Buğdayda verim artışı şampiyonları Tunceli ve Manisa…


“Dekar başına toplam buğday verimi 2006-2015 döneminde yüzde 21,6 artışla 236 kilogramdan 287 kilograma çıktı. Bu verim daha da artırılmalıdır. Dünya ortalama buğday verimi dekara 327 kilogramı bulmaktadır”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “2006-2015 döneminde verim artışında ekmeklik buğdayda Tunceli yüzde 95,8, makarnalık buğdayda yüzde 103,6 ile Manisa ilk sırayı aldı”

-“Bu dönemde ekmeklik buğdayda ortalama verim yüzde 18,6, makarnalık buğdayda yüzde 38,8 arttı”

-“Dekar başına, ekmeklik buğdayda verim 44, makarnalık buğdayda 90 kilogram artarak, ekmeklikte 281, makarnalık buğdayda 322 kilograma çıktı”

-“Ekmeklik buğdayda 54 ilde verim artarken, 25 ilde azaldı. Makarnalık buğdayda sadece 7 ilde verim geriledi; 39 ilde verim arttı”

-“Dekar başına toplam buğday verimi 2006-2015 döneminde yüzde 21,6 artışla 236 kilogramdan 287 kilograma çıktı. Bu verim daha da artırılmalıdır. Dünya ortalama buğday verimi dekara 327 kilogramı bulmaktadır”

-“Gelişmiş ülkelerde buğday verimi dekar başına 500 kilogramın altında değil”

-“Yüzde 20’lik bir artış ve kaliteli buğday üretimi ihracatımız için gerekli hammaddeyi de karşılar. İhracat yapmak için buğday ithal etmek zorunda kalmayız”

 

Ankara –30.10.2016- Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, buğdayda verim artışı şampiyonlarının Tunceli ve Manisa olduğunu bildirerek, “2006-2015 döneminde verim artışında ekmeklik buğdayda Tunceli yüzde 95,8, makarnalık buğdayda yüzde 103,6 ile Manisa ilk sırayı aldı” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, genellikle kıraç arazide üretimi yapılan buğdayda son 10 yılda gerçekleşen verim artışının, buğday üretimine önemli katkıda bulunduğunu belirtti.

Son 10 yılda ekim alanlarında görülen yüzde 7,33 azalmaya rağmen üretimdeki yüzde 13’lük artışın verim artışından kaynaklandığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Verimdeki artışın en büyük sebeplerinden biri sertifikalı tohum kullanımıdır. Bu dönemde, ekmeklik buğdayda ortalama verin yüzde 18,6, makarnalık buğdayda yüzde 38,8 arttı. 2006 yılında ekmeklik buğdayda dekar başına 237 kilogram olan verim, 2015 yılında 281 kilograma, makarnalık buğdayda 232 kilogram olan verim, 322 kilograma yükseldi. Dekar başına, ekmeklik buğdayda verim 44, makarnalık buğdayda 90 kilogram arttı.

Dekar başına toplam buğday verimi 2006-2015 döneminde yüzde 21,6 artışla 236 kilogramdan 287 kilograma çıktı. Bu verim daha da artırılmalıdır. Dünya ortalama buğday verimi dekara 327 kilogramı bulmaktadır. Gelişmiş ülkelerde buğday verimi dekar başına 500 kilogramın altında değil.

2006 yılında 16 milyon 510 bin ton olan ekmeklik buğday üretimi 18 milyon 500 bin tona, 3 milyon 500 bin olan makarnalık buğday üretimi ise 4 milyon 100 bin tona çıktı. Toplam üretim 20 milyon 10 bin tondan 22 milyon 600 bin tona yükseldi.”

 

-Ekmeklik buğdayda illerde verim-

 

2006-2015 döneminde ekmeklik buğdayda 54 ilde verim artarken, 25 ilde azaldığını bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Ekmeklik buğday verimi 2006-2015 döneminde, Tunceli’de yüzde 95,8 artışla 95 kilogramdan 186 kilograma çıktı. Tunceli’yi yüzde 72,6 artışla Kars, yüzde 72,1 artışla Niğde, yüzde 62,6 artışla Mardin, yüzde 58,2 artışla Muş, yüzde 56,8 artışla Çankırı, yüzde 55,2 artışla Sivas, yüzde 52,7 artışla Bayburt, yüzde 51,3 artışla Kahramanmaraş, yüzde 47 artışla Kilis izledi.

İller arasında buğday üretiminde ilk 10’da yer alan illerden Konya, 2006-2015 döneminde, verim artışında yüzde 40,7 ile 13’ncü, Diyarbakır yüzde 8 ile 49’ncu, Ankara yüzde 10,9 ile 43’ncü, Şanlıurfa yüzde 15,2 ile 35’nci, Yozgat yüzde 20,9 ile 29’ncu, Mardin yüzde 62,6 ile 4’ncü, Sivas yüzde 55,2 ile 7’nci, Tekirdağ yüzde 19,7 ile 30’uncu, Adana yüzde 9,6 ile 44’ncü, Çorum yüzde 38,8 ile 15’nci oldu.

Buna karşın bu dönemde Ordu’da dekar başına verim yüzde 48,5 azalmayla 134 kilogramdan 69 kilograma indi. Bu ili, yüzde 46,1 ile Zonguldak, yüzde 41,9 Artvin, yüzde 32,3 ile Bartın ve yüzde 31,2 ile Kütahya takip etti.”

 

-Ekmeklik buğdayda en fazla verim İstanbul’da-

 

Ekmeklik buğdayda verim şampiyonu 430 kilogramla İstanbul olduğunu, bu ili 414 kilogramla Hatay, 407’şer kilogramla Gaziantep ve Tekirdağ’ın, 390 kilogramla da Adana’nın izlediğini vurgulayan Bayraktar, dekar başına verimin Hakkari’de 126, Artvin’de 122, Zonguldak’ta 110, Ardahan’da 109, Ordu’da 69 kilograma kadar indiğini bildirdi.

 

-Makarnalık buğdayda illerde verim-

 

2006-2015 döneminde makarnalık buğdayda sadece 7 ilde verim gerilerken, 39 ilde arttığını, ayrıca, 2006’da makarnalık buğday üretmeyen Siirt’in makarnalık buğday üretmeye başladığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Makarnalık buğday verimi 2006-2015 döneminde, Manisa’da yüzde 103,6 artışla 138 kilogramdan 281 kilograma, Niğde’de yüzde 103,5 artışla 173 kilogramdan 352 kilograma çıktı. Manisa ve Niğde’yi yüzde 86,4 artışla Kahramanmaraş, yüzde 85 artışla Kayseri, yüzde 66,4 artışla Nevşehir, yüzde 66,3 artışla Kilis, yüzde 61,7 artışla Sivas, yüzde 59,5 artışla Gaziantep, yüzde 56,9 artışla Mardin, yüzde 56,2 artışla Kırşehir izledi.

Bu dönemde, Zonguldak’ta makarnalık buğday verimi yüzde 44,2 azalmayla 190 kilogramdan 106 kilograma indi. Zonguldak’ı, yüzde 33,3 gerilemeyle Gümüşhane, yüzde 18,5 gerilemeyle Uşak, yüzde 6,2 gerilemeyle İzmir, yüzde 5,3 gerilemeyle Hatay, yüzde 3,2 gerilemeyle Samsun, yüzde 1,9 gerilemeyle Amasya takip etti.”

 

-Makarnalık buğdayda en fazla verim Kahramanmaraş’ta-

 

Makarnalık buğdayda verim şampiyonu 574 kilogramla Kahramanmaraş olduğunu, bu ili 461 kilogramla Gaziantep, 438 kilogramla Aksaray, 430 kilogramla Mardin, 415 kilogramla Hatay’ın takip ettiğine dikkati çeken Bayraktar, dekar başına verimin Amasya’da 205, Uşak’ta 198, Adana’da 196, Zonguldak’ta 106, Gümüşhane’de 90 kilogramı ancak bulduğunu belirtti.

 

 

-Sertifikalı tohum, zamanında ve yeterli girdi, sulama verimi artırıyor-

 

Buğdayda verimi artırmak için sertifikalı tohumluk kullanımının daha fazla yaygınlaştırılması ve sertifikalı tohum üretiminin artırılması gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Yapılan hesaplara göre yıllık 580 bin ton sertifikalı buğday tohumuna ihtiyacımız vardır. 2015 verilerine göre sertifikalı buğday tohum üretimimiz 484 bin tondur ve ihtiyacımızın yüzde 16,55 oranında altındadır. Sertifikalı buğday tohumu açığımız 96 bin tonu bulmaktadır.

Ülkemizin tarımsal kuraklık periyoduna girebileceği düşünüldüğünde özellikle kurağa dayanıklı tohum çeşitlerinin üretim ve dağıtımı sağlanmalıdır.

 Sertifikalı tohumluk kullanımının yaygınlaşması, girdilerin maliyetlerin düşürülmesiyle zamanında ve yeteri kadar kullanılması ve sulama alanlarının aratılmasıyla üretim miktarımızı çok daha üst seviyelere çıkarma şansımız vardır.

Verimde yüzde 10’luk artış bile toplam buğday üretimini 2,26 milyon ton artırıyor. Yüzde 20’lik bir artış ve kaliteli buğday üretimi ihracatımız için gerekli hammaddeyi de karşılar. İhracat yapmak için buğday ithal etmek zorunda kalmayız. Verimde daha fazla artış, Türkiye’yi önemli bir buğday ihracatçısı yapar. Buğday ihracatından milyarlarca dolar döviz kazanma imkanı doğar.”

 

Ekmeklik ve durum buğdayında yıllar itibarıyla ülke ortalama verimi şöyle:

 

 

Ekmeklik

Makarnalık

 

Buğdayda

Buğdayda

 

Verim

Verim

Yıl

(Kg/Dekar)

(Kg/Dekar)

2006

237

232

2007

220

202

2008

233

244

2009

251

285

2010

241

260

2011

267

290

2012

265

277

2013

278

319

2014

240

260

2015

281

322

 

Toplam buğday üretiminde ilk 10 sırayı paylaşan illerde ekmeklik ve makarnalık buğdayda dekar başına verim şöyle:

 

 

Ekmeklik

Makarnalık

 

Buğdayda

Buğdayda

 

Verim

Verim

İller

(Kg/Dekar)

(Kg/Dekar)

Konya

349

369

Diyarbakır

309

308

Ankara

254

275

Şanlıurfa

341

330

Yozgat

243

283

Mardin

374

430

Sivas

253

283

Tekirdağ

407

 

Adana

390

196

Çorum

286

255

 

İller itibarıyla ekmeklik buğday üretimi, 2006 ve 2015 dekar başına verim ve verim artışı şöyle:

 

 

 

 

 

 

2006-2015

 

 

2015

 

 

Dönemi

 

 

Buğday

 

 

Verimdeki

 

 

Üretimi

2006

2015

Değişim

 

İller

(Ton)

(Kg/Dekar)

(Kg/Dekar)

(Yüzde)

