Bayraktar, Ziraat Odası Başkanlarıyla doğal afetler toplantısı yaptı

Bayraktar, Ziraat Odası Başkanlarıyla doğal afetler toplantısı yaptı

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sel ve dolu başta olmak üzere doğal afetlerden zarar gören Ankara, Bolu, Denizli, Düzce, Gümüşhane, Kocaeli, Kütahya, Manisa, Mersin, Ordu, Tekirdağ, Tokat, Yozgat il ve ilçe Ziraat Odası Başkanlarıyla toplantı yaptı.

Ziraat Odası Başkanlarından fındık ve diğer ürünlerde yaşanan rekolte kaybı ve doğal afetlerin tarım alanlarına verdiği zararlar hakkında ilgili Bakanlıklara iletmek üzere bilgi alan Bayraktar, geçmiş olsun dileklerini iletti.

Video konferans yöntemiyle gerçekleştirilen toplantıya Akçakoca, Çekerek, Derince, Erbaa, Gölbaşı, Kürtün, Kütahya, Malkara, Merkezefendi, Mudurnu, Perşembe, Salihli, Tarsus ve Tokat Ziraat Odası Başkanları katıldı.

ÇKS kaydı için son gün 30 Haziran 2021


ÇKS kaydı için son gün 30 Haziran 2021…

TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“ÇKS kaydı yaptırmayan çiftçiler; destek, tarım sigortası ve düşük faizli krediden yararlanamıyor”

-“Çiftçilerimizin mağdur olmamaları için ÇKS kaydı yaptırmaları önemli”

-“ÇKS kaydı yaptıran çiftçi sayısında son yıllarda azalma yaşanıyor”

-“2003-2020 yılları arasında ÇKS kaydı yaptıran çiftçi sayısında yüzde 23,6, ÇKS’ye kayıtlı tarım alanlarında ise yüzde 10 azalma olmuştur”

ANKARA- 19.06.2021- Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) başvuruları, 30 Haziran 2021 tarihinde sona erecek. ÇKS kaydı yaptırmayan üreticilerimiz, desteklerden yararlanamıyor, tarım sigortası yaptıramıyor ve düşük faizli kredi kullanamıyor” sözleriyle çiftçilerin mağduriyet yaşamamaları için uyarılarda bulundu.  

ÇKS kaydı yaptıran çiftçi sayısının son yıllarda azaldığının altını çizen Bayraktar, “Ülkemizde ÇKS’ye kayıt yapılabilecek 23 milyon hektar tarım alanı bulunmasına rağmen, 2020 yılında ÇKS kaydı 15 milyon hektarla sınırlı kaldı” diyerek yıllar içerisindeki ÇKS kayıtlarıyla ilgili şu bilgileri paylaştı:

“2003 yılında 2 milyon 765 bin çiftçi ÇKS kaydı yaptırırken, 2010 yılında 2 milyon 318 bin çiftçi, 2020 yılında ise 2 milyon 111 bin çiftçi ÇKS kaydı yaptırmıştır. 2003-2020 yılları arasında ÇKS kaydı yaptıran çiftçi sayısı yüzde 23,6 azalmıştır. Benzer şekilde 2003 yılında 16,7 milyon hektar, 2010 yılında 15,6 milyon hektar, 2020 yılında ise 15 milyon hektar alan ÇKS kaydına alınmıştır. Bu verilere göre 2003-2020 yılları arasında ÇKS’ye kayıtlı tarım alanlarında yüzde 10 oranında azalma olmuştur.”

“ÇKS kaydı yaptırmayan çiftçiler, tarımsal desteklerden faydalanamıyor”

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, tarımsal faaliyete devam ettikleri hâlde çeşitli nedenlerle ÇKS kaydı yaptıramayan çiftçilerin karşılaşacakları mağduriyetleri de şöyle sıraladı:

“ÇKS başvurusunu yaptırmayan üreticiler yıl içerisinde mazot, kimyevi gübre, yem bitkileri ve prim uygulamaları gibi desteklemelerden yararlanamamakta, düşük faizli kredi kullanamamakta, TMO gibi kurumlara ürün verememekte, devlet destekli tarım sigortasına başvuramamaktadır. Uygulanan desteklemelerin yanı sıra yıl içerisinde yaşanması muhtemel herhangi bir doğal afet sonucu meydana gelen zarar doğrultusunda kredi borçlarının ertelenmesi veya afet sonrası yapılacak her türlü tarımsal desteklerden faydalanamamaktadır. Bu nedenlerle çiftçilerimizin mağdur olmamaları için ÇKS başvurularını ertelemeden mutlaka yaptırmaları gerekmektedir.”

2020-2021 tarımsal üretim yılında yaşanan kuraklığı da hatırlatan Bayraktar, bu yıl kuraklıktan etkilenen buğday, arpa, yulaf, çavdar, nohut ve mercimek üreticilerine de verim kayıplarına göre dekar başına 100 liraya kadar doğrudan ödeme yapılacağını belirtti. Bayraktar, ÇKS’ye kayıtlı olmayan çiftçilerin bu destekten yararlanamayacaklarını da hatırlatarak ÇKS kayıtlarının önemini vurguladı.  

Çiftçilerin son haftada yaşanabilecek yoğunluğu göz önünde bulundurarak kayıtlarını bir an önce yaptırmalarında fayda olduğunu belirten Bayraktar, ÇKS başvurularının Ziraat Odalarından alınan çiftçi belgeleri ve diğer istenen belgelerle il ve ilçe tarım ve orman müdürlüklerine yapılabileceğini sözlerine ekledi. 

