it for.
TZOB’un Ramazan uyarıları etkili oldu, suni artış önlendi
-TZOB’un Ramazan uyarıları etkili oldu, suni artış önlendi
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:
-“Bazı ürünlerde fiyat artışları olsa da, artış oranları çok yüksek düzeye çıkmadığı gibi pek çok üründe de fiyat düşüşleri görüldü. Birliğimiz tarafından yapılan uyarılar etkili oldu. Fiyatlardaki suni artış önlendi”
-“Ramazan’da üreticide 15 üründe fiyatlar değişmezken, 7 üründe azalma, 13 üründe fiyat artışı oldu”
-“Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 28,51 ile salatalıkta görüldü. Fiyat artışında salatalığı yüzde 27,12 ile yeşil mercimek, yüzde 18,64 ile domateste, yüzde 18,42 ile maydanoz, yüzde 14,95 ile sivri biber izledi”
-“Bu dönemde üretici fiyatları, armutta yüzde 20, fındıkta yüzde 18,21, patlıcanda yüzde 14,38, patateste yüzde 13,33, nohutta yüzde 13,04 geriledi”
-“Ramazan’da market fiyatlarında 7 üründe fiyat değişimi olmazken, 17 üründe azalma, 15 üründe ise fiyat artışı görüldü”
-“Market fiyatlarında en fazla fiyat artışı ise yüzde 21,83 artışla yine salatalıkta görüldü. Salatalıktaki fiyat artışını yüzde 15,77 ile erik, yüzde 14,66 ile kuru soğan, yüzde 14,54 ile havuç izledi”
-“Fiyat düşüşlerine bakıldığında market fiyatlarında en fazla düşüş yüzde 23,27 ile en fazla armutta oldu. Armudu yüzde 19,76 ile sivri biber, yüzde 16,91 ile elma, yüzde 13,88 ile karpuz takip etti”
Ankara – 17.08.2012 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ramazan’da, bazı ürünlerde fiyat artışları olsa da, artış oranları çok yüksek düzeye çıkmadığı gibi pek çok üründe de fiyat düşüşleri görüldüğünü bildirerek, “Birliğimiz tarafından yapılan uyarılar etkili oldu. Fiyatlardaki suni artış önlendi. Ramazan’da 15 üründe fiyatlar değişmezken, 7 üründe azalma, 13 üründe fiyat artışı oldu. Ramazan’da market fiyatlarında 7 üründe fiyat değişimi olmazken, 17 üründe azalma, 15 üründe ise fiyat artışı görüldü” dedi.
Bayraktar, Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, üreticiden tüketiciye, halkımızın tamamını yakından ilgilendiren gıda fiyatlarındaki değişimleri, Ramazan ayında da takip etmeye ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeye devam ettiklerini bildirdi.
Üretici fiyatlarında yeşil soğan, havuç, kuru soğan, karpuz, kavun, kuru fasulye, kırmızı mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru üzüm, kuru incir, yumurta, süt, zeytin ve zeytinyağı fiyatlarının değişmediğini bildiren Bayraktar, üreticide en fazla fiyat artışının yüzde 28,51 ile salatalıkta görüldüğünü, fiyat artışında salatalığı yüzde 27,12 ile yeşil mercimek, yüzde 18,64 ile domateste, yüzde 18,42 ile maydanoz, yüzde 14,95 ile sivri biberin, yüzde 11,39 ile erik, yüzde 10 ile limon, yüzde 9 ile yeşil fasulye, yüzde 8,37 ile şeftali, yüzde 5,26 ile kabak, yüzde 2,27 ile marul, yüzde 1,22 ile dana eti, yüzde 0,62 ile kuzu etinin izlediğini belirtti.
Şemsi Bayraktar, bu dönemde üretici fiyatlarının, armutta yüzde 20, fındıkta yüzde 18,21, patlıcanda yüzde 14,38, patateste yüzde 13,33, nohutta yüzde 13,04, elmada yüzde 11,70, Antep fıstığında yüzde 6,67 gerilediğini vurguladı.
-Market fiyatları-
Market fiyatlarında en fazla fiyat artışının ise yüzde 21,83 artışla yine salatalıkta görüldüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Salatalıktaki fiyat artışını yüzde 15,77 ile erik, yüzde 14,66 ile kuru soğan, yüzde 14,54 ile havuç, yüzde 11,61 ile patates, yüzde 9,57 ile limon, yüzde 8,27 ile kavun, yüzde 7,90 ile kabak, yüzde 5,92 ile süt, yüzde 5,10 ile şeftali, yüzde 2,51 ile tavuk eti, yüzde 2,35 ile nohut, yüzde 1,63 ile ayçiçeği yağı, yüzde 1,18 ile kuru fasulye, yüzde 0,50 ile domates izledi.
Market fiyatlarında marul, yeşil soğan, pirinç, yumurta, kuzu eti, mısırözü yağı ve toz şeker fiyatlarında değişim olmadı. Fiyat düşüşlerine bakıldığında market fiyatlarında en fazla düşüş yüzde 23,27 ile en fazla armutta oldu. Armudu yüzde 19,76 ile sivri biber, yüzde 16,91 ile elma, yüzde 13,88 ile karpuz, yüzde 9,82 ile patlıcan, yüzde 8,65 ile yeşil fasulye, yüzde 7,62 ile fındık, yüzde 7,44 ile Antep fıstığı, yüzde 7,06 ile maydanoz, yüzde 4,45 ile yeşil mercimek, yüzde 2,87 ile kırmızı mercimek, yüzde 2,78 ile kuru üzüm, yüzde 2,20 ile kuru incir, yüzde 1,52 ile zeytinyağı, yüzde 0,83 ile kuru kayısı, yüzde 0,45 ile dana eti, yüzde 0,16 ile zeytin takip etti.”
-Fiyat artışlarının nedenleri-
Bayraktar, fiyatı artan ürünlerden salatalık, domates, sivri biber, yeşil fasulye, kabak, şeftali, erik gibi ürünlerde arzın tarla ve bahçe ürünlerinden sağlandığını, aşırı sıcaklara bağlı olarak hasat edilen bu ürünlerdeki azalma nedeniyle fiyatların bir miktar artış gösterdiğini vurguladı.
Yeşil mercimekte ise yeni ürün hasadının başladığını, geçen sezon ürünüyle kıyaslandığında fiyatta bir artış görüldüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinde görülen kısmi kuraklığın yeşil mercimek rekoltesini olumsuz etkilediği düşünülmektedir. Dana ve kuzu etindeki fiyat artışları ise yok denecek seviyededir.
Fiyat düşüşü görülen ürünlere baktığımızda, üreticide fiyatı en çok düşen ürünler armut ve fındık olmuştur. Armutta hasadın yoğunlaşmaya başlamasıyla fiyatlar gerilerken, fındıkta ise rekoltenin bu yıl yüksek olması fiyat düşüşüne yol açmıştır. Patateste ise üreticilerimizin 2011 yılında kötü bir sezon geçirmesinin ardından, bu yıl rekoltenin fazla olması nedeniyle fiyatlar oldukça gerilemiştir. Elmada ve patlıcanda arzdaki artışla birlikte fiyatlar bir miktar düşüş göstermiştir. Genel olarak değerlendirdiğimizde bazı ürünlerde fiyat artışları olsa da, artış oranları çok yüksek düzeyde çıkmadığı gibi pek çok üründe de fiyat düşüşleri görüldü. Birliğimiz tarafından yapılan uyarılar etkili oldu. Fiyatlardaki suni artış önlendi.”
Üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla maydanozda yüzde 390 olarak gerçekleştiğinin görüldüğünü bildiren Bayraktar, “fiyat farkı kabakta yüzde 296,53, patateste yüzde 284,62, kırmızı mercimek yüzde 247,50, salatalıkta yüzde 233,50, pirinçte yüzde 230,63, kuru fasulye yüzde 225,46, sivri biberde yüzde 225,27, nohut yüzde 223,06, marulda yüzde 222,22, limonda yüzde 220,28, patlıcanda yüzde 211,73, sütte yüzde 209,31, karpuzda yüzde 205, kuru soğanda yüzde 200’ü buldu” dedi.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Tarımda, alan küçüldü, verim arttı.”
