Ekmek, sebze ve meyveyle doyuyoruz…


-Ekmek, sebze ve meyveyle doyuyoruz…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Kişi başına yıllık tüketimimiz buğdayda 182,9, domateste 118,6 kilogramı buluyor”

-“Türkiye’de yıllık kişi başına Avrupa ülkelerinin 3 katına yakın 140 kilogram ekmek tüketiliyor”

-“Buğday ve domatesi 52,3 kilogramla patates, 43,3 kilogramla karpuz, 36,2 kilogramla et, 30 kilogramla yoğurt, 26,3 kilogramla üzüm, 26,2 kilogramla şeker, 25 kilogramla içme sütü izliyor”

-“Tüketim, biberde 23,7, elmada 23, kuru soğanda 21, salatalıkta ve kavunda 19, peynirde 16,5, portakalda 15,8, mısırda 13,1, yumurtada 11, pirinçte 9,5, ayranda 9, patlıcanda 8,8, lahanada 8,4, su ürünlerinde 7,8, taze fasulyede 7,1, mandalinada 6,9, şeftalide 6,6, muzda 5,6, havuçta 5,2, nohutta 5,2, zeytinde 4,2, çayda 3,5, dondurmada 3, zeytinyağında 1,9, tereyağında 1,5, balda 1,1 kilogramı buluyor”

-“Palm yağı, soya, muz, pamuk, ayçiçeği gibi birkaç istisna hariç hemen bütün ürünlerde önemli bir üretim açığı yok”

-“Bu kadar ürünü üretmek o kadar kolay mı? Sofralarda bir eksiklik hiç oluyor mu? Çiftçimiz, gecesini gündüzüne katarak, yağmur, çamur, kar, kış, sıcak demeden doğal afetlerle mücadele ederek üretiyor, halkımız da tüketiyor”

-“Zor şartlarda, girdi maliyetlerine rağmen üretim yapan, tarlasında kalan çiftçimizin kıymeti bilinmeli”

-“Girdi maliyetleri makul seviyelere çekilmeli, yapısal sorunlar çözülmeli ki çiftçimiz üretimini sürdürebilsin”

 

Ankara – 25.09.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’de en çok buğday ve domates tüketildiğini bildirerek, “kişi başına yıllık tüketimimiz buğdayda 182,9, domateste 118,6 kilogramı buluyor. Türkiye’de yıllık kişi başına Avrupa ülkelerinin 3 katına yakın 140 kilogram ekmek tüketiliyor. Buğday ve domatesi 52,3 kilogramla patates, 43,3 kilogramla karpuz, 36,2 kilogramla et, 30 kilogramla yoğurt, 26,3 kilogramla üzüm, 26,2 kilogramla şeker, 25 kilogramla içme sütü izliyor” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, nüfusu 80 milyonu bulan, 5 milyon sığınmacı ve yabancıyı ülke topraklarında barındıran, 40 milyona yakın turisti ağırlayan bir ülke olarak özellikle tahıl, meyve, sebze tüketiminin önemli boyutlara ulaştığını belirtti. 2015-2016 döneminde sebze tüketiminin 280 kilograma, meyve tüketimin ise 140 kilograma yakın olduğunu bildiren Bayraktar, bunun dışında 200 kilograma yakın tahıl, 14,2 kilogram kuru baklagil, 9,5 kilogram pirinç, 52,3 kilogram patates tüketildiğini vurguladı.

Şemsi Bayraktar, şunları kaydetti:

“Tüketim, kişi başına yıllık, biberde 23,7, elmada 23, kuru soğanda 21, salatalıkta ve kavunda 19, peynirde 16,5, portakalda 15,8, mısırda 13,1, yumurtada 11, pirinçte 9,5, ayranda 9, patlıcanda 8,8, lahanada 8,4, su ürünlerinde 7,8, taze fasulyede 7,1, mandalinada 6,9, şeftalide 6,6, muzda 5,6, havuçta 5,2, nohutta 5,2, zeytinde 4,2, çayda 3,5, dondurmada 3, zeytinyağında 1,9, tereyağında 1,5, balda 1,1 kilogramı buluyor.

Kişi başına yıllık tüketim, kiraz ve marulda 4,9, kırmızı mercimek ve armutta 4,8, çilekte 3,9, limonda 3,5, kuru fasulyede 3,4, sakız kabakta 3,2, narda 3,1, cevizde 3, pırasada 2,5, erik, ıspanak ve turpta 2,3, vişnede 2, kayısıda 1,6, Antep fıstığı, çavdar ve taze soğanda 1,5, fındık ve yulafta 1,3, taze bezelyede 1,2, ayva ve bademde 1,1, arpada 1, kuru sarımsakta 0,9, dut ve kestanede 0,7, incir ve greyfurtta 0,6, yeşil mercimekte 0,5, taze baklada 0,4, bamyada 0,3, semiz otunda 0,1 kilogram düzeyinde yer alıyor.”

Şemsi Bayraktar, bunların dışında işlenip yağ gibi yiyecek maddesi haline getirilmemiş ürünlerde toplam tüketimin nüfusa bölünmesiyle bulunan kişi başına tüketimin, ayçiçeğinde 26,2, soyada 14,6, pamuk çiğidinde 13,9, kolzada 5,5 olduğunu bildirdi.

 

-Toplam tüketim rakamları-

 

Bayraktar, “tabii bu rakamlar kişi başına yıllık tüketimler. Toplam tüketim rakamları sebzede 22 milyon tonu, meyvede 11 milyon tonu aşıyor. Yıllık tüketim tahılda 15,7, patateste 4,1, ayçiçeğinde 2,06, şekerde 2,06, soyada 1,15, kuru baklagillerde 1,12, pamuk çiğidinde 1,1 milyon ton, pirinçte 750, kolzada 430 bin ton. Bunların dışında ülkemizde yıllık 2,85 milyon ton et, 870 bin ton yumurta, 700 bin tonu aşkın ayran, 90 bin ton dolaylarında bal tüketiliyor. Tahminlere göre, sanayi dışı üretim dahil yaklaşık 2,35 milyon ton yoğurt, 2 milyon tona yakın süt, 1,3 milyon ton peynir, 120 bin ton tereyağı tüketimi var. Yoğurt, süt, peynir, tereyağı gibi ürünlerde kayıt dışı üretim de hayli fazla. Kayıtlı sanayi üretim rakamları bu ürünlerde gerçek tüketimin yarısını ancak buluyor” dedi.

 

-Üretim açığı olan ürünler-

 

Palm yağı, soya, muz, pamuk, ayçiçeği gibi birkaç istisna hariç hemen bütün ürünlerde önemli bir üretim açığı olmadığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Üretim açığını esas itibarıyla yağlı tohumlar ve pamukta veriyoruz. Buğday, ayçiçeği ithal ediyoruz ama bu ürünlerde işlenmiş ürün ihracatımız da fazla. Son yıllarda üretim artışı sağlansa da hala ayçiçeği ve pamukta üretim açığımız var. Soyanın yaklaşık yüzde 93’ünü, palm yağının tamamını ithal ediyoruz. Muzda tüketimin yarıya yakınını yurtdışından karşılıyoruz. İstisnalar hariç birçok üründe üretimimiz yeterli.

Bu kadar ürünü üretmek o kadar kolay mı? Sofralarda bir eksiklik hiç oluyor mu? Çiftçimiz, gecesini gündüzüne katarak, yağmur, çamur, kar, kış, sıcak demeden doğal afetlerle mücadele ederek üretiyor, halkımız da tüketiyor. Zor şartlarda, girdi maliyetlerine rağmen üretim yapan, tarlasında kalan çiftçimizin kıymeti bilinmeli. Girdi maliyetleri makul seviyelere çekilmeli, yapısal sorunlar çözülmeli ki çiftçimiz üretimini sürdürebilsin.”

