Ramazan’da üretici ve market fiyatları…

-Ramazan’da üretici ve market fiyatları…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Üretici ve market fiyatları arasındaki fark yüzde 444,36 ile en fazla salatalıkta görüldü. Salatalık 5,4 kat, kuru kayısı 4,6, kabak 4,2, kuru incir 4, süt 3,8, yeşil mercimek 3,7 kat fazlaya tüketiciye satıldı”

-“Ramazan ayının ikinci yarısında, markette 5 üründe fiyat değişmezken, 17 üründe fiyat azalışı,14 üründe ise fiyat artışı oldu”

-“Üreticide 16 üründe fiyat değişmezken, 9 üründe fiyat azalışı, 3 üründe ise fiyat artışı görüldü”

-“Fiyatı markette ve üreticide en fazla düşen ürün salatalık, fiyatı en fazla artan ürünler markette Antep fıstığı, üreticide ise kuru soğan oldu”

-“Üretici market fiyatları arasındaki makasta sorun devam ediyor. Bu zinciri kısaltmanın yolu belli. Buradan Tarım ve Orman Bakanlığımıza sesleniyorum. Gelin beraber çalışalım bu işin planlamasını yapalım”

-“Ziraat Bankası’nın, yüzde 16’ya çıkarılan daha sonra yüzde 14,25’e çekilen tarımsal kredi faiz oranı tekrar yüzde 11’e indirilmelidir”

-“Pamuktaki verim sınırlamasına, üreticilerimizin ve odalarımızın itirazı var, eski sisteme dönülmesini arzu ediyorlar”

-“Çiğ sütte üreticinin eline geçmesi gereken fiyat litrede 2 lira 60 kuruş olmalıdır. 25 kuruş olan süt teşvik primi uygulaması devam etmelidir”

 

Ankara – 31.05.2019 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üretici market fiyatları arasındaki makasta sorunun devam ettiğini bildirerek, “Bazı ürünlerde üretici bazında fevkalade ucuzlama var. Tarlada bu ürün ucuzlamış ama market fiyatlarına baktığımızda bunun yansımadığını görüyoruz. Burada bütün mesele, bu zinciri kısaltamıyoruz. Bu zinciri kısaltmanın yolu belli. Buradan Tarım ve Orman Bakanlığımıza sesleniyorum. Gelin beraber çalışalım. Türkiye’nin her ilçesinde, her yerinde teşkilatımız var ve bu teşkilatımız fevkalade güçlü. Gelin beraber çalışalım bu işin planlamasını yapalım” dedi.

Şemsi Bayraktar, düzenlediği basın toplantısında, Ramazan ayının ikinci yarısında markette 36, üreticide 28 ürünü takip ettiklerini bildirerek, “markette 5 üründe fiyat değişmezken, 17 üründe fiyat azalışı,14 üründe ise fiyat artışı, üreticide 16 üründe fiyat değişmezken, 9 üründe fiyat azalışı, 3 üründe ise fiyat artışı görüldü. Fiyatı markette ve üreticide en fazla düşen ürün salatalık, fiyatı en fazla artan ürünler markette Antep fıstığı, üreticide ise kuru soğan oldu” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Ramazan ayının ikinci yarısındaki üretici ve tüketici fiyatlarını değerlendirdi.

Şemsi Bayraktar, market fiyatlarında, 15 Mayıs 2019- 29 Mayıs 2019 tarihleri arasında geçen 14 günlük süreçte, kuru fasulye, nohut, kuru incir, fındık ve zeytinyağı fiyatlarının değişmediğinin görüldüğünü bildirdi.

Markette fiyat düşüşünün yüzde 44,39 ile en fazla salatalıkta meydana geldiğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Salatalıktaki fiyat düşüşünü yüzde 39,43 ile sivri biber, yüzde 36,70 ile domates izledi. Fiyat düşüşü patateste yüzde 32,11, kabakta yüzde 29,56, patlıcanda yüzde 23,53, havuçta yüzde 15,71, marulda yüzde 13,40, yumurtada yüzde 12,20, yeşil soğanda yüzde 10,29 oldu.

Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 9,10 ile Antep fıstığında oldu. Antep fıstığındaki fiyat artışını yüzde 6,17 ile kuru üzüm, yüzde 5,43 ile süt takip etti. Fiyat artışı limonda yüzde 4,63, maydanozda yüzde 3,72, tavuk etinde yüzde 3,01, yeşil mercimekte yüzde 2,95, kuru kayısıda yüzde 2 düzeyinde gerçekleşti.”

 

-Ramazan ayının ikinci yarısında üretici fiyatları-

 

Ramazan ayının ikinci yarısında üretici fiyatlarında, kuru kayısı, havuç, marul, maydanoz, limon, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru incir, fındık, Antep fıstığı, zeytinyağı ve süt fiyatlarında değişim olmazken, fiyat düşüşünün üreticide 67,5 ile en fazla salatalıkta görüldüğünü belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

            “Salatalıktaki fiyat düşüşünü yüzde 51,61 ile patates, yüzde 44,50 ile domates takip etti. Bu ürünleri, yüzde 44,40 ile patlıcan, yüzde 43,75 ile sivri biber, yüzde 40,52 ile kabak, yüzde 10,27 ile yeşil soğan, yüzde 7,46 ile yumurta izledi.

            Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 5,56 ile kuru soğanda meydana geldi. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 3,45 ile kuru üzüm, yüzde 0,29 ile kuzu eti takip etti.”

 

-Üretici market fiyat farkı-

 

Ramazan ayının sonuna geldiğimiz ortamda üretici ve market fiyatları arasındaki farkın yüzde 444,36 ile en fazla salatalıkta görüldüğüne dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:

“Salatalıktan sonra fiyat farkı sırasıyla, kuru kayısıda yüzde 360,39, kabakta yüzde 316,23, kuru incirde yüzde 299,78, sütte yüzde 279,33, yeşil mercimekte yüzde 268,19 oldu.

            Salatalık 5,4 kat, kuru kayısı 4,6, kabak 4,2, kuru incir 4, süt 3,8, yeşil mercimek 3,7 kat fazlaya tüketiciye satıldı.

            Üreticide 43 kuruş olan salatalığı tüketici markette 2 lira 36 kuruşa, 8 lira 50 kuruş olan kuru kayısıyı 39 lira 13 kuruşa, 58 kuruş olan kabağı 2 lira 39 kuruşa, 15 liraya olan kuru inciri 59 lira 97 kuruşa, 1 lira 79 kuruş olan sütü 6 lira 79 kuruşa, 2 lira 40 kuruşa olan yeşil mercimeği 8 lira 84 kuruşa alabildi.”

 

-Fiyat değişimlerinin nedenleri-

 

Fiyat düşüşlerinde artan hava sıcaklığının etkili olduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

Fiyatı düşen ürünlere baktığımızda, artan hava sıcaklıkları ile birlikte olgunlaşmanın hızlanmasına bağlı olarak hasat edilen ürün miktarındaki artış başta salatalık olmak üzere domates, patlıcan, sivri biber, kabak gibi ürünlerde fiyatların düşmesine neden oldu.

Patateste, Çukurova bölgemizin yanı sıra hasadın başladığı Ödemiş’te de, ani bastıran sıcaklıkla birlikte sökümün hızlanması fiyatlarda düşüşe yol açtı. Yeşil soğanda da hasat edilen ürün miktarındaki artış fiyatlara yansıdı. Kuru soğanda Çukurova bölgesinde hasat edilen ürün miktarının azalmaya başlaması fiyat artışında etkili oldu. Kuru üzümde arzdaki daralma fiyatlarda artışa yol açtı. Irak’a yönelik ihracatta yaşanan sıkıntı yumurta fiyatlarını düşürdü.”

 

-Bakanlığa çağrı-

 

Üretici market fiyatları arasındaki makasta sorunun devam ettiğini belirten Bayraktar, “Bazı ürünlerde üretici bazında fevkalade ucuzlama var. Tarlada bu ürün ucuzlamış ama market fiyatlarına baktığımızda bunun yansımadığını görüyoruz. Burada bütün mesele bu zinciri kısaltamıyoruz. Bunun yolu da belli. Muhakkak suretle bizim örgütlenme noktasında bir mesafe almamız lazım. Türkiye’de ekonomik örgütleri güçlü hale getirmemiz lazım. Bu işin planlamasını yapmamız lazım. Buradan Tarım ve Orman Bakanlığımıza da sesleniyorum. Gelin beraber çalışalım. Türkiye’nin her ilçesinde, her yerinde teşkilatımız var ve bu teşkilatımız fevkalade güçlü. Beraber çalışalım ve bunun planlamasını birlikte yapalım. Bir taraftan üretici örgütleri devrede olacak, bir taraftan da planlamayla beraber götürmemiz lazım. Üretici örgütlerinin de bugünkü yapısıyla bu meseleye çözüm bulması mümkün değil. Onların da idari ve mali yönden daha güçlü hale gelmesi, daha fonksiyonel olması çok önemli” diye konuştu.

Üretici fiyatlarında, arz yoğunluğuna bağlı olarak bazı ürünlerde fiyat düşüşü görülse de, 2018 Nisan ayından itibaren kurlardaki ve enflasyondaki artış girdi fiyatlarını ve dolasıyla üretim maliyetlerini yükselttiğini belirten Bayraktar, “Çiftçimizi tarlada tutmak istiyorsak gübre, mazot, ilaç, tohum, sulama ücreti, elektrik, yem gibi girdi fiyatları makul düzeylere çekilmelidir. Destekler artırılmalıdır. Ziraat Bankası’nın, yüzde 16’ya çıkarılan daha sonra yüzde 14,25’e çekilen tarımsal kredi faiz oranı tekrar yüzde 11’e indirilmelidir” diye konuştu.

 

-“Üreticilerimiz ve odalarımız eski sisteme dönülmesini arzu ediyor”

 

Pamuktaki verim sınırlamasına da dikkat çeken Bayraktar, “Bildiğiniz gibi pamukta prim desteği kilogram başına 80 kuruştur. Uydu tabanlı parsel tanımlama modeline göre, çiftçimiz ürettiği pamuğun tamamı için prim desteği alıyordu.

Şimdi dekar başına 500 kilogram verim sınırlaması getirdiler. Çiftçimiz dekarda 700-800 kilogram pamuk da üretse 500 kilogram üzerinden prim desteği alacak.

Pamuktaki verim sınırlamasına, üreticilerimizin ve odalarımızın itirazı var eski sisteme dönülmesini arzu ediyorlar. Çiftçimiz daha az primle yetinmek zorunda kalacaktır. Ülkemizin pamuk açığı verdiği unutulmamalı, pamuk üretimi desteklenmeli, kimi yıllar 2 milyar dolarlara varan ithalata son verilmelidir. Bunun için de bu düzenlemenin değiştirilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

1 Haziran’ın Dünya Süt Günü olarak kutlandığını da hatırlatan Bayraktar konuşmasında, süt üreticilerinin sorunlarına da dikkat çekti.

Bayraktar, şunları söyledi:

“Ulusal Süt Konseyi’nin 1 Mayıs–31 Aralık 2019 tarihleri için açıkladığı geçerli süt fiyatı 2.00 lira. Ancak ne yazık ki üreticimizin sattığı çiğ sütten eline geçen ortalama 1.79 lira. Bu fiyatın altında süt satan üreticilerimiz de var. Çiğ sütte tavsiye fiyatı, üretimin sürdürülebilmesi için 1,5 süt/yem paritesi dikkate alınarak artırılmalıdır. Damızlık hayvanların kesime gitmesinin önlenmesi için bunu yapmak zorundayız. Üreticinin eline geçmesi gereken fiyat litrede 2 lira 60 kuruş olmalıdır. Bu sağlanmadığı takdirde, üreticinin yeterli gelir elde etmesi ve sürdürülebilirliği sağlamak mümkün olamayacaktır. 25 kuruş olan süt teşvik primi uygulaması devam etmelidir. Prim miktarı her yıl düzenli olarak artırılmalıdır. Yemde fiyatların düşürülmesi için girişimde bulunulmalı, üreticiye yem desteği verilmelidir.”

 

-Sorulara yanıtlar-

 

            Bayraktar, bir basın mensubunun, üretici ve market fiyatları arasındaki farkın salatalıkta yüzde 444,36’a ulaşmasının nedenini sorması üzerine, şu cevabı verdi:

“Marketlerde de fiyatın düşmüş olduğunu görüyoruz. Üreticide yüzde 70 civarında düşmüşse marketlerde yüzde 44 civarında düşmüş. Dolayısıyla düşüş marketlere yansımamış. Elbette bunun nakliyesi var, firesi var, soğuk hava zinciri ile nakledemiyor olmamız da bir problem. Brandalarla naklediyoruz. Dolayısıyla, örnek olarak söylüyorum; Antalya’dan Ankara’ya gelene kadar üründe bir bozulma meydana geliyor. Öte yandan salatalık stoğa müsait bir mal da değil. Bir miktar kayıplar meydana geliyor. Bu nedenle bir miktar fire gayet normal ama 5 kat normal değil. 3 kata kadar tolere edilebilir. Üreticide 44 kuruşsa, markette 1 lira 50 kuruş olsun. Ama 2 lira olmaz. Bu durum spekülasyonu gösteriyor.

Orada üretici örgütü olsa ne olur? Alır, kendi nakliyesiyle alır. Hatta hallerde üretici birliklerine yer verilmesini istiyoruz. Tarladan alır frigofrig araçlarla getirir hale. Halde kendisi satışa arz eder. Ne olur bu ürün? 1 lira olur, 1 lira 25 kuruş olur, fazla olmaz. Bizim söylemeye çalıştığımız bu. Bunu başaran ülkeler böyle yapmış. Üretici örgütleri marifetiyle yapmış.

Asıl problemimiz de planlama da yapamıyoruz. Üretim planlaması yok. Bir bakıyorsunuz domates üretimi artmış bu sene. Kimse domates ekmiyor. Seneye domates para ediyor, herkes domates ekiyor. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Planlama yapmak gerekiyor. Hayvansal ürünler de bitkisel ürünler de dahil olmak üzere bütün ürünler de meyve sebze dahil olmak üzere bir planlama yapılması gerektiğini ifade ediyoruz. Tarım Bakanlığı ile de birlikte çalışmaya hazırız. Türkiye’nin her tarafında, bütün ilçelerde örgütlerimiz var. Odalarımızda 450 Ziraat Mühendisimiz, 2 bin 700 personelimiz var. Dolayısıyla Tarım ve Orman Bakanlığı ile böyle bir çalışmaya hazırız. Planlama bu ülke için şart.”

Bayraktar, “14 günlük süre içinde Antep fıstığı ile kuru soğanın da fiyatı artmış ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki bir soru üzerine, şöyle konuştu:

“Bir kısmı düştü, niye havalar ısındı dolayısıyla biraz erken olgunlaştı ürünler. Tarla ürünleri de devreye girdi. Şu anda sadece seralara bağlı değiliz. Dolayısıyla bu doğal. Bazılarında da stoklarda azalma meydana geldi. Stoklarda azalmaya bağlı olarak da bazı ürünlerde yükselişler meydana geliyor. Bunları da gayet doğal karşılamak gerekiyor.

Fıstıktaki artış bayramla ilişkili olabilir. Tatlıda tercih ediliyor. Bugünlerde talep artmış olabilir. Serbest piyasa ekonomisi arz talebe göre çalışıyor. Dolayısıyla talebin arttığı zaman siz yeterli üretimi piyasaya arz edemiyorsanız bu fiyat yükselmeleri her zaman olacaktır. Üretim de eskiye göre yüzde 58 azalmış. Asıl yükselme yüzde 58 üretim düşüşüyle alakalı. Üretim düşüşü periyodisiteye bağlıdır. Seneye artış olur. Dolayısıyla bu sene yüksek olan fiyatlar seneye de düşük olur. Arz talep dengesi arz lehinde bozulduğunda düşüyor.”

