Yerli muzun fiyat savaşı…


“Konuyla ilgili rapor, Gümrük ve Ticaret ile Ekonomi Bakanlıklarına sunuldu. Denetimlerin artırılması ve dolardaki yükselme sonucu son günlerde ithal muz fiyatlarında bir miktar artış görüldü”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “İthal muzun fiyatının ucuzlamasına izin verilmemelidir”

-“Ucuz fiyatla muz girişi, hem muz üreticimizi mağdur ediyor hem de vergi kaybına neden oluyor”

-“İthal edilen muza gözetim uygulaması getirilmesi, gümrüklerden muz geçişlerinde kırmızı hattın uygulanması önemlidir”

-“Muzda kaçakçılığın ve sınır ticaretinin denetim altına alınması, bu kapsamda yapılan ithalatın iç piyasaya sürülmemesi gerekir”

-“Şu anda büyükşehirlerde marketlerde yerli muz 4 liradan, ithal muz 6-7 liradan satılıyor. Fiyat farkı korunmalıdır”

-“Geçen yıl 200 bin tonun üzerinde yapılan muz ithalatına 100 milyon dolara yakın döviz ödendi. Üretim desteklenirse ithalatta büyük düşüşler olur”

-“Konuyla ilgili rapor, Gümrük ve Ticaret ile Ekonomi Bakanlıklarına sunuldu. Denetimlerin artırılması ve dolardaki yükselme sonucu son günlerde ithal muz fiyatlarında bir miktar artış görüldü”

-“Türkiye’ye gelecek önemli muz ihracatçı ülkelerinden biri olan Ekvador’un heyetiyle yapılacak görüşmelerde muz olayına özel hassasiyet gösterilmelidir”

 

Ankara – 28.11.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, muzda ithal ürünle yerli ürün arasında tam anlamıyla fiyat savaşı yaşandığını bildirerek, “ithal muzun fiyatının ucuzlamasına izin verilmemelidir. Ucuz fiyatla muz girişi hem muz üreticimizi mağdur ediyor hem de vergi kaybına neden oluyor” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, son yıllarda hem üretimi hem tüketimi hızla artan muzda, zaman zaman yüksek gümrük vergisine rağmen ithal ürünün fiyatının ucuzlaması ve yerli ürün muz fiyatına yaklaşmasının yerli üreticiyi zor durumda bıraktığını belirtti. 

Muz üretiminin 2000-2015 döneminde 64 bin tondan 270 bin 500 tona yükseldiğini vurgulayan Bayraktar, özellikle muzda örtü altı tarımın yaygınlaşmasıyla üretimde hızlı artışın sağlanabildiğine dikkati çekti. 2000 yılında örtü altı muz üretimi 35 bin 375 tonken, bu rakamın 2015 yılında 200 bin tonu aşarak 200 bin 244 tona yükseldiği bilgisini veren Bayraktar, örtü altı tarımla muzda verimde de artış olduğunu, dekar başına 2000 yılında 3,7 ton olan muzdaki verimin, 2015 yılında 4,6 tona çıktığını belirtti. Bayraktar, muz alanlarının ise 2000-2015 döneminde 17 bin 250 dekardan 58 bin 380 dekara yükseldiğini bildirdi.

Hem alanda hem verimde hem de üretimde büyük artışlar olmasına rağmen, muz tüketiminin 1,5-2 kilogramlardan 5-5,5 kilogramlara çıkması nedeniyle ithalatın devam ettiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Halen ülke muz ihtiyacı 470 bin ton dolaylarındadır. Bunun 270 bin tonu iç üretimle, 200 bin tonu ise ithalatla karşılanmaktadır. 2012 yılında 225 bin, 2013 yılında 235 bin, 2014 yılında 207 bin, 2015 yılında ise 201 bin ton muz ithal edilmiştir. Bu ithalat için 2012 yılında 110,4 milyon, 2013 yılında 115,3 milyon, 2014 yılında 102,5 milyon, 2015 yılında ise 99,5 milyon dolar ödenmiştir. Görüldüğü gibi muzda yerli üretim arttıkça, ithalat azalmaktadır.

 

-Referans fiyata uyulmazsa üretici de devlet de kaybediyor-

 

2000-2015 döneminde, 15 yılda üretimi dörde katlanarak 64 bin tondan 270,5 bin tona çıkan muzda, yerli ürün, ithalatta referans fiyat harfiyen uygulanarak korunmalıdır. 20 kilogramlık koli için belirlenen 9,5 dolarlık referans fiyatın altında düşük fiyatlı faturayla muz girişleri, hem ülkemizdeki üreticilerimizin mağduriyetine hem de vergi gelirlerinde kayıplara neden olmaktadır. Referans fiyatla yapılan ithalatta yüzde 145,8 düzeyindeki gümrük vergisiyle kolide fiyat, 23,35 dolara çıkıyor. Bu da yerli üreticiyi koruyor. Referans fiyat yerine muz kolisi 5 dolar fiyatla ülkeye girerse, bu durumda fiyatı 12,29 dolara iniyor. Hem ithal muzun fiyatı yarı yarıya düştüğü için yerli üretici mağdur oluyor hem de devletin gümrük vergisi geliri kolide 13,85 dolardan 7,29 dolara geriliyor.

Geçen yıl 200 bin tonun üzerinde yapılan muz ithalatına 100 milyon dolara yakın döviz ödendi. Üretim desteklenirse ithalatta büyük düşüşler olur. Bu yıl muzda üretimin yüzde 3,6 artışla 280 bin tonu aşmasını bekliyoruz. Üretim artışının devamı, 470 bin ton dolaylarındaki tüketiminin büyük bölümünü karşılar.”

 

-Yerli üreticinin normal koşullarda rekabet etmesi imkansız-

 

Normal koşullarında yerli üreticinin, muz üreticisi ülkelerin üreticileriyle rekabet etmesinin imkansız olduğuna dikkati çeken Bayraktar, “ekolojik avantaj nedeniyle ülkemiz üreticisinin Ekvador, Panama, Kosta Rika gibi ülkelerin üreticileriyle rekabet etmesi mümkün değildir. O ülkeler iklim koşulları nedeniyle açıkta muz üretimi yaparken, ülkemiz ürettiği 270,5 bin ton muzun, dörtte üçünü örtü altında yetiştiriyor. Bunun maliyeti de üreticimizin üzerindedir” dedi.

 

-1995’de 4 kilogram elmayla 1 kilogram muz alınıyor, şimdi fiyat aynı-

 

Konuyla ilgili raporun, Gümrük ve Ticaret ile Ekonomi Bakanlıklarına sunulduğu bilgisini veren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Denetimlerin artırılması ve dolardaki yükselme sonucu son günlerde ithal muz fiyatlarında bir miktar artış görüldü. Şu anda büyükşehirlerde marketlerde yerli muz 4 liradan, ithal muz 6-7 liradan satılıyor. Fiyat farkı korunmalıdır. İthal muz fiyatı artınca, yerli muz fiyatı da üretici de 1 lira 60 kuruştan 2 lira 10 kuruşa çıktı. Bu durum üreticimiz açısından olumlu bir gelişmedir. 1995 yılında bir kilogram muzun fiyatının 4 kilogram elma fiyatıyla aynı olduğunu düşündüğümüzde 4 liralık fiyat son derece yetersizdir. Bugün yerli muzun fiyatı elma fiyatıyla aynıdır. Yerli muz tüketimi ancak ve ancak fiyat avantajıyla artırılabilir. Bundan dolayı ithal edilen muza gözetim uygulaması getirilmesi, gümrüklerden muz geçişlerinde kırmızı hattın uygulanması önemlidir.

Türkiye’ye gelecek önemli muz ihracatçı ülkelerinden biri olan Ekvador’un heyetiyle de yapılacak görüşmelerde muz olayına özel hassasiyet gösterilmelidir

Diğer bir konuda ülkemize sınır ticareti şeklinde özellikle İran’dan giren muzdur. Muzda kaçakçılığın ve sınır ticaretinin denetim altına alınması, bu kapsamında yapılan ithalatın iç piyasaya sürülmemesi gerekir.”

 

-Yapılması gerekenler-

 

Muzda yerli üreticinin korunup desteklenmesi gerektiğini, sulamayla ilgili sorunların çözülmesinin zorunluluk arz ettiğini belirten Bayraktar, sera yapımının da teşvik edilmesinin önemine dikkati çekti.

Ülkemizde muz yetiştirilebilen alanlar sınırda olduğundan dolayı muz üretiminin karlı bir yatırım olmasının yanında yetiştiricilikle ilgili sorunlarını da bulunduğunu bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bunlar; çeşit seçimi, gübreleme, sera tasarımı, sulama,  zirai mücadele, toprak ve su kirliliği, hasat sonrası işlemlerdir.

Muz üretiminde yaşanan en önemli sorunlardan biri araştırma geliştirme konusunda yaşanmaktadır. Muz üretilen bölgelerde yaşanan sorunları tespit etme sorunları çözme konusunda hazırlanacak projelerle üretim maliyetlerini azaltıcı, verim ve kaliteyi arttırıcı çalışmalar yapacak Muz Araştırma İstasyonu açılmalıdır.

Araştırma kuruluşları muz seralarının oluşturulmasında da büyük önem taşımaktadır. Muz seraları yüksek seralardır. Araştırma kuruluşları sebze seralarından daha yüksek olan ve farklı bir teknolojiyle kurulması, işletilmesi gereken muz seraları ve sera içi donanımlarla ilgili çalışmalar yapmalıdır.

Yerli muzun en önemli sorunlarından biri de raf ömrünün kısalığıdır. Üretim, işleme, paketleme ve pazarlama sırasında karşılaşılan sorunlar nedeniyle yerli muzun meyve kabuğu çatlamakta, kararmakta ve rafta kısa sürede bozulmaktadır. İthal muza karşı bir dezavantaj olan bu durumun giderilebilmesi için yerli muzun raf ömrünün uzatılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

Sera malzeme ve ekipmanlarından demir, çimento, damlama hortumu, boya, cıvata, plastik örtü ve benzeri malzemelerde KDV inşaat kaleminden alınmaktadır. Sera ve diğer tarımsal yatırımlarda kullanılan bu tür malzemelerin KDV’si tarım kalemine aktarıldığı takdirde girdi fiyatları düşecektir.

Muz paketleme ve sarartma tesislerinin kayıt altına alınması ve standardizasyonu, paketlemede kullanılan ambalajların standartlara uygun hale gelmesi, izlenebilirliğin sağlanması muz pazarlanmasında çözülmesi gereken sorunlardır. Bunun yanında markalaşma gidilmesi çok önemlidir.”

Yedi buzağıdan birini yaşatamıyoruz…


“Buzağılarda enfeksiyöz (bakteriyel, viral, paraziter, mikotik) ve nonenfeksiyöz (beslenme ve metabolizma bozuklukları, vitamin, mineral madde, iz element yetersizlikleri, konjenital anomaliler) hastalıklara ve buna bağlı ölümlere sık olarak rastlanmakta”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:“Her yıl doğan 3,4 milyon buzağı ve dananın 450-480 bininin kaybediyoruz”

-“Daha bir yaşına gelemeden kaybedilen buzağı ve dana sayısı, 81 ülkenin her birinin toplam sığır sayısından daha fazladır”

-“Kaybedilen buzağı ve dana sayısı, 2015 yılında ithal edilenbesilik dana ve damızlık düve sayısının iki katını geçiyor”

-“Buzağıların yaşatılamaması 1,6 milyar liranın üzerinde et,1,7 milyar liranın üzerinde damızlık düve, 600 milyon liradolaylarında süt üretim kaybına neden oluyor”

-“Buzağılarda enfeksiyöz (bakteriyel, viral, paraziter, mikotik) ve nonenfeksiyöz (beslenme ve metabolizma bozuklukları, vitaminmineral madde, iz element yetersizlikleri, konjenital anomaliler) hastalıklara ve buna bağlı ölümlere sık olarak rastlanmakta”

-“Doğumdan sonra, 0-28 günü kapsayan neonatal dönem (yenidoğan) buzağı kayıplarının en fazla olduğu süreç. Bu dönemde çoğunlukla ishaller, 28’nci gün ile 6 aylığa kadar olan dönemde ise solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ölümler

gerçekleşiyor”

-“Buzağı ölümleri ülkemiz için bir kader değildir. Ölümler genelde yetersiz bakım şartları, bilgisizlik ve ihmal neticesinde gerçekleşiyor”

-“Bu kayıpların en aza indirilmesinde; ineğin doğumdan önceki beslenmesi, yeni doğan buzağının içinde bulunduğu çevrenin hijyeni, ısısı, nemi, ayrı bir yerde tutulması ve özellikle altıklarının temiz ve bakımlı olması, yeterli ve kaliteli ağız sütü ile beslenmesi etkili faktörlerdir

-“Gebeliğin son döneminde gebe hayvanın aşılarının yapılması, buzağılarda ise antiserum uygulanması buzağı ölümlerini ciddi oranda azaltacaktır”

-“Buzağıların köy bazlı belli bir merkezlerde toplanıp bir süre büyütüldükten sonra işletme sahibine verilmesi sistemi, bu sorunu aşmada etkili bir çözüm olarak düşünülebilir”

-“Bu iş başlangıçta desteklenen üretici birliklerince yürütülüp daha sonra tamamen birliklere devredilebilir. Bu uygulama belediyelerle işbirliği halinde de yürütülebilir”

 

Ankara –27.11.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, doğan yedi buzağıdan birinin yaşatılamadığını bildirerek, “her yıl doğan 3,4 milyon buzağı ve dananın 450-480 bininin kaybediyoruz. Daha bir yaşına gelemeden kaybedilen buzağı ve dana sayısı,81 ülkenin her birinin toplam sığır sayısından daha fazladır” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, buzağı ve dana ölümlerinin hayvancılığın önemli sorunlarından biri olduğunu belirtti. 2015 yılında 3 milyon 418 bin 812 buzağının doğduğunu, bunun 1 milyon 708 bin 101’inin dişi, 1 milyon 710 bin 749’unun erkek olduğunu bildiren Bayraktar, elde edilen buzağıların dişi olanlarının belli bir kısmının damızlık materyal, erkeklerin ise besilik olarak kullanıldığı bilgisini verdi.

