Zeytinyağı fark ödemesi desteğinde son gün 2 Haziran…


-Zeytinyağı fark ödemesi desteğinde son gün 2 Haziran…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Zeytinyağı fark ödemesi desteği için, 30 Eylül 2016 tarihinde başlayan ve zeytin sıkma bedelinin faturası olan tasiriye faturalarının teslim süresi, 2 Haziran Cuma günü sona erecek”

-“Çiftçilerimizin, belge teslimlerini 2 Haziran Cuma günü mesai bitimine kadar Gıda, Tarım ve Hayvancılık il ve ilçe müdürlüklerine yapmaları gerekiyor. Aksi takdirde destekten faydalanamayacaklar”

 

Ankara – 31.05.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, zeytinyağı fark ödemesi desteği için, 30 Eylül 2016 tarihinde başlayan ve zeytin sıkma bedelinin faturası olan tasiriye faturalarının teslim süresinin 2 Haziran Cuma günü sona ereceğini bildirdi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, çiftçilerin, belge teslimlerini 2 Haziran 2017 Cuma günü mesai bitimine kadar Gıda, Tarım ve Hayvancılık il ve ilçe müdürlüklerine yapmaları gerektiğini, aksi takdirde destekten faydalanamayacaklarını belirtti.

2016 yılı tarımsal destekleri kapsamında verilecek olan zeytinyağı fark ödemesinin kilogram başına 80 kuruş olduğunu hatırlatan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Destekten 2016 yılına ait çiftçi kayıt sistemi (ÇKS) kayıtlarını yaptıranlar yararlanacak. 2016 yılında üretilerek satışı yapılan zeytinyağına tarımsal veriler kullanılarak belirlenecek olan verim değerlerine göre, destekleme ödemesi yapılacak.

Fark ödemesi desteği kapsamında zeytinyağında desteğe tabi ürün miktarının belirlenmesinde; üretim alanına karşılık gelen üretim miktarı ve alım satım belgesi ile birlikte tasiriye faturası da dikkate alınarak değerlendiriliyor. Zeytinyağı için tasiriye faturalarının tarihi, il/ilçe tahkim komisyonları tarafından belirlenen zeytin sıkma başlangıç ve bitiş tarihleri arasında olması gerekiyor.

Zeytin sıkma tesisi, aynı zamanda çiftçi olan gerçek veya tüzel kişiliğe ait ise tasiriye faturası düzenlenemeyeceğinden, üretilen zeytinin maliyet bedeli ölçüsüne göre değerlendirilerek, tasiriye faturasında yer alması gereken bilgilerin doğrudan doğruya kanuni defterlere açıklama yapılmak suretiyle kayıt altına alınması zorunluluğu bulunuyor. Bu kayıtlar, il/ilçe müdürlüğü tarafından kayıt fotokopileri üzerine ‘aslı görülmüştür’ ibaresi yazılarak onaylanması halinde, tasiriye faturası yerine kabul ediliyor. Üreticiye ait zeytinyağı alım satım belgelerinin tarihi üreticiye ait en erken tarihli tasiriye faturası ile aynı veya daha sonraki tarihli olabiliyor. Ancak en erken tarihli tasiriye faturasından önce olmaması gerekiyor.”

Dünya Arı Günü

-Dünya Arı Günü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Arıcılık ülkemizde dev bir sektör haline geldi. Çin’in

ardından bal üretiminde dünyada ikinciyiz. Toplam 84 binden

fazla işletme, 7,9 milyonu aşkın kovanda 105 bin 727 ton

bal üretiliyor”

-“Bal üretiminde ilk sırayı 16 bin 278 tonla Ordu alırken,

Muğla 15 bin 875 tonla ikinci, Adana 9 bin 477 tonla üçüncü,

Aydın 3 bin 958 tonla dördüncü, Mersin 3 bin 252 tonla beşinci,

Balıkesir 3 bin 105 tonla altıncı, Sivas 2 bin 861 yedinci,

İzmir 2 bin 742 tonla sekizinci, Van 2 bin 408 tonla dokuzuncu,

Antalya 2 bin 394 tonla onuncu sırada bulunuyor.

-“Bal arıları, bitkiden bitkiye konarak yaptığı tozlaşma ile

ekosistemin devamlılığını sağlıyor. Arılar olmadan

ekosistem olmaz”

-“Son yıllarda önlenemeyen kırsaldan kente göçü önleyecek

faaliyetler içinde arıcılık da bulunmaktadır”

-“Arıcılığa yapılan yatırımların diğerlerinden farklı bir özelliği de

yatırım tutarının düşük kalması ve yatırım için gerekli

tüm ekipmanların yurt içinden karşılanabiliyor olmasıdır”

-“Ülkemizde bakir denilebilecek uygun floraların bulunması

organik bal üretimi için de büyük avantajlar sağlıyor”

-“Arı üreticilerinin birlikler ya da kooperatifler şeklinde gelişmiş

ülkeler seviyesinde örgütlenememesi ve mevcut örgütlerin de

yeterince güçlü olmaması pazarlamada soruna neden olmaktadır”

 

Ankara – 29.05.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, arıcılığın Türkiye’de dev bir sektör haline geldiğini bildirerek, “Çin’in ardından bal üretimde dünyada ikinciyiz. Toplam 84 binden fazla işletme, 7,9 milyonu aşkın kovanda 105 bin 727 ton bal üretiyor” dedi.

Bayraktar, Dünya Arı Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, bal arılarının bitkiden bitkiye konarak yaptığı tozlaşma ile ekosistemin devamlılığını sağladığını, arılar olmadan ekosistemin olamayacağını belirtti. Ülkemizde arıcılığın, çok fazla sermayeye, tarım arazisine gerek duymadan yapılabilecek, genç çiftçilerle kadın çiftçilerimizin yanı sıra, köylerimizde kalan yaşlı nüfusun da uğraşı alanı olabilecek bir faaliyet alanı olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Son yıllarda önlenemeyen kırsaldan kente göçü önleyecek faaliyetler içinde arıcılık da bulunmaktadır. Arıcılığa yapılan yatırımların diğerlerinden farklı bir özelliği de yatırım tutarı düşük kalması ve yatırım için gerekli tüm ekipmanların yurt içinden karşılanabiliyor olmasıdır. Bundan dolayı, arıcılıkta dışa bağımlılık bulunmamaktadır.

Arıcılık aynı zamanda insanımıza bal, polen gibi sağlıklı ürünler sağlayan bunun yanı sıra ihracatta da önemli getirisi olabilecek potansiyeli bulunan bir faaliyettir.

Ülkemiz doğal yapı ve nektar kaynakları bakımından çok zengindir. Büyük bir arıcılık potansiyeline sahiptir. Ülkemizin topoğrafik yapısından kaynaklanan farklı yükseltilerin bulunması, değişik iklim bölgelerine sahip olması, sanayi ve yerleşim yerlerinde uzak, kimyasal ilaç ve gübre kullanımının olmadığı işlenmeyen tarım alanlarının, mera ve çayırlıkların fazlalığı Türkiye’ye arıcılık bakımından büyük avantajlar sağlamaktadır.

Türkiye, bitki çeşitliği bakımından da çok geniş bir yelpazeye sahiptir. Çeşitlilik içinde arıcılık açısından önem arz eden bir diğer olay da ülkemiz bitki örtüsünde, yalnızca belirli bölgede yetişebilen, yöreye özgü, endemik bitkilerin oranının yüzde 30’un üzerinde olmasıdır.”

 

-Dünya bal üretiminde ikinci sıradayız-

 Bayraktar, 1,5 milyon tondan fazla dünya bal üretiminin yüzde 30,6’sını Çin’in ürettiğini, Türkiye’nin, Çin’in ardından yüzde 6,85’lik pay ile ikinci sırada bulunduğunu, ülkemizi yüzde 5,35 ile ABD, yüzde 5,03 ile İran, yüzde 4,96 ile de Rusya’nın izlediğini bildirdi.

 

-Kovan başı verim çok düşük-

 2016 verilerine göre ülkemizde arıcılıkla uğraşan işletme sayısının 84 bin 47 olduğunu, 7 milyon 900 bin 364 kovanda 105 bin 727 ton bal üretildiğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Türkiye’nin arıcılığa her yönden uygun olması, arıcılığın gelişimini olumlu yönde etkilemiş, 2000-2016 döneminde kovan sayısı 4,3 milyondan 7,9 milyona, bal üretimi ise 61 bin tondan 106 bin tona yükselmiştir. Buna karşın, hala kovan başına bal verimi ortalama 13,4 kilogramla düşük kalmaktadır. Çin’de bu rakamın, 50,1 kilogram olduğu düşünüldüğünde ülkemiz verimindeki yetersizlik net olarak görülmektedir.

 -2,2 milyar dolarlık dünya bal ihraç pazarından yüzde 1,1 pay alıyoruz-

 Dünya bal ihraç pazarının 2,2 milyar dolar olduğunu belirten Bayraktar, dünya üretiminde ikinci sırada yer alan bir ülkenin bu pazardan yüzde 1,1 pay almasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Bayraktar, “ihracat bakıldığında yüzde 12,9 ile Çin ilk sırayı alıyor, bunu yüzde 8,95 ile Yeni Zelanda, yüzde 7,31 ile de Arjantin izliyor. Biz ürettiğimizin sadece yüzde 3,4’ünü ihraç ediyoruz. Bunu mutlaka artırmamız, ihracatta da ilk sıralarda yer almamız lazım” dedi.

 

-Dünya’da 33 ülkeye bal ihraç ediyoruz-

 Bu kadar büyük üretimimize rağmen bal ihracatımızın 3 bin 623 tonda (14,9 milyon dolar) kalmasının potansiyelimize göre çok az olduğunu ifade eden Bayraktar; açıklamasında, “dünyada 33 ülkeye bal ihraç ediyoruz ama bu ihracatın yüzde 81’ini ABD, Almanya ve Suudi Arabistan’a yapıyoruz. Diğer ülkelerdeki pazar paylarımızı artırmamız elzemdir. Bal ihracatımızda ilk sırayı yüzde 36,75 ile ABD almakta, bunu yüzde 36,5 ile Almanya, yüzde 7,73 ile de Suudi Arabistan izlemektedir” bilgisini verdi.

 

-İller arasında Ordu birinci, Muğla ikinci, Adana üçüncü sırada-

 Bayraktar, şunları kaydetti:

“İller arasında bal üretiminde ilk sırayı 16 bin 278 tonla Ordu alırken, Muğla 15 bin 875 tonla ikinci, Adana 9 bin 477 tonla üçüncü, Aydın 3 bin 958 tonla dördüncü, Mersin 3 bin 252 tonla beşinci, Balıkesir 3 bin 105 tonla altıncı, Sivas 2 bin 861 yedinci, İzmir 2 bin 742 tonla sekizinci, Van 2 bin 408 tonla dokuzuncu, Antalya 2 bin 394 tonla onuncu sırada bulunuyor. Toplam bal üretiminin yüzde 39,7’si Ordu, Muğla ve Adana’da üretildi.

Ülkemizde çoğunlukla gezginci olarak yapılan arıcılıkta, arıcılarımızın büyük bir kısmı arılarını Akdeniz ve Ege bölgelerinde kışlatmakta ardından Mayıs ayında İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya götürmektedirler. Arıcılarımızın bir kısım çiçek balı için Sivas, Erzurum, Muş, Bingöl ve Bitlis’e, ayçiçeği balı için Trakya ve Ege Bölgelerine gitmektedirler.”

Ülkemizde bakir denilebilecek uygun floraların bulunmasının organik bal üretimi için de büyük avantajlar sağladığını vurgulayan Bayraktar, “kimyasal katkı maddelerinden ve şeker katkısından uzak, tarımsal ilaçlama ve kimyasal gübrelemenin yapılmadığı ortam zorunluluğu şartı, ülkemizin pek çok yöresinde organik bal üretiminin yapılabileceğini göstermektedir” dedi.

 

-Sorunlar ve yapılması gerekenler-

 Bu olumlu göstergelere rağmen arıcılığın eğitim, pazarlama, örgütlenme, damızlık, kalite kontrol başta olmak üzere sorunları bulunduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Arı üreticilerinin birlikler ya da kooperatifler şeklinde gelişmiş ülkeler seviyesinde örgütlenememesi ve mevcut örgütlerin de yeterince güçlü olmaması pazarlamada soruna neden olmaktadır.

Hastalık ve zararlılara karşı bilinçsizce ilaç kullanımının balda kalıntıya neden olması,

Merdivenaltı üretilen sahte balların denetimlerinin tam anlamıyla yapılamaması,

Kaçak bal girişlerinin önlenememesi sorunlardan bazılarıdır.

Arıcıların, ürettiği balın yanı sıra katma değer sağlayan polen, arı sütü, propolis gibi diğer ürünlerin de üretebilmesi için teşvik edilmesi,

Arıcılar modern arıcılık konusunda eğitilmeli, yeni arıcılığa başlayanlar için kurslar açılması, genç çiftçilerin desteklenmeye devam edilmesi,

Bal, polen, propolis, arı sütü, tüketiminin yaygınlaştırılması için tüketicilere yönelik çalışmaların yapılması,

Bölge şartlarına uygun ana arıların üretilerek arıcılara dağıtımının sağlanması,

Organik bal üretiminin artırılması için üreticiye verilen desteklerin artarak devam etmesi gerekiyor.”

 

İller itibarıyla 2016 yılı bal üretimi şöyle:

İller

Bal

Üretimi

(ton)

Pay (Yüzde)

Ordu

16.278

15,40

Muğla

15.875

15,02

Adana

9.477

8,96

Aydın

3.958

3,74

Mersin

3.252

3,08

Balıkesir

3.105

2,94

Sivas

2.861

2,71

İzmir

2.742

2,59

Van

2.408

2,28

Antalya

2.394

2,26

Şanlıurfa

1.818

1,72

Bitlis

1.747

1,65

Erzurum

1.610

1,52

Erzincan

1.451

1,37

Hakkari

1.354

1,28

Denizli

1.318

1,25

Diyarbakır

1.287

1,22

Hatay

1.261

1,19

Çanakkale

1.155

1,09

Kars

1.151

1,09

Siirt

1.122

1,06

Trabzon

1.096

1,04

Rize

1.046

0,99

Samsun

1.012

0,96

Giresun

954

0,90

Kahramanmaraş

931

0,88

Konya

910

0,86

Bingöl

874

0,83

Edirne

865

0,82

Artvin

829

0,78

Afyon

805

0,76

İstanbul

786

0,74

Kırklareli

770

0,73

Bursa

769

0,73

Manisa

733

0,69

Sakarya

697

0,66

Osmaniye

696

0,66

Tekirdağ

660

0,62

Ankara

633

0,60

Malatya

631

0,60

Tunceli

621

0,59

Gümüşhane

595

0,56

Tokat

515

0,49

Kocaeli

515

0,49

Burdur

511

0,48

Muş

505

0,48

Niğde

490

0,46

Bayburt

484

0,46

Kayseri

474

0,45

Düzce

450

0,43

Adıyaman

446

0,42

Şırnak

439

0,41

Karaman

401

0,38

Elazığ

396

0,37

Çorum

383

0,36

Yalova

371

0,35

Kastamonu

355

0,34

Zonguldak

336

0,32

Çankırı

334

0,32

Mardin

300

0,28

Isparta

252

0,24

Aksaray

232

0,22

Kütahya

228

0,22

Yozgat

226

0,21

Sinop

219

0,21

Iğdır

218

0,21

Amasya

207

0,20

Bolu

201

0,19

Ardahan

201

0,19

Ağrı

179

0,17

Bartın

171

0,16

Kırıkkale

157

0,15

Eskişehir

153

0,14

Karabük

152

0,14

Batman

142

0,13

Bilecik

125

0,12

Gaziantep

111

0,10

Uşak

104

0,10

Kırşehir

98

0,09

Nevşehir

88

0,08

Kilis

24

0,02

TOPLAM

105.727

100,00

Biz Kanada mercimeği yiyoruz, zengin ülkeler Türk mercimeği…


Biz Kanada mercimeği yiyoruz, zengin ülkeler Türk mercimeği…

Biz Kanada mercimeği yiyoruz, zengin ülkeler Türk mercimeği…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Mercimekte üreticimiz yeterince kazanamıyor, mahsul elinde kalabiliyor, maliyetinin altında satabiliyor, böyle olunca ekimden kaçınıyor, ekim alanları ve üretim düşüyor”

-“Dünyanın en lezzetli, kaliteli kırmızı mercimeğini üretiyoruz, ürün, ihtiyacımızı ve ihracatı karşılayamayınca, ürettiğimiz yüksek

fiyattan ihracata gidiyor, bize Kanada mercimeği kalıyor”

-“Kanada, mercimeği, 1970’li yıllarda ülkemizden götürdü, soğuk iklimine uyum sağlasın diye genleriyle oynadı, dünyanın en büyük ihracatçısı oldu”

-“Destekler artırılır, yeterli fiyat oluşturulur, alım garantisi sağlanırsa üretim rahatlıkla artar, halkımız da lezzetli mercimeğimiz varken Kanada mercimeği yemek zorunda kalmaz”

-“Ürünü depolama imkanı bulunmayan, üretim aşamasında kullandığı girdileri hasat döneminde ödemeli olarak alan üreticimiz, hasadı takiben ürünü piyasaya sunuyor. Oluşan arz fazlası üretici fiyatlarının düşmesine yol açıyor”

-“Hasat döneminde ithalat yapılmamalıdır”

-“Üretici fiyatlarının maliyetin altında oluştuğu dönemlerde fiyatlara müdahale edecek bir kurum oluşturulmalıdır”

 

Ankara – 28.05.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, mercimekte üreticinin yeterince kazanamadığını, mahsul elinde kalabildiğini, maliyetinin altında satabildiğini, böyle olunca ekimden kaçındığını, ekim alanları ve üretimin düştüğünü bildirerek, “dünyanın en lezzetli, kaliteli kırmızı mercimeğini üretiyoruz, ürün, ihtiyacımızı ve ihracatı karşılayamayınca, ürettiğimiz yüksek fiyattan ihracata gidiyor, bize Kanada mercimeği kalıyor” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, kırmızı mercimekte bugünlerde başlayan hasadın Haziran ayında yoğunlaşacağını belirtti. Mercimekte, üretimin artırılamamasının en önemli nedeninin, üreticilerin kırmızı mercimekten yeterli geliri elde edememesi olduğunu belirten Bayraktar, destekler artırıldığında ve piyasada yeterli fiyat oluştuğunda üreticilerin buna ekim alanı genişlemesi ve artan üretimle cevap vereceğini vurguladı.

