Muz üretimi ilk kez 300 bin tonu geçti


“2016 yılının 11 ayında 192,9 bin tonluk muz ithalatına 95,3 milyon dolar ödendiği göz önüne alınırsa yerli muz üretiminin ekonomiye yaptığı katkı daha iyi anlaşılır”

-“Muz üretimi, 2016’da yüzde 13,1 artışla 306 bin tona ulaşarak rekor kırdı”

-“2016 yılının 11 ayında 192,9 bin tonluk muz ithalatına 95,3 milyon dolar ödendiği göz önüne alınırsa yerli muz üretiminin ekonomiye yaptığı katkı daha iyi anlaşılır”

-“Türkiye’nin 11 aylık muz ihracatı ise 9 bin tonu aşmış durumda”

 

Ankara – 29.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, son yıllarda hızla artan muz üretiminin ilk kez 300 bin geçtiğini bildirerek, “muz üretimi, 2016’da yüzde 13,1 artışla 306 bin tona ulaşarak rekor kırdı” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, 1988 yılındaki 35 bin tonluk üretimden sonra, 1993 yılında 18 bine kadar düşen muz üretiminin, örtü altı üretimin yaygınlaşmasıyla, 2000 yılında 64 bin tona, 2003’de 110 bin tona, 2008’de 201 bin 115 tona, 2015’de 270 bin 500 tona, 2016 yılında ise 35 bin 426 tonluk artışla 305 bin 926 tona çıktığını belirtti.

Kalp, damar hastalıklarına iyi geldiği, kolesterolü düşürdüğü, kemik gelişimini desteklediği öne sürülen, B1, B2, C, A ve E vitaminlerini içeren, potasyum, demir, kalsiyumfosfor, sodyum ve iyot açısından da çok zengin olan muzun dünyada ve Türkiye’de sınırlı alanlarda üretimi yapıldığını ama sağlık açısından düzenli tüketilmesi gerektiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

Güneydoğu Asya‘nın tropikal bölgelerinde doğal olarak yetişen muzun üretimi ülkemizde örtü altı üretim dolayısıyla her yıl artarak devam etmektedir. Muz üretimi, Türkiye’nin tarımdaki potansiyelini göstermek açısından da önemlidir. İklim şartları nedeniyle Mersin ve Antalya illerinin mikro-klima özelliği gösteren bazı ilçelerinde çok sınırlı bir bölgede yetişen muzda ulaşılan üretim rakamı, Türkiye için olağanüstü boyutlardadır. Mersin ilinde yoğun olarak Anamur ve Bozyazı ilçelerinde genellikle örtü altında yetiştiricilik yapılmaktadır. Antalya’da ise Gazipaşa’da yetiştiricilik genellikle açıkta, Alanya’da ise yetiştiricilik açık yanında örtü altında da gerçekleştirilmektedir. Son yıllarda yetiştiricilik alanlarında Mersin’in Erdemli, Aydıncık, Silifke, Toroslar ve Yenişehir, Antalya’nın Kumluca, Manavgat ve Finike, Adana’nı Yüreğir ilçesi ile Hatay’ın Erzin, Hassa ve Arsuz ilçesine kadar genişlemeler oldu.”

 

-Üretimin neredeyse tamamı Mersin ve Antalya’da- 

Muz üretiminin yüzde 72,2’sini Mersin, yüzde 27’sini ise Antalya illerinin yaptığını, üretimde Hatay’ın yüzde 0,82, Adana’nın ise yok denecek kadar pay aldığını belirten Bayraktar, “2016’nın 11 ayında 192 bin 850 tonluk muz ithalatına, 95,3 milyon dolar ödendiği göz önüne alınırsa yerli muz üretiminin ekonomiye yaptığı katkı daha iyi anlaşılır. Türkiye’nin 11 aylık muz ihracatı ise 9 bin tonu aşmış durumda” dedi.

 

-Kişi başına tüketim 6 kilogramı aştı- 

Türkiye’de de muz tüketimi hızla arttığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Son yıllarda daha fazla muz yiyoruz. Kişi başına muz tüketimi 10 yıl önce 2 kilogramken, tahminlere göre 2016 yılında 6 kilogramı aştı. Tüketim daha artacak. AB ülkeleri ile ABD’de kişi başına muz tüketimi Türkiye tüketiminden 3-4 kat daha fazla. Bundan dolayı muz üretiminde ulaşılan noktayı yeterli göremeyiz. Üretimi desteklemeli, daha da artırmalıyız. 20 kilogramlık koli için belirlenen 9,5 dolarlık referans fiyat ve yüzde 145,8’lik gümrük vergisi harfiyen korunmalıdır. Aksi takdirde üretimi artırmanın imkanı yoktur. Türk çiftçisinin aynı koşullarda, muz üreticisi ve ihracatçısı ülkeler olan bir Ekvador, Panama veya Kosta Rika ile rekabet etmesi mümkün değildir. Muzla ilgili diğer tedbirlerin yanı sıra, kaçakçılığa izin verilmemelidir. Sınır ticareti denetim altına alınmalı, bu kapsamında yapılan ithalat iç piyasaya sürülmemelidir. Sulama altyapısıyla ilgili sorunlar giderilmeli, sera yapımı teşvik edilmelidir. Muz araştırma istasyonu açılmalıdır.

 

-Yerli muzun raf ömrü uzatılmalı- 

Yerli muzun raf ömrünün uzatılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalı ve uygulanmalıdır.

Sera malzeme ve ekipmanlarından demir, çimento, damlama hortumu, boya, cıvata, plastik örtü ve benzeri malzemelerde katma değer vergisi (KDV) oranı inşaat yerine tarım kaleminden alınarak düşürülmelidir.

Muz üretimi 7-8 ay yerine yılın 12 ayına yayılmalı, üretim planlaması yapılmalı, markalaşmaya gidilmelidir.

Muz paketleme ve sarartma tesisleri kayıt altına alınmalı ve standardizasyonu, paketlemede kullanılan ambalajların standartlara uygun hale gelmesi, izlenebilirliği sağlanmalıdır.” 

Organik çay alanları 5 yılda 10 kat arttı…


“2010-2015 döneminde organik çay alanlarımız 10,2 kat artarak, 3 bin 555 dekardan 36 bin 133 dekara çıktı”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “2010-2015 döneminde organik çay alanlarımız 10,2 kat artarak, 3 bin 555 dekardan 36 bin 133 dekara çıktı”

-“Organik tarım metoduyla üretilen yaş çay miktarımız ise 34 bin 483 tona ulaştı. Ülkemizdeki çayın yüzde 2,6’sını

organik yetiştiricilikle üretilen çaylar oluşturdu”

-“Dünyada çay alanlarının yüzde 1,65 organik tarıma ayrılırken, ülkemizde bu oran yüzde 4,3’e ulaştı”

-“Karadeniz’in doğu kıyılarında yetiştirilen çay, ekolojik şartlar nedeniyle kış aylarında kar altında kalmaktadır.

Gerek ekolojik gerekse coğrafi koşullar nedeniyle bu bölgede çay bitkisi üzerinde hiçbir suretle kimyasal ilaçla mücadele yapmaya gerek duyulmamaktadır”

-“Kimyasal ilaç ve katkı maddesi kullanılmadan üretilmesi çayımızı daha değerli hale getirdiği gibi organik çay tarımı

için de önemli bir avantaj sağlamaktadır”

 

Ankara -28.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, organik çayın ülkemizde giderek önem kazandığını bildirerek, “2010-2015 döneminde organik çay alanlarımız 10,2 katartarak, 3 bin 555 dekardan 36 bin 133 dekara çıktı.Geçiş süreci de dahil olmak üzereorganik tarım metoduyla üretilen yaş çay miktarımız ise 34 bin 483 tona ulaştı. Ülkemizdeki çayın yüzde 2,6’sını organik yetiştiricilikle üretilen çaylar oluşturdu” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, hiçbir yapay renklendirici, koruyucu ve kokulandırıcı içermemesi nedeniyle tamamen doğal bir ürün olan çayın dünyada ve Türkiye’de en fazla tüketilen içeceklerin başında geldiğini belirtti. Çayın içerdiği fenolik maddeler nedeniyle güçlü antioksidan aktiviteye sahip olduğunu vurgulayan Bayraktar, deri, akciğer, yemek borusu, mide, karaciğer, pankreas, meme, prostat ve kolon kanserlerinin oluşumuna neden olan kimyasal kanserojenlere karşı koruma sağladığının öne sürüldüğünü, şeker hastalığı ile koroner kalp hastalığı riskinin yeşil çay tüketimiyle birlikte azaldığının çeşitli çalışmalarda vurgulandığını bildirdi.

 

-Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka, Vietnam ve Türkiye üretimin

yüzde 82’sinigerçekleştiriyor-

 

Sağlık üzerindeki olumlu etkilerine rağmen çay bitkisinin dünyada oldukça sınırlı sayıda ülkede yetiştirildiğine dikkati çeken Bayraktar, “Çin, Hindistan, Kenya, Sri Lanka, Vietnam ve Türkiye,dünyada 38 milyon dekar alanda üretilen kuru çayın 5,56 milyon ton çayın yüzde 82’sini gerçekleştirilmektedir. Çin’in yüzde 38’lik payla birinci olduğu çay üretiminde, Hindistan yüzde 21,7 payla ikinci, Kenya yüzde 8 payla üçüncü, Sri Lanka yüzde 6,1 payla dördüncü, Vietnam yüzde 4,11 beşinci, Türkiye yüzde 4,08 payla beşinci sırada yer aldı” dedi.

 

-Çayın üçte ikisini Rize üretiyor-

 

Türkiye’de üretilen çayın yüzde 65,5’inin Rize’de, yüzde 22,2’sinin Trabzon’da, yüzde 10,4’ünün Artvin’de, yüzde 1,9’unun Giresun’da ürettiğini, Ordu’nun Perşembe ilçesinde de az miktarda 47 tonluk çay üretimi yapıldığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Karadeniz’in doğu kıyılarında yetiştirilen çay, ekolojik şartlar nedeniyle kış aylarında kar altında kalmaktadır. Bu doğal özellik dünyada Doğu Karadeniz kıyılarından başka hiçbir bölgede bulunmamaktadır. Gerek ekolojik gerekse coğrafi koşullar nedeniyle bu bölgede çay bitkisi üzerinde hiçbir suretle kimyasal ilaçla mücadele yapmaya gerek duyulmamaktadır. Tarım ve sanayinde kimyasal ilaç ve katkı maddesi kullanılmadan üretilmesi çayımızı daha değerli hale getirdiği gibi organik çay tarımı için de önemli bir avantaj sağlamaktadır.

 

-Yapılan çalışmalar ve verilen destekler üretimi artırdı-

 

Ülkemizde organik tarımın öncülüğü Çaykur tarafından yapılmaktadır. 2010-2015 döneminde organik çay alanlarımız 10,2 katartarak, 3 bin 555 dekardan 36 bin 133 dekara çıktı. Organik tarım metoduyla üretilen yaş çay miktarımız ise 34 bin 483 tona ulaştı. Ülkemizdeki çayın yüzde 2,6’sını organik yetiştiricilikle üretilen çaylar oluşturdu. Bu artışta Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Çaykur tarafından organik tarımın geliştirilmesi için yapılan çalışmalar ve verilen desteklerin büyük katkısı olmuştur. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 2016 yılında organik çay üreten üreticilere dönüm başına 100 lira destek verilmektedir. Organik tarımın geliştirilmesi bakımından Çaykur tarafından da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından verilen destekten bağımsız olmak üzere kilogram başına 1 lira 73 kuruş destek verilmektedir.”