TZOB Yönetim Kurulu Toplantısı

TZOB Yönetim Kurulu Toplantısı

Ankara- 17.06.2021- Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda Yönetim Kurulu Üyeleri TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’a, kendi bölgelerindeki çiftçilerin sorunlarını iletti, yapılması gerekenler görüşüldü.

17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü


TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Toprak kaybı, her yıl dünyada Türkiye nüfusunun 14 katı kadar insanı etkiliyor”

-“Her yıl 24 milyar ton üst toprak tabakasının yok olması 1,2 milyar insanı etkiliyor”

-“Kuraklık, arazi tahribatı ve çölleşme en önemli çevre sorunları arasında yer alıyor”

-“Dünya üzerinde bulunan kurak alanların yaklaşık yüzde 70’i hâlihazırda tahribata uğramıştır”

-“Her geçen gün artan nüfus doğal kaynaklara talebi artırmakta ve çölleşmeye neden olmaktadır”

 

ANKARA- 17.06.2021- Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Yaşam üreten toprağın oluşması binlerce yıl sürüyor. Dünya yüzeyinde her yıl 24 milyar ton toprak; erozyon, çölleşme, kuraklık, iklim değişikliği ve diğer sebeplerden dolayı kaybediliyor. 24 milyar ton toprak kaybedilmesi, her yıl 1,2 milyar insanı yani her yıl Türkiye nüfusunun yaklaşık 14 katı kadar insanı etkiliyor. Unutmayalım ki toprak, kaybetmeyi göze alınamayacak kadar kıymetli bir varlıktır” dedi.

Bayraktar, her geçen yıl artarak devam eden arazi bozunumunu önlemek ve toprağı korumak için küresel boyutta önlemler alınması gerektiğine dikkati çekerek 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü’nde farkındalığın daha da artması gerektiğini bildirdi.

Çölleşmenin, iklim değişikliği ve insan faaliyetleri gibi çeşitli faktörlerden kaynaklanan arazi tahribatı olduğunu belirten Bayraktar, “Çölleşmeyle mücadele de yerelden küresele topyekûn bir iş birliği gerekiyor. Yaşamın kaynağı olan toprak ve su, tüm canlıları barındıran, besleyen ve onlara yaşama imkânı veren kaynaklardır. Bu kaynakların ne yazık ki hızla yaşlanan ve kirlenen dünyamızda sınırsız ve tükenmez olmadığını bilmemiz lazım” dedi.

 

“Türkiye Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi’ni 1998 yılında kabul etti”

Bayraktar, dünyanın ortak sorunu olan iklim değişikliği ve insan etkileri de dâhil tüm etkenler sonucunda oluşan çölleşme ile kuraklığa karşı ortak bir mücadele geliştirmek için Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ‘Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi’nin 17 Haziran 1994 tarihinde kabul edildiğini ve Türkiye’nin de bu sözleşmeyi 1998 yılında imzaladığını hatırlattı.

“Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi verilerine göre dünya üzerinde bulunan kurak alanların yaklaşık yüzde 70’i hâlihazırda tahribata uğramıştır” diyen Bayraktar, şöyle devam etti:

Çölleşme veya arazi tahribatı nedeniyle her yıl yaklaşık 24 milyar ton üst toprak tabakası kaybolmaktadır. Bu durum, yaklaşık 1,2 milyar insanı doğrudan etkilemekte ve 135 milyon insan ciddi risk altına girmektedir. Yaklaşık 10 milyon kadar insan çölleşme veya arazi tahribatı nedeniyle yaşadıkları bölgeleri terk ederek göç etmek durumunda kalmıştır.

Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu Akdeniz Bölgesi’nde ise tropik ve subtropik bozkır ekosistemleri önemli ölçüde risk altındadır. Dünya üzerindeki toprakları genişletmek ya da su kaynaklarını artırmak mümkün olmadığına göre bize düşen görev, bu kaynakları kirletmeden, yok etmeden, verimli ve sürdürülebilir bir şekilde kullanarak gelecek nesillere, temiz ve verimli olarak bırakmaktır.”

 

Her geçen gün artan nüfus doğal kaynaklara talebi artırmakta ve çölleşmeye neden olmaktadır”

Ülkemizde tabii çöl bulunmadığını ancak coğrafi konum, iklim, topografya ve toprak şartları göz önüne alındığında ülkenin arazi tahribatına ve kuraklığa karşı hassasiyetinin arttığını belirten Bayraktar, “Bu durum çölleşme ve kuraklıktan en fazla etkilenen ülkeler arasında yer almamıza sebep olmaktadır. Ülkemizdeki çölleşmenin başlıca sebepleri toprak erozyonu, hatalı tarım uygulamaları ve arazi kullanımı, hatalı sulama teknikleri sonucu tuzlanma, bitkilerin yetişmesini engelleyen tuzlu, jipsli ve aşırı alkali reaksiyon gösteren ana materyaller, ormansızlaşma, aşırı otlatma ve üst toprağın kirlenmesi olarak bilinmektedir. Ayrıca her geçen gün artan nüfus doğal kaynaklara talebi artırmakta ve çölleşmeye neden olmaktadır” dedi.

 

“Arazi bozulumu çölleşmeye yol açmaktadır”

Bayraktar, Türkiye’nin yüzde 22,5’i yüksek çölleşme, yüzde 50,9’unun ise orta düzeyde çölleşme hassasiyetine sahip olduğunu vurgulayarak, “Ekolojik olarak hassas olan alanlarımızda bitki örtüsünün tahribiyle tabii dengenin bozulması, toprak ve ana materyalin aşınmasına yol açmaktadır. Bu durum Türkiye’nin bütün bölgelerinde, arazi bozulumu dolayısıyla çölleşmeye yol açmaktadır” diyerek, şu bilgileri aktardı:

“Türkiye topraklarının toplam alanının yüzde 46’sı yüzde 40’tan fazla eğime, yüzde 62,5’ten fazlası da yüzde 15’in üzerinde eğime sahiptir. İklimi, topoğrafyası, toprak özellikleri ve sosyo-ekonomik şartlarına paralel olarak da orman, mera ve tarım alanlarında ciddi bir erozyon sorunu yaşanmaktadır.