2008 yılında yaşanan süt krizi ve sonrasında damızlık hayvan kesimlerinin ilerleyen dönemde ülkede et krizine neden olduğunu belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“İç piyasada kırmızı et fiyatlarının aşırı yükselmesiyle birlikte de 2010 yılında ithalat başladı. 2010 yılından bu yılın Ağustos ayı sonuna kadar 994 bin 755 besilik dana ithalatı için 1 milyar 79,5 milyon dolar, aynı dönemde 291 bin 282 damızlık düve ithalatı için 938 milyon dolar döviz ödendi. Ödenen toplam döviz miktarı 2 milyar doları geçiyor. Sadece 2015 yılında 154 bin 194 besilik dana ithalatına 164,4 milyon dolar, 49 bin 595 damızlık düve ithalatına ise 133,3 milyon dolar, toplamda 297,8 milyon dolar döviz ödendi.

Kaybedilen buzağı ve dana sayısı, 2015 yılında ithal edilen besilik dana ve damızlık düve sayısının iki katını geçiyor. 2015 yılında ithal edilen besilik dana ve damızlık düvelere297,8 milyon dolar ödendiği göz önüne alınırsa, kaybınboyutları daha net anlaşılır.”

 

-Her yıl kaybedilen buzağı çoğu ülkenin sığır sayısından fazla-

 

Her yıl doğan 3,4 milyon buzağı ve dananın 450-480 bininin kaybedildiğini, daha bir yaşına gelemeden kaybedilen buzağı sayısının,81 ülkenin her birinin toplam sığır sayısından daha fazla olduğunu vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Kaybedilen buzağı sayısından daha az sığırı olan 81 ülke arasında

Gambiya, Slovakya, İsrail, Slovenya, Bosna Hersek, Hırvatistan, Letonya, Puerto Riko, Umman, Kongo, Fiji, Bhutan, Cibuti, Estonya, Makedonya, Libya, Lüksemburg, Moldova, Jamaika, Tayvan, Karadağ, Lübnan, Birleşik Arap Emirlikleri, İzlanda, Ürdün gibi ülkeler de var. Nüfusu 8,5 milyona yaklaşan, tarımda önemli ülkelerden biri olan İsrail 461 bin, Avrupa Birliği üyesi 5,5 milyon nüfuslu Slovakya 468 bin, 6,5 milyon nüfuslu Libya’da 200 bin, 24 milyon nüfuslu Tayvan’da 145 bin sığır bulunuyor.

Yıllık et verimini 270 kilogram kabul edersek, kaybedilen erkek buzağılar kesime kadar yaşatılsalar, yaklaşık olarak 61-65 bin ton arasında bir kırmızı et sağlanır. Üreticide dana karkas kilogram ortalama fiyatı 26 lira düzeyinde seyretmektedir. Buna göre, 1,6 milyar liranın üzerinde bir et üretiminin kaybı meydana gelmektedir.

Dişi buzağılar büyüdüklerinde tohumlanmakta ve süt veren damızlık inek olmaktadır.

Bir holstein damızlık gebe düvenin 7 bin 500 lira olduğu düşünülecek olursa, buzağı kaybından dolayı 1,7 milyar liranın üzerinde bir üretim kaybı meydana geliyor. Bu hayvanların yüzde 85’inin tohumlandığında gebe kalacağı, bunlardan 200 bine yakın gebe düvenin yavruladığında 600 bin ton dolayında süt elde edileceği ve bu sütün ortalama 1 liradan 600 milyon lira dolarlarında bir gelir sağlanacağı da hesaba dahil edildiğinde kayıp büyük boyutlara ulaşıyor.

Tabii bunlar üretici fiyatları üzerinden yapılan hesaplamlardır.Market fiyatlarından yapılan hesaplamada kayıp rakamları katlanıyor.”

 

-İlk 28 gün önemli-

 

Buzağılarda enfeksiyöz (bakteriyel, viral, paraziter, mikotik) ve nonenfeksiyöz (beslenme ve metabolizma bozuklukları, vitamin, mineral madde, iz element yetersizlikleri, konjenital anomaliler) hastalıklara ve buna bağlı ölümlere sık olarak rastlanıyor.

Doğumdan sonra, 0-28 günü kapsayan neonatal dönemin (yenidoğan) buzağı kayıplarının en fazla olduğu süreç olduğunu belirten Bayraktar, bu dönemde çoğunlukla ishaller, 28’nci gün ile 6 aylığa kadar olan dönemde ise solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ölümlerin gerçekleştiğini belirtti.

 

-Buzağı ölümleri bir kader değildir-

 

Buzağı ölümlerinin ülkemiz için bir kader olmadığının bilinmesi gerektiğini ifade eden Bayraktar, ölümlerin genelde yetersiz bakım şartları, bilgisizlik ve ihmal neticesinde gerçekleştiğini, bu yönde gerekli adımlar atılırsa, ölümlerin minimum düzeye indirebileceğini, ülke kaynaklarının heba olmasının önüne geçebileceğini bildirdi. Bayraktar, böylelikle ithalatta önemli bir bağımlılıktan kurtulmanın mümkün olduğunu da belirtti.

 

-Buzağı desteği önemli-

 

Türkvet ve E-ıslahta kayıtlı, doğduğu işletmede en az 4 ay yaşayan buzağılara, bir kez ön soy kütüğü işletmelerinde 350, soykütüğü işletmelerinde 500, soykütüğüne kayıtlı hastalıktan ari işletmelerde 700 lira destek verildiğini hatırlatan Bayraktar, “döl kontrolü kapsamında testlerini tamamlamış boğalardan elde edilenbuzağılara mevcut desteğe ilave olarak 50 lira destek veriliyor ve destek rakamı 400, 550 ve 750 liraya yükseliyor. Bu destek önemlidir. Üreticinin buzağısını en az 4 ay yaşatması ve iyi bakım yapmasını sağlama amacıyla konulmuştur. Fakat, çiftçimiz buzağılarını yaşatmakta zorlanıyor. Yoksa hiçbir çiftçi buzağısını kaybetmek istemez. Buzağı çiftçimizin sütten sonraki en önemli bir gelir kaynağıdır” dedi.

 

-Yapılması gerekenler-

 

Bayraktar, buzağı ölümlerin en aza indirilmesi için yapılması gerekenleri de şöyle sıraladı:

“Bu kayıpların en aza indirilmesinde; sürü idaresi en önemli yeri tutmaktadır. Yeni doğan buzağının içinde bulunduğu çevrenin hijyeni, ısısı, nemi, ayrı bir yerde tutulması ve özellikle altıklarının temiz ve bakımlı olması, yeterli ve kaliteli ağız sütüyle beslenmesi hayvanın bağışıklık sistemi ve hastalıklara karşı korunmasında etkili faktörlerdir.

Ayrıca ineğin doğumdan önceki beslenmesi de buzağıda hastalığın çıkmasını engellemede rol oynar.Çünküineklerin ve düvelerin, gebeliklerinin son 3 ayında yeterli enerji ve protein almaları gerekmektedir. Gebeliğin son döneminde gebe hayvanın aşılarının yapılması, buzağılarda ise antiserum uygulanması buzağı ölümlerini ciddi oranda azaltacaktır.

Bütün bunların sağlanması için çiftçilere bakım ve besleme konusunda verilecek eğitimlerle birlikte İşletmelerin yapısını iyileştirmeye ve özel buzağı bakım kulübeleri kurmaya yönelik destekler teşvik edilmeli ve artırılmalıdır.”

 

-Bir öneri: Köy bazlı buzağı bakım yerleri-

 

Buzağıların köybazlı belli bir merkezlerde toplanıp bir süre büyütüldükten sonra işletme sahibine tekrar geri verilmesi sisteminin, bu sorunu aşmada etkili bir çözüm olarak düşünülebileceğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu iş başlangıçta desteklenen üretici birliklerince yürütülüp daha sonra tamamen birliklere devredilebilir. Bu uygulama belediyelerle işbirliği halinde de yürütülebilir.

Türkiye’de büyük işletmelerde buzağı ölümleri konusunda çok fazla sıkıntı yaşanmıyor.Asıl sorun küçük işletmelerdedir. Kurulacak köy merkezli buzağı bakım yerlerinde hayatta tutulan buzağılar belli bir süre sonra üreticiye verilebilir.Bu yerlerden toplu alım yapmak isteyenlere de satılabilir.Bu sayede üreticinin pazarlık gücü ve buzağı geliri artabilir. Bu projenin hayata geçirilmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi üretici katılımıyla mümkündür. Mevcut buzağı desteklerinin bu sistemle entegre hale getirilmesi halinde bu başarılabilir.

Buzağısının yaşadığını gören birçok çiftçi, bu programa istekli olur.Buralara yapılan yatırım ve hizmetlere yönelik masraflar ise buzağı ölümlerinin yarattığı ekonomik kayıp ve ithalata ödenen paralar dikkate alındığında çok önemsiz bir rakam olacaktır.”

 

Türkiye’de 12 aydan küçük buzağı/dana sayısı şöyle:

 

 

 

 

 

Dişi

Erkek

 

12 Aydan

12 Aydan

12 Aydan

Buzağı

Buzağı

 

Küçük

Küçük

Küçük

Dana

Dana

 

Dişi

Erkek

Toplam

Sayısının

Sayısının

 

Buzağı

Buzağı

Buzağı

Toplamdaki

Toplamdaki

 

Dana

Dana

Dana

Oranı

Oranı

 

Sayısı

Sayısı

Sayısı

(Yüzde)

(Yüzde)

2011

1.549.310

1.603.287

3.152.597

49,14

50,86

2012

1.669.770

1.726.898

3.396.668

49,16

50,84

2013

1.757.005

1.810.495

3.567.500

49,25

50,75

2014

1.726.279

1.752.167

3.478.446

49,63

50,37

2015

1.708.101

1.710.749

3.418.850

49,96

50,04

 

Çeşitli ülkelerin sığır sayıları şöyle:

 

 

Sığır

Ülkeler

Sayısı

Gambiya

479.183

Slovakya

467.820

İsrail

461.000

Slovenya

460.576

Bosna Hersek

444.000

Hırvatistan

441.000

Letonya

406.500

Puerto Riko

380.000

Umman

365.000

Kongo

340.000

Fiji

313.000

Bhutan

301.331

Cibuti

300.000

Estonya

261.400

Makedonya

241.607

Libya

200.000

Lüksemburg

198.780

Moldova

188.900

Timor-Leste

180.000

Vanuatu

175.000

Jamaika

168.000

Tayvan

144.887

Guyana

113.000

Belize

94.850

Yeni Kaledonya

93.000

Papua Yeni Gine

93.000

Karadağ

89.058

Lübnan

87.000

Birleşik Arap Emirlikleri

87.000

Guadeloupe

75.000

İzlanda

74.444

Ürdün

69.800

Güney Kıbrıs

60.884

Komorlar

50.000

 

24 Kasım Öğretmenler Günü…


“Her türlü zorluğa rağmen, çocuklarımıza en iyi şekilde eğitim öğretim veren, onları hayata hazırlayan öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, eğitim camiamıza şükran ve saygılarımı sunuyorum”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Her türlü zorluğa rağmen, çocuklarımıza en iyi şekilde

eğitim öğretim veren, onları hayata hazırlayan öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, eğitim camiamıza şükran ve saygılarımı sunuyorum”

 

Ankara – 24.11.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “her türlü zorluğa rağmen, çocuklarımıza en iyi şekilde eğitim öğretim veren, onları hayata hazırlayan öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, eğitim camiamıza şükran ve saygılarımı sunuyorum” dedi.

Bayraktar, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle yayımladığı mesajda, dünyada ülkelerin birbirlerine karşı eğitimde kaydettikleri gelişmelerle üstünlük kurduklarını, günümüz rekabet ortamında var olmanın tek yolu olan bilim ve teknolojideki gelişmenin ancak iyi bir temel eğitimle sağlanabileceğini bildirdi.  

İyi bir temel eğitimin en önemli unsurunun öğretmenler olduğunu belirten Bayraktar, öğretmenlerin her türlü maddi sıkıntısının çözülmesi, en iyi şartlara ulaşmalarının sağlanması gerektiğini bildirdi. 

