2021 Afet Eğitim İşbirliği Protokolünü imzaladı

2021 Afet Eğitim İşbirliği Protokolünü imzaladı

-İçişleri Bakanı Soylu: 

“Öncelikle TZOB’a teşekkür etmek istiyorum. Gerek Genel Başkanımız gerekse Türkiye’de bütün ziraat odalarımız, tüm ziraat odası başkanlarımız vatandaşımızla birlikte oldu, çiftçilerimizin yaralarının sarılmasına da önemli bir gayret ortaya koydu.”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

“Eğitim protokolünü 4,5 milyonun üzerindeki çiftçi üyemiz, Türkiye’nin her tarafında faaliyette bulunan çiftçilerimize hizmet veren 763 Ziraat Odamız ve 3 binin üzerinde personelimiz ve eğitmenimiz adına imzalamaktan da büyük bir gurur duyuyoruz.”  

ANKARA- İçişleri Bakanlığı ile Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) arasında 2021 Afet Eğitim Yılı kapsamında, “Afet Eğitim İş Birliği Protokolü” imzalandı.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)’da düzenlenen protokol imza törenine İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı, AFAD Başkanı Hamza Taşdelen, TZOB Genel Sekreteri H. Hüseyin Coşkun ve bakanlık bürokratları katıldı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, törende yaptığı konuşmada Türkiye’nin bir afet bölgesi olduğunu, bir taraftan deprem, sel, çığ düşmesi, kaya düşmesi, hortum ve en nihayetinde bir yılı aşkın korona virüs dahil olmak üzere birçok meseleyle uğraştıklarını belirterek, şunları söyledi:

“2019-2020 arasında depremin sayısal artışı yüzde 43’tür. Hakikaten riskimizin de çok yükseldiği bir zaman dilimini yaşıyoruz. Ben öncelikle TZOB’a teşekkür etmek istiyorum. Gerek şahsınız gerek Türkiye’de bütün ziraat odalarınız, tüm ziraat odası başkanlarınız hem vatandaşımızla birlikte oldunuz, çiftçilerimizin yaralarının sarılmasına da önemli bir gayret ortaya koydunuz. 

Ama sadece çiftçimiz değil, tüm Türkiye’deki vatandaşlarımızın, depremzedelerimizin afetzedelerimizin sıkıntılarına dertlerine deva olabilmek için çare olabilmek elimizi taşın altına koyduk.

1999 depremi bu ülke için bir milat olmuştur. Devletimiz, sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hükümetimiz gerek AFAD kurumu olsun gerek kentsel dönüşüm olsun, gerek afet sonrası iyileştirme çalışmaları, yapılan evler, deprem konutları, AFAD konutları olsun bu konuda vatandaşımızı yalnız bırakmadık. 

Başkanım benden çok daha iyi biliyorsunuz. Hem tecrübeniz ve bilginiz hem yaşanmışlıklarınız çerçevesinde karşı karşıya kaldığımız tek cümle şuydu: ‘Nerede bu devlet?’ Bu bir çaresizliğin aslında işaretiydi. Şimdi yaşadığımız Van depreminden itibaren yaşadığımız tüm depremlerde biz bu cümleyi bir daha duymadık. Mesleki kuruluşlar, milletimiz, vatandaşlarımız, STK’larımız topyekûn bu yaraların sarılması için hem sistematik bir yapıyı ortaya koyuyorlar, hem de büyük bir dayanışmanın örneğini veriyorlar. 

Birlikte bu protokolü imzalayacağımız 2021 yılını ‘Afet Eğitim Yılı’ ilan ettik. 51 milyon vatandaşımıza inşallah ulaşacağız. Şu ana kadar 3 milyon 691 bin 457 vatandaşımıza yılbaşından bu yana yüz yüze afet eğitimi verdik. Bu önemli bir rakam. 

81 ilimizde il risk azaltma planları yapıyoruz. Önceliklerimizi oraya koyuyoruz. Deprem anında neler yapabiliriz. Bunu deprem öncesi çözmemiz lazım. Afet eğitim yılının da en temel dayanağı burasıdır. Telefonlarımıza pratik uygulama geliştirdik. AFAD uygulaması geliştirdik. Deprem öncesi bize aynı zamanda bir eğitim verecek. Deprem olduğu an toplanma alanına navigasyonla götürecek. Daha birçok imkân var.”

 -“Tarım sektörü pandemi döneminde çok önemli görevler üstlendi”- 

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’da konuşmasında, pandemi sürecinde üreticilerimizin Cumartesi, Pazar, 65 yaş üstü ve 25 yaş altı yasaklarını kaldırma yönünde üretimde kalabilmeleri için verdiği destekten dolayı Bakan Soylu’ya teşekkür etti. Bayraktar şunları söyledi: 

“Tarım sektörü çok önemli bir sektör. Sektör pandemi döneminde çok önemli görevler üstlendi. İnsanlarımız karantinadayken, onların gıda güvencesini sağlayamasaydık bu ülke daha büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalabilirdi. Yani onların tarlada kalması, üretmesi gerekirdi. 

Çiftçilerimiz üretti. Bu ülkede yaşayan insanların gıda güvencesini sağladı. Bir de önemli bir şey daha yaptı. 2020 çeyrek büyüme rakamlarına baktığımızda tek büyüyen sektörün tarım sektörü olduğunu görüyoruz. Böylece makroekonomiye de katkı sağlamış olduk. Bu manada İçişleri Bakanımıza bir kez daha teşekkür ediyorum.”

  -“Afet eğitimi bizim için çok önemli”- 

Konuşmasında, “Eğitim protokolünü 4,5 milyonun üzerindeki çiftçi üyemiz, Türkiye’nin her tarafında faaliyette bulunan, çiftçilerimize hizmet veren 763 ziraat odamız ve 3 binin üzerinde personelimiz ve eğitmenimiz adına imzalamaktan da büyük bir gurur duyuyoruz. Bu protokol çok önemli. Bunu afetlerden de görüyoruz” vurgusu yapan Bayraktar sözlerine şöyle devam etti:

“Teknoloji ilerlemiş olabilir, her türlü teknolojiyi kullanmış, alet ve ekipmanlar olabilir, yetişmiş insan gücüne sahip olabilirsiniz, kurum ve kuruluşlar çok sayıda afetlere hazır olabilir. Ama siz topluma bilgi ulaştıramamışsanız, afet konusunda bilgi eksikliği varsa, toplumu bilgilendirmemişseniz, ne yaparsanız yapın, hedefe ulaşamamışsınız demektir. Yani bilgi ile toplumu bir şekilde buluşturmanız gerekmektedir. 

Bunu 1999 depreminde hatta İzmir depremin de de gördük. İnsanlar bir anda araçlarına biniyor, trafiği tıkadılar. Müdahale ekipleri müdahale edemedi. Telefonlara herkes bir anda yüklendi, telefonlar kilitlendi. Dolayısıyla bu noktada insanımızın gerçekten eğitime ihtiyacı var. Bunu kabul etmemiz lazım, yani depremi deprem bilincini bir şekilde yerleştirmemiz lazım. Bu protokoller, bu sorunun çözümünde büyük bir katkı sağlayacaktır.”

-“Türkiye doğal afet bölgesi”- 

Türkiye’nin Akdeniz havzasında olduğunu hatırlatan Bayraktar, Türkiye’nin kuraklık yaşadığını ve yaşamaya da devam edeceğini vurguladı. Kuraklığın zaman zaman aşırı yağışlar, sel felaketleri, hortum, don ve dolu zararı gibi felaketlere neden olduğunu, ülkemiz insanını da tarım sektörüne de ciddi manada zarar verdiğinin ve vermeye de devam edeceğinin altını çizen Bayraktar, gerekli tedbirleri almak gerektiğini ifade etti.

Bayraktar, “Türkiye deprem kuşağı içindedir ve 2020 deprem açısından pek olumlu geçmedi. Hatta meteorolojik olaylara baktığımızda 2020 yılında 984 meteorolojik olay yaşadık. 2019 yılında bu sayı 924 idi. Bu durum artarak devam ediyor. Olay sayısı 10 yıl önce 400 civarındaydı. Geçen yıl yaşanan deprem sayısı çok fazla. Demek ki bunlara karşı tedbir almamız gerekiyor” dedi.