 

-Protein, vitamin ve mineral deposu-

 

Gelir seviyesi nedeniyle hayvansal protein tüketiminde gelişmiş ülkelerin gerisinde kalan Türkiye’de, bitkisel kaynaklı protein tüketiminin beslenmede büyük önem taşıdığını, bu tüketimde de baklagillerin ayrı bir yeri bulunduğunu ifade eden Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bileşiminde yüzde 18-31,6 oranda protein içeren baklagillerin beslenme sorununun çözümünde ve beslenmedeki protein açığının giderilmesinde etkin ve ekonomik ürün grubunu oluşturmaktadır.

Hasadı süren kırmızı mercimek barındırdığı proteinin yanı sıra, B grubu vitaminler bakımından da oldukça zengindir. Aynı zamanda kalsiyum, magnezyum, sodyum, potasyum ve fosfor gibi makro elementler, bakır, demir, manganez ve çinko gibi mikro elementlerce zengin bir mineral kaynağıdır.

Kırmızı mercimek gerek lezzeti gerek yüksek besin değeriyle dünya ve Türk mutfaklarının vazgeçilmezleri arasında yer almaktadır.

Ülkemizde üretimi gerçekleştirilen 7 çeşit baklagil arasında kırmızı mercimek toplam üretimden yüzde 31,9 oranında pay alarak nohuttan sonra ikinci sırada yer almaktadır. 2005 yılında 387 bin hektara ulaşan ekim alanının, 2016 yılına kadar yüzde 39,3 azalarak 235 bin hektara, aynı dönemde üretim ise yüzde 40,5 düşerek 580 bin tondan 345 bin tona geriledi. Primler, 2014 yılında yüzde 100, 2016 yılında yüzde 50 artırılmasına rağmen üretimdeki büyüme yetersiz kaldı. 2012 yılında 410 bin ton olan üretim, 2014 yılında 325 bin tona indikten sonra, desteğin de etkisiyle 2015 yılı 340 bin tona, 2016’da ise 345 bin tona yükseldi. Bu yıl birinci tahmin verilerine göre üretim 370 bin tonu bulacak. Yalnız bu rakam bile ihtiyacı karşılamıyor. Desteklerin daha fazla artırılması gerekmektedir.”

 

-Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin ve Batman’ın payı yüzde 89,1-

 

Bayraktar, kırmızı mercimek üretiminin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yoğunlaştığını bildirerek, “en fazla üretim yapılan illerimiz Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin ve Batman’dır. Bu illerimizin toplam kırmızı mercimek üretiminden aldıkları pay yüzde 89,1’dir” dedi.

Üretimden yeterli geliri elde edemeyen çiftçinin üretim açığını bir türlü kapatamadığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Neredeyse tamamı Kanada’da ithal edilen kırmızı mercimek arz açığımızı karşılamakta ve kalanı da dahilde işleme rejimi kapsamında paketlenerek, işlenerek ihraç edilmektedir. Nitekim 2014/2015 sezonunda ihtiyacımız 378 bin ton iken, 325 bin ton olan üretimimizin yanında 236 bin tonluk ithalat gerçekleştirilmiş ve toplam arzın 205 bin tonu da ihraç edilmiştir.

Dünyanın en kaliteli ve lezzetli mercimeği ülkemizde üretiliyor. Yurtdışına 205 bin ton mercimek ihraç ediyoruz, Bunu iç piyasada neden tüketmiyor, halkımıza ucuz, kalitesiz ve lezzeti olmayan Kanada mercimeği yediriyoruz. Kanada, mercimeği, 1970’li yıllarda ülkemizden götürdü, soğuk iklimine uyum sağlasın diye genleriyle oynadı, dünyanın en büyük ihracatçısı oldu.

Yerli ile ithal mercimek yapısal olarak aynı olmakla birlikte lezzet ve protein değeri olarak farklıdır. Mercimekte güneşlenme süresi arttıkça lezzeti ve besin değeri artar. Dolayısıyla yerli ürün daha lezzetli ve yüksek oranda proteine sahiptir. Bu kalitenin bir diğer önemli nedeni de mercimeğin gen kaynağının ülkemiz olması nedeniyle üreticinin yerli tohumla üretim yapılmasıdır.”

Dar gelirli vatandaşlarımıza dağıtılan iftar paketlerinde ucuz, ithal bakliyatlar konulmaması gerektiğini vurgulayan Bayraktar, “Kalitesiz ithal mercimek iç piyasada ‘yerli ürün’ adı altında satılıyor. Çiftçimizin alın teriyle ürettiği, besin değeri ve kalorisi yüksek yerli ürünümüzün hak ettiği değeri bulamamasından dolayı her geçen yıl üretim azalıyor. Gerekli tedbirler alınmalı ve milli ürünümüz kırmızı mercimeğimiz korunmalıdır” dedi.

 

-“Tüketim artıyor, üretimde yeterli artış sağlanamıyor”-

 

Ziraat Odalarından aldıkları bilgiye göre, bu yıl ekiliş alanında artış olduğunun bilgisini veren, birinci tahmin verilerinin de 370 bin tonla bunu doğruladığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kırmızı mercimek tüketimi, nüfus artışına paralel olarak artıyor. Ancak üretimde yeterli artış sağlanamıyor. Kırmızı mercimek 2012-2013 yılında yüzde 122,4 gibi yüksek bir yeterlilik oranına sahipken 2013/2014 döneminde bu rakam yüzde 73,4’e düştü. Oran 2014/2015’de yüzde 90,3’e yükseldikten sonra 2015-2016 sezonunda yüzde 81,6’ya geriledi. Destekler artırılır, yeterli fiyat oluşturulur, alım garantisi sağlanırsa üretim rahatlıkla artar, halkımız da lezzetli mercimeğimiz varken Kanada mercimeği yemek zorunda kalmaz. Ürünü depolama imkanı bulunmayan, üretim aşamasında kullandığı girdileri hasat döneminde ödemeli olarak alan üreticimiz, hasadı takiben ürünü piyasaya sunuyor. Oluşan arz fazlası üretici fiyatlarının düşmesine yol açıyor. Hasat döneminde ithalat yapılmamalıdır. Üretici fiyatlarının maliyetin altında oluştuğu dönemlerde fiyatlara müdahale edecek bir kurum oluşturulmalıdır.”

 

-“Kurak alanlarda mercimek ekim nöbetine alınmalı, üretici bu yönde teşvik edilmelidir”-

 

Mercimek ekim alanlarının genişletilmesi bakımından geçmişte uygulanan nadas alanlarda üretim uygulamasının yeniden başlatılması gerektiğini belirten Bayraktar, “kurak ve yarı kurak alanlarda mercimeğin ekim nöbetine girmesi, gerek birim alanda elde edilen verimin artırılması gerekse nadas alanlarının azaltılması açısından önemlidir. Bu sayede boş bırakılan, üretim alanları hem baklagillerin yüksek azot bağlama kapasitesi ile zenginleşecek hem de üretimde artış sağlanarak halkımızın kaliteli ürün tüketmesi daha kolay olacaktır” dedi.

Bayraktar’ın Ramazan öncesi basın toplantısı…

-Bayraktar’ın Ramazan öncesi basın toplantısı…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Et fiyatlarında artış beklentimiz yoktur. Fiyatların bu şartlarda mevcut seviyesini koruyacağını düşünüyoruz”

-“Hep söylüyoruz, besilik dana ve özellikle yem maliyetlerinde düşüş sağlanmadan üretici fiyatlarının inmesi mümkün değildir. Ağırlıklı olarak fabrika yemi kullanan besicilerimize yem desteği

verilmelidir”

-“Nisan ayı itibarıyla son bir yılda yem fiyatlarında, yüzde 17 ile yüzde 36 arasında değişen oranlarda artış meydana geldi. Besilik dana fiyatı yine Nisan ayı itibarıyla son bir yılda yüzde 8,2 oranında arttı”

-“Yemde KDV, yüzde 8’den yüzde 0’a indirildiği halde, üreticimiz bundan yararlanamamış, fiyatlarda enflasyonun çok üzerinde bir artış meydana gelmiştir”

-“Elimizde yeterli mal var. Bu görülüyor. Spekülasyona dikkat etmek lazım. Arz yeterli ama spekülatif faaliyetler fiyatları bir miktar yukarı çekebilir. Bir takım tedbirlerin alınması gerekir. Bu manada da belki Et ve Süt Kurumu’na bir görev düşecektir. Bir spekülasyon olursa, Ramazan ayı boyunca piyasaya mal verebilir”

-“Bu yıl ve geçen yılın Ramazan öncesi fiyatları karşılaştırdığımızda, market raflarında fiyatı en çok artan ürün domates, fiyatı en çok düşen ürün ise kuru incir oldu”

-“Bu dönemde üreticide ise fiyatı en çok artan ürün patates olurken, fiyat düşüşü en çok yeşil soğanda görüldü”

-“Ramazan ayı öncesinde üretici ve market fiyatları arasındaki fark en fazla yüzde 519,90 ile elmada görüldü”

-“Halkımızın Ramazan’da makul fiyatlardan ürün tüketebilmesi için en azından Ramazan’da çok tüketilen ürünlerde üretici market fiyatlarına dikkat edilmesi, bunun takibinin yapılması gerekiyor. Biz, bu işin takipçisi olacağız”

-“Ramazan nedeniyle tüm gözler gıda fiyatlarına çevrilmiştir. Beklentimiz bütün kesimlerin sorumlu davranması, artan talebin suiistimal edilmemesidir”

-“Spekülasyona fırsat verilmemeli, tedbirler zamanında alınmalıdır”

-“Tüm taraflar Ramazan ayının anlam ve önemine yakışır şekilde hareket etmeli, halkımız mağdur edilmemelidir. Gıda denetimleri artırılmalı, halkın sağlığıyla oynanmasına izin verilmemelidir”

-“Üretici, hal, pazar ve market fiyatlarını takibe devam ediyoruz. ‘Ramazan fırsatçılığı yapılmasın’ diyoruz”

-“Üreticiden tüketiciye varıncaya kadar gereken hassasiyeti göstermeyenler öncelikle karşılarında bizi bulacaklardır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın”

 

Ankara –  26.05.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, et fiyatlarında artış beklentileri olmadığını, fiyatların bu şartlarda mevcut seviyesini koruyacağını düşündüklerini bildirerek, “Hep söylüyoruz, besilik dana ve özellikle yem maliyetlerinde düşüş sağlanmadan üretici fiyatlarının inmesi mümkün değildir. Ağırlıklı olarak fabrika yemi kullanan besicilerimize yem desteği verilmelidir” dedi.

Bayraktar, Birlik merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Ramazan ayı öncesindeki üretici market fiyatlarını değerlendirdi, Ramazan ayında yaşanabileceklerle ilgili uyarılarda bulundu.

Şemsi Bayraktar, 2007 yılından bu yana her Ramazan ayı öncesinde, gıda tüketiminin artmasından dolayı fiyatların spekülasyonla yükseltilmesini önlemek için yürüttükleri çalışmalara ve uyarılara bu yıl da devam ettiklerini belirtti. Bu çalışma ve uyarılarının amacının, fiyat artışlarının üreticilerden mi, yoksa aracı veya perakendecilerden mi kaynaklandığı konusunda doğru bilgiler sunmak, tüketicinin ödediği fiyattan üreticilerin ne derece yararlanabildiğini ortaya koymak, suni fiyat artışlarını önlemek olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Bildiğiniz gibi, 14 Mayıs’ta Dünya Çiftçiler Günü’nü, Ankara’da Anadolu (Tandoğan) Meydanı’nda, büyük bir katılımla kutladık. Ülkemizin her noktasından, ilinden, ilçesinden, köyünden gelen onbinlerce çiftçimiz, meydanı doldurdu. Meydanda çiftçilerimizin sorunlarını ortaya koyduk, sadece sorun ortaya koymadık, çözüm önerilerimizi de dile getirdik. Orada da söyledim. Burada da söylüyorum. En büyük sorunumuz üretim planlaması. Bu olmayınca ürünümüz para etmiyor. Çiftçimiz kazanamıyor, tüketicimiz makul fiyatlarla ürün satın alamıyor. Biz bunu hep dile getiriyoruz. Son 10 yıldır, her ay araştırma yapıyor ve kamuoyuna açıklıyoruz” dedi.

 

-Ramazan öncesi aylık değişimler-

 Ramazan öncesi market fiyatlarına baktıklarında; geçen ay sonuna göre, 6 üründe fiyat değişimi görülmezken, 14 üründe azalma, 13 üründe ise fiyat artışı olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kuru kayısı, kuru incir, süt, zeytinyağı, toz şeker ve tavuk eti fiyatında değişim görülmezken, fiyat düşüşü, yüzde 34,97 ile en fazla domateste meydana geldi. Domatesteki fiyat düşüşünü yüzde 19,17 ile sivri biber, yüzde 18,15 ile havuç, yüzde 15,21 ile patlıcan, yüzde 14,43 ile kabak izledi.

Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 24,94 ile kuru soğanda görüldü. Kuru soğandaki fiyat artışını, yüzde 8,57 ile Antep fıstığı, yüzde 7,10 ile limon takip etti.

Üretici fiyatlarına baktığımızda ise; geçen ay sonuna göre 12 üründe fiyat değişimi görülmezken, 9 üründe azalma, 8 üründe ise fiyat artışı meydana geldi. Maydanoz, çilek, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru üzüm, kuru incir, Antep fıstığı ve zeytinyağı fiyatlarında değişim görülmezken, fiyatı en fazla düşen ürün, yüzde 60,77 ile domates oldu. Domatesteki fiyat düşüşünü yüzde 42,67 ile sivri biber, yüzde 34,94 ile marul, yüzde 23,50 ile havuç izledi.

Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 266,67 oran ile kuru soğanda görüldü. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 36,04 ile patlıcan, yüzde 6,21 ile iç fındık, yüzde 5,77 ile yumurta takip etti.”

 

-Aylık değişimlerin nedenleri-

 Geçen aya göre üretici ve marketlerde en fazla fiyatı düşen ürünün domates, fiyatı en fazla artan ürün ise kuru soğan olduğunu vurgulayan Bayraktar, “fiyatı artan ürünlere baktığımızda, kuru soğanda görülen artış rakamı sizleri yanıltmasın. Nisan ayında piyasada eski ürün satılıyordu. Piyasaya giren yeni ürünün fiyatı, eski ürün fiyatının oldukça üzerinde gerçekleştiği için büyük fiyat farkı oluştu. Patlıcanda da hasat edilen ürün miktarındaki azalmaya bağlı olarak artış yaşandı. Hava sıcaklıklarındaki yükselişle birlikte hasat edilen ürün miktarının artmasına bağlı olarak domateste, sivri biberde, marulda, salatalıkta, kabakta fiyat düşüşleri yaşandı. Talepte yaşanan daralma nedeniyle havuç fiyatlarında da düşüş meydana geldi” dedi.

 

-Bu yıl ve geçen yıl Ramazan öncesi fiyatlar-

 Bu yıl ve geçen yıl Ramazan ayı öncesi fiyatları karşılaştırdıklarında, market raflarında fiyatı en çok artan ürünün domates, fiyatı en çok düşen ürünün ise kuru incir oldu, bu dönemde üreticide ise fiyatı en çok artan ürün patates olurken, fiyat düşüşünün en çok yeşil soğanda görüldüğünü belirten Bayraktar, şunları söyledi:

“Bu dönemde market fiyatlarında 6 üründe azalma, 29 üründe ise fiyat artışı meydana geldi.