Arazi kullanımının büyük bölümünü oluşturan tarım arazilerinin yüzde 59’u, meraların yüzde 64’ü, orman arazilerinin yüzde 54’ü çeşitli şiddette erozyona maruz kalmaktadır.

Ülkemizde meydana gelen toprak kayıplarında; yüzde 14,26 yağış, yüzde 3,36 toprak, yüzde 47,55 topoğrafya ve yüzde 34,82 bitki örtüsü etkili olmaktadır.

Arazi kullanımı açısından değerlendirdiğimizde ise ülkemizde yer değiştiren toprağın yüzde 38,71’i tarım, yüzde 4,17’si orman ve yüzde 53,66’sı da meralarda meydana gelmektedir.

Türkiye orman varlığı 22 milyon 740 bin 297 hektar ile ülke yüzölçümünün yüzde 29’udur. Bu alan içerisinde normal kapalı orman alanı 13 milyon 83 bin 510 hektar ile toplam ormanlık alanının yüzde 58’ini, boşluklu kapalı orman alanı ise 9 milyon 659 bin 787 hektar ile toplam ormanlık alanın yüzde 42’sini oluşturmaktadır.

Son yıllarda orman alanlarımızda artış olsa da küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin tahribatı göz önüne alındığında bu alanları daha da artırmak gerekiyor.”

 

 “Türkiye ormanları zengin biyolojik çeşitlilik değerlerine sahiptir”

Ormanların su rejimini düzenleme, toprak koruma ve atmosferik kirliliği önleme gibi yaşamsal işlevlerinin yanında, biyolojik çeşitliliğin korunmasındaki yeri ve rolünün son derece önemli olduğunu belirten Bayraktar, şunları ifade etti:

“Yakın zamana kadar ağırlıklı olarak odun üretim kaynağı olarak görülen ormanlar, son yıllarda Dünya’da ve Türkiye’de iklim değişikliğindeki rolü ve sağladıkları ekosistem hizmetlerinin önemi ile gündeme gelmektedir.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’ne göre kuraklık, yağışların kaydedilen normal düzeylerinin altına düşmesi sonucu arazi ve kaynak üretim sistemlerini olumsuz etkileyen ve ciddi hidrolojik dengesizliklere yol açan tabii olay olarak tanımlanmıştır.

Kuraklığın kısa vadeli etkisi kullanılabilir su miktarının azalmasıdır. Su talebinin artmasıyla, su miktarındaki azalma insanlar ve ekolojik sistemler için susuzluk baskısına neden olmaktadır. Uzun vadede ise yeraltı su kaynaklarının, aşırı tüketimi karşılayamayacak duruma gelmesiyle ve yeni kuraklık dönemlerinin de etkisiyle durumun daha da kötüye gitmesine ve su kıtlığının ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Kuraklığın da içinde olduğu hidro-meteorolojik afetler özellikle son yıllarda giderek artan bir şiddetle meydana gelmektedir. Jeolojik ya da jeofiziksel afetlerin oluşum sayısında gerçekte önemli bir değişiklik olmazken küresel iklim değişikliği ile ilişkili olarak meteorolojik, iklimsel ve hidrolojik afet sayılarında önemli artışlar olmuştur.”

 

“Dünyamız ve insanlık tehlike altındadır”

Bayraktar, “Dünyamız ve insanlığın geleceği çölleşme ve kuraklık yüzünden tehlike altındadır. İklim koşulları, yer şekilleri, toprak özellikleri, bitki örtüsü ve insan etkileşimi gibi nedenler ülkemizi çölleşmeye fazla duyarlı bir ülke durumuna düşürmektedir. Bu nedenle ülkemizde çölleşme ile mücadele ve kuraklığın etkilerini azaltmada acil tedbirlerin alınması gerekir” dedi.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, çölleşme ve erozyonla mücadelede yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

 “Ormancılık faaliyetlerinin planlanmasında ve uygulanmasında erozyon riski dikkate alınarak toprağı koruyucu tedbirler uygulanmalı, ormancılık dışı faaliyetlere tahsis edilen alanlarda erozyon ve toprağın korunması için etkin bir denetim yapılmalıdır.

Tarım arazilerinde toplulaştırma çalışmaları yapılırken, rüzgâr erozyonu görülen alanlarda, rüzgâr perdesi, yeşil kuşak ve rekreasyon maksatlı ağaçlandırma alanları planlanmalıdır.

Toprakların çoraklaşmasını ve verimliliğin azalmasını önlemek maksadıyla atık sular ve tarımdan dönen drenaj suları, uygun arıtım sağlanmadan tarımda kullanılmamalıdır.

Gübre ve pestisit kullanımlarının mutlak surette toprak ve bitki analiz sonuçlarına dayandırılması için gerekli önlemler alınmalıdır.”

Bayraktar, İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla kuraklığın son durumunu, bitkisel ve hayvansal üretime verdiği zararları görüştü


Bayraktar, İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla kuraklığın son durumunu, bitkisel ve hayvansal üretime verdiği zararları görüştü

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kuraklığın görüldüğü bölgelerdeki İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla yaptığı toplantıların altıncısını gerçekleştirdi.