Tavukçuluk sektöründe sıkıntı…


“Kanatlıda sektörün kapasitesi ülke ihtiyacının çok üzerindedir. İhracattaki tıkanmalar sektörü zor durumda bırakmaktadır. Yaraları sarabilmemiz için yeni bir ihracat stratejisi belirlenmelidir”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “İhracattaki tıkanma tavuk eti üretimini vurdu”

-“Eylül ayında tavuk eti üretimi Ağustos ayına göre yüzde 27,4, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,7 gerileyerek 127 bin 595 tona indi”

-“Ocak-Eylül döneminde tavuk eti üretimi yüzde 1,8, kanatlı eti ve ürünleri ihracatı ise yüzde 26 geriledi” 

-“9 aylık dönemde, kanatlı eti ve ürünlerinde ihracat 343,1 milyon dolardan 254 milyon dolara, yumurta ve yumurta ürünlerinde 204,7 milyon dolardan 188 milyon dolara geriledi”

-“Kanatlıda sektörün kapasitesi ülke ihtiyacının çok üzerindedir. İhracattaki tıkanmalar sektörü zor durumda bırakmaktadır. Yaraları sarabilmemiz için yeni bir ihracat stratejisi belirlenmelidir”

-“Başta Ortadoğu olmak üzere yakın pazarlara yoğunlaşılmalı, mevcut pazarlarda pazar payını artırıcı tedbirler alınmalıdır”

-“Çin’in tavuk ayağı ihracatımıza uyguladığı kısıtlamaların kaldırılması yönündeki girişimlerin sonuçlandırılması ve buraya tekrar ihracatın sağlanabilmesi, Japonya ile yapılan görüşmelerin de tamamlanarak bu ülkeye ihracatın sağlanması sektör açısından önemlidir”

-“Avrupa Birliği hala çiğ tavuk ihracatımıza yasak uygulamaktadır. Bu konuda da aradaki pürüzlerin kaldırılmasına ve somut adımların atılmasına ihtiyaç vardır”

-“Seralar için yapılan enerji tarife düzenlemesi kümesler için de uygulanmalı, bu üreticilerimizin de indirimli tarifeden elektrik almaları sağlanmalıdır”

 

Ankara – 23.11.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ihracatta yaşanan tıkanmanın tavuk eti üretimini vurduğunu bildirerek, “Eylül ayında tavuk eti üretimi Ağustos ayına göre yüzde 27,4, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,7 gerileyerek 127 bin 595 tona indi. Tavuk eti üretimi, 2015 Eylül ayında 135 bin 376, 2016 Ağustos ayında ise 175 bin 651 tondu” dedi.

Tavuk yumurtası üretiminde artış trendinin devam ettiğine dikkati çeken Bayraktar, Eylül ayında üretimin geçen yılın aynı ayına göre yüzde 16,7, Ağustos 2016’ya göre ise yüzde 0,2 artışla 1 milyar 563,7 milyona yükseldiğini; yumurta üretiminin Ağustos 2016’da 1 milyar 560,9, 2015 Eylül ayında ise 1 milyar 340,4 milyon adet olduğunu belirtti.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, yaptığı açıklamada, Ocak-Eylül 2016’da, geçen yılın aynı dönemine göre, tavuk yumurtası üretiminin 12,4 milyar adetten 13,3 milyar adede, tavuk eti üretiminin 1 milyon 449 bin tondan 1 milyon 418 bin tona indiğini bildirdi.

 

-Eylül ayı ve 9 aylık dönemde kanatlı eti ve ürünleri ihracatı geriledi-

 

Eylül ayında, 2015 yılının aynı ayına göre yumurta ve ürünleri ihracatı 18 milyon dolardan 27,5 milyon dolara yükseldiğini, kanatlı eti ve ürünleri ihracatının ise özellikle Irak’a yapılan ihracatın yüzde 14,2 oranında düşmesinden dolayı 31,9 milyon dolardan 28,8 milyon dolara gerilediğini bildiren Bayraktar, ihracat artışının Eylül ayında yumurtada yüzde 52,4 olduğunu, kanatlı eti ve ürünlerinde ise ihracatın yüzde 9,8 düştüğünü belirtti.

Bayraktar, şunları kaydetti:

Kanatlı eti ve ürünlerinde Ocak-Eylül döneminde ihracatın 343,1 milyon dolardan 254 milyon dolara gerilemesi, üreticinin üretimi azaltmasına yol açtı.

Yumurta ve yumurta ürünlerinde Ocak-Eylül döneminde ihracat, 204,7 milyon dolardan 188 milyon dolara geriledi.

9 aylık dönemde ihracat, yumurta ve ürünlerinde yüzde 8,15, kanatlı eti ve ürünlerinde ise yüzde 26 düşmüştür.

 

-Yumurta ve ürünleri ihracatı 2013-2015 döneminde 406,4 milyon dolardan 273,5 milyon dolara indi-

 

Yıllık bazda yumurta ve yumurta ürünleri ihracatı 2013 yılında 406,4 milyon dolarken, 2014 yılında 402 milyon dolara, 2015 yılında ise 273,5 milyon dolara indi.

 

-Kanatlı eti ve ürünleri ihracatı 2014-2015 döneminde 651 milyon dolardan 436,8 milyon dolara indi-

 

Yıllık bazda kanatlı eti ve ürünlerinde 2013 yılında 607,9 milyon dolar olan ihracat, 2014 yılında 651 milyon dolara yükseldikten sonra 2015 yılında ise 436,8 milyon dolara indi.

İhracatın azaldığı, üretimin gerilediği tavuk eti üreticilerimiz zor durumdadır. İhracattaki tıkanmanın üretimi vurduğu görülmektedir.”

2010 yılında 11,84 milyar adet olan yumurta üretiminin 2014 yılına kadar yüzde 44,8 artarak 17,15 milyar adede çıktıktan sonra 2015 yılında yüzde  2,44 düşerek 16,7 milyara, tavuk eti üretiminin ise 2010-2015 döneminde yüzde 32,1 artarak 1,44 milyon tondan 1,91 milyon tona çıktığının belirten Bayraktar, “Görüldüğü üzere sektör, son beş yılda üretimde yukarı yönlü ciddi bir ivme yakalamıştır. En önemli ihraç pazarı olan Irak’a yönelik yaşanan sevkiyat sıkıntısı ve dünya ekonomisindeki olumsuz gelişmeler, 2016 yılında gerek üretimi gerekse ihracatı olumsuz etkilemiştir. Umarız ihracatta hayata geçirilecek girişimlerden sonuç alınır, sektör yeniden geçen yılki performansının üzerine çıkar” dedi.

Yumurta ihracatının yüzde 71’inin, kanatlı eti ve ürünleri ihracatımızın ise yüzde 62’sinin Irak’a yapıldığı belirten Bayraktar, Irak’ın en önemli pazar olduğunu, bu pazarda yaşanan olumsuzluğun, direkt olarak sektörde ciddi sıkıntılar yarattığını bildirdi.

 

-“Kanatlı sektöründe yeni bir ihracat stratejisi belirlenmeli”-

 

Kanatlı sektöründe 334 damızlık ve kuluçkahane, 8 bin 908 ticari etlik, 1072 ticari yumurtacı olmak üzere, toplam 10 bin 314 işletmenin, 16 bin 755 kümeste üretim yaptığı bilgisini veren Bayraktar, sektörde üretici, çiftçi, esnaf, ilaç, yem, yan sanayi, nakliye, pazarlama dahil yaklaşık 500 bin kişi istihdam edildiğini, 2 milyon kişinin de buradan geçimini sağladığına dikkati çekti.

Bayraktar, şöyle devam etti:

“Ülkemizde sektör; dünyadaki son teknolojiyi en iyi kullanan sektörlerinin başında gelmektedir. Ülke içi tüketim belli noktalara ulaşmıştır. Sektörün kapasitesi ülke ihtiyacının çok üzerindedir. İhracattaki tıkanmalar sektörü zor durumda bırakmaktadır. Yaraları sarabilmemiz için yeni bir ihracat stratejisi belirlenmelidir. İhracat yapmak ve bu ihracatı sürekli artırmak zorundayız. Dünyada çok büyük miktarlarda kanatlı eti ve kanatlı ürünleri, yumurta ve yumurta ürünleri, süt ürünleri talebi var. Bu talep değerlendirilmeli, başta Ortadoğu olmak üzere yakın pazarlara yoğunlaşılmalı, mevcut pazarlarda pazar payını artırıcı tedbirler alınmalıdır.

Suudi Arabistan, bizden yeterince tavuk eti almıyor. Kanatlı eti ve kanatlı ürünleri, yumurta ve yumurta ürünlerinde, Suudi Arabistan ve Ortadoğu’ya ihracat mutlaka artırılmalı; ihracatta Afrika ülkeleri, Gürcistan gibi ülkelerde de pazar payımızı artırıcı destekler hayata geçirilmelidir. Rusya ile düzelen ilişkilerin bu ülkeye yönelik kanatlı ürünleri ve yumurta ihracatını artırmasını bekliyoruz. Bu pazarlara özel teşviklerle daha fazla açılmalıyız. Bunun dışında Çin’in tavuk ayağı ihracatımıza uyguladığı kısıtlamaların kaldırılması yönündeki girişimlerin sonuçlandırılması ve buraya tekrar ihracatın sağlanabilmesi, Japonya ile yapılan görüşmelerin de tamamlanarak bu ülkeye ihracatın sağlanması sektör açısından önemlidir. Avrupa Birliği hala çiğ tavuk ihracatımıza yasak uygulamaktadır. Bu konuda da aradaki pürüzlerin kaldırılmasına ve somut adımların atılmasına ihtiyaç vardır.”

 

-Sektöre yönelik uygulanması gereken politikalar-

 

Kanatlı sektörü her geçen gün büyüdüğünü, bunun da yeni yatırımları beraberinde getirdiğini vurgulayan Bayraktar, sektöre yönelik uygulanması gereken politikalar konusunda şu bilgileri verdi:

“Sektörde yeni yatırımlardan ziyade mevcut kümeslerin rehabilite edilmesi gerekir.

Bunun dışında; yeni pazarlar elde etme, mevcut pazarlarda kalıcı olabilme ve pazar payını büyütebilme açısından devletin desteğine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yönde çalışmalar ve planlamalar yapılması elzemdir.

Üreticiyi yemde dışa bağımlılıktan kurtaracak, ucuza yem teminini sağlayacak destekler hayata geçirilmelidir.

Özellikle yumurtada arz/talebi dikkate alarak üretim planlaması yapılmalıdır.

Sektördeki örgütlenme desteklenmelidir.

Kuş gribinin her zaman risk oluşturduğu düşünülerek, mücadele tavizsiz sürdürülmelidir.

Seralar için yapılan enerji tarife düzenlemesi kümesler için de uygulanmalı, bu üreticilerimizin de indirimli tarifeden elektrik almaları sağlanmalıdır.”

Yıllar itibarıyla yumurta ve tavuk eti üretimi:

 

 

Yumurta

Tavuk Eti

 

Üretimi

Üretimi

Yıllar

(Bin Adet)

(Bin Adet)

2010

11.840.396

1.444.059

2011

12.954.686

1.613.309

2012

14.910.774

1.723.919

2013

16.496.751

1.758.363

2014

17.145.389

1.894.669

2015

16.726.332

1.909.276

2015/2010

41,3

32,2

 

 

 

Yıllar ve aylar itibarıyla yumurta ve yumurta ürünleri ihracatı:

 

 

2012

2013

2014

2015

2016

 

Yılı

Yılı

Yılı

Yılı

Yılı

 

Yumurta ve

Yumurta ve

Yumurta ve

Yumurta ve

Yumurta ve

 

Yumurta

Yumurta

Yumurta

Yumurta

Yumurta

 

Ürünleri

Ürünleri

Ürünleri

Ürünleri

Ürünleri

 

İhracatı

İhracatı

İhracatı

İhracatı

İhracatı

Aylar

(Dolar)

(Dolar)

(Dolar)

(Dolar)

(Dolar)

Ocak

30.280.588

30.362.997

43.346.271

34.852.033

22.637.028

Şubat

23.021.282

30.133.858

38.423.691

31.745.502

20.877.161

Mart

37.926.387

32.445.032

35.753.465

34.249.789

20.701.770

Nisan

21.114.189

31.143.124

34.726.502

28.150.442

19.570.535

Mayıs

22.165.252

24.227.070

25.567.684

11.864.815

14.267.009

Haziran

26.912.779

24.792.725

22.811.333

4.025.388

15.340.969

Temmuz

17.706.312

19.418.705

18.896.481

16.212.103

20.319.368

Ağustos

29.846.845

39.453.992

36.082.767

25.506.928

26.740.189

Eylül

35.702.665

41.156.585

39.543.502

18.053.428

27.523.018

Ekim

30.684.690

45.061.069

35.281.308

23.656.873

 

Kasım

35.526.340

43.842.969

31.991.937

25.127.574

 

Aralık

39.742.272

44.314.315

39.533.111

20.045.495

 

Toplam

350.629.601

406.352.441

401.958.052

273.490.370

187.977.047

 

Yıllar ve aylar itibarıyla kanatlı eti ve ürünleri ihracatı:

 

 

2012

2013

2014

2015

2016

 

Yılı

Yılı

Yılı

Yılı

Yılı

 

Kanatlı eti ve

Kanatlı eti ve

Kanatlı eti ve

Kanatlı eti ve

Kanatlı eti ve

 

Ürünleri

Ürünleri

Ürünleri

Ürünleri

Ürünleri

 

İhracatı

İhracatı

İhracatı

İhracatı

İhracatı

Aylar

(Dolar)

(Dolar)

(Dolar)

(Dolar)

(Dolar)