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:
“Tarımda, alan küçüldü, verim arttı. 1995-2010 döneminde tarımsal alan büyüklüğü 268,3 milyon dekardan 243,9 milyon dekara geriledi”
-“Buğdayda dekar başına kilogram olarak verim 1990 yılında 212 kilogramdı, 2010/2011 piyasa yılında durum buğdayında 259, diğer buğdaylarda 240 kilograma yükseldi. Arpada 218 kilogram olan verim, 238 kilograma ulaştı. Mısırda verim 408 kilogramdan 726 kilograma, çeltikte 434 kilogramdan 869 kilograma çıktı”
-“Birim alandan alınan verimin 1990-2010 döneminde, arpada yüzde 9,2, buğdayda yüzde 14,6, yulafta yüzde 17,3 arttı. Verimdeki artış çavdarda yüzde 70,4’ü, mısırda yüzde 77,9’u buldu. Çeltikte verim yüzde 100,2 ile ikiye katladı”
-“Tarımsal alandaki azalmanın durdurulması, toprakların korunması ülke geleceği için hayati bir konu. Sulanabilir 31 milyon dekar alanın bir an önce yatırımları tamamlanarak sulamaya açılması gerekir”
-“Türk çiftçisi, gübre, mazot gibi yüksek girdi fiyatlarına, yapısal sorunlarına rağmen, üretmeye, verimliliğini artırmaya, istihdam yaratmaya devam ediyor. Çiftçinin desteklenmesi Türkiye ve içinde bulunduğu bölgenin gıda güvenliği ve güvencesi açısından da önem taşıyor”
Ankara – 27.05.2012 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, son 15-20 yıla bakıldığında tarımda, alanın küçüldüğünü, buna karşın birim alandan alınan verimin arttığını bildirdi.
Bayraktar, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 1995-2010 döneminde toplam tarımsal alan büyüklüğünün, 24,4 milyon dekar azalmayla 268,3 milyon dekardan 243,9 milyon dekara gerilediğini belirtti. Bu azalmanın Trakya’dan daha büyük bir alana tekabül ettiğini bildiren Bayraktar, tarımsal alandaki azalmanın durdurulması, toprakların korunmasının ülke geleceği için hayati bir konu olduğunu, sulanabilir 31 milyon dekar alanın bir an önce yatırımları tamamlanarak sulamaya açılması gerektiğini vurguladı.
Şemsi Bayraktar, 1995-2010 döneminde, ekilen tarla alanının 20 milyon dekar azalarak 184,6 milyon dekardan 164,6 milyon dekara indiğini, nadas alanının ise 51,25 milyon dekardan 8,75 milyon dekar daralmayla 42,5 milyon dekara düştüğünü kaydetti. Sebze bahçesi alanının da 7,85 milyon dekardan 7,3 milyon dekara daraldığını bildiren Bayraktar, buna karşın meyve alanlarının 5 milyon dekar artışla 24,6 milyon dekardan 29,6 milyon dekara çıkmasının sevindirici bir gelişme olduğunu belirtti.
-Alan azaldı verim arttı-
1990-2010 döneminde tarımda birim alandan alınan veriminin önemli ölçüde arttığını, çiftçideki bilinçlenme, iyi tohum kullanımı, makineleşmenin bunda etken olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“1995-2010 döneminde, üretim alanı buğdayda, 96,3 milyon dekardan 81 milyon dekara, arpada 34,5 milyon dekardan 30,4 milyon dekara düşerken, mısırda 5,18 milyon dekardan 5,94 milyon dekara, çeltikte 404 bin dekardan 990 bin dekara yükseldi. Alandaki gerilemeye karşın birim alanda alınan verim önemli ölçüde arttı. Önemli tarımsal ürünlerden buğdayda dekar başına kilogram olarak verim 1990 yılında 212 kilogramdı, 2010/2011 piyasa yılında durum buğdayında 259, diğer buğdaylarda 240, ortalama olarak da 243 kilograma yükseldi. Arpada 218 kilogram olan verim, 238 kilograma ulaştı. Mısırda verim 408 kilogramdan 726 kilograma, çeltikte 434 kilogramdan 869 kilograma, çavdarda 152 kilogramdan 259 kilograma, yulafta 197 kilogramdan 231 kilograma çıktı. Birim alandan alınan verimin 1990-2010 döneminde, arpada yüzde 9,2, buğdayda yüzde 14,6, yulafta yüzde 17,3 arttı. Verimdeki artış çavdarda yüzde 70,4’ü, mısırda yüzde 77,9’u buldu. Çeltikte verim yüzde 100,2 ile ikiye katladı.”
-Üretim artışı verim artışından-
Verimdeki artışın, toplam tarımsal üründe de artışı meydana getirdiğini bildiren Bayraktar, 1995-2010 döneminde, buğday üretiminin 20,4 milyon tondan 19 milyon 674 bin tona indiğini, son tahminlere göre 2011 yılında ise 21,6 milyon tona çıktığını, arpa üretiminin 1995-2010 döneminde 7,8 milyon tondan 7,6 milyon tona, 2011’de 7 milyon 250 bin tona indiğini kaydetti. Bayraktar, buğday üretim alanlarının yüzde 15,9 azalmasına, arpa üretim alanlarının yüzde 11,9 azalmasına karşın üretimde büyük gerileme yaşanmadığını, bunun da verimdeki artıştan kaynaklandığını belirtti.
Büyük verim artışı yaşanan mısırda üretimin 2,18 milyon tondan 4,2 milyon tona, çeltikte 200 bin tondan 900 bin tona çıktığına dikkat çeken Bayraktar, hayvancılıkta da sayıdaki azalmaya karşın kültür ve melez ırklara yönelme olduğunu söyledi.
-1991-2011 döneminde kültür sığırı sayısı 3,85 katından fazla arttı-
1991-2011 döneminde sığır sayısının 12 milyondan 12,4 milyona çıktı. Kültür sığırı sayısı, 3,85 katından fazla artarak 1 milyon 254 binden, 4 milyon 837 bine, kültür melezi sığır sayısı ise 4 milyondan 5,12 milyona yükseldiğini, yerli sığır sayısının ise 6,7 milyondan 2,43 milyona indiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bu dönemde koyun sayısı 39,6 milyondan 25 milyona indi. Merinos koyunu sayısı 490 binden 1 milyon 221 bine yükseldi. Kıl keçisi sayısı 9,6 milyondan 7,13 milyona, tiftik keçisi sayısı 1,2 milyondan 151 bine düştü. Hindi sayısı 3 milyondan 2,56 milyona inerken, tavuk sayısında önemli miktarda yükselme görüldü. 1991-2011 döneminde yumurta tavuğu sayısı 51 milyondan 79 milyona, et tavuğu sayısı 88 milyondan 159 milyona çıktı. Hayvan ırklarında kültür ırklarının ve kültür melezi ırklarının artması nedeniyle verimdeki yükselme sonucu süt üretimi, 2011 yılında ilk kez 15 milyon tonu aştı.”
-1991-2010 döneminde tarımsal alet ve makine parkı yüzde 35,3 arttı-
Bayraktar, gittikçe artan bir biçimde makineleşmeye de önem veren Türk çiftçisinin, 1991-2010 döneminde tarımsal alet ve makine parkını, yüzde 35,3’lük artışla 6 milyon 244 binden 8 milyon 450 bine yükselttiğini vurguladı. Türk çiftçisinin, makine parkını, yüzde 35,3’lük artışla 2,2 milyon adet büyüttüğüne dikkat çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
“Türk çiftçisi biçerdöver sayısını 10 bin 946’dan 13 bin 799’a, kulaklı traktör pulluğu sayısını 658 binden 1 milyon 14 bin adede, toprağı parçalayan makine olan kültüvatör sayısını 284 binden 480 bine, 1991’de olmayan pnömatik tohum ekim makinesini 25 bin 390’a, yine 1991’de olmayan damla sulama makinesi sayısını 245 bin 823’e, sadece tarımda kullanılan traktör sayısını 704 binden 1 milyon 97 bin adede çıkardı.Toplam traktör sayısı ise 1992-2012 Şubat döneminde 828 bin 580’den 1 milyon 470 bin 233 adede ulaştı.”
Bayraktar, Türk çiftçisinin, gübre, mazot gibi yüksek girdi fiyatlarına, yapısal sorunlarına rağmen, üretmeye, verimliliğini artırmaya, istihdam yaratmaya devam ettiğini, çiftçinin desteklenmesinin Türkiye ve içinde bulunduğu bölgenin gıda güvenliği ve güvencesi açısından da önem taşıdığını vurguladı.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “19 Mayıs’ta başlayan yolculuk, bir dönüm noktası ve kurtuluşun başlangıcıdır”
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “19 Mayıs’ta başlayan yolculuk,
bir dönüm noktası ve kurtuluşun başlangıcıdır”
-“Bu milletin birlik ve beraberlik içinde neler yapabileceğini,
göstermesi açısından 19 Mayıs büyük önem taşımaktadır”
Ankara – 18.05.2012 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ulu Önder Atatürk’ün Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919’un bir dönüm noktası olduğunu belirterek, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs’ta başlattığı yolculuk, esaret altındaki bir milletin, birlik ve beraberlik içinde destanlar yazarak istiklale ulaştığı kutsal bir yolculuktur” dedi.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, 19 Mayıs’ın, Türk ve dünya tarihini değiştiren, esaretten kurtuluşun ilk adımının atıldığı gün olduğunu vurguladı.