 

 

Seçilmiş ürünlerde 29 Mayıs 2019 tarihi itibarıyla ortalama üretici, hal, pazar ve market fiyatları ve fiyat farkları:

Ürünler

Üretici

Hal

Pazar

Market

Hal/Üretici

Pazar/Üretici

Market/Üretici

 

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Salatalık

0,43

1,13

1,97

2,36

160,77

353,85

444,36

Kuru kayısı

8,50

27,25

39,13

220,59

360,39

Kabak

0,58

1,04

1,67

2,39

80,87

189,86

316,23

Kuru incir

15,00

50,00

59,97

233,33

299,78

Süt (litre)

1,79

6,79

279,33

Yeşil mercimek

2,40

4,50

8,80

8,84

87,50

266,67

268,19

Nohut

3,16

5,50

11,80

11,62

74,05

273,42

267,62

Domates

1,11

1,86

2,92

3,67

67,57

162,76

230,33

Kırmızı mercimek

2,11

4,00

6,50

6,78

89,57

208,06

221,55

Elma

1,52

2,80

3,67

4,81

84,21

141,23

216,48

Yeşil Fasulye

2,38

4,54

5,25

7,30

91,16

121,05

207,27

Sivri Biber

1,20

1,96

3,17

3,43

63,33

163,89

185,65

Patlıcan

1,61

2,33

3,40

4,60

44,50

110,85

185,48

Kuru fasulye

4,67

8,60

10,00

12,49

84,15

114,13

167,45

Maydanoz (adet)

0,60

0,84

1,25

1,60

40,00

108,33

166,22

Kiraz

5,75

7,6

12,33

14,89

32,17

114,49

158,90

Antep fıstığı

35,00

70,00

89,96

100,00

157,03

Zeytinyağı

14,50

 

35,51

144,90

Marul (adet)

1,34

2,36

2,70

3,25

76,56

102,00

143,44

Patates

1,50

2,26

3,08

3,35

50,67

105,56

123,04

Çilek

5,25

5,38

8,67

11,36

2,38

65,08

116,47

Limon

4,00

4,80

5,80

8,32

20,00

45,00

107,96

Ispanak

2,50

3,50

4,08

5,18

40,00

63,33

107,24

Yeşil soğan (kg)

2,62

3,10

4,13

5,36

18,32

57,44

104,58

Fındık (iç)

36,00

54,00

73,31

50,00

103,64

Şeftali

5,00

6,80

8,33

10,14

36,00

66,67

102,83

Karpuz

2,06

3,17

3,13

3,92

53,72

51,70

90,32

Kuru üzüm

12,00

20,33

22,80

69,44

89,99

Pirinç

4,00

6,50

7,10

7,28

62,50

77,50

81,88

Yumurta

0,27

0,75

0,48

174,73

75,82

Kuru soğan

1,90

2,44

2,96

3,22

28,42

55,70

69,68

Kuzu eti

41,20

67,72

64,37

Dana eti

31,19

50,41

61,62

Beyaz peynir (kg)

 

 

 

29,25

 

 

 

Kaşar peyniri (kg)

 

 

 

36,96

 

 

 

Yoğurt (kg)

 

 

 

7,28

 

 

 

Tereyağ (kg)

 

 

 

48,97

 

 

 

Mısırözü yağı

10,49

Ayçiçek yağı

10,06

Tavuk eti

15,50

Toz şeker

5,18

 

Not: Hal, pazar ve market verileri İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Mersin illerinden derlenen ortalama fiyatlardır. Üretici fiyatları ise ürünlere göre önemli üretim merkezlerinden derlenmektedir. Pirinç (Osmancık), kuru fasulye, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek için belirtilen hal fiyatları toptan satış fiyatlarıdır. Dana eti, kuzu eti, Antep fıstığı ve fındık fiyatı serbest piyasa fiyatıdır. Dana eti ve kuz eti market fiyatları kuşbaşı fiyatıdır.

 

 

 

Seçilmiş ürünlerde market fiyatlarındaki Ramazan ortasına göre değişim oranları:

Market

24 Nisan 2019

15 Mayıs 2019

29 Mayıs 2019

29 Mayıs 2019/15 Mayıs 2019

Ürünler

Ramazan Öncesi Market Fiyatı (TL/Kg)

Ramazan Ortası Market Fiyatı (TL/Kg)

Ramazan Sonu Market Fiyatı (TL/Kg)

Değişim (Yüzde)

Antep fıstığı

81,13

82,46

89,96

9,10

Kuru üzüm

21,97

21,47

22,80

6,17

Süt (litre)

5,50

6,44

6,79

5,43

Limon

6,54

7,95

8,32

4,63

Maydanoz (adet)

1,61

1,54

1,60

3,72

Tavuk eti

14,27

15,05

15,50

3,01

Yeşil mercimek

9,17

8,58

8,84

2,95

Kuru kayısı

38,93

38,36

39,13

2,00

Toz şeker

5,08

5,08

5,18

1,97

Beyaz peynir

27,96

28,71

29,25

1,88

Yoğurt

6,86

7,16

7,28

1,68

Kuru soğan

6,81

3,18

3,22

1,26

Kaşar peyniri

35,78

36,56

36,96

1,10

Kuzu eti

66,36

67,70

67,72

0,03

Kuru fasulye

12,49

12,49

12,49

0,00

Nohut

11,82

11,62

11,62

0,00

Kuru incir

59,97

59,97

59,97

0,00

Fındık (iç)

72,48

73,31

73,31

0,00

Zeytinyağı

35,51

35,51

35,51

0,00

Mısırözü yağı

9,91

10,52

10,49

-0,29

Ayçiçek yağı

9,53

10,12

10,06

-0,56

Dana eti

49,89

50,74

50,41

-0,65

Kırmızı mercimek

7,50

6,98

6,78

-2,80

Tereyağ

48,53

50,50

48,97

-3,04

Elma

4,69

5,03

4,81

-4,34

Pirinç

7,65

8,04

7,28

-9,53

Yeşil soğan (kg)

6,12

5,98

5,36

-10,29

Yumurta

0,57

0,55

0,48

-12,20

Marul (adet)

4,72

3,76

3,25

-13,40

Havuç

5,99

6,15

5,18

-15,71

Patlıcan

5,68

6,02

4,60

-23,53

Kabak

4,99

3,40

2,39

-29,56

Patates

5,98

4,93

3,35

-32,11

Domates

7,99

5,79

3,67

-36,70

Sivri Biber

7,38

5,66

3,43

-39,43

Salatalık

4,47

4,24

2,36

-44,39

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Seçilmiş ürünlerde üretici fiyatlarındaki Ramazan ortasına göre değişim oranları:

Üretici

24 Nisan 2019

15 Mayıs 2019

29 Mayıs 2019

29 Mayıs 2019/15 Mayıs 2019

Ürünler

Ramazan Öncesi Üretici Fiyatı (TL/Kg)

Ramazan Ortası Üretici Fiyatı (TL/Kg)

Ramazan Sonu Üretici Fiyatı (TL/Kg)

Değişim (Yüzde)

Kuru soğan

3,75

1,80

1,90

5,56

Kuru üzüm

11,40

11,60

12,00

3,45

Kuzu eti

40,83

41,08

41,20

0,29

Kuru kayısı

10,00

8,50

8,50

0,00

Havuç

3,00

2,50

2,50

0,00

Marul (adet)

1,68

1,34

1,34

0,00

Maydanoz (adet)

0,60

0,60

0,60

0,00

Limon

3,00

4,00

4,00

0,00

Elma

1,52

1,52

1,52

0,00

Kuru fasulye

4,67

4,67

4,67

0,00

Nohut

3,16

3,16

3,16

0,00

Kırmızı mercimek

2,11

2,11

2,11

0,00

Yeşil mercimek

2,40

2,40

2,40

0,00

Pirinç

4,00

4,00

4,00

0,00

Kuru incir

15,00

15,00

15,00

0,00

Fındık (iç)

36,00

36,00

36,00

0,00

Antep fıstığı

34,00

35,00

35,00

0,00

Zeytinyağı

14,50

14,50

14,50

0,00

Süt (litre)

1,51

1,79

1,79

0,00

Dana eti

30,73

31,20

31,19

-0,03

Yumurta

0,37

0,30

0,27

-7,46

Yeşil soğan (kg)

3,35

2,92

2,62

-10,27

Kabak

2,00

0,97

0,58

-40,52

Sivri Biber

3,75

2,13

1,20

-43,75

Patlıcan

2,75

2,90

1,61

-44,40

Domates

4,50

2,00

1,11

-44,50

Patates

3,50

3,10

1,50

-51,61

Salatalık

1,92

1,33

0,43

-67,50

Bayraktar yeniden Genel Başkan

TZOB Yönetim Kurulu yaptığı görev dağılımıyla, Genel Başkanlığa Şemsi Bayraktar’ı, Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği’ne Ahmet Bahadır Sezgin’i, Yönetim Kurulu Muhasip Üyeliği’ne Hasan Kozoğlu’nu getirdi

 Ankara – 23.05.2019 – Şemsi Bayraktar yeniden Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı oldu.

TZOB’un 27’nci Genel Kurulu’nda, 19 Mayıs 2019 tarihinde yapılan seçimler sonucunda oluşan Yönetim Kurulu, görev dağılımı yaptı.

Görev dağılımıyla, Genel Başkanlığa Şemsi Bayraktar, Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği’ne Ahmet Bahadır Sezgin, Yönetim Kurulu Muhasip Üyeliği’ne Hasan Kozoğlu getirildi.

Görev dağılımı sonrası TZOB Yönetim Kurulu şöyle oluştu:

“Genel Başkan Ş. Şemsi Bayraktar,

Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ahmet Bahadır Sezgin,

Yönetim Kurulu Muhasip Üyesi Hasan Kozoğlu,

Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Hepokur,

Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Cevat Delil,

Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Darcan,

Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan,

Yönetim Kurulu Üyesi Adem Ertaş,

Yönetim Kurulu Üyesi Eyyup Elmalı,

Yönetim Kurulu Üyesi Yunus Kılınç.”

Ramazanda fiyat değişimleri…


-Ramazanda fiyat değişimleri…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Markette 3 üründe fiyat değişmezken 19 üründe fiyat artışı, 15 üründe fiyat azalışı, üreticide 10 üründe fiyat değişmezken 8 üründe fiyat artışı, 11 üründe ise fiyat azalışı görüldü”

-“Hem market hem de üreticide fiyatı en fazla artan ürün limon, fiyatı en fazla düşen ürün ise üreticide domates, marketlerde kuru soğan oldu”

-“Üretici fiyatlarındaki düşüş marketlere yansımadı. Ramazan öncesine kıyasla üreticide yüzde 16,67 gerileyen havuç fiyatı markette yüzde 2,59 yükseldi”

-“Elma, pirinç ve fındığın fiyatı üreticide değişmezken, tüketicide elma yüzde 7,30, pirinç yüzde 5,12, fındık yüzde 1,15 arttı”

-“Ramazan ortasında üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla, kuru kayısı, kuru incir, nohut, süt, yeşil mercimek ve kabakta yaşandı”

-“Kuru kayısı 4,5 kat, kuru incir 4 kat, nohut 3,7 kat, süt ve yeşil mercimek 3,6 kat, kabak 3,5 kat fazlaya tüketiciye satıldı”

-“Arzın depolardan sağlandığı limonda ürün miktarındaki azalmaya bağlı olarak fiyat artışı yaşandı”

-“Domates, kabak, sivri biber, salatalık, marul, yeşil soğanda artan hava sıcaklıkları ile birlikte hasat edilen ürün miktarındaki artışa bağlı olarak fiyatlar düşmüştür”

-“Kuru soğan ve patateste yazlık ürünlerin hasadının başlamasıyla birlikte fiyatlar gerilemiştir”

 

Ankara – 20.05.2019 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ramazan öncesine göre markette 37 üründen 3’ünde fiyat değişmezken 19’unda fiyat artışı, 15’inde fiyat azalışı, üreticilerde ise 29 üründen 10’unda fiyat değişmezken 8’inde fiyat artışı, 11’inde ise fiyat azalışı olduğunu bildirdi.

Bayraktar,  fiyatı en fazla artan ürünün üretici ve marketlerde limon, fiyatı en fazla düşen ürünün ise üreticide domates, markette kuru soğan olduğunu belirtti.

Şemsi Bayraktar, Ramazan öncesi 26 Nisan 2019 tarihinde düzenlediği basın toplantısında, Ramazan ayı boyunca piyasaların nabzını tutacaklarını ve yapılan çalışmaları paylaşıp, üretici ve tüketici fiyatlarını kamuoyunun dikkatine sunacaklarını söylediğini hatırlattı.

 

-Market fiyatlarındaki değişim-

 

Bu çerçevede Ramazan ortasında da fiyatları aldıklarını vurgulayan Bayraktar, halkı daha çok ilgilendiren market fiyatlarına bakıldığında, kuru incir, zeytinyağı ve kuru fasulye fiyatında değişim görülmezken, fiyat düşüşünün yüzde 53,25 ile en fazla kuru soğanda meydana geldiğini bildirdi.

Şemsi Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kuru soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 31,91 ile kabak, yüzde 27,48 ile domates, yüzde 23,33 ile sivri biber, yüzde 20,46 ile marul, yüzde 17,63 ile patates, yüzde 6,93 ile kırmızı mercimek, yüzde 6,43 ile yeşil mercimek, yüzde 5,19 ile salatalık, yüzde 4,65 ile yumurta, yüzde 4,15 ile maydanoz, yüzde 2,33 ile yeşil soğan, yüzde 2,26 ile kuru üzüm, yüzde 1,69 ile nohut, yüzde1,46 ile kuru kayısı izledi.

Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 21,62 ile limonda görüldü. Limondaki fiyat artışını yüzde 17,09 ile süt, yüzde 7,30 ile elma, yüzde 6,19 ile ayçiçeği yağı, yüzde 6,15 ile mısırözü yağı, yüzde 5,92 ile patlıcan, yüzde 5,44 ile tavuk eti, yüzde 5,12 ile pirinç, yüzde 4,37 ile yoğurt, yüzde 4,07 ile tereyağı, yüzde 2,69 ile beyaz peynir, yüzde 2,59 ile havuç, yüzde 2,19 ile kaşar peyniri, yüzde, 2,02 ile kuzu eti, yüzde 1,70 ile dana eti, yüzde 1,64 ile Antep fıstığı, yüzde 1,15 ile iç fındık, yüzde 0,32 ile ıspanak, yüzde 0,16 ile toz şeker takip etti”.

 

-Üretici fiyatlarındaki değişim-

 

Ramazan öncesine göre üretici fiyatlarında, maydanoz, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru incir, fındık ve zeytinyağında değişim olmazken, domatesin yüzde 55,56 azalmayla fiyatı en fazla düşen ürün olduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Domatesteki fiyat düşüşünü yüzde 52 ile kuru soğan, yüzde 51,67 ile kabak, yüzde 43,11 ile sivri biber, yüzde 30,43 ile salatalık, yüzde 20,27 ile yumurta, yüzde 20,20 ile marul, yüzde 16,67 ile havuç, yüzde 15 ile kuru kayısı, yüzde 12,84 ile yeşil soğan, yüzde 11,43 ile patates izledi.

Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 33,33 ile limonda görüldü. Limondaki fiyat artışını yüzde 18,54 ile süt, yüzde 5,45 ile patlıcan, yüzde 3,85 ile ıspanak, yüzde 2,94 ile antepfıstığı, yüzde 1,75 ile kuru üzüm, yüzde 1,53 ile dana eti, yüzde 0,61 kuzu eti takip etti.”

 

-Üretici market fiyat farkı-

 

Ramazan ortasında üretici ve market arasındaki fiyat farkının en fazla, kuru kayısı, kuru incir, nohut, süt, yeşil mercimek ve kabakta yaşandığını belirten Bayraktar, “Üretici ve market arasındaki fiyat farkı kuru kayısıda yüzde 351,35’i, kuru incirde yüzde 299,78’i, nohutta yüzde 267,62’yi, sütte yüzde 259,78’i, yeşil mercimekte yüzde 257,64 ve kabakta yüzde 251,49’u buldu.

Kuru kayısı 4,5 kat, kuru incir 4 kat, nohut 3,7 kat, süt ve yeşil mercimek 3,6 kat, kabak 3,5 kat fazlaya tüketiciye satılmaktadır. Bugün üreticide 8 lira 50 kuruş olan kuru kayısı markette 38 lira 36 kuruşa,15 lira olan kuru incir 59 lira 97 kuruşa, 3 lira 16 kuruş olan nohut 11 lira 62 kuruşa, 1 lira 79 kuruş olan süt 6 lira 44 kuruşa, 2 lira 40 kuruş olan yeşil mercimek 8 lira 58 kuruşa, 97 kuruş olan kabak 3 lira 40 kuruşa satılmaktadır” dedi.

 

-Fiyat değişimlerinin nedenleri-

 

Ramazan öncesine göre üretici fiyatlarında en fazla fiyat artışının limonda görüldüğünü, limonun yanı sıra süt, patlıcan, ıspanak, Antep fıstığı, kuru üzüm, dana eti ve kuzu etinde fiyat artışları yaşandığını vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Fiyatı artan ürünlere baktığımızda, arzın depolardan sağlandığı limonda ürün miktarındaki azalmaya bağlı olarak fiyat artışı yaşandı.