Ocak

35.833.551

56.149.089

50.974.968

42.200.940

18.483.680

Şubat

31.236.253

45.671.680

48.865.267

49.600.634

27.771.767

Mart

40.805.614

44.133.143

55.151.966

47.406.710

30.542.333

Nisan

31.060.870

49.640.821

55.827.510

52.057.196

26.060.096

Mayıs

44.102.785

54.632.102

58.082.066

24.387.220

28.837.013

Haziran

45.208.208

49.679.202

46.881.396

13.565.688

34.277.075

Temmuz

47.705.114

65.723.780

48.612.340

47.280.866

22.658.603

Ağustos

48.656.328

50.073.052

60.484.168

34.727.442

36.576.573

Eylül

53.591.124

50.957.494

63.165.652

31.917.323

28.774.682

Ekim

41.904.335

48.014.776

54.630.104

38.888.147

 

Kasım

53.278.705

47.523.522

57.001.047

33.292.352

 

Aralık

53.932.253

45.731.352

51.360.876

21.469.269

 

Toplam

527.315.140

607.930.013

651.037.360

436.793.787

253.981.822

Fındık, üzüm, kayısı ve incirde tahammül kalmadı


TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Fındıkta, üzümde, kayısıda, incirde fiyatlar düşüyor, üreticilerimizin ve Odalarımızın tahammülü kalmadı”

-Fındık, üzüm, kayısı ve incirde tahammül kalmadı…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Fındıkta, üzümde, kayısıda, incirde fiyatlar düşüyor, üreticilerimizin ve Odalarımızın tahammülü kalmadı”

-“Hükümetimiz bir an önce harekete geçmeli. Birlikler, TMO garantörlüğünde acilen piyasaya girmeli, alım yapmalıdır”

-“Dünyada rakipsiz olduğumuz fındık, kuru üzüm, kayısı ve incirde son 10 yılda sadece ham ürün ihracatından 21,8 milyar dolar döviz geliri elde ettik”

 

Ankara – 20.11.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, fındıkta, üzümde, kayısıda, incirde fiyatların düştüğünü bildirerek, “üreticilerimizin ve Odalarımızın tahammülü kalmadı. Hükümetimiz bir an önce harekete geçmeli. Birlikler, TMO garantörlüğünde acilen piyasaya girmeli, alım yapmalıdır” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, tüketimi büyük oranda ihracata dayalı ürünlerde içinde bulunulan sıkıntıyı ancak devletin çözebileceğini bildirdi. Fındıkta, üzümde, kayısıda, incirde arz fazlası bulunmadığını, sorun üreticinin hasadı yönetememesi olduğunu vurgulayan Bayraktar, üreticinin, pazarlaması büyük oranda ihracata bağlı fındık, üzüm, kayısı ve incirde hasadı yönetemediği için hakkıyla pazarlama yapamadığını, ürününü yok pahasına elden çıkarmak zorunda kaldığını belirtti.

Bayraktar, fındık, çekirdeksiz kuru üzüm, kayısı ve incirde üretimin çok büyük bölümünün ihraç edildiğini, bu ürünlerde iç tüketimin ihracatın yanında oldukça yetersiz kaldığını vurguladı.

Fındık, kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru incirde Türkiye’nin, ihracatta dünyada rakipsiz, ekolojik üstünlüğe sahip bulunduğu ürünler olduğunu bildiren Bayraktar, “dünyada gelişmiş bütün ülkeler ekolojik üstünlüğe sahip oldukları ürünleri koruyup, destekleyerek bu ürünlerin ihracatından büyük döviz gelirleri elde ediyorlar” dedi.

 

-“Yeterlilik oranları yüzde 700’leri geçiyor”-

 

İhracata bağlı bu ürünlerin pazarlamasının, büyük bölümü iç piyasada tüketilen ürünlere göre çok daha zor olduğunu, bu ürünlerde tekellerin, yabancı büyük firmaların da devreye girdiğine dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Yeterlilik oranı, incirde yüzde 720,6, kayısıda yüzde 525,8, fındıkta yüzde 523, üzümde yüzde 145,8 düzeyindedir. Çekirdeksiz kuru üzümde ise yeterlilik oranı yüzde 145,8’nin çok üzerindedir. Bu ürünlerin pazarlanması tamamen ihracata bağlıdır. 2014-2015 üretim döneminde, fındıkta iç piyasadaki 82,7 bin tonluk tüketime karşın 492,9 bin ton ihracat, incirde 37,5 bin ton tüketime karşın 256,7 bin ton ihracat, kayısıda 46,6 bin ton tüketime karşın 306,3 bin ton ihracat vardır. Üzümde iç tüketim 2,3 milyon tonu, ihracat 1,3 milyon tonu bulmaktadır. Çekirdeksiz kuru üzümün büyük bölümü de ihraç edilmektedir.

Bundan dolayı, bu ürünlerde uluslararası piyasaları göz önünde bulundurmadan piyasayı regüle etmek mümkün değildir. Çok güçlü bir müdahaleye ihtiyaç vardır.

 

-“Birlikler acilen piyasaya girmeli, alım yapmalıdır”-

 

Birlikler piyasayı regüle edemiyor. İşin mali büyüklüğü birliklerin gücünü aşıyor. Çiftçimiz ve Ziraat Odalarımız bundan çok rahatsız. Sorunun bir an önce çözülmesi gerekiyor. Fındıkta, üzümde, kayısıda, incirde fiyatlar düşüyor. Geçen yılın aynı dönemine göre kilogramda kabuklu fındık 2 lira düşerek 10 liraya, kuru kayısı 3 lira düşerek 6 liraya, kuru üzüm 1 lira 70 kuruş düşerek 3 lira 80 kuruşa, kuru incir 50 kuruş düşerek 6,5 liraya indi. Üreticilerimizin ve Odalarımızın tahammülü kalmadı. Hükümetimiz bir an önce harekete geçmeli. Birlikler, TMO garantörlüğünde acilen piyasaya girmeli, alım yapmalıdır. Bu sorun çözülmezse çiftçimiz üretimini sürdüremez hale gelecektir. Üreticiyi tarlada tutmak zorlaşacaktır. Bundan en fazla zararı da Türk ekonomisi görecektir. Milyarlarca döviz kazandıran bu ürünlerin üretimi ve ihracatı azalacaktır. Devlet, hızlı bir şekilde üreticinin ürününü pazarlamasına yardım etmeli, bu ürünlerde tekelleşmeyi önlemelidir.”

 

-“TMO, etkin olarak kullanılmalı”-

 

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO), ürünün pazarlanması, piyasanın regüle edilmesinde ve tekelleşmenin önlenmesinde kullanılabileceğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Bütün bunların gerçekleşmesini ve tekelleşmenin önlenmesini istiyorsak, bunun yollarından biri TMO’yu etkin olarak kullanmaktan geçer. TMO, kiraladığı veya inşa ettirdiği depoları Fiskobirlik, Marmarabirlik, Kayısıbirlik, Tariş gibi birliklere tahsis etmelidir.

 

-“TMO garantörlüğü, tekelleşmeye karşı üreticinin silahı,

emniyet sübabı olacaktır”-

 

TMO, Birliklere garantör olursa, makul faizlerle rahatlıkla kredi kullanabilirler ve yeterli mali kaynağa ulaşır, piyasayı regüle edip hasadı yönetebilirler. Ürünü, ihtiyaç kadar piyasaya sunabilir, fiyatları dengeleyebilirler. En sağlıklı yol bu. Bu yol, tekelleşmeye karşı üreticinin silahı, emniyet sübabı olacaktır.”

 

-“Özel sektör yatırımlarına da ihtiyaç var”-

 

Bu ürünlerde özel sektör yatırımlarına da ihtiyaç bulunduğunu, özel sektörün bu ürünleri işleyerek katma değeri yüksek gıda ürünleri şeklinde ihracat yapabileceğini, Türkiye’nin bu ürünlerden elde edeceği ihracat gelirlerinin böylece 4’e-5’e katlanabileceğini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Son 10 yılda bu ülke ham tarım ürünü ihracatı olarak fındıktan 10,3, üzümden 5,9, kayısıdan 3,5, incirden 2,15 milyar dolar olmak üzere 21,8 milyar dolar kazandı.

Tarım ürünleri ihracatı içinde fındık ilk sırayı, üzüm ikinci sırayı, kayısı beşinci sırayı, incir yedinci sırayı aldı. Dünyada rakipsiz olduğumuz fındık, kuru üzüm, kayısı ve incirde son 10 yılda sadece ham ürün ihracatından 21,8 milyar dolar döviz geliri elde ettik. Gıda sanayini de katarsak bu ürünlerden elde edilen ihracat geliri iki katına çıkıyor.

Koç, Sabancı, Ülker gibi büyük holdinglerimiz, tüm yerli sermayemiz, bu alanlara yatırım yapmalıdır. Sadece fındıkta, işlemediğimiz için yurt dışındaki büyük şirketlere bıraktığımız gelir 12-13 milyar doları buluyor. Tüm özel sektörümüzü yatırıma davet ediyorum. Yatırım yapsınlar, bu kadar büyük kaynağı yurt dışına bırakmayıp, ülkemize kazandırsınlar. Hem milyonlarca çiftçimiz mağdur olmaktan kurtarsınlar hem de dev boyutlarda istihdama, ihracata, katma değere vesile olsunlar. Bu ülkeye hizmet etsinler.”

Bayraktar, narenciye, elma ve muzda da fiyat problemi bulunduğunu, narenciye ve elmada arz talep dengesizliğinin yaşandığını, ihracatta tıkanma görüldüğünü, muzda ise belirlenen referans fiyatın altında fiyatla sınır ticareti kapsamında veya diğer yollarla ithal ürün girişinin iç piyasayı ve yerli üretimi olumsuz etkilediğini belirterek, devlet desteğiyle üretici birliklerinin doğrudan piyasaya girerek alım yapması, piyasayı regüle etmesi, özellikle turunçgil ve elmada ihracata ağırlık verilmesi gerektiğini bildirdi.

Tarımın ustaları geliyor…


“İşbirliği protokolümüz çerçevesinde çalışmalarımız devam ediyor. ‘Tarla Bitkileri Yetiştiricisi’, ‘Tütün Yetiştiricisi’, ‘Süs Bitkileri Yetiştiricisi’ ve ‘Peyzaj Ustası’ ulusal meslek standartları da hazır durumda”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Meslek Yeterlilik Kurumu ile yaptığımız işbirliği sonucu, tohum, fidan, meyve ve sebze yetiştiricilerinin ulusal meslek standartlarını belirledik”

-“İşbirliği protokolümüz çerçevesinde çalışmalarımız devam ediyor. ‘Tarla Bitkileri Yetiştiricisi’, ‘Tütün Yetiştiricisi’, ‘Süs Bitkileri Yetiştiricisi’ ve ‘Peyzaj Ustası’ ulusal meslek standartları da hazır durumda”

-“Tarım sektöründe mesleki yeterlilik belgelerine sahip nitelikli işgücü istihdamının yaygınlaştırılması, tüketiciye daha kaliteli ve sağlıklı ürün yetiştirilmesi ve ayrıca işin gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip, yeniliklere ayak uydurabilen kişilerin istihdam edilmesi önemlidir”

-“Bilgi olmadan, araştırma, eğitim olmadan tarımda verimliliği yakalayamayız. Verimliliği yakalamazsak da uluslararası piyasalarda rakiplerimizle rekabet edemez, tarım ve gıda ihracatımızı artıramayız”

-“Türk ekonomisine en büyük destek, daha fazla ihracat yapmaktan, ham ürünleri katma değerini artırarak yurtdışına satmaktan geçer”

-“Tarım ve gıdada 17-18 milyar dolarlık ihracatı en kısa zamanda 40 milyar dolara çıkarmamız, 5,5 milyar dolarlık dış ticaret fazlamızı da ikiye, üçe katlamamız gerekiyor”

 

Ankara – 18.11.2016 –  Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, artık tohum, fidan, meyve ve sebze yetiştiricilerinin ulusal meslek standardı olduğunu bildirerek, “Mesleki Yeterlilik Kurumu ile yaptığımız işbirliği sonucu, tohum, fidan, meyve ve sebze yetiştiricilerinin ulusal meslek standartlarını belirledik” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye’de Ulusal Yeterlilik Sistemi kurmak ve işletmek amacıyla 2006 yılında 5544 sayılı Kanunla Mesleki Yeterlilik Kurumu’nun (MYK) kurulduğunu belirtti.

Ulusal Yeterlilik Sistemi’nin, ulusal meslek standardı ve ulusal yeterliliklerin hazırlanması, mesleki eğitim programlarının meslek standardı ve yeterlilikler doğrultusunda geliştirilmesi ve güncellenmesi amacı taşıdığını bildiren Bayraktar, “işgücünün mesleki yeterliliklerinin meslek standardı ve yeterliliklere uygun bir şekilde belirlenmesi ve belgelendirilmesinin sağlanması gibi birçok faaliyetin gerçekleştirilmesini sağlama hedefi bulunmaktadır” dedi.

 

-İşbirliği protokolümüz sürüyor-

 

 MYK’nın, Ulusal Yeterlilik Sistemi’nin oluşturulması için öncelikle sektörünü temsil etme yetkinliğine sahip kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak ulusal meslek standartlarının hazırlanmasını sağlamaya çalıştığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu çerçevede tarım, avcılık ve balıkçılık sektöründe ulusal meslek standartlarının belirlenmesi amacıyla Türkiye Ziraat Odaları Birliği ile MYK arasında 22 Temmuz 2014 tarihinde işbirliği protokolü imzalanmış ve ulusal meslek standardı hazırlama çalışmaları başlatılmıştır.          