Markette en fazla fiyat düşüşü yüzde 17,95 ile kuru incirde görüldü. Kuru incirdeki fiyat düşüşünü yüzde 16,30 ile yeşil soğan, yüzde 16,54 ile limon izledi. Buna karşılık, fiyatı en fazla artan ürün yüzde 103,25 ile domates oldu. Domatesteki fiyat artışını yüzde 61,01 ile nohut, yüzde 57,77 ile patates, yüzde 49,82 ile kiraz, yüzde 45,42 ile elma takip etti.

Bu yıl ve geçen yıl Ramazan ayı öncesi fiyatlarını karşılaştırdığımızda, üretici fiyatlarında, 10 üründe azalma, 21 üründe ise fiyat artışı oldu.

Üreticilerde en fazla fiyat düşüşü yüzde 38,64 ile yeşil soğanda görüldü. Yeşil soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 33,33 ile kuru kayısı, yüzde 18,80 ile marul, yüzde 17,18 ile limon, yüzde 16,67 ile maydanoz izledi. Buna karşılık, fiyatı en fazla artan ürün yüzde 280 ile patates oldu. Patatesteki fiyat artışını yüzde 175 ile kuru soğan, yüzde 114,75 ile domates, yüzde 70,50 ile patlıcan, yüzde 65,17 ile nohut takip etti.

Bilindiği gibi Ramazan her yıl 10 gün geriye gelmektedir. Bundan dolayı Ramazan öncelerinde aynı iklim şartları yaşanmadığı için mevsimsel etkiler de fiyat farklılıklarına neden oluyor.”

 

-“Ramazan boyunca kesimlik hayvan sıkıntısı olmayacak”-

 Gıda tüketiminin arttığı Ramazan ayının, fiyatlarda yukarı yönlü bir baskıyı da beraberinde getirdiğini, Odalarla yaptıkları görüşmelerde edindikleri izlenimin, bu yıl Ramazan boyunca kesimlik hayvan sayısında sıkıntı olmayacağı yönünde olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şöyle konuştu:

“Dolayısıyla et fiyatlarında artış beklentimiz yoktur. Fiyatların bu şartlarda mevcut seviyesini koruyacağını düşünüyoruz. Aksi değişimler spekülatif hareketlerin habercisi olacaktır.

Kırmızı et üretimi, 2015 yılında yüzde 14, 2016 yılında ise yüzde 2,1 büyümüştür. 2014 yılında 1 milyon ton olan kırmızı et üretimi, 2015’de 1 milyon 150 bin tona, 2016’da ise 1 milyon 170 bin tona yükselmiştir. Kırmızı et üretimi, Ocak-Mart dönemleri itibarıyla, 2015’de yüzde 13,8, 2016’da yüzde 13 büyümüşken, 2017’de yüzde 2,3 azalmıştır.

Bu küçülmede küçükbaş hayvancılıktaki daralma etkili olmuştur. Çünkü söz konusu dönemde sığır eti üretimi değişmezken, koyun eti üretimi yüzde 10, keçi eti üretimi ise yüzde 38,3 gerilemiştir.

Kırmızı et tüketiminin çok büyük bölümü, yüzde 90’ı sığır etinden karşılanmaktadır. Ramazan açısından koyun ve keçi eti üretiminde meydana gelecek düşüşün, halkımızı çok etkilemeyeceği görülmektedir.

Yine de mevcut veriler bize, koyun ve keçi eti üretimine daha çok önem vermemiz gerektiğini göstermektedir. Türkiye’nin büyükbaş hayvan eti üzerindeki baskının hafifletilmesi açısından özellikle küçükbaş hayvancılığa ağırlık vermesi gerekmektedir. Küçükbaş hayvancılık Anadolu coğrafyasına çok uygundur. Zaten kırmızı ette, sığır etinin en önemli ikamesi koyun, keçi etidir.

Üretim desteklenirse, et ve süt piyasasında istikrar sağlanırsa, et ithalatı söylemleriyle üreticilerimiz tedirgin edilmezse kırmızı ette bir sorunumuz olmayacağı açıktır. Üretimimiz artmaya devam eder. Bunu gerçekleştiremezsek, geçmişte olduğu gibi çiftçimizin cebinde kalacak milyarlarca doları yabancı ülkelerin çiftçilerine aktarmış oluruz. Hem çiftçimiz hem ülkemiz kaybeder. Bu yüzden kırmızı et üretimimizi 1,5 milyon tonun üzerine çıkarmalıyız. Bunun için de hem üretim hem de üretici desteklenmeye devam edilmelidir.

2016 Ramazan öncesi, dana eti market fiyatı kilosu 39 lira 59 kuruşken, 2017 yılında yüzde 12,62 artışla 44 lira 58 kuruşa çıkmıştır. Aynı dönemde üretici fiyatları yüzde 11,24 oranında artarak 24 lira 83 kuruştan 27 lira 62 kuruşa yükselmiştir.

Kuzu eti fiyatlarına baktığımızda; 2016 Ramazan öncesine göre, market fiyatları yüzde 9,47 oranında artışla, 44 lira 93 kuruştan 49 lira 18 kuruşa, üretici fiyatları ise yüzde 28,72 artışla, 25 lira 59 kuruştan 32 lira 94 kuruşa çıkmıştır.

Ette üretici fiyatlarındaki artışın esas nedeni yem ve besilik dana fiyatlarındaki yükseliştir. Nisan ayı itibarıyla son bir yılda yemlerden, arpada yüzde 36,1, mısırda yüzde 27,5, kepekte yüzde 28, yemlik buğdayda yüzde 21,9, ayçiçeği tohumu küspesinde yüzde 17, besi yeminde yüzde 20 artış meydana gelmiştir. Besilik dana fiyatı yine Nisan ayı itibarıyla son bir yılda yüzde 8,2 oranında artmıştır. Yemde KDV, yüzde 8’den yüzde 0’a indirildiği halde, üreticimiz bundan yararlanamamış, fiyatlarda enflasyonun çok üzerinde bir artış meydana gelmiştir. Hep söylüyoruz, besilik dana ve özellikle yem maliyetlerinde düşüş sağlanmadan üretici fiyatlarının inmesi mümkün değildir. Ağırlıklı olarak fabrika yemi kullanan besicilerimize yem desteği verilmelidir.”

 

-Üretici-market fiyat farkında elma birinci-

 Ramazan ayı öncesinde üretici ve market fiyatları arasındaki farkın en fazla yüzde 519,90 ile elmada görüldüğünü bildiren Bayraktar, şunları söyledi:

“Elmadan sonra fiyat farkı sırasıyla kuru kayısıda yüzde 398,33, marulda yüzde 300,37, maydanozda yüzde 297,87, kuru incirde 273,23 oldu.

Ramazanda tüketimi artan ürünlerden kuru kayısı ve kuru incirin yanı sıra, kuru üzümde fiyat farkı yüzde 244,80, sütte yüzde 241,90, yeşil mercimekte yüzde 149,88, pirinçte yüzde 148,61, nohutta yüzde 147,17, kırmızı mercimekte yüzde 146,02, kuru fasulyede yüzde 127,06, yumurtada yüzde 66,67, dana etinde yüzde 61,42, kuzu etinde yüzde 49,31 oldu.

Elma 6 kat, kuru kayısı 5 kat, maydanoz ve marul 4 kat, kuru incir 3,7 kat, pirinçte 2,5 kat, baklagillerden yeşil mercimek 2,5 kat, süt 3,4 kat fazlaya tüketiciye satılmaktadır.

Üreticiden 67 kuruşa alınan elma markette 4 lira 15 kuruşa, 6 lira olan kuru kayısı 29 lira 90 kuruşa, 25 kuruş olan maydanoz 99 kuruşa, 54 kuruş olan marul 2 lira 16 kuruşa, 6 lira 50 kuruş olan kuru incir 24 lira 26 kuruşa, 2 lira 40 kuruş olan pirinç 5 lira 97 kuruşa, 3 lira 48 kuruş olan yeşil mercimek 8 lira 70 kuruşa, 1 lira 7 kuruş olan süt 3 lira 66 kuruşa satılıyor. Sonuç olarak üretici-tüketici fiyatları arasındaki makas bir türlü kapatılamıyor. Pazarlamadaki sorunlar nedeniyle üretici düşük fiyata ürün satarken, tüketiciler de daha pahalıya ürün tüketmek durumunda kalıyor.”

 

-Ramazan ayında yaşanabilecek fiyat hareketlerine yönelik uyarılar-

 Üreticilerin bin bir emekle ürettikleri üründen yeterli gelir elde etmeleri ve tüketicilerin de bu ürünleri makul fiyatlarla tüketebilmeleri en büyük temennileri olduğunu vurgulayan Bayraktar, Ramazan ayında yaşanabilecek fiyat hareketlerine yönelik de şu uyarılarda bulundu:

“Halkımızın Ramazan’da makul fiyatlardan ürün tüketebilmesi için en azından Ramazan’da çok tüketilen ürünlerde üretici market fiyatlarına dikkat edilmesi, bunun takibinin yapılması gerekiyor. Biz, bu işin takipçisi olacağız.

Ramazan ayı nedeniyle tüm gözler gıda fiyatlarına çevrilmiştir. Beklentimiz bütün kesimlerin sorumlu davranması, artan talebin suiistimal edilmemesidir. Tüketicilerimizin yeterli ve güvenilir gıdaya uygun fiyatla erişebilmesi hepimizin dileğidir. Spekülasyona fırsat verilmemeli, tedbirler zamanında alınmalıdır. Üretici, esnaf, halk, Ramazan ayını dört gözle beklemektedir. Tüm taraflar Ramazan ayının anlam ve önemine yakışır şekilde hareket etmeli, halkımız mağdur edilmemelidir. Gıda denetimleri artırılmalı, halkın sağlığıyla oynanmasına izin verilmemelidir. Üretici, hal, pazar ve market fiyatlarını takibe devam ediyoruz. ‘Ramazan fırsatçılığı yapılmasın’ diyoruz. Tüketicilerimizin yeterli ve güvenilir gıdaya uygun fiyatla erişebilmesinin sağlanmasını istiyoruz. Üreticiden tüketiciye varıncaya kadar bu hususta gereken hassasiyeti göstermeyenler, öncelikle karşılarında bizi bulacaklardır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Ramazan ayı boyunca yapacağımız ve piyasaların nabzını tutacağımız çalışmaları da sizlerle paylaşıp, üretici ve tüketici fiyatlarını kamuoyunun dikkatine sunacağız.”

 

-Sorular-

 TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Et fiyatlarında son bir yılda meydana gelen artışla ilgili sorusu üzerine Bayraktar, et fiyatlarında Ramazan’da ciddi bir artış olmayacağını, ellerindeki üretim rakamlarının kendilerini bu sonuca götürdüğünü bildirerek, “Elimizde yeterli mal var. Bu görülüyor. Zaten bu konuda Tarım Bakanlığımız da ‘üreticimizin elinde yeterli mal vardır. Bu konuda bir fiyat artışı beklemiyoruz’ şeklinde bir açıklama yaptı. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Yani yeterli mal var. Burada spekülasyona dikkat etmek lazım. Yani arz yeterli ama spekülatif faaliyetler fiyatları bir miktar yukarı çekebilir ama bununla alakalı da bir takım tedbirlerin alınması gerekir. Bu manada da belki Et ve Süt Kurumu’na bir görev düşecektir” dedi.

Bayraktar, basın mensubunun “yani fiyatlara müdahale etmesini mi beklersiniz”  sorusunu, “bir spekülasyon olursa, Ramazan ayı boyunca piyasaya mal verebilir” şeklinde yanıtladı.

Geçen yıl ve bu yıl Ramazan öncesi üretici fiyatlarında patates ve kuru soğanın en çok fiyat artışı olan ürün olmasının nedenleriyle ilgili sorusuna, Bayraktar, “bu ürünlerde fiyatlar geçen yıl fazla düşmüştü. Bu yıl bir miktar artış olunca artış fazla gibi göründü ama bundan sonraki süreçte biz artış beklemiyoruz. Bir de yeni ürün piyasaya girdi. Domateste böyle oldu biliyorsunuz. Fiyatlar hızlı bir şekilde arttı. Sera ürünleri piyasaya girdi. Önümüzdeki aydan itibaren de domateste tarla ürünleri piyasaya çıkacak. Dolayısıyla da domateste bu manada bir artış beklemiyoruz” yanıtını verdi.

“Ramazanda özellikle fiyat artışı beklediğiniz sebze ve meyve var mı?” şeklindeki soruyu ise şöyle cevapladı:

“Üretici ve tüketici arasındaki makası kapatırsak üretici bunu makul fiyattan satar. Tüketici de makul fiyattan yer zaten bizim bu meseleyi çözmemiz lazım. Önceliğimizin de bu olması lazım. Bu ette de böyle. Biz geçen yıl bir çalışma yaptık. Üreticinin bir hayvandan kazandığı para bunu satanlardan çok daha az. Bir kasap bir hayvanın satışından üretenden daha fazla para kazanıyor. Biz bunu rakamlarla açıkladık. Kimse de buna itiraz etmedi.

Bizim bu meseleyi çözmemiz lazım. Üreticinin bu manada örgütlenmesi çok önemli… Yani üretici birliklerinin ve kooperatiflerinin, işlevsel ve fonksiyonel olmaması önemli… Bu olmayınca üretici market makası açılıyor. Bir planlama problemi de getiriyor. Bunun için biz önümüzdeki dönemde bununla ilgili çalışmalar olduğunu da biliyoruz. Takip de ediyoruz. Destekliyoruz. Muhakkak surette bir takım tedbirlerin alınması lazım. Üretici örgütlerinin piyasaya girmesi hem de planlama yapması lazım. Üretici mallarını alarak, soğuk hava zincirinde muhafaza ederek piyasaya sürmesi lazım.  Hatta piyasayı regüle de etmesi lazım. Biz buna da karşı değiliz. Örgütlenmeyi güçlü hale getirdiğimizde bu problemleri çözeceğiz.

Bununla ilgili Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in başkanlığında biliyorsunuz bazı toplantılarda yapılıyor. Hem örgütlenmenin güçlenmesi hem de bazı ürünlerde arzın daha fazla sağlanması noktasında bir takım tedbirlerin alınacağı ifade ediliyor. Onları da yakinen takip ediyoruz.”

Bayraktar, konuşmasının sonunda bu gece başlayacak Ramazan ayının milletimiz ve tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah’tan diledi.

 

Seçilmiş ürünlerde 23 Mayıs 2017 tarihi itibarıyla ortalama üretici, hal, pazar ve market fiyatları ve fiyat farkları:

 

Ürünler

 

Üretici

Fiyatı (TL/Kg)

Hal

Fiyatı (TL/Kg)

Pazar

Fiyatı (TL/Kg)

Market

Fiyatı (TL/Kg)

Üretici/ Hal

Fiyat Farkı (Yüzde)

Üretici/ Pazar

Fiyat Farkı (Yüzde)

Üretici/ Market

Fiyat Farkı (Yüzde)

Elma

0,67

2,20

2,92

4,15

228,36

335,32

519,90

Kuru kayısı

6,00

25,00

29,90

316,67

398,33

Marul (adet)

0,54

0,80

1,50

2,16

48,15

177,78

300,37

Maydanoz (adet)

0,25

0,35

0,73

0,99

39,20

190,00

297,87

Kuru incir

6,50

25,00

24,26

284,62

273,23

Salatalık

0,50

0,68

1,54

1,74

37,35

209,88

250,69

Kuru üzüm

3,75

12,00

12,93

220,00

244,80

Kabak

0,55

0,82

1,45

1,89

48,48

163,64

244,34

Sivri Biber

0,67

1,13

1,90

2,29

70,43

185,71

243,69

Süt (litre)

1,07

3,66

241,90

Domates

1,17

1,76

2,92

3,58

50,93

150,36

207,06

Havuç

0,77

1,19

1,60

2,27

55,77

109,15

196,37

Patlıcan

0,85

1,27

1,75

2,31

48,58

105,28

170,97

Kuru soğan

0,55

0,78

1,13

1,40

40,91

104,55

154,42

Fındık (iç)

21,20

47,50

53,79

124,06

153,73

Yeşil fasulye

1,80

2,65

3,58

4,55

46,95

98,71

152,06

Yeşil mercimek

3,48

6,2

7,33

8,70

78,16

110,73

149,88

Pirinç

2,40

3,5

5,50

5,97

45,83

129,17

148,61

Limon

2,00

2,60

3,42

4,96

30,00

70,83

147,75

Nohut

4,79

8,3

9,67

11,84

73,28

101,81

147,17

Kırmızı mercimek

2,77

3,7

6,67

6,81

33,57

140,67

146,02

Kiraz

5,50

7,40

11,00

13,01

34,55

100,00

136,47

Yeşil soğan (kg)

1,35

1,84

2,50

3,15

36,11

85,19

133,33

Kuru fasulye

4,08

5

8,00

9,26

22,55

96,08

127,06

Patates

0,95

1,35

1,67

2,10

42,11

75,44

121,32

Zeytinyağı

12,30

26,42

114,77

Antep fıstığı

29,00

55,00

60,41

89,66

108,31

Çilek

3,00

4,33

4,83

5,63

44,44

61,11

87,59

Yumurta

0,22

0,50

0,37

127,27

66,67

Dana eti

27,62

44,58

61,42

Kuzu eti

32,94

49,18

49,31

Mısırözü yağı

8,37

Ayçiçek yağı

7,72

Toz şeker

4,14

Tavuk eti

7,83

 

Not: Hal, pazar ve market verileri İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve Mersin illerinden derlenen ortalama fiyatlardır. Üretici fiyatları ise ürünlere göre önemli üretim merkezlerinden derlenmektedir. Pirinç (Osmancık), kuru fasulye, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek için belirtilen hal fiyatları toptan satış fiyatlarıdır.  Dana eti, kuzu eti, Antep fıstığı ve fındık fiyatı serbest piyasa fiyatıdır.