Sütte yaşanan fiyat artışında, Ulusal Süt Konseyi’nin Mayıs-Aralık tarihlerini kapsayan yeni tavsiye fiyatını litrede 1 lira 70 kuruştan 2 liraya çıkarması etkili oldu.  Haziran ayı içinde Mayıs ayının gerçekleşme rakamları tam olarak belli olacaktır.  Patlıcanda hasat edilen ürün miktarının azalması fiyat artışına yol açmıştır. Ispanakta da hasadın sonuna gelinmesi etkili oldu.

Dana eti ve kuzu etinde maliyetlerde yaşanan artış fiyata yansırken, kuru üzümde ise arzdaki daralma fiyatları artırdı.

Üreticide fiyatı düşen ürünlere baktığımızda domates, kabak, sivri biber, salatalık, marul, yeşil soğanda artan hava sıcaklıkları ile birlikte hasat edilen ürün miktarındaki artışa bağlı olarak fiyatlar düştü. Kuru soğan ve patateste yazlık ürünlerin hasadının başlaması ile birlikte fiyatlar gerilemiştir. Yeni sezonda rekoltenin iyi olacağına dair izlenimler kuru kayısıda fiyat düşüşüne yol açarken, havuçta yaşanan kalite kaybı fiyatlara yansımıştır.”

 

Seçilmiş ürünlerde 15 Mayıs 2019 tarihi itibarıyla ortalama üretici, hal, pazar ve market fiyatları ve fiyat farkları:   

 

Ürünler

Üretici

Hal

Pazar

Market

Hal/ Üretici

Pazar/ Üretici

Market/ Üretici

 

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı

(TL/Kg)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Fiyat Farkı

(Yüzde)

Kuru kayısı

8,50

27,25

38,36

220,59

351,35

Kuru incir

15,00

50,00

59,97

233,33

299,78

Nohut

3,16

5,50

11,80

11,62

74,05

273,42

267,62

Süt (litre)

1,79

6,44

259,78

Yeşil mercimek

2,40

4,50

8,80

8,58

87,50

266,67

257,64

Kabak

0,97

1,71

2,42

3,40

76,90

150,00

251,49

Elma

1,52

3,00

4,10

5,03

97,37

169,74

230,85

Kırmızı mercimek

2,11

4,00

6,50

6,98

89,57

208,06

230,81

Salatalık

1,33

2,30

3,33

4,24

72,50

150,00

218,17

Domates

2,00

3,10

4,25

5,79

55,00

112,50

189,61

Marul (adet)

1,34

2,54

3,20

3,76

90,02

139,40

181,10

Kuru fasulye

4,67

8,60

11,00

12,48

84,15

135,55

167,19

Sivri Biber

2,13

3,60

4,75

5,66

68,75

122,66

165,26

Maydanoz (adet)

0,60

0,88

1,20

1,54

46,67

100,00

156,67

Havuç

2,50

3,30

4,87

6,15

32,00

94,67

145,87

Zeytinyağı

14,50

 

35,51

144,87

Antep fıstığı

35,00

70,00

82,46

100,00

135,60

Patlıcan

2,90

3,96

4,58

6,02

36,55

58,05

107,59

Yeşil soğan (kg)

2,92

3,66

5,00

5,98

25,34

71,23

104,62

Fındık (iç)

36,00

50,00

73,31

38,89

103,64

Pirinç

4,00

6,50

7,10

8,04

62,50

77,50

101,04

Limon

4,00

4,80

6,20

7,95

20,00

55,00

98,75

Yumurta

0,30

0,75

0,55

154,24

85,31

Kuru üzüm

11,60

18,67

21,47

60,92

85,11

Ispanak

2,25

2,70

3,50

4,13

20,00

55,56

83,61

Kuru soğan

1,80

2,80

3,17

3,18

55,56

75,93

76,89

Kuzu eti

41,08

67,70

64,80

Dana eti

31,20

50,74

62,63

Patates

3,10

3,78

4,25

4,93

21,77

37,10

58,97

Beyaz peynir (kg)

 

 

 

28,71

 

 

 

Kaşar peyniri (kg)

 

 

 

36,56

 

 

 

Yoğurt (kg)

 

 

 

7,16

 

 

 

Tere yağı (kg)

 

 

 

50,50

 

 

 

Mısırözü yağı

10,52

Ayçiçek yağı

10,12

Tavuk eti

15,05

Toz şeker

5,08

 

Not: Hal, pazar ve market verileri Ankara, İzmir, İstanbul, Mersin, Antalya ve Bursa illerinden derlenen ortalama fiyatlardır. Üretici fiyatları ise ürünlere göre önemli üretim merkezlerinden derlenmektedir. Pirinç (Osmancık), kuru fasulye, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek için belirtilen hal fiyatları toptan satış fiyatlarıdır.  Dana eti, kuzu eti, Antep fıstığı ve fındık fiyatı serbest piyasa fiyatıdır.

 

Seçilmiş ürünlerde market fiyatlarındaki Ramazan öncesine göre değişim oranları:

Market

24 Nisan 2019

15 Mayıs 2019

15 Mayıs 2019/ 24 Nisan 2019

Ürünler

Ramazan Öncesi

Market Fiyatı

(TL/Kg)

Ramazan

Ortası

Market Fiyatı

(TL/Kg)

Değişim

(Yüzde)

Limon

6,54

7,95

21,62

Süt (litre)

5,50

6,44

17,09

Elma

4,69

5,03

7,30

Ayçiçek yağı

9,53

10,12

6,19

Mısırözü yağı

9,91

10,52

6,15

Patlıcan

5,68

6,02

5,92

Tavuk eti

14,27

15,05

5,44

Pirinç

7,65

8,04

5,12

Yoğurt

6,86

7,16

4,37

Tereyağı

48,53

50,50

4,07

Beyaz peynir

27,96

28,71

2,69

Havuç

5,99

6,15

2,59

Kaşar peyniri

35,78

36,56

2,19

Kuzu eti

66,36

67,70

2,02

Dana eti

49,89

50,74

1,70

Antep fıstığı

81,13

82,46

1,64

Fındık (iç)

72,48

73,31

1,15

Ispanak

4,12

4,13

0,32

Toz şeker

5,08

5,08

0,16

Kuru incir

59,97

59,97

0,00

Zeytinyağı

35,51

35,51

0,00

Kuru fasulye

12,49

12,49

0,00

Kuru kayısı

38,93

38,36

-1,46

Nohut

11,82

11,62

-1,69

Kuru üzüm

21,97

21,47

-2,26

Yeşil soğan (kg)

6,12

5,98

-2,33

Maydanoz (adet)

1,61

1,54

-4,15

Yumurta

0,57

0,55

-4,65

Salatalık

4,47

4,24

-5,19

Yeşil mercimek

9,17

8,58

-6,43

Kırmızı mercimek

7,50

6,98

-6,93

Patates

5,98

4,93

-17,63

Marul (adet)

4,72

3,76

-20,46

Sivri Biber

7,38

5,66

-23,33

Domates

7,99

5,79

-27,48

Kabak

4,99

3,40

-31,91

Kuru soğan

6,81

3,18

-53,25

 

Seçilmiş ürünlerde üretici fiyatlarındaki Ramazan öncesine göre değişim oranları:

Üretici

24 Nisan 2019

15 Mayıs 2019

15 Mayıs 2019/ 24 Nisan 2019

Ürünler

Ramazan

Öncesi

Üretici Fiyatı

(TL/Kg)

Ramazan

Ortası

Üretici Fiyatı

(TL/Kg)

Değişim

(Yüzde)

Limon

3,00

4,00

33,33

Süt (litre)

1,51

1,79

18,54

Patlıcan

2,75

2,90

5,45

Ispanak

2,17

2,25

3,85

Antep fıstığı

34,00

35,00

2,94

Kuru üzüm

11,40

11,60

1,75

Dana eti

30,73

31,20

1,53

Kuzu eti

40,83

41,08

0,61

Maydanoz (adet)

0,60

0,60

0,00

Elma

1,52

1,52

0,00

Kuru fasulye

4,67

4,67

0,00

Nohut

3,16

3,16

0,00

Kırmızı mercimek

2,11

2,11

0,00

Yeşil mercimek

2,40

2,40

0,00

Pirinç

4,00

4,00

0,00

Kuru incir

15,00

15,00

0,00

Fındık (iç)

36,00

36,00

0,00

Zeytinyağı

14,50

14,50

0,00

Patates

3,50

3,10

-11,43

Yeşil soğan (kg)

3,35

2,92

-12,84

Kuru kayısı

10,00

8,50

-15,00

Havuç

3,00

2,50

-16,67

Marul (adet)

1,68

1,34

-20,20

Yumurta

0,37

0,30

-20,27

Salatalık

1,92

1,33

-30,43

Sivri Biber

3,75

2,13

-43,11

Kabak

2,00

0,97

-51,67

Kuru soğan

3,75

1,80

-52,00

Domates

4,50

2,00

-55,56

 

TZOB’da Bayraktar yönetimi güven tazeledi…


-TZOB’da Bayraktar yönetimi güven tazeledi…

-Tek listeyle gidilen seçimde, Bayraktar, geçerli 309 oyun 308’ini aldı

 

Ankara – 19.05.2019 –  Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) 27’nci Genel Kurulu’nda, Genel Başkan Şemsi Bayraktar’ın yönetimi güven tazeledi.

Tek listeyle gidilen seçimde, Bayraktar, geçerli 309 oyun 308’ini aldı.

 

-Yönetim Kurulu-

 

Yapılan seçimde, Şemsi Bayraktar’ın listesinde yer alan Ahmet Bahadır Sezgin, Hasan Kozoğlu, Mustafa Hepokur, Hüseyin Darcan, Arslan Soydan, Mehmet Cevat Delil, Adem Ertaş, Eyyup Elmalı, Yunus Kılınç Yönetim Kurulu asıl üyeliğine seçildi.

Yönetim Kurulu yedek üyeleri, İbrahim Erdallı, Süleyman Dönmez, Ali Çolak, Turgay Akçay, Ramazan Öztürk, Mehmet Ali Doğru, Ahmet Dökülen, Veli Kenar, Rıdvan Özmen, Hamdi Gemici’den oluştu.

TZOB’un 27’nci Genel Kurulu’nda seçilen Yönetim Kurulu, önümüzdeki günlerde toplanarak kendi aralarında görev dağılımı yapacak.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı


19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı şahsım ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ne kayıtlı 5 milyon üyemiz adına kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere istiklal mücadelemizin bütün kahramanlarını şükranla, rahmetle anıyorum.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar

TZOB’un 27’nci Genel Kurulu’nda ikinci gün…

-TZOB’un 27’nci Genel Kurulu’nda ikinci gün…

-Genel Kurulun ikinci gününde, plaket töreni yapıldı, il delegeleri tarımdaki sorunları dile getirdiler, komisyon raporları görüşüldü

 -20 yılın üzerinde görev yapan 53 Ziraat Odası Başkanına TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar tarafından plaket verildi

 

Ankara – 18.05.2019 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) 27’nci Olağan Genel Kurulu ikinci gün çalışmalarıyla devam etti.

Genel Kurulun öğleden önceki bölümünde plaket töreni ve il delegelerinin konuşmaları yapıldı.

20 yılın üzerinde görev yapan 53 Ziraat Odası Başkanına TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar tarafından plaket verildi. Bayraktar, Oda Başkanlarına hizmetleri nedeniyle teşekkür etti ve görevlerinde başarılar diledi.

Plaket töreninin ardından, il delegelerinin konuşmalarına geçildi.  Genel Kurulda, Adana, Antalya, Denizli, Edirne, Erzurum, Malatya, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Şırnak, Muş, Aydın, Samsun, Adıyaman, Bolu, Muğla delegeleri,  Ali Şimşek, Nazif Alp, Hamdi Gemici, Taner Öztürk, Şahsat Karaman, Yunus Kılıç, Hikmet İpar, Hasan Özgökçe, Abuzer Yıldırımtepe,  Cengizhan Tatar, Tahsin Kılıç, Mehmet Kendirlioğlu, Hasan Tütüncü, Salih Şahan, Hakkı Fidan, Muhsin Gümüş söz aldı.  Delegeler, pamuk pirim ödemesinde verim sınırlaması, domateste desteğin dekar yerine kilogram başına verilmesi, sulama fiyatlarının yüksek olması, hasat döneminde sıfır gümrükle yapılan ithalatlar, çiftçi borçları, tarım sigortaları, Ziraat Bankası kredileri, Tarım Kredi Kooperatifleri’nin uygulamaları, elektrik maliyetleri, ecrimisil uygulamalarında bazı bölgelerde yaşanan sıkıntılar, alan bazlı desteğin başka ürünlerle genişletilmesi, girdi fiyatlarının yüksekliği, meralarda yaşanan sıkıntılar, küçük ve orta ölçekli aile işletmelerine daha fazla destek verilmesi, hayvancılıkta pazarlama sorunu gibi konularda yaşanılan sorunları ve talepleri dile getirdiler.

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sorunları takip ettiklerini kaydetti. Tarımın ve çiftçinin sorunları ve Türkiye Ziraat odaları Birliği’nin yaptığı çalışmalarla ilgili delegelere ayrıntılı bilgi veren Bayraktar, Ziraat Odalarının çiftçiye hizmet için var olduğunu, bu bilinçle çalışmayı sürdürdüklerini söyledi.

Genel Kurulun öğleden sonraki bölümünde komisyon raporları görüşüldü ve kabul edildi.

TZOB’un 27. Genel Kurulu…

 -TZOB’un 27. Genel Kurulu…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Çiftçinin yararına olan her politikayı destekleriz. Bizim tek kıstasımız budur. Esasen çözüm de bellidir. Tarımda her proje üretim, ihracat ve çiftçi odaklı olmalıdır”

-“Çiftçimiz ve üretim daha fazla desteklenmelidir. Çözüm belli: Üretim, üretim, üretim. Başka bir çözüm yok”

 

          Ankara – 17.05.2019 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin 27’nci Genel Kurulu Ankara’da başladı. 3 gün sürecek genel, 19 Mayıs 2019 Pazar günü yapılacak TZOB Yönetim Kurulu seçimiyle sona erecek.

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, genel kurul konuşmasında, “çiftçinin yararına olan her politikayı destekleriz. Bizim tek kıstasımız budur. Esasen çözüm de bellidir. Tarımda her proje üretim, ihracat ve çiftçi odaklı olmalıdır. Çiftçimiz ve üretim daha fazla desteklenmelidir. Yapısal sorunlar çözüldüğünde tarımın sorunları da büyük ölçüde aşılmış olur. Çözüm belli: Üretim, üretim, üretim. Başka bir çözüm yok” dedi.

“Ne yapıp edip çiftçimizi tarlada tutmalıyız” diyen Bayraktar, tarımın öncelikli sorunlarının çözülmesi ve çiftçinin tarlada kalabilmesi için temel girdi fiyatların makul düzeylere çekilmesi, tarımsal kredi faizlerinin düşürülmesi, çiftçinin finansman sorunun halledilmesi, örgütlenme, sulama gibi yapısal sorunların çözülmesi gerektiğini bildirdi.

Bayraktar’ın TZOB 27’nci Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma şöyle:Sayın Divan,Teşrifleriyle Genel Kurulumuzu onurlandıran çok değerli misafirler, Ziraat Odalarımızın değerli başkanları, değerli delegeler, Kıymetli çalışma arkadaşlarım, Basınımızın güzide temsilcileri, Şahsım ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına, Birliğimizin 27. Genel Kuruluna, Türkiye’nin en büyük çiftçi kongresine hoş geldiniz diyor, sizleri saygılarımla selamlıyorum. İçinde bulunduğumuz Ramazan ayının ülkemiz ve tüm İslam dünyası için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Ahirete intikal eden, ömrü çiftçimize hizmetle geçmiş bütün büyüklerimize ve dostlarımıza, Allah’tan rahmet diliyorum. Bu Genel Kurul aynı zamanda 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlayan milli mücadelenin 100’ncü yılına da denk geliyor.

Milli mücadelenin ilk adımının atıldığı bu önemli günün yıl dönümü dolayısıyla başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını ve bu ülke için canlarını feda eden bütün şehitlerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Ülkemizin her köşesinden, her ilinden, beş kademeli demokratik seçim sürecinden geçerek, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Kurulunu yapmak üzere, buraya gelmiş değerli Delegelerimizi ve kıymetli Ziraat Odası Başkanlarımızı da tebrik ediyorum.

Tarihi, 1881 yılına kadar uzanan Ziraat Odalarımız, ülke tarımının hizmetinde 138yılını tamamlamıştır.