19 Mayıs 1919’u “Türk milletinin kurtuluşunun başladığı gün”, Samsun’u da “kurtuluşun başladığı” yer olarak tanımlayan Bayraktar, milletçe topyekun gerçekleştirilen kurtuluş mücadelesinin, birlik ve beraberlik içinde omuz omuza verildiğinde neler yapılabileceğini göstermesi açısından da büyük önem taşıdığına işaret etti.
Bu birlik ve beraberliğin günümüzde de sürdürülmesi; çiftçisi, işçisi, memuru, esnaf ve iş adamlarıyla ülke kalkınmasına omuz verilmesi gerektiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bu ülkenin çiftçileri olarak, gecemizi gündüzümüze katarak ve her türlü sorunu göğüsleyerek üretime devam ediyoruz. Daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye’ye ulaşabilmek için güçlü bir tarım sektörü yaratma yolunda, bakanlığımız ve tarım sektörümüzün diğer paydaşlarıyla çalışmalarımızı sürdürmek zorundayız.
Tarımda 40-50 yıllık yapısal sorunların hızla giderilmesi, yeterli bir tarımsal destek bütçesi sağlanması ve sulama yatırımlarına daha fazla önem verilmesi halinde; Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında Türk çiftçisi, 150 milyar dolar tarım ürünleri hasılasıyla, 85 milyonluk ülke nüfusunu, 50 milyon turisti besleyip, içinde bulunduğu bölgenin gıda açığını kapatacak ve 50 milyar dolar tarımsal ürün ihracatı yapacaktır. Biz Türk çiftçisi olarak bu hedefleri gerçekleştirecek azim ve kararlılıktayız.”
Büyük Önder Atatürk’ün ‘doğum günüm’ dediği ve gençliğe armağan ettiği 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı şahsım ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ne kayıtlı 5,5 milyon üyemiz adına kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere istiklal mücadelemizin bütün kahramanlarını rahmetle anıyor, saygılarımı sunuyorum.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Çiftçiler Gününde Konuştu:
-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Çiftçiler Gününde Konuştu:
-”Toprağa her bakımdan hak ettiği değeri vermek zorundayız. Toprağı
berekete dönüştüren çiftçiye bütün imkanlarını kullanarak sahip çıktık”
Ankara – 14.05.2012 – Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Toprağa her bakımdan hak ettiği değeri vermek zorundayız. Toprağı berekete dönüştüren çiftçiye bütün imkanlarını kullanarak sahip çıktık” dedi.
Erdoğan, hedeflerinin Türkiye’de açık kanalet sisteminden kapalı sisteme geçmek olduğunu belirterek, ”Açık kanalet sisteminde nereden bakarsanız bakın yüzde 60-65 buharlaşmayla suyu kaybediyoruz. Bunu kaybetmememiz lazım. Çünkü biz su zengini bir ülke değiliz” dedi.
Başbakan Erdoğan, Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) tarafından JW Marriot Otel’de 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla düzenlenen törendeki konuşmasına, annelerin Anneler Günü’nü kutlayarak ve hayatlarını kaybeden eski Trabzon milletvekili Mustafa Cumur ile eski Bakan Eyyüp Cenap Gülpınar için rahmet dileyerek başladı.
”Aşık Veysel’in gönül gözüyle ifade ettiği gibi insanoğlu olarak bizim sadık yarimiz kara topraktır. Dost dost diye nicesine sarıldık/Benim sadık yarim kara topraktır/Beyhude dolandım boşa yoruldum/Benim sadık yarim kara topraktır/Havaya bakarsam hava alırım/Toprağa bakarsam dua alırım/Topraktan ayrılırsam nerede kalırım/Benim sadık yarim kara topraktır” diyen Erdoğan, Allah’ın insanları topraktan yarattığını, insanların hayatını toprağın üzerinde ve ondan elde ettiği nimetlerle sürdürdüğünü vurguladı.
Erdoğan, ”Öldüğümüzde de toprağa geri dönüyoruz. Toprak olmazsa bu dünyada kalacak yer bulamadığımız gibi, öteki aleme göçtüğümüzde de yatacak yerimiz olmayacak. Bunun için toprağa her bakımdan hak ettiği değeri vermek zorundayız” diye konuştu.
-”Tarım ürünleri ihracatımız 2011 yılında 15,3 milyar dolara yükseldi”-
Toprağı berekete dönüştüren çiftçiye bütün imkanlarını kullanarak sahip çıktıklarını belirten Erdoğan, kendi kendine yetecek bir tarımsal üretim potansiyeline sahip olmasının Türkiye’nin en büyük gücü olduğunun altını çizdi.
Hükümetleri döneminde Türkiye’yi her alanda güçlendirirken tarımın en başta gelen alanlar arasında yer aldığını söyleyen Erdoğan, ”Tarımı stratejik bir alan olarak gördük ve bütün adımlarımızı ona göre attık. Böylece tarımsal gayrisafi yurtiçi hasılamızı 2002 yılındaki 23,7 milyar dolar üzerinden 2011 yılında yüzde 165’lik artışla 62,7 milyar dolara ulaştırdık” dedi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
”Tarım sektöründeki kişi başına geliri 2000 yılındaki 1000 dolar seviyesinden 2011’de 3 bin 653 dolara yükselttik. Genel ihracatımızla tarım ürünleri ihracatımızı da oldukça yüksek alanlara çıkardık. 2002 yılında 3 milyar dolar olan tarım ürünleri ihracatımız, 2011 yılında yüzde 282’lik bir artışla 15,3 milyar dolara ulaştı. Bütün bu gelişmeler sonunda Türkiye tarımsal ekonomik büyüklük bakımından dünyada 11’inci, Avrupa’da 4’üncü sıradayken, dünyada 7’inciliğe, Avrupa’da 1’inciliğe yükseldi.
Elbette bu sonuçlar kendi kendine ortaya çıkmadı. Geçtiğimiz 9,5 yıl boyunca tarımda yapısal bir dönüşüm gerçekleştirdik. Bu dönüşümün yasal altyapısını kurmak için 13 kanun çıkardık. Kaliteyi, sağlığı, verimliliği ve kırsal kalkınmayı esas alan 52 yeni destek uygulamasını hayata geçirdik.
Üreticilerimize 2003-2012 döneminde toplamda 46 milyar 400 milyon lira nakit tarımsal destek ödemesi yaptık. 2002 yılında çiftçilerimize 1 milyar 868 milyon lira tarımsal destek ödemesi yapılmışken, 2011 yılında biz bu rakamı yüzde 274’lük bir artışla 7 milyar 100 milyon liraya ulaştırdık. Destek ödemelerini yılın ilk yarısında yaparak çiftçimizin mağduriyetine meydan vermedik. Tarımsal girdilerin en önemli destekleri bizim dönemimizde verilmeye başlandı.
Örneğin mazot desteğini 2003 yılında, kimyevi gübre desteğini doğrudan çiftçiye ödemeyi 2005 yılında, sertifikalı tohum ve fide kullanma desteğini 2005 yılında, sulamaya faizsiz hibe ve kredi desteğini 2006 yılında, makine ekipmanı yüzde 50 hibe desteğini 2007 yılında ilk defa biz başlattık.
Tarımsal kredilerin 2002 yılında yıllık yüzde 59 olan faiz oranlarını 2011 yılında sulama ve hayvancılıkta sıfıra, diğer alanlarda yüzde 5’e düşürdük. Yüzde 59 faiz nerede, yüzde sıfır faiz nerede? Burada enteresan bir şey daha söyleyeceğim. 2002’de Ziraat Bankası’nın tarımsal kredi kullanımı 227 milyon lira, 2011’de 19 milyar lira. Tarım kredi kooperatiflerinin kredi kullanımı 2002’de 302 milyon, 2011’de 3,9 milyar lira. Toplamda 23 milyar lira. Yani eski rakamla 23 katrilyon lira. Bunu kullanan çiftçi sayısı 521 bin 790 kişi. Tabii burada bir güzellik daha var, 2002’de geri dönüş yüzde 38 idi. 2011’de bu, yüzde 99’a geldi. Bundan dolayı çiftçi kardeşlerimizi kutluyorum. Tarım kredi kooperatiflerinde de yüzde 71 idi geri dönüş, fakat o da yüzde 98’e yükseldi. Yani benim çiftçi kardeşim borcuna sadık. Gidip ödemesini de yapıyor.”