-“Doğal afetlerde, özellikle depremlerde koordinasyon önemli”- 

1999 depreminde en büyük eksikliğinin koordinasyon olduğunu belirten Bayraktar, “O zaman teknoloji gelişmiş değildi. Alet ekipman ve gelişmiş insan gücü vardı, ama büyük bir koordinasyon eksikliği de söz konusuydu” dedi. Bayraktar şöyle devam etti: 

Elazığ ve Malatya depremleri olunca, bölge oda başkanlarıyla birlikte Elazığ ve Malatya’yı ziyaret ettik, Elazığ’da halkın arasına girdik, çadırları dolaştık. Şunu gördüm. Kimse ‘Devlet nerede?’ diye sormuyordu. Bu önemliydi. İçişleri Bakanımızın orada büyük bir gayreti vardı. Kamu kurumları, ilgili bakanlıklar, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri bir bütünlük içerisinde büyük bir koordinasyon içinde çalışıyorlardı. Bu vatandaşa yansımış, vatandaşa dokunmuştu. Koordinasyon herkesin acil ihtiyaçlarını sağlamış. Sonra Malatya’ya geçtik. Malatya’da aynı durumu gördük. Bu manada, İçişleri Bakanımıza, diğer kurumlara çok teşekkür ediyoruz.”

 -“1999 depremini bizzat yaşadım”- 

Bayraktar,1999 depremini bizzat yaşadığını ifade ederek, “O akşam babamlarda misafirdik. Evimiz sağlamdı. Dışarıda şöyle bir dolaştığımızda, acı tabloyu gördük. Elektrikler kesik, telefonlar kilitli, jeneratör yok, herkes aracıyla bir yerlere gitmeye çalışıyor. Yani Allah’a sığınmaktan başka ne yapılacak bu durumda” dedi.

-TZOB’un afetlerle ilgili faaliyetleri- 

TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ziraat Odaları ve Birliği olarak depremlerde elimizden geleni yapmaya çalıştık. Allah o günleri göstermesin. Büyük mesafeler aldık ama daha alacağımız mesafeler var. Daha büyük yönetilmesi güç depremlerle karşılaştığımızda, özellikle toplumun bilinçlenmesi konusunda mesafe almamız lazım. Bu manada bu protokoller çerçevesinde bize düşen büyük görevler vardır. 

Tarım ve Orman Bakanımız Bekir Pakdemirli Bey’le yaptığımız protokolle, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün tüm bilgilerini 4,5 milyonun üzerindeki üyemizle paylaşıyoruz. Yani meteorolojinin tahminlerini, öngörülerini biz çiftçilerimize SMS olarak gönderiyoruz. Bunun dışında meteoroloji ile birlikte yüz yüze eğitimler veriyoruz. Buna benzer bir çalışmayı AFAD ile yapabiliriz.

Sayın bakanım böyle bir eğitim programına bizleri dahil etmeniz bizi fevkalade memnun etti. Size ve emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Bu protokolün tüm insanlarımıza ve çiftçilerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.”

23 Mart Dünya Meteoroloji Günü…


-23 Mart Dünya Meteoroloji Günü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

 -“Ülkemizde yaşanan iklim değişikliği ve sayısı giderek artan

 doğal afetler tarım sektörünü etkilemektedir”

-“Sıcaklık, yağış, dolu, hortum gibi meteorolojik olaylar, üstü açık fabrika olarak tanımladığımız, iklim koşullarına bağlı olarak üretimin yapıldığı tarım sektörü için oldukça önemlidir”

-“Gerekli tüm tedbirler alınıp en son teknolojiler kullanılsa bile

tarımda üretim, verimlilik ve kalite iklimden bağımsız olamaz”

-“Son yıllarda iklim değişikliğinin etkileri sonucu doğal  

afetler artmış, artan afetlerden en fazla etkilenen tarım sektörü olmuştur”

-“2020 yılı afetin en fazla yaşandığı yıl oldu”

-“2020’de zarar oluşturan meteorolojik olağanüstü olayların

yüzde 30’unu yağış ve sel, yüzde 27’sini fırtına,

yüzde 23’ünü dolu, yüzde 7’sini yıldırım, yüzde 5’ini kar,

yüzde 2’sini heyelan ve don, yüzde 1 ve daha az oranlarda çığ, orman yangını, kum fırtınası, yüksek sıcaklık ve sis oluşturdu”

-“Özellikle son yıllardaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucu, uydu ve bilgisayarların meteorolojik çalışmalarda kullanılması, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi yaşanan afetlerden zarar görme oranını azaltabilmektedir”

-“Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile yaptığımız protokolle; erken uyarılar, ekili ve dikili alanlara zarar verebilecek her türlü kuvvetli meteorolojik hadiseler, Birliğimiz tarafından çiftçilerin cep telefonuna SMS olarak anında iletilmektedir”

 


 Ankara – 23.03.2021 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ülkemizde yaşanan iklimsel değişimlerin ve sayısı giderek artan doğal afetlerin tarım sektörünü etkilediğini belirterek, “sıcaklık, yağış, dolu, hortum gibi meteorolojik olaylar üstü açık fabrika olarak tanımladığımız, iklim koşullarına bağlı olarak üretimin yapıldığı tarım sektörü için oldukça önemlidir” dedi.

Bayraktar, “23 Mart Dünya Meteoroloji Günü” dolayısıyla yaptığı açıklamada, meteorolojinin, başta tarım olmak üzere, ulaşım, çevre, şehircilik gibi pek çok faaliyet alanını yakından ilgilendirdiğini belirtti. Hava olaylarının üreticilerimiz için taşıdığı önem dikkate alındığında Meteoroloji Günü’nün farkındalık oluşturması bakımından önemli bir gün olarak karşımıza çıktığını belirten Bayraktar şöyle devam etti:

“Gerekli tüm tedbirler alınıp, en son teknolojiler kullanılsa bile tarımda üretim, verimlilik ve kalite iklimden bağımsız olamaz. Son yıllarda iklim değişikliğinin etkileri sonucu doğal afetler artmış, artan afetlerden en fazla etkilenen tarım sektörü olmuştur. Tamamen önlenmesi mümkün olmayan afetler son yıllarda sık sık görülmekte çiftçilerimiz için zaman zaman büyük felaketlere neden olmaktadır. Üretimde meydana gelebilecek miktar kayıpları ve kalitenin düşmesi, üretici gelirlerini azalttığı gibi ulusal ekonomiyi de olumsuz etkilemektedir.”

 -“2020 yılı doğal afetin en fazla yaşandığı yıl oldu”-

 Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, 1963 yılındaki 329 zarar oluşturan meteorolojik olağanüstü olay dışında 1940-2008 döneminde hiçbir zaman yıllık 300’ü geçmeyen meteorolojik olağanüstü olay sayısının 2009’da 461, 2015’de 781, 2018 yılında 871, 2019 yılında 935, 2020 yılında 984 olduğu bilgisini veren Bayraktar şöyle devam etti:

“2020 yılı afetin en fazla yaşandığı yıl oldu. 2020’de zarar oluşturan meteorolojik olağanüstü olayların yüzde 30’unu yağış ve sel, yüzde 27’sini fırtına, yüzde 23’ünü dolu, yüzde 7’sini yıldırım, yüzde 5’ini kar, yüzde 2’sini heyelan ve don, yüzde 1 ve daha az oranlarda çığ, orman yangını, kum fırtınası, yüksek sıcaklık ve sis oluşturdu.

Artan bu afetler tarım ürünlerine oldukça fazla zarar vermekte, bir üretim sezonunda tarım, hemen her türlü riskle karşı karşıya kalmaktadır. Bu şartlar altında tarımsal üretimi sürdürmek gerçekten zor bir hal almaktadır. Yaşanan doğal afetlerin tarım sektörüne verdiği zararları tam olarak önlemek mümkün olmasa da, zararların azaltılması ve beklenen afetlere karşı önceden önlem alınabilmesi için meteorolojik veri ve tahminlerin tarımda daha etkin kullanımının sağlanması gerekmektedir.”

 -“Üreticiler zirai meteoroloji hakkında daha fazla bilgilendirilmeli”-

 Bayraktar, afetlerin olası etkilerinin en aza indirilmesi için, üreticilerin, zirai meteoroloji hakkında daha fazla bilgilendirilmesi, doğru kaynaktan alınan meteorolojik bilgi ve verinin kullanımının sağlanarak, tarımsal faaliyetlerin planlanmasında ve yapılmasında, erken uyarı sistemlerinin ve duyuruların takip edilerek bilinçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Şemsi Bayraktar, “özellikle son yıllardaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucu, uydu ve bilgisayarların meteorolojik çalışmalarda kullanılması, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi yaşanan afetlerden zarar görme oranını azaltabilmektedir” dedi. 