Ziraat Odalarımızın, tarımın ve üreticilerimizin çatı örgütü olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği de 23 Aralık 1963’den bu yana, 56 yıldır çiftçimizin hizmetindedir.

Hem Türkiye Ziraat Odaları Birliğimiz hem de Ziraat Odalarımız, kuruluşlarından bu yana çiftçimizin alın terinin karşılığını alması için geceli gündüzlü çalışmaktadır.

Çiftçimizin Anayasal meslek kuruluşu olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği, 5 milyon üyesinin hak ve menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da sonuna kadar savunacaktır.

Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Değerli Delegeler, Kıymetli Oda Başkanlarım, Delegelerin tamamının desteğiyle 26’ncı Genel Kurulumuzda, göreve gelen Birlik Yönetim Kurulumuz, geçen 4 yıllık faaliyet döneminde, ülke tarımının ve çiftçilerimizin karşılaştığı sorunların çözümü için her türlü çabayı göstermiştir.

Bu dönemde, Ziraat Odası sayımız 765’e yükselmiştir. Türkiye sathında bir taraftan hizmet noktamız artarken, diğer taraftan da hizmet alanımız genişlemiştir.

Ziraat Odalarımızın fiziki imkanlarında da çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odalarımız kıt kaynaklarına rağmen, 2000’li yıllarda olağanüstü bir atılıma girişmiş, adeta çağ atlamıştır. Bu süreçte neler mi yaptık? Yeterli bir kanunu, personeli, altyapısı olmayan, büyük çoğunluğu kiralık hizmet binalarında faaliyet gösteren Ziraat Odalarımız ile Birliğimizin gelir ve imkanlarını en üst düzeye çıkaran bir kanun ve mevzuata kavuşturduk.

Bugün Birliğimizi ve Ziraat Odalarımızı, her açıdan ülkemizin örnek kurumlarından biri haline getirdik, 3 binden fazla personel, yüzlerce Ziraat Mühendisi, Veteriner Hekim, Tekniker, Teknisyen çalıştıran bir güce ulaştırdık. Ziraat Odalarımız, ülkenin bir başından diğer başına modern hizmet binalarını çiftçilerimizin hizmetine sundu. Odalarımızı makine parkları ile donattık.

Tarım alet ve makinesi üretiyoruz. Çok sayıda tahlil laboratuvarları kurduk. Artık Odalarımız ürün işliyor, fabrika açıyor.  Ürün satış mağazalarıyla çiftçimize ucuz girdi temin ediyoruz. Örnek bahçeler, işletmeler kuruyoruz, ağaçlandırma çalışmaları yapıyoruz. Düzenlediğimiz sosyal faaliyetlerle çiftçilerimiz arasındaki bağı güçlendiriyoruz. Birliğimizin tarihinde bir ilke imza atarak dev bir proje olan bilgisayar otomasyon sistemini, ZOBİS’i çok kısa bir sürede kurduk ve faaliyete geçirdik. Sistemi, Çiftçi Kayıt Sistemi ile entegre çalışır hale getirdik. Çiftçimiz, artık, nüfusa, tapuya, SGK’ya gitmeden, zaman kaybetmeden, masraf yapmadan Odalarımızda işlemlerini gerçekleştirebiliyor.  ZOBİS’le 5 milyona yakın çiftçimizin tapu kayıtları, kimlik, adres, sosyal güvenlik bilgileriyle ilgili 240 milyon işlem yaptık. 11 milyonu aşkın belge verdik. Büyük önem verdiğimiz, tarımsal üretimimiz ve verimliliğimiz açısından olmazsa olmaz gördüğümüz eğitim konusunda tam bir seferberlik anlayışıyla çalıştık.

Tarım ve Orman Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Türkiye İş Kurumu, TARSİM gibi birçok kurum ve kuruluşlarla eğitim alanında güzel bir işbirliği içindeyiz.

Bunun faydasını da gördük, eğitim çalışmalarını yurdun her köşesine yaydık. “Kadın Çiftçi”, “Genç Çiftçi”, “Sürü Yönetimi Elemanı Benim”, “SGK Bilgilendirme”, “Güvenli Traktör Kullanımı”, “Tarım Danışmanları”, “Zirai Mücadele İlaçlarının Güvenli ve Sürdürülebilir Kullanımı”, “Bitki Sağlığı”, “Ceviz Budama”, “Ziraat Odaları Otomasyon Sistemi”, “Mevzuat”, “Sulama”, “TARSİM” eğitimlerinin yanı sıra, çiftçilerimizin talepleri üzerine tarımın diğer konularında da eğitimler verdik. Tarım ve Orman Bakanlığımızla yaptığımız protokol çerçevesinde zirai meteoroloji konusunda çiftçilerimize eğitim vereceğiz, meteorolojik uyarılara karşı nasıl önlem almaları gerektiğini anlatacağız. Ayrıca, Tarım ve Orman Bakanlığımızla yaptığımız protokolle meteorolojik uyarıları milyonlarca çiftçimize doğrudan iletiyoruz. Öyle ki Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odalarımız dile kolay tam 560 bin çiftçimize eğitim verdi. Üstelik bunun 190 bini de kadın çiftçilerimiz. Eğitim çalışmalarımıza verdikleri katkılar dolayısıyla ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum. Yine Tarım ve Orman Bakanlığımızın Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Projesi kapsamında Ziraat Odalarımızda 450’nin üzerinde tarım danışmanı istihdam ediyoruz. Çiftçimize sahada birebir eğitim ve danışmanlık hizmeti veriyoruz. Bakanlıklarla yaptığımız iş birliğinin yanı sıra Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak da oda başkanlarımıza, genel sekreterlerimize, oda personellerimize yönelik eğitim toplantıları düzenledik.

Seminerler veriyoruz. Eğitimlerimizi Ankara’da TZOB Otel’de gerçekleştiriyoruz. Eğitimde 1 milyon çiftçimize ulaşmayı hedefliyoruz. Yalnızca eğitim vermekle kalmadık. Ziraat Odalarımız, tarımın yeniliklerini benimsetmek ve bilgilerini artırmak amacıyla 755 bin çiftçimizi fuarlara taşıdı. Tarım ve Orman Bakanımızın, bürokratlarımızın da katıldığı bölge toplantıları yaptık. Oda başkanlarımızın illeri ve bölgeleriyle ilgili sorunlarını, taleplerini, çözüm önerilerini tespit ettik.

Bunları rapor haline getirdik, yetkili ve ilgili yerlere ilettik. Başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere, tarımın bütün paydaşlarıyla iş birliği halinde sorunların çözümü için çalışıyoruz. Diğer kurumlardan da aynı hassasiyeti bekliyoruz.

Bilindiği gibi Nisan ayında Tarımda Milli Birlik Projesi taslağı kamuoyunun gündemini yoğun bir şekilde meşgul etti.

Tarımla ilgili her çalışma öncelikle çiftçimizi ilgilendirir. Çiftçimizin Anayasal meslek örgütü olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin görüşlerinin alınmasından daha tabii bir şey olamaz. Ama bu yapılmadı.

Nitekim, bu durum dikkate alınmış olacak ki bugünkü Resmi Gazete’de yayınlanan Tarım Şûrası Yönetmeliği ile oluşturulan Şûra Yürütme Kurulu’na çiftçimizin anayasal meslek örgütü TZOB da üye olarak dahil edildi. 7 kişiden oluşacak Şûra Yürütme Kurulu’nun kalan 6 üyesinden 5’i Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı ve bakanlık personelinden, 1’i ise öğretim üyeleri arasından seçilecek. Şunu söylemekte fayda var. Biz çiftçimizin yararına olan her politikayı destekleriz. Projeler ülke tarımının ve çiftçimizin yararına mı yoksa zararına mı olacak?

Biz, çiftçimizin zararına olan politikalara karşı çıkarız. Bizim tek kıstasımız budur. Esasen çözüm de bellidir. Tarımda her proje üretim, ihracat ve çiftçi odaklı olmalıdır. Çiftçimiz ve üretim daha fazla desteklenmelidir. Zaten yapısal sorunlar çözüldüğünde tarımın sorunları da büyük ölçüde aşılmış olur. Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odaları olarak projelerimizle de çiftçimizin hizmetindeyiz. Nitekim 200’ün üzerinde Avrupa Birliği projesi yürüttük. 11,4 milyon avro kaynak aktarılmasını sağladık. Bunun yanı sıra Birliğimiz ve odalarımız hemen her alanda yeni projeler de gündeme getiriyor. Bu yolla da milyonlarca liralık kaynağın çiftçimiz için kullanılmasını sağladık, sağlamaya devam edeceğiz. Ziraat Odaları ve Birlik olarak çiftçimizin hakkını hemen her platformda sonuna kadar savunuyoruz.

Sadece Ankara’da, masa başında değil, il il, ilçe ilçe, köy köy dolaşarak, yerinde dinleyerek çiftçilerimizin sorunlarını tespit ediyor, taleplerini ve önerilerini alıyoruz. Hemen her sorunu rapor haline getiriyoruz. Hükümetimize, siyaset kurumuna raporlarımızı, sorunları, tespitlerimizi ve çözüm önerilerimizi iletiyoruz. Cumhurbaşkanlarımızın, siyasi parti temsilcilerimizin, bakanlarımızın, bürokratlarımızın katıldığı toplantılar düzenliyor, ziyaretlerde bulunuyor, Birliğimizde ağırlıyoruz. Birliğimizin Veteriner Hekim ve Ziraat Mühendisleri, muhabirleri sahada çalışmalar yaptı. Çiftçilerimizin sorunlarını yerinde gördü, tespit ederek rapor haline getirdi, önerilerde bulundu, yetkililerle bir araya geldi ve sorunları aktardı.    Birlik müfettişleri, sadece teftiş için Ziraat Odalarımıza gitmedi, çok sayıda Ziraat Odamıza rehberlik hizmeti verdi, iş ve işlemlerde mevzuat birliği sağlanması için çalıştı.  

Değerli Delegeler, Kıymetli Oda Başkanlarım, TZOB Genel Başkanı olarak, SGK Yönetim Kurulu’ndaki görevim vesilesiyle, çiftçilerimize ve Ziraat Odalarımıza yönelik çok önemli düzenlemelerin çıkarılmasına katkıda bulunma fırsatım oldu.
6111 sayılı Kanunla sattıkları ürün bedelleri üzerinden 1994 yılından bu yana BAĞ-KUR prim kesintisi yapılan, Ziraat Odası’na da kayıtlı çiftçilerimize geriye yönelik yapılandırma hakkı getirildi. Ancak kadın çiftçilerimiz, 2003 yılından önceki dönemler için aile reisi olmamaları nedeniyle borçlanamadılar.

2012 yılında bu mağduriyet giderildi. Kadın çiftçilerimiz, hak kazandıkları dönem için gecikme cezası ve gecikme zammı da ödemedi.
65 yaş ve üzeri çiftçilerimiz, talep etmeleri halinde, tarım BAĞ-KUR’u primi ödemelerinden muaf tutuldu.
Yine çabalarımız sonucu tarım BAĞ-KUR’undan emekli olup da çiftçilik yapmaya devam eden çiftçilerimizin emekli maaşlarından sosyal güvenlik destek primi kesintisi kaldırıldı.

Prim ödeyemeyecek durumda olan çiftçilerimize muafiyet sağlandı.
Çiftçilerimizin sattıkları ürün bedelleri üzerinden alınan yüzde 5 oranındaki tarım BAĞ-KUR prim kesintisi, girişimlerimizle sadece borcu olan çiftçilerimize ve borcu oranında yapılmak üzere yüzde 2’ye indirildi. 

Yine malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin 5 puanının Hazine tarafından karşılanması uygulamasına dahil edilmesini sağladık.

Durdurulan sigortalılık sürelerinin tamamının ihyası sağlandı.

Ayrıca çiftçilerimiz diğer bir statüde çalışmaları halinde sattıkları ürün bedelleri üzerinden tarım BAĞ-KUR kesintisi yapılmadı.
Yine, Ziraat Odalarının, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanları bildirmemekten dolayı kesilen idari para cezaları silindi.
Tarım BAĞ-KUR prim borçları yeniden yapılandırıldı. Doğal afete uğrayan çiftçilerimizin sigorta prim borçları ertelendi.

Taleplerimiz üzerine tarım BAĞ-KUR’lu kadın çiftçilerimize doğum borçlanması imkanı getirildi. Düzenlemeyle 3 çocuğu olan kadın çiftçilerimiz 6 yıla kadar borçlanabilecek.
Ayrıca, genel sağlık sigortası ve sigorta prim borçlarına yapılandırma hakkı getirildi.

Çalışma Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Ziraat Bankası ile yaptığımız protokolle, sigorta prim borcu olan çiftçilerimize, kredi imkanı tanındı ve emekli olmaları sağlandı. Çiftçilerimizin mağduriyetlerini, Sosyal Güvenlik Kurumu ve ilgili bakanlıkların duyarlı yaklaşımlarıyla önemli ölçüde çözmeyi başarıyoruz. Verdikleri katkılardan dolayı kendilerine huzurunuzda teşekkür ediyorum.

Burada, tarım BAĞ-KUR primlerinin yüksekliğinden de bahsetmek istiyorum.

Çiftçimizin durumu malum. Buna karşın primler çok yüksek. Zor geçinen bir kesimin aylık 764 lira 96 kuruş tarım BAĞ-KUR primi ödemesi mümkün mü?

5 puanlık Hazine indiriminin tarım kesimine uygulanmasını sağladık ama yine de çiftçimiz 654 lira 10 kuruş prim ödemek durumunda kalıyor.

Prim miktarı asgari ücret ve prim gün sayısına göre hesaplanıyor.

Asgari ücret artıyor. 2008 yılında 15 gün olan aylık prim gün sayısı her yıl 1 gün yükseliyor. 2019’da 26’ya çıktı. 2023’de 30 olacak. Bu demektir ki tarım BAĞ-KUR primleri daha da artacak. Bu primler olduğu sürece tarımda kayıt dışılık sürer. Tarımda erkeklerin yüzde 78,2’si, kadınların yüzde 95’i kayıt dışı çalışıyor. Toplamda bu oran yüzde 85,2’yi buluyor.

Çiftçilerimizin yaş ortalaması 55 oldu. Çünkü gençler tarımda kalmak istemiyor. Asgari ücretle iş bulan çiftçimiz hemen tarımı bırakıyor. İstihdamda tarımın payı son bir yılda yüzde 17,7’den yüzde 17,1’e indi.

Tarımdaki istihdam son bir yılda 300 bine yakın azalarak 4,7 milyonun altına geriledi. Çünkü çiftçimiz sosyal güvence istiyor. Geleceğini garanti altına almak için uğraşıyor.

Gençleri tarımda tutamazsak, tarımsal üretimimiz de gıda güvencemiz de tehlikeye girer.

Çözüm bellidir, tarım Bağ-Kur primleri 2008’deki gibi 15 güne indirilmelidir. Çiftçilerimize her yıl için 90 gün yıpranma payı verilmelidir. Değerli Delegeler, Kıymetli Oda Başkanlarım, Tarım, enerji ile birlikte dünyada en stratejik iki sektörden biridir. Hatta birincisidir. Gıda güvencesi demek hayat demektir. Gıda güvencesi nasıl sağlanır? Tarımla sağlanır. Sürekli ve yeterli gıdaya erişim tarım olmadan olmaz.

Peki, gıda güvencesini kim sağlıyor? 82 milyonluk ülke nüfusunu, 5 milyonu aşkın sığınmacı, mülteci ve yabancıyı, 45-50 milyon turisti kim doyuruyor? 17-18 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatı yapılmasına kim imkan tanıyor? 5-6 milyon insana kim iş sağlıyor? İşsizliği 2 puan kim düşürüyor? Eli öpülesi çiftçilerimiz. 

Günümüzde kıymeti de çok bilinmeyen bu toprağın çilekeş çiftçisi…

Gecesini gündüzüne katıyor, yağmur demeden, çamur demeden, soğuk demeden, sıcak demeden üretiyor, üretiyor, üretiyor. İnadına üretiyor.

Bütün dünyanın gıptayla baktığı, medeniyetin beşiği, bereketli bu topraklarda üretmekten başka çaremiz yok. Bu topraklar bize böyle bir sorumluluk yüklüyor.

Bu ülkenin dağını taşını ekmekten, üretim açığı yaşadığımız ürünlerde bu açığımızı kapatmaktan başka çaremiz yok. Sabah, öğle, akşam, üç öğün soframızda bir şey eksik olmuyor. İftarımızı da sahurumuzu da çiftçimizin ürettikleriyle yapıyoruz.