Ankara, Aydın, Bayburt, Bilecik, Burdur, Çankırı, Çorum, Denizli, Eskişehir, Gümüşhane, İzmir, Karabük, Kırıkkale, Kırşehir, Kütahya, Manisa, Muğla ve Yozgat İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla, ülkemizi etkisi altına alan kuraklığın son durumunu, bitkisel ve hayvansal üretime verdiği zararları, açıklanan kuraklık desteği, zarar gören çiftçilerin taleplerini ilgili bakanlıklara iletmek üzere görüştü, geçmiş olsun dileklerini iletti.

 Video konferans yöntemiyle gerçekleştiren toplantıya Gölbaşı, Efeler, Bayburt, Bilecik, Bucak, Çankırı, Çorum, Merkezefendi, Odunpazarı, Gümüşhane, Selçuk, Karabük, Delice, Kırşehir, Kütahya, Turgutlu, Menteşe ve Akdağmadeni Ziraat Odası Başkanları katıldı.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Bakan Bilgin ile görüştü…

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Bakan Bilgin ile görüştü…

-Bayraktar, Bilgin’e üreticilerin sorunlarını anlattı, çözümü için destek istedi

Ankara – 14.06.2021 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin ile görüştü. Bayraktar, Bilgin’e üreticilerin sosyal güvenlikle ilgili önem ve öncelik arz eden sorunlarını anlattı, bu sorunların çözümü için destek istedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda gerçekleşen görüşmede Bayraktar, TZOB tarafından tespit edilen çiftçilerin sorunlarını ve taleplerini içeren raporu da Bakan Bilgin’e sundu.

Görüşmeye, TZOB Genel Sekreteri Hasan Hüseyin Coşkun da katıldı.

Toprak Bayramı…


-Toprak Bayramı…

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar:

-“Topraklarımızı koruyamazsak miras olarak çocuklarımıza açlık bırakırız”

-“Her yıl Kıbrıs kadar bir toprağı kaybediyoruz ve buna engel olamıyoruz”

Tarım arazilerimiz 27 milyon 856 bin hektar iken son 30 yılda 4 milyon 720 bin hektar azalarak 23 milyon 136 bin hektara gerilemiştir”

-“Topraklarımız birçok tehdit ve riskle karşı karşıyadır”
-“Miras Hukuku’nun değişmesiyle 1,7 milyon hektar alanın bölünmesi ve hisselenmesi engellendi”

-“Toprak, her karışına emek veren çiftçimiz için gelir kapısı, bereket ve can demektir”

-“Pandemi süreci gıda krizi konusunda ülkeleri tedbir almaya sevk etti”

-“Toprak bilinci tüm nesillere bıkmadan anlatılmalıdır”

 

13.06.2021-ANKARA- Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Toprak, kutsal anlamda hepimiz için ‘vatan’ demektir. Kalkınmanın ilk kaynağı olan toprak, her karışına emek veren çiftçimiz için kutsal anlamına ilaveten gelir kapısı, bereket ve can demektir” dedi.

Bayraktar, Toprak Bayramı’nın 76’ncı yılı nedeniyle yaptığı açıklamada, “Ülkemizde toprağın üreticilerimiz açısından taşıdığı önem dikkate alınarak 11 Haziran 1945 yılında ‘Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nu kabul edilmiştir. Bu kanunla, toprağı olmayan ya da yetersiz olan çiftçilerin aileleriyle birlikte geçimlerini sağlayacak ve iş güçlerini değerlendirecek ölçüde toprak edinmeleri amaçlanmıştır. Toprağın önemini vurgulamak amacıyla aynı yıl 4760 sayılı ‘Toprak Bayramı Kanunu’nu da çıkarılmıştır. Bu kanunla birlikte her yıl Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun kabul edildiği 11 Haziran tarihini takip eden ilk pazar günü ‘Toprak Bayramı’ olarak kutlanmaktadır” bilgisini paylaştı.


“Pandemi süreci gıda krizi konusunda ülkeleri tedbir almaya sevk etti”

Pandemi sürecinde toprağın ve üretimin öneminin bir kez daha ortaya çıktığına değinen Bayraktar, “Toprağın önemini kavrayan ülkeler, artan gıda talebinin karşılanmasını, çevre ve tarımın sürdürülebilir olmasını sağlamak için tarım politikalarını buna göre şekillendirmektedir. Gıda fiyatlarının önümüzdeki yıllarda daha da artacağı göz önünde bulundurulduğunda tarım sektörü daha da stratejik hâle gelecektir” diyerek şöyle devam etti:

“Yaşadığımız pandemi döneminde dünyada ülkelerin ihracatlarına kısıtlamalar koyması, paranız olsa bile tarımsal ürünlere ulaşılamaması, yerli ve millî üretimin ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu tüm ülkelere göstermiştir. Bu nedenle, dünyada yaşanacak gıda krizleri birçok ülkede ulusal güvenlik sorunu oluşturacaktır. Ülkemizde böyle bir sorun yaşamak istemiyorsak Allah’ın bize bahşettiği bereketli Anadolu topraklarını korumak ve kollamak zorundayız. Bu verimli topraklarda üretmeye mecburuz.

Dünyada beklenen gıda krizlerine karşı, ülkemizin bu krizlerden etkilenmemesi ve ülke insanımızın yeterli gıdaya erişebilmesi için topraklarımızın korunması, imara açılarak kaybedilmemesi ülkemiz için hayati önem taşımaktadır.

Üreticilerimizin üretimden kopmaması için tüm önlemlerin alınması gerekmektedir. Pandemi nedeniyle ‘Evde Kal Türkiye’m’ sloganı elbette çok önemliydi. Lakin ‘Tarlada Kal Türkiye’m’ sloganı tüm zamanlar için çok daha önemlidir. Herkesin bu gerçeği asla unutmaması gerekir. Toprak yoksa üretim yok, üretim yoksa gıda yoktur, gıda yoksa dışa bağımlılık kaçınılmazdır.