 

-“Organik çay yetiştiriciliğinde önemli bir potansiyel var”-

Dünyada çay alanlarının yüzde 1,65 organik tarıma ayrılırken, Türkiye’de bu oranın yüzde 4,3’e ulaştığını vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Dünyada çay tarımı yapılan 38 milyon dekar alanın ancak 628,7 bin dekarında organik tarım yapılmaktadır. Dünya çay üretiminde ilk sırada yer alan Çin’de toplam çay alanının yüzde 2,3’ünde, Kenya’da yüzde 0,08’inde, Sri Lanka’da ise yüzde 0,15’inde organik tarım yapılmaktadır. Türkiye, dünyadaki organik çay alanlarının yüzde 5,75’ini barındırıyor.Çay tarımının yapılmadığı Avrupa Birliği (AB) ülkeleri başta olmak üzere dünyada organik ürünlere olan talebin yüksekliğinin, organik çay yetiştiriciliğinde önemli bir potansiyel olduğunu gösteriyor.

Organik çay üretiminin yaygınlaştırılmasıyla birlikte bu avantaj fırsata çevrilebilecektir. Bu avantajın değerlendirilebilmesi için organik çay üretimine gereken önem verilmelidir.”

-Organik çayın kilosu 45 lira-

 

Organik tarımın, bir ürünün ekim veya dikiminden sonra hiçbir uygulama yapılmadan kendi haline terk edildiği bir üretim şekli olmayıp, farklı ilkeler öngören, dikkat, bilgi özveri ve sıkı bir disiplin gerektiren bir tarım şekli olduğunu belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Organik üretimde kimyevi gübre ve ilaç kullanılmamaktadır. Bu üretim dalının yoğun işgücü gereksinimi, zaman zaman yaşanan verim kayıpları, bu üretimi daha maliyetli hale getirmektedir. Bir ürünün organik olarak tanımlanabilmesi sertifikasyon sistemiyle mümkün olabilmektedir. Organik ürün sertifikası ise üretim sisteminin her aşamasının kontrol edilmesi ve kayıt altına alınmasının yanı sıra, yapılan analizler ve denetimler sonucunda verilmektedir. Başta sertifikasyon masrafları olmak üzerebütün bu faktörler organik tarımı diğer üretim metotlarından ayırarak, özel ve masraflı kılmaktadır. Doğal olarak bu durum fiyatlara da yansımaktadır.

Market raflarında 1 kilogram geleneksel yöntemlerle üretilen çay 20 lirayken organik çay 45 liraya satılıyor.Organik çayın fiyatı konvansiyonel çaydan 2,25 kat daha pahalıdır.Her ne kadar çeşitli tanıtım ve bilinçlendirme çalışmalarıyla organik tarımının önemi tüketicilere anlatılsa ve farkındalık oluşturulsa bile yüksek fiyat sıkıntısı aşılamadığı takdirde tüketim gelir seviyesi yüksek gruplarla ve ihracatla sınırlı kalacaktır. Organik ürünlerin daha geniş kitleler tarafından tüketilebilir hale getirilmesi organik tarımının daha da gelişmesini sağlayacaktır. Sektörün daha gelişmesi açısından organik tarıma gereken önem verilmelidir.”

İsraf ettiğimiz gıdayla Suriye doyar…


“2016 yılında 110,7 milyon ton üretilen önemli 60 bitkisel ürünün, 9,4 milyon tonu daha nihai tüketiciye ulaşmadan, üretimde, kullanım ve piyasada kaybedilecek”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “2016 yılında 110,7 milyon ton üretilen önemli 60 bitkisel ürünün, 9,4 milyon tonu daha nihai tüketiciye ulaşmadan, üretimde, kullanım ve piyasada kaybedilecek”

-“Buna nihai tüketimdeki kayıplar dahil değil. İsraf büyük boyutlarda, her gün 6 milyon ekmek çöpe gidiyor. Sebze ve meyvenin dörtte biri tüketilemeden kaybediliyor”

-“Tarladan sofraya gıda israfı gelişmiş ülkelerde yüzde 40’ı buluyor. Türkiye’de tarladan sofraya gıda israfının yüzde 25-30’larda kaldığını kabul etsek bile israf edilen gıdayla Suriye kadar, 20-25 milyon insan açlıktan kurtarılır”

-“Dünyada 795 milyon açlık çekerken, büyük bir gıda açığı varken, toplum olarak israftan kaçınmalı, tarımsal üretimimizi dış piyasaların da ihtiyacını karşılayacak şekilde çok iyi değerlendirmeliyiz”

 

Ankara – 23.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, önemli 60 bitkisel üründe 110,7 milyon tonluk üretimin, 9,4 milyon tonu daha sofraya ulaşmadan, üretimde, kullanım ve piyasada kaybedileceğini, bu kadar bitkisel ürünün 8-10 milyonluk bir ülkenin tüketebileceğinden fazla bir ürün demek olduğunu bildirdi.

Bayraktar, “buna nihai tüketimdeki kayıplar dahil değil. İsraf büyük boyutlarda, her gün 6 milyon ekmek çöpe gidiyor. Türkiye gibi çok ekmek tüketen bir ülkede bile bu rakam 5 milyon nüfusun ekmek ihtiyacı çöpe giden bu ekmeklerle rahatlıkla karşılar. Tarladan sofraya gıda israfı gelişmiş ülkelerde yüzde 40’ı buluyor. Türkiye’de sebze ve meyvenin dörtte biri tüketilemeden kaybediliyor. Türkiye’de tarladan sofraya gıda israfının yüzde 25-30’larda kaldığını kabul etsek bile israf edilen gıdayla Suriye kadar, 20-25 milyon insan açlıktan kurtarılır” dedi.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye’de yaş sebze ve meyvenin tarladan sofraya ulaşıncaya kadar önemli kayıplara uğradığını, yetiştiriciliğin yanı sıra, hasat sırasında ve hasat sonrasında kayıplar meydana geldiğini belirtti. Özellikle hasat sonrasında taşıma, muhafaza ve pazarlama sırasında da kayıplar yaşandığını vurgulayan Bayraktar, yapılan araştırmalara göre tür ve çeşitlere göre değişmekle birlikte yaş sebze ve meyvedeki kayıp oranının yüzde 10 ile yüzde 30 arasında değiştiğine dikkati çekti.

 

-Hangi aşamada ne kadar kayıp-

 

Meyve ve sebzelerde derim sırasında yüzde 4-12, taşıma sırasında yüzde 2-8, pazara hazırlık evresinde yüzde 5-15, depolamada yüzde 3-10, tüketici evresinde yüzde 1-5 kayıp meydana geldiğinin görüldüğünü belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Nihai tüketiciye ulaşmadan, üretimde, kullanımda ve piyasada kaybedilen ürün kayıp oranlarından yapılacak tahminlere göre, 2016-2017 döneminde buğdayda 2 milyon 81 bin tonu, domateste 1 milyon 537 bin tonu bulacak. Yapılan tahmine göre, şeker pancarında 642 bin, arpada 563 bin, karpuzda 487 bin, mısırda 378 bin, üzümde 328 bin, elmada 322 bin, biberde 268 bin, yaş çayda 238 bin, kavunda 230 bin, patateste 223 bin, hıyarda 207 bin, portakalda 187 bin, kuru soğanda 187 bin ton ürün kaybedilecek.

Böylece 110,7 milyon ton olan üretimin 9,4 milyon tonu, bir diğer ifadeyle yüzde 8,5’i nihai tüketici öncesinde kaybedilecek, tüketiciye ulaşamayacak.

 

-Kaybın, üretime oranı-

 

Nihai tüketiciye varmadan meydana gelen kayıpların, üretime oranı, buğdayda yüzde 10,1, arpada yüzde 8,4, mısırda yüzde 5,9, pirinçte yüzde 4,2 iken, tüketiminde yüzde 93,5 oranında dışa bağımlı olduğumuz soyada yüzde 20’yi, yine büyük oranda ithalat yaptığımız muzda yüzde 17,5’i bulacak. Kayıp, kuru sarımsakta yüzde 21,4, erikte yüzde 21,4, taze soğanda yüzde 22,6 olacak. Ürettiğimiz kuru soğanın yüzde 8,8’ini, biberin yüzde 10,9’unu, domatesin yüzde 12,2’sini, hıyarın yüzde 11,4’ünü, karpuzun, kavunun yüzde 12,4’ünü, portakalın yüzde 10,1’ini, elmanın yüzde 11’ini, üzümün yüzde 8,2’sini, yaş çayın yüzde 17,6’sını, depolamaya son derece müsait Antep fıstığının yüzde 6,2’sini, bademin yüzde 3,9’sını, cevizin yüzde 5,1’ini, fındığın yüzde 1,5’ini, kestanenin yüzde 8,5’ini kaybediyoruz.”

 

-Kayıpların önlenmesi için yapılması gerekenler-

 

Üreticilerin bin bir emekle ürettikleri ürününün zayi olmamasının yanı sıra ülke ekonomisinin de kayba uğramaması bakımından bu kayıpların mutlaka önlenmesi gerektiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kayıpların önlenmesi bakımından;

Yapılacak eğitin faaliyetleriyle üreticilerimiz yetiştirme tekniklerinin yanı sıra hasat teknikleri konusunda da bilgilendirilmesi sağlanmalı, ürünler zamanında ve doğru şekilde hasat edilmelidir.

Üreticilerimiz üretim sırasında yanlış uygulamalar yapmamalı, hastalık ve zararlılarla mücadele konusunda dikkatli davranmalıdır.

Ürün olgunlaşmadan önce veya aşırı olgunlaşmış şekilde toplamamalı, bahçede uygun meyve ve sebze toplama kapları bulundurmalı, ürün güneşten korunmalı ve paketleme tesislerine teslimde veya pazara taşımada gecikilmemelidir.

Hasat edilen sebze ve meyveler uygun şekilde paketlenmeli, taşınmalı ve depolanmalıdır. Bu amaçla soğuk hava depolarının sayısı ve kapasitesi artırılmalı ve bu tesislere verilen destekler artırılarak devam etmelidir. 

Ürünler uygun araçlarla ve özelliğine göre ayrı ayrı taşınmalıdır.

Paketleme tesisinde sınıflandırma iyi yapılmalı, havalandırma ve soğutma yeterli olmalıdır.

Ürüne bahçede, hasattan sonra yüklemeden önce muhakkak ön soğutma yapılmalıdır.

Hijyen koşullarına dikkat edilmelidir.

Tüketici de ürünü, kayba ve israfa uğratmayacak miktarda ihtiyacı kadar satın almalı; sebze ve meyveye uygun saklama ve kullanma şartlarına uymalıdır.”