Bu nimetleri bizlere verdiği için Allah’a şükrederken, bunları üreten, değerli çiftçilerimize de teşekkür ediyoruz.

Sağ olsunlar, var olsunlar. Demin de dile getirdim. Ülkemizde 5 milyonun üzerinde sığınmacı, mülteci ve yabancı yaşıyor. Bu sığınmacıların, mültecilerin en büyük şansı, Türkiye gibi bir komşularının olmasıdır. Tarihin her döneminde zor durumda kalan ve başı sıkışan, dini, dili, ırkı ne olursa olsun herkes bu topraklara sığınmıştır. Kapılarımız başı sıkışanlara sonuna kadar açılmıştır. Buna karşın ülkemizin insanları, komşuları kadar şanslı değildir. Zira bizim insanımızın kendi vatanından, kendi toprağından başka misafir olabileceği, gidebileceği başka bir ülke, başka bir toprak yoktur. Şehit kanlarıyla sulanmış olan bu toprakların ve bu topraklar üzerinde zor koşullarda üretim yaparak ülkemizi besleyen çiftçimizin kıymetini ve kadrini iyi bilmeliyiz. Çünkü çiftçimiz, bütün bunları, zor coğrafyada, yüksek girdi maliyetleriyle, doğal afetlerle mücadele ederek, borç harç içinde yapıyor. Üstelik diğer kesimlerin üçte biri kadar gelirle de yaşamaya çalışıyor. Bütün bu zorluklara rağmen çiftçimiz, tarlasını, bağını, bahçesini, ahırını, ağılını terk etmemek için direniyor. Tarlada kalmaya çalışıyor. Ülkemizin gündemi bu olmalıdır. Ne yapıp edip çiftçimizi tarlada tutmalıyız. Şimdi rakamlara baktığımızda, bırakın 4 yıllık dönemi, sadece 2018 yılında, tohumda, yemde, gübrede, elektrikte, zirai ilaç fiyatlarında büyük artışlar oldu. Bazı girdilerde yıllık artış oranı yüzde 115’i aştı. Yem fiyatları yılbaşından bu yana sürekli yükseliyor. Fiyatlar yerinde saymıyor. Mazotun litresi 6,5 lirayı aştı. Artan girdi fiyatları karşısında üreticilerimiz her geçen gün daha da zorlanıyor. Bunu en son hububat alım fiyatlarında gördük. Alım fiyatı buğdayda yüzde 29, arpada yüzde 33 artırıldı. Bu artışlar enflasyonun üzerinde gerçekleşti ancak girdi fiyatları daha fazla arttı. Girdi maliyetleri almış başını gidiyor. Üstelik üreticimiz fiyatlar nedeniyle yeterli girdi kullanamadı, verim düştü, maliyeti arttı. Dövizdeki artış doğrudan girdilere yansıyor. Yalnız bizim anlamakta zorluk çektiğimiz dövizde gerileme olunca neden bir türlü girdi fiyatları düşmüyor? Dolar 2018’in Ağustos ayında serbest piyasada 7 lira 25 kuruşa kadar çıktı. Sonra bu yılın başlarında 5 lira 20 kuruşa kadar indi. Halen 6 lira dolaylarında seyrediyor. Şunu sormak herhalde hakkımız. 2018 Eylül ayında, döviz kurlarına bağlı olarak fiyatları zirve yapan, hammadde veya mamul madde olarak dışa bağımlı olduğumuz gübre, mazot, yem, elektrik, zirai ilaç, sebze tohumu gibi girdilerimizin fiyatları neden aynı oranda düşmedi? Enflasyonun sorumlusunun çiftçi olmadığı gün gibi ortada.

Gıda fiyatlarını yükselten çiftçi değil. Gübreye, elektriğe, mazota, zirai ilaca, yeme, tohuma zam geliyor, Çiftçi, Ziraat Bankası’ndan ihtiyacı kadar ucuz kredi kullanamıyor, gidip özel bankalara yüzde 30’lara varan oranlarda faiz veriyor,

Ziraat Bankası yüzde 8-11 olarak uyguladığı tarımsal kredi faizini yüzde 16’ya çıkarıyor, Tarım Kredi Kooperatiflerinin faiz oranı yüzde 26’nın altına inmiyor. Hal böyleyken çiftçi nasıl ucuza ürün üretebilir? Çiftçimizin, 15 liraya sattığı kuru incir markette 60 liraysa, 10 liraya sattığı kuru kayısı markette 39 liraysa, 3 liraya sattığı nohut markette 12 liraysa, 1,5 liraya sattığı inek sütü markette 5,5 liraysa, 2 liraya sattığı kırmızı mercimek markette 7,5 liraysa kusura bakılmasın kimse çiftçimize hesap soramaz.

Çiftçimiz, enflasyonun kazananı değil, ezilenidir. Son 4 yılda, çiftçimiz için önemli ürünler olan buğdayda, mısırda, pamukta, ayçiçeğinde üretici fiyatları, gübre, mazot gibi girdilerdeki fiyat artışlarının altında kalmıştır. Bu çiftçinin hakkını kimse yememelidir.

Değerli Delegeler, Kıymetli Oda Başkanlarım…Daha önce de dile getirdim. Ülkemiz 2018 Nisan ayından bu yana döviz fiyatları, enflasyon ve faizlerdeki artışın getirdiği sorunları yaşıyor. Nitekim, işsizlik ve büyüme rakamları bunu açıkça ortaya koydu.

Son bir yılda işsiz sayımız 1,4milyon arttı. 2018’in son çeyreğinde ekonomimiz küçülmeye başladı. 31 Mart’ta yapılan mahalli idareler seçimi sonrasında yaptığım açıklamada da artık yelkenleri ekonomiye ve tarıma çevirmemiz gerektiğini vurguladım. Bu süreci çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü bu dönemin bir farkı var. Geçmiş dönemde yaşanan krizlerde et, süt, sebze, meyve, ekmek gibi temel gıda ürünlerinin fiyatları son derece makuldü. Halkımız, ev eşyası, giyim, araba, elektronik eşya gibi ihtiyaçlarını yeterince karşılayamıyordu ancak eti, sütü, özellikle meyveyi, sebzeyi, ekmeği bol miktarda tüketebiliyordu. Şimdi bu imkan kalmadı. İnsanlarımız gıdaya ulaşmakta zorlanıyor. Bu sorunu çözmemiz gerekir.

Bu sorun da çiftçimiz tarlada kalırsa çözülür. Çiftçimiz üretirse çözülür. Ülkenin dağı, taşı ekilirse çözülür. Çözüm belli: Üretim, üretim, üretim! Başka bir çözüm yok.

Bu girdi fiyatlarıyla, bu faizlerle, bu enflasyonla, bu ithalat izinleriyle, bu alım fiyatlarıyla üretim kolay mı? Bu şartlarla hangi ülkenin çiftçisi üretim yapabilir?

Çiftçimizin sorunlarını çözemezsek, gıda fiyatlarını daha çok konuşuruz. Önceliğimiz de yapısal sorunlar olmalıdır. Hala 8,5 milyon hektarlık teknik ve ekonomik olarak sulanabilir tarım alanımızın 1,9 milyon hektarında sulama altyapısını tamamlayamadık. Sulama altyapısını kurduğumuz 6,6 milyon hektar tarım alanımızda da basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştıramadık. Hala sulama oranımız yüzde 66, sulama randımanımız ise yüzde 48 düzeyindedir.

Ülkemiz su zengini değil. Suyun damlası bile önemli. Ne yapıp edip sulama oranı ve randımanını artırmamız, sulamaya açılmamış alanları sulamaya açmamız, yüzde 60’lara varan su tasarrufu sağlayan basınçlı sulama sistemlerine geçmemiz gerekiyor. Teknik ve ekonomik olarak tüm sulanabilir tarım arazilerinde sulama yatırımlarının tamamlanması için büyük sulama projeleri içeren GAP, DAP ve KOP’un da bir an önce bitirilmesi gerekiyor. Tabii sulama yatırımı pahalı bir iş. Sulama yatırım maliyetini düşürmemiz için arazi toplulaştırma çalışmalarını hızlandırmamız çok önemli.

Zaten bakanlığımız son yıllarda bu alanda epey bir mesafe kat etti,14,3 milyon hektar olan toplulaştırılabilir arazinin 6,1 milyon hektarında çalışmaları tamamladı.

Toplulaştırma yapılabilecek kalan 8,2 milyon hektar alanında bir an önce bitirilmesi tarımımız açısından çok önemlidir.

Bildiğiniz gibi arazi parçalanması ülkemizin önemli yapısal sorunlarından biridir. Ülkemizin üçte biri kadar yüzölçümü olan İngiltere’de tarımsal işletme büyüklüğü 538 dekarken, bizde 61 dekar düzeyindedir.

Üstelik bu alan ortalama 10 parselden oluşmaktadır. Parsel büyüklüğü 6 dekarda kalmaktadır. Bu kadar küçük parsellerde verimli tarım yapılabilir mi?

Üretim maliyetinin önemli bir kısmı da buradan gelmektedir. Arazi kullanımının planlanması ile üretim planlaması birlikte yapılmazsa hem verimlilik hem de maliyet sorunumuz devam eder.

 

Değerli Delegeler, Kıymetli Oda Başkanlarım, Şunu da söylememiz gerekiyor.

Ülkemiz, tam bir meyve sebze cenneti olsa da tarım arazilerimiz, binlerce yıldır yapılan tarımın etkisiyle ve beşeri faaliyetler sonucu oldukça yıpranmıştır.

Toplam ekilebilir alanlarımızın sadece yüzde 6’sı her türlü tarım yapmaya müsaittir. Verimli tarım alanlarımızın metrekaresi bile önemlidir.

Buna rağmen, verimli tarım arazilerimizi iyi koruduğumuzu söyleyemeyiz.

Öyle ki son 30 yılda tarım alanlarımız 4,7 milyon hektar azalarak 27,9 milyon hektardan 23,2 milyon hektara indi. Azalan tarım alanımız, Hollanda, Danimarka, İsviçre’den daha büyük. Trakya’nın iki katı. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 14 katı.

Buna hakkımız yok. Gelecek kuşaklara bu kötülüğü yapmamalıyız. Üstelik hala bu alanın da 3,5 milyon hektarını nadasa bırakıyoruz. Ne arazi kaybına ne de tarım alanlarımızın boş kalmasına tahammülümüz yoktur.

Verimli tarım arazilerimizi gözümüz gibi korumalıyız. Kırsalda yaşayanların yaşam düzeyinin yükseltilmesi ve kırsal kalkınmanın gerçekleşebilmesi için tarım arazilerimiz bilinçli kullanılmalıdır.

Topraklarımızı korumak ve sürdürülebilir toprak yönetimi konularında etkili politikalar geliştirebilmek ve gelecek nesillere bırakabilmek hayati önem taşımaktadır.

Valilerimiz ve büyükşehir belediye başkanlarımız, verimli tarım arazilerimizin korunması konusunda çok hassas hareket etmeli, özellikle bakanlık tarafından belirlenen büyük tarım ovalarının hiçbir şekilde tarım dışına çıkarılmasına izin vermemelidir. Toprak Koruma Kurullarında toprağın sahibi çiftçimizin temsilcisi Ziraat Odaları mutlaka bulunmalıdır. Miras yolu ile arazilerimizin parçalanmasını engellemek için büyük çaba gösterdik.

Sonuçta Medeni Kanundaki mirasla ilgili hükümleri değiştiren kanun bizim talebimizle çıktı. Tabii bu Kanunun çıkması kolay olmadı. Karşı çıkan bakanlar oldu. 3 bakan imza koymadı. Bu bakanların imza atmaları için uğraştık. Dönemin Başbakanını iki defa ziyaret ettik. Miras hukukunun değişmesini, arazi parçalanmasının önüne geçilmesini talep ettik ve bu kanunun çıkmasını sağladık. Bu kanunun eksiksiz uygulanması geleceğimizin garantisidir.

Bununla da yetinmedik. Yıllardır takip ettiğimiz bir konu vardı. Ecrimisil arazileri. 24 Haziran 2018 seçimlerine çok az bir süre kala dönemin Başbakanına konuyu aktardım. Başbakanın talimatıyla düzenleme Torba Yasa’ya girdi.

Hazine arazilerinde ecrimisil ödeyerek tarım yapan yüz binlerce çiftçimizin yıllardır bekleyen ve yılan hikâyesine dönen sorun, girişimlerimizle çözülmüş oldu.

Bu durumda olan çiftçilerimizin ÇKS’ye kayıt olmalarına ve desteklerden faydalanmalarına imkân tanındı.

Bu araziler için çiftçilerimize, ecrimisil bedelinin yarısı üzerinden 10 yıla kadar doğrudan kiralama hakkı verildi. Ayrıca, 10’ncu yılın sonunda çiftçilerimiz, isterlerse kira sürelerini uzatabilecek veya satın alabilecekler.

Bugün için Hazine ile kira kontratı yapan 300 bin çiftçimiz düzenlemeden yararlanarak destek almaya başladı. Şartlar iyileştirildiğinde önümüzdeki süreçte 500 bin çiftçimiz de Hazine ile kira kontratı yaparak desteklerden faydalanacak.

Yüz binlerce çiftçimizin mağduriyeti giderildi. Tarım ve Orman Bakanlığımız toplam 7 milyon hektar araziyi kapsayan 258 ovamızı tarımsal SİT alanı ilan etti. Ova sayısı 2023’de 300’e kadar çıkacak. Biz bunu çok önemsiyor ve destekliyoruz. Tüm ovalarımızın bu kapsama alınması gerektiğini düşünüyoruz.

 

Değerli Delegeler, Kıymetli Oda Başkanlarım, Tarımın öncelikli sorunlarının çözülmesi ve çiftçimizin tarlada kalabilmesi için temel girdi fiyatları makul düzeylere çekilmelidir. Gübre ve yemde KDV oranı sıfırlandı. Ancak bu çiftçimize fiyat indirimi olarak yansıtılmadı. Bu takip edilmelidir. Biz, gübre ve yem dışındaki girdilerde KDV oranı kadar bir miktarın çiftçimize destek olarak verilmesini talep ediyoruz. Tarımda kullanılan elektrikte fon ve TRT payı kaldırılmalıdır. Tarım Kanunu’nda belirtildiği gibi gayri safi milli hasılanın yüzde 1’i tarımsal desteklere ayrılmalıdır.  Desteklerden alınan yüzde 2 ile yüzde 4 arasında değişen stopaj kesintisi kaldırılmalıdır. Nitekim, geçmişte doğrudan gelir desteğinde gelir vergisi yüzde sıfır uygulanıyor ve stopaj kesilmiyordu. Tarımsal destekler artırılarak sürdürülmelidir. Destek derken, pamuktaki verim sınırlamasını da dile getirmek istiyorum. Bildiğiniz gibi pamukta kilogram başına prim 80 kuruş. Uydu tabanlı parsel tanımlama modeline göre, çiftçimizin ürettiği pamuğun tamamı için prim desteği alıyordu. Şimdi dekar başına 500 kilogram verim sınırlaması getirdiler. Çiftçimiz dekarda 700-800 kilogram pamuk da üretse 500 kilogram üzerinden prim desteği alacak. Bu uygulama çiftçimizi, odalarımızı rahatsız etti.

Çiftçimiz daha az primle yetinmek zorunda kalacaktır. Ülkemizin pamuk açığı verdiğini unutmamalı, pamuk üretimi desteklemeli, kimi yıllar 2 milyar dolarlara varan ithalata son vermeliyiz.

Bunun için de bu düzenlemenin değiştirilmesini talep ediyoruz. Sorunlarımız sadece girdi fiyatları ve yapısal sorunlardan oluşmuyor. Küresel ısınma iklimi değiştiriyor. Afetler yıl geçtikçe artıyor. 1940 ile 2008 yılları arasında, yılda ortalama 300 civarında meteorolojik olay meydana gelmişken, 2008 yılından günümüze kadar geçen sürede bu olayların sayısı yılda 600-700’ü buldu. Hatta 2015 yılında çiftçimiz, 768 meteorolojik olayla karşılaştı. Son yıllarda çiftçimiz, kış aylarındaki kuraklık ve özellikle bahar döneminde gerçekleşen aşırı yağış, sel, fırtına, hortum, dolu başta olmak üzere hemen her afetle karşı karşıya kaldı.