Üreticilerimizin çok zengin ve köklü tarımsal üretim deneyimleri olduğu gerçeğinden hareketle, topraklarımızı koruyarak üzerinde verimli üretim gerçekleştirirsek dünyada beklenen gıda krizlerini fırsata çevirip, gıda ihracatımızı artırarak ciddi döviz geliri elde edebiliriz.”

 

“Topraklarımız birçok tehdit ve riskle karşı karşıyadır”

“Toprak, yaşayan ve korunması gereken çok önemli bir canlıdır. Bir santimetre kalınlığındaki toprak 100 yılda oluşmaktadır. Böylesi hayati bir hususun toprak bilinci aşılanırken önemle üzerinde durulması gereklidir ve bu tüm nesillere bıkmadan anlatılmalıdır” vurgusu yapan Bayraktar şunları ifade etti:

“Ülkemiz topraklarının en önemli sorunları; erozyon, tuzluluk-çoraklaşma, tarım arazilerinin yanlış ve amaç dışı kullanımı, arazilerimizin küçük, parçalı, dağınık, çok hisseli olması ve toplulaştırmanın henüz bitirilememesidir.

Erozyon, uzun yıllar sonucu oluşmuş verimli toprakların kısa bir sürede elden çıkmasına neden olmaktadır. Dünyada aralarında ülkemizin de yer aldığı pek çok ülkede erozyon nedeniyle çölleşme tehlikesi bulunmaktadır.

Ülkemiz topraklarının yüzde 63’ünde şiddetli ve çok şiddetli, yüzde 20’sinde orta, yüzde 7’sinde ise hafif derecede erozyon görülmektedir. Topraklarımızın yüzde 90’ında görülen erozyon nedeniyle yılda 1,4 milyar ton toprak kaybedilmektedir. Bu kadar toprak, su ve rüzgâr etkisiyle taşınmaktadır. Yani her yıl Kıbrıs kadar bir toprağı kaybediyoruz ve buna engel olamıyoruz.

Erozyon, fiziki ve biyolojik çevreye etkileri yanında sosyo-ekonomik çevreye de zarar vermektedir. Tarım alanlarının azalması, çayır, mera alanlarının giderek daralması ve nüfusun artmasıyla birlikte tarımla uğraşan insanlar geçim sıkıntısı çekmekte ve göçe zorlanmaktadır.

Topraklarımızı kaybetme nedenlerimizden biri de amaç dışı kullanımdır. Her yıl binlerce dekar verimli tarım arazisi; konut, sanayi, turizm yapılaşmaları, kara yolu yapımı ve hobi bahçeleri kurulması gibi nedenlerle elden çıkmaktadır.

Ülkemiz topraklarının organik madde açısından yüzde 65’i çok yetersiz, yüzde 25’i orta, yüzde 7’si iyi ve yüzde 3’ü ise çok iyi durumdadır yani topraklarımızın yaklaşık yüzde 90’ının organik madde yönünden yetersiz olduğu görülmektedir.

Tarım arazilerimiz en büyük zenginliğimizdir. Arazilerimiz gelecek nesillerin bizlere emanetidir. Bizim görevimiz günü gelene kadar arazilerimizi korumak, geliştirmek, durumunu iyileştirmek ve zamanı gelince de sahibine yani gelecek nesillere aldığımız gibi bırakmaktır.

Ne yazık ki tarım arazilerimiz 27 milyon 856 bin hektar iken son 30 yılda 4 milyon 720 bin hektar azalarak 23 milyon 136 bin hektara gerilemiştir. Bu alanlar geri dönüşü olmayan bir şekilde elden çıkmaktadır. Bunun dışında arazilerimiz çok parçalı hâle gelmekte, her geçen gün üzerinde ekonomik üretim yapılabilirlikten uzaklaşmaktadır.

 

“Miras Hukuku’nun değişmesiyle 1,7 milyon hektar alanın bölünmesi ve hisselenmesi engellendi”

Bayraktar, “1929 yılından beri uygulanan İsviçre Medeni Hukuku’yla son yıllara kadar işletmelerimizi parçalayarak ekonomik olmaktan çıkarmıştık. 2014 yılında TZOB olarak topraklarımızın parçalamasını önlemek için çok önemli bir adım attık. Birliğimizin talebiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda önemli değişiklik yapılarak uygulanmaya başlandı. Bu kanun devrim niteliğinde bir adımdır. Bu kanunla Miras Hukuku değişti ve tarım arazilerindeki parçalanmanın önüne geçilerek 2014-2020 yılları arasında 1,7 milyon hektar alanın bölünmesi ve hisselenmesi engellendi” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diğer taraftan tarım arazilerimizin küçük, parçalı, dağınık ve çok hisseli olması ve toplulaştırmanın tamamlanamaması önemli yapısal sorunlardır. Tarım arazilerinin bu şekilde bölünmesi hem toprağı bizzat işleyenleri hem de çoğunluğu kırsalda yaşamayan ve başka işlerle uğraşan sahiplerini mağdur etmektedir.

Ortalama işletme büyüklüğünün 59 dekar olduğu ülkemizde 33 milyon parselde tarımsal faaliyet gerçekleştirilmektedir. İşletme başına düşen ortalama parsel sayısı 11’dir. Pek çok parselin yasal olarak yolu ve sulama kanalına doğrudan erişimi olmadığından kaynaklar verimli kullanılamamakta ve sosyal sorunlara yol açmaktadır.

Ülkemizde uzun yıllardan beri tarım arazilerinin miras yoluyla sürekli bölünmesi nedeniyle 40 milyonun üzerinde hissenin varlığı tahmin edilmektedir. Bu durumda her bir tarım işletmesi ortalama 13 hissedara ait arazileri işlemektedir. Arazilerin hisseli olması, hem toprağı bizzat işleyenleri hem de çoğunluğu kırsalda yaşamayan ve başka işlerle uğraşan malikleri mağdur etmektedir.