 

-Et, içme sütü, su ürünlerinde tüketim yetersiz-

 

Türkiye’de tahıl, meyve ve sebze tüketim miktarların yüksek olduğunu, buna karşın içme sütü, et ve et ürünlerinde tüketim rakamlarının gelişmiş ülkelere göre düşük kaldığını vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Tahıl, meyve ve sebzede tüketimimiz hayli fazla. Buğday tüketimimiz Avrupa ortalamasının iki katına yaklaşıyor. Türkiye’de ekmek tüketimi kişi başına 140 kilogramı buluyor. Çoğu Avrupa ülkesinde bu rakam 50 kilogram civarında. Sebze tüketimimiz Avrupa’nın iki katı. Meyve tüketiminde de Avrupa’nın önündeyiz. 36,2 kilogram olan yıllık kişi başına et tüketimimiz yetersiz. Et tüketimi Bangladeş, Hindistan gibi ülkelerde yıllık kişi başına 4 kilogramlara kadar düşerken, Avustralya, Kuveyt, ABD gibi ülkelerde 110-120 kilogramı buluyor. İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya gibi Avrupa ülkelerinde 80-90 kilogramlar civarında seyrediyor.

Su ürünleri tüketimi dünyada 16-17, Avrupa Birliği’nde 23, Güney Kore’de 60, Japonya’da 70, İzlanda’da 90, Maldivler’de 139 kilogramı bulurken, Türkiye’de 7,7 kilogramda kalıyor.

Süt ürünleri tüketimimiz gayet iyi durumda. Yalnız içme sütünde gerideyiz. İçme sütü tüketimi İtalya, Fransa gibi ülkelerde 60-70, İngiltere’de 100, Finlandiya’da 139 kilograma ulaşırken, ülkemizde 25 kilogramı ancak buluyor.

Öncelikle içme sütü, et, su ürünleri tüketimimizi artırmamız gerekiyor. Üç tarafı denizlerle çevrili iki yarımadadan oluşan ve 4 denize kıyısı olan ülkemizin balık tüketimin dünya ortalamasının yarısında kalması bize yakışmıyor.”

İç Anadolu’yu suyla buluştursak yeter


İç Anadolu’yu suyla buluştursak yeter…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Tarım alanlarının üçte birinden, nadas alanlarının beşte üçü, sebze bahçelerinin beşte birden fazlası İç Anadolu Bölgemizde”

-“Hollanda’nın toplam alanının iki katından fazla, 80 milyon dekarın üzerinde tarım alanı olan İç Anadolu, susuzluktan bu alanın yüzde 29,5’u olan 23,6 milyon dekarını nadasa bırakmak zorunda kalıyor. Bu sorun çözülmeli, toprak suyla kavuşturulmalı”

-“İç Anadolu’yu suyla buluşturmak, ülkemize 23,6 milyon dekar tarım alanı kazandırır”

-“Tarım alanlarında İç Anadolu Bölgesi’ni 28,4 milyon dekarla Güneydoğu Anadolu, 27,8 milyon dekarla Karadeniz, 27,7 milyon dekarla Ege, 25,2 milyon dekarla Doğu Anadolu, 24,1 milyon dekarla Akdeniz, 23,8 milyon dekarla Marmara bölgeleri izliyor”

-“Başta GAP, KOP, DAP gibi büyük sulama projeleri olmak üzere sulama yatırımlarının hızla tamamlanması, nadas alanlarının en aza indirilmesi gerekir. İşlenebilecek araziyi sulama yatırımları tamamlanamadığı için işleyememek büyük bir israftır”

 

Ankara – 24.09.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, İç Anadolu’nun büyük tarım alanları barındırdığını ama su sorunu nedeniyle potansiyelini kullanamadığını belirterek, “tarım alanlarının üçte birinden, nadas alanlarının beşte üçü, sebze bahçelerinin beşte birden fazlası İç Anadolu Bölgesi’nde. Hollanda’nın toplam alanının iki katından fazla, 80 milyon dekarın üzerinde tarım alanı olan İç Anadolu, susuzluktan bu alanın yüzde 29,5’u olan 23,6 milyon dekarını nadasa bırakmak zorunda kalıyor. Bu sorun çözülmeli, toprak suyla kavuşturulmalı” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, İç Anadolu Bölgesi’nin 237,1 milyon dekar olan Türkiye tarım alanlarının 80,1 milyon dekarını barındırdığını ama bunun 52,6 milyon dekarının tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerin ekimi, 1,8 milyon dekarının sebze bahçeleri, 2,1 milyon dekarının meyveler, içecekler ve baharat bitkileri için ayrılabildiğini, sulama yapılamadığı için her yıl 23,6 milyon dekarının nadas nedeniyle kullanılamadığını, İç Anadolu’yu suyla buluşturmanın, ülkemize 23,6 milyon dekar tarım alanı kazandıracağını bildirdi.

Şemsi Bayraktar, tarım alanlarında İç Anadolu Bölgesi’ni 28,4 milyon dekarla Güneydoğu Anadolu, 27,8 milyon dekarla Karadeniz, 27,7 milyon dekarla Ege, 25,2 milyon dekarla Doğu Anadolu, 24,1 milyon dekarla Akdeniz, 23,8 milyon dekarla Marmara bölgelerinin izlediği bilgisini verdi.

 

-Nadas alanlarında İç Anadolu’yu Doğu Anadolu ve Karadeniz takip etti-

 Bayraktar, şunları kaydetti:

“Nadas alanlarında İç Anadolu’yu 5,8 milyon dekarla Doğu Anadolu, 4,2 milyon dekarla Karadeniz, 1,9 milyon dekarla Güneydoğu, 1,9 milyon dekarla Ege, 1,7 milyon dekarla Akdeniz, 0,9 milyon dekarla Marmara bölgeleri takip etti. Bu açıdan Karadeniz Bölgesi’nin ilginç bir durumu var. Bölge, ülkemizde en çok yağışı alan bölge ama nadas alanlarında İç Anadolu ve Doğu Anadolu’nun ardından üçüncü sırada. Türkiye’de nadasa alan bırakılmayan 4 il de Karadeniz Bölgesi’nde. Bunlar, Trabzon, Düzce, Rize ve Bartın. Buna karşın su sıkıntısı çeken ve nadasa 1,6 milyon dekar alan ayıran Çorum, 355 bin dekar alan bırakan Tokat ve 332 bin dekar alan bırakan Amasya’yı da içinde barındırdığı için Karadeniz Bölgesi hatırı sayılır bir alanı nadasa ayırmış durumda bulunuyor.

 

-“21,5 milyon dekar alanın sulamaya açılmamasının izahı yoktur”-

 Başta GAP, KOP, DAP gibi büyük sulama projeleri olmak üzere sulama yatırımlarının hızla tamamlanması, nadas alanlarının en aza indirilmesi gerekir. İşlenebilecek araziyi sulama yatırımları tamamlanamadığı için işleyememek büyük bir israftır. Gelişmiş ülkeler toprağın metrekaresini bile değerlendirmeye çalışırken, Türkiye’nin hala 21,5 milyon dekar alanı sulamaya açılamamasının izahı yoktur.”

 

-Sebze bahçelerinde de ilk sırayı İç Anadolu alıyor-

 Sebze bahçelerinde de ilk sırayı 1,8 milyon dekarla İç Anadolu Bölgesi’nin aldığını belirten Bayraktar, “İç Anadolu’yu, bu alanda, 1,7 milyon dekarla Akdeniz, 1,4 milyon dekarla Ege, 1,3 milyon dekarla Marmara, 0,9 milyon dekarla Karadeniz, 0,6 milyon dekarla Güneydoğu, 0,35 milyon dekarla Doğu Anadolu Bölgesi izliyor” dedi.

 

-Meyve alanlarında birinci Ege, ikinci Karadeniz-

 Meyveler içecek ve baharat bitkileri alanında birinciliği büyük zeytin alanlarına sahip Ege Bölgesi’nin, ikinci sırayı fındık alanlarından dolayı Karadeniz Bölgesi’nin aldığını vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“33,3 milyon dekar olan meyvelik alanların 8,1 milyon dekarı Ege, 7,5 milyon dekarı Karadeniz Bölgesi’nde. İki bölge meyveliklerin yüzde 46,8’ine sahip durumdalar. Bu bölgelerimizi, 5,4 milyon dekarla Akdeniz, 4,9 milyon dekarla büyük Antep fıstığı alanlarına sahip Güneydoğu Anadolu, 3,8 milyon dekarla Marmara, 1,5 milyon dekarla Doğu Anadolu bölgeleri takip ediyor.