1

Tunceli

19.415

95

186

95,8

2

Kars

94.801

95

164

72,6

3

Niğde

210.780

183

315

72,1

4

Mardin

360.746

230

374

62,6

5

Muş

232.772

122

193

58,2

6

Çankırı

190.424

169

265

56,8

7

Sivas

742.881

163

253

55,2

8

Bayburt

65.953

150

229

52,7

9

Kahramanmaraş

311.365

191

289

51,3

10

Kilis

48.104

219

322

47,0

11

Erzurum

192.966

116

167

44,0

12

Aksaray

289.016

261

374

43,3

13

Konya

1.696.326

248

349

40,7

14

Bingöl

35.478

200

278

39,0

15

Çorum

536.245

206

286

38,8

16

Kırıkkale

301.905

189

262

38,6

17

Siirt

59.962

190

257

35,3

18

Sinop

32.576

166

221

33,1

19

Gümüşhane

37.265

159

208

30,8

20

Kayseri

373.152

192

250

30,2

21

Manisa

246.093

213

276

29,6

22

Ağrı

153.191

118

151

28,0

23

Adıyaman

241.430

235

295

25,5

24

Kırşehir

268.296

225

282

25,3

25

Malatya

90.799

156

195

25,0

26

Nevşehir

292.953

216

265

22,7

27

Afyon

321.867

230

279

21,3

28

Gaziantep

223.040

336

407

21,1

29

Yozgat

567.850

201

243

20,9

30

Tekirdağ

744.257

340

407

19,7

31

Eskişehir

494.180

229

272

18,8

32

Tokat

342.867

236

279

18,2

33

Giresun

17.533

141

164

16,3

34

Samsun

325.224

260

301

15,8

35

Şanlıurfa

582.722

296

341

15,2

36

Çanakkale

258.504

284

326

14,8

37

İzmir

101.891

279

319

14,3

38

Batman

202.491

251

285

13,5

39

Kırklareli

412.341

306

346

13,1

40

İstanbul

139.989

381

430

12,9

41

Karaman

94.191

213

239

12,2

42

Elazığ

116.006

254

284

11,8

43

Ankara

1.073.493

229

254

10,9

44

Adana

730.298

356

390

9,6

45

Edirne

488.125

325

356

9,5

46

Iğdır

50.742

235

257

9,4

47

Hatay

287.712

379

414

9,2

48

Van

106.083

124

134

8,1

49

Diyarbakır

915.292

286

309

8,0

50

Muğla

102.176

251

266

6,0

51

Uşak

23.377

228

235

3,1

52

Şırnak

132.162

260

264

1,5

53

Burdur

59.164

218

221

1,4

54

Bolu

104.105

219

222

1,4

55

Osmaniye

179.202

340

339

-0,3

56

Mersin

254.867

243

241

-0,8

57

Kocaeli

54.868

247

244

-1,2

58

Kastamonu

97.055

157

155

-1,3

59

Denizli

149.768

332

323

-2,7

60

Hakkari

11.879

130

126

-3,1

61

Amasya

335.736

337

326

-3,3

62

Bursa

193.734

280

270

-3,6

63

Antalya

214.899

251

241

-4,0

64

Bilecik

64.738

217

208

-4,1

65

Bitlis

46.571

138

130

-5,8

66

Sakarya

37.605

235

221

-6,0

67

Erzincan

81.004

221

207

-6,3

68

Karabük

24.344

184

169

-8,2

69

Aydın

75.087

397

361

-9,1

70

Ardahan

5.779

121

109

-9,9

71

Düzce

2.238

266

237

-10,9

72

Yalova

3.506

248

218

-12,1

73

Balıkesir

281.718

296

241

-18,6

74

Isparta

40.689

257

188

-26,8

75

Kütahya

171.431

231

159

-31,2

76

Bartın

17.564

195

132

-32,3

77

Artvin

185

210

122

-41,9

78

Zonguldak

10.396

204

110

-46,1

79

Ordu

2.561

134

69

-48,5

 

Türkiye

18.500.000

237

281

18,6

 

İller itibarıyla makarnalık buğday üretimi, 2006 ve 2015 dekar başına verim ve verim artışı şöyle:

 

 

 

 

 

 

2006-2015

 

 

2015

 

 

Dönemi

 

 

Buğday

 

 

Verimdeki

 

 

Üretimi

2006

2015

Değişim

 

İller

(Ton)

(Kg/Dekar)

(Kg/Dekar)

(Yüzde)

1

Manisa

42.030

138

281

103,6

2

Niğde

8.348

173

352

103,5

3

Kahramanmaraş

170.892

308

574

86,4

4

Kayseri

20.355

160

296

85,0

5

Nevşehir

6.110

214

356

66,4

6

Kilis

30.289

208

346

66,3

7

Sivas

9.044

175

283

61,7

8

Gaziantep

128.986

289

461

59,5

9

Mardin

434.499

274

430

56,9

10

Kırşehir

5.923

185

289

56,2

11

Erzincan

6.903

208

324

55,8

12

Yozgat

263.089

183

283

54,6

13

Eskişehir

4.043

240

368

53,3

14

Afyon

162.660

216

324

50,0

15

Konya

857.930

249

369

48,2

16

Sinop

8.624

143

211

47,6

17

Çankırı

56.846

174

249

43,1

18

Burdur

82.669

180

255

41,7

19

Adıyaman

17.176

228

318

39,5

20

Çorum

86.701

183

255

39,3

21

Adana

575

143

196

37,1

22

Aksaray

37.769

325

438

34,8

23

Ankara

77.062

205

275

34,1

24

Malatya

22.525

156

206

32,1

25

Antalya

50.287

231

301

30,3

26

Batman

17.529

233

303

30,0

27

Karaman

169.406

208

264

26,9

28

Elazığ

3.016

258

325

26,0

29

Muğla

975

227

280

23,3

30

Bursa

763

188

220

17,0

31

Mersin

16.580

188

217

15,4

32

Şanlıurfa

505.024

287

330

15,0

33

Kırıkkale

303

189

214

13,2

34

Diyarbakır

277.504

278

308

10,8

35

Tokat

18.199

234

254

8,5

36

Şırnak

62.399

266

284

6,8

37

Kütahya

70.275

210

221

5,2

38

Denizli

105.087

307

313

2,0

39

Isparta

69.938

243

245

0,8

40

Amasya

9.548

209

205

-1,9

41

Samsun

31

219

212

-3,2

42

Hatay

6.580

438

415

-5,3

43

İzmir

4.310

290

272

-6,2

44

Uşak

121.472

243

198

-18,5

45

Gümüşhane

484

135

90

-33,3

46

Zonguldak

884

190

106

-44,2

47

Siirt

48.358

 

324

 

 

Türkiye

4.100.000

232

322

38,8

Sebzede üretim ilk kez 30 milyon tonu aşacak…


“Sebze üretimi 2010 yılından bu yana sürekli artıyor. 2008’de 27,2 milyon ton olan, 2009’da 26,8, 2010’da 26 milyon tona inen sebze üretimi, sürekli bir artış trendiyle 2015’de 29,6 milyon tona çıkmıştı”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Bu yıl sebze üretimi yüzde 2,2 artışla rekor kırarak ilk kez 30 milyon tonu geçecek. Meyve üretimi de rekor kırarak 18,9 milyon tona yükselecek”

-“Sebze üretimi 2010 yılından bu yana sürekli artıyor. 2008’de 27,2 milyon ton olan, 2009’da 26,8, 2010’da 26 milyon tona inen sebze üretimi, sürekli bir artış trendiyle 2015’de 29,6 milyon tona çıkmıştı”

-“Bundan önceki en yüksek üretim seviyesini 2013 yılında 18,2 milyon tonla gerçekleştiren meyve üretimi, 2014 yılında 17,1, 2015 yılında 17,8 milyon ton olmuştu”

-“Geçen yıl 38,6 milyon tonla rekor kıran tahıl üretimi isebu yıl 35,3 milyon tona inecek”

-“Meyve üretiminin 1,12 milyon ton artışla18,9 milyon tona, sebze üretiminin 650 bin ton artışla 30,2 milyon tona çıkarken, tahıl ve diğer bitkisel ürünlerin üretimi 226 bin ton azalarak 65 milyon tonun altına inecek”

-“Tahıl üretimindeki 3,4 milyon tonluk gerilemeye rağmen, meyve, sebze ve şekerpancarı üretimindeki artış nedeniyle toplam bitkisel üretim miktarı 1,5 milyon tonluk yükselişle 113,9 milyon tona çıkacak”

-“Çay da dahil edildiğinde 2015’de 113,7 milyon ton olan üretim, 1,58 milyon tonluk artışla 115,3 milyon tona yükselecek”

-“Fındık üretiminin 420 bin ton düzeyinde kalacağı ortaya çıkmıştır. Bu üretimde yüzde 35 düşüş demektir. Biz üretimde en az yüzde 30 gerileme görüleceğini vurgulamıştık”

-“Bu şartlar altında fındık fiyatlarının bu seviyelerde olması manidardır. Üreticimizi daha dikkatli olmaya davet ediyorum”

-“Bu sektörde rekabeti sağlayamazsak bu durumu her zaman yaşarız. Koç, Sabancı, Ülker gibi büyük holdinglerimizi, tüm yerli sermayemizi bu sektöre yatırım yapmaya davet ediyorum. Üretim ve ihracatta rakipsiz olduğumuz fındığa niçin yatırım yapmazlar anlamakta güçlük çekiyorum”

-“Tarımsal ürünlerde çeşit zenginliğinde olağanüstü bir ülkeyiz. Yapısal sorunları çözüp, verimliliği artırırsak, tarımda özellikle meyve ve sebzede olağanüstü bir potansiyelimiz ve ihracat gücümüz var. Bu alanda 40-50 milyar dolar döviz kazanmamız işten bile değil”

 Ankara – 29.10.2016 –Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu yıl sebze üretiminin yüzde 2,2 artışla rekor kırarak 29 milyon 552 bin tondan 30 milyon 202 bin tona çıkarak ilk kez 30 milyon tonu geçeceğini, meyve üretiminin de rekor kırarak 18,9 milyon tona yükseleceğini bildirdi.

Bayraktar, “sebze üretimi 2010 yılından bu yana sürekli artıyor. 2008’de 27,2 milyon ton olan, 2009’da 26,8, 2010’da 26 milyon tona inen sebze üretimi, sürekli bir artış trendiyle 2015’de 29,6 milyon tona çıkmıştı. Bundan önceki en yüksek üretim seviyesini 2013 yılında 18,2 milyon tonla gerçekleştiren meyve üretimi, 2014 yılında 17,1, 2015 yılında 17,8 milyon ton olmuştu. Geçen yıl 38,6 milyon tonla rekor kıran tahıl üretimi ise bu yıl 35,3 milyon tona inecek” dedi.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, bitkisel üretim ikinci tahminlerine göre, meyve üretiminin 1 milyon 116 bin ton artışla 17 milyon 772 bin tondan 18 milyon 888 milyon tona, sebze üretiminin 650 bin tonluk artışla 29 milyon 552 bin tondan 30 milyon 202 bin tona çıkarken, tahıl ve diğer bitkisel ürünlerin üretiminin 226 bin ton azalarak 65 milyon 77 bin tondan 64 milyon 851 bin tona ineceğini belirtti. Tahıl ve diğer bitkisel ürünlerin üretiminde yüzde 0,3’lük gerileme, meyvelerde yüzde 6,3, sebzelerde yüzde 2,2 artış görüleceğini bildiren Bayraktar, tahıl üretiminin yüzde 8,8 azalmayla 38 milyon 637 bin tondan 35 milyon 271 bin tona düşeceğini vurguladı.

 

-Üretim 114 milyon tona yaklaştı, çay dahil 115,3 milyon tona ulaştı-

 

Tahıl üretiminde 3 milyon 366 bin tonluk gerilemeye rağmen, meyve, sebze ve şekerpancarı üretimindeki artış nedeniyle toplam bitkisel üretimin 1 milyon 539 bin tonluk yükselişle 112 milyon 402 bin tondan 113 milyon 941 bin tona çıkacağını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Çay da dahil edildiğinde toplam bitkisel üretim 2015’de 113,7 milyon ton olan üretim,1,58 milyon tonluk artışla 115,3 milyon tona yükselecek. Buğday üretimi 22,6 milyon tondan 20,6 milyon tona, arpa üretimi 8 milyon tondan 6,7 milyon tona, çavdar üretimi 330 bin tondan 300 bin tona, yulaf üretimi 250 bin tondan 225 bin tona inecek. 2015 yılında tahılda iklim şartlarının iyi gitmesiyle rekor düzeyde bir üretim gerçekleşmişti. Bu nedenle, 2016 yılında üretim baz etkisi nedeniyle yüksek oranda gerilemiş görünüyor. Patates üretiminde 10 bin tonluk bir azalma var. Üretim 4 milyon 760 bin tondan 4 milyon 750 bin tona inecek. Baklagillerde yüzde 1,3’lük azalmayla üretim 1 milyon 79 bin tondan 1 milyon 65 bin tona gerileyecek. Yağlı tohumlardan soya, yer fıstığı ve susamda artış, ayçiçeğinde çok az bir düşüş var. Ayçiçeği üretimi 1 milyon 681 bin tondan 1 milyon 671 bine geriliyor. Pamuk üretiminde yüzde 2,4’luk bir artış görünüyor. Kütlü pamuk üretimi 2 milyon 50 bin tondan 2 milyon 100 bin tona çıkacak. Şeker pancarında yüzde 19,5 gibi çok yüksek bir artış görünüyor. Üretim, 3,13 milyon tonluk artışla 16 milyon 23 bin tondan 19 milyon 153 bin tona yükselecek.”

 

-Sebzede üretim-

 

Sebzelerden domateste üretimin 12,6 milyon tonla hemen hemen geçen yılın seviyesinde gerçekleşeceğine dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Salatalık, taze fasulye, bakla, karpuz, lahana, pırasa, taze soğan gibi ürünlerde az da olsa bir düşüş görülüyor. Kuru soğan üretimi yüzde 11,5 artışla 1,88 milyon tondan 2,09 milyon tona, sarımsak üretimi yüzde 13,1 artışla 95 bin tondan 107 bin tona, sakız kabak üretimi yüzde 11,6 artışla 313 bin tondan 349 bin tona, brokoli üretimi yüzde 17,7 artışla 46 bin tondan 55 bin tona, enginar üretimi yüzde 10,2 artışla 32,7 bin tondan 36 bin tona, patlıcan üretimi yüzde 5,8 artışla 805 bin tondan 852 bin tona yükselecek. Mantar üretimi yüzde 10,4 gerilemeyle 39,5 bin tondan 35,4 bin tona inecek.