14 milyon hektar tarım arazisinin bir an evvel toplulaştırılması gerekmektedir. Verimli üretim denilince ülkemizde akla gelen en önemli konu arazi toplulaştırmasıdır. Ülkemizde toplulaştırma yapılabilecek 14 milyon hektar arazi vardır. Bunun 8,5 milyon hektarı sulanabilir, 5,5 milyon hektarı ise sulanamayan alandır. Verimli ve ekonomik üretimin önemi dikkate alınarak bu 14 milyon hektarlık alan bir an önce toplulaştırılarak üretime katılmalıdır” diyerek, şu bilgileri ekledi:

“Büyük ovaların tarımsal SİT alanı olarak ilan edilmesi çok önemli bir adımdır. Bunu toprağı korumak adına atılmış, hayati öneme sahip bir adım olarak görüyor ve destekliyoruz.” 

 

“Topraklarımızı korumak için neler yapılmalıdır?”

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, toprağı korumaya yönelik alınması gereken tedbirleri de şöyle sıraladı:

“Tarım topraklarının ivedilikle arazi kullanım ve üretim planlaması yapılmalıdır.

Tarım arazilerinin miras yoluyla parçalanması önlenmeli, arazi bankacılığı uygulamaları arazi toplulaştırma çalışmalarıyla birlikte yürütülmelidir.

Alternatif marjinal tarım arazileri mevcutken, verimli tarım arazileri tarım dışı amaçlarla kullanılmamalıdır.

Birinci sınıf sulamaya uygun tarım arazilerinin imara açılmasına asla izin verilmemelidir.

Turizm, madencilik ve ulaştırma için verimli tarım arazilerimiz kullanılmamalı, meyve ağaçları, zeytinlikler kesilip buralara yazlıklar inşa edilmemelidir. Belediyeler faaliyet alanlarındaki tarım arazilerinin korunmasına daha fazla özen göstermelidir.

Valilikler ve belediyeler, verimli tarım arazilerinin korunması konusunda çok hassas hareket etmelidir. Toprak Koruma Kurulları verimli arazileri korumak için etkin bir şekilde çalıştırılmalıdır. Çiftçinin tek meslek örgütü olan Ziraat Odaları temsilcilerinin bu kurullarda görev yapması bir zorunluluk olmalı ve bu husus, valilerin takdirine bırakılmamalıdır.

Kırsalı kalkındırmak, yaşanılabilir yerler hâline getirmek insanımızı yerinde tutacak, şehirlerde yeni varoşların oluşmasının önüne geçecektir. Bunun öncelikli yolu kırsaldaki toprakları korumak, üreticilerin sürdürülebilir bir gelir elde ederek üretime devam etmelerini sağlamaktır. Tarım politikalarının temeli bu eksene oturtulmalıdır.

Toprağına sahip çıkabilen üreticilerimiz, toprağın değerlenmesiyle birlikte gelecekte ülkenin zenginleri olacaklardır. Bunu gören yabancı ve yerli şirketler özellikle Trakya Bölgesi’nde arazi toplamaya başladılar. Odalarımızdan aldığımız bilgilere göre son yıllarda zor durumdaki çiftçilere yüksek fiyat vererek arazilerini satın alma işlemleri hız kazanmış bulunmaktadır. Sektörde tekelleşmeye yol açabilecek bu gelişmeler karşısında aile işletmelerine sahip çıkılmalı, topraktan kopmaları önlenmelidir. Ülkemizin gıda güvencesini sağlamanın, aile işletmelerinin ayakta kalmasına ve desteklenmesine bağlı olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

Ekilmedik bir karış arazimiz kalmamalıdır. Atıl durumda bekleyen 2 milyon hektar civarındaki hazine arazisi acil olarak tarımsal üretime kazandırılmalıdır.

Topraklarımızı daha verimli hâle getirmek için modern basınçlı sulama yatırımları hızla tamamlanmalıdır.

Gerek eğimli arazilerde erozyonu en aza indirmek gerekse sulamadan azami tasarruf etmek için bitkiler kendi şartlarına uygun yerlerde yetiştirilmelidir. Dolayısıyla taban ve düz arazilerde tek yıllık bitkilerin üretimi sürdürülmeli, eğimli arazilerde ise meyvecilik yapılmalıdır.

Çayır, mera, yaylak ve kışlak alanlarda yürütülen tespit, tahdit ve tahsis çalışmaları bir an önce tamamlanmalıdır.

Topraktaki organik maddeyi artıran, erozyon etkilerini azaltan, anız yangınlarını önleyen, toprağın su tutma kapasitesini artıran, toprak işleme maliyetlerini yüzde 75 azaltan ‘Korumalı Tarım’ desteklenerek yaygınlaştırılmalıdır.”

 

Bayraktar, “Toprak en değerli varlığımız, üzerinde üretim yaparak geçimimizi sağladığımız ekmek teknemizdir. Gelecek nesillerden ödünç aldığımız topraklarımız, gıda güvenliğimizin teminatıdır. Topraklarımızı koruyamazsak miras olarak çocuklarımıza açlık bırakırız. Bereketli topraklarımızın kıymetini bilmeliyiz” diyerek, tüm üreticilerin Toprak Bayramı’nı kutladı.

Bayraktar, İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla kuraklığın son durumunu, bitkisel ve hayvansal üretime verdiği zararları görüştü


Bayraktar, İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla kuraklığın son durumunu, bitkisel ve hayvansal üretime verdiği zararları görüştü

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kuraklığın görüldüğü bölgelerdeki İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla yaptığı toplantıların beşincisini gerçekleştirdi.