-”Sulama yatırımlarına özel önem veriyoruz”-
Sulama yatırımlarına da özel bir önem vererek 718 milyar lira faizsiz kredi kullandırıldığını, böylece 73 bin çiftçinin 2 milyon 700 bin dekar alanı basınçlı sulama sistemiyle sulanmasını sağladıklarını dile getiren Erdoğan, hedeflerinin Türkiye’de açık kanalet sisteminden kapalı sisteme geçmek olduğunu anlattı.
Böylelikle suda israfı, suyun buharlaşmasını önleyecek sistemi getireceklerini kaydeden Erdoğan, ”Açık kanalet sisteminde nereden bakarsanız bakın yüzde 60-65 buharlaşmayla suyu kaybediyoruz. Bunu kaybetmememiz lazım. Çünkü biz su zengini bir ülke değiliz. Bunun da adımlarını atmış oluyoruz” dedi.
AK Parti hükümetleri döneminde Devlet Su İşleri (DSİ) aracılığıyla büyük bölümü sulama amaçlı bin 128 tesisi tamamlayarak hizmete sunduklarını dile getiren Erdoğan, 11 milyon dekar alanı sulamaya açarak sulanan arazi miktarını 55 milyon dekara ulaştırdıklarını, 2 milyon hektara yakın alanı ağaçlandırarak toprağın zarar görmesini engellediklerini ifade etti.
-“Bütün çocuklarımıza, bütün velilerimize sesleniyor ve okullarda dağıtılan sütleri
gönül rahatlığıyla içmelerini istiyorum”-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Bütün çocuklarımıza, bütün velilerimize sesleniyor ve okullarda dağıtılan sütleri gönül rahatlığıyla içmelerini istiyorum” dedi.
Erdoğan, Türkiye hayvancılık alanında Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifleri aracılığıyla 2010 yılı Ağustos ayından 2011 sonuna kadar 6 milyar 322 milyon lira faizsiz kredi kullandırdıklarını söyledi.
Çiftçinin krediyi geri ödeyebilmesini sağlamanın, kredi kullandırmaktan daha önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, ”2002 yılında Ziraat Bankası kredileri geri dönüş oranı neydi ama şimdi ne?” diyerek, bunun çok güzel bir gelişme olduğunu kaydetti.
Başbakan Erdoğan, 2011 yılında bu gelişmeler yaşanırken, gerek süt gerek et-besi hayvancılığında da çok ciddi gelişmeler olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:
”2002 yılında hayvancılığa verilen destek 83 milyon lira iken bu rakamı 2012 yılında 2 milyar 100 milyon lira düzeyine çıkarıyoruz. Hayvancılık desteklerinin toplam destekler içindeki payını da 2002 yılındaki yüzde 4’ten seviyesinden 2012 yılında yüzde 28’e yükseltiyoruz. 2003 yılından bu yılın Mart ayı başına kadar hayvancılığa verdiğimiz nakit destek tutarı 7 milyar 900 milyon lirayı buldu. Büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapanlara 2010 yılından itibaren sıfır faizli 7 yıl vadeli yatırım ve işletme kredisi vermeye başladık. Bugüne kadar 111 bin kişiye 5 milyar 900 milyon lira bu kapsamda kredi kullandırdık.”
-”Toplulaştırmaya hız verdik”-
İşletmelerin küçük ve parçalı araziler şeklinde olmasının, ülkedeki tarım sektörünün en önemli yapısal sıkıntılarından birisi olduğunu dile getiren Erdoğan, bunun için arazi toplulaştırma çalışmalarına sürat verdiklerini belirtti.
Erdoğan, 1961 yılından 2002 yılana kadar geçen 41 yıllık dönemde toplam 450 bin hektar alanda toplulaştırma yapılabildiğine işaret ederek, kendilerinin 2003-2011 arasında 1 milyon 291 bin hektar alanda toplulaştırma gerçekleştirdiklerini, hedeflerinin 2023 yılına kadar ülkede toplulaştırma yapma miktarını 14 milyon hektarın tamamında yapıp bitirmek olduğunu söyledi.
2006 yılında başlattıkları kırsal kalkınma hamlesiyle bugüne kadar 4 bin 76 tarıma dayalı sanayi tesisi yapılmasını sağladıklarını ifade eden Erdoğan, 42 bin yeni istihdam oluşturan bu tesisler için 600 milyon lira hibe desteği verdiklerini belirtti.
Erdoğan, yine bu kapsamda 625 milyon lira hibe ile 160 binin üzerinde makine ekipman desteği sağladıklarına dikkati çekerek, böylece tarımda teknoloji kullanımını artırırken, makine imalat sektörünü de canlı tuttuklarını anlattı.
Başbakan Erdoğan, 2015 yılına kadar 30 bin yeni istihdam oluşturan 3 bin yeni tarımsal tesise daha destek vereceklerini vurgulayarak, ihtiyaç doğrultusunda makine ekipman desteğini de devam ettireceklerini dile getirdi.
-İlk kez faizsiz kredi imkanı-
Tarımsal kalkınma kooperatiflerine ilk kez faizsiz kredi imkanını da kendilerinin getirdiğini ifade eden Erdoğan, bugüne kadar 1838 kooperatif projesine 1 milyar 800 milyon lira kredi tahsis ettiklerini, bu projelerle 178 bin çiftçi ailesini destekleyerek, iş sahibi olmalarını temin ettiklerini söyledi.
Erdoğan, çiftçilerin eğitiminin önem verdikleri bir başka alan olduğunu belirterek, sadece son 3 yılda çiftçilere sponsor desteğiyle 1 milyon 100 bin ücretsiz kitap dağıttıklarını kaydetti.
Dünyada kendi alanında bir ilk olan, internet üzerinden ulaşılan web-tarım televizyonunu kurduklarını anlatan Erdoğan, çiftçilerin günün 24 saati faydalanabildikleri bu internet sitesinde 300 eğitim filmi bulunduğunu bildirdi.
Tarımsal danışmanlık hizmeti satın alan çiftçilere ve işletmelere 600 liralık bir destek sağladıklarını dile getiren Erdoğan, ”Köye ve köylüye hizmet mahalinde olmalıdır” anlayışından hareketle 2007 yılından bugüne kadar bu amaca dönük olarak görev yapan 7 bin 500 personel istihdam ettiklerini belirtti.
Erdoğan, bütün bunları yeterli görmedikleri için 2023 yılı için çok daha büyük hedefler belirlediklerini ifade ederek, amaçlarının 23,7 milyar dolardan 62 milyar dolara çıkardıkları tarımsal milli geliri 2023 yılında 150 milyar dolara ulaştırmak olduğunu söyledi.
Tarım ürünleri ihracatını 3 milyar dolardan 15,3 milyar dolara getirdiklerini, bunu da 2023 yılında 40 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini ifade eden Erdoğan, ”Fakat başkan 50 milyar dolar müjdesini verdi. O bizi de aştı. Temennim o ki 50 milyar doları da yakalarız, 50 milyar doların da inşallah üzerine çıkarız. Gökten ne yağar ki yer kabul etmez. Tarımsal ekonomik büyüklük açısından da zaten Avrupa’da birinciliğe yükseldik. 2023 yılında dünyanın ilk 5 ülkesi arasına girmeyi planlıyoruz” diye konuştu.
-”Sütleri gönül rahatlığıyla içmelerini istiyorum”-
Erdoğan, ülkenin imkanlarını, değerlerini ve üretimini daima kendi insanının hizmetine vermenin, kendi insanı için kullanmanın gayreti içinde olduklarını ifade ederek, bu doğrultuda çok önemli bir çalışmayı 2 Mayıs tarihi itibarıyla başlattıklarını kaydetti.
Türkiye’nin ilçe, belde ve köyleriyle 81 vilayetinde 32 bin 600 okulda her gün 7 milyon 200 bin adet süt dağıttıklarına işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:
”Sütün çocuklarımızın gelişimindeki önemi hepimizin malumu. Biz imkanı olan olmayan ayrımı yapmadan sadece aileleri tarafından sağlık açısından süt içmesinde sakıncası olduğu bildirilenler hariç bütün çocuklarımızı bu uygulamaya dahil ettik. Böyle kapsamlı ve büyük bir projeyi organizasyonda ciddi hiçbir aksaklık yaşanmadan başarıyla gerçekleştirdik. Projenin ilk günlerinde toplam 7 milyon 200 bin çocuğumuzdan küçük bir bölümünde süte karşı hassasiyetten kaynaklanan rahatsızlıklar ortaya çıktı. Bunlara da derhal sağlık kuruluşlarımızda gerekli müdahaleler yapıldı ve tedavileri gerçekleştirildi.