 

-Meyvede üretim-

 

Meyvelerden üzümde üretim yüzde 9,6 artışla 3,65 milyon tondan 4 milyon tona, muzda yüzde 3,7 artışla 270,5 bin tondan 280,25 bin tona, incirde yüzde 3,2 artışla 300,6 bin tondan 310 bin tona, kivide yüzde 7,9 artışla 41,6 bin tondan 44,9 bin tona, turunçgillerde yüzde 6,6 artışla 3 milyon 976 bin tondan 4 milyon 240 bin tona, elmada yüzde 13,7 artışla 2,57 milyon tondan 2,92 milyon tona, kayısıda yüzde 7,4 artışla 680 bin tondan 730 bin tona, kirazda yüzde 11,9 artışla 536 bin tondan 599 bin tona, nar üretimi yüzde 4,4 artışla 446 bin tondan 465 bin tona, zeytin üretimi yüzde 1,8 artışla 1,7 milyon tondan 1,73 milyon tona, ceviz üretimi yüzde 5,3 artışla 190 bin tondan 200 bin tona, Antep fıstığı üretimi yüzde 18,1 artışla 144 bin tondan 170 bin tona, çay üretimi yüzde 3,2 artışla 1 milyon 328 bin tondan 1 milyon 370 bin tona yükselecek.”

 

-Fındıkta üretim tahmini 420 bin tona indi-

 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2016 yılı için fındık rekoltesini 468 bin ton tahmin ettiğini, daha sonra küllenme nedeniyle üretimin daha da düşük gerçekleşeceğini Ziraat Odaları olarak dile getirdiklerini ve Tarım Bakanlığı’ndan yeni tahmin yapmasını istediklerini bildiren Bayraktar, “sonuç olarak ikinci tahminde fındık üretiminin 420 bin ton düzeyinde kalacağı ortaya çıkmıştır. Bu üretimde yüzde 35 düşüş demektir. Biz üretimde en az yüzde 30 gerileme görüleceğini vurgulamıştık” dedi.

Bayraktar, bu rekolte miktarına göre fındık fiyatlarının seviyesinin yeterli olmadığını bildirerek, şunları kaydetti:

“Bu şartlar altında fındık fiyatlarının bu seviyelerde olması manidardır. Üreticimizi daha dikkatli olmaya davet ediyorum. Bu sektörde rekabeti sağlayamazsak bu durumu her zaman yaşarız. Koç, Sabancı, Ülker gibi büyük holdinglerimizi, diğer yerli sermayemizi bu sektöre yatırım yapmaya davet ediyorum. Üretim ve ihracatta rakipsiz olduğumuz fındığa yatırım yapmalarını talep ediyoruz.”

 

-Türkiye meyve sebze cenneti-

 

Türkiye’nin, meyve ve sebze cenneti olduğunu, bu alanlarda dünya çapında üretim gerçekleştirme potansiyeli bulunduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun verilerine göre Türkiye 55 üründe dünya ülkeleri içinde ilk 10’da yer alıyor. Çeşit zenginliğinde olağanüstü bir ülkeyiz. Bu alanda Türkiye ile rekabet edebilecek ülke sayısı son derece sınırlı. Çin, ABD, Hindistan gibi kıta devletler ancak rakibimiz olabiliyor. Yapısal sorunları çözüp, verimliliği artırırsak, tarımda özellikle meyve ve sebzede olağanüstü bir potansiyelimiz ve ihracat gücümüz var. Bu alanda 40-50 milyar dolar kazanmamız işten bile değil.”    

Cumhuriyet 93 yaşında


“Demokrasi olmadan cumhuriyet olmaz bilinciyle hareket eden halkımız, ortak bir kararla 15 Temmuz’da demokrasimize sahip çıktı; darbe girişimini savuşturarak Cumhuriyetimizi bir kez daha taçlandırdı”

TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Cumhuriyet, ülkemizi hemen her alanda dünyanın en önemli ülkelerinden biri haline getirdi”

-“Demokrasi olmadan cumhuriyet olmaz bilinciyle hareket eden halkımız, ortak bir kararla 15 Temmuz’da demokrasimize sahip çıktı; darbe girişimini savuşturarak Cumhuriyetimizi bir kez daha taçlandırdı”

 

Ankara – 28.10.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Cumhuriyet’in, ülkemizi hemen her alanda dünyanın en önemli ülkelerinden biri haline getirdiğini bildirdi.

Bayraktar, Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, bu yıl 93. Yıl dönümü kutlanacak olan Cumhuriyet için, kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak” hedefini koyduğunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yönde çok önemli aşamalar kaydettiğini, bölgesinin ve İslam dünyasının en gelişmiş ülkesi haline geldiğini vurguladı.

Şemsi Bayraktar, şunları kaydetti:

“Cumhuriyetimizin bu yıl 93. yılını kutluyoruz. Bugün Türkiye, içinde bulunduğu bölgenin en güçlü, dünyanın 17’inci büyük ekonomisi durumundadır. Cumhuriyet kurulduğunda nüfusun yüzde 90’ı okuma yazma bilmezken, bugün dünya sıralamasında önlerde yer alan üniversiteleri olan, dünya çapında şirketleri, hastaneleri, bilim adamları, yazarları, sanatçıları, sporcuları olan bir Türkiye’ye dönüşmüştür. Bu dönüşümü yapabilen ülke sayısı sınırlıdır. Türkiye, bugün tarımda, sanayide, eğitimde, sağlıkta, bilimde, sanatta, sporda dünyanın sayılı ülkelerinden biridir, İslam dünyasında en fazla bilimsel çalışma yapılan ve üretilen yerdir ve bu Cumhuriyetin bir eseridir.

İç ve dış tehditlerle karşı karşıya olan ülkemiz, bunları aşar, birlik, beraberliğini korursa, Atatürk’ün hedef koyduğu ‘muasır medeniyet seviyesi üzerine’ çok kısa bir sürede çıkar. Bundan da tüm Türkiye, hatta içinde bulunduğu bölge yararlanır.”

 

-Tarımda da büyük aşamalar kaydedildi-

 Bayraktar, Türkiye’nin, Cumhuriyet döneminde tarımda da büyük aşamalar kaydettiğini, 1923 yılında, tarımsal üretimi 12,5 milyonluk nüfusu bile besleyemeyen bir ülkeden, 79 milyonu nüfusu, 40 milyonu aşkın turisti, 3 milyonu aşkın sığınmacıyı besleyen, 6 milyon istihdam, 55 milyar dolarlık tarımsal hâsıla yaratan, 17-18 milyar dolarlık tarımsal ürün ve gıda ihracatı yapan bir tarımsal ekonomiye ulaşılmasını sağladığını belirtti.

Muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma hedefine ulaşmada sonuna kadar kararlı olduklarını, Türk çiftçisi, Türk köylüsü olarak cumhuriyetin bu hedefini gerçekleştirmek için bütün güçleriyle çalışıp, gayret ettiklerini bildiren Bayraktar, çiftçinin, büyük bir gayret ve fedakârlıkla ürettiğini, bu ülkenin gıda güvencesini sağladığını belirtti. Bayraktar, Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında da, tarım ve gıdada 40 milyar dolar ihracata, 85 milyon olacak nüfusu, 50 milyon turisti besleyeceğinden, çevre ülkelerin gıda açığını kapatacağından kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğini, Türk çiftçisinin bu amaca kenetlendiğini vurguladı.

Bu yıl Cumhuriyetin başka bir anlamı daha bulunduğunu belirten Bayraktar, “ülkemiz 15 Temmuz’da hain ve düşmanca bir darbe girişimine maruz kalmıştır. Demokrasi olmadan cumhuriyet olmaz bilinciyle hareket eden halkımız, ortak bir kararla 15 Temmuz’da demokrasimize sahip çıktı; darbe girişimini savuşturarak Cumhuriyetimizi bir kez daha taçlandırdı” dedi.

Bayraktar’dan yerli sermayeye fındıkta yatırım daveti…


“Odalarımız yanılmadı. Küllenme hastalığı nedeniyle rekoltenin 468 bin tonun altında olacağını dillendirdiler, yeniden tespit yapılmasını istediler ve sonuçta rekoltenin 420 bin ton olduğu ortaya çıktı”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Odalarımız yanılmadı. Küllenme hastalığı nedeniyle rekoltenin 468 bin tonun altında olacağını dillendirdiler, yeniden tespit yapılmasını istediler ve sonuçta rekoltenin 420 bin ton olduğu ortaya çıktı”

-“Bu şartlar altında fındık fiyatlarının bu seviyelerde olması manidardır. Uyarıları dikkate almayan ürününü emanete bırakan üreticimiz, diğer üreticilerimize de zarar veriyor”

-“Bu sektörde rekabeti sağlayamazsak bu durumu her zaman yaşarız. Bu tartışmaları yapmaya uzun yıllar devam ederiz. Olan sektöre ve Karadeniz çiftçisine olur. Karadeniz’den göçü de önleyemeyiz”

-“Büyük şirketlerimiz bu ülkede uyuyor mu? 2,8 milyar dolar ham ürün ihracat, 14-15 milyar dolarlık katma değerli üretim olanağı olan böyle değerli ve milli bir üründen niçin para kazanmazlar? Niçin bu parayı ekonomimize kazandırmazlar?

Niçin fındığa yatırım yapmazlar? Anlamakta güçlü çekiyorum”

-“Karadeniz’de milyonlarca vatandaşımızın ekmek parası olan bu üründen para kazanmazlar da niçin bu ürünü yabancı firmaların tekeline bırakırlar?”

-“Koç, Sabancı, Ülker gibi büyük holdinglerimizi, tüm yerli sermayemizi, Karadeniz ekonomisini tek başına ayakta tutan, üretimde ve ihracatta rakipsiz olduğumuz böyle bir ürüne sahip çıkmaya, Karadeniz’e yatırıma davet ediyorum”  

-“Sizin işiniz sadece montajcılık yapmak mıdır? Yabancı ülkelerden döviz ödeyerek getirdiğiniz yedek parçaları montaj yapıp satmak mıdır? Niçin hiç ithalat yapmadan işleyip dünya piyasalarına ihracat yapacağınız böyle bir ürüne yatırım yapmazsınız?”

-“Bu üreticinin sizin üzerinizde de hakkı var. Gelin hep birlikte Karadeniz çiftçisine sahip çıkalım. Milyonların sesine kulak verelim”

 

Ankara – 28.10.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, fındıkta rekoltenin 646 bin tondan 420 bin tona indiğini bildirerek, “Odalarımız yanılmadı. Küllenme hastalığı nedeniyle rekoltenin 468 bin tonun altında olacağını dillendirdiler, yeniden tespit yapılmasını istediler ve sonuçta rekoltenin 420 bin ton olduğu ortaya çıktı. Bu üretimde yüzde 35 düşüş demektir. Biz, üretimde en az yüzde 30 gerileme görüleceğini vurgulamıştık” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, fındıkta geçen yıl 646 bin ton olan üretimi, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın 2016 yılı için 468 bin ton tahmin ettiğini, daha sonra küllenme nedeniyle üretimin daha da düşük gerçekleşeceğini Ziraat Odaları olarak dillendirdiklerini ve Tarım Bakanlığı’ndan yeni tahmin yapmasını istediklerini belirtti. Sonuç olarak ikinci tahminde fındık üretiminin 420 bin ton düzeyinde kalacağının ortaya çıktığını vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu üretimde yüzde 35 düşüş demektir. Biz üretimde en az yüzde 30 gerileme görüleceğini vurgulamıştık. Bu şartlar altında fındık fiyatlarının bu seviyelerde olması manidardır. Üreticimizi muhakkak daha dikkatli olmaya davet ediyorum. Uyarıları dikkate almayan ürününü emanete bırakan üreticimiz, diğer üreticilerimize de zarar veriyor. Bu sektörde rekabeti sağlayamazsak bu durumu her zaman yaşarız. Rekabet ortamı sağlandığında hem sektör daha gelişecek hem de üreticinin yüzü gülecektir. Bu kadar düşük rekolteye rağmen fiyatların artmadığını görüyoruz. Her zaman söylediğimiz gibi hem fındıkta yapısal sorunların çözmesi hem de fındık fiyatlarının üreticiyi tatmin edeceği, makul düzeye gelmesi noktasında devlet politikası olmak zorunda. Aksi takdirde bu tartışmaları yapmaya uzun yıllar devam ederiz. Olan sektöre ve Karadeniz çiftçisine olur. Karadeniz’den göçü de önleyemeyiz.”