 

 -TZOB’un meteoroloji ile ilgili faaliyetleri-

 Çiftçilerin daha fazla bilgilendirilmesi ve anlık meteorolojik gelişmeleri takip edebilmeleri amacıyla Birliğimiz ile Meteoroloji Genel Müdürlüğü arasında işbirliği protokolü imzalandığının belirten Bayraktar şunları açıkladı:

“İmzalanan protokol çerçevesinde Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yaptığı erken uyarılar, ekili ve dikili alanlara zarar verebilecek her türlü kuvvetli meteorolojik hadiseler, Birliğimiz tarafından çiftçilerin cep telefonuna SMS olarak anında iletilmekte, zirai meteorolojik uyarılarla; meteorolojik verilerin tarımda daha etkin kullanılmasını, afetlere karşı önceden önlem alınarak kuvvetli meteorolojik hadiselerin tarım sektörüne verdiği zararların azaltılması sağlanmaktadır.

Ayrıca protokol çerçevesinde yaptığımız ve yapmaya devam edeceğimiz yüz yüze eğitimler ile yaşanabilecek afetlere karşı çiftçilerde bir farkındalık oluşturmayı amaçlamaktayız. Çiftçi afet gerçeğini bilmeli, afetlerin zararını en aza indirebilmek için alınabilecek her türlü önlemi önemsemelidir. Alınabilecek önlemlerle afetlerin zararını en aza indirmek hem çiftçi için hem ülke üretimi için çok değerlidir. 

Bu amaçla afetlerin önlenmesinde ve zararların azaltılmasında isabetli tahminler ve zamanında yapılan uyarılarla yerinde ve zamanında erken tedbirlerin alınmasında önemli rol oynayan Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün ve çalışanlarının 23 Mart Dünya Meteoroloji Günü’ kutlu olsun.”

22 Mart Dünya Su Günü


-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Su zengini olmayan ülkemizin, su kaynaklarını bilinçli bir şekilde kullanmalı ve korumalıyız”

-“Başta tarım olmak üzere her alanda suyu tasarruflu kullanmazsak, su kıtlığı çekmemiz kaçınılmazdır”

-“Dünyada ve ülkemizde son yıllarda artan oranlarda ortaya çıkan kuraklık suyun önemini bir kez daha tüm kesimlere hatırlattı”

 -“Ülkemiz aşırı tüketim, su israfı gibi etkenler ve nüfus artışı nedeniyle 1346 metreküp kişi başına kullanılabilir su miktarıyla hızla su fakiri ülke konumuna ilerlemektedir”

-“Üretim su olmadan olmaz. Yeterli su olacak ki bu ülke üretebilsin, artan nüfusu doyurabilsin. Bu nedenle sulamada yatırımların bitirilmesi ve etkinliğin sağlanması gerekiyor”

-“Çiftçilerimizin modern sulama sistemlerini kullanmaları teşvik edilmelidir. Bunun için çiftçilerimize su tasarrufu sağlayan modern sulama sistemlerinin yaygınlaşması için hibe ve krediler artırılmalıdır”

 -“Sulama suyu ücretleri çiftçilerimizin üretim maliyetlerini önemli ölçüde artırmaktadır”

-“Sulamada kullanılan elektriğin maliyeti çiftçimiz için önemli bir yük haline geldi. Elektrikteki yüzde 18’lik KDV ile fon ve paylar kaldırılmalı, birim fiyatı düşürülmelidir”

-“Su kaynaklarının tasarruflu kullanılmasının yanı sıra kirletilmemesi için de gerekli tedbirleri istisnasız almalı ve uygulamalıyız”

-“İklim değişikliğinin görülen olumsuz etkileri suyun değerini daha çok anlamamıza vesile oluyor”

-“Dünyada 2,2 milyar insanın güvenli suya erişim imkanı olmadığı göz önüne alındığında; hükümetler, yerel yönetimler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve her birey suya gereken değeri vererek,  suyun yönetiminde birlikte çalışmalıdır”

 

Ankara – 21.03.2021 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, su zengini olmayan ülkemizin, su kaynaklarını bilinçli bir şekilde kullanmalı ve korunması gerektiğini belirterek, “başta tarım olmak üzere her alanda suyu tasarruflu kullanmazsak, su kıtlığı çekmemiz kaçınılmazdır. Aşırı tüketim, su israfı gibi etkenler ve nüfus artışı nedeniyle 1346 metreküp kişi başına kullanılabilir su miktarıyla ülkemiz hızla su fakiri ülke konumuna ilerlemektedir” ifadelerini kullandı.

Bayraktar, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletlerin 2021 yılı için  “Suyun Değeri” temasını belirlediğini belirterek, iklim değişikliğinin görülen olumsuz etkileri suyun değerini daha çok anlamamıza vesile oluyor” dedi.

 20 yılı önce kişi başına kullanılabilir su miktarı 1653 metreküp iken bugün kişi başına 1346 metreküp kullanılabilir su miktarına gerilediğini, bu durumun ülkemizi su azlığı çeken ülke konumundan,  kişi başı 1000 metreküp suya sahip su fakiri ülke konumuna ilerlediğimizi bildiren. Bayraktar,  “suyun bir damlası dahi çok önemlidir. Bu nedenle suyun korunması ve tasarruflu kullanılması, 7’den 70’e herkesin bilinçli hareket etmesi gerekmektedir. Bunun yolu da toplumun eğitilmesinden geçmektedir” dedi.  Bayraktar, iklim değişikliğiyle yağışların azalması, aşırı yağışların mevsim normalleri üzerinde gerçekleşmesi, sıcaklık artışı, barajların yeterli doluluğa ulaşamaması gibi hususların da suyun değerini daha çok anlamamıza vesile olduğunu açıkladı.

 

-“Kuraklık suyun önemini bir kez daha hatırlattı”-

Dünyada ve ülkemizde son yıllarda artan oranlarda ortaya çıkan kuraklığın suyun önemini bir kez daha tüm kesimlere hatırlattığını belirten Bayraktar, şunları ifade etti:

“İklim değişikliğinin en önemli sonuçlardan biriside kuraklıktır. Genel olarak yerküreye yağan toplam yağışlarda, çok fazla değişiklik olmasa da yağış rejiminin değişmesi büyük sorunlar yaratıyor. Artık öyle bir durum oluştu ki yeni üretim sezonunda beklenen yağış bir türlü gerçekleşmiyor. Bu durum ürün veriminde önemli kayıpları meydana getirmektedir. 

Tarımsal üretimin öneminin daha çok arttığı bugünlerde tarımsal kuraklıkla mücadele etmede sulamanın önemi büyüktür. Yer üstü ve yeraltı sularının azalması tarımsal üretimde endişeli bir bekleyişi de beraberinde getiriyor. Bu durumu ortadan kaldırmak için boşa akıp giden suları toplamak yani yeni su hasatları yapmak için barajlar ve göletler yapılmalıdır. Sulama yatırımları bitirilmeli ve yağmurlama, damla sulama gibi basınçlı sulama sistemleri kullanılarak etkinlik sağlanmalıdır. Su her kesimde tasarruflu kullanılmalı, özellikle toplam suyun yüzde 77’sini kullanan tarımda su heba edilmemelidir. Döngüsel su yönetimi ile atık su değişik alanlarda kullanılmalıdır.”

 

-Tarımda sulama-

Verimliliğin artırılması açısından tarımda sulamanın yaygınlaştırılması ve bu amaçla su kaynaklarının geliştirilmesi ve rasyonel kullanımının büyük önem arz ettiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu ülkenin kuruda yetişen buğday, arpa gibi ürünlere ihtiyacı olduğu kadar, suluda yetişen mısıra, pamuğa, şekerpancarına, sebzeye, meyveye de ihtiyacı vardır. Tarımsal üretim potansiyeli oldukça yüksek olan Türkiye’nin, bu fırsatı en iyi şeklide değerlendirmesi gerekir. Bu üreticilerimizin de vatandaşların da en doğal hakkıdır. Su olmadan üretim olmaz. Yeterli su olacak ki bu ülke üretebilsin, artan nüfusu doyurabilsin.

Bu nedenle sulamada yatırımların bitirilmesi ve etkinliğin sağlanması gerekiyor. Teknik ve ekonomik olarak sulayabileceğimiz 8,5 milyon hektar tarım alanımızın, 6,69 milyon hektarında sulama altyapısı tamamlanmış, 1,81 milyon hektarı sulamaya açılmamış durumdadır.

Bu açıdan GAP, KOP, DAP gibi büyük sulama yatırımlarını da içeren projelerin tamamlanması önem taşımaktadır. Gölet, baraj gibi sulama yatırımlarına ağırlık vererek maliyetleri her geçen gün artan ve kar oranı düşük kalan, özellikle küçük aile işletmelerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekmektedir.

Sulamada etkinliğin sağlanması, üreticilerimizin suyu bilinçli kullanması için çiftçilerimize gerekli eğitimler verilmeli ve bitki türü de dikkate alınarak dekarda kullanılacak su miktarı belirlenmeli, gereğinden fazla su kullanımının önüne geçilmelidir. Çiftçilerimizin modern sulama sistemlerini kullanmaları teşvik edilmelidir. Bunun için çiftçilerimize su tasarrufu sağlayan modern sulama sistemlerinin yaygınlaşması için hibe ve krediler artırılmalıdır.