Bunun üzerine sağlık Bakanlığımız, Milli Eğitim Bakanlığımız, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız gerekli çalışmaları gerçekleştirdi, tetkikler yapıldı. Sonuçta yaşanan sıkıntıların gıda zehirlenmesinden kaynaklanmadığı yani sütlerle ilgili herhangi bir sorun bulunmadığı ortaya çıktı. Buradan bir kez bütün çocuklarımıza, bütün velilerimize sesleniyor ve okullarda dağıtılan sütleri gönül rahatlığıyla içmelerini istiyorum. Böylesine kapsamlı bir projede ortaya çıkan ve toplam içinde çok az sayıda olan öğrencilerimizin rahatsızlanması konusunu bir istismar vesilesi yapmak isteyenleri özellikle dikkate almamalarını rica ediyorum. Olayın önünü arkasını anlama zahmetine girmeden, araştırıp sormadan, doktorların değerlendirmelerini, tahlilleri, raporları görmeden ön yargıyla söylenen sözler kimseyi tereddüte sürüklemesin. Çünkü bu çocuklarımızın gelişimini ilgilendiren, sağlıklı, güçlü nesiller yetişmesine katkı sağlayacak bir projedir.”
-”Öz evlatlarımız olarak görüyoruz”-
Başbakan Erdoğan, okullarda süt verdikleri her bir çocuğu kendi öz evlatları olarak gördüklerini her aşamada bu hassasiyetle hareket ettiklerini vurgulayarak, ”Nitekim ilk günlerde yaşanan bu sorunlar, süte hassasiyeti olan çocuklarımız durumları ortaya çıktığı için daha sonraki günlerde ortadan kalkmıştır. Bir şikayet gelmedi. Meselenin gıda zehirlenmesinden kaynaklanmadığı anlaşılırken, bu olay üzerinden sergilenen fırsatçılıkta bütün milletimiz tarafından gayet açık şekilde görülmüş oldu” dedi.
Sütün bol ve az olduğu mevsimlerin olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
”Sütün az olduğu mevsimde bu işin ticaretini yapanların bunu istismar ettiğini görüyoruz. Buradan çok büyük rantlar elde etmekte olduklarını görüyoruz. Bol olduğundan da benim süt üreticisi kardeşimin mağduriyetini görüyoruz. Onun da elinde bu defa süt kalıyor. Öyle mi? Ve elinde kaldığı için de ne oluyor? Hem istediği gibi sütünü satamıyor, satamadığı gibi bazıları da sütünü kullanamıyor. Bunları yaşadık. Bu problemi de biz bunu sübvanse etmek suretiyle böylece sütü yıl boyu ne yaptık sübvanse etmenin yanında bir de avanse ettik. Fiyatları böyle bir aynı noktaya taşımış olduk. Böylece üretici tüketici arasında sütün sanayisini yapanlar da artık bu işin istismarını yapamıyor. Bir kez daha ifade ediyorum. Süt meselesi istismar edilmeyecek, siyaset malzemesi olarak kullanılmayacak kadar önemli bir konudur. Çocuklarımız söz konusu olduğunda, onların sağlığı geleceği söz konusu olduğunda diğer her şey bizim için ikinci plandadır. Bunun aksini düşünebilen, aksini iddia edebilen bir anlayış hiç kusura bakmayın bizim tasvip edebileceğimiz bir anlayış değildir.
Bizim bu projeyle asıl amacımız çocuklarımızın sağlıklı beslenmeleri, sütün faydalarından azami derecede istifade edebilmeleridir. Bununla birlikte elbette bu proje de özellikle hayvancılık sektöründe, yem sektöründe, tarımda da önemli bir canlanmaya yol açıyor. Okullarda süt dağıtımını aynı zamanda tarım ve hayvancılık sektörü için dolaylı bir destek projesi olarak da ifade edebiliriz. Böylesine çok yönlü faydaları olan bu projeyi inşallah planladığımız şekilde sürdüreceğiz ve sonucu da ulaştıracağız.”
Başbakan Erdoğan, geçmişe devletler ve milletler için ikamesi en zor olan hususun yiyecek temini olduğunu ifade ederek, bu konuda geçmişteki sıkıntıların yaşanmaması için gerekli tedbirleri aldıklarını söyledi.
Sulanabilir araziler, arazi toplulaştırması, makine-ekipman gibi tarımsal üretim için hayati derecede önemli konularda 9,5 yıl öncesine göre Türkiye’nin son derece ileri noktalara geldiğine işaret eden Erdoğan, şöyle dedi:
”İnşallah 2023 yılı hedeflerimizi hayata geçirdiğimizde, Türkiye Cumhuriyeti’mizin kuruluşundan ancak 100 yıl sonra, en az yarım asır önce ulaşmamız gereken noktaya gelebilmiş olacağız. Türkiye, çok uzun bir dönem sadece elindeki muazzam insan gücünü değil, tarım potansiyelini ne yapacağını bilemez halde, öylece kalakaldı, izledi. Hep sanayileşme konusundaki geri kalmışlıktan yakınıyoruz, oysa asıl geri kalmışlığı tarımda yaşadık. Geçmişte sık sık ifade edilen, ‘kendi kendini besleyen ülke’ sözünün aslında bir afrodizmadan ibaret olduğunu, sadece bir potansiyeli anlattığını bugün artık anlamış olduk.
Toprak emek vermeden, alın teri dökmeden, gerekli altyapıyı hazırlamadan sizi doyurmaz, ondan beklediğinizi vermez. Biz tarım sektörüne, çiftçilerimize sağladığımız destekle, toprağa hak ettiği değeri veriyoruz, toprak da bereketini, ürününü, bolluğunu ülkemizden esirgemiyor, ziyadesiyle karşılığını veriyor.”
Başbakan Erdoğan, çiftçilere emekleri, alın terleri ve Türkiye’ye kazandırdıkları için teşekkür ederek, konuşmasını bitirdi.
Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından, Bakanlar Kurulu toplantısına katılmak üzere, TBMM Başkanı Cemil Çiçek, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer protokol üyeleriyle tokalaşarak, salondan ayrıldı.
Erdoğan, törenin düzenlendiği salondan çıkarken, bazı çiftçiler ile kısa süreli görüşerek, fotoğraf çektirdi.
Dünya Gıda Günü ve kurbanlık fiyatları
-Dünya Gıda Günü ve kurbanlık fiyatları
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:
-“Kurbanlık fiyatlarının bu bayramda genel olarak iller
bazında, geçen yılki fiyatlara yakın ya da daha düşük
seyredeceği tahmin ediliyor”
-“Kurban döneminde hayvan fiyatlarının, illere ve canlı
ağırlığa göre farklılık göstermekle birlikte, hayvan
başına büyükbaşta 2 bin lira ile 10 bin lira arasında,
küçükbaşta ise 250 lira ile 1200 lira arasında değişeceği
bekleniyor”
-“Canlı ağırlık fiyatının da büyükbaş hayvanlarda kilogram
başına 8 ile 16 lira arasında, küçükbaşta kilogram başına
6,50 lira ile 16 lira arasında olacağı tahmin ediliyor”
-“Üreticilerimiz, bu yıl ellerinde yeterince hayvan olduğunu,
halkımızın ‘kurbanlık bulamayacağız’ diye, endişelenmesine
gerek olmadığını belirtmektedir”
-“Ülkemizde kurban bayramlarında 2 milyona yakın küçükbaş,
500 bin başa yakın da büyükbaş hayvan kesilmektedir”
-“Geçen yıla göre; arpa yüzde 22, buğday kepeği yüzde 31,
ayçiçeği tohumu küspesi yüzde 53, yemlik buğday yüzde 17
ve besi yemi de yüzde 14 pahalandı”
-“Hayvan yetiştiricilerinin vadesi gelen kredi borçları, yaşanan
şartlar ve sektörden muhtemel kopuşlar da dikkate alınarak
1 yıl ertelenmeli, besicilere verilen hayvan başına 300 lira
et desteği, süt teşvik primi artırılmalıdır”
-“Et ve Balık Kurumu bünyesinde bir müdahale kurumu
oluşturulmasına engel çıkarılmaması gerekir. Müdahale
kurumu olmaması Hazine’ye daha fazla yük getirecektir.