60 önemli üründe 2016 üretim rakamları, 2016-2017 döneminde nihai tüketiciye kadar olan kayıplar ve kaybın üretime oranı şöyle olacak:

 

 

 

2016-2017

Dönemi

 

 

 

Dönemi

Nihai

 

 

 

Tahmini

Tüketici

 

 

2016

Nihai

Öncesi

 

 

Toplam

Tüketici

Kaybın

 

 

Üretim

Öncesi

Üretime

 

 

Tahmin

Kayıp

Oranı

 

 

(Bin Ton)

(Bin Ton)

(Yüzde)

1

Buğday

20.600,0

2.080,60

10,1

2

Arpa

6.700,0

562,80

8,4

3

Çavdar

300,0

12,90

4,3

4

Mısır

6.400,0

377,60

5,9

5

Yulaf

225,0

8,55

3,8

6

Pirinç

552,0

23,18

4,2

7

Patates

4.750,0

223,25

4,7

8

Ayçiçeği

1.670,7

58,47

3,5

9

Kolza

125,0

13,25

10,6

10

Pamuk (Çiğit)

1.260,0

83,16

6,6

11

Soya

165,0

33,00

20

12

Şeker Pancarı

19.465,4

642,36

3,3

 

 

 

 

 

13

Kuru Fasulye

235,0

9,40

4

14

Kırmızı Mercimek

345,0

20,36

5,9

15

Yeşil Mercimek

20,0

1,76

8,8

16

Nohut

455,0

17,75

3,9

 

 

 

 

 

17

Kuru Sarımsak

109,2

23,37

21,4

18

Kuru Soğan

2.120,6

186,61

8,8

19

Taze Soğan

134,5

30,40

22,6

20

Havuç

554,7

52,14

9,4

21

Turp

199,3

3,79

1,9

22

Ispanak

211,0

24,90

11,8

23

Lahana

715,0

87,23

12,2

24

Marul

478,4

59,32

12,4

25

Pırasa

227,2

26,13

11,5

26

Semizotu

5,8

0,63

10,9

27

Taze Bakla

35,1

3,90

11,1

28

Taze Bezelye

112,6

12,61

11,2

29

Taze Fasulye

638,5

75,98

11,9

30

Bamya

29,5

3,16

10,7

31

Biber

2.457,8

267,90

10,9

32

Domates

12.600,0

1.537,20

12,2

33

Hıyar

1.811,7

206,53

11,4

34

Kabak (Sakız)

351,6

41,84

11,9

35

Patlıcan

854,0

93,09

10,9

36

Karpuz

3.928,9

487,18

12,4

37

Kavun

1.854,4

229,95

12,4

 

 

 

 

 

38

Antep Fıstığı

170,0

10,54

6,2

39

Badem

85,0

3,32

3,9

40

Ceviz

195,0

9,95

5,1

41

Fındık

420,0

6,30

1,5

42

Kestane

64,8

5,50

8,5

43

Greyfurt

253,1

12,15

4,8

44

Limon

850,6

39,98

4,7

45

Mandalina

1.337,0

60,17

4,5

46

Portakal

1.850,0

186,85

10,1

47

Armut

472,3

58,09

12,3

48

Çilek

415,2

41,10

9,9

49

Dut

71,7

11,11

15,5

50

Elma

2.925,8

321,84

11

51

Erik

297,6

63,69

21,4

52

İncir

305,5

10,08

3,3

53

Kayısı

730,0

41,61

5,7

54

Kiraz

599,7

68,97

11,5

55

Muz

305,9

53,53

17,5

56

Nar

465,2

31,17

6,7

57

Şeftali

674,1

74,15

11

58

Üzüm

4.000,0

328,00

8,2

59

Vişne

192,5

23,68

12,3

60

Yaş Çay

1.350,0

237,60

17,6

 

Genel Toplam

110.728,9

9.411,96

8,5


İşsizliğin ilacı tarım…


“Temmuz ayından bu yana genel işsizliği, son yıllara bakıldığında rekor düzeyde 2,3-2,4 puan düşüren, Ekim’de işsizliği yüzde 14,1’den yüzde 11,8’e çeken tarım, üzerine düşen görevi fazlasıyla yapıyor”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Son bir yılda, aylara göre, 4,8 milyon ile 5,8 milyon arasında istihdam sağlayan tarım, işsizliğin en büyük ilacıdır”

-“Türkiye’de tarım sektörünün yaz aylarında sağladığı istihdamla, 242 bağımsız, yarı bağımlı ve bağımlı ülkeden 131’inin nüfusunu geride bırakıyor”

-“Tarımda Ağustos ayında çalışan nüfus 5 milyon 760 bin iken, Danimarka’nın toplam nüfusu 5,6, Finlandiya’nınki 5,5,

Norveç’inki 5,2, İrlanda’nınki 4,6, Gürcistan ve Yeni Zelanda’nınki 4,5, Hırvatistan’ınki 4,3, Bosna Hersek’inki 3,8 milyonda kalıyor”

-“Temmuz ayından bu yana genel işsizliği, son yıllara bakıldığında rekor düzeyde 2,3-2,4 puan düşüren, Ekim’de işsizliği yüzde 14,1’den yüzde 11,8’e çeken tarım, üzerine düşen görevi fazlasıyla yapıyor”

-“Tarım, Ekim ayı itibarıyla son bir yılın 6 ayında sanayiden çok istihdam sağladı”

-“Sanayileşmenin, ekonomik gelişmenin artmasıyla, köyden kente göçün sürmesiyle, makineleşmenin tarımda yaygınlaşmasıyla tarımda istihdam azalacak”

-“Tarımda azalacak istihdamı, kırsalda tutmanın yollarını bulmamız lazım. Bunun yolu, ilacı da kırsal kalkınmadır, kırsala yatırımdır, kırsalda tarım dışı istihdam olanakları yaratmaktır”

 

Ankara – 22.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sanayileşme ve ekonomik gelişme, köyden kente göç ve tarımda makineleşmenin bir sonucu olarak yıllar itibarıyla azalsa da tarımın istihdamdaki ağırlığını sürdürdüğünü bildirerek, “son bir yılda, aylara göre, 4,8 milyon ile 5,8 milyon arasında istihdam sağlayan tarım, işsizliğin en büyük ilacıdır” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, 2016 Ocak ayında 4 milyon 812 bine inen tarımda istihdamın, 2016 Ağustos ayında 5 milyon 760 bine kadar çıktığını belirtti. Son açıklanan veride Ekim ayında toplam istihdamın, Eylül ayına göre 297 bin kişi azalarak 27 milyon 564 binden 27 milyon 267 bine indiğinin görüldüğünü bildiren Bayraktar, Eylül ayında 5 milyon 657 bin olan tarımdaki istihdamın mevsim koşulları nedeniyle tarımsal faaliyetlerin azalmasının bir sonucu olarak Ekim ayında 5 milyon 305 bine gerilediğini vurguladı.

Temmuz ayından bu yana genel işsizliği, son yıllara bakıldığında rekor düzeyde 2,3-2,4 puan düşüren, Ekim’de işsizliği yüzde 14,1’den yüzde 11,8’e çeken tarımın üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Tarım genel işsizliği, 2016 yılı Ocak ve Nisan aylarında 1,7, Şubat ve Mart aylarında 1,8, 2015 Kasım ve Aralık ile 2016 Mayıs aylarında 1,9 puan düşürdü. Bu rakam 2016 Haziran ayında 2 puana çıktı. Temmuz ayından sonra da bu rakam rekor düzeylere ulaştı. 2016 Temmuz ve Ekim aylarında tarım, genel işsizliği 2,3, Ağustos ve Eylül aylarında 2,4 puan geriletti. Tarımın işsizliği düşürmekteki rolü tartışılmaz.

Tarımsal faaliyetin zirveye çıktığı Temmuz ve Ağustos aylarının ardından tarımda istihdam gerilemeye başlıyor; Ocak ve Şubat aylarında en alt düzeye iniyor. 2015 yılı Kasım ayında 5 milyon 154 bin, 2015 Aralık ayında 5 milyon 3 bin olan tarımdaki istihdam, 2016 yılının Ocak ayında 4 milyon 812 bine indi. Şubat ayından itibaren artan tarımdaki istihdam, Şubat’ta 4 milyon 876 bine çıktı. Mart ayında 5 milyon 93 bine yükselen tarımdaki istihdam, Nisan’da 5 milyon 352 bin, Mayıs’ta 5 milyon 540 bin, Haziran’da 5 milyon 577 bin, Temmuz’da 5 milyon 727 bin, Ağustos’ta 5 milyon 760 bine ulaştı. Eylül ayında 5 milyon 657 binle yeniden inişe geçen tarımdaki istihdam, Ekim ayında 5 milyon 305 bine düştü.”

 

-242 ülkenin 131’inin toplam nüfusu tarımdaki istihdama yetişemiyor-

 

Türkiye’de tarım sektörünün yaz aylarında sağladığı istihdamla, 242 bağımsız, yarı bağımlı ve bağımlı ülkeden 131’inin nüfusunu geride bıraktığını belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Bu ülkeler içinde Avrupa Birliği’nin 12 üyesi olan Danimarka, Finlandiya, Slovakya, İrlanda, Hırvatistan, Litvanya, Letonya, Estonya, Slovenya, Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Lüksemburg, Malta bulunuyor. Norveç, Bosna Hersek, Moldova, Arnavutluk, Makedonya, Karadağ gibi Avrupa ülkeleri,  Lübnan, Kuveyt,  Filistin, Umman, Katar, Bahreyn gibi Ortadoğu ülkeleri, Gürcistan, Ermenistan, Moğolistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Singapur, Yeni Zelanda gibi Asya Pasifik ülkeleri, Kosta Rika, Panama, Uruguay, Jamaika gibi Amerika ülkeleri, Moritanya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo Cumhuriyeti, Liberya gibi Afrika ülkeleri yer alıyor.

Tarımda ülkemizde Ağustos ayında çalışan nüfus 5 milyon 760 bin iken, bazıları tarımda ileri ülkelerden Danimarka’nın toplam nüfusu 5,6, Kırgızistan’ınki 5,55, Finlandiya’nınki 5,5,  Slovakya’nınki 5,4, Singapur’unki 5,3, Türkmenistan’ınki 5,25, Norveç’inki 5,2, Lübnan’ınki 4,8, İrlanda’nınki 4,6, Gürcistan ve Yeni Zelanda’nınki 4,5, Hırvatistan’ınki 4,3, Bosna Hersek’inki 3,8 milyonda kalıyor. Türkiye’de tarımda çalışan nüfus, 2,8 milyon nüfuslu Arnavutluk’un iki katını, 2 milyon nüfuslu Letonya’nın üç katını, 1,3 milyon nüfuslu Estonya’nın dört katını, 537 bin nüfuslu Lüksemburg’un on katını geçiyor.”

 

-İstihdamın 5’te 1’i tarımdan-

 

Ocak ayında istihdamdaki payı yüzde 18,3’e kadar gerileyen tarımın, Haziran ayından sonra yeniden yüzde 20’leri geçtiği, Ağustos ayında yüzde 21’e ulaştığı bilgisini veren Bayraktar, tarımın istihdamdaki payının Eylül ayında yüzde 20,5, Ekim ayında yüzde 19,4 olduğunu belirtti.

Tarımın Ekim ayı itibarıyla son bir yılın 6 ayında sanayiden çok istihdam sağladığını vurgulayan Bayraktar, açıklamasında şunlara dikkati çekti:

“Sanayiye göre tarım, 2015 Kasım ayında 199 bin, 2015 Aralık ayında 298 bin, 2016 Ocak ayında 488 bin, Şubat’ta 400 bin, Mart’ta 202 bin, Nisan’da 29 bin daha az istihdam sağladı. Buna karşın tarım, Mayıs ayından bu yana sürekli sanayiden daha fazla istihdam yaratıyor. Tarım, sanayiden Mayıs’ta 54 bin, Haziran’da 247 bin, Temmuz’da 473 bin, Ağustos’ta 536 bin, Eylül’de 397 bin, Ekim’de 23 bin daha fazla istihdam sağladı. Ocak ayına göre, tarımsal faaliyetin en yoğun olduğu aylar olan Temmuz’da 915 bin, Ağustos’ta 948 bin daha fazla tarımsal istihdam oldu.

Tarım; sanayi, ulaştırma, depolama, otelcilik ve lokanta hizmetleri, toptan ve perakende ticaret gibi tarımla ilgili diğer sektörlerin de istihdam yaratmasına katkıda bulunuyor, aileleriyle birlikte düşünüldüğünde milyonlarca kişiye aş ve iş sağlıyor.”

 

-Çalışan kadınların yüzde 30’a yakını tarımda-

 

Tarımda çalışan 5 milyon 305 bin kişinin yüzde 54,8’sini erkeklerin, yüzde 45,2’sini kadınların oluşturduğunu bildiren Bayraktar, 2 milyon 908 bin erkek ile 2 milyon 398 bin kadının tarımda istihdam edildiğini belirtti. Türkiye’de 8 milyon 296 bin kadının istihdamda yer aldığını vurgulayan Bayraktar, çalışan kadınların yüzde 28,9’unun tarımda istihdam edildiğine dikkati çekti.