Ülkemizde sulama randımanı yetersizdir. Mevcut sulama sistemlerinin yüzde 71’i açık sistemdir ve kullanılan kanal ve kanaletler eski ve atıl vaziyettedir. Bu durum maliyetleri artırmasının yanı sıra su israfına da neden olmaktadır. Acilen kapalı sistem sulamaya geçilmeli, eski ve atıl vaziyette olan kanal ve kanaletler yenilenmelidir.

  

-“Sulama suyu ücretleri çiftçilerimizin üretim maliyetlerini önemli ölçüde artırmaktadır”-

Tarımsal üretimde verimi artıran en önemli girdi sulama suyudur. Sulama suyu ücretleri çiftçilerimizin üretim maliyetlerini önemli ölçüde artırmaktadır. Yüzey sulama suyu ve yeraltı suyu ücretleri üreticinin ödemekte güçlük çektiği boyutlara ulaştı. Sulama ücretlerinde indirime gidilmeli, makul seviyelere çekilmelidir.

Diğer yandan sulamada kullanılan elektrik giderleri çiftçimiz için önemli bir yük haline geldi. Elektrikteki yüzde 18’lik KDV ile fon ve paylar kaldırılmalı, birim fiyatı düşürülmelidir.”

 

-Suyun değeri- 

Şemsi Bayraktar, suyun değerinin onu kaybetmeden önce anlaşılması gerektiğinin altını çizerek, şöyle devam etti:

“Su kaynaklarının tasarruflu kullanılmasının yanı sıra kirletilmemesi için de gerekli tedbirleri istisnasız almalı ve uygulamalıyız. Yeterli suya erişim ve temiz su kullanımı herkesin hakkıdır. Artan nüfus baskısı, iklim değişikliği ve plansız kentleşme gibi faktörler suyun etkin kullanımını gerektirmektedir. Suyun sağlıklı bir biçimde gelecek nesillere aktarımı ona değer vermekten geçmektedir. İklim değişikliğinin görülen olumsuz etkileri suyun değerini daha çok anlamamıza vesile oluyor.

Dünyada 2,2 milyar insanın güvenli suya erişme imkanı olmadığı göz önüne alındığında, hükümetler, yerel yönetimler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve her bir bireyin suya gereken değeri vererek, suyun yönetiminde birlikte çalışmalıdır.”

Şemsi Bayraktar, toplumsal bilinç artırılarak toprak ve su kaynaklarının korunması ve kirlenmesinin önüne geçilmesi temennisiyle, 22 Mart Dünya Su Günü’nü kutladı.

21 Mart Dünya Ormancılık Günü…


-21 Mart Dünya Ormancılık Günü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Ormanlar iklim, su ve toprak rejimi üzerindeki olumlu etkileri ile milli bir servettir”

-“Ormanların iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolü son derece önemlidir”

-“Restorasyon, imar ve ıslahının yanında, ormanları korumalı

ve orman alanlarını artırmalıyız”

Orman köylülerinin gelir seviyelerini artıracak projelere öncelik verilmeli, projelere verilen destekler ve kaynaklar artırılmalı, bu yolla orman köylüsünün toprağını terk etmesinin önüne geçilmelidir”

-“Ormanların verimli olarak işletilmesi, geliştirilmesi ve

korunması, geçimini doğal kaynaklara bağlı olarak

sürdüren ve kırsalda yaşayan insanlarımız açısından

hayati önemdedir”

-“Orman köylerindeki kooperatifçilik çalışmalarına önem verilmeli, kooperatiflerin rekabet gücü artırılmalıdır. Orman köylülerinin kalkındırılması için alternatif çözümler üretilmeli, bu konudaki

projelere destek verilmelidir”

-“Uzmanlara göre, yangın sonrasında ekosistemin eski haline gelmesi, 80 yılı buluyor”

-“Ormanlarımızın yüzde 60’ı yangın tehdidi altındadır”

-“Ortalama olarak son 10 yılda 2 bin 428 orman yangını çıktı ve

8 bin 488 hektar alan zarar gördü”

-“Daha yeşil bir Türkiye hedefliyoruz. Ziraat

Odalarımız, Ağaçlandırma Seferberliği kapsamında fidan

dikme çalışmalarını sürdürüyor”


Ankara – 21.03.2021 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ormanların iklim, su ve toprak rejimi üzerindeki olumlu etkileri ile milli bir servet olduğunu bildirerek, “restorasyon, imar ve ıslah etmenin yanında ormanları korumalı ve alanlarını artırmalıyız” dedi.

Bayraktar, 21 Mart Dünya Ormancılık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler’in 2021 yılı temasını, “ormanların restorasyonu” olarak belirlediğini, ormanların bir ülkede toprak ve su kaynaklarının muhafazası için hayati önem taşıdığını belirtti. Küresel ısınma ve iklim değişikliğine bağlı sorunların gün geçtikçe artması nedeniyle dünyada en önemli karbon yutaklarından birisi olan ormanların hayati önem taşıdığına vurgu yapan Bayraktar, “ormanların su ve su kaynaklarını koruyucu, toprak koruma fonksiyonundan dolayı suyu depolayıcı, su rejimini düzenleyici, sel ve taşkın önleyici etkileri bulunmaktadır. Ormanların iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolü son derece önemlidir” dedi.

-“Orman köylülerinin geliri artırılmalı”-

 Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre 2019 yılında 6 milyon 970 kişinin orman köylerinde yaşadığını, bu kesimin ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 8,3’ünü, kırsal nüfusun ise yüzde 40’ını barındırdığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Orman köylülerinin gelir seviyelerini artıracak projelere öncelik verilmeli, projelere verilen destekler ve kaynaklar artırılmalı, bu yolla orman köylüsünün toprağını terk etmesinin önüne geçilmelidir. Ormanların verimli olarak işletilmesi, geliştirilmesi ve korunması, geçimini doğal kaynaklara bağlı olarak sürdüren ve kırsalda yaşayan insanlarımız açısından hayati önemdedir.”

Dünyadaki hızlı nüfus artışı ve sanayileşmenin, doğal kaynaklar üzerinde yoğun baskılar oluşturduğunu, ormanların bu olumsuzluktan ciddi şekilde etkilendiğini vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:

 “Yapılan çalışmalar, 2023 yılına kadar dünya nüfusunun yıllık ortalama yüzde 2 artacağını, orman alanlarının tahribinin süreceğini, endüstriyel odun hammaddesi açığının artacağını göstermektedir. Araştırmalar, ormanların biyoçeşitlilik, toprak koruma, su üretimi, rekreasyon, avcılık, eko turizm gibi fonksiyonlarının giderek önem kazanacağı ve bunun doğal orman alanlarından yapılan üretim üzerinde bir baskı unsuru oluşturacağını gösteriyor.”

-“Restorasyon 80 yılı buluyor”-

Ormanların ağaçların yanında içindeki her bir canlısıyla bitkisiyle bir ekosisteme sahip olduğunu belirten Bayraktar şöyle devam etti:

“Uzmanlara göre, yangın sonrasında ekosistemin eski haline gelmesi, 80 yılı buluyor. Akdeniz iklim kuşağında yer alan ülkemizde ormanlarımızın yüzde 60’ını birinci ve ikinci derece yangına hassas alanlar oluşturmaktadır. İklim değişikliğinin etkisiyle sıcaklık artışlarının yaşanması son yıllarda orman yangınlarını birlikte getirmektedir. Ortalama olarak son 10 yılda 2 bin 428 orman yangını çıktı ve 8 bin 488 hektar alan zarar gördü. Yangınların yüzde 86’sı insan kaynaklıdır.

Bu nedenle orman yangınları ülkemiz ormancılığının öncelikli konuları arasında yer almalı ve orman yangınlarının çıkmasına, yayılmasına mani olmak için her türlü fiziki ve beşeri tedbiri almak zorundayız. Orman yangınlarıyla mücadele tekniklerini geliştirmek ve güçlendirmek, yangına müdahale süresini kısaltarak yangın zararlarını en aza indirmek öncelikli görevimiz olmalıdır.”

-Yapılması gerekenler

Ormanların, sahip oldukları biyolojik çeşitlilik dolayısıyla dünyadaki en değerli ekosistem olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Orman varlığımızın artırılması, orman tahribatlarının önüne geçilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu değerli varlığı korumak için gereken duyarlılığı göstermek zorundayız” diye konuştu.