Protokol kapsamında yer alan ulusal meslek standartlarının taslakları, ilgili kurum temsilcileri ve mesleğin icracıları ile çalıştaylar yapılarak hazırlanmış ve MYK’ya iletilmiştir. MYK’nın incelemelerini tamamlanmasını takiben uygun bulunan taslaklar ilgili tarafların görüşüne sunulmuştur. Gelen görüşler değerlendirilmiş ve taslak ulusal meslek standartları, görüş ve değerlendirme formu ve ilgili diğer dokümanlar MYK’nın ilgili sektör komitesince incelenmiştir. Sektör komitesi tarafından incelenen taslak ulusal meslek standartlarından ‘Tohum Yetiştiricisi’, ‘Fidan Yetiştiricisi’, ‘Meyve Yetiştiricisi’, ‘Sebze Yetiştiricisi’ ulusal meslek standartları MYK Yönetim Kuruluna sunulmuş ve onaydan sonra 25 Ekim 2016 tarihli Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanmıştır.”

 

-Dört ulusal meslek standardı daha hazır durumda-

 

İşbirliği protokolü çerçevesinde çalışmaların devam ettiğini, dört ulusal meslek standardıyla ilgili çalıştayların da yapıldığı, tarafların görüşleri alındıktan sonra MYK Sektör Komitesi’nde görüşülmek üzere hazır hale getirildiği bilgisini veren Bayraktar, şöyle devam etti:

“Bu dört ulusal meslek standardı, ‘Tarla Bitkileri Yetiştiricisi’, ‘Tütün Yetiştiricisi’, ‘Süs Bitkileri Yetiştiricisi’ ve ‘Peyzaj Ustası’ ulusal meslek standartlarıdır. Hazırlanan ulusal meslek standartları, mesleki eğitim programlarının geliştirilmesi ve güncellenmesi ile bireylerin mesleki yeterliliklerinin belirlenmesi ve belgelendirilmesinin sağlanmasında temel kaynak olarak kullanılacaktır.

Tarım sektöründe mesleki yeterlilik belgelerine sahip nitelikli işgücü istihdamının yaygınlaştırılması, tüketiciye daha kaliteli ve sağlıklı ürün yetiştirilmesi ve ayrıca işin gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip, yeniliklere ayak uydurabilen kişilerin istihdam edilmesi önemlidir. Bu kişilerle, dünyada hızla değişen işgücü yapısına, kaliteli, sağlıklı üretim ve çalışma biçimine tarımımız da ayak uyduracaktır.”

 

-“Verimliliği yakalayamazsak rekabet edemeyiz”-

 

Bilgi olmadan, araştırma, eğitim olmadan tarımda verimliliğin yakalanamayacağını bildiren Bayraktar, “verimliliği yakalasak da uluslararası piyasalarda rakiplerimizle rekabet edemez, tarım ve gıda ihracatımızı artıramayız. Türk ekonomisine en büyük destek, daha fazla ihracat yapmaktan, ham ürünleri işleyip, katma değerini artırarak yurtdışına satmaktan geçer. Tarım ve gıdada 17-18 milyar dolarlık ihracatı en kısa zamanda 40 milyar dolara çıkarmamız, 5,5 milyar dolarlık dış ticaret fazlamızı da ikiye, üçe katlamamız gerekiyor” dedi.

Bayraktar’ın verdiği bilgiye göre, yetiştiriciler, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alarak, çevre koruma mevzuatı ve kalite gerekliliklerine uygun çalışacak.

Fidan yetiştiricileri, iş programı ve arazi hazırlığı yapan, damızlık ve anaç parsellerini kuran, bakım ve aşılama işlemlerini yapan, fidan ve üretim materyallerini yetiştiren, söküm işlemlerini yapan ve mesleki gelişim faaliyetlerine katılan kişiler olacak. 

Meyve yetiştiricileri, açık arazilerde ve örtü altında iş programı yapan, bahçe tesisi oluşturan, bakım işlerini yapan veya yaptıran ve mesleki gelişim faaliyetlerine katılan nitelikli kişilerden oluşacak.

Tohum yetiştiricileri, tarla hazırlığı, ekim, bakım, hasat işlemlerini yapan ve mesleki gelişim faaliyetlerine katılan nitelikli kişiler olacak.

Sebze yetiştiricileri ise açık arazide ve örtü altında iş planı yapan, arazi hazırlığı ile ekim, dikim ve bakım işlemlerini yapan veya yaptıran, hasat ve hasat sonrası işlemleri gerçekleştiren ve mesleki gelişim faaliyetlerine katılan nitelikli kişilerden meydana gelecek.

Önümüzdeki yıllarda uygulamaya geçilecek. Yetiştirici ve usta olmak isteyenler, meslek standardıyla ilgili eğitim alacak, bu eğitimler sonrası yeterlilik belgesi sınavına girecekler. Sınavı geçenler belge sahibi olacaklar. 

Et üretimi artıyor, ithalata gerek yok…


“Verilen ülke içi teşviklerle birlikte de üretimde sürekli artışlar oldu. Üreticimiz üretimini artırmaya devam ediyor. Daha da artacak. Üretimin sürekli artıyor olması üreticimizin başarısıdır”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Eylül ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde kırmızı et üretimi 1,2 milyon tona dayandı”

-“Bu yılın Temmuz-Eylül döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre sığır eti üretimi yüzde 5,1, toplam kırmızı et üretimi yüzde 3,8 arttı”

-“Geçen yıl 380 bin 162 ton olan üçüncü çeyrek kırmızı et üretimi, bu yıl 394 bin 665 tona çıktı”

-“Verilen ülke içi teşviklerle birlikte de üretimde sürekli artışlar oldu. Üreticimiz üretimini artırmaya devam ediyor. Daha da artacak. Üretimin sürekli artıyor olması üreticimizin başarısıdır”

-“Üreticimiz, devletin vereceği desteklerle ve gümrük vergilerindeki koruyucu önlemlerle birlikte halkımızın ihtiyacını rahatça karşılayabilir. Üretim artışı da bunu desteklemektedir”

-“2010 Haziran ayından bu yana ithalata 3,7 milyar dolardan fazla döviz ödemişiz. İthalat yerine bu üretimi çiftçimiz yapmalıdır”

-“Ülke içi üretim teşvikleri devam ederek ithalat kısa zamanda tamamıyla ülke gündeminden çıkarılmalıdır”

 

Ankara – 16.11.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, et üretiminin arttığını, et ithalatına gerek olmadığını bildirerek, “Eylül ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde kırmızı et üretimi 1,2 milyon tona dayandı. Bu yılın Temmuz-Eylül döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre sığır eti üretimi yüzde 5,1, toplam kırmızı et üretimi yüzde 3,8 arttı. Geçen yıl 380 bin 162 ton olan üçüncü çeyrek kırmızı et üretimi, bu yıl 394 bin 665 tona çıktı” dedi.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, 2015 yılı ilk çeyreğinde 210 bin 475 ton olan kırmızı et üretiminin, ikinci çeyrekte 261 bin 871, üçüncü çeyrekte Kurban Bayramı’nın etkisiyle 380 bin 162’ye yükseldiğini, dördüncü dönemde 296 bin 754 ton olarak gerçekleştiğini, yılın tamamında 1 milyon 149 bin 262 tonu bulduğunu belirtti.

Kırmızı et üretiminin 2016 yılı ilk çeyreğinde 208 bin 597 tona, ikinci çeyreğinde 269 bin 912 tona, üçüncü çeyreğinde ise kurban bayramının da etkisiyle 394 bin 665 tona çıktığını bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“2016 yılında kırmızı et üretimi, ilk çeyrekte, 2015 yılının altında kaldı. İkinci ve üçüncü çeyreklerde artış yaşandı.

Kırmızı et üretimi, bu yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre 14 bin 503 ton arttı. Artış geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,8 oldu. Bu yılın Temmuz- Eylül döneminde sığır eti üretimi ise yüzde 5,1 artışla 342 bin 190 tondan 359 bin 727 tona çıktı.

Üçüncü çeyrekte koyun eti üretimi, 27 bin 499 tondan 23 bin 519 tona inerken, keçi eti üretimi 10 bin 449 tondan 11 bin 391 tona, manda eti üretimi 24 tondan 28 tona yükseldi.”

 

-“Geçmişte et ithalatı ülkeye fayda sağlamadı”-

 

Geçmişte et ithalatın ülkeye fayda sağlamadığını, üretimdeki artışın da ithalat lobisinin söylem ve iddialarını açıkça çürüttüğüne dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“2011 yılında 776 bin 915 ton olan kırmızı et üretimi, 2012 yılında 915 bin 845 tona, 2013 yılında 996 bin 155 tona, 2014 yılında 1 milyon 8 bin 272 tona, 2015 yılında ise 1 milyon 149 bin 262 tona çıkmıştır. Eylül ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde kırmızı et üretimi 1 milyon 199 bin 108 tonla, 1,2 milyon tona dayanmıştır.

 Verilen ülke içi teşviklerle birlikte de üretimde sürekli artışlar oldu. Üreticimiz üretimini artırmaya devam ediyor. Üretim daha da artacak. Et ithalatına gerek yok. Üretimin sürekli artıyor olması üreticimizin başarısıdır. Üreticimiz, devletin vereceği desteklerle ve gümrük vergilerindeki koruyucu önlemlerle birlikte halkımızın ihtiyacını rahatça karşılayabilir. Üretim artışı da bunu desteklemektedir.”

 

-Ette fiyatın düşmesi besi hayvanı ve yem maliyetine bağlı-

 

Ette fiyatların düşmesinin besi hayvanı ve yem maliyetlerine bağlı olduğunu belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Üretici maliyetinin yüzde 85-90’ını oluşturan besi hayvanı ve yem fiyatları düşerse, karkas et fiyatları da geriler. Et ithalatı çiftçimizin, üreticimizin en büyük korkusudur. Ülke yararına değildir. 2010 Haziran ayından bu yana ithalata 3,7 milyar dolardan fazla döviz ödemişiz. İthalat yerine bu üretimi çiftçimiz yapmalıdır.

Üreticimizin maliyeti belli. Maliyetler düşerse et fiyatı da ucuzlar. Ülke içi üretim teşvikleri devam ederek ithalat kısa zamanda tamamıyla ülke gündeminden çıkarılmalıdır.”

 

-ESK’nın müdahale alım desteğinin artırılması-

 

Bayraktar, bugün Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla, Et ve Süt Kurumu’nun (ESK) “müdahale alımları desteği”nin 45 milyon liradan 65 milyon liraya çıkarılmasının yerinde bir karar olduğunu, Kurumun piyasada etkin müdahale yapması için mali kaynak gerektiğini belirtti. Şemsi Bayraktar, sektördeki dalgalanmalarının ancak ESK’nın zamanında ve yeterli kaynakla müdahalesiyle önlenebileceğine dikkati çekti.

İstihdam genelde azaldı, tarımda arttı…


“Genel istihdamda Ağustos ayında, Temmuz ayına göre 163 bin kişilik azalmaya karşın tarımda istihdamın 33 bin kişi artması tarımın istihdama yaptığı katkıyı net olarak gösteriyor”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Temmuz 2016’da ayında 5 milyon 727 bin olan tarımdaki istihdam, 2016 Ağustos ayında 33 bin artışla 5 milyon 760 bine çıktı”

-“Genel istihdamda Ağustos ayında, Temmuz ayına göre 163 bin kişilik azalmaya karşın tarımda istihdamın 33 bin kişi artması tarımın istihdama yaptığı katkıyı net olarak gösteriyor”

-“İşsizliği 2,4 puan gibi son yılların en yüksek oranında düşürerek yüzde 13,7’den yüzde 11,3’e çeken tarım, istihdamın yüzde 21’ini karşıladı”

-“Tarım, 2016 Ağustos ayıyla birlikte istihdamdaki payını yüzde 20,7’den yüzde 21’e çıkardı”

-“Temmuz ayında, Haziran ayına göre istihdamdaki payını artıran tek sektör olan tarım, istihdam piyasasının istikrar unsurlarından biri olmaya devam ediyor”

-“Tarımda kadınların payı yüzde 46,05’den yüzde 46,33’e çıktı”

 

Ankara – 15.11.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu yaz aylarında tarımın istihdama yaptığı katkının en yüksek düzeylere çıktığını bildirerek, “2016 Temmuz ayında 5 milyon 727 bin olan tarımdaki istihdam, 2016 Ağustos ayında 33 bin artışla 5 milyon 760 bine çıktı. Genel istihdamda Ağustos ayında, Temmuz ayına göre 163 bin kişilik azalmaya karşın tarımda istihdamın 33 bin kişi artması tarımın istihdama yaptığı katkıyı net olarak gösteriyor” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Ağustos ayında toplam istihdamın, Temmuz ayıran göre 15 bin kişi azalarak 27 milyon 651 binden 27 milyon 636 bine gerilediğini belirtti. İşsizliği 2,4 puan gibi son yılların en yüksek oranında düşürerek yüzde 13,7’den yüzde 11,3’e çeken tarımın istihdamın yüzde 21’ini karşıladığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Tarım, Ağustos ayıyla birlikte istihdamdaki payını yüzde 20,7’den yüzde 21’e çıkardı. Buna karşın, toplam istihdamda inşaatın payı yüzde 7,4, sanayinin payı yüzde 19 ile değişmezken, hizmetlerin payı yüzde 52,9’dan yüzde 52,6’ya geriledi.