 

-Süs bitkilerinde Marmara ve Ege başı çekiyor-

 Süs bitkileri alanında ise Marmara ve Ege bölgeleri başı çekiyor. Türkiye’deki süs bitkileri alanının yüzde 42,4’ü bu alanın yarıdan fazlası Sakarya’da olmak üzere Marmara, yüzde 36,4’ü, bu alanın yüzde 92’si İzmir’de olmak üzere Ege bölgelerinde bulunuyor.”

 

-Tarım alanlarında ilk 10 il-

 Bayraktar, iller arasında ilk 10 sıranın, toplam tarım alanında Konya, Ankara, Şanlıurfa, Sivas, Yozgat, Kayseri, Diyarbakır, Eskişehir, Çorum ve Manisa’dan, toplam tahıl ve diğer bitkisel ürün ekilen alanda Konya, Şanlıurfa, Ankara, Diyarbakır, Sivas, Yozgat, Tekirdağ, Adana, Afyonkarahisar, Eskişehir’den, toplam nadas alanında Konya, Sivas, Ankara, Eskişehir, Kayseri, Çorum, Kırşehir, Şanlıurfa, Yozgat ve Aksaray’ın, sebze bahçeleri alanında Antalya, Bursa, Ankara, İzmir, Manisa, Kayseri, Mersin, Adana, Samsun, Hatay’dan, meyve, içecek ve baharat bitkileri alanında Ordu, Aydın, Manisa, Gaziantep, İzmir, Şanlıurfa, Mersin, Muğla, Giresun ve Samsun’dan, süs bitkileri alanında İzmir, Sakarya, Antalya, Bursa, Yalova, Edirne, Konya, Manisa, Kocaeli ve Samsun’dan oluştuğunu bildirdi.

Bölgelerin 2016 yılı itibarıyla tarım alanları şöyle:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çayır ve

Tahıllar ve

 

 

 

 

 

Meralar

Diğer

 

 

Meyveler

 

 

Hariç 

Bitkisel

 

 

İçecek ve

 

 

Toplam 

Ürünlerin

 

Sebze

Baharat

Süs

 

Tarım

Ekilen

Nadas

Bahçeleri

Bitkilerinin

Bitkileri

 

Alan

Alanı

Alanı

Alanı

Alanı

Alanı

Bölgeler

(Dekar)

(Dekar)

(Dekar)

(Dekar)

(Dekar)

(Dekar)

İç Anadolu Bölgesi

80.063.542

52.625.080

23.607.732

1.758.799

2.070.601

1.330

Güneydoğu Anadolu

28.434.237

20.976.903

1.891.878

637.828

4.927.603

25

Karadeniz Bölgesi

27.796.344

15.208.748

4.193.099

939.077

7.453.890

1.530

Ege Bölgesi

27.742.595

16.352.994

1.868.141

1.369.343

8.134.488

17.629

Doğu Anadolu Bölgesi

25.161.356

17.479.252

5.808.774

347.779

1.525.290

261

Akdeniz Bölgesi

24.083.270

15.216.266

1.739.665

1.733.136

5.387.083

7.120

Marmara Bölgesi

23.827.353

17.884.474

873.668

1.255.457

3.793.211

20.543

Türkiye

237.108.697

155.743.717

39.982.957

8.041.419

33.292.166

48.438

Bayraktar, Çankırı’da

-Bayraktar, Çankırı’da…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Çiftçilerimiz 52,3 milyar dolarlık bir hasıla yaratıyor ve bu parayı gayri safi milli hasılaya katıyoruz”

-“81 milyonu besliyoruz, 40 milyon turisti doyuruyoruz, yetmiyor ülkemize gelen 5 milyonu aşkın sığınmacı ve yabancıyı da doyuruyoruz. Türk çiftçisinin ürettikleriyle yapıyoruz bunu”

-“Muhakkak surette aile işletmelerini ayakta tutmalıyız. Türkiye’nin geleceği buna bağlı”


Çankırı – 22.09.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “çiftçilerimiz 52,3 milyar dolarlık bir hasıla yaratıyor ve bu parayı gayri safi milli hasılaya katıyoruz. 81 milyonu besliyoruz, 40 milyon turisti doyuruyoruz, yetmiyor ülkemize gelen 5 milyonu aşkın sığınmacı ve yabancıyı da doyuruyoruz. Türk çiftçisinin ürettikleriyle yapıyoruz bunu” dedi.

Bayraktar, Çankırı Ziraat Odası’nda Ziraat Odası başkanlarıyla düzenlediği toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, çiftçilerin zor koşullarda üretim yaptığı söyledi.

Zor şartlarda üretim yapmanın bazı kesimler tarafından iyi anlaşılmadığını ve bundan üzüntü duyduklarını dile getiren Bayraktar, “Doğrusu biz bir reel sektörüz. Yani, sanayici de kapalı ve korunaklı alanlarda üretim yapıyor ama biz açık fabrikalarda üretim yapıyoruz. Bir farkımız yok. Zaman zaman kuraklık, sel felaketleri, arkasından dolu, don hatta hortum gibi doğal afetlere maruz kalmak suretiyle üretim yapıyoruz. Ancak bütün bu şartlara rağmen ciddi de bir yapısal sorunlarımız var” diye konuştu.

Arazilerin sulanmasında sorunlar bulunduğunu ve arazilerin çok parçalı olduğuna dikkati çeken Bayraktar, parçalanmış araziler üzerinde de üretim yapmaya devam ettiklerini, dünyanın hiçbir yerinde bu koşullarda üretim yapılamayacağını ifade etti.

Bayraktar, şunları söyledi:

“Çiftçilerimiz 52,3 milyar dolarlık bir hasıla yaratıyor ve bu parayı gayri safi milli hasılaya katıyoruz. 81 milyonu besliyoruz, 40 milyon turisti doyuruyoruz, yetmiyor ülkemize gelen 5 milyonu aşkın sığınmacı ve yabancıyı da doyuruyoruz. Türk çiftçisinin ürettikleriyle yapıyoruz bunu. Bu da yetmiyor. Üreticilerimizin ürettikleriyle 17 milyar dolarlık ham ve gıda işlenmiş ürün ihracatı yapıyoruz. Dünyanın neresinde bu kadar sorunlarla uğraşan bir çiftçi kitlesi bir sosyal kesim bu üretimi yapabilir. Ama biz yapıyoruz. Zaman zaman çiftçimiz desteklenmeli derken bunu kastediyoruz. Diyoruz ki, çiftçimiz desteklenmezse bu koşullarda bu yapısal sorunların getirdiği maliyetle üretim yapamayız demek istiyoruz.”

 

-“Dünya açlık sorunları yaşayacak, bu tehlikenin önüne geçilmeli”-

 Dünyanın gelecekte açlık sorunları yaşayacağını, bu tehlikenin de önüne geçilmesi için aile işletmelerinin desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:

“İşte küresel ısınma bizi vurdu değil mi? Siz zannediyor musunuz ki bu sene vurdu önümüzdeki sene bu ülkede hiçbir şey olmayacak. Hayır, artık bu ülkede değişik bölgelerde bu doğal afetleri yaşayacağız. Bu iklim değişikliği sadece bizi değil dünyayı da vurmaya başladı. Bu da her üretim alanında arzı yavaşlatıyor. Dünya nüfusu 2050 yılında bakın 9,5 milyarı geçecek ve Türkiye de 90 milyonu geçecek. Bunlar bir talep yaratmayacak mı? Böyle bir konjonktürde gıda fiyatlarını tutabilir misiniz? Tutamazsınız. Birçok ülke gıda güvencesini sağlayamayacak. Bizim ne yapmamız gerekiyor? Üreticimizi tarımda tutmamız, üreticimizin önünü açmamız, yapısal sorunlarını bitirmemiz lazım. Muhakkak surette aile işletmelerini ayakta tutmalıyız. Türkiye’nin geleceği buna bağlı. Büyük işletmeler Türkiye’de kuruluyor ama bunlar olaya tamamen ekonomik faaliyet olarak bakıyor. Ama çiftçilerimiz, ‘yavruyu satarım, hayvanı satarım ama yine de üretimi devam ederim’ diyor. Bunu dünya gördü. 2014 yılında dünya aile işletmeciliği yılı ilan edildi. Dünya buraya dönmeye başladı. Biz de buraya dönmeliyiz. Aksi takdirde çiftçimizi kırsalda tutamazsak, aile işletmelerini destekleyemezsek bizim bu ülkeyi besleme şansımız yoktur.”