Ülkemizin orman alanlarında muhtelif nedenlerle oluşan bozulma ve kayıplara rağmen, 2010-2019 döneminde 1 milyon 203 bin hektarlık artış görüldüğünü ifade eden Bayraktar, şöyle devam etti:

“Ormancılığın geliştirilebilmesi, ülke topraklarının korunması ve orman köylülerinin sorunlarının çözümü bakımından ağaçlandırma, erozyon kontrolü ve mera ıslahı çalışmalarına ağırlık verilmelidir. Biyolojik çeşitliliği sağlayacak türde fidanların seçimine özen gösterilmelidir. Orman köylerindeki kooperatifçilik çalışmalarına önem verilmeli, kooperatiflerin rekabet gücü artırılmalıdır. Orman köylülerinin kalkındırılması için alternatif çözümler üretilmeli, bu konudaki projelere destek verilmelidir.”

-Ağaçlandırma seferberliği-

Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak ormanlar olmadan dünyamızda canlıların yaşamlarını sürdüremeyeceği bilinciyle ağaçlandırma çalışmalarına büyük önem verdiklerini belirten Bayraktar, “Daha yeşil bir Türkiye hedefliyoruz. Bu çerçevede, 2012 yılında Ağaçlandırma Seferberliği Kapsamında Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile protokol imzaladık. Ziraat Odalarımız, bu kapsamda fidan dikme çalışmalarını sürdürüyor” dedi.

Bayraktar, 11 Kasım “Milli Ağaçlandırma Günü” etkinliğinde de Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, fidanları toprakla buluşturduklarını, ağaçlandırma konusunda yapılacak çalışmalara her zaman öncülük edecek ve katkı sağlayacaklarını belirterek küresel ısınmanın iklim değişikliğine olan etkilerinin azaltılması için ormanlara daha fazla önem verilmesi gerektiği dilek ve temennileriyle 21 Mart Dünya Ormancılık Günü’nü kutladı.

TZOB Yönetim Kurulu Toplantısı

TZOB Yönetim Kurulu Toplantısı

Ankara- 18.03.2021- Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda Yönetim Kurulu Üyeleri Bayraktar’a, kendi bölgelerindeki çiftçilerin sorunlarını iletti, yapılması gerekenler görüşüldü.

18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 106.yıl dönümü…


-18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 106.yıl dönümü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Çanakkale Zaferi, milletimizin kahramanlık destanıdır. Çanakkale Zaferi, milli birlik ve beraberlik şuurudur”

-“Bu toprakları vatan kılmak uğruna, gözünü kırpmadan canını feda eden bütün kahraman şehitlerimizi, bir kez daha saygı, rahmet ve minnetle anıyorum”

Ankara – 18.03.2021 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Çanakkale Zaferi’nin milletimizin kahramanlık destanı olduğunu belirterek, “Çanakkale Zaferi, milli birlik ve beraberlik şuurudur” dedi.

Bayraktar, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 106. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, vatan topraklarını korurken can veren 250 bini aşkın şehidin, neye mal olursa olsun, Çanakkale’nin asla geçilemeyeceğini bütün dünyaya gösterdiğini vurguladı.

Şemsi Bayraktar, şunları kaydetti:

“Çanakkale’de şehit düşen ecdadımız, vatan söz konusu olduğunda hiçbir zorluk ve yokluk gözetmeden neler yapabileceğini ortaya koymuştur. Çanakkale Zaferi, milletimizin kahramanlık destanıdır. Milli birlik, dayanışma ve kardeşliğimizin sembolüdür. Çanakkale’yi ‘geçilmez’ kılan ecdadımızın kararlılığı, bugün için de bu milletin, gerektiğinde vatan için yapabileceklerinin güvencesidir.

Bugün bu güzel ülkede, şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklarda yaşıyorsak bunu Çanakkale başta olmak üzere kanları pahasına vatanı koruyan kahramanlarımıza borçluyuz. Bunu asla unutmamalı ve millet olarak hep bu idrak içinde olmalıyız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, kahraman şehitlerimiz kalplerimizde sonsuza kadar yaşayacaklardır.

Bu toprakları vatan kılmak uğruna, gözünü kırpmadan canını feda eden bütün kahraman şehitlerimizi, bir kez daha saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun.”

8 Mart Dünya Kadınlar Günü…

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “En ağır iş yükü tarımda çalışan kadınların sırtında”

-“Kadın çiftçilerimiz olmazsa Türkiye aç kalır”

 -“1 milyon 782 bin kadın çiftçi üreterek ülkeyi doyuruyor”

-“Çalışan kadınların 5 te 1’i tarımda”

-“Günde 16-17 saat çalışan kadın çiftçilerimiz, pozitif ayrımcılığı hak ediyor”

-“Kadın çiftçiler, çalıştıkları her yıl için ilave 90 gün, 4 yılda 1 yıl yıpranma payı almalıdır”

-“Devlet kadın çiftçilerimize yüzde 50 oranında prim desteği vermelidir”

-“Sigortalı olmadan önce gerçekleşen doğumla ilgili de hizmet borçlanması yapabilme imkânı sağlanmalıdır”

-“Bu yıl 28 gün olarak uygulanan, 2023 yılında 30 güne çıkacak olan tarım Bağ-Kur prim ödeme gün sayısı, 2008 yılında olduğu gibi 15 güne indirilmelidir”

-“Çiftçimizi, özellikle de kadın çiftçilerimizi eğitmeden verimlilik sağlanamaz. Bu gerçekten hareketle ülke çapında ‘Kadın Çiftçi Eğitimi’ programını sürdürüyoruz”

 

Ankara – 08.03.2021 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, en ağır iş yükünün tarımda çalışan kadınların sırtında olduğunu bildirerek, “bütün işleri yetiştirebilmek için günde 16-17 saat çalışan kadın çiftçilerimiz, pozitif ayrımcılığı hak ediyor, kadın çiftçilerimiz olmazsa Türkiye aç kalır“ dedi.

Şemsi Bayraktar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, çalışma hayatının her alanında yer alan kadınların tarımda da yaptıkları katkılarla çok önemli roller üstlendiğine işaret etti. Bayraktar, 2020 yılı Kasım ayı rakamlarına göre, tarımda çalışan 4 milyon 515 bin kişinin yüzde 39,5’ini kadınların oluşturduğunu bildirerek, “1 milyon 782 bin kadın çiftçi üreterek ülkeyi doyuruyor” dedi.

Çalışan kadınların 5’te 1’inin tarımda olduğunu belirten Bayraktar, “Tarımda çalışan 1 milyon 782 bin kadının 1 milyon 367 bini ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor. 209 bini kendi hesabına, 201 bini ücretli veya yevmiyeli olarak istihdam ediliyor. Tarımda çalışan kadınların 1 milyon 677 bininin yani yüzde 94,1’inin sigorta kaydı yok. 

Kadınlar, sigortalı olmak yerine, primleri ödemekte güçlük çektikleri için eşleri üzerinden sağlık hizmeti alıyorlar.”

 

-“Kadın çiftçiler pozitif ayrımcılığı hak ediyor”-

 Kadın çiftçilerin sosyal güvenlik sistemine katılımının desteklenmesi yönünde teşvik edici önlemlere acil ihtiyaç bulunduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu kadar ağır bir yükü taşıyan kadın çiftçiler, pozitif ayrımcılığı hak ediyor. Kadın çiftçiler, çalıştıkları her yıl için ilave 90 gün, 4 yılda 1 yıl yıpranma payı almalıdır. Devlet, kadın çiftçilerimize yüzde 50 oranında prim desteği vermelidir. Söz konusu desteğin verilmesi durumunda, kadın çiftçilerin sağlık harcamaları eşleri yerine, kendi sigortalarınca karşılanacağından, desteğin büyük kısmı devlete geri dönecek, böylece sosyal güvenlikte kayıt dışılık da önlenmiş olacaktır.

Sigortalı olmadan önce gerçekleşen doğum nedeniyle, hizmet borçlanması yapılabilmelidir.

Bu yıl 28 gün olarak uygulanan, 2023 yılında 30 güne çıkacak olan tarım BAĞ-KUR prim ödeme gün sayısı, 2008 yılında olduğu gibi 15 güne indirilmelidir.”

  

 -“Tarımda kadının iş yükü erkeklerden fazla“-

Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde emek yoğun işleri çoğunlukla kadınların üstlendiğini ve iş yüklerinin genellikle erkeklerden daha fazla olduğunu söyleyen Bayraktar, şunları kaydetti:

“Türk tarımı, ancak kadınların potansiyelini açığa çıkarabildiği ve kadınların toplumsal refahtan pay alabildiği ölçüde tarımsal, ekonomik ve sosyal açıdan gelişmiş bir konuma gelebilir.

Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde emek yoğun işleri çoğunlukla kadınlar üstlenmektedir ve iş yükleri genellikle erkeklerden fazladır. Günde 16-17 saat çalışan kadın çiftçilerimiz, tarımımızın belkemiğidir. Dünya’da ve Türkiye’de tarımsal üretim, gıda güvenliği ve beslenmede kadınlar en önemli rolü oynamaktadır. Tarlada, bağda, bahçede, ahırda ve ağılda bitkisel ve hayvansal üretimin iş gücünü sağlayan kadın çiftçilerimiz, bunların yanı sıra; ev işlerini, hasta, yaşlı ve çocukların bakımını da yapmakta ve aile beslenmesinde en önemli görevi üstlenmektedir.

 Kırsal kesimde kadının işgücüne katılım oranı, tarımda ücretsiz aile işçisi olarak çalışması nedeniyle yüksek olsa da; Türkiye’de tarım istihdamındaki azalma, kadın istihdamının da giderek düşmesine yol açmaktadır.

Kadınların işgücüne katılım oranının artması ekonomik verimliliği artıracak, kalkınma potansiyelini iyileştirecektir. Kadınların ekonomik kalkınmaya, kırsal kalkınmaya etki edebilmeleri için ekonomik ve sosyal statülerinin iyileştirilmesi ve buna yönelik politikalar geliştirilmesi önemlidir. Günümüzde tüm Dünya’da ve Türkiye’de üzerinde çokça tartışılan kadın sorunları, yalnız kadınların değil tüm toplumun sorunlarıdır ve kapsamlı çözümler gerektirmektedir.”

 

 -“Kadın çiftçilere eğitim verilmeden verimlilik sağlanamaz”-

 

Tarımda çiftçilerin, özellikle de üstlendikleri fonksiyonlar dolayısıyla kadın çiftçilerin eğitilmeden verimliliğin sağlanamayacağına işaret eden Bayraktar, “Bu gerçekten hareketle ülke çapında ‘Kadın Çiftçi Eğitimi’ programını sürdürüyoruz” dedi.

Bayraktar, 2012 yılında Türkiye Ziraat Odaları Birliği ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında imzalanan “Kadın Çiftçi Eğitim İşbirliği” protokolü çerçevesinde eğitimlerin gerçekleştirildiğini belirtti. Şemsi Bayraktar, bu çerçevede kadın çiftçilere; sosyal güvenlik, kooperatifçilik, girişimcilik ve liderlik, kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, iklim değişikliği ana eğitim konuları yanında, her türlü tarımsal faaliyetlerle ilgili eğitim verildiğini vurguladı.

Eğitimlere katılan kadın çiftçilerin, önümüzdeki yıllarda, yaşadıkları toplumun kırsal kalkınmasına daha fazla katkı sağlayacaklarına olan inancını vurgulayan Bayraktar; “Bugüne kadar yaklaşık 228 bin kadın çiftçimize eğitim verdik, vermeye devam edeceğiz. Şu gerçek çok iyi bilinmelidir ki, sağlıklı nesiller yetiştirebilmenin yolu kadınları eğitmekten geçer. Kadın çiftçilerimizin eğitimi, tarımda modern tekniklerin uygulanmasını kolaylaştıracak, verimliliği ve kaliteli üretimi artıracak, ülke tarım ve ekonomisine büyük katkı sağlayacaktır” dedi.

 Bayraktar, kadın çiftçilerin sorunlarını her platformda dile getirmeye devam edeceklerini bildirerek, başta eli nasırlı kadın çiftçilerimiz olmak üzere tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı.

Üretici market fiyatlarında Şubat ayı…


-Üretici market fiyatlarında Şubat ayı…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Şubat ayında üretici ve market fiyat farkı 4 katı aştı”

-“Markette lahana 4,1 kat, maydanoz 3,9 kat, patates 3,5 kat, elma 3,3 kat, süt ve marul 3,2 kat fazlaya tüketiciye satılmaktadır”

-“Son bir yılda üretici fiyat artışlarındaki en önemli etkenlerden birisi girdi fiyatlarındaki artıştır”

-“Girdi fiyatlarında görülen kur baskısı fiyatları yükseldi. Fakat kurdaki düşüş fiyatlara yansımadı. Son bir yılda DAP gübresi yüzde 63,4, üre gübresi fiyatı ise yüzde 76,7 arttı”

-“Kur, Kasım ayından bu yana yüzde 10,4 düşerken, gübre fiyatları bu dönemde üre gübresinde yüzde 37,2, DAP gübresinde yüzde 19,6 arttı”

-“Üreticide fiyatı en fazla düşen ürün yüzde 25 azalmayla patates olurken,  kuru soğanda düşüş yüzde 20 oldu”

-“Özellikle pandemi dolayısıyla kuru soğan ve patateste talepte yaşanan daralmanın pazarlama sorunlarına yol açması fiyatlarda düşüşe neden oldu”

-“Belediyelerin alıma yönelik girişimleri olumlu olarak değerlendirilse de yeterli alımın yapılmaması beklenen faydayı sağlayamadı”

-“Halen depoda olan ürünlerin pazarlanması konusunda Hükümetimiz üreticimize sahip çıkmalıdır. Kamu Kurumları, Kooperatifler ve belediyeler daha fazla alım yapmalıdır”

-“Patates ve soğan gibi birçok üründe arz talep dengesini kuracak bir üretim planının üretici işbirliğiyle sağlanması gerekiyor”

-“Üretim planlaması konusunda ilgili Bakanlığımızla işbirliğine hazırız”

-“Ekonomik örgütlerin özellikle hasat dönemlerinde piyasada alım yapmaları sağlanmalıdır”

  

Ankara – 01.03.2021 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Şubat ayında üretici ve market fiyat farkının 4 katı aştığını bildirdi.

Üretici ve tüketici fiyatları arasındaki makasın bir türlü kapanmadığına işaret eden Bayraktar, lahananın 4,1 kat, maydanozun 3,9 kat, patatesin 3,5 kat, elmanın 3,3 kat, süt ve marulun 3,2 kat fazlaya tüketiciye satıldığını vurguladı.

Bayraktar, bugün üreticide 68 kuruş olan lahananın 2 lira 79 kuruşa, 50 kuruş olan maydanozun 1 lira 96 kuruşa, 50 kuruş olan patatesin 1 lira 73 kuruşa, 2 lira 20 kuruş olan elmanın 7 lira 18 kuruşa, 2 lira 74 kuruş olan sütün 8 lira 89 kuruşa, 1 lira 68 kuruş olan marulun 5 lira 41 kuruşa satıldığını belirtti.

Şubat ayında markette 42 ürünün 29’unda fiyat artışı, 8’inde fiyat azalışı, üreticilerde ise 34 ürünün 16’sında fiyat artışı, 6’sında fiyat azalışı meydana geldiğini,  markette 5 üründe, üreticide 12 üründe fiyatlar değişmediğini ifade eden Bayraktar, Şubat ayında fiyatı en fazla artan ürünün, marketlerde ve üreticide sivri biber; marketlerde ve üreticide fiyatı en fazla düşen ürün patates olduğunu bildirdi.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak üreticiden tüketiciye halkın tamamını yakından ilgilendiren gıda fiyatlarındaki değişimleri takip etmeye ve kamuoyunu doğru bilgilendirmeye devam edeceklerini söyledi.

Market fiyatlarındaki değişim

Şubat ayında markette kuru üzüm, kuru incir, fındık, Antep fıstığı ve maydanoz fiyatında bir değişim meydana gelmezken, markette fiyat düşüşünün en fazla yüzde 25 ile patateste görüldüğünü açıklayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Patatesteki fiyat düşüşünü yüzde 13,96 ile patlıcan, yüzde 5,44 ile kuru soğan, yüzde 4,88 ile kabak, yüzde 2,93 ile kaşar peyniri, yüzde 2,24 ile yumurta, yüzde 2 ile kırmızı mercimek, yüzde 0,56 ile süt takip etti.

Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 29,31 ile sivri biberde görüldü. Sivri biberdeki fiyat artışını yüzde 19,92 ile ıspanak, yüzde 15,28 ile portakal, yüzde 15,10 ile limon, yüzde 11,07 ile ayçiçek yağı, yüzde 9,68 ile yeşil soğan, yüzde 8,76 ile elma, yüzde 7,97 ile yeşil mercimek, yüzde 7,89 ile nohut, yüzde 7,15 ile kuru kayısı, yüzde 6,62 ile domates, yüzde 5,76 ile mandalina, yüzde 5,55 ile tereyağı, yüzde 5,44 ile karnabahar, yüzde 4,88 ile havuç, yüzde 4,75 ile toz şeker, yüzde 4,67 ile salatalık, yüzde 4,39 ile mısırözü yağı, yüzde 4,38 ile pırasa ve kuru fasulye, yüzde 4,29 ile marul, yüzde 3,60 ile dana eti, yüzde 3,26 ile tavuk eti, yüzde 3,16 ile lahana, yüzde 2,44 ile kuzu eti, yüzde 2,24 beyaz peynir, yüzde 2,02 ile yoğurt, yüzde 1,76 ile zeytinyağı, yüzde 0,61 ile pirinç izledi.”