Sanayileşmenin, ekonomik gelişmenin artmasıyla, köyden kente göçün sürmesiyle, makineleşmenin tarımda yaygınlaşmasıyla tarımda istihdamın azalacağını, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yüzde 5’lerin altına düşeceğini bildiren Bayraktar, “tarımda azalacak istihdamı, kırsalda tutmanın yollarını bulmamız lazım. Bunun yolu, ilacı da kırsal kalkınmadır, kırsala yatırımdır, kırsalda tarım dışı istihdam olanakları yaratmaktır. Kırsal kalkınmayla, kır ile kent arasındaki hem ekonomik hem sosyal açıdan uçurumu gidermemiz, kentte olan her olanağın kırda da olmasını sağlamamız gerekir. Aksi takdirde, kentlerde bir yığılma olması, ekonomik ve sosyal sorunlar yaşanması kaçınılmaz olur” dedi.

Ekim ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde tarımda istihdam, genel işsizlik, tarım dışı işsizlik, istihdamda tarım-sanayi farkı ve tarımın toplam istihdam içindeki payı şöyle:

 

 

 

 

 

Tarımın

İstihdamda

Tarımın

 

 

 

Tarım

Genel

Tarımın

Toplam

 

Tarımda

Genel

Dışı

İşsizliği

Sanayiyle

İstihdamda

Aylar

İstihdam

İşsizlik

İşsizlik

Çekmesi

Farkı

Payı

2015

(Bin Kişi)

(Yüzde)

(Yüzde)

(Puan)

(Bin Kişi)

(Yüzde)

Kasım

5.154

12,4

10,5

1,9

-199

19,3

Aralık

5.003

12,7

10,8

1,9

-298

18,9

2016

 

 

 

 

 

 

Ocak

4.812

13,0

11,3

1,7

-488

18,3

Şubat

4.876

12,7

10,9

1,8

-400

19,9

Mart

5.093

11,9

10,1

1,8

-202

18,9

Nisan

5.352

11,0

9,3

1,7

-29

19,4

Mayıs

5.540

11,3

9,4

1,9

54

19,9

Haziran

5.577

12,2

10,2

2,0

247

20,2

Temmuz

5.727

13,0

10,7

2,3

473

20,7

Ağustos

5.760

13,7

11,3

2,4

536

21,0

Eylül

5.657

13,7

11,3

2,4

397

20,5

Ekim

5.305

14,1

11,8

2,3

23

19,4

Palm yağı tartışmalarından evvel yağlı tohum açığı kapatılmalı


“Yağlı tohum ve türevlerinin ithalatı için ödediğimiz döviz yıllık 3,5 milyar doları buluyor. Böyle devam ederse önümüzdeki 10 yılda 35 milyar dolar ödeyeceğiz demektir. Bu, olağanüstü bir rakamdır. Hızla üretimi artırmamız, bu rakamı azaltmamız zorunludur”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Kullandığımız bitkisel yağın dörtte birini ancak üretebiliyoruz. Bu oran Türkiye gibi potansiyeli olan bir ülkeye yakışmıyor”

-“Yağlı tohum ve türevlerinin ithalatı için ödediğimiz döviz yıllık 3,5 milyar doları buluyor. Böyle devam ederse önümüzdeki 10 yılda 35 milyar dolar ödeyeceğiz demektir. Bu, olağanüstü bir rakamdır. Hızla üretimi artırmamız, bu rakamı azaltmamız zorunludur”

-“Ayrıca dahilde işleme rejimi (DİR) kapsamında da 1,3 milyar dolarlık ithalat yapılıyor”

-“Buna karşın yağlı tohum ve türevleri olarak Türkiye, 2015 yılının tamamında 1 milyar 26 milyon dolarlık, 2016 yılının Ocak-Kasım döneminde ise 1 milyar 73 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi”

-“Ülke olarak 2015 yılında kullandığımız 2 milyon 769 bin ton yağın, yarıdan fazlası ayçiçeği, dörtte biri palm yağından oluştu”

-“Türkiye’de, 2015 yılında palm yağının yüzde 79’u margarin, yüzde 5,1’i sıvı yağ üretiminde, yüzde 15,9’u gıda, yem, boya gibi diğer alanlarda kullanıldı”

-“Üzerinde durulması gereken en önemli husus da bu ürünlerin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde üretilip işlenmiş olmasıdır”

-“Son günlerde devam eden yağ tartışmaları bir yana, dünyada kanola ve soya fasulyesinin GDO’lu üretiminin fazla olması ülkemizde yağlı tohumlu bitkilerin daha fazla üretilmesinin gerekliliğini ortaya koymuştur”

 

Ankara – 20.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ülke tarımının en önemli sorunlarından birinin yağlı tohumlar olduğunu bildirerek, “kullandığımız bitkisel yağın dörtte birini ancak üretebiliyoruz. Bu oran Türkiye gibi potansiyeli olan bir ülkeye yakışmıyor” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bitkisel yağ üretiminin temel hammaddesi olan yağlı tohum üretimini hızla artırması ve bu alandaki açığı kapatması gerektiğini belirtti. Yağlı tohumların kırma aşamasının ardından kabuklarından ayrıldıktan sonra çeşitli işlemlerden geçirilerek ham yağ ve küspe olarak ikiye ayrıldığı bilgisini veren Bayraktar, küspenin, hayvan yemi olarak kullanılırken; ham yağın, rafine edilerek sofralık bitkisel yağa dönüştürüldüğünü bildirdi. Bayraktar, ham yağın ayrıca gıda sanayi, biyodizel üretimi ile sabun ve boya gibi diğer sanayi dallarında da kullanıldığını belirtti. 

 

-Yağlı tohumda ABD, yağda Endonezya ilk sırada-

Dünya genelinde üretim miktarlarına bakıldığında en fazla üretilen yağlı tohumların soya fasulyesi, kolza (kanola), pamuk tohumu, ayçiçeği, yerfıstığı ve palm çekirdeği olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre, 2016 yılında 554,8 milyon ton yağlı tohum üretimi yapıldı. Dünya yağlı tohum üretiminde 337,85 milyon tonla soya fasulyesi ilk sırada yer aldı. Bu ürünü 67,85 milyon tonla kanola, 44,34 milyon tonla ayçiçeği, 42,22 milyon tonla yerfıstığı, 39,81 milyon tonla pamuk tohumu, 17,22 milyon tonla palm çekirdeği takip etti. Palm yağı çekirdek dışında palm kabuğundan da elde ediliyor.

Yağlı tohum üretiminde 127,31 milyon tonla ABD’nin ilk sırada yer aldı. ABD’yi 106,81 milyon tonla Brezilya, 61,78 milyon tonla Arjantin, 55,51 milyon tonla Çin, 37,20 milyon tonla Hindistan izledi. ABD, Brezilya, Arjantin ve Hindistan’da en fazla üretilen yağlı tohum soya fasulyesi olurken Çin’de yerfıstığı üretimi önde yer aldı. Türkiye’nin yağlı tohum üretimi ise 2016 yılında, 3 milyon 481 bin tonu ancak buldu. 

2016 yılında dünya bitkisel yağ üretimi 186,95 milyon ton olarak gerçekleşti. Dünya bitkisel yağ üretiminin 64,50 milyon tonu palm, 54,20 milyon tonu soya fasulyesi, 27,14 milyon tonu kanola, 16,91 milyon tonu ayçiçeği, 7,64 milyon tonu palmiye çekirdeği, 5,77 milyon tonla yer fıstığı, 4,58 milyon tonla pamuk tohumu, 3,40 milyon tonla Hindistan cevizi yağından oluştu.

Endonezya’nın 39,98 milyon tonla ilk sırada yer aldığı bitkisel yağ üretiminde, bu ülkeyi, 26,59 milyon tonla Çin, 22,50 milyon tonla Malezya, 17,85 milyon tonla Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, 11,62 milyon tonla ABD, 9,98 milyon tonla Arjantin, 8,52 milyon tonla Brezilya izledi. Palm yağı üretiminde Endonezya ve Malezya ilk sırada yer aldı.” 

Palm yağının gıda sanayinde ağırlıklı olarak margarin üretiminde, unlu mamuller, pasta, çikolata, dondurma ve benzeri ürünlerde, kızartmalık yağ olarak restoranlarda yaygın olarak tüketildiğini belirten Bayraktar, “kozmetik sektöründe de şampuan, sabun, cilt losyonları gibi ürünlerin üretiminde de palm yağı kullanılmaktadır” dedi.

Dünya sıvı yağ üretiminin yüzde 34,5’ini palm yağının oluşturmasının dünyada oldukça fazla kullanılan bir ürün olduğunu gösterdiğini bildiren Bayraktar, 2016 yılında üretilen 64 milyon 500 bin ton palm yağının 47 milyon 485 bin tonunun ihraç edildiğini, son 5 yılda dünya palm yağı üretiminin yüzde 14,4 oranında arttığını belirtti.

 

-Ülkemizde bitkisel yağ kullanımı-

Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği verilerine göre, 2015 yılında bitkisel yağ kullanımının 2 milyon 769 bin ton olarak gerçekleştiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Türkiye toplam bitkisel yağ kullanımında ayçiçeği 1 milyon 418 bin tonla ilk sırada yer almakta, 710 bin ton kullanım ile palm yağı ikinci sırada yer almaktadır. Ülke olarak 2015 yılında kullandığımız 2 milyon 769 bin ton yağın, yarısından fazlası ayçiçeği, dörtte biri palm yağından oluştu. Yağ kullanımında, ayçiçeği ve palm yağını 215 bin tonla soya fasulyesi, 142 bin tonla kanola yağı, 122 bin tonla pamuk yağı, 92 bin tonla mısırözü yağı, 40 bin tonla aspir yağı, 16 bin tonla ketencik yağı, 14 bin tonla keten yağı takip etti. Bunların dışında ülkemizde zeytinyağı tüketimi 125-150 bin ton arasında, fındık yağı tüketimin ise çok daha düşük rakamlarda kalmaktadır.

Ülkemizde 2015 yılında kullanılan 1 milyon 418 bin tonluk ayçiçeği yağının 743 bin tonu sıvı yağ olarak iç piyasada tüketildi. 627 bin tonu ise ihraç edildi. 48 bin tonu ise diğer yem sanayi, boya sanayi gibi çeşitli alanlarda kullanıldı.

Türkiye’de, 2015 yılında 710 bin ton olan palm yağının yüzde 79’u margarin, yüzde 5,1’i sıvı yağ üretiminde, yüzde 15,9’u gıda, yem, boya gibi diğer alanlarda kullanıldı.

Palm yağının 445 bin tonu margarin üretiminde 113 bin tonu gıda, yem, boya gibi diğer alanlarda, 35 bin tonu da sıvı yağ tüketiminde kullanıldı. Geri kalan 117 bin tonun 116 bin tonu margarin ihracatına, 1000 tonu ise sıvı yağ ihracatına gitti.”

 

-Ülke için asıl sorun bitkisel yağ kullanımının ithalata dayanması-

Son günlerde palm yağı üzerinde basında tartışmalar devam ederken ülke için asıl sorunun bitkisel yağ kullanımının genel olarak ithalata dayanması olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Türkiye son yıllarda yağlı tohumlar üretimini ve ihracatını artırsa da halen önemli düzeyde ithalata devam etmektedir.