Doğal afetlerde çiftçiye ilk biz ulaştık. Hasar tespit komisyonlarında çiftçimizin hakkını savunuyoruz. Zararları rapor ediyoruz. Raporları ilgili makamlara iletiyor, kamuoyuyla paylaşıyor, süreci takip ediyor, çiftçimizin mağduriyetinin giderilmesi için çalışıyoruz. Borçların ertelenmesi, destek sağlanması için mücadele ediyoruz. Hatta bu sezonda aşırı yağış ve gerçekleşen seller ile tarım arazileri sular altında kalırken sel, fırtına ve hortum seralara önemli zararlar verdi.

Binlerce dekar sera, meyve bahçesinde zarar yaşandı.

Bu durum, seralarda üretim maliyetini artırdı.

Özellikle Antalya ve Mersin illerinde hem seralar hem ürünlerde zarar meydana geldi.

Üst üste doğal afet yaşayan, ürünlerde görülen hastalık ve zararlılar nedeniyle yeterli üretim yapamayan çiftçilerimizin borçları birikti. Çiftçimiz, artık borcunu çeviremez hale geldi. Bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borcu 110 milyar lirayı aştı. Oysa, bu rakam çok değil 2008 yılında15,6 milyar lira düzeyindeydi.

Talebimiz üzerine çiftçi borçlarının bir kısmı son 3 yılda iki kez 5 yıl süreyle ertelenmiştir. En son, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan ve doğal afetler yüzünden ertelenen çiftçi borçları ile 31 Aralık 2018 tarihi itibarıyla kanuni takibe giren çiftçi borçları yapılandırılmıştır. Yapılandırma idari takipteki borçlar ile diğer bankalara olan tarımsal kredi borçlarını kapsamamıştır. Çiftçimizin kredi borçlarının yaklaşık yüzde 37’si Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri dışındaki bankalara aittir. Ayrıca, çiftçimiz takibe düşmemek için Ziraat Bankası’na olan borçlarını cari faiz üzerinden yapılandırmıştır. Çiftçimiz borçlanıyor. Tam takibe düşmeden evvel Ziraat Bankası çağırıyor. Borcu cari faiz üzerinden yapılandırıyor. Borçlu görünmüyor. Cari faiz üzerinden nakdi kredi alanlar da yapılandırmaya girmiyor.

Bütün bu sorunlara bir çözüm bulunması gerekir. Doğal afetlerin ardından çiftçimiz yeterince desteklenmez, can suyu verecek yardımlar yapılmazsa, finansman sorunu çözülmezse, çiftçimizin, bağında, bahçesinde, tarlasında üretimi sürdürmesi imkansız hale gelir. Çiftçimiz, üretimi sürdüremez ve tarımdan koparsa ülkemizin gıda güvencesi de tehlikeye girer.  Öncelikle; Çiftçimizin finansman sorununun çözümü için Ziraat Bankası yüzde 16’ya çıkardığı tarımsal kredi faizlerini yeniden yüzde 8-11’e indirmelidir. Tarım Kredi Kooperatifleri’nin faiz oranı yüzde 26’dan Ziraat Bankası seviyesine çekilmelidir. Her iki kurum, çiftçimizin düşük faizli kredi ihtiyacının tamamını karşılamalıdır.

Diğer kamu bankaları da çiftçimize Hazine destekli düşük faizli kredi vermelidir. Bunları biraz rekabet içine sokmak lazım. Hazine diğer kamu bankalarına da Hazine destekli kredi verme imkanı vermeli. Rekabet sağlamalı, belki faizler bir-iki puan düşer. Hizmet kalitesi artar. Bunu hükümetimizden talep ediyoruz. Tarımsal kredilerde, masraf, komisyon, hayat sigortası, tarım sigortası istenmemelidir. Yatırım kredilerinde ipotek bedeli, limit tahsis masrafı kaldırılmalıdır. Yüksek faiz uygulayan bankalarımızı da insafa davet ediyorum. Bindiğiniz dalı kesmeyin. Çiftçimize, ödeyebileceği, düşük faizli kredi verin. Çiftçimizin diğer bir sorunu da tarım sigortalarıdır. Tarım sigortalarında çiftçimizin haklarını savunduk. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, Tarım Sigortaları Kanunu’nun çıkması ve uygulamanın başlatılması için sonuna kadar destek verdik. Kurulduğu 2006 yılından bu yana bu desteği de sürdürdük. Yalnız tarım sigortası uygulamasından çiftçimizin şikayetleri var. Çiftçimiz, üretim yaptığı halde, çeşitli nedenlerle ÇKS kaydı yaptıramadığı için serasını, bağını, bahçesini sigorta ettirememektedir. Şartları taşıyan çoğu çiftçimiz de prim bedellerinin yüksekliği nedeniyle ürününü, hayvanını sigorta yaptıramamaktadır. Bizim tarım sigortalarıyla ilgili çok sayıda girişimimiz oldu. Bu girişimlerimiz de sonuç verdi. Taleplerimizle tarım sigortalarının kapsamı her yıl genişlemiştir. Tarım sigortasının her riski sigorta kapsamına alması için uğraş veriyoruz. Bu konuda Tarım ve Orman Bakanlığımızdan, Hazine ve Maliye Bakanlığımızdan ve TARSİM yönetiminden destek bekliyoruz. Çiftçimizin en fazla zarar gördüğü kuraklığın teminat kapsamına alınmasını sağladık. Ancak kuraklık yaşayan çiftçinin zararı yeterince karşılanmadı. Ürününü kaybeden çiftçimiz yeterli tazminatı alabilmelidir. Kuraklık verim sigortası parsel bazlı olarak tüm ürünler ve riskler için uygulanmalıdır. Tarım sigortası kapsamında halen yer almayan risklerin yaşanması durumunda çiftçimizin zararlarını karşılayacak şekilde destekleme yapılmalıdır.

Değerli Delegeler, Kıymetli Oda Başkanlarım, Son yıllarda hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvan varlığımızda önemli artışlar yaşandı. Özellikle büyükbaş hayvanlarda kültür ve kültür melezi hayvan oranında büyük artış görüldü. Bu gelişme sütte ve ette verimi artırdı. Ancak son dönemde yükselen girdiler hayvancılığımızı da olumsuz etkilemiştir. Tüketicinin makul fiyatlarla et yemesinin tek yolu, bazı lobilerin öne sürdüğü gibi ithalat değil, üreticimizin maliyetlerinin düşürülmesidir. Maliyet aşağı çekildiğinde et üretimi artacak, tüketici fiyatları da gerileyecektir. Yem fiyatlarındaki artış nedeniyle süt üreticimiz de zorlanmaktadır. Özellikle bir konuya da dikkati çekmek isterim ki süt fiyatlarında istikrar sağlanmadığı sürece, Türkiye’nin et sorunu olacaktır.  Üreticilerimiz geçen yıl bir kilogram et sattığında 24,3 kilogram yem alabiliyordu. Bu yıl bu rakam 19,4 kilograma geriledi. Son bir yılda besicimizin alım gücündeki azalış yüzde 20’yi geçti. Süt hayvancılığı da farklı değil. Geçen yıl bir litre süt sattığında üreticimiz 1,1 kilogram yem alabiliyordu. Bu yıl bu rakam 0,9 kilograma düştü. Alım gücündeki azalış yüzde 18’i aştı. Bu alım gücüyle üretmek, yetiştiricilik yapmak gerçekten zor hale gelmiştir. Ulusal Süt Konseyi, 1 Mayıs-31 Aralık 2019 tarihleri arasında brüt 1 lira 70 kuruş olan tavsiye fiyatı 2 liraya çıkardı. Fakat yem fiyatı 1 lira 65 kuruşa kadar çıktı. Buna göre çiğ sütün litre fiyatı 1,5 pariteyle en az 2 lira 48 kuruş olmalıdır. Tavsiye fiyatı olan 2 lira ülkemizin çoğu bölgesinde de uygulanmamaktadır. Biz her ay fiyatları alıyoruz. En son çiğ süt Türkiye ortalaması 1 lira 51 kuruştu. Bu rakam yeni tavsiye fiyatıyla en fazla 1 lira 70 kuruş ile 1 lira 80 kuruş arasında olur. Üstelik, daha çiğ süt üretici tavsiye fiyatı hayata geçmeden yem üreticileri yeme yüzde 5,8 zam yaptılar. Yeri gelmişken, Et ve Süt Kurumu’na da burada değinmek istiyorum. Biz, hayvancılığımızın gelişmesine ve sorunlarının çözümlenmesine önemli katkı sağlayacağına inandığımız ve her platformda dile getirdiğimiz bir müdahale kurumu oluşturulmasıyla ilgili talebimizi aynı miras kanununda olduğu gibi, dönemin Başbakanına iki kez taşıdık. Hatta 3 bakanın kararnameye imza koymadığını da söyledik. Kendileri verdikleri talimatla sorunu çözdü ve Et ve Balık Kurumu’nun ana statüsü değiştirildi, Et ve Süt Kurumu adı altında bir müdahale kurumu oluşturuldu. 2016 yılında çiğ süt litre fiyatları 70-80 kuruşlara kadar inmişti. Sorunu çözmek için dönemin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı, süt tozuna destek kararını çıkardı. Et ve Süt Kurumu piyasaya müdahale etti. Piyasadan süt çekti ve süt tozuna çevirdi. Fiyatların daha da aşağı inmesinin önüne geçti. Fiyatlar yükseldi damızlık hayvan kesimi durdu. Şayet Et ve Süt Kurumu kurulmamış olsaydı piyasaya müdahale edilemeyecekti, fiyatlar çok daha düşük düzeylere inecekti, ahırlar boşalacaktı. Et ve Süt Kurumu’nu açtırmakla tarihi bir iş yaptık. Ben tarımda devletçiyim arkadaş. Liberal ekonomilerde bile, serbest piyasa ekonomisinin uygulandığı ülkelerde çiftçiyi koruyan mekanizmalar var. Nedir bu mekanizmalar çiftçi örgütleri hepsi güçlü, piyasaya giriyorlar, mal alıyorlar, stokluyorlar, pazarlıyorlar, ambalajlayıp dünya piyasalarına satıyorlar. Peki bizim paydaşımız olan tüccar ve sanayicilerimiz… Biz onların gelişmesini istiyoruz. Fabrikalar kurulsun diyoruz, sütümüzü verelim, etimizi verelim, meyvemizi verelim hiç itirazımız yok. Ama diyoruz ki paydaş olun paydaş. Bizi sömürmeyin kardeşim. Biraz gönlünüz zengin olsun cebiniz değil. Siz para kazanırken fabrika üstüne fabrika açarken ben hayvanları kesime götürüyorum. Peygamber efendimiz buyurmuş ‘asıl zenginlik mal mülk zenginliği değil. Gönül zenginliğidir’ Allah bunlara böyle bir zenginlik versin.  Biz, sürdürülebilir bir hayvancılık politikası istiyoruz. Biz, süt fiyatlarında istikrar istiyoruz. Biz, 25 kuruşluk süt teşvik priminin devam etmesini istiyoruz. Biz, et fiyatlarında istikrar istiyoruz. Biz, önümüzü görmek istiyoruz.

Biz, ithalat istemiyoruz. Biz, sektörde sömürü düzeni istemiyoruz. Sanayicinin bize “yemini benden almazsan, sütü senden almam” demesini istemiyoruz. Süt paralarının zamanında ödenmesini istiyoruz. “Herkes kazansın, damızlık hayvanlar kesime gitmesin, ahırlar boşalmasın” diyoruz. Söyleyin çok şey mi istiyoruz? Kanatlı sektöründe de durum farklı değil. Son yıllarda hem yumurta hem de kanatlı et üretiminde önemli artışlar oldu. İhracatta da artış var ama üreticinin para kazandığını ne yazık ki söyleyemiyoruz. Yatırım yapan yatırımının karşılığını makul bir sürede alamıyor.

Yurt içi piyasa doymuş durumda. Sektörün geleceği ihracatta. Devletimiz somut, akılcı adımlar atmalı, kanatlı sektörünün ihracatını desteklemeli, yeni pazarlara açılımı sağlamalı, üreticinin kazancını artırmalıdır. Değerli Delegeler, Kıymetli Oda Başkanlarım, Her yıl 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günümüzü geniş katılımlı etkinliklerle kutluyoruz.

2016’da, 14 Mayıs’ı, ülkemizin doğuya açılan kapısı Ağrı’da düzenlediğimiz toplantıyla kutladık. 2017’de, Edirne’den Kars’a kadar ülkemizin her ilinden, her bölgesinden on binlerce çiftçimizi Ankara’da, Anadolu (Tandoğan) Meydanı’nda topladık. Kamuoyunda çiftçimizin sesini, sorunlarını, taleplerini en iyi şekilde duyurduk. 2018’de, farklı bir etkinliğe imza attık. Çiftçimizin ekmek teknesi toprağı gündeme taşıdık. Edirne’den Kars’a, İzmir’den Rize’ye, Sakarya’dan Şanlıurfa’ya, Adana’dan Sivas’a, Konya’ya ülkemizin dört bir tarafından, çiftçilerimizin Aşık Veysel’in Kara Toprak eserini seslendirdiği klibi çektik, hemen bütün televizyonlarda yayınlanmasını sağladık. Klibimiz en çok okunan ve izlenen haberler arasında yer aldı. Bu yıl 14 Mayıs’ta çiftçilerimizle Cumhurbaşkanımızın Dünya Çiftçiler Günü sebebiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde verdiği iftara katıldım. Orada yaptığım konuşmada, çiftçimiz üretemezse Türkiye’nin aç kalacağından bahsettim ve Cumhurbaşkanımızdan üreticimize destek istedim. Yapısal sorunların getirdiği maliyetleri, yüksek girdi fiyatlarını anlattım. Dünyada hiçbir çiftçinin böyle bir üretimi, bu kadar parçalanmış arazilerde, zor tabiat koşullarında başaramayacağını, eli öpülesi çiftçimizin bunu gerçekleştirdiğini söyledim. Gıdanın gittikçe önem kazanacağını, ülkelerin insanların gıda güvencesini sağlamakta büyük problemler yaşayacağını, Türkiye’nin bu konjonktürü fırsata çevirmesi gerektiğini vurguladım. Bu vesileyle 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günümüzü de tekrar kutluyorum.  Gece gündüz üretimini sürdüren bütün çiftçilerimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Bu ülkenin temel taşı çiftçimizle birlikte milli birlik ve beraberliğimize yönelik her türlü girişimin karşısında durduk. 15 Temmuz’da birliğimize, beraberliğimize kast eden demokrasi düşmanı hainlere gereken dersi verdik. Bütün Ziraat Odalarımız ve 5 milyon çiftçimizle ülkemizin her köşesinde demokrasinin ve milli iradenin yanında olduk. Terörü en sert tepkiyle kınadık. Birlik ve beraberliğe yönelik bütün etkinliklerde en önlerde yer aldık. Ülkemizin haklarını her zaman, her yerde savunduk. 5 milyon çiftçimizle demokrasimizin ve millet iradesinin önündeki her türlü engele karşı, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir azim ve kararlılıkla durmaya devam edeceğiz. Çiftçimizin çıkarlarını korumak için lobilerle mücadele etmekten çekinmedik. Ette, sütte, fındıkta, sebzede meyvede, tahılda, çiftçimizi ilgilendiren her konuda sonuna kadar çiftçimizin yanında olduk. Kampanyalar yürüttük, kamu spotları yaptık, israfa karşı mücadele verdik. Yaptığımız kamu spotları televizyonlarda yaklaşık 2 bin kez yayınlandı. Bin bir emekle üretilen ürünleri çiftçilerimizle birlikte hasat ettik. Etkinlikler, basın toplantıları düzenliyor, basın açıklamaları yapıyor, kamuoyunu doğru bilgilerle aydınlatıyoruz. Bütün bunların bir sonucu olarak, Ziraat Odalarımız ve Birliğimiz, 2015’den bu yana 1 milyona yakın haberle yazılı ve görsel basında yer aldı, çiftçimizin sesi oldu. Konuşmamın başında da söyledim ülkemizde 5 milyonu aşkın sığınmacı, mülteci, yabancı yaşıyor. Bu sığınmacıların en büyük şansı, Türkiye gibi bir komşularının olmasıdır. Tarihin her döneminde zor durumda kalan ve başı sıkışan, dini, dili, ırkı ne olursa olsun gönül kapılarını sonuna kadar açan ülkemizin insanları, iyi bilmelidir ki komşuları kadar şanslı değildir.