 

-Yerli sermayeye yatırım daveti-

 

Yerli sermayeyi bu alana yatırım yapmaya davet eden Bayraktar, şöyle devam etti:

“Büyük şirketlerimiz bu ülkede uyuyor mu? 2,8 milyar dolar ham ürün ihracat, 14-15 milyar dolarlık katma değerli üretim olanağı olan böyle değerli ve milli bir üründen niçin para kazanmazlar? Niçin bu parayı ekonomimize kazandırmazlar? Niçin fındığa yatırım yapmazlar? Anlamakta güçlü çekiyorum. Karadeniz’de milyonlarca vatandaşımızın ekmek parası olan bu üründen para kazanmazlar da niçin bu ürünü yabancı firmaların tekeline bırakırlar? Koç, Sabancı, Ülker gibi büyük holdinglerimizi, tüm yerli sermayemizi, Karadeniz ekonomisini tek başına ayakta tutan, üretimde ve ihracatta rakipsiz olduğumuz böyle bir ürüne sahip çıkmaya, Karadeniz’e yatırıma davet ediyorum.

Sizin işiniz sadece montajcılık yapmak mıdır? Yabancı ülkelerden döviz ödeyerek getirdiğiniz yedek parçaları montaj yapıp satmak mıdır? Niçin hiç ithalat yapmadan işleyip dünya piyasalarına ihracat yapacağınız böyle bir ürüne yatırım yapmazsınız? Katma değer yaratıp 14-15 milyar dolarlık üretim değerini bu ülkeye kazandırmazsınız? Bunu kendilerine sormak isterim. Milli bir ürünü değerlendirmek ve yatırım yapmak sadece devletin görevi değildir, özel sektörün de görevleri arasındadır.

Değerli işadamlarımız şunu iyi bilmeli ki, üreticimiz çocuklarını evlendirdiklerinde hazırladıkları çeyizleri sizlerin fabrikalarınızda üretip, satıp para kazandığınız ürünlerle oluşturuyorlar. Bu üreticinin sizin üzerinizde de hakkı var. Gelin hep birlikte Karadeniz çiftçisine sahip çıkalım. Milyonların sesine kulak verelim.” 

Narda arz fazlası fiyatları düşürdü…


“Fiyatların çok düşük olması nedeniyle nar dalında kalmıştır. Üreticilerimiz ürünlerini alacak alıcı bulamamıştır”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Narda, 15 yılda 7,5 katına çıkan üretim; tüketim ve ihracatla desteklenmeyince fiyatlar üreticide 30-35 kuruşa kadar düştü”

-“Nar ihracatında, kilogram başına 2006’da 1,03 dolar, 2007’de 1,23 dolar olan fiyat, 2015 yılında 0,65 dolara kadar geriledi”

-“İhracat birim fiyatındaki düşüşün etkisiyle 2006’da 11,1 milyon dolar olan ihracat, 2013’te 111,7 milyon dolara çıktıktan sonra 2014’te 108,4 milyon, 2015’de 96,7 milyon dolara indi”

-“Fiyatların çok düşük olması nedeniyle nar dalında kalmıştır. Üreticilerimiz ürünlerini alacak alıcı bulamamıştır”

-“Yeterli gelir elde edemeyen üreticilerimiz borçlarını ödeyememektedir. Bazı üreticilerimiz nar ağaçlarını sökerek, yerine mandalina, portakal dikimi yapmaya başlamıştır”

-“Her yıl üretim ve kullanımda kaybedilen 20 bin tonun üzerindeki ürün miktarı, çoğu ülkenin toplam üretiminden fazla bir rakama karşılık geliyor. Ürün iyi korunmalı ulusal servet ziyan edilmemelidir”

 

Ankara – 27.10.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, narda arz fazlasının fiyatları düşürdüğünü bildirerek, “15 yılda 7,5 katına çıkan üretim; tüketim ve ihracatla desteklenmeyince fiyatlar üreticide 30-35 kuruşa kadar düştü” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, C vitamini açısından çok zengin, B1 ve B2 vitaminleri, potasyum, kalsiyum, fosfor ve demir de içeren narın son derece faydalı bir meyve olduğunu, vücudun direncini artırdığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini belirtti. Şemsi Bayraktar, narın sadece meyvesi değil, meyve tanelerinin zarı, meyve kabukları, nar ağacı kökleri, kök kabukları ve nar ağacı dallarının da sağlık açısından faydalı olduğuna dikkati çekti.

İller arasında nar üretiminde 107 bin 237 ton ve yüzde 24,1 payla Antalya’nın ilk sırayı aldığı bilgisini veren Bayraktar, “65 bin 748 tonla Muğla, 61 bin 919 tonla Mersin, 45 bin 594 tonla Denizli, 39 bin 715 tonla Adana izlemektedir” dedi.

 

-Üretim artışı-

Nar üretiminin, 1988 yılında 45 bin tonken, 2000 yılında 59 bin tona, 2007’de 106 bin 560 tona, 2010’da 208 bin 502 tona, 2011’de 217 bin 572 tona, 2012’de 315 bin 150 tona, 2013’de 383 bin 85 tona, 2014’te 397 bin 335 tona, 2015’te 445 bin 750 tona yükseldiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Narda, 2000-2015 döneminde, 15 yılda üretim 7,5 katına çıktı. Son 5 yılda iki katından fazla arttı. Tahminlere göre bu yıl üretim 464 bin 310 tona yükseleceği tahmin ediliyor. Üreticimiz, hızla nar üretmeye yöneldi. 2000 yılında 2,5 milyon meyve veren ağaç sayısı varken, 2015’te bu rakam 13,3 milyona çıktı. Halen 4,1 milyon meyve vermeyen ağaç var. Bu ağaçlar da ürün vermeye başlayınca üretim daha da artacak. Zaten, şu anda bile arz fazlası var. Geleceğe yönelik tedbir alınması gerekiyor.

Öncelikle narda ihracat ve tüketim artırılmalıdır. 2000 yılında kişi başına 0,9 kilogram olan nar üretimi 2014’te 5,2, 2015’de 5,7 kilograma çıkarken, nar tüketimi 2000-2014 döneminde 0,8 kilogramdan 2,9 kilograma yükselmiştir. 2006’da 10 bin 841 ton olan ihracatın 2015 yılında 147 bin 769 tona çıkması bile arz fazlasını engelleyememiştir.”

 

-En büyük pazarlar Rusya, Irak, Almanya, Ukrayna-

Nar ihracatında, kilogram başına 2006’da 1,03 dolar, 2007’de 1,23 dolar olan fiyatın, 2015 yılında 0,65 dolara kadar gerilediğini, bunun da 2013 ve 2014 yıllarına göre daha fazla nar ihracatı yapılmasına karşın, ihracatın değer olarak azalmasına yol açtığını belirten Bayraktar, “ihracat birim fiyatındaki düşüşün etkisiyle 2006’da 11,1 milyon dolar olan ihracat, 2013’te 111,7 milyon dolara çıktıktan sonra 2014’te 108,4 milyon, 2015’te 96,7 milyon dolara indi. Bu yılın Ocak-Ağustos döneminde nar ihracatı 39,7 milyon dolara çıktı. Bu rakam, geçen yılın aynı döneminde 31,6 milyon dolardı. Sezon yeni açıldı. Bu dönemde ihracatın artması çok önemlidir. Narda en büyük pazarlar Rusya, Irak, Almanya ve Ukrayna. Bu pazarlar kaybedilmemeli, yeni ihracat pazarları bulunmalıdır” dedi.

 

-Fiyatlar 2014’ün altında-

Arz fazlasının fiyatlara yansıdığını, üreticide 2014 yılında kilogramı 50-62 kuruş olan narın, geçen yıl 60-80 kuruşa, bu yıl ise 30-35 kuruşa indiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Nar kadar değerli bir meyvenin bu fiyatlardan alıcı bulması doğru değildir. Sezonun açılmasıyla birlikte Rusya’ya ihracatın yapılamaması da bu yılki fiyatları önemli derecede etkilemiştir. Fiyatların çok düşük olması nedeniyle nar dalında kalmıştır. Üreticilerimiz ürünlerini alacak alıcı bulamamıştır. Yeterli gelir elde edemeyen üreticilerimiz borçlarını ödeyememektedir. Bazı üreticilerimiz nar ağaçlarını sökerek, yerine mandalina, portakal dikimi yapmaya başlamıştır.

Nar üreticimizin beklentisi piyasada oluşan fiyatın maliyetin üstünde olmasıdır. Üretimin devamlılığı için bunun sağlanması şarttır.”

 

-Nardaki sorunlar-

Narın yeterli fiyatta alıcı bulamamasının en büyük sorun olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Tüketimdeki yetersizlik önemli bir sorundur. Tüketimin artırılması için narın faydaları konusunda tüketicilerin bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Narda, nar suyu, nar ekşisi ve sosu gibi işlenmiş ürün pazarlaması ve tüketimi de yeterli değildir.

Narda hasat dönemi 20-25 günle sınırlıdır. Zamanında hasat edilmediğinde meyvede çatlamalar meydana gelmekte, bu durum da ürün fiyatının düşmesine neden olmaktadır.

Soğuk hava depolarının yeterli olmaması da önemli bir sorundur.

Nar yetiştiriciliğinde bahçe bakım ve işçiliği maliyeti yüksektir. Ayrıca girdi fiyatları da yüksek olduğu için nar, üretici maliyeti yüksek bir meyvedir.”

Her yıl 20 bin tonun üzerinde narın üretim ve kullanımda kaybedildiğini vurgulayan Bayraktar, “kaybedilen ürün miktarı, çoğu ülkenin toplam üretiminden fazla bir rakama karşılık gelmektedir. Ürün iyi korunmalı ulusal servet ziyan edilmemelidir” dedi.

Yıllar itibarıyla nar üretim ve ağaç başına verim rakamları:

 

Yıl

Üretim (Ton)

Ağaç başına ortalama verim (Kg)

2000

59.000

24

2001

60.000

24

2002

60.000

22

2003

80.000

25

2004

73.000

23

2005

80.000

25

2006

90.737

29

2007

106.560

30

2008

127.760

32

2009

170.963

34

2010

208.502

32

2011

217.572

28

2012

315.150

31

2013

383.085

35

2014

397.335

34

2015

445.750

33

2016 (x)

446.310

 

 

  (x): Birinci tahmin verisi.

 

 

Yıllar itibarıyla miktar ve değer olarak nar ihracatı:

 

Yıl

İhracat Miktar (ton)

İhracat Değeri (Dolar)

2006

10.841

11.126.869

2007

12.220

15.046.662

2008

28.788

27.668.808

2009

40.820

39.103.996

2010

62.925

59.256.023

2011

85.845

70.178.387

2012

84.608

73.768.856

2013

135.662

111.657.541

2014

137.985

108.428.645

2015

147.769

96.685.600

Aile işletmesi desteği başvurularında son gün 31 Ekim…


“Bu destekten yararlanmak için çay ve fındık hariç ÇKS’ye kayıtlı ve işletme büyüklüğü toplam 5 dekar veya altında olan açıkta veya örtüaltı ünitelerinde meyve, sebze, süs bitkisi ve ıtri-tıbbi-aromatik bitki yetiştiriciliği yapılması, kamu kurum ve kuruluşu olmaması gerekiyor”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Gerçek ve tüzel kişilere 2016 üretim yılında dekar başına 100 lira küçük aile işletmesi desteği ödemesi yapılacak”

-“Bu destekten yararlanmak için çiftçilerimizin, işlemlerini son güne bırakmadan bir an önce başvurmaları kendi faydalarınadır”

-“Bu destekten yararlanmak için çay ve fındık hariç ÇKS’ye kayıtlı ve işletme büyüklüğü toplam 5 dekar veya altında olan açıkta veya örtüaltı ünitelerinde meyve, sebze, süs bitkisi ve

ıtri-tıbbi-aromatik bitki yetiştiriciliği yapılması, kamu kurum ve kuruluşu olmaması gerekiyor”

-“Açlık ve yoksullukla mücadele, gıda güvenliğinin vebeslenmenin sağlanması, geçim kaynaklarının iyileştirilmesi, doğal kaynakların yönetimi, çevrenin korunması ve özellikle de kırsal alanlarda sürdürülebilir kalkınma açısından aile çiftçiliği büyük önem taşıyor”

 

Ankara – 25.10.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2016 yılı küçük aile işletmesi desteği başvurularının, 31 Ekim Pazartesi günü sona ereceğini bildirerek, “gerçek ve tüzel kişilere 2016 üretim yılında dekar başına 100 lira küçük aile işletmesi desteği ödemesi yapılacak. Bu destekten yararlanmak için çiftçilerimizin, işlemlerini son güne bırakmadan bir an önce başvurmaları kendi faydalarınadır” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, bu destekten yararlanmak için çay ve fındık hariç Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) kayıtlı ve işletme büyüklüğü toplam 5 dekar veya altında olan açıkta veya örtüaltı ünitelerinde meyve, sebze, süs bitkisi ve ıtri-tıbbi-aromatik bitki yetiştiriciliği yapılması, kamu kurum ve kuruluşu olmaması gerektiğini belirtti.