Ülkemizde bitkisel yağ tüketiminde en fazla kullanılan ayçiçeği yağının 2015 yılı verilerine göre üçte biri içerde üretilen ayçiçeğinden karşılanmaktadır. Geri kalanı ayçiçeği, ayçiçeği ham yağ ve ayçiçeği rafine yağ olarak ithal edilmektedir. İkinci sırada tüketilen palm yağının ise tamamı ithalata dayanmaktadır. Tüketim sıralamasında üçüncü sırada olan soya fasulyesi yağının ise yüzde 13,4’ü ülkemiz üretimiyle karşılanmaktadır.

2015 yılında toplam 2 milyon 854 bin ton olan bitkisel yağ kullanımının yüzde 26,4’ü ülkemizde üretilen yağlı tohumlardan, kalan yüzde 73,6’sı ithal ürünlerle karşılanmaktadır.

Ocak-Kasım dönemleri itibarıyla 2015’te 3 milyar 176 milyon, 2016’da 3 milyar 107 milyon dolarlık ithalat yapılmıştır. 2016 yılının Ocak-Kasım döneminde Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında da 1 milyar 144 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirildi.

 

-2015’te 507 milyon dolarlık palm yağı ve küspesi ithalatı yapıldı-

2015 yılında, 1 milyar 540 milyon dolarlık ayçiçeği ve türevleri, 1 milyar 164 milyon dolarlık soya fasulyesi ve türevleri, 507 milyon dolarlık palm yağı ve küspesi, 121 milyon dolarlık da kolza ve türevleri ithalatı yapıldı.

Yağlı tohum ve türevlerinin ithalatı için 2015’de ödediğimiz döviz yıllık 3 milyar 540 milyon doları buluyor. Böyle devam ederse önümüzdeki 10 yılda yaklaşık 35 milyar dolar ödeyeceğiz demektir. Bu, olağanüstü bir rakamdır. Hızla üretimi artırmamız, bu rakamı azaltmamız zorunludur.”

Bayraktar, ayrıca dahilde işleme rejimi (DİR) kapsamında da 2015’te 1 milyar 302 milyon dolarlık ithalat yapıldığını, buna karşın yağlı tohum ve türevleri olarak Türkiye’nin, 2015 yılının tamamında 1 milyar 26 milyon dolarlık, 2016 yılının Ocak-Kasım döneminde ise 1 milyar 73 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini belirtti.

 

-Önemli olan sağlıklı ve güvenilir üretim ve işleme-

 Türkiye’de yağlı tohumlu bitkilerin stratejik ürün olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“İthalat için ödenen tutarın yanı sıra, günlük kalori ihtiyacının bir kısmının yağlardan karşılanma zorunluluğu bu ürünleri daha önemli hale getirmektedir. Ancak burada da üzerinde durulması gereken en önemli husus da bu ürünlerin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde üretilip işlenmiş olmasıdır.

Son günlerde devam eden yağ tartışmaları bir yana, dünyada kanola ve soya fasulyesinin GDO’lu üretiminin fazla olması ülkemizde yağlı tohumlu bitkilerin daha fazla üretilmesinin gerekliliğini ortaya koymuştur.

Ülkemiz bu ürünleri üretecek potansiyele sahiptir. Ayrıca sıkıldığı haliyle herhangi bir işleme tabi tutulmadan tüketilebilen bir yağ olması ve bitkisel yağ ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlaması bakımından zeytinyağı gibi önemli bir avantajı da elinde bulundurmaktadır.  Her ne kadar son yıllarda artış gösterse de yıllık zeytinyağı tüketiminin 125-150 bin ton arasında kalması bu üründen hem ekonomik hem de sağlık yönünden yeterince faydalanılamamasına neden olmaktadır.

Ülkemizde yağlı tohumlu bitkilerden ayçiçeği, soya fasulyesi, kanola, aspir, zeytinyağı, pamuk gibi ürünlerin üretimine yönelik potansiyel bulunmaktadır.

Yağ elde edebilen her ürün kendi özelinde değerlendirilmeli, her ürünün olası avantajlarından faydalanılarak, bitkisel yağlara bütünsel bir yaklaşımla bakılmalı, politikalar bu doğrultuda belirlenmelidir.

Dünya yağlı tohumlu ürünler üretiminde ilk sıralarda olan ülkelerle rekabet edebilmemiz için üreticiyi ve ürünü koruyacak şekilde dış ticaret politikaları uygulanmalıdır.”

Fiyat makasını daraltmanın yolu üretici birliklerinden geçer…


“Yıllardır dikkat çektiğimiz tarladan markete fiyat farkının Cumhurbaşkanımız Erdoğan tarafından da dile getirilmesi, tedbir alınmasını istemesi çözüm için bizi umutlandırmıştır”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Yıllardır dikkat çektiğimiz tarladan markete fiyat farkının Cumhurbaşkanımız Erdoğan tarafından da dile getirilmesi, tedbir alınmasını istemesi çözüm için bizi umutlandırmıştır”

-“Biz fahiş kar peşinde değiliz; üretici olarak istikrarlı, yeterli gelir elde edelim, tüketicimiz de makul fiyatlardan ürün tüketsin istiyoruz”

-“Fındıkta, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın dediği gibi ‘alavere, dalavereye’ fırsat vermeden TMO depoları kurmalı, garanti vererek birliklerin piyasaya girmesini ve alım yapmasını sağlamalı, üreticinin sömürülmesini önlemelidir”

-“Ülke için büyük önem taşıyan stratejik sektörlerde, devlet gerekirse şirket kurup piyasaya giriyor. Serbest piyasanın hakim olduğu Norveç’te Statoil, Brezilya’da Petrobras, Malezya’da Petronas gibi devlete ait şirketler var”

-“Almanya’da Volkswagen’in, Fransa’da Renault’nun hala 5’de 1’i devlettedir. Devletin hisseleri de engelleyici hisse konumundadır. Volkswagen’i koruma yasası bile var. Hala Avrupa’da kamu bankalarının önemli bir ağırlığı bulunuyor”

-“Bu şirketlerin bizdeki KİT’lerden farkı, özel sektör gibi çalışmalarıdır. Ülkemizde de özellikle yabancı hakimiyeti ve tekelleşmenin görüldüğü, piyasada istikrarın sağlanmadığı fındık gibi alanlarda devlet güçlü sermayeli şirket kurup, piyasayı domine edebilir”

-“IMF ve Dünya Bankası bize gelip KİT’leri kapatın, kamu bankalarını satın derken, gelişmiş ülkelere böyle bir baskı yapmadı”

-“Tarımda da EBK, SEK, Yemsan gibi kamu kuruluşları fiilen tasfiye edildi. Bu kuruluşlar, özel sektör mantığıyla, serbest piyasa düzeni kurallarıyla, tekel oluşturulmadan çalıştırılabilirdi”

 

Ankara – 19.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarladan markete 5-6 kata varan, hem üreticinin hem de tüketicinin mağdur olmasına yol açan üretici market fiyatlarıyla ilgili olarak, “Yıllardır dikkat çektiğimiz tarladan markete fiyat farkının Cumhurbaşkanımız Erdoğan tarafından da dile getirilmesi, tedbir alınmasını istemesi çözüm için bizi umutlandırmıştır” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca yapımı tamamlanan “SGK Hizmet Binalarının Toplu Açılış Töreni”nde yaptığı konuşmada, son dönemde döviz kurlarında yaşanan hızlı artışın rasyonel sebeplere dayanmadığına, meselenin üreticileri ve tüketicileri tedirgin ederek, ekonomiyi yavaşlatmak olduğuna vurgu yaptığını belirtti.

 

-Üretici-market fiyat farkını azaltmak için…-

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bakıyorsunuz tarlada domates 1 lira ama geliyor buraya çarşıya, pazara, eve aldığımız zaman 7-8 liraya kadar çıkıyor. Ne bu, bu arada olanlar kimler? İnsaf, insaf. ‘Bu işe kesinlikle bir çözüm bulmamız lazım’ dedik. Hep biz gençken bunları çok kullanırdık, ‘aracı tefecilere lanet olsun’ derdik. Şimdi hikaye aslında buraya dayanıyor” dediğini ve kendilerinin yıllardır vurguladığı soruna dikkati çektiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanımız, çiftçinin, bu konuda dikkatli olmasını istedi; tedbir alınması, adımların buna göre atılması gerektiğini vurguladı. Bu son derece önemli bir konudur. Üretici ile market arasındaki fiyat farkını makul seviyelere çekemezsek tarımda sürdürülebilirliği sağlayamayız.

Biz fahiş kar peşinde değiliz; üretici olarak istikrarlı, yeterli gelir elde edelim, tüketicimiz de makul fiyatlardan ürün tüketsin istiyoruz.

Üretici-market fiyat farkını azaltmak için;

Ürün üreticinin elinden çıkıp tüketiciye ulaşana kadar ki uzun zincirin tüm halkaları gözetim altında tutulmalıdır.

Nakliye, ambalajlama ve depolama maliyetleri desteklenmelidir.

Pazarlama kanallarının sayısı azaltılmalı, disipline edilmelidir.

Kooperatifler ve üretici birlikleri mali ve idari yönden güçlenmeli, fonksiyonel hale getirilmelidir. Üretici örgütlerinin, pazar analizi yapabilen, piyasaları özellikle dünya piyasalarını takip eden profesyonel kadrolarla ve yöneticilerle idare edilmesi sağlanmalıdır.

Tüketici örgütleri güçlendirilmeli, piyasayı kontrol edebilecek duruma getirilmelidir.

Üretim planlaması yapılmalıdır.

Yapısal sorunlar çözülerek, girdi fiyatları makul seviyelere çekilerek üretim maliyetleri düşürülmeli, verimli üretimle üretici gelirleri artırılmalıdır.”

 

-Birlikler, TMO garantörlüğüyle piyasaya girmeli-

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde fındıkta da bu tür oyunların oynandığını konuşmasında belirttiğini hatırlatan Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Cumhurbaşkanımız, fındığı depolara yığıp, parasını önceden ödeyenler olduğunu, buna alivre satış denildiğini, vatandaşın parayı peşin aldığı için fındığı onlara verdiğini anlattı.

Biz de her zaman dikkatle vurguluyoruz. Alivre satıştan ‘vazgeçin’ diyoruz. Üreticimize de ‘fındığınızı emanete bırakmayın’ diyoruz. Fındıkta üreticilerimizin ve Odalarımızın fiyatlardaki dalgalanmaya, istikrarsızlıklara tahammülü kalmadığını, birliklerin gerektiğinde, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) garantörlüğünde piyasaya girmesi ve alım yapması gerektiğini dile getiriyoruz. Ürünün pazarlaması, piyasanın düzenlenmesi ve tekelleşmenin önlenmesinde TMO etkin rol oynamalıdır. Ofis, kiraladığı veya inşa ettirdiği depoları birliklerin kullanımına vermelidir.

Başka çare de yoktur. Birliklerin mali güçleri alım yapmalarına imkan tanımıyor. İşin mali büyüklüğü birliklerin gücünü aşıyor. Üretimi sürdürmek istiyorsak, çiftçimizi tarlada tutmak istiyorsak bu sorunu çözmemiz gerekiyor.”

“Fındıkta, Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın dediği gibi ‘alavere, dalavereye’ fırsat vermeden TMO depoları kurmalı, garanti vererek birliklerin piyasaya girmesini ve alım yapmasını sağlamalı, üreticinin sömürülmesini önlemelidir” diyen Bayraktar, üreticinin emanete fındık bırakmaması, tüccarın da alivre satış yapmaması gerektiğini bildirdi.  

Gelişmiş her ülkenin stratejik ürünlerini korumak, bu ürünlerden en fazla geliri, katma değeri elde etmek için azami çaba gösterdiğini, dünya piyasalarını kontrol ettiğini belirten Bayraktar, “Ülkemizin de böyle hareket etmesi gerekir. Üretiminde dünyada ilk sıralara geldiği bir ürünü en iyi şekilde değerlendirmeli, en fazla katma değeri sağlamalıdır. Sadece ülke içinde dünya piyasalarında o üründeki fiyatları etkilemelidir. Fındığın çok büyük bölümünü üretirken, borsasının Hamburg’da olmasına izin vermemelidir. Ürünü işlenmiş olarak satmalıdır” dedi.