Adıyaman, Afyonkarahisar, Aksaray, Amasya, Elazığ, Isparta, Karaman, Kayseri, Konya, Malatya, Nevşehir, Niğde, Sivas, Tokat, Tuncel ve Uşak İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla, ülkemizi etkisi altına alan kuraklığın son durumunu, bitkisel ve hayvansal üretime verdiği zararları, açıklanan kuraklık desteği, zarar gören çiftçilerin taleplerini ilgili bakanlıklara iletmek üzere görüştü, geçmiş olsun dileklerini iletti.

Video konferans yöntemiyle gerçekleştiren toplantıya Adıyaman, Afyonkarahisar, Aksaray, Suluova, Baskil, Isparta, Karaman, Kocasinan, Karatay, Yazıhan, Gülşehir, Niğde, Gürün, Tokat, Tunceli ve Uşak Ziraat Odası Başkanları katıldı.

Bayraktar, İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla kuraklığın son durumunu bitkisel ve hayvansal üretime verdiği zararları görüştü


Bayraktar, İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla kuraklığın son durumunu bitkisel ve hayvansal üretime verdiği zararları görüştü

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kuraklığın görüldüğü bölgelerdeki İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla yapılan toplantıların dördüncüsünü gerçekleştirdi.

Bayraktar, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kars, Kilis, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Van İl Koordinasyon Kurulu Başkanlarıyla, ülkemizi etkisi altına alan kuraklığın son durumunu, bitkisel ve hayvansal üretime verdiği zararları, açıklanan kuraklık desteği, zarar gören çiftçilerin taleplerini ilgili bakanlıklara iletmek üzere görüştü, geçmiş olsun dileklerini iletti.

Video konferans yöntemiyle gerçekleştirilen toplantıya Taşlıçay, Gercüş, Bingöl, Ahlat, Çınar, Erzincan, Karayazı, Oğuzeli, Elbistan, Digor, Polateli, Nusaybin, Malazgirt, Kurtalan, Hilvan, İdil ve Tuşba Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanları katıldı.

5 Haziran Dünya Çevre Günü…


5 Haziran Dünya Çevre Günü…

 TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Tarım, iklim değişikliğinden etkilenen sektörlerin başında geliyor”

“Çevre kirliliği ekosistemin doğal dengesini bozuyor”

-“20 yılda ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı yüzde 18,6 oranında azalmıştır”

-“Üreticiden tüketiciye toplumun her kesiminin çevre konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir”

 

Ankara-05.06.2021- Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, iklim değişikliğine bağlı olarak gıda güvenliğinin tehlikede olduğunu ve hızla doğal kaynakların tükendiğini vurgulayarak, “Tarım, iklim değişikliğinden etkilenen sektörlerin başında geliyor” dedi.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1972 yılında İsveç’in Başkenti Stockholm’de gerçekleştirilen BM Çevre Konferansı’nda alınan bir kararla, 5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü ilan edildiğini hatırlatarak, “Dünya Çevre Günü çevre sorunlarına dikkat çekmek, doğayı ve dünyayı korumak için küresel farkındalığı artırmak amacıyla her yıl 5 Haziran’da kutlanıyor. Bu yıl etkinliklere Pakistan ev sahipliği yapacak ve 2021 yılı teması ise ‘Ekosistem Restorasyonu’ olarak belirlendi” açıklaması yaptı.

“Çevre kirliliği ekosistemin doğal dengesini bozuyor”

Çevre kirliliğinin ekosistemin doğal dengesini bozduğunu belirten Bayraktar, “Bütün canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen, çevreyi oluşturan öğeler üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin; hava, su ve toprağa karışarak ve zaman içinde yüksek oranda birikmesi sonucu çevre kirliliği meydana gelmektedir. Çevre kirliliği nedeniyle ekosistemlerde doğal denge bozulmaktadır. Sonuç olarak kirlenen hava, su ve toprak günümüzde artık canlıların yaşamını tehdit eder boyutlara ulaşmıştır.

Sanayileşmenin hızla gelişmesiyle birlikte artan üretim ve tüketim faaliyetleri, bu faaliyetler sonucu oluşan olumsuz çevresel etkilerini artırmış ve çevre sorunları artarak önemli bir boyuta ulaşmıştır. Bugün dünya genelinde doğal kaynakları tehdit eden unsurlar nüfus artışı, kentleşme ve tüketim alışkanlıklarımız ve iklim değişikliğidir.

“Dünya nüfusu arttıkça doğal kaynaklar hızla tükeniyor”

Hızlı nüfus artışına paralel olarak, doğal kaynakların daha fazla ve duyarsız bir şekilde tüketildiğini ifade eden Bayraktar, bu durumun ekosistemin işleyişini bozarak bazı canlıların neslinin tükenmesine yol açtığını belirtti. Ekosistemdeki her canlının bir görev üstlendiğini vurgulayan Bayraktar, “Şifa doğada saklıdır. Henüz faydası bilinmeyen bir bitkinin gelecekte amansız bir hastalığı tedavi edecek ilaç yapımında kullanılabileceği unutulmamalıdır. Doğadaki her canlıya özenle yaklaşmalı ve korumalıyız” diye konuştu.