 

Seçilmiş ürünlerde market fiyatlarındaki aylık fiyatlar ve değişim oranları:

 

Market

28 Nisan 2017

23 Mayıs 2017

23 Mayıs 2017/ 28 Nisan 2017

Ürünler

Ay Sonu Market Fiyatı (TL/Kg)

Ay Sonu Market Fiyatı (TL/Kg)

Değişim (Yüzde)

Kuru soğan

1,12

1,40

24,94

Antep fıstığı

55,64

60,41

8,57

Limon

4,63

4,96

7,10

Elma

3,94

4,15

5,35

Yumurta

0,35

0,37

5,01

Pirinç

5,69

5,97

4,78

Fındık (iç)

51,63

53,79

4,18

Dana eti

43,25

44,58

3,08

Mısırözü yağı

8,13

8,37

2,91

Yeşil mercimek

8,51

8,70

2,15

Kuzu eti

48,25

49,18

1,93

Kuru fasulye

9,13

9,26

1,48

Yeşil soğan (kg)

3,11

3,15

1,29

Kuru kayısı

29,90

29,90

0,00

Kuru incir

24,26

24,26

0,00

Süt (litre)

3,66

3,66

0,00

Zeytinyağı

26,42

26,42

0,00

Toz şeker

4,14

4,14

0,00

Tavuk eti

7,83

7,83

0,00

Nohut

12,08

11,84

-1,99

Kırmızı mercimek

6,96

6,81

-2,11

Maydanoz (adet)

1,02

0,99

-2,48

Kuru üzüm

13,26

12,93

-2,51

Ayçiçek yağı

7,97

7,72

-3,14

Çilek

5,87

5,63

-4,17

Patates

2,20

2,10

-4,29

Salatalık

1,92

1,74

-9,34

Marul (adet)

2,39

2,16

-9,51

Kabak

2,21

1,89

-14,43

Patlıcan

2,72

2,31

-15,21

Havuç

2,77

2,27

-18,15

Sivri biber

2,83

2,29

-19,17

Domates

5,50

3,58

-34,97

 

Seçilmiş ürünlerde üretici fiyatlarındaki aylık fiyatlar ve değişim oranları:

 

Üretici

28 Nisan 2017

23 Mayıs 2017

23 Mayıs 2017/ 28 Nisan 2017

Ürünler

Ay Sonu Üretici Fiyatı (TL/Kg)

Ay Sonu Üretici Fiyatı (TL/Kg)

Değişim (Yüzde)

Kuru soğan

0,15

0,55

266,67

Patlıcan

0,63

0,85

36,04

Fındık (iç)

19,96

21,20

6,21

Yumurta

0,21

0,22

5,77

Dana eti

26,90

27,62

2,68

Kuzu eti

32,39

32,94

1,70

Yeşil soğan (kg)

1,33

1,35

1,50

Limon

1,99

2,00

0,50

Maydanoz (adet)

0,25

0,25

0,00

Çilek

3,00

3,00

0,00

Elma

0,67

0,67

0,00

Kuru fasulye

4,08

4,08

0,00

Nohut

4,79

4,79

0,00

Kırmızı mercimek

2,77

2,77

0,00

Yeşil mercimek

3,48

3,48

0,00

Pirinç

2,40

2,40

0,00

Kuru üzüm

3,75

3,75

0,00

Kuru incir

6,50

6,50

0,00

Antep fıstığı

29,00

29,00

0,00

Zeytinyağı

12,30

12,30

0,00

Süt (litre)

1,08

1,07

-0,93

Patates

1,01

0,95

-5,71

Salatalık

0,53

0,50

-6,72

Kuru kayısı

6,50

6,00

-7,69

Kabak

0,61

0,55

-9,34

Havuç

1,00

0,77

-23,50

Marul (adet)

0,83

0,54

-34,94

Sivri Biber

1,16

0,67

-42,67

Domates

2,97

1,17

-60,77

 

 Seçilmiş ürünlerde Ramazan öncesi market fiyatları:

 

Market

27 Mayıs 2016

23 Mayıs 2017

23 Mayıs 2017/ 27 Mayıs 2016

Ürünler

Ramazan Öncesi Market Fiyatı (TL/Kg)

Ramazan Öncesi Market Fiyatı (TL/Kg)

Ramazan Öncesi Değişim (Yüzde)

Domates

1,76

3,58

103,25

Nohut

7,35

11,84

61,01

Patates

1,33

2,10

57,77

Kiraz

8,68

13,01

49,82

Elma

2,86

4,15

45,42

Yeşil mercimek

6,47

8,70

34,47

Fındık (iç)

40,64

53,79

32,37

Çilek

4,44

5,63

26,69

Havuç

1,83

2,27

24,07

Patlıcan

1,95

2,31

18,51

Mısırözü yağı

7,12

8,37

17,58

Kuru soğan

1,20

1,40

17,10

Ayçiçek yağı

6,60

7,72

17,01

Antep fıstığı

52,28

60,41

15,55

Yeşil Fasulye

3,94

4,55

15,37

Kuru fasulye

8,06

9,26

14,92

Dana eti

39,59

44,58

12,62

Kuzu eti

44,93

49,18

9,47

Tavuk eti

7,17

7,83

9,28

Kabak

1,75

1,89

8,18

Maydanoz (adet)

0,92

0,99

8,12

Kırmızı mercimek

6,32

6,81

7,90

Yumurta

0,34

0,37

7,84

Salatalık

1,65

1,74

5,57

Süt (litre)

3,48

3,66

5,02

Kuru üzüm

12,55

12,93

3,03

Marul (adet)

2,10

2,16

2,83

Zeytinyağı

25,79

26,42

2,42

Pirinç

5,89

5,97

1,29

Sivri Biber

2,35

2,29

-2,85

Toz şeker

4,31

4,14

-3,94

Kuru kayısı

32,40

29,90

-7,72

Limon

5,91

4,96

-16,14

Yeşil soğan (kg)

3,76

3,15

-16,30

Kuru incir

29,57

24,26

-17,95

 

Seçilmiş ürünlerde Ramazan öncesi üretici fiyatları:

 

Üretici

27 Mayıs 2016

23 Mayıs 2017

23 Mayıs 2017 27 Mayıs 2016

Ürünler

Ramazan Öncesi Üretici Fiyatı (TL/Kg)

Ramazan Öncesi Üretici Fiyatı (TL/Kg)

Ramazan Öncesi Değişim(Yüzde)

Patates

0,25

0,95

280,00

Kuru soğan

0,20

0,55

175,00

Domates

0,54

1,17

114,75

Patlıcan

0,50

0,85

70,50

Nohut

2,90

4,79

65,17

Salatalık

0,35

0,50

42,14

Çilek

2,15

3,00

39,70

Yumurta

0,16

0,22

37,50

Yeşil Fasulye

1,32

1,80

36,96

Kuzu eti

25,59

32,94

28,72

Zeytinyağı

10,00

12,30

23,00

Kiraz

4,63

5,50

18,92

Yeşil mercimek

2,95

3,48

17,97

Kuru üzüm

3,20

3,75

17,19

Kuru fasulye

3,63

4,08

12,40

Fındık (iç)

19,00

21,20

11,58

Dana eti

24,83

27,62

11,24

Havuç

0,70

0,77

9,29

Sivri Biber

0,61

0,67

9,02

Süt (litre)

1,03

1,07

3,88

Kırmızı mercimek

2,75

2,77

0,73

Elma

0,68

0,67

-1,47

Pirinç

2,45

2,40

-2,04

Kabak

0,57

0,55

-2,94

Antep fıstığı

30,50

29,00

-4,92

Kuru incir

7,00

6,50

-7,14

Maydanoz (adet)

0,30

0,25

-16,67

Limon

2,42

2,00

-17,18

Marul (adet)

0,67

0,54

-18,80

Kuru kayısı

9,00

6,00

-33,33

Yeşil soğan (kg)

2,20

1,35

-38,64

 

21 Mayıs Dünya Süt Günü

-21 Mayıs Dünya Süt Günü…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Hayvancılıktaki yüzde 39 payı ve 24,3 milyar liralık üretim değeriyle süt sektörü, ülkemiz için vazgeçilmez

bir konumdadır”

-“Özellikle büyükbaş hayvancılığın ayakta kalabilmesi, kırmızı et üretiminde sıkıntı yaşanmaması, ancak sütün

istikrarlı, yeterli ve güvenceli bir pazara sahip olmasıyla mümkündür”

-“Perakende süt, peynir, yoğurt fiyatları artarken, her şeye zam gelirken, 3 yıla yakın bir süredir çiğ süt fiyatlarının

doğru dürüst artmaması süt hayvancılığı yapan çiftçimiz için çok önemli bir sorun haline gelmiştir”

-“Temmuz 2014’de 1 lira 15 kuruş olan fiyat, şu anda 1 lira 21 kuruş olsa da kesintilerle birlikte üreticimizin

eline ortalama 1 lira 7 kuruş geçmektedir. Hatta bazı bölgelerde üreticinin eline geçen fiyat, 90 kuruşa kadar iniyor”

-“Bu sürdürülebilir değildir. Milyarlarca dolar harcanarak oluşturulan damızlıkların kasaba, desteklerin boşa

gitmemesi için çiğ süt fiyatları artırılmalıdır”

-“Sürdürülebilirlik açısından 1,5 olması gereken süt/yem paritesi 1’e kadar inmiştir. Bir kilogram sütle ancak

bir kilogram yem alınabilmektedir. Bazı yerlerde bunu alamayan üreticilerimiz bile vardır”

-“Kurulması için çok büyük gayret sarf ettiğimiz Et ve Süt Kurumu oluşturulmasaydı, çiğ süt fiyatları

60 kuruştan yukarıya çıkmazdı”

-“Hayvancılık sektöründe acil tedbir alınması gerekiyor. Devletimiz, bu sektörde dünya malını yurdun malı olmaktan

çıkarmalı, yerli malını yurdun malı olmasını sağlamalıdır”

 

Ankara – 20.05.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, hayvancılığın, tarımın ayrılmaz parçası, hayvancılığın en önemli ayağının da süt hayvancılığı olduğunu bildirerek, “hayvancılıktaki yüzde 39 payı ve 24,3 milyar liralık üretim değeriyle süt sektörü, ülkemiz için vazgeçilmez bir konumdadır” dedi.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, sütün faydalarını anlatmak, süt içme alışkanlığının kazandırılmasını ve süt tüketiminin artırılmasını sağlamak amacıyla, Uluslararası Sütçülük Federasyonu’nun 1956 yılında aldığı bir karar gereğince, her yıl 21 Mayıs gününün, Federasyon’a üye tüm ülkelerle birlikte ülkemizde de “Dünya Süt Günü” olarak kutlandığı bilgisini verdi.

Sütün, sadece bebeklikte değil, insan yaşamının her evresinde tüketilmesi gereken bir besin olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Düzenli süt tüketimi alışkanlığının, bebeklikten yaşlılığa, bireyin zihinsel ve fiziksel gelişimine, vücudunun güçlenmesine ve sağlığının korunmasına çok ciddi oranda katkı sağladığı kanıtlanmıştır.

Sağlık Bakanlığı bireylerin günlük olarak tüketmesi gereken süt miktarını; çocuklarda, ergenlik çağındakilerde, gebelerde, emziren kadınlarda, menopoz sonrası kadınlarda 3-4 su bardağı, yetişkinlerde 2 su bardağı olarak önermektedir.

Bütün bunlara rağmen, ülkemizde içme sütü tüketim alışkanlığı yaygın değildir. Bu doğrultuda yapılan araştırmalar, Türk halkının su, çay ve gazlı içeceklerden daha az süt tükettiğini göstermektedir.”

 

-Süt hayvancılık sektörünün lokomotifi-

 İnsan sağlığı için çok önemli olan sütün, hayvancılık sektörünün de en önemli lokomotif ürünü olduğunu vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Özellikle büyükbaş hayvancılığın ayakta kalabilmesi, kırmızı et üretiminde sıkıntı yaşanmaması, ancak sütün istikrarlı, yeterli ve güvenceli bir pazara sahip olmasıyla mümkündür. Söz konusu şartlara haiz bir pazarın oluşması ise ancak istikrarlı bir tüketim ve buna bağlı bir üretimle sağlanabilir.

Sütte üretim hızla artıyor. 2011 yılında 15,1 milyon ton olan süt üretimi, 2012 yılında 17,4, 2013 yılında 18,2, 2014 yılında 18,5 milyon, 2015 yılında 18,7 milyon çıkmış, 2016 yılında 18,5 milyon tona inmiştir. 

Üretim artışı ve verilen teşviklerle birlikte sanayiye aktarılan süt miktarı da artıyor. 2011 yılında 7 milyon 77 bin ton olan sanayiye aktarılan inek sütü miktarı, 2012’de 7 milyon 927 bin, 2013’de 7 milyon 953 bin, 2014’de 8 milyon 633 bin, 2015 yılında 8 milyon 952 bin, 2016 yılında 9 milyon 214 bin tona yükseldi.

Sektör önemli miktarda ihracat da gerçekleştiriyor. Dünyada birçok ülkeye süt ve süt ürünleri ihracatı yapılıyor. 2013 yılında 282 milyon dolar olan süt ve süt ürünleri ihracatı, 2014 yılında 348 milyon dolara kadar çıktı. 2015 yılında 271 milyon dolara gerilemiş de olsa, 2016 yılında toparlanarak 298 milyon dolara yükseldi.

Süt sektörü 2016’da 62,2 milyar lira olan hayvansal üretim değerinin yüzde 39’ini karşılıyor. Sektör, yüzde 47’lik pay alan kırmızı etin peşinden ikinci sırayı almakta olup, bunları yüzde 9,1 ile yumurta izliyor.”

 

-Süt fiyatları-

Son dönemde çiğ süt fiyatlarındaki gelişmelerin, üreticimizi zorladığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Şunu unutmamak gerekir ki, süt hayvancılığı et hayvancılığının da temelidir. Hep söylüyorum ana varsa dana vardır. Et hayvancılığının materyalini süt hayvancılığı sağlamaktadır. Sürdürülebilirlik açısından 1,5 olması gereken süt/yem paritesi 1’e kadar inmiştir. Bir kilogram sütle ancak bir kilogram yem alınabilmektedir. Bazı yerlerde bunu alamayan üreticilerimiz bile var. Perakende süt, peynir, yoğurt fiyatları artarken, her şeye zam gelirken, 3 yıla yakın bir süredir çiğ süt fiyatlarının doğru dürüst artmaması süt hayvancılığı yapan çiftçimiz için çok önemli bir sorun haline gelmiştir. Temmuz 2014’de 1 lira 15 kuruş olan fiyat, şu anda 1 lira 21 kuruş olsa da kesintilerle birlikte üreticinin eline ortalama 1 lira 7 kuruş geçmektedir. Hatta bazı bölgelerde üreticinin eline geçen fiyat 90 kuruşa kadar iniyor. Bu sürdürülebilir değildir. Milyarlarca dolar harcanarak oluşturulan damızlıkların kasaba, desteklerin boşa gitmemesi için çiğ süt fiyatları artırılmalıdır.

Sanayiciler, zaten sıkıntı içinde olan üreticimizi daha fazla zora sokmamalı,  süt paralarını geciktirmeden, zamanında ödemelidir.

Yine sanayicilerin, ‘yemini benden almazsan, sütünü almam’ zorlamasını asla kabul etmiyoruz. Üreticimiz, sütünü sattığı sanayiciden yem almak zorunda değil.

Ayrıca, hayvancılık destekleri artarak devam etmelidir.

Hayvan hastalıklarıyla etkin mücadele edilmeli, başta şap, brusella, tüberküloz olmak üzere birçok hastalıkla mücadele için bütçeden gerekli kaynak aktarılmalıdır.

 

-“Piyasa istikrarı açısından Et ve Süt Kurumu çok önemli”-

  Piyasa istikrarı açısından Et ve Süt Kurumu’nun müdahale kurumuna dönüştürülmesinin çok önemli olduğunu bildiren Bayraktar, şöyle devam etti:

“Hayvancılığımızın gelişmesine ve sorunlarının çözümlenmesine önemli katkı sağlayacağına inandığımız ve her platformda dile getirdiğimiz ‘müdahale kurumunun’ oluşturulmasıyla ilgili talebimizin dikkate alınması ve Et ve Süt Kurumu’nun müdahale kurumuna dönüştürülmesini memnuniyet vericidir. Kurulması için çok büyük gayret sarf ettiğimiz Et ve Süt Kurumu oluşturulmasaydı, çiğ süt fiyatları 60 kuruştan yukarıya çıkmazdı. Et ve Süt Kurumu piyasaya müdahaleyi mümkün hale getirdi.