 

-“Gelişmiş ülkelerde devlet gerekirse şirket kurup piyasaya giriyor”-

 

Ülke için büyük önem taşıyan stratejik sektörlerde, devlet gerekirse şirket kurup piyasaya girdiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Serbest piyasanın hakim olduğu Norveç’te Statoil, Brezilya’da Petrobras, Malezya’da Petronas gibi devlete ait şirketler var. Petrolü bulan Norveç ve Brezilya bu işin tekelini devlet petrol şirketlerine verdiler. Özel şirket gibi çalışan, siyasi müdahaleden uzak bu şirketler dünya çapında şirketler haline geldiler.

Çok büyük bölümleri özelleşse bile Almanya’da Volkswagen’in, Fransa’da Renault’nun hala 5’de 1’i devlettedir. Devletin hisseleri de engelleyici hisse konumundadır. Volkswagen’i koruma yasası bile var. Sebebi belli. Bir Volkswagen, 120 üretim tesisinde, 10 milyon araç üretiyor, 610 bin kişi çalıştırıyor, 225 milyar doların üzerinde ciro yapıyor. Fransa başta olmak üzere hala Avrupa’da kamu bankalarının önemli bir ağırlığı bulunuyor. Bu şirketlerin bizdeki KİT’lerden farkı, özel sektör gibi çalışmalarıdır. Ülkemizde de özellikle yabancı hakimiyeti ve tekelleşmenin görüldüğü, piyasada istikrarın sağlanmadığı fındık gibi alanlarda devlet güçlü sermayeli şirket kurup, piyasayı domine edebilir.

 

-Kanada Buğday Kurumu-

 

Daha önceleri Kanada Buğday Kurumu olarak görev yaparken 2013 yılında özelleştirilen G3 Kanada Limited Şirketi, tahıl, yağlı tohumlar, özel ürünler alım satımında bulunuyor. Şirket, yurtiçi ve yurtdışı satışlarda, ürün alımından limana hatta alıcı limanına teslime kadar bütün işlemleri yapıyor. Ürünün pazarlanması ve olumsuz şartlardan, afetlerden dolayı ürün az olduğunda oluşan riskler, şirket tarafından karşılanıyor.

 

-ABD Ürün Kredi Şirketi-

 

ABD Ürün Kredi Şirketi (CCC), devletin sahip olduğu ve işlettiği bir şirket. Çiftçi gelirleri ve fiyatlarının istikrarını sağlamak, çiftçiyi desteklemek ve korumak için kurulmuş. Ürün arzını dengelemek, piyasada yeterli düzeyde ürün bulunmasını sağlamak ve yardımları dağıtmak gibi işlevleri var. Üreticilere kredi veriyor, ürün satın alıyor, girdi sağlıyor, ürünlerin pazarlanmasına yardımcı oluyor. Kurum, depo kiralıyor. Amerikan Hazinesi’nden talep ettiği zaman 30 milyar dolar borç alabiliyor. Yenilenebilir yakıt üretim ve pazarlamasına, çevre programlarına finansman da sağlıyor.

Hollanda, Danimarka gibi ülkelerde bu şirketlerin işlevlerini birlik ve kooperatifler yapıyor. Sermaye yapıları çok güçlü, piyasayı kontrol ediyorlar, dünya piyasalarında da etkin olarak faaliyet gösteriyorlar. Üyelerine düzenli, istikrarlı, iyi kazanç sağlıyorlar. Çok başarılı örnekler dünyada var.”

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın, bize gelip KİT’leri kapatın, kamu bankaları satın derken, gelişmiş ülkelere böyle bir baskı yapmadığını dile getiren Bayraktar, “tarımda da EBK, SEK, Yemsan gibi kamu kuruluşları fiilen tasfiye edildi. Bu kuruluşlar, özel sektör mantığıyla, serbest piyasa düzeni kurallarıyla, tekel oluşturulmadan çalıştırılabilirdi. Nitekim, ihtiyaç hasıl oldu EBK, bizim de her platformda dile getirmemiz ve taleplerimiz üzerine Et ve Süt Kurumu’na (ESK), müdahale kurumuna dönüştürüldü. Bu kurum, şimdi yeniden satış reyonları açıyor” dedi.

 

-Rusya’ya ihracat-

 

Tarım ve gıdada ihracatın gittikçe artan bir önem taşıdığını, bazı ürünlerde ihracatın çok büyük paylara ulaştığını belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi: 

“Yaş sebze ve meyvede Rusya pazarı çok önemli. En büyük ihracat pazarımız. Ambargo üreticimizi çok kötü etkiledi. Cumhurbaşkanımız Erdoğan, konuyu Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştüğünü ve domates, üzüm gibi ürünleri satmak istediklerini Putin’e aktardığını ifade etti.

Sadece Ocak-Aralık döneminde Rusya’ya yaş sebze ve meyve ihracatımız yüzde 62,1 azaldı. Bu alanda, 2015 yılı Ocak Aralık döneminde Rusya’ya 875,4 milyon dolarlık ihracatımız vardı, 2016 yılının aynı döneminde bu rakam 543,7 milyon dolarlık azalmayla 331,7 milyon dolara indi.

Rusya mandalina, portakal, kayısı, şeftali ve erikte ambargoyu kaldırdı ama üzüm, domates, elma, lahana, brokoli, salatalık, armut, çilek, soğan, karanfil, tavuk ve hindi etinde yasak sürüyor.

Bu sorun Rusya ile daha sıkı ilişkiler kurularak çözülmeli, tüm ürünlerde ambargo kaldırılmalıdır.

Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın dediği gibi iki ülke arasındaki ticarette Ruble ve TL kullanılarak Rusya ve Türkiye’ye yönelik döviz kuru baskısı da azaltılmalıdır.”

 

-Üretici-market fiyat makası-

 

En son Ocak ayı başında düzenledikleri ve tarımın 2016 yılını değerlendirdikleri, beklentileri aktardıkları basın toplantısında, 2016 yılı Aralık ayı sonu, üretici ve market arasındaki fiyat farkını kamuoyuyla paylaştıklarını bildiren Bayraktar, Aralık ayında kuru kayısının 5 kat, portakalın 4,6 kat, elmanın 4 kat, kuru soğanın 3,6 kat, süt, marul ve kuru üzümün 3,4 kat, kuru incirin 3,2 kat, mandalina ve maydanozun ise 3,1 kat fazlaya tüketiciye satıldığının görüldüğünü belirtti.

 

Seçilmiş ürünlerde 29 Aralık 2016 tarihi itibarıyla ortalama üretici, hal, pazar ve market fiyatları ve fiyat farkları:

 

Üretici

Hal

Pazar

Market

Hal/Üretici

Pazar/Üretici

Market/Üretici

Ürünler

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyatı (TL/Kg)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Fiyat Farkı (Yüzde)

Kuru Kayısı

6,00

15,00

29,90

150,00

398,33

Portakal

0,52

0,90

1,60

2,35

74,76

210,68

356,96

Elma

0,67

1,10

2,33

2,70

64,18

248,26

303,68

Kuru Soğan

0,33

0,53

0,95

1,18

63,08

192,31

262,05

Süt (Litre)

1,04

3,57

243,27

Marul (Adet)

0,76

1,13

1,90

2,60

48,03

150,00

242,11

Kuru Üzüm

3,70

11,00

12,58

197,30

240,09

Kuru İncir

6,50

20,00

20,72

207,69

218,81

Mandalina

0,72

1,10

1,88

2,23

53,85

162,24

211,73

Maydanoz (Adet)

0,33

0,40

0,92

1,02

21,21

177,78

209,09

Pırasa

1,02

1,62

2,83

2,99

59,61

179,15

195,02

Patates

0,60

0,94

1,33

1,73

56,23

121,61

187,26

Havuç

0,72

1,04

1,83

2,04

45,45

156,41

185,24

Limon

1,22

1,46

2,80

3,41

20,00

130,14

180,34

Yeşil Soğan (Kg)

2,37

4,20

5,33

6,48

77,22

125,04

173,21

Ispanak

1,12

1,64

2,67

2,93

46,87

138,81

162,54

Karnabahar

1,63

2,58

3,58

4,14

58,46

120,51

154,60

Kırmızı Mercimek

2,77

4,3

6,33

6,85

55,23

128,64

147,15

Lahana

0,72

1,10

1,33

1,70

52,78

85,19

136,46

Nohut

4,79

9,5

10,00

11,13

98,33

108,77

132,43

Pirinç

2,40

3,5

4,83

5,52

45,83

101,39

130,05

Yeşil Mercimek

3,48

6,7

7,33

7,97

92,53

110,73

129,00

Domates

1,47

2,00

2,67

3,34

36,05

81,41

127,17

Zeytinyağı

11,50

24,57

113,62

Kabak

2,62

3,58

4,83

5,47

36,45

84,48

108,65

Kuru Fasulye

4,08

4,7

7,67

8,45

15,20

87,91

107,17

Kuzu Eti

24,63

46,28

87,88

Antep Fıstığı

29,50

35,00

53,31

18,64

80,70

Fındık (İç)

23,12

35,00

41,12

51,38

77,84

Sivri Biber

2,91

4,00

4,80

5,14

37,69

65,23

76,88

Dana Eti

25,30

42,71

68,80

Patlıcan

3,58

4,18

5,03

6,02

16,78

40,79

68,44

Salatalık

2,50

3,13

3,80

4,19

25,25

52,30

67,83

Yumurta

0,37

0,65

0,49

77,60

32,97

Mısırözü Yağı

8,13

Ayçiçek Yağı

7,27

Toz Şeker

4,14

Tavuk Eti

7,82

 

Not: Hal, pazar ve market verileri Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya ve Bursa illerinden derlenen ortalama fiyatlardır. Üretici fiyatları ise ürünlere göre önemli üretim merkezlerinden derlenmektedir. Pirinç (Osmancık), kuru fasulye, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek için belirtilen hal fiyatları toptan satış fiyatlarıdır.  Dana eti, kuzu eti, Antep fıstığı ve fındık fiyatı serbest piyasa fiyatıdır. 

Nadas alanları baklagil üretimi için kullanılmalı…


“Türkiye, baklagillerde çok büyük bir potansiyele sahiptir. Dünyada 85 milyar dolar piyasa değerine, 14 milyar dolar ihracat tutarına konu olan baklagillerde çok büyük bir pay alabilir”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Hollanda büyüklüğünde 4,1 milyon hektar alanı nadasa bırakıyoruz. Bu alanları nadasa bırakacak kadar zengin değiliz”

-“Baklagillerde üretim açığımız var. Münavebeyle nadas alanlarının önemli bir bölümünde baklagil tarımı yapılabilir”

-“Biyolojik gübre işlevi gören baklagiller, toprağı azot bakımından zenginleştiriyor, tarımda verimi artırıyor”

-“Türkiye, baklagillerde çok büyük bir potansiyele sahiptir. Dünyada 85 milyar dolar piyasa değerine, 14 milyar dolar ihracat tutarına konu olan baklagillerde çok büyük bir pay alabilir”

 

Ankara – 18.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Hollanda büyüklüğünde 4,1 milyon hektar alanın nadasa bırakıldığını bildirerek, “bu alanları nadasa bırakacak kadar zengin değiliz. Baklagillerde üretim açığımız var. Münavebeyle nadas alanlarının önemli bir bölümünde baklagil tarımı yapılabilir” dedi.