Toplantıya TZOB Yönetim Kurulu Başkan Vekili, Çankırı Ziraat Odası Başkanı Nejat Gamzeli de katıldı.

Bayraktar, Kastamonu’da

-Bayraktar, Kastamonu’da…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Büyük holdingleri büyük şirketleri destekleyerek ülkesinin gıda güvencesini sağlayabilen, ülkesini besleyebilen bir ülke yok”

-“Dünya bunu aile işletmelerini destekleyerek yaptı. Biz de böyle yapacağız”

-“Siyez buğdayı daha geniş kitlelere ulaştırılabilir. Siyez üretimi sayesinde kırsal göçü de önleyebiliriz”

-“Et ve Süt Kurumu bugün devrede olmasa süt 70 kuruş olur ahırlarda bir tane hayvan kalmaz”

 

Kastamonu – 22.09.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, büyük holdingleri, büyük şirketleri destekleyerek ülkesinin gıda güvencesini sağlayabilen, ülkesini besleyebilen bir ülke olmadığını bildirerek, “biz de bir ilki başaramayız. Dünya bunu aile işletmelerini destekleyerek yaptı. Biz de böyle yapacağız” dedi.

Bayraktar, Kastamonu Ziraat Odası’nda, Ziraat Odası başkanlarıyla düzenlediği toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, aile işletmelerini bölge açısından çok önemli olduğunu belirtti.

Aile işletmelerinin desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Bayraktar, şunları söyledi:

“Biz aile işletmelerini ayakta tutamazsak bu ülkenin gıda güvencesini sağlayamayız. Büyük holdingleri, büyük şirketleri destekleyerek ülkesinin gıda güvencesini sağlayabilen ülkesini besleyebilen bir ülke yok. Biz de bir ilki başaramayız. Dünya bunu aile işletmelerini destekleyerek yaptı. Biz de böyle yapacağız. Küçük işletmeleri destekleyelim. Büyük işletmeler  birkaç sene sonra para kazanamadım diye çekip gidiyorlar. ‘Bu ekonomik bir faaliyet olmaktan çıktı’, ‘Biz para kazanamıyoruz’ diyorlar. Küçük işletmeler üretmeye devam ediyor. Holdingler çiftçi tesisi falan değil. Holdingin patronu ne zaman çiftçi olmuş. Çiftçi tarlasında duran, işinin başında duran gerekirse işçi gibi çalışandır.”

Siyez buğdayının coğrafi işaret almasıyla ilgi çalışmaların sürdüğünü hatırlatan Bayraktar,  “10 bin yıllık geçmişi var. Genetiği değiştirilmemiş. Sağlığa çok faydalı… Yeterli ölçüde üretimi yapılmıyor. Siyez buğdayı daha geniş kitlelere ulaştırılabilir. Siyez üretimi sayesinde kırsal göçü de önleyebiliriz. Siyez buğdayını halkımıza yedirmemiz lazım. Herkese de tavsiye ediyorum” dedi.

Süt fiyatlarının yükseltilmesi gerektiğini ifade eden Bayraktar, şunları kaydetti:

“Sütü zor üretiyoruz. Türkiye’deki ortalaması 1 lira. Yem 1 liranın üzerinde. Demek ki 1 kilogram süt, 1 kilogram yem almıyor. Süt fiyatlarını muhakkak surette yukarı çekmemiz lazım. Sanayici bugün fiyat vermiyor süte. 1 liraya, 80 kuruşa biz bu işi götüremeyiz. Bu hayvanlar kesime gider. Et ve Süt Kurumu bugün devrede olmasa süt 70 kuruş olur. Bir tane ahırlarda hayvan kalmaz. O zaman sanayicimizin kendi ayağına kurşun sıkmaması lazım.”

TZOB Yönetim Kurulu üyeleri Hasan Kozoğlu ve Arslan Soydan da katıldı.  

Bayraktar, Taşköprü Ziraat Odası yeni hizmet binasını açtı

Bayraktar, Taşköprü Ziraat Odası yeni hizmet binasını açtı…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Taşköprü’de maliyeti 2 liranın üzerinde olan sarımsağın fiyatı 2 lira civarında. Fiyat çok düşük kaldı, işçilik maliyetleri ise yüksek”

-“Kastamonu’da benim üreticim zorlanıyorsa sarımsak üretmesini desteklememiz lazım”

-“Her bölgenin ekolojik üstünlüğe sahip ürünleri vardır. Kastamonu’nun sarımsağı meşhurdur. Karadeniz’de ekolojik üstünlüğe sahip ürün fındıktır. Ege Bölgesi’nde incir, üzüm, Malatya’da kayısı var. Bunların çoğunda ihracatta rakipsiziz. Bu ürünlerin korunması gerekiyor”

 

Taşköprü-Kastamonu – 22.09.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sarımsaktaki sıkıntıları gördüklerini, Taşköprü’de maliyeti 2 liranın üzerinde olan sarımsağın fiyatının 2 lira civarında olduğunu bildirerek, “fiyat çok düşük kaldı, işçilik maliyetleri ise yüksek. Kastamonu’da benim üreticim zorlanıyorsa sarımsak üretmesini desteklememiz lazım” dedi.

Bayraktar, Taşköprü Ziraat Odası’nın yeni hizmet binasının açılışını yaptı. Şemsi Bayraktar, açılıştaki konuşmasında, güzel bir hizmet binası kazandırdıkları için Ziraat Odası Başkanı, Yönetim Kurulu ve Meclis üyelerini, emeği geçenleri kutladı. Öncelikle kutlanması gerekenlerin çiftçiler olduğunu, onların aidatlarıyla binaların yapılabildiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ziraat Odaları Birliği, özellikle bizim dönemimizde kanunumuzu çıkardıktan sonra hızlı bir şekilde idari ve mali yönden güçlendi. Odalarımızın yaklaşık yüzde 70’i kendi hizmet binasına kavuştu. Önemli bir kısmında makine parkaları var. Ziraat Odalarımız 200’e yakın Avrupa Birliği kırsal kalkınma projelerini Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin de desteğiyle hayata geçirdiler. Ürün işleme tesisleri kuruyoruz. Girdi mağazaları açıyoruz. Çok sayıda danışman istihdam ediyoruz.

Odalarımızla birlikte Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve diğer bakanlıklarla birlikte çalışma yaparak, kısa zaman içinde 63 bin çiftçimizi eğitimden geçirdik.”

 

-“Ekolojik üstünlüğe sahip ürünler korunmalı”-

Taşköprü’nün önemli bir ilçe olduğunu, Kastamonu’daki sarımsağın yüzde 91’inin bu ilçede üretildiğini, ilçenin ilin arpa üretimi içindeki payının yüzde 33’ü bulduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

“Sarımsaktaki sıkıntıları görüyoruz. Taşköprü’de maliyeti 2 liranın üzerinde olan sarımsağın fiyatı 2 lira civarında. Fiyat çok düşük kaldı, işçilik maliyetleri ise yüksek. Her bölgenin ekolojik üstünlüğe sahip ürünleri vardır. Kastamonu’nun sarımsağı meşhurdur. Karadeniz’de ekolojik üstünlüğe sahip ürün fındıktır. Ege Bölgesi’nde incir, üzüm, Malatya’da kayısı var. Bunların çoğunda ihracatta rakipsiziz. Bu ürünlerin korunması gerekiyor. Kastamonu’da benim üreticim zorlanıyorsa sarımsak üretmesini desteklememiz lazım.

Buraya yapılacak olan yatırımlar aynı zamanda kırsal kalkınma sağlar.”

Yem maliyetlerini aşağıya çekmeden süt hayvancılığını ayakta tutmadan, bu ülkenin besi hayvancılığı yolunda ithalattan kurtulma şansı olmadığını bildiren Bayraktar, “1,5 sene uğraştım Et ve Balık Kurumu’nu Et ve Süt Kurumu haline getirilmesi için çaba sarf ettim. Bunun için iki defa dönemin Başbakanına gittim. O Et ve Süt Kurumu kurulmamış olsaydı bugün çiğ süt 70 kuruştu” dedi.