Türkiye’de artık şunun çok net anlaşılması gerekir ki piyasayı düzenlemeden, piyasada istikrar sağlamadan sektöre aktarılacak her kaynak istenilen yerlere ulaşamayacaktır. Hayvancılık sektöründe acil tedbir alınması gerekiyor. Devletimiz, bu sektörde dünya malını yurdun malı olmaktan çıkarmalı, yerli malını yurdun malı olmasını sağlamalıdır. Et ve Süt Kurumu’nun sermayesi artırılmalı, bağımsız hareket etmesi sağlanmalı, piyasaya etkin olarak girebilmeli, işlevini yerine getirmelidir.

Bu sayede üretim daha güçlü temeller üzerinde devam ettirilebilecek, üreticiler önlerini görerek üretim yapabilecekler, yatırım kabiliyetlerini geliştirebilecekler, geleceğe daha güvenle bakabileceklerdir.”

 

-Süt tüketimini artırmak çok önemli-

 Sağlık açısından son derece değerli bir ürün olan sütün, tüm yaş gruplarında tüketimin artırılması için kampanyalar düzenlenmesi gerektiğini belirten Bayraktar, şu önerilerde bulundu:

“Süt tüketimini artırmak için önemli bir enstrüman olan okul sütü programı; tüm yıla yayılmalı, okulların açılmasından kapanmasına kadar sürdürülmelidir. Ortaokullara, liselere de yaygınlaştırılmalıdır. Peynir, yoğurt, ayran gibi süt ürünleriyle çeşitlendirilmelidir.

Bütün kamu kurum ve kuruluşlarda süt ve süt ürünleri tüketimi artırmalıdır.

Üniversite yurtlarında, askeri birliklerde, cezaevlerinde, çocuk esirgeme kurumlarında süt ve süt ürünleri tüketimi özendirilmelidir.

Belediyeler eliyle süte ulaşması zor olan düşük gelirlilere yönelik süt kampanyaları düzenlenmelidir. Ayrıca, belediyeler, halka makul fiyatlı süt ve süt ürünleri sağlamalıdır.

Kamplarda kalan sığınmacılara süt ve süt ürünleri dağıtımı artırılmalıdır.  

Halen 18,5 milyon ton olan süt üretiminin 8 yıl sonra 25 milyon tonlara yükseleceği göz önünde bulundurularak tüketimin ve ihracatın bu üretimi desteklemesi sağlanmalıdır.

Sütün sağlığa olan faydaları da dikkate alınarak, kişi başına düşen süt tüketiminin gelişmiş ülkelerin seviyelerine çıkarılması için toplumsal bilinci artıracak eğitim çalışmalarına da ağırlık verilmelidir.”

Süt üreticileri başta olmak üzere herkesin “Dünya Süt Günü”nü kutlayan Bayraktar, üretenin hak ettiği kazancı elde ettiği, tüketenin ise rahatça süt tüketebildiği günler diledi.

Onbinlerce çiftçi Tandoğan’ı doldurdu

-Onbinlerce çiftçi Tandoğan’ı doldurdu

-14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü etkinliği için Türkiye’nin her noktasından, 81 ilinden gelen onbinlerce çiftçi, Ankara’da Anadolu (Tandoğan) Meydanı’nda buluştu

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:  “Tek amacımız üretmek, ürettiğini değerinden satabilmektir. Bu çiftçinin üretmekten başka düşüncesi yoktur”

-“Hiçbir şeyi eksik bırakmadığımız için mi, bu ülkede çiftçimizin kıymeti bilinmiyor. Kıymetimiz sofralarda bir şey eksik olunca mı anlaşılacak?”

-“Şehit kanlarıyla sulanmış olan bu topraklar ve bu topraklarda üretim yaparak ülke nüfusunu, bu ülkeye sığınanları doyuran çiftçilerimizin kıymetini bilmeliyiz. Bu topraklarda yaşayan herkes bunu bilmek zorundadır”

-“Sanayici üretiyor da biz de üretmiyor muyuz? Biz reel sektörün temeliyiz. Bunu bu ülkede hala bilmeyen, idrak edemeyenler var”

-“Bu ülkede sanayici el üstünde tutulurken, bu şartlarda üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracat yapılmasına neden olan Türk çiftçisi, neden üvey evlat muamelesi görüyor? Milletimiz bu gerçeği görsün”

-“Çiftçimize, tarım sektörüne değer verelim. Tarım sektörünü şaha kaldıralım. Sadece ülkemizi doyurmakla yetinmeyelim, bölgemizin de gıda ambarı olalım”

-“Hedefimiz kaliteli buğday üretmek ve üretimi 30 milyon tona çıkarmaktır. Artık buğday ithal etmek istemiyoruz”

-“Üreticimiz arpa ve buğday fiyatlarının alın terini karşılayacakşekilde gerçek maliyetleri dikkate alarak açıklanmasını istiyor”

-“Türk fındığı, İtalyan fındığı olmasın. Fındık üç beş kişinininsafına bırakılmasın, devletimiz fındığa sahip çıksın”

-“Çaykur’dan üreticimiz için iyi bir fiyat bekliyoruz”

-“Çiftçimiz kazanamıyor, tüketicimiz makul fiyatlarla ürün satın alamıyor. Kim bunun sorumlusu aracılar”

-“Eskiden ürün pahalanınca sorumlusu üretici sanılırdı. Aracılardan kaynaklandığını bugün herkes öğrendi. Vatandaşımız da hükümetimiz de artık bunun farkında”

-“Aracı değil, üreten, tohum eken, fide, fidan diken eller, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık yapan üreticimiz kazansın”

-“Unutulmasın ki çiftçinin refahı, ülkenin refahıdır”

-“Çiftçimiz, toprağını, tarlasını, tapanını, bağını, bahçesini, köyünü bırakmak istemiyor. Çiftçimiz, doğduğu yerde doymak istiyor”

-“Milyarlarca doları ithalata veremeyiz. ‘Yerli malı yurdun malı’ diyorduk. Şimdi ‘yerli malı dünya malı’ diyoruz. Türkiye, dünya malı tüketmekten kurtulmalıdır. Sofralarımızda yerli ürün kullanalım ki çiftçimiz kazansın”

-“Mazot, gübre, yem, elektrik, tohum, ilaç gibi girdi fiyatlarının yüksekliği bizleri zorluyor”

-“TZOB olarak kurulması için çok büyük gayret sarf ettiğimiz Et ve Süt Kurumu Kurulmasaydı çiğ süt fiyatı 60 kuruştan yukarıya çıkmazdı”

-“Ziraat Bankası, çiftçimizin ucuz kredi talebini karşılamalıdır. Hazine de gerekli desteği Ziraat Bankası’na sağlamalıdır”

-“Çiftçimiz, yüzde 5’lik devlet desteğine rağmen aylık 419 lira 49 kuruş olan sigorta primini ödemekte zorlanıyor. Prim ödeme gün sayısı 15 güne düşürülmeli, çiftçimize yıpranma hakkı verilmelidir”

 

Ankara – 14.05.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tek amaçlarının üretmek, ürettiğini değerinden satabilmek olduğunu bildirerek, “hiçbir şeyi eksik bırakmadığımız için mi, bu ülkede çiftçimizin kıymeti bilinmiyor. Kıymetimiz sofralarda bir şey eksik olunca mı anlaşılacak?” dedi.

14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü etkinliği için Türkiye’nin her noktasından, 81 ilinden gelen onbinlerce çiftçi, Ankara’da Anadolu (Tandoğan) Meydanı’nda buluştu. Sabahın erken saatlerinde meydanı dolduran çiftçiler, renkli görüntüler oluşturdular. Ellerinde çok sayıda pankart, döviz taşıyan çiftçiler, sorunlarını sloganlarla anlattılar.

Bayraktar, canlı kalabalığa yaptığı konuşmada, her türlü zorluğa rağmen, üretimden vazgeçmediğini, tarlasından, bağından bahçesinden, ahırından ağılından kopmadığını, ormanda, denizde üretimini sürdürdüğünü, ülkenin 80 milyonluk nüfusunu, 5 milyon sığınmacısını, yabancısını, 40 milyona yakın turistini doyurduğunu belirtti.

Tek amaçlarının üretmek, ürettiğini değerinden satabilmek olduğunu, bu çiftçinin üretmekten başka düşüncesi olmadığını vurgulayan Bayraktar, şöyle konuştu:

“Hiçbir şeyi eksik bırakmadığımız için mi, bu ülkede çiftçimizin kıymeti bilinmiyor. Kıymetimiz sofralarda bir şey eksik olunca mı anlaşılacak? Şehit kanlarıyla sulanmış olan bu topraklar ve bu topraklarda üretim yaparak ülke nüfusunu, bu ülkeye sığınanları doyuran çiftçilerimizin kıymetini bilmeliyiz. Bu topraklarda yaşayan herkes bunu bilmek zorundadır. Sanayici üretiyor da biz de üretmiyor muyuz? Biz reel sektörün temeliyiz. Bunu bu ülkede hala bilmeyen, idrak edemeyenler var. Bu ülkede sanayici el üstünde tutulurken, bu şartlarda üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracat yapılmasına neden olan Türk çiftçisi, neden üvey evlat muamelesi görüyor? Milletimiz bu gerçeği görsün. Çiftçimize, tarım sektörüne değer verelim. Tarım sektörünü şaha kaldıralım. Sadece ülkemizi doyurmakla yetinmeyelim, bölgemizin de gıda ambarı olalım.”

Hedeflerini kaliteli buğday üretmek ve üretimi 30 milyon tona çıkarmak olduğunu, artık buğday ithal etmek istemediklerine dikkati çeken Bayraktar, özetle şunları söyledi:

“Üreticimiz arpa ve buğday fiyatlarının alın terini karşılayacak şekilde gerçek maliyetleri dikkate alarak açıklanmasını istiyor. Türk fındığı, İtalyan fındığı olmasın. Fındık üç beş kişinin insafına bırakılmasın, devletimiz fındığa sahip çıksın. Çaykur’dan üreticimiz için iyi bir fiyat bekliyoruz. Çiftçimiz kazanamıyor, tüketicimiz makul fiyatlarla ürün satın alamıyor. Kim bunun sorumlusu aracılar. Eskiden ürün pahalanınca sorumlusu üretici sanılırdı. Aracılardan kaynaklandığını bugün herkes öğrendi. Vatandaşımız da hükümetimiz de artık bunun farkında. Aracı değil, üreten, tohum eken, fide, fidan diken eller, hayvancılık, arıcılık, balıkçılık yapan üreticimiz kazansın. Unutulmasın ki çiftçinin refahı, ülkenin refahıdır. Çiftçimiz, toprağını, tarlasını, tapanını, bağını, bahçesini, köyünü bırakmak istemiyor. Çiftçimiz, doğduğu yerde doymak istiyor. Milyarlarca doları ithalata veremeyiz. ‘Yerli malı yurdun malı’ diyorduk. Şimdi ‘yerli malı dünya malı’ diyoruz. Türkiye, dünya malı tüketmekten kurtulmalıdır. Sofralarımızda yerli ürün kullanalım ki çiftçimiz kazansın. TZOB olarak kurulması için çok büyük gayret sarf ettiğimiz Et ve Süt Kurumu Kurulmasaydı çiğ süt fiyatı 60 kuruştan yukarıya çıkmazdı. Ziraat Bankası, çiftçimizin ucuz kredi talebini karşılamalıdır. Hazine de gerekli desteği Ziraat Bankası’na sağlamalıdır. Çiftçimiz, yüzde 5’lik devlet desteğine rağmen aylık 419 lira 49 kuruş olan sigorta primini ödemekte zorlanıyor. Prim ödeme gün sayısı 15 güne düşürülmeli, çiftçimize yıpranma hakkı verilmelidir.”

 

-Konuşmanın tam metni-

 

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın konuşmasının tam metni şöyle:

“İç Anadolu’dan, Marmara’dan, Ege’den, Akdeniz’den, Karadeniz’den, Doğu Anadolu’dan, Güneydoğu Anadolu’dan ülkemizin dört bir tarafından Ankara’ya gelerek, bu alanı dolduran çiftçi kardeşlerim, çiftçi dostları hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Gecesini gündüzüne katarak, yağmur, çamur, kar, kış demeden üreten; bu güzel ülkenin 80 milyonluk nüfusunu, 5 milyon sığınmacısını, yabancısını, 40 milyona yakın turistini doyuran… Milyarlarca dolarlık ihracat yapılmasına imkan sağlayan, eli öpülesi çiftçilerimiz, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Her türlü zorluğa rağmen, üretimden vazgeçmeyen, tarlasından, bağından bahçesinden, ahırından ağılından kopmayan, ormanda, denizde üretimini sürdüren, bu ülkeye hizmeti ibadet gibi gören çiftçilerimiz, toplantımıza teşrif eden çiftçi dostları, hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Yine bir 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, yine beraberiz… Bugün sizin gününüz, bugün bizim günümüz… Bugün aynı zamanda Anneler Günü. Başta tarımın esas kahramanı kadınlarımız olmak üzere bütün annelerimizin anneler gününü kutluyorum…

Dün çok üzücü bir trafik kazası da yaşandı. Çok sayıda kardeşimiz kazada hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. Dün, Soma’daki maden kazasının da üçüncü yılıydı. Katliam gibi kazada hayatını kaybedenlere bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Yakınlarının dinmeyen acılarını paylaşıyorum. Allah, böyle kazaları bir daha göstermesin. Bugün burada 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü, hem bir bayram havasında kutlayacağız hem de sorunlarımızı dile getireceğiz.

Tarım modası geçmeyen tek sektördür. Otomobil, buzdolabı, çamaşır makinası olmadan yaşayabilirsiniz. Gıda olmadan, ekmek, et olmadan yaşayabilir misiniz? Bunları bulamayan insanlar, çocuklar ölüyor. Bu düzen değişmeli, dünyada gıdanın adil dağılımı sağlanmalı, yeterli üretim miktarlarına ulaşılmalı, aç insan kalmamalıdır. Açlıktan çocuklar ölmemelidir.

Dünyada açlığı bitirmek zorundayız. Bir kesim aşırı tüketirken, bir ekmek bile bulamayan yüz milyonlarca insanın olması kabul edilemez. Sürdürülebilir bir tarımla, önümüzdeki 30-40 yılda, üretimin en az yüzde 60 oranında artması bir mecburiyettir.

Hal böyleyken dünyada inanılmaz bir israf da yaşanıyor. Üretilen gıdanın üçte biri tüketilemeden israf ediliyor. İsraf edilen gıda dünyadaki açlığı yok etmeye yeter de artar bile.

Bizler cennet gibi bir ülkede, bereketli topraklar üzerinde yaşıyoruz. Müthiş bir tarımsal potansiyelimiz var. Koca Avrupa kıtasının tamamından daha fazla bitki çeşidini bu topraklarda bulabiliyoruz. Her türlü meyveyi, sebzeyi, tarımsal ürünü üretebiliyoruz. Tek amacımız üretmek, ürettiğimizi de değerinde satabilmektir. Bu çiftçinin üretmekten başka düşüncesi var mı? Tabii ki yok.

Çiftçimiz, her türlü zorluğa, tabii afetlere, yüksek girdi fiyatlarına rağmen üretiyor. Üretimden vazgeçmiyor. Tarım, hala bu ülkenin milli gelirinin yüzde 7’sini sağlıyor. İstihdamın 5’te 1’ini karşılıyor. Ulaştırmadan, gıdaya, tekstilden, finansa, turizme kadar çok sayıda sektöre hammadde sağlıyor, kaynak aktarıyor. Tarım sektörümüz, 17-18 milyar dolarlık ihracat yapmaktadır. Ülkemiz yıllardır dış ticarette açık verirken, 5-6 milyar dolar dış ticaret fazlasıyla tarım ekonomimize büyük katkı sağlıyor. Buna rağmen, çiftçimiz bunun nimetlerinden yeterince faydalanıyor mu? Elbette faydalanamıyor. Kırsalda gelir, ülke ortalamasının üçte birinde kalıyor. Gecesini gündüzüne katarak çalışan çiftçiye bu reva mı?

Hangi şartlarda üretim yaptığımız ortada. Bütün bunlara rağmen, halkımızın sabah, öğle, akşam yediklerinde herhangi bir şeyi eksik bıraktık mı? Çok şükür herkes bizim ürettiklerimizi yiyor.

Bizim üretmekle ilgili bir sorunumuz yok. Yapısal sorunlarımız çözülürse, yeterli destek verilirse kıta boyutundaki ülkelerle yarışırız. Üretim çeşitliliğinde ülkemizin rakipleri, Çin, Hindistan, Amerika…

50 ürünün üretiminde ilk 10’dayız. Fındık, kayısı, incir, kiraz, ayva ve haşhaş üretiminde birinci, karpuz, kavun, pırasa, bal ve fiğ üretiminde ikinci, mercimek, elma, salatalık, yeşil biber, yeşil fasulye, kestane, Antep fıstığı, çilek ve koyun sütü üretiminde üçüncü sıradayız. Bunları kim üretiyor? Tabii ki bizim çiftçimiz. Bizim çiftçimiz işte böyle bir çiftçi.