Bayraktar, Dünya Bakliyat Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, baklagillerin sağlıklı ve dengeli beslenmedeki yeri ve öneminin son yıllarda fark edildiğini ve üretim ve tüketiminin yaygınlaşmaya başladığını belirtti. Baklagillerin günlük alınması gereken proteinler içinde en önemli bitkisel protein kaynağı olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, baklagillerin insan beslenmesindeki öneminden hareketle 2016 yılını ‘Uluslararası Bakliyat Yılı’ olarak ilan etmişti. Ocak ayının üçüncü Çarşamba günleri de artık Dünya Bakliyat Günü olarak kutlanacak.

 Dünyada 85,6 milyon hektar alanda 77,5 milyon ton baklagil üretiliyor. Türkiye, baklagillerde çok büyük bir potansiyele sahiptir. Hindistan’ın yüzde 25 payla ilk sırada yer aldığı baklagil üretiminde ülkemizin payı yüzde 2,5’i buluyor. Dünyada 85 milyar dolar piyasa değerine, 14 milyar dolar ihracat tutarına konu olan baklagillerde çok büyük bir pay alabilir.”

 

-“Prim artışı önemli”-

 

Baklagillerde üretim alanlarının artırılması gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri verdi:

1990 yılında toplam 20 milyon dekar alanda baklagil ekim yapılıyordu. Bu rakam günümüzde 8 milyon dekara geriledi. Ekim alanları yüzde 60 azaldı. Üretimde düşüşler oldu. 1990 yılına kadar dünyanın en büyük yeşil mercimek ihracatçısı olan ülkemiz, Kanada ve ABD’nin, üretimlerini artırması, yüksek verimliliği yakalamaları ve uyguladıkları desteklerle düşük fiyatla dünya piyasalarına hakim olması üzerine, bu alanda rekabet üstünlüğünü kaybetti.

Yeniden rekabet üstünlüğüne kavuşmak için baklagil ekim alanları artırılmalıdır. Bu açıdan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın Havza Bazlı Destekleme modelini hayata geçirmesi, 2008 yılında kilogramda 10 kuruş olan prim desteğinin 2015’de yüzde 100 artırılarak 20 kuruşa, 2016’da yüzde 50 artışla 30 kuruşa çıkarılması önemlidir.”

 

-Kuruda nohut-mercimek, suluda fasulye-

 

Devletin su kısıtı olan bölgelerde prim desteğini yüzde 50 fazlasıyla ödediğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ülkemiz su zengini değildir. Suyu çok tasarruflu kullanmak zorundayız. Halen, sulanabilir olmasına karşın 2,27 milyon hektar alanı sulama altyapı yatırımlarını tamamlayamadığımız için sulayamıyoruz. Baklagillerden nohut ve mercimek kuruda da üretilebiliyor. Sulama yatırımlarımızı tamamlayamadığımız için sulayamadığımız veya ekonomik ve teknik olarak sulama yapılamayacak alanları nadasa bırakıyoruz. Nadasa bırakılan alan 4,1 milyon hektarla Hollanda büyüklüğünde bir alandır. Bu alanları nadasa bırakacak kadar zengin değiliz. Baklagillerde üretim açığımız var. Münavebeyle nadas alanlarının önemli bir bölümünde baklagillerin tarımı yapılabilir. Biyolojik gübre işlevi gören baklagiller, toprağı azot bakımından zenginleştiriyor, tarımda verimi artırıyor.

Toprak verimliliğinin artırılması ve korunması yönünden önemli katkılar sağlayan baklagillerin ekim nöbetine alınması teşvik edilmeli, kurak ve yarı kurak alanlarda nohut ve mercimeğin, sulu alanlarda ise fasulyenin ekim nöbetine alınması sağlanmalıdır.”

 

-Yapılması gerekenler-

 

Bayraktar, azalan baklagil üretiminin artırılması için yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

 “Üretimden vazgeçen üreticilerin yeniden baklagil üretime yönlenebilmesi için prim desteklemesi artırılarak devam etmelidir.

Özellikle hasat dönemlerinde baklagil ithalatına kesinlikle izin verilmemelidir.

Sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması için tohum desteği devam etmelidir.

Hastalıklara dayanıklı, verimi yüksek tohum çeşitleri geliştirilmelidir.

Toprak verimliliğinin artırılması ve korunması yönünden önemli katkılar sağlayan baklagillerin ekim nöbetine alınması teşvik edilmelidir.

Nohut ve mercimeğin ekim alanlarının genişletilmesi bakımından geçmişte olduğu gibi nadas alanlarında üretim uygulaması yeniden başlatılmalıdır.”

Soğuk ve kar tarımda maliyetleri de fiyatları da artırdı…


“Tarım üretici fiyatlarında, Aralık ayında iklim koşullarından kaynaklı yüzde 3,51’lik artışa rağmen, yıllık fiyat artışı yüzde 1,33’de kaldı” -“Genel tüketici enflasyonunun yüzde 8,53, gıda ve alkolsüz içeceklerde fiyat artışının yüzde 5,65 olduğu bir ortamda tarımda üretici enflasyonunun yüzde 1,33 olması çiftçimizin mağduriyetini açıkça göstermektedir”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Tarım üretici fiyatlarında, Aralık ayında iklim koşullarından kaynaklı yüzde 3,51’lik artışa rağmen, yıllık fiyat artışı yüzde 1,33’de kaldı”

-“Genel tüketici enflasyonunun yüzde 8,53, gıda ve alkolsüz içeceklerde fiyat artışının yüzde 5,65 olduğu bir ortamda tarımda üretici enflasyonunun yüzde 1,33 olması çiftçimizin mağduriyetini açıkça göstermektedir”

-“Aralık ayında tabii afetler yaşandı. Sel felaketleri görüldü. Seralarda aşırı kar yağışı ve fırtına nedeniyle çatı çökmeleri yaşandı. Tarımsal üretim, nakliye, depolama zorlaştı. Bütün bunlar tarımsal üretimi sekteye uğratırken, fiyatları da artırdı”

 

Ankara – 16.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2016 Aralık ayında soğuk ve kar yağışının tarımda maliyetleri de fiyatları da artırdığını bildirerek, “tarım üretici fiyatlarında, Aralık ayında iklim koşullarından kaynaklı yüzde 3,51’lik artışa rağmen, yıllık fiyat artışı yüzde 1,33’de kaldı” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, yıllık bazda 2016 Temmuz ayında yüzde 8,97 olan tarımda üretici fiyat artışının, Ağustos’ta yüzde 5,98’e, Eylül’de yüzde 4,39’a, Ekim’de yüzde 2,86’ya, Kasım ayında yüzde eksi 0,82’ye kadar indikten sonra Aralık ayında iklimin tarımsal üretimi ve nakliyeyi zorlaştırmasıyla yüzde 1,33’e yükseldiğini belirtti.

Aralık ayı itibarıyla genel tüketici fiyat endeksinin (TÜFE) aylıkta yüzde 1,64, yıllıkta yüzde 8,53 arttığını, Aralık’ta aylık bazda yüzde 3,29 artan gıda ve alkolsüz içeceklerdeki fiyatların, yıllıkta yüzde 3,55’den yüzde 5,65’e çıktığını hatırlattı.

 

-Hem tarımda üretici hem de gıdada tüketici enflasyonu genelin

altında gerçekleşti-

 

Aralık ayındaki artışa rağmen yıllık enflasyonun hem tarımda üretici hem de gıda ve alkolsüz içeceklerde tüketici enflasyonunun genel tüketici enflasyonunun altında gerçekleştiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Tarımda üretici fiyatları, tarla üretiminin en üst noktalara ulaştığı yaz aylarının yaşandığı bir döneme girildiğinden dolayı düşmüştü. Eylül ayıyla birlikte yüzde 1,01’lik bir artış yaşanmıştı. Tarımda üretici fiyatlarının, aylık bazda yüzde 0,63 gerilediği Ekim ayı itibarıyla yıllık enflasyon da yüzde 4,39’dan yüzde 2,86’ya düşmüştü. Kasım ayında tarımda üretici fiyatları yüzde 1,85 azalması nedeniyle Kasım itibarıyla yıllık enflasyon sıfırın altına, yüzde eksi 0,82’ye gerilemişti.

 

-İklim fiyatları vurdu-

 

Kasım ayı sonunda başlayan yağışlar ve soğuk hava Aralık ayında ve Ocak ayında sürdü. Aralık ayında tabii afetler yaşandı. Sel felaketleri görüldü. Seralarda aşırı kar yağışı ve fırtına nedeniyle çatı çökmeleri yaşandı.

Hava sıcaklıklarının normallerinin altında gerçekleşmesi ve ülke genelinde kar yağışlarının fazla olması yurdun pek çok yerinde üreticinin tarlasına girememesine ürünlerin kar altında kalmasına sebep olmuş hasat zorlaşmıştır. Ayrıca, kar yağışı nedeniyle yolların kapanmasıyla büyükşehirlere ürün sevkiyatı güçleşmiştir. Açık alandaki sebzelerin kar altında kalması, yaşanan afetlerden dolayı seraların ve seradaki ürünlerin zarar görmesiyle birlikte arzdaki daralmıştır.

Tarımsal üretim, nakliye, depolama zorlaştı. Bütün bunlar tarımsal üretimi sekteye uğratırken, maliyetleri de fiyatları da artırdı.”

 

-En fazla artış yumurta, sebze ve balıkta-

 

Bayraktar, Aralık ayında ürün grupları içinde en fazla artışın ihracattaki canlanmanın bir sonucu olarak yüzde 30,29 ile canlı kümes hayvanları ve yumurtalarda olduğunu vurgulayan Bayraktar, olumsuz iklim koşullarının etkisiyle sebze, kök ve yumrularda yüzde 16,01, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 13,90’lık artış yaşandığına dikkati çekti. 

 

-Çiftçi ürününün enflasyonu genelin yüzde 84,4 altında-

 

Yine de tarımda üretici enflasyonunun, genel tüketici enflasyonunun yıllıkta 7,2 puan, gıda ve alkolsüz içeceklerde ise 4,32 puan altında kaldığını bildiren Bayraktar, “çiftçimizin ürününün enflasyonu, genel tüketici enflasyonunun yüzde 84,4 altındadır. Çiftçimiz, ürettiği ürünü ederinden satamazken, masrafları, ürün fiyatlarının çok üzerinde artmaktadır. Çiftçimizin elde ettiği kazanç, masraflarını karşılamaya yetmemektedir” dedi.