Kastamonu’da 240-250 bin dekar sulanabilir arazinin 71 bin dekarının sulanabildiğini vurgulayan Bayraktar, “biz çiftçimizi hala suyla buluşturamadık” diye konuştu.

Kastamonu’da 40 dekar olan işletme büyüklüğüyle üreticinin para kazanması, çoluğunu, çocuğunu geçindirmesinin mümkün olmadığına değinen Bayraktar, “dönemin Başbakanına gittik. Miras Hukuku’nu değiştirilmesini istedik. 1,5 sene uğraştık ve sonunda Arazi Kullanım ve Toprak Koruma Kanunu çıkarıldı. Bu kanun arazi parçalanmasının önüne geçecek” dedi.

Küresel ısınma iklim şartlarını da değiştirdi, kuraklık ve ardından gelen sel felaketleriyle karşı karşıya kalındığını belirten Bayraktar, şunları söyledi:

“Bu durum bizi de etkiliyor. Dünya nüfusu artıyor. 20 sene sonra dünya açlıkla mücadeleye devam edecek. Tarım sektörü 20 sene sonra çok daha önemli bir hale gelecek. Ya böyle bir konjonktürü ıskalayacağız ya da bunu ülkemiz için fırsata çevireceğiz. Yapısal problemlerimizi çözdüğümüz sürece tarım sektörü bu ülkenin zenginliği olacaktır. Ama çiftçimizin ayağındaki prangaları çözmemiz lazım.”

Açılış programına Taşköprü Kaymakamı Kerem Süleyman Yüksel, Belediye Başkan Vekili Ceyhun Çorbacı, TZOB Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Kozoğlu, bölge ziraat odası başkanları katıldı.

Bayraktar, Kastamonu Daday Ziraat Odası’nı ziyaret etti

-Bayraktar, Kastamonu Daday Ziraat Odası’nı ziyaret etti

 

Kastamonu/Daday – 21.09.2017 – Taşköprü’de yenilenen Ziraat Odası hizmet binasının açılışı için Kastamonu’ya giden Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, programı kapsamında Daday Ziraat Odası’nı da ziyaret etti.

Bayraktar, Daday’da, Kastamonu İlçe Ziraat Odalarının başkanlarıyla akşam yemeğinde bir araya geldi. Şemsi Bayraktar, Ziraat Odası Başkanlarıyla Kastamonu tarımını, yaşanan sorunları ele aldı.

Daday Ziraat Odası Başkanı Mustafa Levent Uğuzbalaban’dan bilgi alan Bayraktar, Daday’da çiftçilerle sohbet etti, bazı tesisler ve tarım alanlarında incelemelerde de bulundu.

TZOB Yönetim Kurulu üyeleri Hasan Kozoğlu ve Arslan Soydan da katıldı.

Pamukta üretim artışı fiyata ve desteğe bağlı


Pamukta üretim artışı fiyata ve desteğe bağlı…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: 

-“İhtiyacımızın yarıya yakınını ithal ettiğimiz pamukta, fiyat, kilogram başına en az 3 liraya, 75 kuruş olan prim desteği de 1 liraya çıkarılırsa, bu ülkenin çok daha fazla pamuk üretebileceğini herkes görür”

-“Bu topraklar, dünyanın en kaliteli pamuklarının üretildiği, verim ve üretim alanı açısından çok daha fazla pamuk üretme potansiyeline sahip topraklardır. Bunu heba etmeyelim; iyi değerlendirelim”

-“Böyle bir ülkenin 1 milyar 240 milyon doları pamuk olmak üzere 2,3 milyar pamuk, pamuk ipliği ve pamuklu mensucat ithalatı yapmasını normal karşılayamayız. Bu sorunu çözmek, ithalata son vermek boynumuzun borcudur”

-“Tarım ürünü olan pamuğun Gümrük Birliği’nde ne işi var. Pamuğu Gümrük Birliği’nden acil olarak çıkarın. Aksi takdirde sıfır gümrükle pamuk gelmeye devam edecektir.”

 

Ankara – 21.09.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, pamukta üretim artışının fiyata ve desteğe bağlı olduğunu bildirerek, “ihtiyacımızın yarıya yakınını ithal ettiğimiz pamukta, fiyat, kilogram başına en az 3 liraya, 75 kuruş olan prim desteği de 1 liraya çıkarılırsa, bu ülkenin çok daha fazla pamuk üretebileceğini herkes görür” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye’nin en büyük pamuk ithalatçılarından biri olduğunu, 1,45 milyon ton olan lif pamuk ihtiyacının yarısından biraz fazlası olan 756 bin tonunu üretebildiğini, kalanını ithal ettiğini belirtti.

Çukobirlik’in 2017 yılı Gandia çeşit kütlü pamuğun kilogramını 2 lira 85 kuruştan, diğer pamuk çeşitlerini 2 lira 75 kuruştan alacağını açıkladığını bildiren Bayraktar, bu fiyatların piyasa koşullarına göre değişebileceğine, fiyat yükseldikçe kooperatiflerin de fiyatı yükselteceğine dikkati çektiğini vurguladı.

 

-2,75 lira olan kütlü pamuk fiyatı kesintilerin ardından 2,5 liraya iniyor-

 Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu fiyatlar bazı bölgelerimizde maliyetleri kurtarırken, bazı bölgelerimizde maliyetlerin altında kalmıştır. Çukobirlik’in fiyatı artırması gerekiyor. Üstelik 2 lira 75 kuruş olan kütlü pamuk fiyatı, kesintilerin ardından 2 lira 50 kuruşa kadar iniyor. Tüccarlar bunu fırsat bilip, piyasadan düşük fiyattan pamuk alımı yapmaya çalışıyorlar.

Pamuk stratejik bir üründür. Nüfusu 80 milyonu bulan, 5 milyonu aşkın sığınmacı ve yabancıyla 85 milyonun üzerinde bir nüfusa ulaşan Türkiye, iç talebi fazladır. Ayrıca tekstil ve konfeksiyon ihracatçıda dünyada ilk sıralardadır. Bütün bunlar pamuk kullanılarak yapılabilir. Pamukta ithalata bağımlı olmak Türkiye için bir risktir.”

İhtiyacının yarıya yakınını ithal ettiği pamukta, fiyat kilogram başına en az 3 liraya çıkarsa, 75 kuruş olan prim desteği de 1 liraya çıkarılırsa, bu ülkenin çok daha fazla pamuk üretebileceğini herkesin göreceğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Bu topraklar, dünyanın en kaliteli pamuklarının üretildiği, verim ve üretim alanı açısından çok daha fazla pamuk üretme potansiyeli sahip topraklardır. Bunu heba etmeyelim; iyi değerlendirelim. Böyle bir ülkenin 1 milyar 240 milyon doları pamuk olmak üzere 2,3 milyar pamuk, pamuk ipliği ve pamuklu mensucat ithalatı yapmasını normal karşılayamayız. Bu sorunu çözmek, ithalata son vermek boynumuzun borcudur.

 

-Ekim alanları ürün maliyeti, fiyat ve destekle doğrudan ilişkili-

 Pamukta ekim alanlarındaki değişim, ürün maliyetleri, fiyat ve verilen desteklerle doğrudan ilişkilidir. Üstelik pamuk, Avrupa Birliği ile imzalanan gümrük birliğinde sanayi ürünü sayıldığı için gümrük vergisi koyamadığımız tek tarımsal üründür. Pamuk üreticimiz korunmalı. Tarım ürünü olan pamuğun Gümrük Birliği’nde ne işi var. Pamuğu Gümrük Birliği’nden acil olarak çıkarın. Aksi takdirde sıfır gümrükle pamuk gelmeye devam edecektir. Yeterli gümrük duvarlarıyla korunamadığı için pamukta iç piyasa fiyatları, dünya fiyatlarından doğrudan etkilenmektedir. Dünya fiyatlarındaki düşüş, zarar eden çiftçilerin pamuk ekiminden vazgeçerek başka alternatif ürünlere yönlenmesi pamuk ekim alanlarının daralmasına neden olmaktadır.”