 

-Açıkta 1 dekarın, örtüaltında 500 metrekarenin altında destek yok-

 

2016 üretim yılında desteklemeye esas ürünlerin toplam üretim alanı; açıkta üretim için 1 dekarın, örtüaltı ünitelerinde üretim için 500 metrekarenin altında olan küçük aile işletmelerine destekleme ödemesi yapılmayacağını bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Küçük aile işletmesi desteği ödemesinden faydalanmak isteyen üreticilerimizin müracaat yılında ÇKS’ye kayıt yaptırmaları veya kayıtlarını güncellemeleri kaydıyla başvuru dilekçesiyle Gıda Tarım ve Hayvancılık il/ilçe müdürlüklerine müracaat etmeleri gerekiyor.

Örtüaltı ünitelerinde meyve, sebze, süs bitkisi ve ıtri-tıbbi-aromatik bitki yetiştiriciliği yapan üreticilerimizin başvuru dilekçesine ilave olarak Örtüaltı Kayıt Sistemi (ÖKS) belgesi ibraz etmeleri zorunluluğu bulunuyor.

Aile çiftçiliği; hem gelişen hem de gelişmekte olan ülkelerde, gıda sektöründe tarımın en etkin unsurlarından biri olduğu biliniyor. Ülkemiz tarımında yoğun olarak aile çiftçiliği yapılmaktadır.

Tarım alanlarının giderek daraldığı, küresel ısınmanın önemli bir tehdit olduğu günümüz dünyasında, yeterli ve güvenli gıdaya erişim tüm ülkelerin öncelikleri arasında yer alıyor. Açlık ve yoksullukla mücadele, gıda güvenliğinin ve beslenmenin sağlanması, geçim kaynaklarının iyileştirilmesi, doğal kaynakların yönetimi, çevrenin korunması ve özellikle de kırsal alanlarda sürdürülebilir kalkınma açısından aile çiftçiliği büyük önem taşıyor.”

Tarımsal destekleme kapsamında şimdiye kadar büyük işletmelerin yatırım yapmaları için desteklendiğini vurgulayan Bayraktar, küçük aile işletmelerini geliştirmeye yönelik yeni başlatılan bu destek uygulamasının büyük önem taşıdığına dikkati çekti.

2016 yılı küçük aile işletmesi desteği başvuruları 30 Ocak 2016 tarihinde başlamıştı.

Elmada sorun bitmiyor…


“Irak’a ihracat 15,6 milyon dolardan 12,3 milyon dolara, Suriye’ye ihracat 4,5 milyon dolardan 2,3 milyon dolara, Mısır’a ihracat 1 milyon dolardan 571 bin dolara indi”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Elmada, Rusya ambargosu ve Ortadoğu pazarındaki sıkıntıların devam etmesi nedeniyle rekolte artışı çiftçimizin yüzünü güldürmedi”

-“Yetersiz talep nedeniyle üretici fiyatı geçen yılın 45-50 kuruş altında seyrediyor”

-“Ocak-Ağustos dönemleri karşılaştırıldığında, 2015 yılında Rusya’ya yönelik 10,5 milyon dolarlık ihracat, bu yıl yapılmadı”

-“Irak’a ihracat 15,6 milyon dolardan 12,3 milyon dolara, Suriye’ye ihracat 4,5 milyon dolardan 2,3 milyon dolara, Mısır’a ihracat 1 milyon dolardan 571 bin dolara indi”

-“Gürcistan, Türkmenistan, Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan gibi ülkelere yönelik ihracatın yaklaşık 400 bin dolardan 4,15 milyon dolara

çıkması yeterli olmadı. Bu ülkelere yapılan toplam ihracat Irak ve Mısır’daki kaybı ancak karşıladı”

-“Talep kaynaklı sorunlar ancak ihracatla çözülebilir. Rusya’nın 1,2 milyon tonluk elma ithalatında Türkiye’nin payı yüzde 1’lerde kalıyorsa sorunlar çözülemez”

-“Maliyetleri yüzde 40 azaltan ve dış pazarların talep ettiği çeşitlerde üretim sağlayan modern kapama bahçeler yaygınlaştırılmalıdır”

 

Ankara – 24.10.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, elmada son yıllarda yaşanan sorunların bir türlü bitmediğini bildirerek, “elmada, Rusya ambargosu ve Ortadoğu pazarındaki sıkıntıların devam etmesi nedeniyle rekolte artışı çiftçimizin yüzünü güldürmedi. Yetersiz talep nedeniyle üretici fiyatı geçen yılın 45-50 kuruş altında seyrediyor” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, üretimde Çin ve ABD’nin ardından üçüncü sırada yer alan Türkiye’nin bu yıl, 2015 yılının 300 bin ton üzerinde, 2,9 milyon ton dolaylarında elma üreteceğini belirtti. Son yıllarda elma üretiminin 2,6 milyon ton ile 3,1 milyon ton arasında seyrettiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Türkiye, dünya elma üretiminden yaklaşık yüzde 3,8 pay alıyor. Elmada ülkemiz büyük bir üretim potansiyele sahip. Isparta, Karaman, Niğde, Denizli, Antalya, Kayseri ve Çanakkale’de üretim yoğunlaşsa da ülkemizin hemen her yerinde elma yetiştirilebiliyor. Buna karşın tüketimimiz 2,2 milyon tonu, ihracatımız 142 bin tonu ancak buluyor. Elmanın 300 bin tona yakınını da üretim ve kullanımda kaybediyoruz. Üretim 2,6-2,7 milyon tonun üzerine çıkınca talep yetersizliği yaşanıyor.

Bu sene de bunu görüyoruz. Geçen yıl, üreticide 80 kuruş ile 1 lira 20 kuruş arasında değişen fiyat 35 kuruş ile 70 kuruş arasına indi. Elmada, Rusya ambargosu ve Ortadoğu pazarındaki sıkıntıların devam etmesi nedeniyle rekolte artışı çiftçimizin yüzünü güldürmedi. Yetersiz talep nedeniyle üretici fiyatı geçen yılın 45-50 kuruş altında seyrediyor.”

 

-“Elma üreticisi, bu yıl da umduğunu bulamadı”-

 

Talep kaynaklı sorunların ancak ihracatla çözülebileceğini bildiren Bayraktar, şöyle devam etti:

“Ocak-Ağustos dönemleri karşılaştırıldığında, 2015 yılında Rusya’ya yönelik 10,5 milyon dolarlık ihracat, bu yıl yapılmadı. Irak’a ihracat 15,6 milyon dolardan 12,3 milyon dolara, Suriye’ye ihracat 4,5 milyon dolardan 2,3 milyon dolara, Mısır’a ihracat 1 milyon dolardan 571 bin dolara indi. Gürcistan, Türkmenistan, Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan gibi ülkelere yönelik ihracatın yaklaşık 400 bin dolardan 4,15 milyon dolara çıkması yeterli olmadı. Bu ülkelere yapılan toplam ihracat Irak ve Mısır’daki kaybı ancak karşıladı.

Denizden komşumuz Rusya, yılda 1,2 milyon ton elma ithal ediyor. Bu ithalatı Polonya, Moldova, Sırbistan ve Çin’den yapıyor. Yine bizim bölgemizde Mısır 160 bin ton, Irak 53 bin ton, Suriye 42 bin ton elma ithal ediyor. Ambargodan önce Rusya, Türkiye’den yılda 13 bin 294 ton elma alıyordu. Rusya’nın 1,2 milyon tonluk elma ithalatında Türkiye’nin payı yüzde 1’lerde kalıyorsa sorunlar çözülemez.

Ortadoğu’daki sorunlar da devam ediyor. Bu yıl ihracatın yine iyi gitmeyeceği görülüyor. Elma üreticisi, bu yıl da umduğunu bulamadı.

Dış pazarların talep ettiği çeşitlerde üretim yetersiz… Maliyetleri yüzde 40 azaltan ve dış pazarların talep ettiği çeşitlerde üretim sağlayan modern kapama bahçeler yaygınlaştırılmalıdır. Standardizasyona önem verilmeli. İhracat pazarlarında kalite, fiyatın uygunluğu, ambalajlama önemlidir. 

Daha fazla katma değer için meyve işleme tesisleri yaygınlaştırılmalıdır.

Ürünün uzun süre depolanabilmesi ve düşük fiyata elden çıkarılmaması için modern depoların sayıları artırılmalı, paketleme ve depolama konularında yatırımcılar teşvik edilmelidir.”

Ocak-Ağustos dönemleri itibarıyla 2015 ve 2016 yılında ülke bazında elma ihracatı, değişim değeri ve oranı şöyle:

 

 

Ocak-Ağustos

Ocak-Ağustos

Değişim

Değişim

 

2015

2016

Değer

Oran

Ülke

(Dolar)

(Dolar)

(Dolar)

(Yüzde)

Irak

15.607.263

12.333.121

-3.274.142

-21,0

Suriye

4.481.195

2.313.588

-2.167.607

-48,4

Suudi Arabistan

136.766

817.249

680.483

497,6

Türkmenistan

80.761

790.863

710.102

879,3

Hindistan

18.825

710.197

691.372

3672,6

Bir. Arap Emir.

0

684.698

684.698

 

Gürcistan

80.572

588.305

507.733

630,2

Mısır

1.022.814

570.735

-452.079

-44,2

KKTC

436.814

568.048

131.234

30,0

Ürdün

80.665

559.980

479.315

594,2

Sudan

0

139.379

139.379

 

Libya

55.598

135.284

79.686

143,3

Malezya

0

96.812

96.812

 

Nijerya

16.958

85.793

68.835

405,9

Kuveyt

0

85.167

85.167

 

Singapur

0

54.521

54.521

 

Azerbaycan

93.708

44.235

-49.473

-52,8

İsrail

0

25.906

25.906

 

Tacikistan

0

11.190

11.190

 

Bangladeş

29.478

10.640

-18.838

-63,9

Katar

0

10.200

10.200

 

Umman

0

10.058

10.058

 

İran

0

9.215

9.215

 

Maldivler

0

5.492

5.492

 

Cibuti

0

4.149

4.149

 

Bulgaristan

1.228

3.503

2.275

185,3

Moldova

1.986

0

-1.986

-100,0

Rusya

10.446.162

0

-10.446.162

-100,0

Norveç

2.186

0

-2.186

-100,0

Kongo

6.552

0

-6.552

-100,0

Avusturya

2.008

0

-2.008

-100,0

Kırgızistan

18.060

0

-18.060

-100,0

Romanya

1.342

0

-1.342

-100,0

Yemen

32.814

0

-32.814

-100,0

Narenciye üreticisinin umudu ihracat…


“4 milyon tona yakın üretim, 842 milyon dolarlık ihracatıyla yaş meyve sebze sektörümüzün yıldızı olan narenciyede, üreticimiz dört gözle ihracat kapılarının açılmasını bekliyor”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “4 milyon tona yakın üretim, 842 milyon dolarlık ihracatıyla yaş meyve sebze sektörümüzün yıldızı olan narenciyede, üreticimiz dört gözle ihracat kapılarının açılmasını bekliyor”

-“Rusya’nın 2016 yılı Ocak ayından itibaren portakal ve mandalinada uygulamış olduğu ambargo üreticilerimizi mağdur etti

-“Ocak-Ağustos döneminde narenciye ihracatımızdaki kayıp 50,1 milyon dolar oldu”

-“Ekim ayının başında narenciyede uygulanan ambargonun kaldırılması üreticilerimizi sevindirmiştir

-“Sezon açılmasına karşın ihracat iadeleri belli olmamıştır. İhracat iadelerinin yeterli miktarda belirlenmesini isteyen üreticilerimiz, bir an önce açıklanmasını istemektedir

 

Ankara – 23.10.2016– Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, narenciye üreticinin umudunun ihracat olduğunu bildirerek, “4 milyon tona yakın üretim, 842 milyon dolarlık ihracatıyla yaş meyve sebze sektörümüzün yıldızı olan narenciyede üreticimiz dört gözle ihracat kapılarının açılmasını bekliyor” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, limon ve mandalinada hasatla birlikte 2016-2017 narenciye sezonunun başladığını belirtti. Şemsi Bayraktar, portakal, mandalina, limon, greyfurt, turunç gibi türlerden oluşan narenciye grubunun 3 milyon 975 bin 872 ton üretim, 841,8 milyon dolarlık ihracat geliri, yaş meyve sebze ihracatımızdan aldığı yüzde 46,2’lik payla önemli bir ürün grubu olduğunu vurguladı.