Zira bizim insanımızın kendi vatanından, kendi toprağından başka misafir olabileceği, gidebileceği bir kapı yoktur. Bu yüzdendir ki şehit kanlarıyla defalarca sulanarak kutsanmış bu toprakların kıymeti, bu toprakları işleyen çiftçimizin kadri iyi bilinmeli, gereken saygı ve önem asla göz ardı edilmemelidir. Çiftçimizin gelişmiş ülke çiftçilerinin sahip olduğu hak ve imkanlara ulaşması en doğal hakkıdır. Bu ülkede yaşayan herkes, bizim ürünlerimizle karnını doyuran herkes, çiftçimizin kadrini çok iyi bilmek zorundadır. Biz üretemezsek Türkiye aç kalır. Bitti bu kadar. Sözün bittiği yer. Bu ülkede yaşayan herkesin, bu sektörde zor koşullarda üretim yapan değerli çiftçilerimizin ve sektörün kıymetini bilmek gibi bir görevi var. Biz bu sektörün sorunlarının çözümünde halkımızın desteğini arkamıza almak zorundayız. Ama önce bu konularda insanlarımızı bilinçlendirmek zorundayız. Tarım sektörü, tarım sektöründe çalışan çiftçilerimizin hangi koşullarda üretim yaptığını bu ülkede yaşayan insanlar bilmiyor. Nasılsa üretir diyor. Nasılsa soframa bunlar gelir diyor. Gelmez. Aç kalırsınız. Uyarılarımız devam edecek, aç kalmak istemiyorsak, çoluk çocuğumuzun karnını doyurmak istiyorsak, Ramazan’da sofralarımızı zenginleştirmek istiyorsak sahur yemekleri yemek istiyorsak iftarlarımızı bu üretilen gıda ile açmak istiyorsak çiftçimize dikkat edeceğiz başka bir yolu yok. Değerli Delegeler, Kıymetli Oda Başkanlarım, Tarım sektörü olarak hedeflerimiz var. Türk çiftçisi olarak, Cumhuriyetimizin 100. yılında 90 milyonluk Türkiye nüfusuyla birlikte 60 milyon turisti besleyecek, tarım ve gıdada 40 milyar dolarlık ihracat geliri,

gıda sanayi ile birlikte 200 milyar doların üzerinde üretim değeri sağlayacak kararlılığa, üretim kapasitesine sahibiz. Tarımda ülkemizin içinde bulunduğu bölgenin yıldızı olacağına yürekten inanıyoruz. Yeter ki ülkemizin tarımdaki potansiyeli harekete geçirilsin. Yapısal sorunlarını çözmüş, örgütlenmesini tamamlamış, verimli üretimi yakalamış, dünya ile rekabet eden, üreticisine istikrarlı gelir sağlayan, tüketicisine bol ve makul fiyatlarla ürün sunan, başta Orta Doğu ülkeleri olmak üzere çevre ülkelerin gıda açığını kapatan bir tarım sektörü kurmayı hedefliyoruz.

Bunun için üreticiyi merkez almış, istikrarlı, sorun çözen, geleceği planlayan politikalara ihtiyacımız var. Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odalarımız olarak bu hedeflerin peşinde olacak, gece gündüz bu amaçlar için çalışacağız.

Dünyanın tarımda en gelişmiş ülkesi olmamız için mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz. Unutmayalım, çiftçimiz kazanırsa ülke kazanır. Gücünü Anayasa, kanunlar ve fedakâr çiftçilerimizden alan Ziraat Odalarımız ve Türkiye Ziraat Odaları Birliğimiz, her zaman olduğu gibi bundan sonra da dürüst, hukuka saygılı ve şeffaf yönetimiyle çiftçimizin haklarını sonuna kadar savunacak ve onların gür sesi olmaya devam edecektir. Sözlerime son verirken, bu düşünce ve duygularla, 27.Genel Kurul Toplantımızın ülkemize, milletimize, çiftçilerimize ve teşkilatımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diler, tüm konuklarımıza teşekkür eder, saygılarımı sunarım.   

 

Bayraktar, Cumhurbaşkanı’nın çiftçilere verdiği iftara katıldı

-Bayraktar, Cumhurbaşkanı’nın çiftçilere verdiği iftara katıldı

-Şemsi Bayraktar, “Biz üretemezsek Türkiye aç kalır” dedi ve Cumhurbaşkanı’ndan üreticiye destek istedi

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Değerli çiftçilerimizin ürettikleriyle iftarımızı açtık. Sofralarımızı zenginleştiren çiftçilerimize teşekkür ediyoruz”

-“Çiftçilerimiz, çok önemli bir şey yapıyor. 82 milyon insanı, 5 milyon mülteciyi, ülkemize gelen 45 milyon turisti besliyor, 18 milyar dolarlık ihracat yapılmasını sağlıyor”

-“Onun için çiftçimizi tarlada tutmamız, çiftçimizin üretmesini sağlamamız çok önemli”

-“Maliyetlerimiz fevkalade yüksek. Maliyetlerimizi aşağı çekmemiz lazım. Üreticimizi daha fazla desteklememiz lazım”

-“Türkiye bugün 18 milyar dolar ihracatla yetinemez. 100 milyonluk bir ülkeyi, belki 70-80 milyon turisti besleyeceğiz ama 45-50 milyar

dolarlık da ihracat yapmak zorundayız”

-“Kafkasya’nın, Ortadoğu’nun, Doğu Avrupa’nın, Kuzey Afrika’nın gıda ambarı olmayı hedefliyoruz. Çünkü onlar Türkiye’ye bakıyor. Türkiye üretirse onlar beslenecek”

-“Yapısal sorunları ve maliyetleri muhakkak surette halletmemiz lazım. Çünkü sadece gübre, mazot, ilaç değil. Yapısal sorunların getirdiği maliyetler var”

-“İşletme büyüklüğümüz ortalama 61 dekar üstelik tek parsel değil, 11 parsel. Dünyada hiçbir çiftçi böyle bir üretimi, bu arazilerde yapamaz. Ama eli öpülesi Türk çiftçisi bunu başarıyor”

-“Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaret ettik, miras hukukunun değişmesini talep ettik. Talimat verdiler, takip ettiler ve miras hükümlerini değiştiren bu kanununun çıkmasını sağladılar”

-“Sulamaya açamadığımız arazilerimiz var. Bunları sulamaya açacağız. Örgütlenmeyi güçlü hale getireceğiz”

-“Bugün gıda bana göre enerjinin önüne geçti ve önümüzdeki yıllarda da bunu hep birlikte göreceğiz. Gıda fevkalade önemli olacak. Ülkeler insanların gıda güvencesini sağlamakta büyük problemler yaşayacak”

-“Bizim böyle bir konjonktürü fırsata çevirmemiz lazım. Türkiye olarak bu bizim elimizde”

-“Zaman zaman Tarım ve Orman Bakanımızla, bakanlarımızla, Sayın Cumhurbaşkanımızla bir araya geliyor, raporlarımızı takdim ediyoruz”

 

Ankara – 14.05.2019 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Biz üretemezsek Türkiye aç kalır” dedi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan üreticiye destek istedi.

Bayraktar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolasıyla, Cumhurbaşkanlığı Sergi Salonu’nda çiftçilerle verdiği iftar yemeğine katıldı.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Ramazan ayının ülkemize ve tüm İslam alemine hayırlar getirmesini dileyerek başladığı konuşmasında, şunları söyledi:

“Bugün burada değerli çiftçilerimizin ürettikleriyle iftarımızı açtık. Bize bu nimetleri verdiği için Allah’a şükrederken, bunları üreten, sofralarımızı zenginleştiren çok değerli çiftçilerimize teşekkür ediyoruz.

Bugün Dünya Çiftçiler Günü. Türkiye’nin de üyesi olduğu Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından Dünya Çiftçiler günü 14 Mayıs olarak ilan edildi ve her yıl değişik etkinliklerle Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyoruz. Ben de bu vesileyle değerli çiftçilerimizin Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyorum.”

 

-“Çiftçilerimiz çok önemli bir şey yapıyor. 82 milyonu, 5 milyon mülteciyi,

45 milyon turisti besliyor. 18 milyar dolarlık ihracat yapılmasını sağlıyor”

 

Çiftçilerin, çok önemli bir şey yaptığını vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:

“82 milyon insanı,  5 milyon mülteciyi besliyoruz. Tarım ve gıdada 18 milyar dolarlık ihracat yapılmasını sağlıyoruz. Ülkemize gelen 45 milyon turisti doyuruyoruz. Biz üretemezsek Türkiye aç kalır diyoruz. Sadece biz aç kalmayız. Mülteciler de aç kalır. Ülkemize gelen 45 milyon turisti de doyurmak zorundayız. Ki bu sene 50-55 milyon turist bekliyoruz. Bunları da aç bırakamayız.

Onun için çiftçimizi tarlada tutmamız, çiftçimizin üretmesini sağlamamız çok önemli. Cumhurbaşkanımızdan üreticimize destek istiyoruz.

Hedefimiz fevkalade büyük. Türkiye bugün 18 milyar dolar ihracatla yetinemez. 100 milyonluk bir ülkeyi, belki 70-80 milyon turisti besleyeceğiz. Ama 45-50 milyar dolarlık ihracat yapmak zorundayız. Bu bölgenin yani Kafkasya’nın, Ortadoğu’nun, Doğu Avrupa’nın, Kuzey Afrika’nın gıda ambarı olmayı hedefliyoruz.  Çünkü onlar Türkiye’ye bakıyor. Türkiye üretirse onlar beslenecek.”

Bunun için Tarım ve Orman Bakanlığı ile yaptıkları çalışmalar bulunduğunu,   hükümetin aldığı tedbirlerin, çalışmaların olduğunu, bunların önem taşıdığını belirten Bayraktar, bu çalışmalara gerekli katkıları verdiklerini söyledi.

Şemsi Bayraktar, zaman zaman Tarım ve Orman Bakanıyla, bakanlarla, Cumhurbaşkanıyla bir araya geldiklerini, raporları verdiklerini belirtti.

Yapısal sorunları ve maliyetleri muhakkak surette çözmek gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şunları söyledi:

“Bunları halletmemiz lazım. Çünkü sadece gübre, mazot, ilaç değil. Yapısal sorunların getirdiği maliyetler var. Yani sulamaya açamadığımız arazilerimiz var. Bugün parçalanmış arazilerimiz var. İşletme büyüklüğümüz ortalama 61 dekar üstelik tek parsel değil, 11 parsel. Dünyada hiçbir çiftçi böyle bir üretimi, bu arazilerde yapamaz. Ama Türk çiftçisi bunu başarıyor. Eli öpülesi çiftçi bunu başarıyor. Gerçekten çok zor.”

 

-“Miras hükümlerini değiştiren kanun fevkalade önemli”

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yıllar önce, arazi parçalanması sorununu götürdükleri ve sorunun çözülmesini talep ettiklerini belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

“1926 yılından beri İsviçre’den alınan Medeni Kanunu’nun miras hükümlerini uygulayarak tarım topraklarımız parçalandı. Parçalaya parçalaya bugüne geldik. Tarımsal işletme büyüklüğümüzü 61 dekara indirdik. Parsel sayısı da 11. İnanılır gibi değil. Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaret ettik. Miras hukukunun değişmesini talep ettik. Talimat verdiler, takip ettiler ve miras hükümlerini değiştiren kanunun çıkmasını sağladılar. Sayın Cumhurbaşkanımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Bu çok önemli. Sulamaya açamadığımız arazilerimiz var. Bunları sulamaya açacağız. Örgütlenmeyi güçlü hale getireceğiz. Maliyetlerimiz fevkalade yüksek. Sayın Bakanımızla bunu konuşuyoruz. Maliyetlerimizi aşağı çekmemiz lazım. Üreticimizi daha fazla desteklememiz lazım. Bunları yaptığımızda inşallah hedeflerimize ulaşacağız.”

 

-“Sadece çiftçimizin zenginliği için değil ülkenin zenginliği için de

söylüyoruz”

 

Bunu sadece çiftçinin zenginliği için değil ülkenin zenginliği için söylediğini bildiren Bayraktar, “fevkalade önemli. Enerjiyle beraber tarım sektörü çok önemli sektör deniyor. Hayır bugün gıda bana göre enerjinin önüne geçti ve önümüzdeki yıllarda da bunu hep birlikte göreceğiz. Gıda fevkalade önemli olacak. Ülkeler insanların gıda güvencesini sağlamakta büyük problemler yaşayacak. Bizim böyle bir konjonktürü fırsata çevirmemiz lazım. Türkiye olarak bu bizim elimizde. İnşallah bunu hep birlikte başaracağız” dedi.

İftara, 81 ilden gelen çiftçiler katıldı.

İftarda çiftçilerle bir araya gelen Bayraktar, sorunları dinledi.

Dünya İklim Günü…


-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Çevre sorunları insanlığın geleceğini tehdit ediyor”

-“Tarımsal üretim için en büyük risk küresel ısınmadır”

-“Ülkemiz iklim değişikliği etkilerinin yoğun hissedileceği Doğu Akdeniz Havzası’nda yer alıyor”  

-“İklim değişikliği yüzünden doğal afetler çiftçimizin bir türlü peşini bırakmıyor”  

-“İklim değişikliğinin etkilerinden erken ve en ağır biçimde etkilenecek olan yoksul kesimlerin ve küçük çiftçilerin korunması ve desteklenmesi için gerçekçi ve kalıcı politikalar geliştirilmelidir”

-“2018 yılında başta Mersin, Antalya, Adana olmak üzere 69 ilde 483 bin 869 çiftçimize ait 2 bin 27 dekarı örtü altı alanlar olmak üzere toplamda 17 milyon 967 bin 764 dekar tarımsal alan doğal afetlerden zarar gördü”

-“KKTC’nin 5 katından büyük olan bu alan çiftçimizin yaşadığı afetin boyutlarını, neyle mücadele ettiğini ortaya koyuyor”

 

Ankara -14.05.2019 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, iklim değişikliğinin insanlığın önündeki en büyük sorunlardan biri olduğunu belirterek, “çevre sorunları insanlığın geleceğini tehdit ediyor” dedi.

Bayraktar, 15 Mayıs Dünya İklim Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, özellikle sanayideki hızlı gelişimin günümüzde çevre sorunlarının artmasına neden olduğunu, atmosfere verilen sera gazlarındaki artışın küresel ısınmaya dayalı iklim değişikliğini gündeme getirdiğini bildirdi.

İklimde meydana gelen değişimlerin tarih boyunca uygarlıkları derinden etkilediğini ifade eden Bayraktar, “İklim değişikliği yalnızca coğrafyaları değil, insan yaşamını doğrudan etkilemektedir. Çok ciddi çevresel ve sosyo-ekonomik sonuçlara yol açmaktadır” diye konuştu.

 

“Verimlilikteki düşüş doğrudan üretimi azaltacak 

Tarımsal üretimin, tabiat şartlarına bağlı olarak gerçekleştirildiği için iklim değişikliğinin doğrudan etkisine maruz kaldığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Tarımsal üretim için en büyük risk küresel ısınmadır. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden olan sıcaklığın artması, yağış rejimindeki düzensizlik, sel, fırtına, su kaynaklarında azalma, kuraklık, su ve toprak kalitesinin ve ekosistemlerin bozulması ve biyolojik çeşitliliğin azalması, hastalık ve zararlılarda artış gibi faktörler, tarımsal üretimde azalmaya sebep olmaktadır.

Ülkemiz iklim değişikliği etkilerinin yoğun hissedileceği Doğu Akdeniz Havzası’nda yer alıyor.

Yapılan çalışmalarda, iklim değişikliğinin Türkiye genelinde çoğu üründe verimlilikte azalma olacağı, bunun da ekim alanı ve üretim desenini değiştireceği; verimlilikteki düşüşün doğrudan üretimi azaltacağı öngörülmektedir.”

 

-“2018 Türkiye için en sıcak ikinci yıl olmuştur”

Son yıllarda artan doğan afetlerin, ülkemizde iklim değişikliği yaşandığının bir göstergesi olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri verdi:  

 “Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) sıcaklık verilerine göre, 1981-2010 yılları arasında ortalama sıcaklık değeri 13,5 derece iken 2018 yılında bu rakam 1,9 artışla 15,4 dereceye çıkmıştır. Bu sonuçla 2018 yılı, 1961 yılından itibaren yapılan ölçümler dikkate alındığında Türkiye için en sıcak ikinci yıl olmuştur.

Son yıllarda iklim değişikliğinin etkileriyle maksimum sıcaklık değerlerinin yükselmesi, yağışların şiddetli ve belirli bölgelerde yoğunlaşarak gerçekleşmesi, ani sıcaklık değişikliklerinin yaşanması doğal afet sayısının artmasına neden olmuştur.