Hiçbir şeyi eksik bırakmadığımız için mi, bu ülkede çiftçimizin kıymeti bilinmiyor. Kıymetimiz sofralarda bir şey eksik olunca mı anlaşılacak? Bölgemizdeki ülkelerin başına gelen felaketler bizim insanımızın başına gelse, bizi kabul edecek başka bir ülke, bizim gidecek başka bir vatanımız yok.

Böyle ülke, böyle bir toprak yok. Bizim bu ülkeden başka gidecek ne vatanımız ne de toprağımız var. Bu bakımdan şehit kanlarıyla sulanmış olan bu topraklar ve bu topraklarda üretim yaparak ülke nüfusunu, bu ülkeye sığınanları doyuran çiftçilerimizin kıymetini bilmeliyiz. Bu topraklarda yaşayan herkes bunu bilmek zorundadır.

Allah bu ülkeyi açlıkla imtihan etmesin. Yine söylüyorum çiftçimizin kıymetini bilelim. Sanayici üretiyor da biz de üretmiyor muyuz? Biz reel sektörün temeliyiz. Bunu bu ülkede hala bilmeyen, idrak edemeyenler var. Sanayici korunaklı fabrikalarında ve kapalı alanlarda üretimlerini yaparken, biz üretimimizi nasıl yapıyoruz. Biz nasıl üretiyoruz? Doğal afetlerle mücadele ederek! Bazen sel, bazen kuraklık, bazen don, bazen hortum tarım alanlarımıza, hayvancılık tesislerimize, ürünlerimize büyük zararlar veriyor. Sanayici gibi planlı üretim de yapamıyoruz. Domatesten elmaya, biberden patatese birçok ürün zaman zaman elimizde kalıyor. Sanayici bizim gibi, aracılarla da uğraşmıyor. Kendi bayilerine, kendi mallarını sattırıyor.

Bizde durum ne? Aracılar bizden daha fazla para kazanıyor. Benim 1 liraya sattığımı tüketici 5-6 liraya satın alıyor. İşte bu ay açıkladık. Tarladan markete Nisan ayının fiyat farkı şampiyonu kuru soğandı. Üreticiden markete ürünün, kuru soğanda 7 kattan elmanın 5 kattan, kuru kayısı, lahana, patlıcan ve maydanozun 4 kattan fazlasına satıldığını gördük. Herkes bilsin ki, biz üretiriz, dünyayla yarışırız, yeter ki önümüzdeki engeller kalksın. Yeter ki emeğimizin karşılığını alalım. Yeter ki bizim 1 liraya ürettiğimizi, tüketicimiz 5-6 liraya satın almasın. Sadece üretmiyor, istihdama da büyük katkı yapıyoruz. Yaz aylarında 6 milyona yakın kişiyle sanayiden daha fazla istihdam sağlıyoruz. İşsizliği de düşürüyoruz. En son açıklanan rakamlara göre, işsizliği yüzde 15’lerden, yüzde 13’e çektik.

Bu ülkede montaj üretim de yapmıyoruz. Sanayi ihracat için ithalat yapıyor, dış ticaret açığı da işin cabası. Oysa biz tarım ve gıdada net ihracatçıyız. Ben buradan sizlere soruyorum. Bu ülkede sanayici el üstünde tutulurken, bu şartlarda üretim yapan, istihdam sağlayan, ihracat yapılmasına neden olan Türk çiftçisi, neden üvey evlat muamelesi görüyor? Buna müsaade edecek miyiz? Milletimiz bu gerçeği görsün. Bu ülkeye bizim hizmetimiz daha mı az? Daha çok desteği hak etmiyor muyuz değerli çiftçiler?

Buradan sanayicilere de sesleniyorum. İthal hammaddeye ihtiyaç duymadan üretim ve ihracat yapmak istiyorsanız tarımı ve çiftçimizi destekleyin. Net ihracatçı olmak istiyorsanız, gelin stratejik bir sektör olan tarıma daha fazla yatırım yapın. Ürünlerimize katma değer katın, hem çiftçimiz hem siz hem de ülkemiz kazansın. Artık belli oldu ki dünyada savaşlar gıda ve sudan çıkacak. Bunu gören gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelerin topraklarına göz dikti. Toprak satın alıp, kiralayıp bu savaştan galip çıkmanın hesabını yapıyorlar. Kendi arazilerine de gözü gibi bakıyorlar.

Bu gerçeği görelim, çiftçimize, tarım sektörüne değer verelim. Tarım sektörünü şaha kaldıralım. Sadece ülkemizi doyurmakla yetinmeyelim, bölgemizin de gıda ambarı olalım. Sanayiye verilen ilgi ve değeri, çiftçimize de gösterelim. Bunu bekliyor muyuz çiftçi kardeşlerim?

 

-“Bu toprakların en önemli ürünü buğday ve arpadır”-

 

Bu toprakların en önemli ürünü buğday ve arpadır. Buğday ve arpa milyonlarca çiftçimizin geçim kaynağıdır. Üreticimiz yaptığı masrafın, verdiği emeğin, döktüğü alın terinin karşılığını alıyor mu? Kaliteli buğday üreteceğiz. Hedefimiz kaliteli buğday üretmek ve üretimi 30 milyon tona çıkarmaktır. Artık buğday ithal etmek istemiyoruz. Bunun için kaliteli ve sertifikalı tohuma ucuz fiyattan ulaşmalı, ucuz gübre ve ucuz mazot kullanmalıyız. Ürün fiyatları da alın terinin karşılığını alacak düzeyde olmalıdır. Bunun için de üreticimiz tüccarın insafına bırakılmamalı, TMO hasat zamanı, fiyatlar üreticiyi memnun etmeyecek şekilde görünüyorsa hızla bir şekilde üreticiyi tatmin edecek bir fiyattan piyasa girmeli, ödemelerini peşin yapmalı, alanı tüccara bırakmamalıdır. Bunları yaparsak buğdaydaki üretim hedeflerimize ulaşırız.  Biz üreticimizin üretme hevesini kırmazsak üreticimiz tarlasında kalacak ve ülkemizin ihtiyacı olan hububat üretimini karşılayacaktır. Buğday ve arpa hasatları önümüzdeki günlerde başlayacak. Üreticimiz arpa ve buğday fiyatlarının alın terini karşılayacak şekilde gerçek maliyetleri dikkate alarak açıklanmasını istiyor. Hazine de TMO’nun finansman ihtiyacını hızlı bir şekilde karşılamalı, Ofisin elini güçlendirmelidir. Üreticimiz, desteklenirse, ithal ucuz ürüne karşı korunursa, ürünü de para ederse üretiyor.

 

-“Destek verilirse daha fazla mısır üretiriz”-

 

Mısırda üretim, son 10 yılda yüzde 70 arttı. Bu artış çiftçimizin başarısıdır. Yine de ülke ihtiyacının tamamını karşılayamıyoruz. Buna rağmen prim desteği yarı yarıya düşürüldü. İndirilen mısır priminin yükseltilmesini istiyor muyuz? Destek verilirse daha fazla mısır üretir miyiz? Mısır ithalatına son verir miyiz?

 

-“Çeltikte ülke ihtiyacımızı karşılarız. Yeter ki üreticimiz ucuz ithal ürüne

karşı korunsun”-

 

Çeltik, üretimi en zahmetli ürünlerimizin başında geliyor. Üretimimiz sürekli artıyor. Daha da artırırız. Ülke ihtiyacımızı karşılarız. Yeter ki üreticimiz ucuz ithal ürüne karşı korunsun. Ürününü, nereye, kaça satacağını bilsin. Bunun derdine düşmesin. Hasattan önce fiyatın açıklamasını ve alım için zamanında devreye girilmesini bekliyor muyuz?

 

-“Ülkemizin yağ açığını kapatırız”-

 

Her şeyi üretiyoruz ama yağlı tohumlarda önemli üretim açığımız var. Yağlı tohumların ithalatı için her yıl 3,5 milyar dolar ödüyoruz. Bu ürünleri daha fazla üretemez miyiz? Rahatlıkla üretir, ülkemizin yağ açığını da kapatırız.

 

-“Baklagillerde daha çok destek, TMO’dan alım garantisi istiyoruz”-

 

Baklagillerde dünyanın en büyük ihracatçı ülkelerinden biriydik. Ne oldu da ithalatçı olduk. Yanlış giden neydi? Geçmişte devletin alımları durdurması, desteği kesmesi… Baklagillerde daha çok destek, TMO’dan alım garantisi istiyor muyuz?

 

-“Artık patates ve kuru soğanda planlı üretime geçilmeli”-

 

Patates ve kuru soğanda üreticimizin sorunu üretim planlaması. Pazarlama sorunu çiftçimizin en büyük sorunu değil mi? Bundan en fazla canı yanan patates, soğan üreticisi değil mi? Her yıl sorun yaşayan patates ve kuru soğan üreticilerimizin sıkıntıları ortada. Artık patates ve kuru soğanda planlı üretime geçilmeli.

 

-“Şekerpancarında 2016’da fiyatın aynı kalması üreticimizi mağdur etti”-

 

Şeker pancarında en önemli sorunlarımızdan biri kotalardır. Ülkemiz açısından stratejik bir ürün olan şeker pancarında üretiminin sürdürülmesi çiftçilerimiz için çok önemlidir. Şeker pancarı üreticimiz, pancar şekeri kotasının artırılmasını istemektedir. 2015 yılında şeker pancarı fiyatına yapılan yüzde 20’lik zammın ardından 2016 yılında fiyatın aynı kalması üreticimizi mağdur etmiştir. Bu yıl alım fiyatları bu durum göz önünde bulundurularak açıklanmalıdır. Şekerpancarında kotanın artırılması, tatmin edici bir fiyat açıklanmasını istiyor muyuz?

 

-“Pamukta üreticimiz korunmalı”-

 

Tekstil ve konfeksiyon, ülkemizin en önemli ihracat ürünlerinin başında gelmektedir. Bunun hammaddesini çiftçimiz üretiyor. İthalata son verecek kadar pamuk üretmek istiyor muyuz? Pamuk üretmek için gerekli destekler verilmeli mi? Destek verildiğinde üretmeye hazır mıyız değerli çiftçiler? 75 kuruş olan prim desteğinin 1 liraya çıkarılmasını, sıfırlanmış olan gümrük vergisinin yeniden artırılmasını talep ediyoruz. Pamuk üreticimiz korunmalı, pamuk gümrük birliğinde tarım ürünleri kapsamına alınmalı, gümrük vergileri tekrar konulmalıdır.

 

-“Fındık üç beş kişinin insafına bırakılmasın”-

 

Fındık, tarımda en önemli ihracat ürünümüz. Üretim ve ihracatta dünyada tekeliz. Yine de bir türlü fiyat istikrarını sağlayamıyoruz. Arz talep yüzünden değil, spekülasyonlar sonucu, fındık fiyatları düştü. Hani serbest piyasaydı. TMO fındık alımına girince fındık fiyatlarında düşüş durdu. Karadenizli üreticilerimiz, fındık üreticilerimiz, Ofis’in fındık alımına devam etmesini istiyor musunuz? Emanete bırakılan fındık ve tekelci firmalar, maalesef üreticimizi perişan ediyor. TMO, bu haksız rekabete karşı fındık alımına devam etmeli. Türk fındığı, İtalyan fındığı olmasın. Fındık üç beş kişinin insafına bırakılmasın, devletimiz fındığa sahip çıksın. Fındık fiyatlarını düşürmek isteyen çıkar grupları, “Ziraat Odaları olmasa fındığı savunan hiç kimse kalmaz, fiyatlarla istediğimiz gibi oynar daha fazla paralar kazanırız” diyorlar. Başınıza Ziraat Odaları kadar taş düşsün. Sizinle dün de büyük mücadeleler verdik, bugün de mücadele ediyoruz, bundan sonra da mücadele vermeye devam edeceğiz. Ziraat Odalarımıza zarar vermeye çalıştığınızı biliyoruz. Elinizden geleni ardınıza koymayın. Bu davadan vazgeçen namerttir. Hodri meydan.

 

-“Çaykur, korunmalı ki çiftçimiz korkulu rüya görmesin”-

 

Doğu Karadeniz Bölgemizin en önemli ürünlerinden çay hasadı bugünlerde başladı. Çay üreticimiz, mağdur olmayacağınız bir fiyat bekliyorsunuz değil mi? Çaykur’dan üreticimiz için iyi bir fiyat bekliyoruz. Doğu Karadeniz’in coğrafyası da bellidir. Üretebileceğiniz az sayıdaki üründen biri de çaydır. Çiftçimizin en büyük güvencesi de Çaykur’dur. Çaykur, korunmalı ki çiftçimiz korkulu rüya görmesin.

 

-Zeytinde hedef dünya ikinciliği-

 

Zeytinde dünya ikinciliği hedefimiz var. Markalaşmak şart. Yeterli destek verilirse, zeytinde, zeytinyağında bu çiftçimiz, bu ülkeyi dünya ikinciliği hedefine ulaştırır mı?

 

-“Domateste Rusya ambargosu üreticimizi mağdur etti”-

 

Domates üreticilerimiz de büyük sıkıntılar yaşadı. Rusya’nın ambargosu domates üreticilerimizi olağanüstü mağdur etti. Hala sorun çözülemedi. Sorunun bir an evvel çözülmesini istiyoruz. Salçalık domates sözleşmelerinde üreticilerimizin haklarının korunmasını istiyoruz.

 

-“Narenciyede ihracat teşvikleri sezon öncesinde açıklanmalı”

 

Narenciyede en önemli konu ihracat… Ülke ihtiyacının üzerinde üretim yapıyoruz. İhracat teşvikleri sezon öncesinde yeterli miktarda açıklanmalı, nakit olarak verilmelidir. Bunlar yapılırsa narenciye üreticimiz de emeğinin karşılığını elbette alır.

 

-“Kayısı, kuru üzüm ve incirde çiftçilerimiz çok sorun yaşıyor”-

 

Ekolojik üstünlüğümüz olan ve dünya piyasalarında rakipsiz olduğumuz kayısı, kuru üzüm ve incirde, rekolte yükseldiğinde ürün para etmiyor, üreticimiz mağdur oluyor.  Doğal afet olduğunda ürün para etse de ürün azlığından üreticimiz yine para kazanamıyor. Bu ürünlerde çiftçilerimiz çok sorun yaşıyor. İhracat potansiyeli olan bu ürünlere sahip çıkmalıyız. Bu ürünlerle ilgili birliklere destek olunarak müdahale alımı yapılması sağlanmalı ya da ayrı bir müdahale kurumu oluşturulmalıdır.

 

-“Antep fıstığı prim desteği kapsamına alınsın”-

 

Dünyanın en lezzetli Antep fıstığını bizim çiftçimiz üretiyor. Yine de İran kadar ihracat yapamıyoruz. Antep fıstığımızın daha iyi tanıtılması, sulama altyapısının desteklenmesi gerekir. Antep fıstığı ve kayısı üreticilerimize de alan bazlı destek verilmelidir. Üretimi son yıllarda sürekli artan yer fıstığının da prim desteği kapsamına alınmasını istiyor muyuz?

 

-“Elma ve narda üretim planlaması yapılmalı, yeni pazarlar bulunmalı”-

 

Elma ve narda dünyanın en büyük üreticileri arasındayız. Üretim planlaması yapılmamasının sıkıntıları bu iki ürünümüzde de yaşıyoruz. İhracatın daha fazla desteklenmesini, yeni pazarlar bulunmasını, ürettiğimiz elma ve narın değerinden satılmasını talep ediyoruz.

 

-“Yerli muz, ithal ürüne karşı korunmalı”-

 

Muzda son yıllarda büyük üretim miktarlarına ulaştık. Buna rağmen hala ülke ihtiyacımızı karşılamaktan uzağız. Yerli muzu, ithal ürüne karşı korursak bu ülkenin muz ihtiyacını karşılar mıyız?

 

-“Çoğu üründe aracıların sömürüsünün önüne geçilmeli”-

 

Bunların dışında biberden, salatalığa, patlıcandan, kabağa, ıspanağa, lahanadan, marula, havuçtan, turpa, sarımsağa, bademden, cevize, kestaneye, kirazdan, vişneye, erikten, şeftaliye, çileğe, armuttan, ayvaya, duta, karpuzdan, kavuna, susamdan, kırmızı bibere, tütüne, yem bitkilerine kadar çok sayıda ürünümüzün elimizde kalmaması ve aracıların bizi sömürmesinin önüne geçilmesini istiyor muyuz değerli üreticiler?

 

-“Mazot desteği en kısa zamanda uygulanmalı”-

 

 

Mazot fiyatlarından memnun musunuz? Mazot desteğinin en kısa zamanda uygulanmaya başlamasını istiyor muyuz? Gübrede ve yemde KDV indirimi oldu. Bu indirimden faydalanabildik mi?

Döviz kurlarındaki artışın da etkisiyle bu indirim zamlarla geri alınmadı mı? Bizim talebimiz KDV indirimin doğrudan çiftçimize verilmesidir. Biz hükümetimizden bunu talep etmeye devam ediyoruz.