Narenciyenin taze tüketimin yanında meyve suyu, konsantre, reçel, marmelat olarak çeşitli ürünlere işlenebildiği gibi kabuklarından da esans elde edilebildiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Türkiye, dünyada narenciye üretiminde söz sahibi ülkelerden biridir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre 136,3 milyon ton olan dünya narenciye üretiminden yüzde 2,7 pay alan ülkemiz, dünya sıralamasında dokuzuncu sıradadır. Çin, narenciye üretiminde yüzde 23,9 payla ilk sırayı alırken, bu ülkeyi yüzde 14,5 payla Brezilya, yüzde 7,4 payla ABD ve Hindistan, yüzde 5,6 payla Meksika, yüzde 4,7 payla İspanya izlemektedir.

Ülkemizde narenciye üretimi Akdeniz ve Ege Bölgesinde yoğunlaşmıştır. Üretimde Adana yüzde 24,8 payla birinciliği alıyor. Bu ilimizi yüzde 23’lük payla Mersin, yüzde 22,5’lik payla Hatay, yüzde 15,3’lük payla Antalya, yüzde 7,6’lık payla Muğla, yüzde 3,2’lik payla İzmir, yüzde 2,1’lik payla Aydın, yüzde 1’lik payla Osmaniye takip ediyor”

 

-Yaş meyve sebze ihracatının yüzde 46,2’sını narenciye oluşturuyor-

 

Narenciye üretiminin ülke ihtiyacını karşıladığı gibi ihracatta da önemli bir payı olan ürün grubu olduğunu vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“2015 yılında 3 milyon 323 bin 366 tonluk toplam yaş meyve sebze ihracatımızın yüzde 46,2’sını narenciye oluşturmaktadır. Yapılan ihracat karşılığında elde edilen 841,8 milyon dolarlık döviz, ülke ekonomisine önemli katkılar sağlamıştır. Verilerden de görüldüğü üzere narenciye yaş sebze ve meyve ihracatımızın da lokomotifi konumundadır.

Narenciye ihracatının 2015 yılında yüzde 34’ü Rusya’ya yapıldı. Bu ülkeyi yüzde 24’lük payla Irak, yüzde 8’lik payla Ukrayna, yüzde 5’lik payla Suudi Arabistan, yüzde 4’lük payla da Romanya izledi. Narenciyede en önemli pazarlarımız Rusya ve Irak’tır. Rusya’nın 2016 yılı Ocak ayından itibaren portakal ve mandalinada uygulamış olduğu ambargo üreticilerimizi mağdur etti. Ocak-Ağustos döneminde narenciye ihracatımızdaki kayıp 50,1 milyon dolar oldu. Ekim ayının başında narenciyede uygulanan ambargonun kaldırılması üreticilerimizi sevindirmiştir.

 

-İhracat iadeleri-

 

Narenciye ihracatında verilen ihracat iadeleri, ülkemizin narenciye ihracatında diğer ülkelerle rekabet edebilmesi, iç piyasada fiyat istikrarının sağlanması, üreticinin hak ettiği geliri elde edebilmesi bakımından son derece önemlidir. İhracat iadelerinin amacına ulaşabilmesi, ihracatçının önünü görebilmesi ve ihracatın gelişmesi için zamanında ve yeterli miktarda verilmesi büyük önem taşımaktadır. Sezon açılmasına karşın ihracat iadeleri belli olmamıştır. İhracat iadelerinin yeterli miktarda belirlenmesini isteyen üreticilerimiz, bir an önce açıklanmasını istemektedir.”

 

-Yapılması gerekenler-

 

Bayraktar, üreticilerin bu üretim dalından gereği gibi istifade edilebilmesi ve sektörün daha da ileriye gitmesi bakımından yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

“İhracat iadeleri bir an önce açıklanmalı ve ödemelerin peşin olarak yapılmalıdır.         

Tanıtım faaliyetleriyle iç tüketim artırılmalıdır.

Dış pazarda rekabet gücümüz artırılmalı; üreticilerimizin rekabet edebilmesi için maliyetler düşürülmelidir.

Gübre, mazot gibi üretim girdilerinin yanı sıra, ilaçlama, depolama, ambalajlama, nakliye gibi unsurlar da desteklenmelidir.

Marka oluşturulmalı; yeni pazarlar bulunarak ihracat artırılmalıdır.

Kalitenin düşürülmemesi için şeker ve asit oranı yeterli seviyeye gelmemiş narenciye hasat edilmemelidir.

Üretimden pazarlamaya kadar olan bütün aşamalarda eğitim ve yayım faaliyetlerine ağırlık verilmelidir.

Araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ağırlık verilerek pazar talebine uygun çeşitler geliştirilmelidir.

Ürün ve kalite kaybı olmaksızın daha uzun sürede ürün arzı sağlanmalı, üreticinin kayba uğramaması bakımından depolamaya özel önem verilmeli, soğuk hava depoları artırılmalıdır. 

Üreticilerimizin pazarlama problemlerinin çözümü bakımından, üretici birliklerinin finansman bakımından güçlendirilerek daha aktif hale gelmeleri sağlanmalıdır.

Bu üretim dalından menfaat elde eden tüm taraflar arasında işbirliği ve koordinasyon sağlanmalıdır.”

Fındıkta İtalyan oyunu…


Biraz dikkatli olursak, arzı yavaşlatabilirsek, fındık fiyatları yükselecek. Bu oyunlara kulak asmayalım, bu oyuna rağbet etmeyelim, bu oyunu hep beraber bozalım, arzı yavaşlatalım.”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Fındıkta yaşanan tam bir İtalyan oyunu… Biz de bu oyunu hep birlikte bozacağız”

-“İtalya 125 bin ton fındık üretimiyle Türkiye’yi takip ediyor. Türkiye’nin rakibi değil, ancak rakibi olmaya çalışıyor”

-“İtalya, Türk fındığını kötülemek suretiyle kendine yeni pazarlar açmaya çalışıyor. Biz bu oyunun farkındayız”

-“Şayet fındığınız kaliteli değilse, aflatoksin varsa Avrupa ülkelerine bir kilo dahi ürün satamazsınız”

-“Fındık fiyatlarının yükselmesini arzu etmeyen çevreler var. Fındıkta çıtayı yükseltmek istemiyor. Neden? ‘Fındığı bir yerde tutayım da üretici buna alışsın’ diye. Bu da bir oyun”

– Biraz dikkatli olursak, arzı yavaşlatabilirsek, fındık fiyatları yükselecek. Bu oyunlara kulak asmayalım, bu oyuna rağbet etmeyelim, bu oyunu hep beraber bozalım, arzı yavaşlatalım.”

 

 

Ankara – 19.10.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, İtalya Ulusal Çiftçiler Konfederasyonu (Coldiretti) tarafından hazırlanan “en tehlikeli maddeler” listesine Türk fındığını da aflatoksin maddesi içerdiği gerekçesiyle dâhil etmesine sert tepki gösterdi. Bayraktar, “Bu yaşananlar tam bir İtalyan oyunu. Biz de bu oyunu inşallah hep birlikte bozacağız” dedi.

Bayraktar, Bereket Tv’’ye yaptığı açıklamada, aflatoksin iddialarının yer aldığı haberin kaynağına iyi bakmak gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Bu haberlerin kaynağına bakmak lazım, bu haberlerin kaynağı İtalya’dır. İtalya 125 bin ton fındık üretimiyle Türkiye’yi takip ediyor. Türkiye’nin rakibi değil, ancak rakibi olmaya çalışıyor. Türk fındığını kötülemek suretiyle kendine yeni pazarlar açmaya çalışıyor. Biz bu oyunun farkındayız.

Konuyla ilgili daha önce yaptığım açıklamada da belirttiğim gibi, işin enteresan tarafı Türkiye’deki fındığın ekseriyetini İtalyan firması alıyor. Yani sonuçta o ürünleri de çikolataya katıyor, fındık ezmesi gibi ürünlerde kullanıyor, gıda olarak İtalya’da satıyor. Biz aynı zamanda İtalya’ya ciddi manada, Almanya’dan sonra ikinci ihracat yapan ülkeyiz, fındık ihracatı yapıyoruz. Madem fındığımızda böyle bir tehdit var, aflatoksin tehdidi var, bizim fındığımızı İtalya niye alır da dünyaya pazarlar. Niye İtalyanlar, Almanlardan sonra İkinci sırada bizim fındığımızı alır. Bunun anlamak mümkün değil. Dolayısıyla zaten hem kaynağında hem de nihai ürün olduktan sonra akredite laboratuvarlarda incelemeler yapılıyor. Eğer fındığınız kaliteli değilse, aflatoksin varsa Avrupa ülkelerine bir kilo bile ürün satamazsınız. Hızlı alarm sistemiyle çok hızlı bir şekilde duyururlar ve ihracat imkânınız kalmaz. Ama Almanya’ya satmaya devam ediyoruz. İtalyan firması alıyor, bunu ürün haline getiriyor, katma değer katarak dünya piyasalarına satıyor. Yaşananlar tamamen bir İtalyan oyunu… Biz de bu oyunu bozacağız inşallah.”

 

-“Bu sene fındık yok…”-

 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın bu yıl fındık rekoltesini tek elden açıkladığını ve bu rakamın 468 bin ton civarında olduğunu hatırlatan Bayraktar, rekolte açıklandıktan sonra fındıkta görülen küllenmenin bu rekolteyi bir miktar daha aşağı çektiğini vurguladı.

Bayraktar, şunları kaydetti:

“Yani bu sene fındık yok. Biz her zaman söylüyoruz. Malı pazara hızlı bir şekilde indirirsek fiyatlar düşer, yani alıcıyı doyurmamak lazım. Biz alıcıyı doyuruyoruz. Öyle anlıyorum ki, Kurban Bayramı’ndan önce hızlı bir şekilde pazara ürün girişi olmuş, arz olmuş… Bu durum piyasada fındık fiyatını bir miktar aşağı düşürdü.

 

-Bir başka oyun: Ne olursa olsun fiyat yükselmesin-

 

“Bir de şunu kabul etmemiz lazım, fındık fiyatlarının yükselmesini arzu etmeyen çevreler var. Fındıkta çıtayı yükseltmek istemiyorlar. Neden? Fındık fiyatını bir yerde tutayım da üretici buna alışsın, önümüzdeki yıllarda yüksek fiyat beklentisi içinde olmasın. Yani bu da bir oyun,  bu oyunun da farkındayız. Biz üreticimize, değerli Oda Başkanlarımızla, bölgedeki iki Yönetim Kurulu üyemizle devamlı sesleniyoruz; diyoruz ki biraz sabırlı olun, fındık fiyatları yükselecek.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız da ‘rekolte düşük, fındık fiyatları yükselecek’ dedi. Ben de aynı şeyi söylüyorum. Biraz dikkatli olursak, arzı yavaşlatabilirsek, fındık fiyatları yükselecek. Bu oyunlara kulak asmayalım, bu oyuna rağbet etmeyelim, bu oyunu hep beraber bozalım, arzı yavaşlatalım.”

Dünya Gıda Günü Ankara’da kutlandı…


“Bugünün dünyasında açlık çeken ve yetersiz beslenen 795 milyon nüfus vardır. Bu kadar nüfus 10 tane Türkiye eder. Buna karşın, açlık çeken ve yetersiz beslenen toplam nüfustaki 70 milyonluk azalma bir Türkiye bile etmiyor”

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Bugünün dünyasında açlık çeken ve yetersiz beslenen 795 milyon nüfus vardır. Bu kadar nüfus 10 tane Türkiye eder. Buna karşın, açlık çeken ve yetersiz beslenen toplam nüfustaki 70 milyonluk azalma bir Türkiye bile etmiyor”

-“Dünyadaki açlık temelde küresel üretim eksikliğine dayanmıyor. Gıdanın dağılımında bir sorun var”

-“Dünyada 795 milyon aç insan varken, 600 milyon obez insan da bulunması insanlığın bir başka trajedisi olsa gerek”

-“Dünyada her ülke kendi tarımını sürdürülebilir hale getirmeli, dış etki, politika ve müdahalelere karşı kendi üreticilerini ve tarım sektörlerini korumalıdır”

-“Gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere mukayeseli üstünlükleri var. Yani verimlilik rakamları fevkalade yüksek… Altyapı, yapısal sorunlarını tümüyle çözmüşler. Mutlak üstünlük de sağlıyorlar. Verdikleri ciddi desteklerle üretimlerini sürekli artırıyorlar”

-“Yapısal sorunlar büyük bir maliyet getiriyor. Siz gübreye ne kadar destek verirseniz verin, Türkiye’de yapısal sorunları çözemezseniz onun getirdiği maliyeti bertaraf edemezsiniz”

-“Yapısal sorunlar var. Desteksiz mi bırakacaksınız? Yapısal sorunları çözünceye kadar eğer bütçe imkanlarınız varsa daha fazla destek vereceksiniz”

-“Bizim Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası içinde bulunan ülkeler gibi bir FEOGA bütçemiz yok. ABD gibi de tarıma büyük destek vermemiz mümkün değil. Ama destek vermezsek bu yapısal sorunların getirdiği maliyetle üretimi sürdüremeyiz”

-“Onun için Ödemiş’te açıklanan mazot desteğini ben çok önemsiyorum”

-“Havza bazlı destekleme modelinin açıklaması fevkalade önemli. Türk tarımının önünü açacak bir proje”

-“Tarımımızı geliştirmek, dünya ticaretinde gereken payı almak İstiyorsak kullanabileceğimiz bir tek enstrümanımız kalıyor. Verimliği yakalamak zorundayız”

-“Günümüzde hala açlık çeken yaşı 5’i bile geçmeyen milyonlarca çocuk var. Büyükleri bir tarafa bırakalım, yaşı 5’i bile bulmayan bir çocuğun açlık çekmesi hangi vicdana sığar?”