 Üretici fiyatlarındaki değişim

Şubat ayında üreticide lahana, marul, maydanoz, yeşil soğan, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru üzüm ve kuru incir fiyatında değişim meydana gelmezken, fiyatı en fazla düşen ürünün yüzde 25 azalmayla patates olduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Patatesteki fiyat düşüşünü, yüzde 21,59 ile kabak, yüzde 20 ile kuru soğan, yüzde 13,01 ile patlıcan, yüzde 9,52 ile yumurta, yüzde 9,07 ile salatalık izlemiştir.

Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 23,60 ile sivri biberde görüldü. Sivri biberdeki fiyat artışını yüzde 19,63 ile havuç, yüzde 16,28 ile portakal, yüzde 11,70 ile mandalina, yüzde 9,52 ile kuru kayısı, yüzde 9,21 ile limon, yüzde 7,69 ile ıspanak, yüzde 4,94 ile dana eti, yüzde 4,14 ile zeytinyağı, yüzde 3,10 ile kuzu eti, yüzde 2,84 ile domates, yüzde 2,61 ile karnabahar, yüzde 2,28 ile Antep fıstığı, yüzde 2,13 ile fındık, yüzde 2,02 ile pırasa, yüzde 0,37 ile süt takip etti.”

 -Fiyat değişimlerinin nedenleri, sorunlar ve çözüm yolları-

Üretici fiyatlarında en fazla fiyat artışının görüldüğü sivri biberde arz, örtü altından sağlanmakta olup, hasat edilen ürün miktarındaki azalma fiyata yansımıştır.   Havuçta ise arz depolardan sağlanmaktadır. Piyasaya arz edilen ürün miktarındaki azalmaya bağlı olarak fiyatlarda artış yaşandı. Portakal, mandalina ve limonda hasadın sonuna gelinmesi fiyatlara yansıdı.  Portakalda görülen fiyat artışına etki eden faktörlerden biri de rekoltede meydana gelen düşüştür. Kuru kayısıdaki artışta da üreticinin elinde ürünün azalıyor olması etkendir. Ispanak, karnabahar ve pırasada hasat yoğunluğunun azalması fiyatlara yansıdı. Zeytinyağındaki artışta rekoltedeki düşüş etkili oldu. Domateste ise ihracatın hareketlenmesi fiyata yansımıştır. Arz ve talepteki değişimlerin etkisinin yanı sıra artan yem fiyatları dana ve kuzu etinde fiyatları artırdı.

 -Üretici fiyat artışlarında en önemli etken girdi fiyatları-

Şubat ayında takip edilen ürünlerin bazılarında görülen fiyat artışlarında, girdilerdeki fiyat artışları da etkili olmuştur. Nitekim başta gübre olmak üzere, elektrik, tarımsal ilaç fiyatları ve sulama ücretleri son bir yılda oldukça artmıştır. Girdi fiyatlarında görülen kur baskısı fiyatları yükseldi. Fakat kurdaki düşüş fiyatlara yansımadı.

Özellikle gübre fiyatları, son zamanlarda çiftçimizi çok fazla zorlar hale gelmiştir. Son bir yılda enflasyon sadece yüzde 14,97 artarken, DAP gübresi fiyatı yüzde 63,4, üre gübresi fiyatı ise yüzde 76,7 arttı.

Fiyat artışlarında etken olan döviz kuru Kasım ayından bu yana yüzde 10,4 düşerken, gübre fiyatları bu dönemde üre gübresinde yüzde 37,2, DAP gübresinde yüzde 19,6 artmıştır. Kurdaki düşmenin gübre fiyatlarına yansımadığı görülmektedir.

Son bir yılda cazibe sulama ücretlerinde yüzde 20,8 ile yüzde 25 arasında, pompaj sulamada ise yüzde 31,6 ile yüzde 34,8 arasında değişen oranlarda artışlar yaşandı.

Üretici maliyetlerini düşürmeden insanımızın ucuz gıdaya ulaşması mümkün değildir. Gübre, elektrik, sulama ve ilaç gibi girdilerde indirime gidilmelidir.

 -“Patates ve kuru soğanın acilen pazarlanması gerekiyor”

Üreticide fiyatı düşen ürünlere baktığımızda, salatalık, patlıcan ve kabakta hasat edilen ürün miktarındaki artış, fiyatlarda düşüşe yol açtı. Üreticide fiyatı en fazla düşen ürün patates oldu. 

Bir diğer fiyatı düşen ürün de kuru soğandır. Kuru soğan ve patateste rekoltedeki artışın yanı sıra pandemi nedeniyle talepte yaşanan daralmanın pazarlama sorunlarına yol açması fiyatlarda düşüşe neden oldu. Patates ve soğanda belediyelerin alıma yönelik girişimleri olumlu olarak değerlendirilse de yeterli alımın yapılmaması beklenen faydayı sağlayamadı. Patates ve soğan depolarda alıcı beklemektedir. Havalar gün geçtikçe daha da ısınmaktadır. Patates ve soğan acilen pazara arz edilmezse çürüyecek, milli servet ve üreticilerimizin emeği heba olacaktır. Üreticimizin bin bir emekle ürettiği bu ürünler pandemi döneminde kısıtlı talep yüzünden üreticimizin elinde kaldı. Halen depoda olan ürünlerin pazarlanması konusunda Hükümetimiz üreticimize sahip çıkmalıdır. Kamu Kurumları, Kooperatifler ve belediyeler daha fazla alım yapmalıdır.

Kısır bir döngü içinde olan patates ve soğanda arz talep dengesini kuracak bir üretim planının üretici işbirliğiyle sağlanması gerekiyor.

 Üretim planlaması ve örgütlenme, sektörün iki önemli sorunu

Birçok üründe bu kısır döngüyü yaşamaktayız. Para etmeyen ürünler üretici üretimden vazgeçtiği için bir yıl sonra para ediyor. Ürünlerin para ettiğini gören üretici daha sonraki sezonda üretimini artırıyor. Plansız bir şekilde yapılan bu üretim ürünün elde kalmasına neden oluyor. Bunun sonucunda üretici bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan borçlarını ödeyemiyor. Bu durum hem üretici hem de tüketicimiz açısından sürdürülebilir değildir. Üretimde istikrarın sağlanması için, üretim planlaması yapılmalı, çiftçi nerede, ne kadar ürün yetiştirebileceğini bilmeli, ürünler doğru yerde, doğru zamanda, doğru miktarda ekonomik olarak üretilmeli, üretim iç ve dış talebe uygun bir şekilde yapılmalı, üretici örgütlenmesine önem verilmeli, pazarlama sorunları çözülmeli, üretim maliyetleri düşürülmelidir.

Üretim planlaması konusunda ilgili Bakanlığımızla işbirliğine hazır olduğumuzu ifade ediyorum. Ziraat Odaları olarak elimizi taşın altına koyarız, bundan çekinmeyiz.

Ayrıca Türkiye’deki ekonomik örgütlerin görev tanımları değişmeli, idari ve mali yönden güçlendirilerek özellikle hasat dönemlerinde ekonomik faaliyette bulunmaları ve piyasada alım yapmaları sağlanmalıdır.

Pandemi ile mücadele ettiğimiz bu dönemde halkımızın makul fiyatlardan ürün tüketebilmesi için en azından çok tüketilen ürünlerdeki üretici market fiyatlarına dikkat edilmesi, bunun yakından takibinin yapılması gerekmektedir. 

Beklentimiz bütün kesimlerin sorumlu davranması, spekülasyonlara fırsat verilmemesi, tedbirlerin zamanında alınması, tüketicilerimizin yeterli ve güvenilir gıdaya uygun fiyatla erişebilmesinin sağlanmasıdır.

Bu süreçte gıda güvenliğinin aksamaması ve üreticilerin tarlada kalmaya devam etmesi için üretim desteklenmeli, üreticilerin sorunları çözüme kavuşturulmalıdır.

Çiftçimizin bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine ödeyemediği için takibe düşen borçları ile yüksek faizle yapılandırdığı borçları faizsiz olarak uzun vadeye yayılmalı ve üreticilerimiz rahatlatılmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımıza ve ilgili bakanlarımıza ilettiğimiz bu sorunun bir an önce çözülmesini bekliyoruz.

Pandemi nedeniyle yaşanan süreç gıdanın ve gıdaya erişimin ne denli önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Çiftçimiz de istikrarlı bir gelir elde ederek, ürünlerini sorunsuz bir şekilde pazarlayabilmeli, tüketicimiz de makul fiyatlarla ürün tüketebilmelidir.