Bayraktar, zaman içinde tüketim alışkanlıklarının yalnızca su değil, tüm doğal kaynakların hızla tükenmesine neden olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Sanayi devrimi sonrasında toplumlar maalesef sürekli olarak ihtiyacı olandan fazlasını tüketmiştir. Bunun örneği Türkiye’nin her tarafında su yetersizliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Acilen önlem alınmalıdır. Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde küreselleşen tüketim kültürünün etkisi daha da büyüktür. Oysa dünyanın doğal kaynakları bu hıza ayak uyduramamaktadır. Küreselleşen ekonomilerde kişi başına düşen su miktarındaki azalış hızla artmaktadır. Bundan 20 yıl önce ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1653 metreküp iken bugün 1346 metreküptür. 20 yılda yüzde 18,6 oranında azalmıştır. Bu durum su azlığı çeken ülkeler arasında olduğumuzu ve hızla su fakiri ülke konumunda olmaya ilerlediğimizi göstermektedir” açıklaması yaptı.

İklim değişikliğinin insanoğlunun ekonomik etkinlikleri neticesinde ortaya çıktığını ve ülkemizdeki su kaynaklarını tehdit eden en önemli konulardan biri olduğunu belirten Bayraktar, “Son yıllarda küresel ölçekte yaşanan taşkın ve kuraklık gibi doğal afetler, başta inşan hayatı olmak üzere ekosistemi ve su kaynaklarını tehdit etmekte ve görülme sıklığı, etkisi ve süresinde artışlar gözlenmektedir. Ülkemizde, iklim değişikliğinin etkileriyle kuraklık afetinin etkilerini arttırması beklenmektedir. Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporu ve ulusal ve uluslararası bilimsel model çalışmaları Türkiye’nin yakın gelecekte daha sıcak, daha kurak ve yağışlar açısından daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacağını ortaya koymaktadır. Yani iklim değişikliği artık bir çevre sorunu olmaktan öte bir kalkınma sorunudur” dedi.

 

“Ülkemizde suyun yüzde 77’si tarımda kullanılmaktadır”

Bayraktar, “Tarım, iklim değişikliğinden etkilenen sektörlerin başında geliyor” diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Daha önce belirttiğimiz gibi tarımsal üretim her zaman kuraklık, aşırı yağış, dolu, don ve fırtına gibi doğal afetlere açıktır. Tarlasını eken çiftçi, ürününü hasat edene kadar diken üstündedir. Çiftçi, hasat yapılmadan ve ürünler ambara konulmadan ‘doğal afetleri atlattım’, diyemez. İklim değişikliğinin etkisiyle son yıllarda afetler sık sık yaşanmakta bazı yıllar üretim sezonu boyunca da devam etmektedir.

 Dünyada suyun yüzde 71’ini kullanan tarım sektörü muhtemel kuraklık ve mevsimsel yağış düzensizliklerinin etkisiyle gıda arzında daralmaya sebep olmakta ve dünyanın birçok bölgesinde insanlığın gelecekte açlıkla karşı karşıya gelme riskini artırmaktadır. Ülkemizde ise kullandığımız suyun yüzde 77’si tarımda kullanılmaktadır. Ülkemizin iklim değişikliğinin etkilerinin yoğun hissedileceği Doğu Akdeniz Havzası’nda yer alması nedeniyle, iklim değişikliğinin olumsuz etkileri yönünden, ülkemiz yüksek risk grubu ülkeler arasında kabul edilmektedir. Çevrenin ayrılmaz bir parçası olan su, insan yaşamının devamlılığı için bir esastır. Ancak, tüm dünyada suyun miktarı, kaynakları ve kalitesi iklim değişikliğinin olumsuz etkileri sebebiyle tehdit altında bulunmaktadır.

Dünyanın belirli bölgeleri sağlıklı suya erişimde veya tarım, sanayi gibi sektörlerde su kullanımı hususunda sıkıntı yaşarken ve kuraklıkla boğuşurken; belirli bölgeleri ise düzensiz ve aşırı yağışlara maruz kalarak taşkın, heyelan gibi doğal afetlerle mücadele etmek zorunda kalmaktadır. Gelecek nesillerimizin de yaşam standartları doğrudan su kaynaklarımıza ve suyun etkin yönetimine bağlı olduğundan, bugünden sularımız üzerindeki tüm tehlikelere karşı önlemler almak gerekir.”

 

“Çevre bilinci oluşturulması için gerekenler”

“Çevre sorunları sadece ülkemize ait değil, tüm dünyanın ortak sorunudur. Dolayısıyla ülkeler bazında ortak hareket edilmelidir” diyen Bayraktar, çevreye sahip çıkmak için yapılması gerekenleri ise şöyle aktardı:

 “Toplumda çevre bilincinin oluşturulması, çevre sorunlarına karşı duyarlı olunması ve gerekli önlemlerin alınmasının temelinde eğitim yatmaktadır.

Üreticiden tüketiciye toplumun her kesiminin çevre konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir.

Ülkeler doğal kaynakların korunmasını sağlayıcı politikalar geliştirmeli, sektörel politikaların biyolojik çeşitliliğin korunması amacını gözetecek şekilde düzenlenmesi gerekir.

Çevrenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve üretim sürecinin olumsuz etkilenmemesi için, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımında kurum ve kuruluşlar arasında işbirliği ve toplumun konuya duyarlılığı önemlidir.

Tarım arazilerinde toplulaştırma çalışmaları yapılırken, rüzgâr erozyonu görülen alanlarda, rüzgâr perdesi, yeşil kuşak ve rekreasyon maksatlı ağaçlandırma çalışmaları yapılacak alanlar planlanmalıdır.

Tarım alanlarında uygun planlama yapılarak en az su tüketen bitki yetiştiriciliği, bilinçli gübre kullanımı ve modern sulama teknikleri ile uygun türlerle oluşturulan ekim nöbetleri uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır.

Toprakların çoraklaşmasını ve verimliliğin azalmasını önlemek maksadıyla atık sular ve tarımdan dönen drenaj suları, uygun arıtım sağlanmadan tarımda kullanılmamalıdır.”