Kırsalda nüfus kaybında ilk 10’dayız


Kırsal nüfus kaybında ilk 10’dayız…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Türkiye, son 10 yılda, 218 ülke içinde, toplam kırsal nüfus kaybında dünyada 9’ncu, kırsal nüfus oranı azalmasında 27’nci oldu”

-“Kırsal nüfus kaybında 135,2 milyonla Çin birinci, 8,1 milyonla Japonya ikinci, 7,6 milyonla Tayland üçüncü, 4,1 milyonla Endonezya dördüncü, 2,9 milyonla Brezilya beşinci, 2 milyonla

Almanya altıncı, 1,7 milyonla Ukrayna yedinci, 1 milyon 528 binle Rusya sekizinci, 1 milyon 507 binle Türkiye dokuzuncu, 1 milyon 489 binle İran onuncu sırada yer aldı”

-“Türkiye’de, 2007de 21 milyon 562 bin olan kırsal nüfus, bu yıl 20 milyon 55 bine, yüzde 30,98 olan kırsal nüfus oranı da yüzde 17,25’lik azalmayla yüzde 25,64’e indi”

-“Kırsal nüfus, son 10 yılda Çin’de 135,2 milyon azalırken, Hindistan’da 59,2 milyon arttı”

-“Tarımdan kopacak nüfusun kırsalda tutulması, kırsalın kaderine terk edilmemesi gerekir”

-“Tüm nüfusun üç-beş büyük şehre, batı ve güney illerimize toplanması son derece yanlıştır”

-“Bugün Ankara ve Kars arasındaki kırsal nüfusta büyük bir azalma vardır. Bunun tersine çevrilmesi, bu bölgede büyük merkezler oluşturulması gerekir”

-“İstanbul, 1923’de Türkiye nüfusunun yüzde 5’lerinde bir nüfusu barındırırken, bugün yüzde 20’lere yaklaşmıştır. Bunun sorunlarını da sadece İstanbul değil, bütün ülke çekmektedir”

 

Ankara – 18.09.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ülkemizde kırsal nüfusun hızla azaldığını bildirerek, “kırsal nüfus kaybında ilk 10’dayız. Türkiye, son 10 yılda, 218 ülke içinde, toplam kırsal nüfus kaybında dünyada 9’ncu, kırsal nüfus oranı azalmasında 27’nci oldu” dedi.

Bayraktar, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, dünyanın hızla kentleştiğini, 2007 yılında dünya nüfusunun yüzde 49,88’i kırsalda yaşarken, 2017 yılında bu oranın yüzde 45,07’ye düştüğünü, buna karşın kent nüfusunun yüzde 59,12’den yüzde 54,93’e yükseldiğini belirtti.

2007 yılında 6 milyar 673,1 milyon olan dünya nüfusunun 3 milyar 328,35 milyonunun kırsalda, 3 milyar 344,75 milyonunun kentlerde yaşadığını vurgulayan Bayraktar, “aradan geçen 10 yılda kırsal nüfus sadece 45,2 milyon artarken, kent nüfusunun 766,12 milyon artarak 4 milyar 110,87 milyona çıktı. Kırsal nüfus ise 3 milyar 373,55 milyondan kaldı. Dünya nüfusu 811,32 milyon artışla 7 milyar 484,42 milyona ulaştı” dedi. 

 

-Kırsal nüfus 75 ülkede azaldı-

Bayraktar, 2007-2017 döneminde, kırsal nüfusun, 130 ülkede artarken, 13 ülkede değişmezken, Türkiye’nin de aralarında olduğu 75 ülkede azaldığını belirtti.

Kırsal nüfus kaybında 135,2 milyonla Çin’in birinci, 8,1 milyonla Japonya’nın ikinci, 7,6 milyonla Tayland’ın üçüncü, 4,1 milyonla Endonezya’nın dördüncü, 2,9 milyonla Brezilya’nın beşinci, 2 milyonla Almanya’nın altıncı, 1,7 milyonla Ukrayna’nın yedinci, 1 milyon 528 binle Rusya’nın sekizinci, 1 milyon 507 binle Türkiye’nin dokuzuncu, 1 milyon 489 binle İran’ın onuncu sırada yer aldığını vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Çin’de kırsal nüfus 2007-2017 döneminde 731,2 milyondan 596 milyona, Japonya’da 15,3 milyondan 7,2 milyona, Tayland’da 39,6 milyondan 32 milyona, Endonezya’da 121,2 milyondan 117,1 milyona, Brezilya’da 31,5 milyondan 28,6 milyona, Almanya’da 22 milyondan 20 milyona, Ukrayna’da 14,9 milyondan 13,2 milyona, Rusya’da 38 milyondan 36,4 milyona, Türkiye’de 21 milyon 562 binden 20 milyon 55 bine geriledi.

 

-Kırsal nüfusu en fazla artan ülkeler-

Buna karşın Hindistan’da aynı dönemde kırsal nüfus 59,2, Etiyopya’da 15,3, Pakistan’da 11,3, Nijerya’da 11, Filipinler’de 10,7, Uganda’da 9,1, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde 7,2, Mısır’da 7,2, Kenya’da 6,9, Tanzanya’da 6,8 milyon arttı.  Kırsal nüfus, Hindistan’da, 2007-2017 döneminde 812,5 milyondan 871,7 milyona, Etiyopya’da 67,5 milyondan 82,7 milyona, Pakistan’da 105,8 milyondan 117,1 milyona, Nijerya’da 87,1 milyondan 98,1 milyona, Filipinler’de 47,9 milyon 58,7 milyona, Uganda’da 26,5 milyondan 35,6 milyona, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde 35,2 milyondan 42,4 milyona, Mısır’da 42,3 milyondan 49,5 milyona, Kenya’da 29,3 milyondan 36,2 milyona, Tanzanya’da 30,4 milyondan 37,1 milyona yükseldi.”

 

-Oransal olarak kırsal nüfusu en fazla düşenler-

Kırsal nüfusun toplam nüfusa oranında en büyük düşüş yüzde 68,5 ile Katar’da, yüzde 52,1 ile Japonya’da, yüzde 45 ile Hollanda’da gerçekleştiğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Türkiye’de 10 yıllık dönemde kırsal nüfus yüzde 30,98’den yüzde 25,64’e indi. Oransal düşüş yüzde 17,25’i buldu. Bu oranla Türkiye, kırsal nüfus oranı en fazla azalan 27’nci ülke oldu. Çin’de kırsal nüfus yüzde 54,7’den yüzde 42,1’e, İran’da yüzde 31,04’den yüzde 25,63’e indi. İran’da oransal düşüş yüzde 17,43, Çin’de yüzde 23,04 ile Türkiye’nin üzerinde gerçekleşti. Kırsal nüfusu oransal olarak Türkiye’den fazla düşüş gösteren ülkeler içinde, Katar, Japonya, Hollanda, Çin ve İran’ın yanı sıra Kosta Rika, Uruguay, Malta, Lüksemburg, Moğolistan, Haiti, Malezya, Eritre, Arnavutluk, Tayland, Cezayir gibi ülkeler var.”

 

-Yapılması gerekenler-

Kırsal nüfusu kaybetmenin önemli bir sorun olduğunu, kent ve kır arasındaki ekonomik ve sosyal farkların bir an önce giderilmesi, kırsalın ülke ortalamasının üçte birinde kalan gelir seviyesinin yükseltilmesi, kırsalda, öncelikle tarıma dayalı sanayilerin, kırsal turizmin geliştirilmesi gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Tarımdaki istihdam yüzde 20’lerden makineleşmeyle birlikte yüzde 5’lerin altına inecek. Bu önlenemez bir gelişmedir. Yalnız, tarımdan kopacak bu nüfusun kırsalda tutulması, kırsalın kaderine terk edilmemesi gerekir. Ülkemizin nüfus dengeleri açısından da bu gereklidir. Tüm nüfusun üç-beş büyük şehire, batı ve güney illerimize toplanması son derece yanlıştır. Bugün Ankara ve Kars arasındaki kırsal nüfusta büyük bir azalma vardır. Bunun tersine çevrilmesi, bu bölgede büyük merkezler oluşturulması gerekir. İstanbul, 1923’de Türkiye nüfusunun yüzde 5’lerinde bir nüfusu barındırırken bugün yüzde 20’lere yaklaşmıştır. Bunun sorunlarını da sadece İstanbul değil, bütün ülke çekmektedir. Nüfusu kırsalda tutacak projeler yürürlüğe konulmalıdır. Kırsal kalkınma desteklenmelidir. Kırsalda tarımsal girdi kullanan işletmelerin kurulması teşvik edilmelidir. Kırsala, kentlerde olan hizmetler götürülmelidir. Kır ve kent ayrımı ortadan kaldırılmalıdır. İnsanların doğdukları yerde doymaları sağlandığında, şehirler de ağır göç baskısından uzaklaşacaktır.”