Başbakan Erdoğan’ın da talimatı var”
Ankara – 16.10.2012 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kurbanlık fiyatlarının bu bayramda genel olarak iller bazında, geçen yılki fiyatlara yakın ya da daha düşük seyredeceğinin tahmin edildiğini bildirdi.
Bayraktar, “Kurban döneminde hayvan fiyatlarının, illere ve canlı ağırlığa göre farklılık göstermekle birlikte, hayvan başına büyükbaşta 2 bin lira ile 10 bin lira arasında, küçükbaşta ise 250 lira ile 1200 lira arasında değişeceği bekleniyor. Canlı ağırlık fiyatının da büyükbaş hayvanlarda kilogram başına 8 ile 16 lira arasında, küçükbaşta kilogram başına 6,50 lira ile 16 lira arasında olacağı tahmin ediliyor” dedi.
Şemsi Bayraktar, Ankara’da Atlıspor Kulübü’nde düzenlediği basın toplantısında, kurbanlık fiyatlarını, Dünya Gıda Günü’nü ve okul sütü programını değerlendirdi.
Bayraktar, üreticilerin, bu yıl ellerinde yeterince hayvan olduğunu, halkımızın “kurbanlık bulamayacağız” diye, endişelenmesine gerek olmadığını belirtti.
-Dünya Gıda Günü-
1945 yılından bu yana, dikkatleri dünya gıda güvenliğine çekmek amacıyla 16 Ekim’in, “Dünya Gıda Günü” olarak kutlandığını bildiren Bayraktar, kurbanın da Müslümanlar için yerine getirilmesi gereken önemli bir görev söyledi. Bayraktar, kurbanın insanlar arasında dayanışmayı ve paylaşımı öngören, “komşusu açken tok yatmama” gerekliliğinin yaşamın temelleri arasında olmasını teşvik ettiğini belirtti.
Dünya Gıda Günü’nün Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından; “Tarım Kooperatifleri: Dünyayı Beslemenin Anahtarı” olarak belirlendiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Her sekiz kişiden birinin yetersiz beslendiği günümüz dünyasında, her gün 868 milyon insan yatağına aç giriyor. Her yıl, 5 milyonu çocuk olmak üzere, 9 milyondan fazla insanın açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybettiği Birleşmiş Milletler kaynaklarınca belirtiliyor.
Açlık ve yetersiz beslenme günümüzde belirli bir bölgenin sorunu olmaktan çıkarak, bütün insanlığın en önemli sorunlarından biri haline geldi.
Yoksulluk ve açlığı tetikleyen en önemli unsurlardan birinin, dünya gıda fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar olduğu biliniyor.
Dünya gıda fiyatlarını, iklim değişikliği ve kuraklık gibi doğal afetler yanında, gelişmiş ülkelerin tarımsal ürün ticaretindeki korumacı politikaları, gıdaya olan talebin artması, tarımda girdi fiyatlarının yükselmesi, tarım sektörüne yeterli yatırımın yapılmaması, tarım ürünlerinin biyoyakıt üretiminde kullanılması gibi birçok faktör etkiliyor.”
Dünyada açlık ve yetersiz beslenmenin etkisi altındaki nüfusun giderek artmasının en önemli nedenlerinden biri de gıdanın gelişmiş ülkelerce dünya siyasetini kontrol etmek amacıyla bir “silah” olarak kullanılması olduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Tarımsal üretim fazlası olan bazı gelişmiş ülkeler, kendi fazla üretimlerini pazarlayabilmek için az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere ‘gıda yardımı’ adı altında tarımsal ürün gönderiyor. Bu ürün girişi, o ülkelerdeki birçok üreticinin tarım dışı kalmasına, istikrarsızlaştırılan tarım sektörünün çökmesine neden oluyor. Bu ülkeler zamanla gelişmiş ülkelerin pazarı haline geliyor. Bu bakımdan, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere, tarımlarının çökmesine neden olan ‘gıda yardımı’ adı altında yardımlar gönderilmesi yerine, tarımlarını sürdürülebilir kılacak destekler verilmelidir. Bu çerçevede, teknoloji ve finansman desteği yanında, üreticilerin güçlü bir şekilde örgütlenmesiyle tarımda sürdürülebilirlik sağlanmalıdır.
Bugün dünyada, 1 milyar kişinin kooperatif üyesi olduğu tahmin ediliyor. Sanayisi gelişmiş ülkelerin tamamında tarım sektörünün de güçlü olduğunu görüyoruz. Bunda, girdi temininden pazarlamaya kadar üreticiye her türlü hizmet ve desteği sağlayan tarımsal kooperatifler ve üretici örgütlerinin çok önemli rol oynadığı biliniyor.
Ülkemizde tarımsal ürünlerin işlenmesinde kooperatiflerin payı yüzde 1 ile yüzde 10 arasında değişirken, bu oran Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 30 ile yüzde 100 arasında değişiyor. Türkiye’de üretici örgütlerinin çok başlı olması ve bir çatı örgüt altında toplanmamış olmaları nedeniyle mevcut 13 bin tarımsal kooperatifin pazarda yeterli etkinliği bulunmuyor. Örgütlenme yumuşak karnımızdır. Sektör olarak da bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Buna karşılık, Almanya, İspanya ve Fransa’da 2-3 bin kooperatif 70-80 milyar Avroluk, Hollanda’da ise sadece 51 kooperatif, 48 milyar Avroluk bir tarımsal ürün pazarını kontrol ediyor.
Bu bilgiler ışığında; az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde de gıda güvencesinin sağlanabilmesi için tarımsal kooperatiflerin, üretici örgütlerinin ve diğer tarımsal kuruluşların güçlü bir şekilde yapılanmaları hayati önemdedir. Bu ülkelerde tarımsal örgütlerin desteklenmesi, ülke tarımının sürdürülebilirliği ve açlıkla mücadelede fevkalade önem taşımaktadır.”
-Kurbanlık fiyatları-
Türkiye gibi Müslüman ülkelerde Kurban Bayramı’nın et tüketiminin olağanüstü arttığı bir dönem olduğunu, çok kısa zamana yığılan canlı hayvan talebi de çeşitli sıkıntıları beraberinde getirdiğini belirten Bayraktar, “kısa süre içinde milyonlarca hayvan kurban olarak kesilmekte, bu talebi karşılamak için yoğun emek harcanmakta, ulaşım, barınma, kurban alanı sağlama gibi sorunlar da baş göstermektedir” dedi.
Bundan dolayı Kurban Bayramı hazırlıklarının, kurban kesenler, üreticiler ve kamu yönetimi açısından çok önemli sosyal bir olay olduğunu ve çok ciddi çalışmayı gerektirdiğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Ülkemizde kurban bayramlarında 2 milyona yakın küçükbaş, 500 bin başa yakın da büyükbaş hayvan kesilmektedir.
Kurbanlık satışları illere ve bölgelere göre farklılık arz etmektedir. Kimi yerlerde canlı kilo ve et fiyatı üzerinden, kimi yerlerde ise canlı hayvan üzerinden pazarlık yöntemiyle satış yapılmaktadır.
Ziraat Odalarımızdan aldığımız bilgilere göre, bu yıl Kurban döneminde hayvan fiyatlarının, illere ve canlı ağırlığa göre farklılık göstermekle birlikte, hayvan başına büyükbaşta 2 bin lira ile 10 bin lira arasında, küçükbaşta ise 250 lira ile 1200 lira arasında değişeceği, canlı ağırlık fiyatının da büyükbaş hayvanlarda kilogram başına 8 ile 16 lira arasında, küçükbaşta kilogram başına 6,50 lira ile 16 lira arasında olacağı beklenmektedir.
Fiyatların iller bazında bu bayramda genel olarak geçen yıla yakın ya da daha düşük seyredeceği tahmin edilmektedir.
Üreticilerimiz, bu yıl ellerinde yeterince hayvan olduğunu, halkımızın ‘kurbanlık bulamayacağız’ diye, endişelenmesine gerek olmadığını belirtmektedirler.
Yaptığımız görüşmelerden çıkan sonuçlar, üreticilerimizin bu yıl da geçen yıl olduğu gibi satış ve fiyatlardan çok da umutlu olmadığını göstermektedir. Özellikle yem fiyatlarının önemli oranda yükselmiş olması, fiyatların geçen yıla yakın seyredecek olması, bu düşüncenin ana sebebini oluşturmaktadır.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker’in ‘kurbanlık ithal edilmeyecek’ sözü, bayram öncesi düşük fiyatlar nedeniyle morali bozuk olan üreticilerimizin yegane tesellisi olmuştur.”