Seçilmiş ürünlerde 26 Şubat 2021 tarihi itibarıyla ortalama üretici, hal, pazar ve market fiyatları ve fiyat farkları:

Ürünler

Üretici

Hal

Pazar

Market

Hal/Üretici

Pazar/Üretici

Market/Üretici

 

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Lahana

0,68

1,14

1,54

2,79

67,65

126,47

309,80

Maydanoz (adet)

0,50

0,75

1,35

1,96

50,00

170,00

292,00

Patates

0,50

1,03

1,56

1,73

106,67

212,50

245,87

Elma

2,20

3,88

5,60

7,18

76,14

154,55

226,48

Süt (litre)

2,74

8,89

224,45

Marul (adet)

1,68

2,24

3,88

5,41

33,73

131,34

223,05

Kuru soğan

0,60

1,05

1,56

1,89

75,00

160,42

214,67

Yeşil soğan (kg)

2,50

4,19

5,75

7,65

67,50

130,00

206,00

Kuru incir

24,50

56,67

74,33

131,29

203,37

Karnabahar

1,57

2,04

2,91

4,06

29,94

85,24

158,44

Domates

2,42

3,95

4,50

6,18

63,45

86,21

155,86

Antep fıstığı

40,00

97,50

101,43

143,75

153,57

Havuç

1,60

1,86

2,83

4,04

16,25

76,56

152,29

Nohut

4,35

6,00

11,25

10,94

37,93

158,62

151,57

Ispanak

2,33

2,88

3,89

5,75

23,21

66,71

146,40

Kuru üzüm

11,50

22,67

26,74

97,10

132,56

Pırasa

2,10

2,89

3,58

4,84

37,50

70,63

130,69

Limon

2,87

4,00

5,38

6,43

39,53

87,50

124,44

Kabak

3,18

4,49

5,67

7,14

41,05

78,01

124,26

Kırmızı mercimek

4,84

9,50

9,25

10,74

96,28

91,12

121,94

Kuru kayısı

23,00

41,67

49,43

81,16

114,93

Yeşil mercimek

5,32

7,50

9,75

10,84

40,98

83,27

103,82

Fındık (iç)

48,00

65,00

96,57

35,42

101,18

Sivri Biber

5,50

5,84

9,88

10,97

6,14

79,55

99,44

Mandalina

3,50

5,00

5,50

6,68

42,86

57,14

90,94

Kuru fasulye

7,93

9,50

13,75

14,87

19,80

73,39

87,47

Zeytinyağı

25,16

 

46,38

84,35

Portakal

4,00

4,82

6,60

7,20

20,50

65,00

80,03

Patlıcan

4,12

5,38

6,33

7,35

30,69

53,85

78,46

Salatalık

3,93

4,37

5,17

6,79

11,34

31,63

73,05

Dana eti

38,84

63,34

63,08

Yumurta

0,57

1,00

0,90

75,44

58,30

Kuzu eti

53,89

85,23

58,16

Pirinç

6,68

7,50

8,00

9,76

12,28

19,76

46,16

Beyaz peynir (kg)

 

 

 

38,72

 

 

 

Kaşar peyniri (kg)

 

 

 

49,95

 

 

 

Yoğurt (kg)

 

 

 

9,10

 

 

 

Tereyağ (kg)

 

 

 

66,37

 

 

 

Mısırözü yağı

20,23

Ayçiçek yağı

18,71

Tavuk eti

16,38

Toz şeker

6,25

Not: Hal, pazar ve market verileri Ankara, İzmir, İstanbul, Mersin, Antalya ve Bursa illerinden derlenen ortalama fiyatlardır. Üretici fiyatları ise ürünlere göre önemli üretim merkezlerinden derlenmektedir. Pirinç (Osmancık), kuru fasulye, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek için belirtilen hal fiyatları toptan satış fiyatlarıdır.  Dana eti, kuzu eti, Antep fıstığı ve fındık fiyatı serbest piyasa fiyatıdır. Hayvansal ürünlerde üretici ve market fiyatları 44 ilden derlenmektedir. Yumurta fiyatları Yumbir, Başmakçı ve Kaytaş verilerinin ortalaması alınmaktadır.

 

 

Seçilmiş ürünlerde market fiyatlarındaki aylık fiyatlar ve değişim oranları:

 

Market

29 Ocak 2021

26 Şubat 2021

26 Şubat 2021/29 Ocak 2021

Ürünler

Ay Sonu Market Fiyatı (TL/Kg)

Ay Sonu Market Fiyatı (TL/Kg)

Değişim

(Yüzde)

Sivri Biber

8,48

10,97

29,31

Ispanak

4,79

5,75

19,92

Portakal

6,25

7,20

15,28

Limon

5,59

6,43

15,10

Ayçiçek yağı

16,84

18,71

11,07

Yeşil soğan (kg)

6,98

7,65

9,68

Elma

6,60

7,18

8,76

Yeşil mercimek

10,04

10,84

7,97

Nohut

10,14

10,94

7,89

Kuru kayısı

46,13

49,43

7,15

Domates

5,80

6,18

6,62

Mandalina

6,32

6,68

5,76

Tereyağ

62,88

66,37

5,55

Karnabahar

3,85

4,06

5,44

Havuç

3,85

4,04

4,88

Toz şeker

5,97

6,25

4,75

Salatalık

6,49

6,79

4,67

Mısırözü yağı

19,38

20,23

4,39

Pırasa

4,64

4,84

4,38

Kuru fasulye

14,24

14,87

4,38

Marul (adet)

5,19

5,41

4,29

Dana eti

61,14

63,34

3,60

Tavuk eti

15,86

16,38

3,26

Lahana

2,70

2,79

3,16

Kuzu eti

83,20

85,23

2,44

Beyaz peynir

37,87

38,72

2,24

Yoğurt

8,92

9,10

2,02

Zeytinyağı

45,58

46,38

1,76

Pirinç

9,70

9,76

0,61

Kuru üzüm

26,74

26,74

0,00

Kuru incir

74,33

74,33

0,00

Fındık (iç)

96,57

96,57

0,00

Antep fıstığı

101,43

101,43

0,00

Maydanoz (adet)

1,96

1,96

0,00

Süt (litre)

8,94

8,89

-0,56

Kırmızı mercimek

10,96

10,74

-2,00

Yumurta

0,92

0,90

-2,24

Kaşar peyniri

51,46

49,95

-2,93

Kabak

7,51

7,14

-4,88

Kuru soğan

2,00

1,89

-5,44

Patlıcan

8,54

7,35

-13,96

Patates

2,17

1,73

-20,39

 

    

Seçilmiş ürünlerde üretici fiyatlarındaki aylık fiyatlar ve değişim oranları:

  

Üretici

29 Ocak 2021

26 Şubat 2021

26 Şubat 2021/29 Ocak 2021

Ürünler

Ay Sonu Üretici Fiyatı (TL/Kg)

Ay Sonu Üretici Fiyatı (TL/Kg)

Değişim (Yüzde)

Sivri Biber

4,45

5,50

23,60

Havuç

1,34

1,60

19,63

Portakal

3,44

4,00

16,28

Mandalina

3,13

3,50

11,70

Kuru kayısı

21,00

23,00

9,52

Limon(Dikenli)

2,63

2,87

9,21

Ispanak

2,17

2,33

7,69

Dana eti

37,01

38,84

4,94

Zeytinyağı

24,16

25,16

4,14

Kuzu eti

52,27

53,89

3,10

Domates

2,35

2,42

2,84

Karnabahar

1,53

1,57

2,61

Antep fıstığı

39,11

40,00

2,28

Fındık (iç)

47,00

48,00

2,13

Pırasa

2,06

2,10

2,02

Süt (litre)

2,73

2,74

0,37

Lahana

0,68

0,68

0,00

Marul (adet)

1,68

1,68

0,00

Maydanoz (adet)

0,50

0,50

0,00

Yeşil soğan (kg)

2,50

2,50

0,00

Elma

2,20

2,20

0,00

Kuru fasulye

7,93

7,93

0,00

Nohut

4,35

4,35

0,00

Kırmızı mercimek

4,84

4,84

0,00

Yeşil mercimek

5,32

5,32

0,00

Pirinç

6,68

6,68

0,00

Kuru üzüm

11,50

11,50

0,00

Kuru incir

24,50

24,50

0,00

Salatalık

4,32

3,93

-9,07

Yumurta

0,63

0,57

-9,52

Patlıcan

4,73

4,12

-13,01

Kuru soğan

0,75

0,60

-20,00

Kabak

4,06

3,18

-21,59

Patates

0,67

0,50

-25,00