 

-“En büyük sorunumuz üretim planlaması”-

 

En büyük sorunumuz üretim planlaması. Bu olmayınca ürünümüz para etmiyor. Sık sık yaşıyoruz. Bazen patates, bazen kuru soğan, bazen karpuz, bazen nar, bazen elma gibi pek çok ürünü yok pahasına satıyoruz. Kimi zaman, ürünümüz bahçede, tarlada kalıyor.

Üreticimizin emeğinin karşılığını alması için üretim planlaması yapacak, soğuk hava depoları kuracak, üreticimize ucuz fiyattan girdi temin edecek, piyasaya etkin olarak girecek, ürünü değerinde pazarlayacak örgütlere ihtiyaç var. Üretici örgütlerinin güçlendirilmesini, üretim planlaması yapılmasını istiyor muyuz?

 

-“TZOB olarak, 10 yıldır her ay açıklıyoruz. Çiftçimiz kazanamıyor,

tüketicimiz makul fiyatlarla ürün satın alamıyor”-

 

Çiftçimiz kazanamıyor, tüketicimiz makul fiyatlarla ürün satın alamıyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, 10 yıldır her ay yaptığımız araştırma da bunu açıkça tespit ediyor ve kamuoyuna duyuruyoruz.

Kim bunun sorumlusu? Tabii ki aracılar. Üreticimizin mağduriyetini anlata anlata dilimizde tüy bitti. Söyleye söyleye anlamalarını sağladık. Eskiden ürün pahalanınca sorumlusu üretici sanılırdı. Aracılardan kaynaklandığını bugün herkes öğrendi. Uyarılarımız üzerine hükümetimiz harekete geçti ve tedbir almaya çalışıyor. Vatandaşımız da hükümetimiz de artık bunun farkında. Bu sorun nasıl çözülür? Tarladan markete uzayan zincir kırılınca… Bu zincir nasıl kırılır? Elbette ki örgütlenmeyle. Çiftçiler olarak örgütlenirsek, örgütlerimize sahip çıkar, onları güçlendirirsek, ürettiğimizi satmakta zorlanmayız.

Üretim planlaması yapmalıyız ki yeterli ve istikrarlı gelir elde edelim. Ürünümüz tarlada kalmasın, tüketicimizin ihtiyacı karşılansın. Aracı değil, üreten kazansın. Tohum eken eller kazansın. Fide, fidan diken eller kazansın. Hayvancılık yapan, arıcılık yapan, balıkçılık yapan üreticimiz kazansın. Unutulmasın ki çiftçinin refahı, ülkenin refahıdır.

Çiftçilerimiz, yeterli geliri elde ederse topraktan kopmaz, şehirlere göç yaşanmaz. Çiftçimiz, toprağını, tarlasını, tapanını, bağını, bahçesini, köyünü bırakmak istemiyor. Çiftçimiz, doğduğu yerde doymak istiyor. Peki ne yapılmalı? Tarım sektörüne gereken önem verilmelidir. Tarımdaki gelir seviyesi mutlaka ama mutlaka ülke ortalamasına çıkarılmalıdır. Toprağın, suyun kıymeti bilinmelidir. Her şeyin ötesinde eli öpülesi bu çiftçiye daha fazla destek verilmelidir.

Tarım Kanunu’nda yazıldığı gibi milli gelirin yüzde 1’i tarıma destek olarak verilmelidir. Bu verilemeyecek bir rakam da değildir. Çiftçiye destek boşa gitmez. Çiftçimiz, bunun karşılığını misliyle öder. Üretimini artırır, istihdamla, ihracatla, katma değerle karşılığını bu ülkeye fazlasıyla verir.

 

-“Tarım üstü açık fabrika”-

 

Hep söylüyorum, tarım üstü açık fabrikadır. Yaşanan afetler ilk başta tarımı vurmaktadır. Kuraklık, aşırı yağış, sel, hortum, don, dolu gibi tabii afetler çiftçimizin peşini bir türlü bırakmıyor. Çiftçimize ilk ulaşan bizler oluyoruz. Bazen çiftçimiz, harman edecek ürün bulamıyor. Çiftçimiz, afet zararlarının karşılanması istiyor.

 

-TARSİM-

 

Tarımsal üretimin sürdürülmesinin başka yolu da yok. TARSİM var da yetiyor mu? En son taleplerimiz üzerine buğdayda kuraklık, meyve ağaçları da sigorta kapsamına alındı. Yapılması gereken TARSİM’de kapsamı genişletmek, primi düşürmektir. Sigorta kapsamına girmeyen ürünler ve risklere karşı da çiftçimiz korunmalıdır.

 

-“Hollanda büyüklüğünde tarım arazimizi kaybettik”-

 

Son 30 yılda tarım alanlarımız 4 milyon hektar azaldı. Bir Konya, Hollanda büyüklüğündeki tarım arazimizi kaybettik. Konya büyüklüğünde bir alanı nadasa bırakıyoruz. Çölleşme ve erozyonla da toprak kaybediyoruz. Toprağımızı ele, sele ve yele vermeyelim. Bu topraklar bize atalarımızın mirası değil, gelecek nesillerin emanetidir. Bunun hesabını gelecek kuşaklara veremeyiz. Verimli tarım arazilerimizi korumak sadece biz çiftçilerin görevi mi? Tabii ki hayır. Çiftçilerimiz, tarım arazilerini gözü gibi korumuyor mu? Elbette koruyor. Çiftçimiz, toprağı Aşık Veysel’in söylediği gibi sadık yâri olarak görüyor.

 

-“Büyük ovaların SİT alanı ilan edilmesini olumlu buluyoruz”-

 

Tarım topraklarımızı kaybediyorsak bu suç hepimizindir. Bu ülkede yaşayan herkes bunun sorumluluğuyla hareket etmelidir. Bakanlığımızın verimli tarım arazilerini korumak için 141 büyük ovamızı SİT alanı ilan etmesini olumlu buluyoruz. Bu sayı daha da artacak. 184 büyük ova SİT alanı olacak. Biz de yıllardır bu konuyu gündeme taşıdık. Toprağın feryadını duyurduk. Bunun arkasında olacağız. Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu delindi. Bu kanunda yer alan “kamu yararı” ibaresi istismar edilerek verimli araziler tarım dışına çıkarıldı. Toprak Koruma Kurullarında verimli arazilerin tarım dışına çıkarılmasına itiraz eden Ziraat Odası başkanlarımızın yerine ticaret erbabına yer verildi. Toprak Koruma Kurullarında, toprağın esas sahibi çiftçimizin temsilcileri mutlaka olmalıdır. SİT kararı deldirilmemelidir. Bunun takipçisi olacağız. Herkesi bu topraklara sahip çıkmaya davet ediyorum. Verimli arazileri korumada en büyük görev de valilerimize ve belediye başkanlarımıza düşmektedir.

Tarımsal üretim dışında bırakacağımız bir karış bile toprak olmamalıdır. Bütün tarım arazileri Çiftçi Kayıt Sistemi’ne dahil edilmelidir. Ekilen, dikilen 9 milyon hektar tarım arazisini kullanan üreticilerimiz de desteklerden faydalanmalıdır.

Ecrimisil ödeyen, hala intikalini yaptıramamış fakat tarımsal üretimi gerçekleştiren çiftçilerimiz de destekleme kapsamına alınmalıdır.

Arazilerimiz çok parçalı. İşletme büyüklüklerimiz verimli tarım yapmayı sağlayabilecek yeterlilikte değil. Parçalanmanın önüne geçilmelidir. Toplulaştırma çalışmaları bir an önce bitirilmelidir.

 

-Sulama-

 

Tarımsal verimliliği sağlamada bir diğer unsur da sulamadır. İsrail’den daha büyük arazimizde toprağı suyla buluşturamadık. Sulama altyapımız yetersiz, olanların büyük bölümü de eskidiği için atıl vaziyette. Kaynaktan, tarlaya çok su kaybediyoruz. Ülkemiz su zengini değildir. Suyun damlasını bile israf etme lüksümüz yoktur. Basınçlı sulama sistemlerini hızla yaygınlaştırmamız ve bunun için daha fazla destek vermemiz şarttır. Ayrıca, GAP, KOP, DAP gibi büyük sulama yatırımlarını da içeren kalkınma projelerini zaman kaybetmeden hayata geçirmemiz gerekiyor.

Soya, ayçiçeği gibi yağlı tohumlar ile pamukta büyük üretim açığı veriyoruz. 5 milyar dolarlık bir ithalatımız var. Sulama alanlarını artırdığımızda bu kadar ithalat yapmak zorunda kalmayacağız. Bu ülke o kadar zengin değil. Milyarca doları ithalata veremeyiz. “Yerli malı yurdun malı” diyorduk. Şimdi “yerli malı dünya malı” diyoruz. Türkiye, dünya malı tüketmekten kurtulmalıdır. Sofralarımızda yerli ürün kullanalım ki çiftçimiz kazansın.

Yapısal sorunlarımızı çözersek, topraklarımızı sulayabilirsek, arazilerimizi toplulaştırırsak, üreticimize destek verirsek, soyayı, pamuğu, ayçiçeğini ülke ihtiyacı kadar üretir miyiz? İthalata son verir miyiz?

Sulamada kullanılan elektrik ve yeraltı sulama ücretleri üreticimizi zorluyor. Sulama ücret tarifelerinde metreküp uygulamasına geçilmesi de maliyetleri artırdı. Sayaç maliyetleri de işin cabası. Sulama birliklerine olan borçlar ödenemez hale geldi. Sulama birliklerine olan borçlar yapılandırılmalıdır. Elektrik borçlarından dolayı üreticilerimizin desteklerine bloke konuluyor. Desteklerde bloke kaldırılmalıdır. Elektrik fiyatlarından memnun musunuz? Buradan hükümetimize seslenelim; elektrikte fiyatların düşürülmesini istiyor muyuz? Pahalı olan elektrikte birim fiyatın düşürülmesi için tarımda KDV’nin yüzde 18’den yüzde 1’e indirilmesi, pay ve fonların kaldırılması gerekir. Uzun zamandır talep ettiğimiz seralara ticarethane tarifesi yerine tarımsal sulama tarifesinden elektrik verilmesi seracılarımızı memnun etmiştir. Benzer bir düzenlemenin hayvancılık, kültür balıkçılığı işletmeleri ve tarımsal amaçlı soğuk hava depoları için de istiyor muyuz? Sulama dönemindeki elektrik kesintileri de çiftçilerimizi çok mağdur etmektedir. Enerji altyapısı acilen gözden geçirilmeli, bu sorun giderilmelidir.

 

-Girdi fiyatları ve destekler-

 

Çiftçimize verilen her kuruş, fazlasıyla ülke ekonomisine geri dönmüyor mu? Tabii ki dönüyor. Mazot, gübre, yem, elektrik, tohum, ilaç gibi girdi fiyatlarının yüksekliği sizleri zorluyor mu? Elbette zorluyor. Hal böyleyken, çiftçimiz her türlü desteği hak etmiyor mu? Şunu unutmayalım ki; hemen her ülke çiftçisini destekliyor. Gelişmiş ülkelerde destek olmasa tarım ayakta kalamaz. Gıda güvencelerini sağlayamazlar. Biz de destek var ama gelişmiş ülkelerdeki seviyeye göre yeterli değil. Üstelik, destekten sanki gelirmiş gibi yüzde 4 de stopaj kesintisi yapılıyor. Devletimiz bir eliyle verdiğini diğer eliyle geri almış olmuyor mu? Destekler artarak sürmeli, çiftçimizin, rakipleriyle aynı koşullarda üretim yapması sağlanmalıdır.

Yükselen döviz kurları, ithalata bağımlı gübre, mazot,  ilaç gibi girdilerde fiyatları artırmıştır. Dünyada ihracat yapmak artık zor bir hale gelmiştir. Rakibinle aynı koşullarda üretmiyorsan, nasıl rekabet edebilirsin ki? Bir başka önemli girdi tohumdur. İyi tohum kullanmadan verimli üretim yapılamaz. Bundan dolayı üreticimiz, ucuz fiyattan sertifikalı tohum bulabilmeli ve satın alabilmelidir. Bir diğer girdi kalemi olan tarım ilaçlarında yüzde 18 olan KDV yüzde 1’e düşürülmelidir.

 

-Milli Tarım Projesi-

 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın, Milli Tarım Projesi tarım sektörü ve çiftçilerimiz açısından önemlidir. 941 havzada; 21 ürün desteklenecek. Ancak, desteklenecek ürünlerin yeniden gözden geçirilmesi ve özellikle meyvecilikte belli bir geçiş süreci konulması bir zorunluluktur. Milli Tarım Projesi kapsamındaki havza bazlı desteklemeyi yerinde buluyoruz. Bir an evvel hayata geçirilmesini istiyoruz. Takipçisi de olacağız. Desteklerin Milli Tarım Projesi’nde ifade edildiği gibi iki bölüm olarak, biri ekim zamanında, diğeri hasat zamanında verilmesini istiyor muyuz?

Hayvancılıkta da yerli üretimi desteklemeyi öngören Milli Tarım Projesi, bizim yıllardır savunduğumuz görüşlerimize uygundur.

 

-Hayvancılık-

 

Tarımın ayrılmaz bir parçası da hayvancılıktır. Hayvancılıkta en büyük sorunumuz, piyasada yaşanan istikrarsızlıktır. Bu açıdan Et ve Süt Kurumu’nun müdahale kurumu olarak kurulmasını çok önemsiyoruz. Bu kurumun kurulması için Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak çok büyük gayret sarf ettik. Konuyu dönemin Başbakanına götürdük. “Bu sektörde sömürü var, müdahale kurumu oluşsun” dedik. Bizim talebimizle bu kurum kuruldu ve devreye girdi. Hayvancılığımız bir düzenleme kurumuna kavuştu. Et ve Süt Kurumu kurulmasaydı çiğ süt fiyatı 60 kuruştan yukarıya çıkmazdı.

Zamanında, dönemin Başbakanına söyledik. “Süt hayvanlarımızı kestirmek istemiyoruz. Bir müdahale kurumu devreye girmeli, süt hayvancılığımız daha fazla desteklenmelidir. Aksi takdirde bu gidişatla devam edilirse ahırlarda hayvan kalmayacak. İthalata mahkum oluruz. Ana varsa dana vardır. Süt hayvanı varsa besi hayvanı vardır. Süt hayvanı yoksa, beside ithalat yapmaya devam ederiz” dedik. Bunun üzerine Et ve Süt Kurumu kuruldu.

Devletimiz, bu sektörde dünya malını yurdun malı olmaktan çıkarmalı, yerli malının yurdun malı olmasını sağlanmalıdır. Hayvancılık sektörüne acil tedbir istiyor muyuz? Peki ne yapılmalıdır? Et ve Süt Kurumu, sermayesi artırılmalı, bağımsız hareket edebilmeli, piyasaya etkin olarak girebilmeli, işlevini yerine getirmelidir. Bugün süt/yem paritesi 1’e kadar inmiştir.  Bir kilogram sütle ancak bir kilogram yem alınabilmektedir. Bazı yerlerde bunu alamayan üreticilerimiz bile var. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. 3 yıla yakın bir süredir çiğ süt fiyatları doğru dürüst artmadı. Temmuz 2014’de 1 lira 15 kuruş olan fiyat, şu anda 1 lira 21 kuruş olsa da üreticinin eline 1 lira 8 kuruş geçiyor. Sizin cebinize 1 lira 21 kuruş giriyor mu? Kesintilerden sonra elinizde 1 lira 8 kuruş kalmıyor mu? Hatta bazı bölgelerde üreticinin eline geçen fiyat 90 kuruşa kadar inmiyor mu? Perakende süt, peynir, yoğurt fiyatları artarken, her şeye zam gelirken, üreticinin eline geçen çiğ süt fiyatlarının gerilemesini kabul edebilir miyiz? Bu sürdürülebilir değildir. Milyarlarca dolar harcanarak oluşturulan damızlıkların kasaba, desteklerin boşa gitmemesi için çiğ süt fiyatları artırılmalıdır.

 

-Süt paralarının zamanında ödenmemesi-

 

Son zamanlarda sanayiciler süt paralarını zamanında ödemiyor, geciktiriyorlar. Buna karşın ceza mı kesiliyor? Üretici borcunu ödemezse ne olur? Üreticinin borcunu ödememe şansı var mı? Elektrik bedelini zamanında ödemezse cezayı yiyor. Üretici 3-4 ay süt parasını alamazsa borçlarını nasıl ödeyecek? Yemini nasıl alacak? Evini nasıl geçindirecek? Bunu bizden başka düşünen var mı?

Bir sözümüz var; “alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” diye. Ah alanların bütün mallarını, servetlerini kaybettiklerini, akıbetlerini çok gördük. Kendilerini uyarıyorum. Sanayicimize buradan sesleniyorum; “Bindiğiniz dalı kesmeyin. Aklınızı başınıza alın”.

 

-Sanayicinin yem zorlaması-

 

Son zamanlarda sanayicilerimiz, “yemini benden almazsan, sütünü almam” zorlamasına başladı. Buradan kendilerine sesleniyorum, “sütten kazandığınız para yetmiyor mu da yemden de para kazanmaya çalışıyorsunuz? Üreticimiz, sizden yem almak zorunda mı? Bu sömürüyü bırakın”.