-“Üreticilerimiz birçok sorunla baş etmek durumunda kalıyor”-
Kurbanlık hayvan satışı yapan üreticilerimiz birçok sorunla baş etmek durumunda kaldığına dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Öncelikle ve özellikle vurgulamak isterim ki, yem fiyatları çok yükseldi. Üreticilerimiz geçen yıl arpanın tonunu 500 liraya almışken, bu yıl 610 lira ödüyorlar. Yine aynı şekilde fiyatlar, kepekte 420 liradan 550 liraya, ayçiçeği tohumu küspesinde 360 liradan 550 liraya, yemlik buğdayda 520 liradan 610 liraya, besi yeminde ise 630 liradan 720 liraya yükseldi. Geçen yıla göre; arpa yüzde 22, buğday kepeği yüzde 31, ayçiçeği tohumu küspesi yüzde 53, yemlik buğday yüzde 17 ve besi yemi de yüzde 14 pahalandı.
Bilindiği üzere buğday üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını sağlayan Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde ilkbahar yağışlarının yetersiz olması sonucu bitki gelişimi arzu edilen ölçüde gerçekleşmedi. Buğday sap boyları kısa kaldı, saman veriminde düşüklük oldu. Dolayısıyla kaba yem olarak ağırlıklı samana dayalı besleme yapan birçok hayvan yetiştiricimiz, düşen arza bağlı olarak saman bulmakta zorlandı. Bulanlar da talep nedeniyle yükselen fiyatlardan saman almak durumunda kaldı. Yukarıda bahsedilen nedenlerle geçen yıl kilogramı 20-30 kuruştan satılan saman fiyatları 70 kuruşlara kadar çıktı. Saman dışında kaliteli kaba yem fiyatlarında da yükselme oldu. Özellikle yoncanın kilogramı geçen yıl 35-40 kuruş iken bu yıl 65-70 kuruşa çıktı. Diğer bir alternatif kaba yem kaynağı mısır silajında da geçen yıl 12-13 kuruş olan fiyat, bu yıl 18-20 kuruşlara kadar yükseldi.
Bunların dışında, kurbanlıkları metropol illerde belediyelerin belirlediği yerlerde satmak isteyen üreticilerimiz, kurban süresince hayvanlarını bulunduracakları yerlere ciddi bir kira bedeli ödemektedirler. Bu da üreticilerimize ek maliyet getirmektedir.
Üreticilerimiz ayrıca, hayvanlarını pazara ulaştırmak için ciddi bir nakliye ücreti de ödemektedirler. Geçen yıl mazotun litre fiyatı yaklaşık 3,2 lirayken bu yıl 4,4 liraya kadar çıktı. Yani bir yılda yüzde 38’e yakın bir fiyat artışı meydana geldi. Bu artışların hayvanların pazara nakil bedellerine yansıması dolayısıyla üreticilerin maliyetlerinin yükselmesi kaçınılmaz oldu. Üreticimiz eğer bayram süresince hayvanları satamazsa dönüş için de nakliye parası ödemekte, bu da masrafların daha da artmasına yol açmaktadır.”
Hayvanlarını satacakları yere 1-2 hafta önceden giden üreticilerin kaldıkları sürede kişisel masrafları için de önemli denebilecek harcamalar yaptığını bildiren Bayraktar, “dolayısıyla pazara kurbanlık sevk eden her üretici nakliye artı çadır kirası, artı yeme, içme gibi kişisel harcamalar da dahil olmak üzere kişi başı ciddi denebilecek miktarlarda harcamada bulunmaktadır” dedi.
-Nakliye ve kira ücretlerinin yüksekliği-
Sonuç olarak üreticilerin, hayvan satış yerlerine ödedikleri kira ücretlerinin, yem fiyatlarının ve besi başı canlı hayvan fiyatlarının, nakliye ücretlerinin yüksekliği, kişisel harcamalar gibi birçok sorunla baş etmek durumunda kaldığını vurgulayan Bayraktar, şunları söyledi:
“Hayvan yetiştiricileri yüksek maliyet ve düşük ürün kıskacına girmiş, kredi borcu ödemelerinin başlamasıyla da sıkıntıları daha da artmıştır. Bu durum gerekli tedbirler alınmadığı takdirde ilerleyen dönemlerde; işletmelerde küçülmelere, üretimi terk ederek sektörden kopuşlara, damızlık hayvanların kasaba sevk edilmesine, ödenemez kredi borçlarının artmasına, dolayısıyla çok ciddi sosyal yaralara, her şeyden önemlisi hayvancılıkta 2008 döneminden daha da kötü, yeni bir krize neden olabilir.
Et ve Balık Kurumu yetkilileri, olası olumsuz durum yaşanması ve hayvan satışlarının istenilen miktarlarda olmaması durumunda üreticinin elinde kalan hayvanlarını bayram sonrası alacaklarını belirttiler. Bu önemli bir açıklama olmakla birlikte, eğer alım fiyatlarını üreticilerimizin yaptıkları masrafları da dikkate alarak, kurbana özel belirlerlerse, bu durumda üreticilerimizin mağdur olmalarını önlenebilecektir.
Hayvan yetiştiricilerinin vadesi gelen kredi borçları, yaşanan şartlar ve sektörden muhtemel kopuşlar da dikkate alınarak 1 yıl ertelenmeli, besicilere verilen hayvan başına 300 lira et desteği arttırılmalı, süt teşvik primi artırılmalıdır.
Üreticilerin kaba yem ihtiyacını karşılamak ve yükselen kaba yem fiyatlarını düzenlemek amacıyla alınan ithalat kararı, sahada soruna çözüm getirmedi. İthalatın toplu alımlar şeklinde, uygun fiyata temin edilmesi, küçük çiftçilere uygun fiyat ve ödeme koşullarında dağıtılması yönünde çözümler üretilmelidir.”
-“Kurbanlıklar sıkı bir şekilde denetlenmelidir”-
Pazarda kurbanlıkların sıkı bir şekilde denetlensi gerektiğini, hayvan pazarlarına kurbanlıkların gelmesiyle birlikte bu yerlerde kamu görevlileri tarafından hayvanlar sağlık kontrolünden geçirildiğini bildiren Bayraktar, “bu kontrollerin, kurbanlıkların, gerekli kurbanlık vasıfları (yaşı uygun mu? Gebe olup olmadığı ve benzeri) yönünden de yapılması gerekir. Böylece, hayır işleyecek halkımızın da mağdur olması önlenecektir” dedi.
Kurban Bayramı döneminde birçok dernek, vakıf hayır işlemeyi düşünen vatandaşlarımızın verdiği vekaletle onlar adına kurban kesmek için faaliyet içine girdiğini belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bu tür kuruluşlara yatırılan paraların kurban kesiminde kullanılması ve bunların iyi bir şekilde denetlenmesi çok önemlidir. Aksi takdirde hem halkımızın hem de üreticilerimizin mağduriyetine neden olunabilecektir. Vekaleten kurban kesmeyi taahhüt eden bu kuruluşların, bu dönemde ne kadar hayvanı, nereden aldığı, hangi şartlarda ve nerelerde ne kadar kurbanlık kestiği, vekaletin yerine getirilip getirilmediği, yetkili kurumlar tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilmelidir. Bu önlemler alındığında hem hayır işlemeyi düşünen vatandaşlarımızın hem de üreticilerimizin mağdur olması önlenecektir.”
-“Okul sütü programını sonuna kadar destekliyoruz”-
Çocukların, geleceğin fiziksel ve zihinsel sağlıklı toplumunu oluşturabilmesi için sağlıklı beslenmesi şart olduğunu, bu yüzden henüz küçük yaşta iken çocuklara düzenli süt tüketimi alışkanlığının kazandırılması gerektiğini bildiren Bayraktar, “okul sütü programları aynı zamanda süt hayvancılığında istikrarı sağlamak ve süt piyasasını düzenlemek için bir araç olarak kullanılmaktadır” dedi.
Yakın zaman için 25 milyon ton süt üretiminin hedeflendiği Türkiye’de üretilen sütün nasıl tüketileceği merak konusu olduğunu bildiren Bayraktar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu nedenle Hükümetimizin uygulamış olduğu hafta içi her gün 7 milyon 200 bin okul çağındaki çocuğa 200 mililitre süt dağıtımı, birçok eleştirilere ve tartışmalara rağmen başarılı bir şekilde yürütülmüştür. TZOB olarak uygulama döneminde de belirttiğimiz üzere, bu programı çok önemsiyor ve atılan bu olumlu adımı sonuna kadar destekliyoruz.