Temmuz ayında, Haziran ayına göre istihdamdaki payını artıran tek sektör olan tarım, istihdam piyasasının istikrar unsurlarından biri olmaya devam ediyor.

Tarım, sanayi, ulaştırma, depolama, otelcilik ve lokanta hizmetleri, toptan ve perakende ticaret gibi tarımla ilgili diğer sektörlerin de istihdam yaratmasına katkıda bulunuyor, milyonlarca kişiye aş ve iş sağlıyor.”

 

-Tarımda kadınların payı yüzde 46,33’e çıktı-

 

Tarımda çalışan 5 milyon 760 bin kişinin yüzde 53,67’sini erkeklerin, yüzde 46,33’ünü kadınların oluşturduğunu, tarımda kadınların payının Ağustos ayında, Temmuz ayına göre yüzde 46,05’den yüzde 46,33’e çıktığını bildiren Bayraktar, 3 milyon 91 bin erkek ile 2 milyon 669 bin kadının tarımda istihdam edildiğini belirtti. Türkiye’de 8 milyon 366 bin kadının istihdamda yer aldığını, bunların 4 milyon 421 bininin hizmetler, 2 milyon 669 bininin tarım, 1 milyon 191 bininin sanayi, 86 bininin ise inşaat sektöründe çalıştığını vurgulayan Bayraktar, çalışan kadınların yüzde 31,9’unun ise tarımda istihdam edildiğine dikkati çekti.

Bayraktar, kadın istihdamında hizmetler payının yüzde 52,8 iken, sanayinin payının yüzde 14,2’de, inşaatın payının yüzde 1’de kaldığını vurguladı.

ÇKS başvuru süresi uzatıldı…


“Başvuru tarihinin Ramazan ayına denk gelmesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan terör olayları nedeniyle çok sayıda çiftçimiz belirlenen sürede başvurusunu yapamamış ve verilen desteklerden faydalanma hakkını kaybetmişti”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Girişimlerimiz sonucu 2016 ÇKS başvuru tamamlanma süresi 30 Haziran’dan 31 Aralık tarihine ertelendi”

-“Başvuru tarihinin Ramazan ayına denk gelmesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan terör olayları nedeniyle çok sayıda çiftçimiz belirlenen sürede başvurusunu yapamamış ve verilen desteklerden faydalanma hakkını kaybetmişti”

-“Çiftçilerimizin desteklerden faydalanabilmeleri için, olası sıkışıklıkları düşünerek son günü beklenmeden 31 Aralık 2016 tarihine kadar Tarım il ve ilçe müdürlüklerine başvurmaları gerekiyor”

 

Ankara – 15.11.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 30 Haziran 2016 tarihinde sona eren Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) başvuru süresinin uzatılması için yazılı ve şifahi girişimlerde bulunduklarını bildirerek, “girişimlerimiz sonucu 2016 ÇKS başvuru tamamlanma süresi 30 Haziran’dan 31 Aralık 2016 tarihine ertelendi” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, bilindiği üzere ÇKS Yönetmeliğine göre 2016 yılı ÇKS başvuru süresinin 30 Haziran 2016 tarihinde sona erdiğini belirtti.

Şemsi Bayraktar, “ancak, bu yıl son başvuru tarihinin Ramazan ayına denk gelmesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan terör olayları nedeniyle çok sayıda çiftçimiz belirlenen sürede başvurusunu yapamamış ve verilen desteklerden faydalanma hakkını kaybetmişti” dedi.

Çiftçilerimizin mağdur olmamaları için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na süre uzatımı yapılması için hem yazılı başvurular yaptıklarını hem de şifahi girişimlerde bulunduklarını vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Birliğimizin girişimleri sonuç vermiştir. Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayınlanan ÇKS Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle ÇKS başvuru zamanı değiştirilmiştir.

Yapılan değişiklik ile 30 Haziran 2016 tarihinde sona eren 2016 yılı ÇKS başvuru süresi, 31 Aralık 2016 tarihine kadar uzatılmıştır.

Çiftçilerimizin 2016 yılı başvuru süresi devam eden desteklerden faydalanabilmeleri için, olası sıkışıklıkları düşünerek son günü beklenmeden 31 Aralık 2016 tarihine kadar Tarım il ve ilçe müdürlüklerine başvurmaları gerekiyor.”

Bayraktar, Eylül ayı itibariyle başlayan 2017 yılı ÇKS başvurularının ise 30 Haziran 2017 tarihine kadar devam edeceğini hatırlattı.

Cumhurbaşkanımız ile Milli Tarım Buluşması…


Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çiftçilerin Milli Tarım Projesi buluşmasına, Başbakan Binali Yıldırım, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da katıldı

-Türkiye genelindeki çiftçiler, Milli Tarım Projesi kapsamında

“Cumhurbaşkanımız ile Milli Tarım Buluşması” adlı programda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ankara’da bir araya geldi

-Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çiftçilerin Milli Tarım Projesi buluşmasına, Başbakan Binali Yıldırım, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da katıldı

-Erdoğan, salona sığmayan ve Beştepe Millet Camisi ile Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi arasındaki alana kurulan dev ekrandan töreni takip eden çiftçilere, otobüsün üzerinden selamlama konuşması yaptı

-Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte otobüsün üzerinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ve Türkiye Ziraat

Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da hazır bulundu

-Cumhurbaşkanı Erdoğan:

-“Hazreti Adem’den bu yana insanoğlunun hayatta kalmasını ve gelişmesini sağlayan hususların başında tarım ve hayvancılıktaki

başarısının geliyor”

-“Şayet insanoğlu tarımı ve hayvancılığı, daha doğrusu bunların endüstriyel üretimini beceremiyor olsaydı medeniyetler kuramazdı”

-“Toprağa sırtını dönen insan en büyük ihaneti kendisine yapmış olur”

-“Milli Tarım Projesi her türlü takdiri ve desteği hak ediyor. Bu projeye, hep birlikte sahip çıkmalıyız”

-“Çobanlık deyip hafife almayın. Alan alsın. Çobanlığın felsefesini anlamayan, onun psikolojisini yaşamayan insan yönetemez. Ben de

bir çobanım”

-Başbakan Yıldırım:

-“Milli Tarım Projesi’nin amacının toprakları daha iyi değerlendirmek”

-“Her ürünü, her yerde ektiğimiz zaman, bu sefer herkes kaybediyor. Arz fazlası oluyor, ürün para etmiyor”

-“Hayvancılıkta açığımızı et ithal ederek sürdürülebilir hale getiremeyiz. Mutlaka ve mutlaka damızlık hayvancılığı teşvik edeceğiz”

-Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Çelik:

-“Bitkinin ihtiyaç duyduğu formatta organik, mikrobiyal gübre veya kimyasallar konusunda son aşamaya geldik”

-“941 havzanın gübre kullanma kılavuzunu çıkaracağız. Hangi havzada hangi gübre kullanılacak bunu bizzat çiftçilerimize ileteceğiz”

 

Ankara – 14.11.2016 – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hazreti Adem’den bu yana insanoğlunun hayatta kalmasını ve gelişmesini sağlayan hususların başında tarım ve hayvancılıktaki başarısının geldiğini bildirerek, “Şayet insanoğlu tarımı ve hayvancılığı, daha doğrusu bunların endüstriyel üretimini beceremiyor olsaydı medeniyetler kuramazdı” dedi.

Türkiye genelindeki çiftçiler, Milli Tarım Projesi kapsamında “Cumhurbaşkanımız ile Milli Tarım Buluşması” adlı programda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da bir araya geldiler.

Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çiftçilerin Milli Tarım Projesi buluşmasına, Başbakan Binali Yıldırım, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da katıldı.

Konuşmasına, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından geliştirilerek uygulamaya sokulan “Milli Tarım Projesi”nin hayırlı olmasını dileyerek başlayan Erdoğan, Aşık Veysel’in “Dost, dost diye nicesine sarıldım / Benim sadık yârim kara topraktır / Beyhude dolandım, boşa yoruldum / Benim sadık yârim kara topraktır” dizelerini okuyarak, “Sadık yârimiz olan toprağa hak ettiği değeri vermezsek sadece kendimizin, kendi neslimizin değil, topyekûn insanlığın geleceğini tehdit altına sokmuş oluruz. Toprağa sırtını dönen insan en büyük ihaneti kendisine yapmış olur; çünkü Rabbim bizlere topraktan yaratıldığımızı ve yine toprağa döneceğimizi haber veriyor” dedi.

 

-“Tarım ve hayvancılığı beceremiyor olsaydı medeniyetler kurulamazdı”-

 

Hazreti Adem’den bu yana insanoğlunun hayatta kalmasını ve gelişmesini sağlayan hususların başında tarım ve hayvancılıktaki başarısının geldiğini dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

“Şayet insanoğlu tarımı ve hayvancılığı, daha doğrusu bunların endüstriyel üretimini beceremiyor olsaydı medeniyetler kuramazdı. Çünkü tarım ve hayvancılık, bu işle meşgul olan kişilerin ürünlerini sadece kendi şahsi ihtiyaçlarını karşılamak için değil tüm insanlığa sunmak için yürüttükleri faaliyetlerdir. Hayatımızı sürdürmek için ihtiyaç duyduğumuz ürünlerin, hizmetlerin belli meslek grupları tarafından yürütülmesi, bizlere başka alanlara yönelme ve oralarda derinleşme imkânını sağladı. Tarım konusu diğer tüm işlerden farklı olarak insanlığın varlığını sürdürebilmesi için olmazsa olmazdır.

Daha önce Başbakan Binali Yıldırım’ın vatandaşlarla paylaştığı ‘Milli Tarım Projesi’ her türlü takdiri ve desteği hak ediyor. Havza Bazlı Üretimi Destekleme ve Hayvancılıkta Yerli Üretimi Destekleme adıyla iki başlık altında hayata geçirilmekte olan bu projeye hep birlikte sahip çıkmalıyız. Anadolu, dünyanın en kadim tarım ve hayvancılık coğrafyası olmasına rağmen maalesef bugün her iki konuda da olmamız gereken yerin epeyce uzağındayız. Topraklarımız var ama doğru planlama yaparak, yeterli teknik destek sağlayarak hakkıyla değerlendiremiyoruz. Meralarımız var ama et fiyatları almış başını gidiyor, ihtiyacımızı karşılayabilmek için ithalat yapmak zorunda kalıyoruz. Bu kabul edilebilir bir manzara değildir. Özellikle topraklarımız noktasında, şu azotlu gübreyle topraklarımızı mahvettik ve topraklarımız suyla buluştuğu zaman ne yazık ki çamur olup, akıp gidiyor. Doğallıktan uzak, tüm hastalıkların temelinde de ne yatıyor? O gübreleme yatıyor.”

 

-Doğal gübreye dönmek…-

 

Türkiye’nin doğal gübreye dönmek durumunda olduğunu da kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

“Doğal gübreye dönerken de yapmamız gereken işlerin başında bana göre hani bu ‘çöp atıkları’ diyoruz ya bunları biz kompost gübreye çevirmek suretiyle gübrelemede rahatlıkla kullanabiliriz ve bunları kullanmak suretiyle de bu kimyevi azotun tehdidinden bütün bu tarımsal gıdalarımızı kurtarabiliriz, bunun üzerinde çalışmamızda büyük fayda var diye düşünüyorum. Şu anda sadece 30 büyükşehir belediyesi bu konularla ilgili adımını atsa, kompost gübre üretimini şu anda hızlandırsa buradan çok büyük nimet elde ederiz ve bunları biz kendimiz üretiriz.”  

Türkiye’nin 2003-2015 döneminde yılda ortalama yüzde 4,7 büyürken, tarımda yüzde 2,3 büyüdüğünü, ithalatı ve ihracatı 4 kat artarken tarımsal ürünlerde ihracat artışının bu rakamın altında kaldığını ama ithalat artışının bunun üzerine çıktığına dikkati çeken Erdoğan, şunları söyledi:

“Bugün tarımsal hasılada Avrupa’da bir numara olmamız, gerçek potansiyelimizi kullanabildiğimiz anlamına gelmiyor. Bölgesini ve hatta tüm dünyayı doyuruyor olması gereken Türkiye’nin gıda ve et ithalatı yapıyor olması ortada bir sorun olduğunun ifadesidir. İnşallah, Milli Tarım Projesi ile bu sorunların çözümü konusunda önemli bir adım atmış oluyoruz. Ülke olarak aslında imkânlarımız yeterli olduğu halde plansız programsız iş yapılması sebebiyle sık sık karşılaştığımız arz açığı veya arz fazlası… Yeni destekleme modeliyle bu sıkıntının geride bırakılacağına inanıyorum. Bu sıkıntının geride bırakılacağına inanıyorum. Aynı şekilde hayvancılıkta illerimize ve hayvan türlerine göre belirlenen teşvik modelinin de, fiyatların dengelenmesi ve ithalatın önlenmesi noktasında beklentilerimizi karşılayacağımıza da bu noktada inanıyorum ve bunu temenni ediyorum.