Sütte girdi fiyatlarını da 6 ay sabitleyelim…


“2014 Temmuz ayından günümüze 1 lira 15 kuruşluk fiyata enflasyonu yansıttığımızda üreticinin eline geçmesi gereken fiyat 1 lira 38 kuruştur. Üreticinin eline geçen fiyat Aralık 2016 itibarıyla 1 lira 4 kuruşta kalmıştır. 34 kuruşluk bir kaybımız söz konusudur”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “30 ay sonra sadece 6 kuruş artırılan çiğ süt tavsiye fiyatlarını6 ay sabitliyorlar.Girdiler ne olacak? Hadi gelinbütün girdi fiyatlarını da 6 ay boyunca sabitleyelim”

-“2014 Temmuz ayından günümüze 1 lira 15 kuruşluk fiyata enflasyonu yansıttığımızda üreticinin eline geçmesi gereken fiyat 1 lira 38 kuruştur. Üreticinin eline geçen fiyat Aralık 2016 itibarıyla 1 lira 4 kuruşta kalmıştır. 34 kuruşluk bir kaybımız söz konusudur”

-“Enflasyona göre çiğ süt kilogram fiyatı 1 lira 38 kuruş, süt/yem paritesine göre 1 lira 55 kuruş olmalıdır”

-“Beklentimiz üretici fiyatlarının enflasyon kaybı dikkate alınarak yeniden belirlenmesi ve tüm sahada herkesin bu fiyata uymasını sağlayıcı tedbirlerin alınmasıdır”

-“Süt ve süt ürünleri ihracatında Kasım ayındaki sınırlı düşüşe rağmen genel olarak ihracatın iyi seyretmesinin bir sonucu olarak sanayiye aktarılan inek sütü miktarı 2016 Kasım ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre, yüzde 5,8 artarak 716 bin 310 tona yükseldi”

-“Kasım ayında ihracat, 2015 Kasım ayına göre, süt ve süt ürünlerinde yüzde 1,3 geriledi”

-“Ocak-Kasım döneminde, süt ve süt ürünlerinde 253,6 milyon dolardan 295,5 milyon dolara çıktı”

 

Ankara – 15.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar,sanayiye aktarılan inek sütünde, Ocak ayı hariç 2016’nın tüm aylarında ihracatın sürekli artmasına rağmen bunun üretici fiyatlarına yeterince yansımadığını belirterek, “30 ay sonra sadece 6 kuruş artırılan çiğ süt tavsiye fiyatlarını 6 ay sabitliyorlar. Girdiler ne olacak? Hadi gelin bütün girdi fiyatlarını da 6 ay boyunca sabitleyelim” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, süt ve süt ürünleri ihracatında Kasım ayındaki sınırlı düşüşe rağmen genel olarak ihracatın iyi seyretmesinin bir sonucu olarak sanayiye aktarılan inek sütü miktarının 2016 Kasım ayında,bir önceki yılın aynı ayına göre, yüzde 5,8 artarak 677 bin 56 tondan 716 bin 310 tonayükseldiğini belirtti. Kasım ayı itibarıyla sanayiye aktarılan inek sütü miktarı 9,2 milyon tonu aştığına dikkati çeken Bayraktar, Ocak-Kasım dönemi rakamın ise 8,5 milyon tona yaklaştığını bildirdi.

 

-İhracat-

 

2016 Kasım ayında ihracatın, 2015 yılı Kasım ayına göre, süt ve sütürünlerinde yüzde 1,3 gerilediğini vurgulayan Bayraktar, “Kasım ayında, 2015 yılının aynı ayına göre,süt ve süt ürünleri ihracatı 26,1 milyon dolardan 23,4 milyon dolara indi. Süt ve süt ürünlerinde ihracat olumlu seyrediyor. 2016 Ocak-Kasım döneminde ihracat, yüzde 16,5 artışla 253,6 milyon dolardan 295,5 milyon dolara çıktı” dedi.

Sanayiye aktarılan inek sütünde, Ocak ayı hariç 2016’nın tüm aylarında ihracatın sürekli artmasına rağmen bunun üretici fiyatlarına yeterince yansımadığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

Üreticilerimizin sattığı çiğ süt fiyatları Ulusal Süt Konseyi’nin en son yaptığı toplantıda Ulusal Süt Konseyi 1 Ocak-1 Temmuz 2017 tarihleri arasında 6 ay süreyle çiğ süt tavsiye fiyatının litre başına brüt 1 lira 21 kuruş olmasına karar vermiştir. Toplama ve soğutma bedeli düşüldüğünde üreticinin eline daha düşük fiyat geçecektir.Yem fiyatları, her türlü girdimiz artmış, enflasyon yükselmiş ama 30 ayda üreticiye reva görülen fiyat artışı 6 kuruştur. Hem de önümüzdeki altı ayı kapsayan bir fiyat bu. Peki biz; önümüzdeki altı ayda yem fiyatlarının ne olacağını öngörebiliyormuyuz? Girdilerimizdeki artışların ne olacağını kestirebiliyor muyuz? 30 ay sonra sadece 6 kuruş artırılan çiğ süt tavsiye fiyatlarını 6 ay sabitliyorlar. Girdiler ne olacak? Hadi gelin bütün girdi fiyatlarını da 6 ay boyunca sabitleyelim.

 

-Üreticinin eline geçen fiyat 1 lira 4 kuruş, yem 1 lira 3 kuruş-

 

2014 Temmuz ayından günümüze 1 lira 15 kuruşluk fiyata enflasyonu yansıttığımızda üreticinin eline geçmesi gereken fiyat 1 lira 38 kuruştur. Geçen bu süreçte enflasyon yüzde 20,3 artmış. Üreticinin eline geçen fiyat Aralık 2016 itibarıyla 1 lira 4 kuruşta kalmıştır. 34 kuruşluk bir kaybımız söz konusudur.

Aralık ayında yüzde 3,7 zam gelen fabrika yeminin kilogram fiyatı, 1 lira 3 kuruş. Üretici 1 litre süt satarak ancak 1 kilogram yem alabiliyor. Bilim adamlarımız ‘1 kilogram süt satarak en az 1,5 kilogram yem alabilmeli’ demektedirler. Bu parite üzerinden gidilecek olursa, şu an üreticinin eline geçmesi gereken fiyatın 1 lira 55 kuruş olması gerekmektedir. Enflasyona göre çiğ süt kilogram fiyatı 1 lira 38 kuruş, süt/yemparitesine göre 1 lira 55 kuruş olmalıdır.”

 

-“Süt sanayicisinden alınan zam yem sanayicisine aktarılıyor”-

 

Üreticinin daha zamlı fiyattan sütünü satamadan bir sanayicinin verdiği zammın büyük bir kısmını diğer bir sanayicinin cebine aktarmak zorunda kaldığını belirten Bayraktar, “yani süt sanayicisinden aldığı zammı yem sanayicisine aktardı. Bazı süt sanayicilerinin üreticiye zorla yem sattığı da dikkate alınacak olursa durumun vahameti daha net anlaşılacaktır.Beklentimiz üretici fiyatlarının enflasyon kaybı dikkate alınarak yeniden belirlenmesi ve tüm sahada herkesin bu fiyata uymasını sağlayıcı tedbirlerin alınmasıdır” dedi.

 

-Süt paralarının gecikmesi-

 

Süt üreticilerinin bir de süt paralarını alamama durumuyla karşı karşıya kaldığını bildiren Bayraktar, daha önceleri de sıklıkla dile getirdikleri üzere bazı zamanlar 3-4 ay süreyle üreticinin parasını ödemeyen sanayiciler olduğunu vurguladı. “Hem düşük fiyattan süt satıyorsun hem de paranı uzun süre alamıyorsun. Para alamazsan nasıl yem alacaksın da hayvanlarını besleyeceksin? Nasıl aileni geçindireceksin?Bu sorun mutlaka çözülmeli” diyen Bayraktar, paraların sütün teslim edildiği ayı takip eden 15 gün içinde ödenmesini sağlayacak bir düzenlemenin hayata geçirilmesinin zorunlu hale geldiğine dikkati çekti.


Mersin’de afetzede çiftçinin sigorta prim borçları ertelendi


“ÇKS kaydına bakılmadan, tüm çiftçilerimizin özel, kamu ayrımı yapmaksızın tüm bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçları benzer şekilde faizsiz olarak ertelenmeli ve uzun vadeye yayılmalıdır”

-TZOB Genel Başkanı, SGK Yönetim Kurulu Üyesi Bayraktar: “Mersin’in afet yaşanan ilçelerinde sigorta prim borçlarını, gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanmaksızın 26 Aralık 2017 tarihine kadar erteledik”

-“Seraları yıkılan üreticilerimize kullandırılacak sera modernizasyonu için, yatırım ve işletme kredisi ayrımı yapılmaksızın faizsiz kredi verilmelidir”

-“En kısa zamanda seralar yeniden üretime geçirilmeli, bölgede hayat normale döndürülmelidir”

-“Afetlerden zarar gören çiftçilerimizin her türlü vergi borcu da en az bir yıl süreyle faizsiz olarak ertelenmelidir”

-“ÇKS kaydına bakılmadan, tüm çiftçilerimizin özel, kamu ayrımı yapmaksızın tüm bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçları benzer şekilde faizsiz olarak ertelenmeli ve uzun vadeye yayılmalıdır”

-“Ayrıca acilen, üretimde kullanılan araç, gereç, tohum, fide gibi girdilerin temini için gerekli nakdi destek sağlanmalıdır”

-“Ocak ayında da afetlerin sürdüğü Mersin’de fırtına, İzmir, Burdur ve Sakarya başta olmak üzere diğer illerde de seralarda çatı çökmeleri nedeniyle afet zararları oluştu”

 

Ankara – 13.01.2017 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı, Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi Şemsi Bayraktar, Mersin’in afet yaşanan ilçelerinde sigorta prim borçlarını, gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanmaksızın 26 Aralık 2017 tarihe kadar ertelediklerini bildirdi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Mersin’in afet yaşanan ilçelerinde, 14-15 Aralık 2016 tarihlerinde fırtına, 22 Aralık 2016 tarihinde kar yağışı ve 29 Aralık 2016 tarihinde meydana gelen şiddetli yağışlara bağlı sel ve su baskını afet olaylarının çiftçilerin tarımsal ürünlerinde ve seralarında büyük hasara neden olduğunu belirtti.

Şemsi Bayraktar, şunları kaydetti:

“14 Aralık 2016 tarihinden önce ödeme süresi dolmuş mevcut prim borçları ile 2016 yılı Aralık, 2017 yılı Ocak ve Şubat aylarına ait prim borçlarını ve 14 Aralık 2016-31 Mart 2017 dönemine denk gelen her türlü yapılandırma ve taksitlendirme kapsamındaki taksitleri, gecikme zammı ve gecikme cezası uygulamadan, 26 Aralık 2017 tarihine kadar erteledik.

Söz konusu afetlerden zarar gören çiftçilerimiz, bu imkandan yararlanmaları için yükümlülükleriyle ilgili her türlü bilgi ve belgeleri, 28 Nisan 2017 tarihine kadar SGK’ya vermeleri gerekiyor.”

 

-Ziraat Odalarımıza göre Mersin’deki zarar 175 milyon lira-

 

Ziraat Odalarından alınan bilgiye göre, Mersin’deki toplam zararın 175 milyon lirayı bulduğunu bildiren Bayraktar, çiftçinin taleplerini şöyle sıraladı:

“Seraların zarar görmüş olması seracılık kredilerini daha önemli hale getirmiştir. Geçen yıl girişimlerimizle sera modernizasyonu yatırım kredisinde faizsiz, işletme kredisinde ise yüzde 50 indirimli kredi imkanı getirilmişti. Seraları yıkılan üreticilerimize kullandırılacak sera modernizasyonu için, yatırım ve işletme kredisi ayrımı yapılmaksızın faizsiz kredi verilmelidir. En kısa zamanda seralar yeniden üretime geçirilmeli, bölgede hayat normale döndürülmelidir.

Afetlerden zarar gören çiftçilerimizin her türlü vergi borcu da en az 1 yıl süreyle faizsiz olarak ertelenmelidir.

Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kaydına bakılmadan tüm çiftçilerimizin özel, kamu ayrımı yapmaksızın tüm bankalara ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan tarımsal kredi borçları faizsiz olarak ertelenmeli ve uzun vadeye yayılmalıdır.

Üreticilerimize faizsiz yeni uzun vadeli kredi imkanları sunulmalıdır.

Ayrıca acilen, üretimde kullanılan araç, gereç, tohum, fide gibi girdilerin temini için gerekli nakdi destek sağlanmalıdır.”

Ocak ayında da afetlerin sürdüğünü, Mersin’de fırtına, İzmir, Burdur ve Sakarya başta olmak üzere diğer illerde de seralarda ve tesislerde aşırı kar yağışı kaynaklı çatı çökmeleri nedeniyle afet zararları oluştuğunu belirten Bayraktar, “tüm zararlar dikkate alınmalı, mağdur çiftçi bırakılmamalıdır” dedi.