İklim değişikliği yüzünden doğal afetler çiftçimizin bir türlü peşini bırakmıyor.  Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 1940-2009 yılları arasında zarar oluşturan meteorolojik olağanüstü olay sayısı 1963 yılında 329 olay olarak tespit edilmişken, 2009 yılından itibaren olağanüstü meteorolojik olaylar artış göstermiştir. 2009 yılında 461, 2010 yılında 555, 2011 yılında 324, 2012 yılında 538, 2013 yılında 461, 2014 yılında 500, 2015 yılında 781, 2016 yılında 654, 2017 yılında 598 olağanüstü meteorolojik olay gerçekleşmiştir.

2018 yılında zarar oluşturan meteorolojik olağanüstü olayların oransal dağılımı ise şiddetli yağış ve sel yüzde 39, fırtına yüzde 28, don afeti yüzde 16 olarak gerçekleşmiştir.

2018 yılında iklim değişikliği sonucu yaşanan aşırı kar yağışı, aşırı yağış, dolu, don, kuraklık, fırtına, heyelan, hortum, sel ve su baskını, şiddetli rüzgar afetlerinden başta Mersin, Antalya, Adana olmak üzere 69 ilimizde 483 bin 869 çiftçimize ait 2 bin 27 dekarı örtü altı alanlar olmak üzere toplamda 17 milyon 967 bin 764 dekar tarımsal alan zarar görmüştür. KKTC’nin 5 katından büyük olan bu alan çiftçimizin yaşadığı afetin boyutlarını, neyle mücadele ettiğini ortaya koyuyor.”

 

-İklim değişikliği ile mücadelede yapılması gerekenler- 

Bayraktar iklim değişikliği ile mücadele kapsamında yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

Yağışlardaki azalmayla birlikte Akdeniz bölgesinde su havzalarında suyun azalması söz konusu olacaktır. Su yönetimi, tarım, arazi kullanımı, ormancılık, doğal kaynak yönetimi ve havza yönetimi konularında; sektörel, sektörler arası ve diğer ülkelerle işbirlikleri çerçevesinde adaptasyon çalışmalarının yapılması, stratejilerinin oluşturulması ve uygulamaya geçilmesi gerekmektedir.

Küresel ısınmanın önlenmesi yönünde olumlu adımlar atmak için enerji ve sanayi üretiminde fosil yakıtların kullanılması yerine rüzgar ve güneş enerjisi, biyogaz ve biyokütle gibi daha temiz ve doğayla dost yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimin artırılması sağlanmalıdır.

Modern tarım tekniklerinin uygulanması, orman arazilerinin ve biyolojik çeşitliliğin korunması oldukça önemlidir. 

Ar-Ge çalışmalarına ağırlık verilmeli, kuraklığa dayanıklı çeşitler geliştirilmelidir.

Bilinçsiz ilaç ve gübre kullanımının önüne geçilmeli, üreticiler bu konuda eğitilmelidir.

İklim politikalarının kalkınma politikalarına entegrasyonuyla, bu politikaların uygulanabilirliği ve iklim değişikliği ile mücadelede yaşanan zorlukların üstesinden gelmek kolaylaşacaktır. Gelişmekte olan ülkelerde yeni enerji altyapı yatırımlarının yapılması, sanayileşmiş ülkelerde ise enerji altyapılarının modernleştirilmesi ve enerji güvenliği teşvik politikalarının oluşturulması sera gazı emisyonunun azaltılmasına katkı sağlayacaktır.

İklim değişikliğine adaptasyon için toplumda farkındalığın artırılması, çiftçilerin bilgilendirilmeleri, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, konuya ilişkin plan ve projelerin bir bütün olarak ele alınması önemlidir. Bilinçlendirme çalışmaları, eğitimler ve teşvik yöntemleriyle insanlarda davranış değişikliğine katkıda bulunarak çevre kalitesini iyileştirmek mümkün olacaktır.

İklim değişikliği ile mücadeleyi ve sera gazı emisyonu azaltım çalışmaları sadece uluslararası anlaşmaların bir gereği olarak algılanmamalı, yaşanabilir bir dünya için herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır.”

Dünya İklim Günü kutlamalarının, çevre sorunların kamuoyuyla paylaşılması ve insanların dikkatlerinin çekilmesi açısından önemli olduğunu belirten Bayraktar, iklim değişikliğinin etkilerinden erken ve en ağır biçimde etkilenecek olan yoksul kesimlerin ve küçük çiftçilerin korunması ve desteklenmesi için gerçekçi ve kalıcı politikalar geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. 

14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü…


-14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Türk çiftçisi, 82 milyonluk ülke nüfusunu, 5 milyonu aşkın sığınmacı, mülteci ve yabancıyı, 45-50 milyon turisti doyurmak için gece gündüz çalışıyor”

-“Tarım demek gıda güvencesi demektir. Gıda güvencemizi sağlamak için çiftçilerimizi desteklemek zorundayız”

-“Bütün dünyanın gıptayla baktığı, medeniyetin beşiği bu bereketli topraklarda üretmek boynumuzun borcu. Çiftçilerimiz bunun bilinciyle üretiyor”

-“Ziraat Odaları ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği, 5 milyon üyesinin hak ve menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da her platformda sonuna kadar savunacaktır”

-“Yoksulluk, kıtlık ve açlıkla mücadele etmek için üretimi artırmak şarttır”

-“Üretimin artarak devam etmesi için çiftçilerimizin yeterli gelir elde etmesi önemlidir”

-“Gübre, mazot, ilaç, tohum, elektrik, yem, sulama ücreti gibi girdi maliyetleri makul düzeylere çekilmelidir”

-“Destekler artırılmalıdır”

-“Tarımda ülkemizin içinde bulunduğu bölgenin yıldızı olacağına yürekten inanıyoruz. Yeter ki ülkemizin tarımdaki potansiyeli harekete geçirilsin”

-“Çiftçimiz kazanırsa ülke kazanır”

 

Ankara- 13.05.2019- Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türk çiftçisinin, 82 milyonluk ülke nüfusunu, 5 milyonu aşkın sığınmacı, mülteci ve yabancıyı, 45-50 milyon turisti doyurmak için gece gündüz çalıştığına dikkat çekerek, “Tarım demek gıda güvencesi demektir. Gıda güvencemizi sağlamak için çiftçilerimizi desteklemek zorundayız” dedi.

Şemsi Bayraktar, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından alınan kararla 1984 yılından buyana, her yıl tüm dünyada 14 Mayıs’ın “Dünya Çiftçiler Günü” olarak çeşitli etkinliklerle kutlandığını hatırlattı.

Bu günün kutlanmasıyla değeri çok da iyi anlaşılmayan tarım sektörünün ve çiftçilerin gündeme geldiğini vurgulayan Bayraktar şöyle devam etti:

 

-“Çiftçimizin kıymetini bilmeliyiz”

 

“Çiftçimiz, yağmur, çamur demeden zor tabiat koşullarına göğüs gererek üretiyor. Tüm zorluklara rağmen tarlasından, bağından, bahçesinden, ahırından, ağılından kopmayı düşünmüyor.

Bütün dünyanın gıptayla baktığı, medeniyetin beşiği, bu bereketli topraklarda üretmek boynumuzun borcu. Çiftçilerimiz bunun bilinciyle üretiyor. Bizlerin de çiftçilerimizin bu önemli görevi yerine getirirken yaşadığı zorlukların bilincinde olmamız gerekiyor. Karnımız bu emektar çiftçi sayesinde doyuyoruz ancak üzülerek söylüyorum ki, çiftçimizin kıymetini bilmeliyiz.”

 

– “Ziraat Odaları ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak

çiftçimizin hizmetindeyiz”

 

Ziraat Odaları ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin çiftçinin hizmetinde, Anayasal meslek kuruluşu olduğunu belirten Bayraktar, “Odalarımız ve Birliğimiz, 5 milyon üyesinin hak ve menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da her platformda sonuna kadar savunacaktır” dedi.

Bayraktar şöyle devam etti:

“Ziraat Odalarımız, 3 binden fazla personel, yüzlerce Ziraat Mühendisi, Veteriner Hekim, Tekniker, Teknisyen çalıştırmakta, makine parkları, tahlil laboratuvarları, örnek bahçeleri, işletmeleriyle hizmet vermekte, çiftçilerimiz için ucuz girdi temin etmektedir.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Ziraat Odaları olarak 190 bini kadın olmak üzere 560 bin çiftçimize eğitim verdik, bu rakamı 1 milyona yükseltmeyi hedefliyoruz.

 Ziraat Odalarımız, tarımın yeniliklerini çiftçilerimize benimsetmek ve bilgilerini artırmak amacıyla 755 bin çiftçimizin fuarlara katılmasını sağladı.

450’nin üzerinde tarım danışmanı istihdam ederek çiftçilerimize birebir, tarlasında, bağında, bahçesinde, ahırında, ağılında hizmet veriyoruz.

Yürüttüğümüz Avrupa Birliği projeleriyle milyonlarca liralık kaynağın çiftçimiz için kullanılmasını sağladık.

 İllerin ve bölgelerin sorunlarını, taleplerini, çözüm önerilerini tespit edip, raporlayarak, hükümetimize ve siyaset kurumuna iletiyoruz.”

 

-Çözüm önerileri ve talepler-

 

Şemsi Bayraktar, çiftçilerin diğer kesimlerin üçte biri oranında bir gelir elde ettiğini, bu durumun sürdürülebilir olmadığını belirtti. Yoksulluk, kıtlık ve açlıkla mücadele etmek için üretimi artırmanın şart olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Üretimin artarak devam etmesi için çiftçilerimizin yeterli gelir elde etmesi önemlidir. Bunu sağlamak için sektörün başlıca sorunlarının çözüme kavuşturulması gerekmektedir” diye konuştu.

Bayraktar, üretimin artması için çözüme kavuşturulması gereken başlıca sorunları şöyle sıraladı:

“Tarımda ekonomik örgütlerin fonksiyonel olması, idari ve mali yönden güçlendirilmesi ve profesyonelce yönetilebilmesi için gerekli mevzuat değişiklikleri yapılmalıdır.

Tarımsal işletmelerimiz küçük, arazilerimiz çok parçalıdır. Parçalanmış arazi ve işletme yapısıyla verimli tarımsal üretim yapmak imkansızdır. Toplulaştırma yapılabilecek 8,2 milyon hektar alan hızla toplulaştırılmalıdır.

Verimli tarım arazileri korunmalı, Toprak Koruma Kurullarında Ziraat Odası temsilcisi zorunlu olarak yer almalıdır.

Meraların tespit, tahdit, tahsis ve ıslah çalışmaları hızla tamamlanmalı, meraların amaç dışı kullanımı önlenmelidir.

İntikali yapılmamış arazilerde intikal işlemlerini hızlandırmak için, 15 Mayıs 2018 tarihine kadar uzatılan tapu harcı muafiyeti devam ettirilmelidir.

2 B arazilerinin, tarım arazisi olarak korunması kaydıyla çiftçimize satışında rayiç bedel, tarımsal arazi rayiç bedeli üzerinden belirlenmelidir.

Tarımsal üretim yapan bütün çiftçilerin çiftçi kayıt sistemine dâhil edilmesi ve desteklerden yararlanması sağlanmalıdır.

Altyapı yatırımları tamamlanamadığı için sulamaya açılamamış 1,9 milyon hektar alan hızla sulamaya açılmalıdır. Sulamada eskiyen altyapı yenilenmeli, yüzde 66 olan sulama oranı ve yüzde 48 olan sulama randımanı artırılmalıdır.

Gübre, mazot, ilaç, tohum, elektrik, yem, sulama ücreti gibi girdi maliyetleri makul düzeylere çekilmelidir. Gübre ve yemde sıfırlanan KDV’nin çiftçilerimize fiyat indirimi olarak yansıması sağlanmalıdır. Gübre ve yem dışındaki girdilerdeki KDV oranı kadar bir miktar çiftçimize destek olarak verilmelidir.

Çiftçilerimize verilen doğrudan destekler, Tarım Kanununda öngörüldüğü gibi gayri safi yurtiçi hâsılanın yüzde 1’ine çıkarılmalıdır.

Desteklerin dengeli dağıtılması sağlanmalı, küçük aile işletmelerine öncelik verilmelidir.

Tarımsal desteklerden alınan yüzde 2 ile yüzde 4 arasında değişen stopaj kesintisi kaldırılmalıdır.

Tarımda kullanılan elektrikteki enerji fonu ve TRT payı kaldırılmalıdır.  

Çiğ sütte tavsiye fiyatı, damızlık hayvanların kesime gitmesinin önlenmesi, üretimin sürdürülebilmesi için 1,5 süt/yem paritesi dikkate alınarak artırılmalıdır.

Yemde fiyatların düşürülmesi için girişimde bulunulmalı, üreticiye yem desteği verilmelidir.

Kırmızı ette piyasa istikrarı sağlanmalıdır.

Üretici önünü görebilmeli, üretim artırıcı tedbirler alınmalıdır.

İthalattan vazgeçilmelidir.

 Dekar başına 1 liradan 5 liraya yükseltilen yeraltı suyu kullanım ücreti yeniden 1 liraya düşürülmelidir.

Ziraat Bankası’nın, tarımsal kredi faiz oranı yüzde 8-11 idi. Ancak bu oran 2 Mayıs 2019’da yüzde 16’ya çıkarıldı. Yüzde 16’ya çıkarılan tarımsal kredi faiz oranlarının indirilmesi, Tarım Kredi Kooperatiflerinin faizlerini Ziraat Bankası seviyelerine düşürmesi, her iki kurumun çiftçinin düşük faizli kredi ihtiyacının tamamını karşılaması sağlanmalıdır.

Tarımsal kredilerde, masraf, komisyon, hayat sigortası, tarım sigortası istenmemelidir. Yatırım kredilerinde ipotek bedeli, limit tahsis masrafı kaldırılmalıdır.

Piyasa fiyatlarının ithalatla regüle edilmesi uygulamasından vazgeçilmelidir. Gümrük vergileri üreticiyi koruyacak şekilde belirlenmelidir.

Tarımda ihracat desteklenmeli, tanıtım faaliyetlerine ağırlık verilmelidir.

Tarıma dayalı sanayinin, üretim yapan çiftçiye ve sürdürülebilir üretime destek vermesi sağlanmalıdır. Bununla ilgili bir fon oluşturulmalıdır.

Katma değeri yüksek ve markalı üretim desteklenmelidir.

Mekanizasyon için gerekli destek verilmelidir.

Tarımda kırsal kalkınma politikaları ile tarım politikaları entegre edilmelidir.

Tarım sigortalarında primler çiftçimizin ödeyebileceği seviyelere çekilmeli, sigorta kapsamı genişletilmelidir.

Tarım Bağ-Kur aylık prim ödeme gün sayısı 26 günden 2008 yılında olduğu gibi 15 güne indirilmelidir. Çiftçilerimize, prim ödedikleri her yıl için, 90 gün fiili hizmet zammı (yıpranma payı) verilmelidir.

Kadın çiftçilerimizin, sigortalı olmadan önce gerçekleşen doğum nedeniyle hizmet borçlanması yapabilmesi sağlanmalıdır.

Çiftçilerimize muafiyette geçen süreler için borçlanma imkânı verilmelidir.”

 

 

-“Çiftçimiz kazanırsa ülke kazanır”

 

Türkiye’nin tarım potansiyeli açısından en şanslı ülkeler arasında bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:

Cumhuriyetimizin 100. yılında 90 milyonluk Türkiye nüfusuyla birlikte 60 milyon turisti besleyecek, tarım ve gıdada 40 milyar dolarlık ihracat geliri, gıda sanayi ile birlikte 200 milyar doların üzerinde üretim değeri sağlayacak kapasiteye sahibiz.

Tarımda ülkemizin içinde bulunduğu bölgenin yıldızı olacağına yürekten inanıyoruz. Yeter ki ülkemizin tarımdaki potansiyeli harekete geçirilsin.

Hedefimiz; bütün sorunlarını çözmüş, örgütlenmesini tamamlamış, verimli üretimi yakalamış, dünya ile rekabet eden, üreticisine istikrarlı gelir sağlayan, tüketicisine bol ve makul fiyatlarla ürün sunan, başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere çevre ülkelerin gıda açığını kapatan bir tarım sektörü oluşturulmasıdır. Bunun için üreticiyi merkez almış, istikrarlı, sorun çözen, geleceği planlayan politikalara ihtiyacımız vardır.

Ziraat Odaları ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak bu hedeflerin peşindeyiz. Gece gündüz bu amaçlar için çalışıyoruz. Tarımda gelişmiş ülkeler arasında yer alma mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz.

Unutmayalım, çiftçimiz kazanırsa ülke kazanır.

14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günümüzü kutluyorum. Gece gündüz üretimini sürdüren bütün çiftçilerimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.”