Bu programın çocuklarımızın eğitime başladığı 2012-2013 eğitim ve öğretim döneminin ikinci yarısında da haftada 3 gün süreyle devam ettirileceğine yönelik Bakanlar Kurulu Kararı çıktı.
Bu kararı da haftada 3 güne düşürülmesine rağmen destekliyoruz. Okul sütü programları; sağlıklı nesillerin yetişmesi açısından; sosyal, tüketim alışkanlıklarının artırılarak süt ve süt ürünlerine talep yaratılması ve süt sektöründe arz-talep dengesinin sağlanması açısından da ekonomik fayda sağlıyor. Hatta TZOB olarak bu programın başlatılmasının yanında, ayrıca bu programın peynir, yoğurt gibi süt ürünleriyle çeşitlendirilmesi ve mutlaka yasal bir zemine oturtulması gerektiğine inanıyoruz. Böylece, bu programların uygulandığı ülkelerdeki gibi, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi devlet garantisi altına alınmış olacaktır.”
-Müdahale kurumu-
Sütte arz fazlalığı sorununun sadece okul sütü programıyla aşılamayacağını, hayvancılıkta müdahale kurumu kurulması gerektiğini; bunun, istikrar için şart olduğunu her fırsatta söylediklerini dile getiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bu kurum, et için de çok önemli… Geçmiş deneyimlerimiz, müdahale kurumu olmadığında, 2008’de de görüldüğü gibi hayvancılıkta büyük sorunlar yaşandığını bize hatırlatıyor. 2008’de fevkalade önemli bir kriz yaşandı.
Kamuoyuna çalışmaların başlatıldığı yönünde deklare edilen ve Et ve Balık Kurumu bünyesinde oluşturulması düşünülen bu kurumun, bir an önce faaliyete geçmesi, sütte ve dolayısıyla ette yaşanacak sorunların önüne geçecektir.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın olumlu karşıladığı, Et ve Balık Kurumu bünyesinde bir müdahale kurumu oluşturulmasına engel çıkarılmaması gerekir. Müdahale kurumu olmaması Hazine’ye daha fazla yük getirecektir. Bu durum, 2008 ve sonrasında yaşandı. Bir daha yaşanmaması için müdahale kurumu zorunludur.
Müdahale kurumunun kurulmasına bürokraside engeller çıkarılıyor. Onu da aşmaya çalışıyoruz. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a konuyu iletmiştik. Başbakan Erdoğan da talimat verdi. Sütte kriz yaşanmaması için bir an evvel müdahale kurumunun kurulması gerekiyor. Üreticide süt fiyatlarının artmadığını görüyoruz. Market fiyatları artıyor. Müdahale kurumu, bir eşik fiyat saptar. Onun altına inildiğinde müdahale edip fiyat istikrarı oluşturur. Süt hayvancılığını geliştiremediğimiz zaman et hayvancılığımız da olmaz. Hep söylüyorum ‘ana varsa daha var’. Et hayvancılığı için yavru var demektir. Bugün ithalatçı olmamızın nedeni 2008’de yaşanan süt krizidir.”
TZOB’un bu yıl, bugüne kadar 19 bin 380 haberle sivil toplum kuruluşları arasında yazılı basında yer alan haber sayısında birinci olduğunu bildiren Bayraktar, “sizin desteğinizle bu oluyor. Hepinize teşekkür ediyorum” dedi.
İllere Göre Tahmini Üretici Kurbanlık Hayvan Satış Fiyatları:
İller
Büyükbaş
(2011)
Büyükbaş
(2012)
Küçükbaş
(2011)
Küçükbaş
(2012)
Ankara
2.500-8.000TL/baş
Canlı kilo: 11-13 TL
2.000-10.000TL/baş
Canlı kilo: 10-11 TL
450- 1.000 TL/baş
Canlı kilo: 15-17 TL
300-600 TL/baş
Canlı kilo:12 TL
Balıkesir
3.000-7.000 TL/baş
Canlı kilo: 11-13 TL
3.000-6.000 TL/baş
Canlı kilo: 10-11 TL
600-1000 TL/baş
Canlı kilo: 13-15 TL
500-800 TL/baş
Canlı kilo: 12-13 TL
Konya
2.500-7.000 TL/baş
Canlı kilo: 10-11 TL
2.500-6.000 TL/baş
Canlı kilo:10-11 TL
500-800 TL/baş
Canlı kilo: 11-12 TL
400-700 TL/baş
Canlı kilo:10-11 TL
Erzurum
3.000-7.000 TL/baş
Canlı kilo: 8-9 TL
2.500-9.500 TL/baş
Canlı kilo:8,5-9,5 TL
500-1.500 TL/baş
350-400 TL/baş
Canlı kilo: 6,5-7 TL
Kastamonu
2.700- 7.000 TL/baş
Canlı Kilo: 11-12 TL
Et kilo: 20 TL
2.000-7.000 TL/baş
Canlı kilo:8-9 TL
500-800 TL/baş
Canlı kilo:11-12 TL
400-600 TL/baş
Canlı kilo:10 TL
Bursa
2.000-5.000 TL/baş
Canlı kilo: 9,5-10 TL
Canlı kilo:10-12 TL
700-1.000 TL/baş
Canlı kilo: 12-15 TL
500-1.100 TL/baş
Canlı kilo:14-16 TL
İzmir
3.000-9.000 TL/baş
Canlı kilo: 9-10 TL
Canlı kilo:9-10 TL
400-750 TL/baş
Canlı kilo: 13-15 TL
Canlı kilo:13-15 TL
Eskişehir
4.000-8.000 TL
Canlı kilo: 12 TL
3.000-6.000 TL/baş
Canlı kilo:10 TL
500-800 TL/baş
500-800 TL/baş
Van
3.500-5.500 TL/baş
Canlı kilo: 11-12 TL
2.000-7.000 TL/baş
Canlı kilo:10-11 TL
500-650 TL/baş
Canlı kilo: 10-12 TL
250-500 TL/baş
Canlı kilo:8-9 TL
İstanbul
5.000- 7.000 TL/baş
Canlı kilo: 10-13 TL
4.500-9.000 TL/baş
Canlı kilo:10-12 TL
600- 800 TL/baş
Canlı kilo: 10-14 TL
600-650 TL/baş
Canlı kilo:13 TL
Gaziantep
3.000-6.500 TL/baş
Canlı kilo: 9 TL
500-800 TL/baş
Canlı kilo: 10 TL
Samsun
1.600-5.000 TL/baş
Canlı kilo: 16 TL
450-700 TL/baş
Hatay
2.500-5.000 TL/baş
Canlı kilo: 8,5 TL
500-700 TL/baş
Canlı kilo:10-11 TL
Adana
Canlı kilo: 9 TL
Canlı kilo: 10-11 TL
Karaman
Canlı kilo:9-11 TL
Canlı kilo:9-10 TL
Afyon
2.000-5.500 TL/baş
Canlı kilo:12 TL
300-700 TL/baş
Canlı kilo:11 TL
Çanakkale
2.500-4.500 TL/baş
Canlı kilo:11-12 TL
600-700 TL/baş
Edirne
5.000-9.000 TL/baş
Canlı kilo:10-11 TL
480-1.000 TL/baş
Canlı kilo:12 TL
Sakarya
2.600-6.500 TL/baş
Canlı kilo:13-15 TL
400-700 TL/baş
Antalya
3.000-5.000 TL/baş
Canlı kilo:11-14TL
700-1.200 TL/baş
Canlı kilo:12-14 TL
Şanlıurfa
3.500-6.000 TL/baş
Canlı kilo:9-10 TL
350-500 TL/baş
Kaynak: Ziraat Odaları
Yem ve yem hammadde fiyatlarındaki değişim (TL/Ton)
Yemler
GEÇEN YIL (2011)
BU YIL (2012)
DEĞİŞİM (Yüzde)
ARPA
500
610
22
BUĞDAY KEPEĞİ
420
550
31
AYÇİÇEĞİ TOHUMU KÜSPESİ
360
550
53
YEMLİK BUĞDAY
520
610
17
BESİ YEMİ
630
720
14
Kaynak: Yem Sanayicileri Birliği
Fiyatlara KDV dahil değildir, peşin fiyatlardır.
Ağustos 2011-Ağustos 2012 dönemleri alınmıştır.
Bakan Çelik SGK Yönetim Kurulu üyelerini kabul etti
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın da aralarında bulunduğu SGK Yönetim Kurulu Üyeleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e görevinde başarılar diledi.