Hem kırmızı ette hem de sütteki sorunlarımızı çözmemiz gerekiyor. Bu ülke yaşamıyla, kültürüyle, doğasıyla bir hayvancılık memleketidir. Yine de hayvancılıkta ithalattan kurtulamıyoruz. Maalesef son 7 yılda, canlı hayvan ve et ithalatına toplam 5 milyar dolarlık döviz harcadı. Bunu kabul edebilir miyiz? Yılda 500 bine yakın buzağının ölümüne engel olamazken, yıllık 500 bin besilik hayvan ithal ediyoruz. Bu ne yaman çelişkidir. İthalat bu ülkeye fayda sağlamıyor. Geçmişte bunu gördük. Artık yöneticilerimizin bu gidişata dur demesi, bir plan ve program ortaya koyması şarttır. İthalatın sonlandırılacağı tarih üreticilerimize açıklanmalıdır. Açıklansın ki yol haritası ortaya çıksın ki üreticimiz planlamasını yapabilsin. Kimse korkmasın, yeterli destek verilirse, ithalat yapılmazsa, piyasada istikrar sağlanırsa üreticimiz bu ülkenin et ihtiyacını kolaylıkla karşılar. Et fiyatları yüksek deniyor. Bunun nedeni yüksek maliyetli besi hayvanı ve yem fiyatları değil mi? Maliyetler düştü de et fiyatına biz mi zam yaptık? Ülkemiz, özellikle küçükbaş hayvancılıkta çok önemli bir potansiyele sahip durumda. Anadolu’da çiftçimiz, tarımı tanımlarken, “buğday ile koyun, gerisi oyun” der. Bu topraklar tahıl ve küçükbaş hayvan yetiştirmeye çok uygun olan topraklardır. Geçmişte, başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere milyonlarca dolarlık hayvan ihracatı yapıyorduk. Bu pazarları, Avustralya, Sudan, Yeni Zelanda gibi ülkelere kaptırdık. Bu pazarları yeniden kazanmalıyız.

 

-Kredi borçları-

 

Çiftçilerimizin özellikle özel bankalara aşırı borçlanması bizleri rahatsız ediyor. Özel bankalar, Hazine desteği alamadıkları için cari faizle, yüksek faizle çiftçimize kredi veriyor. Hazine selektif kredilere verdiği desteği artırmalıdır. Ziraat Bankası, çiftçimizin ucuz kredi talebini karşılamalıdır. Hazine de gerekli desteği Ziraat Bankası’na sağlamalıdır. Ziraat Bankası, çiftçimize kredi kullandırırken aşırı taleplerden kaçınmalı, zorluk çıkarmamalıdır. Bankalarla sorunumuz bir değil ki. Devletimiz çiftçimize faiz desteği verirken, bankalar işin kolayını bulmuş. Aldığı masrafla, komisyonla çiftçimizi bezdirmiş durumda. Buna bir son verilmelidir.

 

-Sosyal güvenlik-

 

Sosyal güvenlikte de Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak en büyük gayreti yine biz gösteriyoruz. Gayretlerimizle, 2008 yılından bu yana çiftçilerimizin ve odalarımızın lehine 16 kanun çıkarılmasını sağladık. Yine çiftçimiz, yüzde 5’lik devlet desteğine rağmen aylık 419 lira 49 kuruş olan sigorta primini ödemekte zorlanıyor. Bu çiftçimize çok yüksek geliyor. Her ay sigorta primini ödeyebiliyor musunuz? 2008 yılında olduğu gibi prim ödeme gün sayısı yeniden 15 güne düşürülmelidir. Çiftçilerimize de yıpranma hakkı verilmelidir.

 

-“Ziraat Odaları olarak sizlerle daha çok buluşacağız”-

 

Ziraat Odaları olarak sizlerle daha çok buluşacağız. İllerimizde, ilçelerimizde, köylerimizde bu buluşmalar devam edecek. Daha çok eğitim seminerleri düzenleyeceğiz.

Sizin sorunlarınızla birebir ilgilenmeye devam edeceğiz. Bugün bu sıcak havaya, tarlada yoğun işiniz, ekim, dikiminiz olmasına rağmen, ülkemizin dört bir tarafından gelerek bu alanı dolduran çiftçi kardeşlerim, ürününüz bol, bereketiniz bol olsun.

Bu etkinliğimize teşrif eden çiftçi dostlarım, bizlere verdiğiniz destekten dolayı sizlere teşekkür ediyorum. Tarlasına girerken, çıkarken çiftçimizin huzurlu ve mutlu olmasını hedefliyoruz. Bu ulvi yolda Allah hepimize yar ve yardımcı olsun. Bu ülkeyi doyuran eli öpülesi çiftçimize hizmeti bir ibadet olarak görüyoruz.

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Gününü, çiftçinin gününü, hepimizin gününü en içten dileklerimle kutluyorum. Allaha emanet olun…”

TZOB tarafından düzenlenecek etkinlikte Mustafa Ceceli ile Sevcan Orhan da birer konser verdi. 

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı


19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı şahsım ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ne kayıtlı 5 milyon üyemiz adına kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere istiklal mücadelemizin bütün kahramanlarını şükranla, rahmetle anıyorum.

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar

Bayraktar, Şanlıurfa Tanıtım Günleri’ne katıldı

-Bayraktar, Şanlıurfa Tanıtım Günleri’ne katıldı

 

Ankara – 18.05.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Şanlıurfa Tanıtım Günleri’ni ziyaret etti.

Bayraktar, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in açılışını yaptığı, Atatürk Kültür Merkezi’nde bu yıl birincisi düzenlenen Şanlıurfa Tanıtım Günleri’ni, Şanlıurfa Milletvekilleri ve Ziraat Odaları Başkanlarıyla birlikte gezdi.

Genel Başkan Bayraktar, ilk olarak Şanlıurfa Ziraat Odalarının açtığı stantta, Şanlıurfa Milletvekilleri Mehmet Akyürek, Ahmet Eşref Fakıbaba ve Ziraat Odası Başkanları Ahmet Eyyüpoğlu, Suphi Aksoy, Sinan Keskin, Cuma Polatoğlu, Bahri Ekinci, Hikmet İpar’la sohbet etti, ürünler hakkında bilgi aldı.

Daha sonra Viranşehir Belediyesi’nin açtığı standa geçen Bayraktar’a, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Akyürek, yerel ürün hediye etti.

Bayraktar, ziyarette, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ile Şanlıurfa Valisi Güngör Azim Tuna’yla da bir araya geldi.

Çayda hasat zamanı


-Çayda hasat zamanı…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Çayda üreticimiz için iyi bir fiyat bekliyoruz. Üreticimiz mağdur edilmemelidir”

-“İngiltere, bir gram bile çay üretmeden tüm dünya çay piyasasını, şirketleri aracılığıyla yönlendiriyor”

-“Doğu Karadenizli üreticimizin en büyük güvencesi Çaykur, korunmalı, sermayesi güçlendirilmeli, global bir oyuncu haline getirilmelidir”

-“Uluslararası boyutta bir çay firmamız yok. Bu rolü Çaykur üstlenmelidir. Sadece iç piyasayı düşünmemeli, tüm dünya piyasasını hedeflemelidir”

-“Türkiye’de bir yılda tüketilen çayın 135 bin tonunu Çaykur çayları, 125 bin tonunu özel sektör çayları, 35 bin tonunu yabancı menşeli çaylar oluşturmaktadır”

-“Üstelik, tüketilen yabancı menşeli çayların yüzde 90’ı vergisiz ve gayri resmi yollardan yurda girmiş çaylardan meydana gelmektedir”

-“Doğu Karadeniz’de yetiştirilen çaylar, ekolojik şartlar nedeniyle kış aylarında kar altında kalmaktadır. Bu doğal özellik dünyada Doğu Karadeniz kıyılarından başka hiçbir bölgede bulunmamaktadır”

-“Gerek ekolojik gerek coğrafi koşullar nedeniyle bu bölgede çay bitkisi üzerinde hiçbir suretle kimyasal ilaçla mücadele yapmaya gerek duyulmamaktadır”

 

Ankara – 18.05.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Doğu Karadeniz’de bir milyona yakın insanın geçim kaynağı olan çayda hasadın başladığını bildirerek, “çay hasadının temel iki konusu fiyat ve alım kotalarıdır. Çayda üreticimiz için iyi bir fiyat bekliyoruz. Üreticimiz mağdur edilmemelidir” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, çay tarımının, Doğu Karadeniz Bölgesi açısından büyük önem taşıdığını, tarım ve sanayide istihdam yaratarak bölgesel göçü önlediğini, ülke ihtiyacını karşıladığını belirtti. 2016 yılı verileriyle 764 bin dekar alanda 213 bin üreticinin, aileleri ve sektörden faydalananlarla birlikte 1 milyona yakın insanın geçimini çayın sağladığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ülkemizde 1 milyon 350 bin ton yaş çay üretiliyor. Doğu Karadeniz’de yetiştirilen çaylar, ekolojik şartlar nedeniyle kış aylarında kar altında kalmaktadır. Bu doğal özellik dünyada Doğu Karadeniz kıyılarından başka hiçbir bölgede bulunmamaktadır. Gerek ekolojik gerek coğrafi koşullar nedeniyle bu bölgede çay bitkisi üzerinde hiçbir suretle kimyasal ilaçla mücadele yapmaya gerek duyulmamaktadır. Ülkemiz çayının tarım ve sanayinde kimyasal ilaç ve katkı maddesi kullanılmadan üretilmesi çayımızı daha değerli hale getirdiği gibi organik çay tarımı için de önemli bir avantaj olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu avantadan gereği gibi istifade edilmelidir.”

 

-Üreticinin refah payını dikkate alan, mağdur etmeyen bir fiyat…-

 Hasadın başladığı çayda henüz fiyatın açıklanmadığını, üreticinin refah payını da dikkate alan, mağdur etmeyen bir fiyat belirlenmesinin en büyük temennileri olduğunu belirten Bayraktar, “bölgenin iklimi ve coğrafi yapısı nedeniyle üreticilerimiz, oldukça zor şartlar altında çay hasadını yapmaktadır. Hasat edilen yaş çayın bekletilmeden işlenmesi gerekiyor. Çayın beklemeye tahammülü yoktur. Ürünün aynı anda hasat olgunluğa gelmesi alımları daha önemli hale getiriyor. Çay alımlarının, ürün kalite kaybına uğramadan ve üreticilerimiz mağdur edilmeden yapılması çok önemlidir” dedi.

Üreticilerin Çaykur’un yanı sıra özel sektöre de ürün teslim ettiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Zaman zaman üreticilerimiz zararına ürün teslim etmek durumunda bırakılıyor. Ayrıca özel sektörün açıklanan fiyatın altında alım yapması da üreticimizi mağdur ediyor. Özel sektörün de alımlarda hassas davranması ve üreticilerimizi mağdur etmemesi gerekiyor.

İthalat dışında özellikle kaçak yollarla ülkemize giren çaylar, büyük tehdit oluşturmaktadır. Ülkemize yurt dışından gelen çaylar, zati eşya muafiyeti, yolcu beraberi hediyelik eşya muafiyeti, ithalat ve kaçak yollarla gelmektedir. İthal ürünlerin girişinin zorlaştırılması bakımından çayda uygulanan gümrük vergisi oranı yüzde 145’dir. 2016 tarihli Çay Sektör Raporu’na göre, çay sektörünü olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden biri yabancı menşeli çaylardır. Türkiye, yılda tüketilen çayın 135 bin tonunu Çaykur çayları, 125 bin tonunu özel sektör çayları, 35 bin tonunu yabancı menşeli çaylar oluşturmaktadır. Üstelik, tüketilen yabancı menşeli çayların yüzde 90’ı vergisiz ve gayri resmi yollardan yurda girmiş çaylardan meydana gelmektedir. Özellikle Güneydoğu Anadolu, Doğu Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerimizde sınır illerinde yoğunlukla yabancı menşeli çaylar tüketilmektedir.

Gerekli tedbirler alınarak gayri resmi yollarla ülkemize çay girişi kesinlikle engellenmelidir. Kaçak olarak ele geçirilen çaylar imha edilmelidir.”

 

-“Yaşlanmış çay ocakları bir program dahilinde yenilenmelidir”-

Yaşlanmış çay ocakları bir program dahilinde üstün verim ve kaliteye sahip çeşitlerle vakit geçirilmeden yenilenmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, “Bu aşamada çay üreticilerimiz devlet tarafından desteklenerek, teşvik edilmelidir” dedi.

Çay Kanunu’nun çiftçiyi mağdur etmemesi gerektiğini, Çay Kanunu çalışmalarında tüm tarafların görüşleri alınması, fikir birliği sağlanmasının önemli olduğuna dikkati çeken Bayraktar, oluşturulacak bir yapılanmada üreticilere mutlaka yer verilmesi gerektiğini belirtti.

 

-Çaykur global oyuncu olmalı-

Doğu Karadeniz’in tarım açısından sınırlı bir olanak sunduğunu, bölgede fındık ve çay dışında kırsalın geçimini sağlayacak önemli bir ürün olmadığını bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Artık kurumlar, şirketler ülke hudutlarıyla kendilerini sınırlamıyorlar. Tüm dünya piyasasını hedefliyorlar. Doğu Karadenizli üreticimizin en büyük güvencesi Çaykur, korunmalı, sermayesi güçlendirilmeli, global bir oyuncu haline getirilmelidir. İngiltere, bir gram bile çay üretmeden tüm dünya çay piyasasını, şirketleri aracılığıyla yönlendiriyor. Çayı, Hindistan’dan, Sri Lanka ve Kenya’dan alan, hatta o ülkelerde çay tarımı yapan ve işlediği çay ürünlerini markalar yaratarak tüm dünyaya satan İngiliz şirketleri, bu işten milyonlarca dolar gelir sağlıyor.

Dünyadaki çay alanlarının yüzde 2’si Türkiye’de, üretimin yüzde 4,1’ini ülkemiz yapıyor. Çay alanlarında Çin, Hindistan, Sri Lanka, Kenya, Endonezya, Vietnam, Myanmar’ın ardında sekizinciyiz. Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka, Vietnam’ın ardından dünyanın altıncı büyük çay üreticisiyiz. Dev nüfuslu ve çay üretimi ancak tüketimlerine yeten Çin ve Hindistan’ı hatta Vietnam’ı dışarıda bırakırsak, ihracat potansiyeli açısından önümüzde sadece iki ülke, Kenya ve Sri Lanka var. Buna rağmen, 2016 yılında 6 bin 119 ton çay ihraç edebildik ve 28,6 milyon dolar döviz geliri sağladık. Buna karşın 16 bin 187 ton çay ithalatına 44,3 milyon dolar döviz ödedik. Uluslararası boyutta bir çay firmamız yok. Bu rolü Çaykur üstlenmelidir. Sadece iç piyasayı düşünmemeli, tüm dünya piyasasını hedeflemelidir.”

Bayraktar, açıklamasında, yeni sezonun üreticilere bolluk ve bereket getirmesi dileğiyle hayırlı hasatlar diledi.

Tarım, Şubat istihdamında 5 milyonu aştı


-Tarım, Şubat istihdamında 5 milyonu aştı…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Tarımda Şubat ayı istihdamı, geçen yılın 160 bin üzerine çıkarak 5 milyon 36 bine yükseldi”

-“Tarım, Şubat’ta işsizliği 2,2 puan düşürerek yüzde 14,8’den yüzde 12,6’ya çekti”

 

Ankara – 15.05.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımda istihdamın, tarımsal faaliyetin en aza indiği aylardan biri olan Şubat’ta 5 milyonu aştığını bildirerek, “tarımda Şubat ayı istihdamı, geçen yılın 160 bin üzerine çıkarak 5 milyon 36 bine yükseldi” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, 2016 Şubat ayında 4 milyon 876 bin, geçen ay 4 milyon 893 bin olan tarımda istihdamın 2017 Şubat ayında 5 milyon 36 bine çıktığını belirtti. Şubat ayında 26 milyon 956 bin olan toplam istihdamın yüzde 18,7’sini tarımın karşıladığına, bu rakamın geçen Şubat ayında yüzde 18,4’de kaldığına dikkati çeken Bayraktar, 2017 Şubat ayında tarımda 2 milyon 881 bin erkek ve 2 milyon 155 bin kadının istihdam edildiğini bildirdi.

 Erkeklerin yüzde 15,4’ünün, kadınların yüzde 26’sının tarımda çalıştığını, tarımın işsizliği bir panzehiri olarak önemli oranda aşağıya çektiğini vurgulayan Bayraktar, “Şubat ayında tarımın kadınlarda işsizliği 4,1 puan düşürerek yüzde 18,9’dan yüzde 14,8’e, erkeklerde 1,4 puan düşürerek yüzde 13,2’den yüzde 11,9’a, toplamda işsizliği 2,2 puan düşürerek yüzde 14,8’den yüzde 12,6’ya indirdiğini bildirdi.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, her yıl Mart ayının ikinci yarısından sonra tarımda istihdamın yoğunlaştığını, hasadın ardından azalmaya başladığını, Ocak-Şubat aylarında en düşük düzeye indiğini hatırlattı.