Enflasyon hedeflerimize ulaşamamamızın en önemli sebebi gıda fiyatlarıdır. Enflasyon rakamları açıklandığı zaman, domates, biber bunlar söylendiği zaman gerçekten ağırıma gidiyor. Biz bu noktada domatesten, biberden dolayı enflasyonda olumsuz etkilenmememiz gerekir. Bunu rahatlıkla aşmamız gerekir. Bu topraklar, bu kadar verimli, bereketli olacak ve biz hala enflasyonda domates, biber, bunların fiyatından dolayı enflasyonda sıkıntı yaşayacağız. Olmaz. Bunu aşacağız.”

 

-“19 tane sebze çeşidi nedir?”-

 

Sebzede çeşitlerin de çok artması gerektiğini bildiren, “19 tane sebze çeşidi nedir?” sorusunu yönelten, bu topraklardan daha çok sebze üretileceğine işaret eden Erdoğan, “Bunları artırmamız lazım. Meyve çeşitlerimizi artırmamız lazım. Ne ararsan bulunur, derde devadan gayrı değil ha, derde deva. İnşallah bu olacak” dedi.

“Adamlara gidiyorsun bakıyorsun masaya peynirlerin envaiçeşidini getiriyorlar. Bizde niye olmuyor? Bacılarım bizde de olur mu? İstediğimiz peyniri yapar mıyız?” diye soran Erdoğan, “Yaparız. Bunların çeşidini artıracağız. Envaiçeşit peynir üreteceğiz ve ondan sonra da dünyaya pazarlayacağız” ifadesini kullandı.

Osmanlı’yı yıllarca güçlü bir şekilde ayakta tutan unsurlardan birinin de halkın bol ve hesaplı gıdaya erişimini sağlayacak iaşecilik sistemi olduğunu, Osmanlı’nın bunu başardığını vurgulayan Erdoğan, “Bizim de günümüz şartlarına uygun bir anlayışla vatandaşımızın gıda konusunda eksiklik yaşamasının önüne geçecek, fiyatları dengede tutacak bir sistemi kurmamız gerekiyor” diye konuştu.

Başbakan Binali Yıldırım’ın konuşmasında teşvikleri açıkladığına değinen Erdoğan, “Şimdi böyle teşvikler olduğuna göre bundan sonra ne kalıyor? Çalışmak” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Peygamberlerin mesleği olan çiftçiliği ve çobanlığı teknolojinin tüm imkânlarıyla destekleyerek doğru planlamayla yönlendirmeyle bilgilendirmeyle teşvik ederek ülkemizde hak ettikleri konuma getirmeliyiz.

Çobanlık deyip hafife almayın. Alan alsın. Çobanlığın felsefesini anlamayan, onun psikolojisini yaşamayan insan yönetemez. Ben de bir çobanım. Sevgililer sevgilisi hadis-i şerifte şöyle buyuruyor; ‘Hepiniz çobansınız, hepiniz güttüklerinizden mes’ulsünüz.’ Mesele bu. Bunu anlayan anlar, anlamayan anlamaz. Anlamayanların geldiği durum belli zaten. Biz işimize bakalım.”

Erdoğan, salondaki vatandaşların sloganları üzerine, “Bize eğilmek yaraşmaz. Biz, sadece Allah’ın huzurunda rükuda eğiliriz, başka hiçbir yerde hiçbir gücün karşısında eğilmeyiz” dedi.

 

-“Tohum toprağa düşmeden can bulmuyor”-

 

Tohumun toprağa düşmeden can bulmadığını anlatan Erdoğan, toprağa düşen tohumdan kaliteli ürün için gübresinden suyuna kadar tüm ihtiyaçlarını karşılamak gerektiğini vurguladı.

Aynı sürecin devletlerin, milletlerin hayatlarında da geçerli olduğunun altını çizen Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Anadolu Selçuklu, Büyük Selçuklu’nun Sultan Alparslan ile bu topraklara attığı tohumların üzerine inşa edilmiştir. Osmanlı, Anadolu Selçuklu’nun bu topraklarda besleyip güçlendirdiği tohumların izi takip edilerek kurulmuş bir devlettir. Cumhuriyet de Osmanlı’nın geniş bir coğrafyaya yaydığı zengin tohum varlığından elimizde kalan bakiye üzerinde vücut bulmuştur.

Ecdadımız her dönemde gittiği her yerde toprağın altını bereketli kılmanın, üzerini de mamur etmenin çabası içinde olmuştur. Bu şekilde geniş bir coğrafyada atılan o sevgi, dostluk, kardeşlik tohumları aradan asırlar geçse de canlılığını sürdürmektedir. Sadece biraz suya, biraz gübreye, biraz emeğe velhasıl sevgi, dostluk, kardeşlik tohumlarının yeniden yeşertilmesine ihtiyaç vardır. Biz 14 yıldır Balkanlar’dan Orta Asya’ya Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar kadim tarihi ve kültürel bağlarımızın olduğu her yerde işte bu anlayışla gönül köprüleri kurmanın çabası içindeyiz.”

Belarus’ta Minsk Camii’nin açılışını yaptıklarını aktaran Erdoğan, “Eksi 8 derecede. Oradaki kardeşlerimizle kucaklaştık. Ülke yetkilileri ile resmi temaslarda bulunduk. Hamdolsun, tarihinde asla sömürgecilik utancı bulunmayan bir millet olarak gittiğimiz her yerdeki kardeşlerimize gücümüzün yettiğince yardım elimizi uzatıyor, birlikte kazanabileceğimiz projeler teklif ediyoruz.” diye konuştu.

Türkiye’nin içinde de birliği, beraberliği güçlendirecek adımları attıklarına işaret eden Erdoğan, bunun için her türlü riski göze aldıklarını, her türlü fedakârlığı yaptıklarını bildirdi.

Erdoğan, şunları kaydetti:

“Biz hem kendimiz hem de tüm mağdurlar ve mazlumlar için bu gayretleri gösterirken birileri de ısrarla ülkemizi terörün, çatışmanın istikrarsızlığın ateşi ile yakmak için uğraşıyor. Terör örgütlerinin her biri, başka bir koldan ama aynı amaç için saldırıyor. Kimi silahı ile kimi fitnesi ile kimi propaganda gücü ile ülkemize verebilecekleri en büyük zararı vermeye çalışıyor. Her birinin arkasında farklı güçlerin, farklı ülkelerin silüetleri olduğunu elbette biliyoruz. Tabii masa başında bu hesapları yapanlar milletimizi tanımadıkları için başka yerlerde tıkır tıkır işleyen planlarının Türkiye’de niçin boşa çıktığını anlayamıyorlar. Bilmiyorlar ki bu millet, aziz bir millet. Bilmiyorlar ki bu millet yüce bir millet. Bilmiyorlar ki bu millet tarihiyle, kültürüyle, dirayetiyle, cesaretiyle, kahramanlığıyla farklı bir millet. Türkiye’yi devletlerden bir devlet sananlara, Türk milletini milletlerden bir millet gibi görenlere yanıldıklarını en son 15 Temmuz’da hep birlikte bir kez daha ispatladık.”​

Erdoğan, 15 Temmuz’da halkın her kesimiyle birlikte çiftçilerin de ülkesinin ve milletinin bekası söz konusu olduğunda neler yapabileceklerini tüm dünyaya gösterdiğini bildirdi.

15 Temmuz gecesi Kazan’daki Akıncı Üssü’nde F-16 savaş uçaklarının kalkmaması için tarlasını yakan çiftçiyi hatırlatan Erdoğan, “O zekaya bak zekaya. Ne yaptı, tarlasını yaktı. Niye yaktı, F-16’lar nerede kim var, bunu göremesin diye. İşte kardeşimiz burada, kendisine milletim adına teşekkür ediyorum, sağ olsun, var olsun” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hain darbe girişiminde çiftçilerin gösterdiği kahramanlığa dikkati çekerek, “Kimisi traktörüne atladı, traktörüyle beraber gitti, biçerdöveriyle beraber gitti. Niye? Senin F-16’ın varsa, benim de traktörüm var, senin helikopterin varsa benim de kamyonum var dedi. Hepsi, anında. Ve benim hanım kardeşlerim de boş durmadı. Baktım hanım kardeşlerim direksiyonun başına geçti, kamyon sürüyor” diye konuştu.

Darbe girişimi sonrası samanlarını ateşe veren çiftçinin, kendisine zararının tazmini teklif edildiğinde, “Biz o samanları Allah için, vatan için yaktık.” diyerek milletin asaletini bir kez daha gösterdiğine dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

“Akıncı Üssü’nün önüne gidip darbecilerin karşısına dikilen ve çoğunluğu çiftçi olan Kazanlı kardeşlerimizden 9 tanesi orada şehit olmuştur. Pek çok şehrimizde çiftçilerimiz darbecilere katılmak isteyenlere engel olmak amacıyla traktörleriyle birlikte kışlaların kapılarının önlerine gelip saflarını belli etmiştir. Böyle bir millete kim diz çöktürebilir? Soruyorum. Böyle bir milleti kim teslim alabilir?”

 

-Salona sığmayan çiftçilere selamlama konuşması-

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Tarım Projesi toplantısındaki konuşmasının ardından salona sığmayan ve Beştepe Millet Camisi ile Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi arasındaki alana kurulan dev ekrandan töreni takip eden çiftçilere otobüsün üzerinden selamlama konuşması yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte otobüsün üzerinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da hazır bulundu.

Çiftçilere “Hoşgeldiniz” diyen Erdoğan, milli tarım politikasının görüşüldüğü toplantıda kendilerini yalnız bırakmadıkları için teşekkürlerini iletti.

Erdoğan, toplantının gerçekleştirildiği salonun 2 bin 300 kişilik olduğuna işaret ederek, “Keşke daha büyüğünü yapsaydık ama birileri, biliyorsunuz, buna da tahammül edemediler. Fakat işte bugün burada milletin evinde kimler vardı? Benim çiftçi kardeşim vardı. Birileri gelmek istemiyor, varsın gelmesin, asıl sahipleri geliyor ya bize o yeter ve inşallah şu külliye, ileride idare binamız, burada milletin evi, burada gördüğünüz gibi bu camimiz, şimdi şurada da hamdolsun çok amaçlı salonlarımız yapılıyor ki orada aynı anda 2 bin kişi yemek yiyebilecek, size ikramlarımızı orada yapacağız. Aynı zamanda sergi salonlarımız orada olacak” diye konuştu.

Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’nin inşaatının devam ettiğini belirten Erdoğan, buranın 5 milyon cilt kitabıyla Türkiye’nin en büyük kütüphanesi olacağını ifade etti.

Kütüphanenin 24 saat boyunca halka açık olacağını söyleyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizim derdimiz millet, biz milletimizle yürüdük. 15 Temmuz’da da siz ne dediniz ‘Yürüyeceksin millet yürüyecek arkandan’ ve yürüdük, yürüdünüz. Allah sizlerden razı olsun. Bu millet aziz millet, bu millet yüce bir millet, bu millet 246 şehit verdi, 2 bin 194 gazi. Sadece şu külliyenin çevresinde 29 şehidimiz var, 36 gazimiz var ve şehadet makamına inanmış bir millet, İstiklal Marşı’nı iyi hazmetmiş bir millet” değerlendirmesinde bulundu.

 

-“Toprak bizim vazgeçilmezimiz”-

 

İstiklal Marşı’nın “Arkadaş yurduma alçakları uğratma sakın /Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın / Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın / Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın” dizelerini okuyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İşte siz göğsünüzü siper ettiniz. F16’lara siper ettiniz, helikopterlere siper ettiniz, tanklara siper ettiniz, toplara siper ettiniz, silahlara siper ettiniz, Rabbim de nusretini gönderdi, elhamdülillah. İnşallah toprak bizim vazgeçilmezimiz ve bu toprakla beraber topraktan geldik, toprağa döneceğiz. Öyle mi? Kardeşlerim memlekete, memleketlere, tüm il, ilçelere, köylere selamlarımızı iletin, Artvin’e selamımızı yollayın. İnşallah bütün kardeşlerimize selamımızı gönderin, yolunuz açık olsun. Rabbim kazalardan, belalardan muhafaza etsin, hayırlısıyla inşallah maksuda ulaşalım, Allah’a emanet olun” şeklinde konuştu.

 

-Başbakan Yıldırım-

 

Başbakan Binali Yıldırım, Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Milli Tarım Projesi toplantısında yaptığı konuşmada, siyasetteki önceliklerinin çiftçilerin, milletin mutluluğu olduğunu, bunu için “önce insan” diyerek yola çıktıklarını söyledi.

“İnsanı yücelt ki devlet yücelsin” diye çalışmaları aralıksız sürdürdüklerini belirten Yıldırım, her zaman gerçekçi kararlar aldıklarını, politikalar izlediklerini ifade etti.

Hedeflerinin vatandaşın refahını ve huzurunu sağlamak olduğunu dile getiren Yıldırım, ekonomiyi sadece rakamlardan, istatistiklerden ibaret görmediklerini vurguladı.

Başbakan Yıldırım, işbaşına geldiklerinden bu yana sosyal politikalarla ekonominin temel sorunlarını birlikte ele aldıklarını anlatarak, “Tarım, hala hem Türkiye’de hem dünyada stratejik bir üründür. Burada rakamlar verildi, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun 10 milyar olacağı, gıdaya bağımlılığın yüzde 60 seviyelerinde kalacağı ifade edildi. Buradan da şunu anlıyoruz ki birçok sektör gelir geçer ama tarım sektörü bırakın önemini yitirmek, gittikçe önemini daha da artıracak” diye konuştu.