-“Türkiye Ziraat Odaları Birliği iklim değişikliği konu başlığını hep gündeminde tutmuş ve bu yönde çalışmalar yapmıştır”

-Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Çelik:

-“İklim değişikliği ve kuraklık nedeniyle, 20. yüzyılın başından bu yana tarımsal ürünlerdeki genetik çeşitliliğin yüzde 75’i yok oldu. Tedbir alınmazsa kuraklık sebebiyle mahsullerden alınan verimin yüzde 10-25 düşeceğinin hesaplanıyor”

-“Başbakanımızın da dediği gibi bundan sonra çiftçilerimiz, kafasına göre değil havzasına göre ekim yapacak”

-FAO Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji:

-“İklim değişikliği masaya yatırılmadan, açlık ve yoksulluğun sona erdirilemez”

-“2050’ye kadar emisyonları azaltırken bugüne kadar görülmemiş bir gıda talebini karşılamak zorundayız”

 

Ankara – 18.10.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 21. yüzyıl yaşanmasına rağmen, dünyadaki açlık ve yetersiz beslenme sorununun henüz tamamen ortadan kaldıramadığını bildirerek, “Bugünün dünyasında açlık çeken ve yetersiz beslenen 795 milyon nüfus vardır. Bu kadar nüfus 10 tane Türkiye eder. Buna karşın, açlık çeken ve yetersiz beslenen toplam nüfustaki 70 milyonluk azalma bir Türkiye bile etmiyor” dedi.

  TZOB, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO, bu yılki teması “İklim Değişiyor. O Halde Gıda ve Tarım da Değişmeli” olan Dünya Gıda Günü, TZOB’un eğitim merkezi olarak inşa ettiği ve ilk toplantısı yapılan TZOB Otel’de ortaklaşa kutladılar. Toplantıya, Bakan Faruk Çelik ve FAO Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji, milletvekilleri, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Mehmet Daniş, Müsteşar Nusret Yazıcı, 60 ülkeden büyükelçi, müsteşar, başkatip, müşavir ve ataşe düzeyinde diplomatik temsilci, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı müsteşar yardımcıları, genel müdürleri, Tarım Bakanlığı’nın diğer bürokratları, bağlı kuruluşların yöneticileri, TZOB Yönetim Kurulu üyeleri, Ziraat Odası başkan ve yöneticileri, üniversitelerden akademisyenler, Ziraat Fakültesi öğrencileri ile çiftçiler katıldı.

 Kurulduğu 1945 yılından bu yana tarımsal üretimin artırılması, açlığın önlenmesi konularında büyük çaba gösteren Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun, kuruluş günü olan 16 Ekim’in, her yıl Dünya Gıda Günü olarak çeşitli etkinliklerle kutlandığını bildiren Bayraktar, kutlamayı, “İklim değişiyor. O halde gıda ve tarım da değişmeli” temasıyla, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve FAO ile birlikte düzenlemekten onur duyduklarını belirtti.

Bu işbirliğinden dolayı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’e ve FAO Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji’ye teşekkür eden Bayraktar, TZOB’un eğitim merkezi olarak inşa edilen bu tesiste yapılan ilk toplantının Dünya Gıda Günü etkinliği olmasının da kendilerini ayrıca memnun ettiğini bildirdi.

FAO’nun 2050 yılına kadar dünyada gıda üretiminin yüzde 60 oranında artırılması gerektiğini, açlıkla mücadelede sorunun sadece gıda üretimiyle çözülemeyeceğini, gıdaya erişimin en önemli nokta olduğu sık sık dile getirdiğini vurgulayan Bayraktar, şunları söyledi:

“Yine, FAO’nun; Roma’da 1996 yılında dünya liderlerini bir araya getirdiği Dünya Gıda Günü Zirvesi’nde, dünyada 850 milyon insanın açlık veya yetersiz beslenmenin etkisinde olduğunu ifade edilmiş ve bu rakamın 2015 yılına kadar yarı yarıya azaltılmasını öngören bir deklarasyon yayınlanmıştı.

Bu deklarasyona karşın, son dört yıl içinde gerçek anlamda ilerleme sağlanmasına ve yetersiz beslenen insan sayısının 70 milyon azalmasına rağmen, 1996 yılındaki Dünya Gıda Günü Zirvesi hedeflerini tutturamadığımızı da görüyoruz.

Demek ki yeterince gayret göstermemiş, gereken adımları atmamışız.

Hala dünyamızda açlık ve yetersiz beslenmeden etkilenen insan sayısı 795 milyonu bulmaktadır. Buna üzülmemek elde değil. Çünkü, dünyadaki açlık temelde küresel üretim eksikliğine dayanmıyor. Gıdanın dağılımında bir sorun var.

Kimi ülke ve bölgeler tüketebileceğinin çok üzerinde gıda üretimi gerçekleştirirken, çoğunluğu Afrika ve Güney Asya’da olan çok sayıda ülke ise yeterli gıda üretimini maalesef yapamıyor. Dünyada bu kadar aç insan varken, kimi araştırmalara göre 600 milyon obez insan da bulunması insanlığın bir başka trajedisi olsa gerek.

Birleşmiş Milletler, daha iyi bir gelecek için hazırladığı 17 hedeften oluşan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin ilkini yoksulluğa, ikincisini ise açlığa son vermek olarak tespit etti.

21. yüzyılı yaşadığımız bir ortamda hala dünyamızda açlığın olmasını hiç bir şekildi hiç bir şeyle açıklayamayız. Bu durumdan en kısa sürede kurtulmak gerekiyor.”

 

-“Açlığın önlenebilmesi için yapısal sorunlar çözülmeli”-

 

Açlığın önlenebilmesi için tarımsal üretimde yaşanan mevcut yapısal sorunların çözülmesi gerektiğinin unutulmamasına dikkat çeken Bayraktar, şöyle devam etti:

“Dünyada her ülke kendi tarımını sürdürülebilir hale getirmeli, tarım ve ekonomilerini istikrarsızlaştırmaya yönelik dış etki, politika ve müdahalelere karşı kendi üreticilerini ve tarım sektörlerini korumalıdır. Gelişmiş ülkeler bunu yapmaktadır ve kendi üreticilerini her şartta desteklemektedir.

 

-“Gelişmiş ülkelerin hem mukayeseli hem de mutlak üstünlüğü var”-

 

Gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere iki üstünlük sağladığını görüyoruz. Bunlardan bir tanesi mukayeseli üstünlük… Yani verimlilik rakamları fevkalade yüksek… Altyapı, yapısal sorunlarını tümüyle çözmüşler birim alanda yüksek verim alıyorlar. İkincisi bu yetmiyor. Mutlak üstünlük sağlıyorlar. Nedir bu mutlak üstünlük? Verdikleri ciddi desteklerle üretimlerini sürekli artırıyorlar. Diğer ülkelere baktığımızda verimlilik problemi var mı? Var. Çünkü yapısal sorunlarını dünyada çözmeyen birçok ülke var. Bunun mutlak üstünlük noktasında da yeterli sermayeye sahip olmadıkları, bütçe imkanlarından çiftçilerini yeterli destekleyemedikleri için mutlak üstünlük noktasında da rekabet edemiyorlar. Şimdi biz kendi açımızdan baktığımızda, ülkemizi değerlendirdiğimizde, Türkiye yapısal sorunları çözme mücadelesi veriyor. Bir taraftan parçalanmış olan arazilerini bölünmesini önleyerek toplulaştırmaya çalışırken; Toprak Kullanımı Kanunu bu konuda devrim niteliğinde bir kanundur. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak da bu kanunun çıkması için gerçekten büyük bir destek verdik. Bunun faydalarını, sektöre katılarını önümüzdeki yıllarda hep birlikte göreceğiz. Sulama yatırımlarına Türkiye önem veriyor. Sulama projelerini hızlı bir şekilde hayata geçirmeye, toprağı suyla buluşturmaya çalışıyor. Bu çok önemli… İnşallah bunu da sağlayacağız. Sulanmamış arazilerimizi sulayacağız. Bunun dışında eğitim çalışmalarına önem veriyor. Bunun dışında Ar-Ge’ye daha fazla kaynak aktarmaya çalışıyor.”

 

-Türkiye, yapısal sorunlarını çözmeye, üretim planlaması

yapmaya çalışıyor-

 

Türkiye’nin yapısal sorunlarını çözmek istediğini, üretim planlaması yapmaya çalıştığını bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Sayın Başbakanımız Binali Yıldırım’ın Sayın Tarım Bakanımız ve diğer ilgili bakanlarımızla birlikte Ödemiş’te açıkladığı da bu. Havza bazlı destekleme modelidir. Bu yapısal bir sorunun çözümü için model. Yapısal sorun ne? Üretim planlaması, kaliteli, ihracata yönelik üretim yapamıyorsunuz. Üretirken pazarlayamıyorsunuz. Fiyat istikrarı sağlayamıyorsunuz. Havza bazlı destekleme modelinin açıklaması fevkalade önemli. Türk tarımının önünü açacak bir proje.

Bütün bu yapısal sorunlar maliyet getiriyor mu? Büyük bir maliyet getiriyor. Siz gübreye ne kadar destek verirseniz verin, Türkiye’de yapısal sorunları çözemezseniz onun getirdiği maliyeti bertaraf edemezsiniz. Üretim rakamlarında hedeflere ulaşma şansınız yok. Yapısal sorunlar var. Ya ne yapacaksınız? Desteksiz mi bırakacaksınız? Hayır. Yapısal sorunları çözünceye kadar eğer bütçe imkanlarınız varsa daha fazla destek vereceksiniz. Bizim Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası içinde bulunan ülkeler gibi bir FEOGA bütçemiz yok. ABD gibi de tarıma büyük destek vermemiz mümkün değil. Ama destek vermezsek bu yapısal sorunların getirdiği maliyetle üretimi sürdüremeyiz. Onun için Ödemiş’te açıklanan mazot desteğini ben çok önemsiyorum. Bizim her gittiğimiz yerde çiftçilerimiz bizden bu desteği istiyorlar. En son geçen yıl yaptığımız genel kurulda da ben Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Başbakanımızın önünde bu desteği istediğimizi ifade ettik. Bugün bu paket açıklandı. Sayın Başbakanımıza da bu paketin hazırlanmasında büyük emeği geçen Sayın Bakanımıza da ve bu pakete destek veren ilgili bakanlarımıza da çok teşekkür ediyor, şükranlarımızı arz ediyorum. Allah razı olsun.

Bunları yapmamız gerekiyor. O zaman bizim hedeflerimiz çok daha büyük. Bugün, tarım, 147 milyar liralık katma değer sağlıyor; 248 milyar liralık da üretim değeri var. 55 milyar dolar gayri safi yurtiçi hasılaya katkı sağlıyoruz. Avrupa’da birinci, dünyada 7’ncisiyiz. Bu rakam bizi kesmez. Bizim potansiyelimiz daha yüksek. Yapısal sorunları çözdüğümüzde hedefimiz gayri safi yurtiçi hasılaya 150 milyar dolarlık katkı. Yani 450 milyar liralık bir katkı. Bugün 18 milyar dolar ihracatımız var. Bunda hedef 40-45 milyar dolar. Bu hedeflere ulaşacağımıza biz inanıyoruz.”