Hangi kritere bakılırsa bakılsın çiftçi enflasyonun sorumlusu değil


Hangi kritere bakılırsa bakılsın, çiftçi enflasyonun sorumlusu değil…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Sanki fiyat artışlarının sorumlusu çiftçimizmiş gibi gerçekle ilgisi olmayan açıklamalar bizi rencide ediyor”

-“Son 10 yılda çiftçimizin ürettiği 166 üründen 99’undaki fiyat artışı enflasyonun altındadır”

-“2006-2016 döneminde enflasyon, yıllık ortalamalar karşılaştırıldığında TÜFE’de yüzde 118,12 artarken, tarım ÜFE’de artış yüzde 106,08’de kalmıştır”

-“Tarım ÜFE’den daha fazla artan gıda ve alkolsüz içeceklerde bile son 10 yıldaki enflasyon, ana harcama gruplarından alkollü içecekler ve tütün, lokanta ve oteller, çeşitli mal ve hizmetlerin arkasındadır”

-“Çiftçimizin ürün bazında son 10 yıldaki reel kaybı, koyun derisi, muz, nar, yapağı, kivi, kırmızı turp, satsuma mandalina, starking elma, Washington portakal, zerdali, diğer elmalar, golden elma, clementin mandalinada yüzde 50’nin üzerindedir”

-“Son 10 yılda, çiftçinin reel kaybının koyun derisinde yüzde 72,6’ya, muzda yüzde 71,6’ya, narda yüzde 65,8’e kadar ulaştı”

-“Çiftçimizin reel kaybı, kivide yüzde 57,4, kırmızı turpta yüzde 54,9, satsuma mandalinada yüzde 52,2, starking elmada yüzde 51,3, Washington portakalda yüzde 50,9, vişnede yüzde 49,5, havuçta yüzde 47,2, armutta yüzde 44,6, sofralık çekirdeksiz üzümde yüzde 41,9, salçalık domateste yüzde 40,9, inek sütünde yüzde 40,6’yı buldu”

-“Ayvada yüzde 36, karpuzda yüzde 33,7, şeftali ve patateste yüzde 31,8, sofralık çekirdekli üzümde yüzde 31,5, çilekte yüzde 24,5, ıspanakta yüzde 24,3, kavunda yüzde 23,6, kuru sarımsakta yüzde 23,5, sofralık hıyarda yüzde 22,5, kirazda yüzde 22,4 reel kayıp yaşandı”

-“Reel kayıp kuru soğanda yüzde 19,5, limonda yüzde 19,1, yağlık zeytinde yüzde 17,9, kuru fasulyede yüzde 15,4, mısırda yüzde 14,3, kayısıda yüzde 13,8, yumurtada yüzde 13,4, sofralık zeytinde yüzde 13, patlıcanda yüzde 12,4, erik ve dolmalık biberde yüzde 11,9 düzeyinde gerçekleşti”

-“Çiftçimizin kaybı, sivri biberde yüzde 8,9, kırmızı mercimekte yüzde 8,6, balda yüzde 7,7, şekerpancarında yüzde 7,3, çeltikte yüzde 5,8, incirde yüzde 3,8 oldu”

 

Ankara – 17.09.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sürekli tekrar etmelerine rağmen, enflasyonun sorumlusunun çiftçi olarak görülmeye devam ettiğini bildirerek, “sanki fiyat artışlarının sorumlusu çiftçimizmiş gibi gerçekle ilgisi olmayan açıklamalar bizi rencide ediyor. Son 10 yılda çiftçimizin ürettiği 166 üründen 99’undaki fiyat artışı enflasyonun altındadır” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, rakamların çiftçinin enflasyonun sebebi değil, mağduru olduğunu çok net olarak ortaya koyduğunu belirtti. Hangi kritere bakılırsa bakılsın, çiftçinin enflasyonun sorumlusu olarak gösterilemeyeceğine dikkati çeken Bayraktar, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) üretici fiyatları verilerine göre, son 10 yılda çiftçinin ürettiği 166 üründen 99’undaki fiyat artışının enflasyonun altında kaldığını vurguladı.

2006-2016 döneminde enflasyonun, yıllık ortalamalar karşılaştırıldığında tüketici fiyatları endeksinde (TÜFE) yüzde 118,12 artarken, tarım üretici fiyatlarında (Tarım ÜFE) artışın 12,04 puan daha altta yüzde 106,08’de kaldığı bilgisini veren Bayraktar, “Tarım ÜFE’den daha fazla artan gıda ve alkolsüz içeceklerde bile son 10 yıldaki enflasyon, ana harcama gruplarından alkollü içecekler ve tütün, lokanta ve oteller, çeşitli mal ve hizmetlerin arkasındadır. Yıl sonları itibarıyla gıda ve alkolsüz içeceklerdeki fiyat artışı yüzde 147,46 iken, fiyatlar, çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde 147,83, lokanta ve otellerde yüzde 169,84, alkollü içecekler ve tütünde yüzde 250,93 artmıştır ” dedi.

 

-Reel kayıp yaşanan ürünler-

 Çiftçinin ürün bazında son 10 yıldaki reel kaybının, koyun derisi, muz, nar, yapağı, kivi, kırmızı turp, satsuma mandalina, starking elma, Washington portakal, zerdali, diğer elmalar, golden elma, clementin mandalinada yüzde 50’nin üzerinde olduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kayıp, vişne, grannysmith elma, havuç, kuru bezelye, keçi derisi, armut, diğer mandalina, kıl, taze bezelye, king mandalina sofralık çekirdeksiz üzüm, yeni dünya, keçiboynozu, Trabzon hurması, salçalık domates, inek sütünde yüzde 40 ile yüzde 50 arasındadır.  

“10 yıllık reel kayıp, diğer portakal, beyaz lahana, kültür mantarı, Yafa portakal, brokoli, ayva, karpuz, göbekli marul, Amasya elma, nektarin, şeftali, patates, sofralık çekirdekli üzüm, sığır derisi, nanede yüzde 30-40 arasını bulmaktadır.

Kayıp, semizotu, kırmızı lahana, karnabahar, şaraplık üzüm, balkabağı, pazı, kıvırcık marul, çilek, turşuluk hıyar, kiraz, Brüksel lahana, roka, salçalık biber, kök kereviz, greyfurt ve turunçta yüzde 20-30 arasındadır.

Son 10 yılda çiftçimiz aysberg marul, kuru soğan, limon, yağlık zeytin, pırasa, kuru fasulye, sakız kabak, mısır, bayır turpu, kayısı, yumurta, taze sarımsak, sofralık zeytin, taze bakla, patlıcan, erik, dolmalık biberde yüzde 10 ile yüzde 20 arasında reel kayba uğramıştır.

Çiftçimizin kaybı, taze barbunya fasulye, sivri biber, kırmızı mercimek, dut, bal, muşmula, şekerpancarı, yumurta tavuğu, sap kereviz, çeltik, kızılcık, taze fasulye, taze soğan, incir, kırmızı pancar, yemeklik bakla, balmumu ve et tavuğunda yüzde 10’un altında gerçekleşmiştir.”