Türkiye’nin tarımda yıllık hasılasını artırarak bugünlere geldiğini, hasılanın 147 milyar liraya ulaştığını belirten Yıldırım, ihracatın 18 milyar dolara yaklaştığını söyledi. “Bir yandan köylerden, kırsaldan şehre göç devam ederken, bu artış nasıl oluyor?” diye soran Yıldırım, tarımda bakış açısının değiştiğini, küçük işletmelerden, daha büyük ölçekli ticari işletmelere geçiş olduğunu, bunun üretim miktarını artırdığını söyledi.

Başbakan Yıldırım, bunu daha da artırmanın mümkün olduğuna işaret ederek, Milli Tarım Projesi’nin amacının toprakları daha iyi değerlendirmek olduğunu vurguladı.

Yıldırım, şöyle konuştu:

“Her ürünü, her yerde ektiğimiz zaman, bu sefer herkes kaybediyor. Arz fazlası oluyor, ürün para etmiyor. Patates… Mesela patatesi Niğde’de, Aksaray’da, Ödemiş’te her yerde ekiyoruz, rekoltesi çok olunca bu sefer fiyatlar düşüyor. Onun için bu havzalara göre tarım, 941 havzaya göre ekimlerin yapılması, ürünlerin belirlenmesi aslında tarım sektöründe köklü bir değişikliğe işaret ediyor. Biz buna kısaca diyoruz ki kafana göre değil, havzana göre ek. Böylece bir bölgede pamuk ekildiyse, öbür bölgede başka bir ürün ekilecek, buğday, pirinç ekilecek ve Türkiye’nin her köşesinde dengeli bir tarım politikası yerleşmiş olacak. Bu önemli bir şey. Bütün illerimizi, ilçelerimizi kapsayan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız bir çalışma yaptı. Bugün çiftçinin elinde bir rehber var, nerelere hangi ürünleri ekersek, orada destek, teşvik alacağız, bunların hepsi belirlendi. Dolayısıyla mağduriyetler de böylece önlenmiş olacak, kaynak israfına da son verilmiş olacak. Yani çiftçi yaptığı işten mutlu olmuyorsa, onca alınteri, el emeği boşa gidiyorsa o zaman bir yerde bir yanlış var demektir.”

 

-“Deponun yarısı sizden, yarısı bizden”-

 

AK Parti iktidarında geçilen 14 yıl içinde, tarım sektörüne 90 milyar lira destek verdiklerini hatırlatan Yıldırım, “Helali hoş olsun, tarım sektörü bunu hak ediyor. Daha fazla da destek vermeliyiz. Bu destekler daha fazla olmalı çünkü tarım sektörü kaynak tüketen değil, Türkiye’nin büyümesine, gelişmesine katkı sağlayan sektörlerin başında olmaya devam ediyor” dedi.

Binali Yıldırım, bu destekleri verirken bir yöntem değişikliğine gittiklerine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Bu destekler çeşitli kalemlerde yıl boyu küçük küçük rakamlarla veriliyor. Oturduk arkadaşlarımızla çalıştık, öyle parça pinçik vermek yerine, yılda iki sefer bir ekerken bir de biçerken yani Nisan-Mayıs’ta bir destek, Eylül-Ekim’de de topluca bir destek vermek suretiyle bu işi sadeleştirelim. Böyle yapınca aldığından da bir şey anlasın insanlar. Para geliyor, hiçbir işine yaramıyor. Faizle kredi alıyor vesaire, destek arada yok olup gidiyor. Bu karar, önemli bir karar. Diyelim ki bir yıl içinde 14-15 milyar lira destek yapacağız, bunun yarısını Nisan-Mayıs’ta, diğer yarısını da Eylül-Ekim’de vereceğiz. Böylece siz de ne alacağınızı ne ekeceğinizi bileceksiniz, işinizi ona göre yapacaksınız.”

Başbakan Yıldırım, tarım sektörünün birçok ihtiyacının, sorununun olduğunu belirterek, “Tarım sektörünün iki önemli girdisi var. Biri mazot, biri gübre. Bunlar önemli gider kalemleri. Destekler içerisinde bunlara ağırlık vereceğiz. Bu iki kalemin yükünü hafifletmek, maliyeti azaltmak için özellikle gübreye ve yakıta yoğunlaşacağız. Orada da şöyle bir karar aldık, 2017’den itibaren gübrede zaten KDV’yi kaldırdık, tarım kredi kooperatiflerinin girişimiyle ayrıca ucuzlama yapıldı, gübrede bir mesafe aldık. Mazot için de diyoruz ki deponun yarısı sizden, yarısı bizden. Hayırlı uğurlu olsun” diye konuştu.

 

-Toplulaştırma ve sulama ihtiyacı-

 

Yıldırım, sulamayla ilgili problemin olduğunu dile getirerek, tarımda verimliliği artırmak, toprakları daha etkin kullanmak için toplulaştırmayı hızlandırmaları gerektiğini söyledi. Bu konudaki mevzuatın ağır işlediğini, istenilen hızda yol alınamadığını anlatan Başbakan Yıldırım, miras nedeniyle büyük büyük tarlaların, bölüne bölüne bir evreye düştüğünü dile getirdi. Yıldırım, bu nedenle toprakların kullanılamaz hale geldiğine işaret ederek, miras yoluyla bölünmeye yönelik kanuni bir düzenleme yaptıklarını, bunu daha kolay uygulanır hale getirerek 2023 yılına kadar 7 milyon hektar yeni tarım arazisinin toplulaştırmasını gerçekleştireceklerini bildirdi.

Bakanlar Kurulu olarak aldıkları bir kararla, sulama işinin sorumluluğunu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına verdiklerini belirten Yıldırım, “Barajların yapımı, suyun tarlaya kadar getirilmesi Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın ama tarlalarda kapalı sulama, her türlü sulama işinin sorumluluğunu, yapımını, koordinasyonunu Tarım Bakanlığımız yürütecek. Böylece bu alanda da yaşanan koordinasyon sorunu, önceliklerin giderilmesi meselesi hallolmuş olacak” ifadesini kullandı.

Başbakan Yıldırım, Milli Tarım Projesi’nin bir de hayvancılık tarafının olduğuna işaret ederek, Türkiye’nin hayvansal ürün üretiminin 12 milyondan, 23,5 milyon tona yükseldiğini aktardı.

“Hayvancılığımız her ne kadar istediğimiz hızda gelişmiyor ise de yine önemli bir mesafe kaydettik” diyen Yıldırım, şunları kaydetti:

“2006’dan bugüne kadar Avrupa’nın en büyük tarımsal hasılasına sahip ülke Türkiye’dir. Dünyanın üçüncü büyük tohum gen bankasını da ülkemizde kurduk. Hayvancılıkta açığımızı et ithal ederek sürdürülebilir hale getiremeyiz. Mutlaka ve mutlaka damızlık hayvancılığı teşvik edeceğiz. Bir süre belki daha ithalat yapacağız ama o süre geçtikten sonra artık hayvancılıkta kendi kendimize yeten ülke haline gelmeyi hedefliyoruz, planlarımızı, projelerimizi buna göre yaptık. Tarım alanlarımızın korunmasına yönelik 184 ovamızı özel koruma altına alıyoruz. Buralara fabrika, bina yapılmayacak. Yani bina, fabrika yapılacaksa tarım arazisi dışında mutlaka yapılması lazım. Ne yazık ki şehirleşmede görüyoruz, o güzelim tarım arazilerinde yüksek yüksek beton binalar yükseliyor ve ülkemizin bereketli toprakları beton yığınına dönüşüyor. Bunun da önüne geçeceğiz bu koruma kararıyla birlikte.”

Başbakan Binali Yıldırım, milletin gıdada bir geleneğinin olduğunu belirterek, “Buğday ile koyun, gerisi oyun. Bizim beslenme geleneğimizde bu var. Sebzeydi, diğer ürünlerdi mutlaka önemli ama tahıl ve et bizim için stratejik iki üründür. Bunların her yerde desteklenmesi için gereken tedbirleri alacağız. Milli Tarım Projemizin çiftçimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Bundan böyle meralarımız, alçak terör elemanlarıyla değil, çobanlarımızla, çiftçilerimizle ve ülkemizin hayvancılığıyla daha da şenlenecek” değerlendirmesinde bulundu.

 

-Bakan Çelik-

 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, konuşmasında, milletin birliği, vatanın bağımsızlığı için 15 Temmuz’da tarlaları ateşe verenleri, traktörlerle yollara düşenleri, bütün kahramanları ve şehitleri rahmetle andığını söyledi. Çelik, “2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyar olacağı ve bugünkü tarımsal hasılanın yüzde 60 artırılması halinde, açlıktan ve yoksulluktan insanların ancak kurtulabileceği, gıda savaşlarının yaşanmayacağı varsayımıyla tarımın ne kadar stratejik bir öneme sahip olduğu çok net bir şekilde ortaya çıkmaktadır” diye konuştu.

14 yılda tarımda önemli mesafeler alındığına işaret eden, gelecek dönemde tarımsal hasılada 150 milyar doları ve ihracatta 40 milyar doları yakalamayı hedeflediklerini vurgulayan Çelik, yeni hedefleri yakalayabilmek için geliştirilen milli tarım projelerinin, Başbakan Binali Yıldırım tarafından tüm Türkiye’ye açıklandığını hatırlattı.

Bu çerçevede Türkiye’nin 941 havzaya ayrıldığını kaydeden Çelik, bundan sonra havza bazlı üretim desteğinin uygulanacağını söyledi. Böylece üretimi planlamayı, kaynakları verimli kullanmayı ve çiftçinin hakkını almasını sağlamayı amaçladıklarının altını çizen Çelik, “Türkiye toprakları 79 milyonun. Tapusu bizde olabilir ama toprakların tapusu üretmek için bizdedir. Eğer üretmiyorsa orada kişisel mülkiyetten ziyade, 79 milyonun hakkı önemlidir. Onun için 1 karış boş arazi bırakmayacağız, ekeceğiz” ifadelerini kullandı.

 

-Ürün İhtisas Borsası’nın kurulması ile ilgili çalışmalar son aşamada-

 

Bakan Çelik, ürünlerin lisanslı depolarda üreticisini memnun ederek değerlendirilmesinin önemine işaret ederek, 1,5 yıl içinde 3,5 milyon tonluk lisanslı depoya sahip olunacağını, üreticilerin ürünlerini diledikleri zaman bu depolara verebileceğini söyledi.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile yürüttükleri çalışma çerçevesinde Ürün İhtisas Borsası’nın kurulması ile ilgili çalışmaların son aşamaya geldiğini belirten Çelik, arazi toplulaştırmasına konu 7 milyon hektarlık arazi kaldığını, bunların 2023 yılına kadar toplulaştırılmasının sağlanacağını vurguladı.

Çelik, sertifikalı tohum kullanımını yaygınlaştıracaklarını dile getirerek, başta meyve, sebze ve yem bitkilerinde tohum açığı olduğunu, buna yönelik Ar-Ge araştırmalarına 10 kat daha fazla destek vereceklerini kaydetti. Faruk Çelik, böylece tohumculuk anlamında dünyada ilk 5 ülke arasına girme hedefine hızlı bir şekilde koştuklarını ifade etti.

Tarımda gübre ve ilaç kullanımına ilişkin açıklamalarda bulunan Çelik, “Bitkinin ihtiyaç duyduğu formatta organik, mikrobiyal gübre veya kimyasallar konusunda son aşamaya geldik. Yalnız kimyasal kullanmanın toprağa verdiği olumsuzluğu hepiniz biliyorsunuz. Bitkinin topraktan gerekli elementleri alabilmesi için mutlak suretle organik ve mikrobiyal bazı unsurların gübrede olma zorunluluğu bulunuyor. 941 havzanın gübre kullanma kılavuzunu çıkaracağız. Hangi havzada hangi gübre kullanılacak bunu bizzat çiftçilerimize ileteceğiz. Yaygın bir eğitim faaliyeti ile bilinçli tarım noktasındaki eksikliğimizi gidermiş olacağız” diye konuştu.

Çelik, mazotun yüzde 50’sinin devlet tarafından karşılanmasına da 2017’de başlanacağına dikkati çekerek, işletme bazlı sorumluluk anlayışını getireceklerini, her işletmeden veteriner hekim veya ziraat mühendisinin herhangi birinin sorumlu olacağını bildirdi.

 

-Sütte regülasyon devam edecek-

 

Kırmızı et tüketiminde 150-200 bin ton açığın bulunduğunu ifade eden Çelik, bu nedenle 500 bin büyükbaş ithal etmek zorunda kalındığını belirtti. Çelik, her yıl 400 bin buzağı ölümü olduğunu, bunu engellemek için yaygın bir şekilde buzağı ve hayvancılık desteklerini artırdıklarını söyledi.

Çelik, hayvancılık yapmak isteyenlere uzun süreli mera tahsisi yapılacağına dikkati çekerek, 2017 sonu itibarıyla sistem oturduğunda hayvan ithalinde büyük oranda düşüş olacağını, belli oranda yerli hayvan alımı zorunluluğu getirileceğini kaydetti.

Faruk Çelik, sütte Et ve Süt Kurumunun (ESK) regülasyonunun devam edeceğini dile getirdi. Kanatlı etinde etçil ana tavukta yüzde 100 dışa bağımlı olunduğuna dikkati çeken Çelik, “İnşallah 2017’de ilk yerli anaç tavuğumuzu piyasaya süreceğiz” dedi.