 

-Reel kayıp en fazla koyun derisi, muz ve narda yaşandı-

 Son 10 yılda, çiftçinin reel kaybının koyun derisinde yüzde 72,6’ya, muzda yüzde 71,6’ya, narda yüzde 65,8’e kadar ulaştığına dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Çiftçimizin reel kaybı, kivide yüzde 57,4, kırmızı turpta yüzde 54,9, satsuma mandalinada yüzde 52,2, starking elmada yüzde 51,3, Washington portakalda yüzde 50,9, vişnede yüzde 49,5, havuçta yüzde 47,2, armutta yüzde 44,6, sofralık çekirdeksiz üzümde yüzde 41,9, salçalık domateste yüzde 40,9, inek sütünde yüzde 40,6’yı buldu. Ayvada yüzde 36, karpuzda yüzde 33,7, şeftali ve patateste yüzde 31,8, sofralık çekirdekli üzümde yüzde 31,5, çilekte yüzde 24,5, ıspanakta yüzde 24,3, kavunda yüzde 23,6, kuru sarımsakta yüzde 23,5, sofralık hıyarda yüzde 22,5, kirazda yüzde 22,4 reel kayıp yaşandı. Reel kayıp kuru soğanda yüzde 19,5, limonda yüzde 19,1, yağlık zeytinde yüzde 17,9, kuru fasulyede yüzde 15,4, mısırda yüzde 14,3, kayısıda yüzde 13,8, yumurtada yüzde 13,4, sofralık zeytinde yüzde 13, patlıcanda yüzde 12,4, erik ve dolmalık biberde yüzde 11,9 düzeyinde gerçekleşti. Çiftçimizin kaybı, sivri biberde yüzde 8,9, kırmızı mercimekte yüzde 8,6, balda yüzde 7,7, şekerpancarında yüzde 7,3, çeltikte yüzde 5,8, incirde yüzde 3,8 oldu.”

 Acı olanın 2016 yılı ortalama fiyatlarının, 2006 yılı ortalamasının, koyun derisinde yüzde 40,2, muzda yüzde 38, narda yüzde 25,4, yapağıda yüzde 20,3, kivide yüzde 7,2, kırmızı turpta yüzde 1,5 altında kalması olduğunu bildiren Bayraktar, “çiftçimiz bazı ürünlerde, 10 yıl önceki fiyatı bile bulamıyorsa önemli bir sorun var demektir” dedi.

 

-Reel kayıp yaşanmayan ürünler-

 Fiyat artışı enflasyonun üzerinde gerçekleşen, bundan dolayı da reel kazanç sağlayan 66 ürün içinde, ilk üç sırayı yüzde 261,5 artışla çerezlik kabak, yüzde 163,2 ile ipek kozası ve yüzde 123,4 ile manda sütünün aldığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Yeşil mercimek, şalgam, tiftik, kıl keçisi, nohutun içinde olduğu 7 ürün yüzde 50 ile yüzde 85 arasında, 4 üründe yüzde 40-50 arasında, 7 üründe yüzde 30-40 arasında, 11 üründe yüzde 20-30 arasında, 16 üründe yüzde 10-20 arasında, 18 üründe yüzde 0-10 arasında reel artış görüldü. Maydanozda ise fiyat 10 yıllık dönemde TÜFE artışı kadar yükseldiği için reel değişim olmadı. Reel artışın yüzde 15’in altında kaldığı ürünler içinde arpa, kültür sığırı, sığır eti, sofralık domates, Antep fıstığı, badem, koyun eti, manda eti, haşhaş kapsülü, soya, keçi eti, buğday, kütlü pamuk gibi önemli ürünler bulunuyor.

Durum buğdayında yüzde 3,2, diğer buğdayda yüzde 5,2, kütlü pamukta yüzde 0,6 gibi çiftçimizin refah seviyesini artırmayan, enflasyona yakın oranda düşük artışlar yaşandı.

Sığır etinde 10 yıllık dönemde reel artış yüzde 11,5’de, sofralık domateste yüzde 11’de, Antep fıstığında yüzde 10,9’da, bademde yüzde 9,9’da, koyun etinde yüzde 9,8’de, soyada yüzde 7,3’de, keçi etinde yüzde 6,9’da kaldı.”

 

-Girdilerdeki artış-

 Bayraktar, 2006-2016 döneminde mazot ve üre gübresi hariç temel girdilerdeki fiyat artışının tarım ÜFE’deki artışın üzerinde gerçekleştiğini belirtti. Bayraktar, tarım ÜFE’deki yüzde 106,08’lik artışa karşın birinci grup ekmeklik buğday tohumu fiyatının yüzde 123,73, DAP gübresi fiyatının yüzde 128,57, süt yemi fiyatının yüzde 160,06, elektrik fiyatının yüzde 161,76 arttığını, buna karşın üre gübresinde yüzde 81,72, mazotta yüzde 72,97 artışın tarım ÜFE’deki artışın altında kaldığını bildirdi.

 

Tarım, istihdamda sanayiyle arasındaki farkı 374 bine çıkardı…


-Tarım, istihdamda sanayiyle arasındaki farkı 374 bine çıkardı…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Tarım, Mayıs ayında 191 bin olan sanayiyle arasındaki istihdam farkını Haziran ayında 374 bine yükseltti”

-“Mayıs ayında 5 milyon 577 bin olan tarım istihdamı, Haziran’da 180 bin kişi artarak 5 milyon 757 bine çıkarken, sanayinin istihdamı 3 bin kişi azalarak 5 milyon 383 bine indi”

-“Tarım, Haziran’da işsizliği 2 puan düşürerek yüzde 12,2’den yüzde 10,2’ye çekti”

 

Ankara – 15.09.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu yıl Mayıs ayında istihdamda sanayiyi geride bırakan tarım, Mayıs ayında 191 bin olan sanayiyle arasındaki istihdam farkını Haziran ayında 374 bine yükselttiğini bildirdi.

Bayraktar, “Mayıs ayında 5 milyon 577 bin olan tarım istihdamı, Haziran’da 180 bin kişi artarak 5 milyon 757 bine çıkarken, sanayinin istihdamı 3 bin kişi azalarak 5 milyon 383 bine indi” dedi.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, 2016 Haziran ayında ve 2017 Mayıs ayında 5 milyon 577 bin olan tarımda istihdamın 2017 Haziran ayında 5 milyon 757 bine yükseldiğini belirtti. Tarımdaki istihdamın Haziran ayında hem Mayıs ayına göre arttığını hem de geçen yılın Haziran ayının üzerine çıktığını bildiren Bayraktar, “Haziran ayında tarımdaki istihdamda olumlu gelişmeler oldu. Tarımda istihdam Haziran’da hem geçen yılın Haziran hem de bu yılın Mayıs ayına göre 180 bin kişi arttı” dedi.

 

-Tarımın istihdamdaki payı yüzde 20,1, sanayininki yüzde 18,8-

 

Haziran ayında 28 milyon 703 bin olan toplam istihdamın yüzde 20,1’ini tarımın karşıladığına, bu rakamın geçen yılın Haziran ayında yüzde 20,2, bu yılın Mayıs ayında ise yüzde 19,6 olduğunu bildiren Bayraktar, tarımın istihdam içindeki payının geçen yıl Haziran ayına göre gerilemesinde temel sebebin, 2016 Haziran ayında 27 milyon 651 bin olan toplam istihdamın bir yıllık sürede 1 milyon 52 bin artmasından kaynaklandığını vurguladı.

Bayraktar, tarımın istihdamda yüzde 20,1 pay almasına karşın, sanayinin payının yüzde 18,8’da, inşaatın payının yüzde 7,6’da kaldığını, istihdamda en büyük payın yüzde 53,6 payla hizmetlerde olduğunu belirtti.

 

-3 milyon 79 bin erkek, 2 milyon 678 kadın tarımda çalışıyor-

 

Şemsi Bayraktar, 2017 Haziran ayında tarımda 3 milyon 79 bin erkek ve 2 milyon 678 bin kadının istihdam edildiğini bildirdi. Erkeklerin yüzde 15,6’sının, kadınların yüzde 30’unun tarımda çalıştığını, tarımın işsizliği aşağıya çeken en önemli sektörlerden biri olduğunu vurgulayan Bayraktar, Haziran ayında tarımın kadınlarda işsizliği 4,5 puan düşürerek yüzde 18’den yüzde 13,5’e, erkeklerde 1,3 puan düşürerek yüzde 9,9’dan yüzde 8,6’ya, toplamda işsizliği 2 puan düşürerek yüzde 12,2’den yüzde 10,2’ye indirdiğini belirtti.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, tarımda istihdamın Temmuz ve Ağustos aylarında en üst noktaya ulaştığını hatırlattı.