Gelişmekte olan ülkelerin dikkat etmesi gereken bir koz daha var. Dünya Ticaret Örgütü kararları herkesi bağlıyor. Korumalar kalkmaya başladı. Bazı ürünlerde biz de gelişmekte olan ülkelere karşı korumakta zorlanıyoruz.  Gelişmekte olan ülkelere karşı korumalar koymak zorundasınız. İhracat destekleri fevkalade azalmaya başladı. O zaman tarımımızı geliştirmek, dünya ticaretinde gereken payı almak istiyorsak kullanabileceğimiz bir tek enstrümanımız kalıyor. Verimliği yakalamak zorundayız. Koruma yapamadınız, dış destek veremediniz. O zaman verimliliği yakalamadığınız takdirde dünyayla rekabete açamazsınız. Bırakın rekabeti kendi ülkenizin gıda güvencesini sağlamak da tehdit altında olur. Muhakkak surette verimliliği bizim yakalamamız lazım. Gelişmiş ülkeleri de insafa davet ediyoruz. Bugün 7 milyar nüfusu besleyemiyoruz. 2050 yılında bu dünya 9 milyarlık nüfusu nasıl besleyecek? Bu kadar aç insanın olduğu bir dünyada huzur bekleyebilir miyiz? Akşam yatağa girerken bu ülke insanları vicdani açıdan hem kendi güvenlikleri açısından nasıl huzurlu yatabilirler? Dünyanın huzurunu sağlayalım. Herkesin bunun bilincinde olması lazım. Gelişmekte olan ülkelere de farklı bir şekildi bir destek vermek gerekir.”

 

-Dünya nüfusu hızla artıyor-

 

Dünya nüfusunun hızla arttığı, ancak insanları besleyecek tarım topraklarının azaldığının inkar edilemez bir gerçek olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları söyledi:

“Bu gerçeğe rağmen, dünyamızda Birleşmiş Milletler verilerine göre, her yıl 12 milyon hektar tarım alanının da verimsiz hale gelmesi önemli bir sorun olarak ortada durmaktadır. Hızla artan dünya nüfusunun 2050 yılında 9 milyarı aşacağı tahmin ediliyor. Nüfus artışının yanı sıra beslenme alışkanlıkları da değişmektedir. Gelirdeki artışla birlikte gıda tüketimi de hızla artmaktadır. Nüfus artışından daha hızlı artan gıdaya olan bu talebi karşılamak için dünya gıda üretiminin 2050 yılına kadar yüzde 60 oranda artırılması gerektiğini FAO söylüyor. Bundan dolayı açlık ve yetersiz beslenmeden en çok etkilenen az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin gıda üretiminde kendine yeterli düzeye gelmeleri fevkalade önem taşıyor. Bu gerçekten hareketle tarım topraklarımızı korunmamız, bize gıda ve su sağlayan her karış toprağımızın değerini bilmemiz çok önemlidir.

Gıda üretiminde yeterli düzeye gelmek açlığı ortadan kaldıracak en önemli unsur olarak duruyor. 21. yüzyılda yaşamamıza rağmen, açlık ve yetersiz beslenme sorununu henüz tamamen ortadan kaldırabilmiş değiliz.

Bugünün dünyasında açlık çeken ve yetersiz beslenen 795 milyon nüfus vardır. Bu kadar nüfus 10 tane Türkiye eder. Buna karşın, açlık çeken ve yetersiz beslenen toplam nüfustaki 70 milyonluk azalma bir Türkiye bile etmiyor. Başka bir söze gerek yok sanırım.

Özellikle son yıllarda dünyada gıda fiyatlarında yaşanan artışlar ve fiyatlardaki dalgalanmalar, fakir ülkelerde gıdaya erişimi zorlaştırmakta hatta kimi zaman imkânsız hale getirmektedir. Günümüzde hala açlık çeken yaşı 5’i bile geçmeyen milyonlarca çocuk var. Büyükleri bir tarafa bırakalım, yaşı 5’i bile bulmayan bir çocuğun açlık çekmesi hangi vicdana sığar?

Şu kesin ki dünyada gıda fiyatlarının artması, açlığı tetikleyen önemli faktörlerden biridir. Küresel ısınma, kuraklık, gelişmiş ülkelerin tarımsal ürünlerdeki ithalat-ihracat ve korumacı politikaları, talep miktarının artması, sektöre yeterli yatırımın yapılmaması, girdi fiyatlarının artması, tarım ürünlerinin biyoyakıt üretiminde kullanılması gibi birçok etken dünya gıda fiyatlarını etkilemektedir.

 

-“Gelişmiş ülkeler açlık konusunda yeterince hassas davranmıyor”-

 

Burada, özellikle gelişmiş ülkelerin açlık ve yetersiz beslenme konusunda yeterince hassas davranmadıklarını söylemek zorundayım. Gelişmiş ülkelerin hassasiyeti çok önemli, çünkü dünyada açlığı ortadan kaldırabilecek mali güce ve tarımsal üretime onlar sahipler.

Özellikle azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tarım sektörlerinde yaşanan bir diğer sorun da büyük uluslararası firmaların, geniş tarım arazilerini kiralaması, üretimi gerçekleştirdikleri ülkenin ihtiyacı olan gıda üretimi yerine, sadece dünya piyasalarına dönük ve tek ürüne dayalı, monokültür üretim yapmasıdır. Bu durum üretim yapılan ülkenin tarımında, beslenmesinde sıkıntıya neden olmaktadır. Tarım alanlarının büyük bölümünde tek ürün üreterek bir ülkenin gıda ihtiyacını karşılayamazsınız. Böyle bir tarım politikası olamaz. Böyle bir politikayla azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yeterli beslenme sağlanamaz.

Bu ülkelerle ilgili bir diğer sorun, uzun vadede, ‘gıda yardımı’ adı altında yapılan yardımlardır. Bu yardımlar sonuç olarak ülke tarımında çöküntüye yol açmaktadır. Uzun vadede bu tür yardımlar yerine, tarımı sürdürülebilir kılacak teknoloji ve finansman desteği sağlanması daha faydalı olacaktır.”

 

-“TZOB iklim değişikliği konusunu hep gündeminde tutmuştur”-

 

Gıda fiyatlarını etkileyen önemli etkenlerden birinin de Dünya Gıda Günü’nün bu yılki teması olan iklim değişikliği olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:

“Türkiye Ziraat Odaları Birliği iklim değişikliği konu başlığını hep gündeminde tutmuş ve bu yönde çalışmalar yapmıştır. Çünkü değişen iklim, tarım sektörünü büyük oranda etkilemektedir. Birliğimizin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile 2012 yılında imzaladığı ‘Kadın Çiftçi Eğitimi İşbirliği Protokolü’ çerçevesinde yürütülen 5 ana eğitim konusundan birisi de ‘İklim Değişikliği ve Kadın’ olarak belirlenmiştir. Bu protokol kapsamında yürütülen çalışmalarda 297 uzmana eğitici eğitimi, Türkiye genelinde de 8 bin 568 kadın çiftçiye de iklim değişikliği konusunda hep birlikte eğitim verilmiştir. ‘İklim Değişikliği ve Kadın’ başlığı altında verilen eğitimlerde; bilinçli su kullanımı, modern sulama teknikleri ve nitrat kirliliği gibi konularda çiftçilerin bilinçlenmesi sağlanmıştır.

Yine iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek illerimizden Konya’nın, Karapınar İlçesi Ziraat Odamız, ‘İklim Değişikliğinin Tarımsal Ürünlere Etkisi Üzerine Bir Araştırma Projesi’ yapmıştır. Karapınar Ziraat Odamızın hazırladığı projeyle çiftçilere bilinçli tarım yöntemleri anlatılarak, küresel iklim değişikliklerine karşın geleneksel tarımdan modern tarıma geçiş çalışmalarına ve sürdürülebilir kırsal kalkınmaya destek verilmiştir. Bölge halkının gelir düzeyine ve yaşam kalitesinin artırılmasına katkı sağlanmış, bölge tarım potansiyelinin optimal düzeyde kullanılmasına yönelik amaç ve stratejiler geliştirilmiştir. Bu proje kapsamında iklim değişikliğinin tarımsal etkileri incelenerek, bölge çiftçilerine ayrıca eğitim verilmiştir.

Dünyada gittikçe daha tehlikeli boyutlara ulaşan küresel ısınmanın, dünyanın birçok bölgesinde yağış rejimleri ve buna bağlı olarak ürün desenlerinin değişmesine yol açtığı bilim adamlarınca ortaya konulmuştur. Kuraklık, sel, don gibi tabiat olaylarının olağan dışı zamanlarda yaşanıyor olması, iklimde yaşanan değişikliklerin artık gözle takip edilebilecek kadar arttığını göstermektedir.

Çağımızın en önemli problemleri arasında yer alan küresel iklim değişikliği, bulunduğumuz coğrafyayı da içine alan, yaşamın her alanında olumsuz etkilere sahip karmaşık bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. İklim değişikliğinin insani gelişmede uzun vadeli engeller oluşturacağı ve insanları gittikçe kötüye giden bir yoksulluğa iteceği göz önüne alınmalıdır.

Yapılan çalışmalarda, Türkiye’nin yakın gelecekte daha sıcak ve kurak, yağış miktarı ve şiddeti açısından da daha belirsiz bir iklim yapısına sahip olacağı ifade edilmektedir. Bu noktada iklim değişikliği, sebep ve etkileriyle küresel bir problem olarak algılanmalı ve ülkeler sorumlulukları ve kapasiteleri çerçevesinde küresel bir eyleme geçmelidirler.

İklim değişikliğinin tarımsal üretime etkisi konusunda yapılan çalışmaların büyük çoğunluğunda, şu anda kuru tarım yapılan ve hububat yetiştirilen alanların kuzeye doğru kayacağı tahmin edilmektedir. Verimle ilgili olan çalışmalarda da ürün verimlerinde yüzde 10’lardan yüzde 50’lere kadar azalmalar beklenmektedir. Yapılacak uyum çalışmalarıyla bu verim düşüşlerinin kısmen azaltılabileceği belirtilmektedir.

Çeşitli projeksiyonlara göre iklim değişikliğiyle birlikte tarımsal üretimde, dünyada bazı bölgelerde artış bazı bölgelerde azalışlar beklenmektedir. Karbondioksit artışının olumlu etkisi dikkate alınmadan, iklim değişikliğinin 2003-2080 yılları arasında tarımsal üretimde yapacağı değişime ilişkin projeksiyonda, Türkiye’nin tarımsal üretiminde bir miktar azalacağı öngörülmektedir.

İklim değişikliğinin su kaynakları üzerine de önemli etkileri bulunmaktadır. Miktar ve kalite bakımından yeterli suya erişimin zorlaşacağı da bilinen bir gerçektir. Ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Nüfus artışı, tarımda ve diğer alanlarda suyun bilinçsizce kullanımı gibi faktörlerin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde, gelecek nesillere temiz ve yeterli suyun bırakabilmesi için doğal kaynaklarımızın korunması ve doğru kullanılması fevkalade önemli bir husustur.

Tarım, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden doğrudan etkilenecek sektörlerden biri olduğu gibi bu etkileri asgari düzeye indirecek çözümleri de içinde barındıran bir sektördür. Sürdürülebilir üretim sistemlerinin kurulması için izleme, risk değerlendirme ve etkili önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu önlemler su, toprak ve biyolojik çeşitlilik gibi doğal kaynakların korunması, sürdürülebilirliği ve etkin kullanımına yönelik olması fevkalade önemlidir.

İklim değişikliğinin etkilerinden en erken ve en ağır biçimde etkilenecek olan çiftçilerin korunması ve desteklenmesi için tüm dünyada gerçekçi ve kalıcı politikalar geliştirilmeli, küresel anlamda koordinasyon ve işbirliği sağlanmalıdır.”

Orman alanlarının azalması, toprağın bozulması, uygun olmayan tarım uygulamaları gibi arazi kullanımındaki değişiklikler atmosfere karbon salınımı yapmakta, dolayısıyla küresel ısınmayı artırdığını belirten Bayraktar, “küresel ısınmanın önlenmesi için enerji ve sanayi üretiminde fosil yakıtların kullanılması yerine daha temiz ve doğayla dost yenilenebilir enerji kaynaklarına hızla geçilmelidir. Tarımda en iyi tarım teknikleri kullanılmalı, orman arazileri ve biyolojik çeşitlilik korunmalıdır” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, canlıların ormanlara bağlı olmadan yaşayamayacağı bilinciyle, doğal kaynakların sürdürülebilirliğine destek olmayı amaçladığını bildiren Bayraktar, bu sebeple 2012 yılında Ağaçlandırma Seferberliği kapsamında Orman ve Su İşleri Bakanlığımız ile protokol imzaladıkları, söz konusu protokol kapsamında bugüne kadar 972,3 dekarda 54 bin 780 fidanı toprakla buluşturdukları bilgisini verdi. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin getirdiği şartlar daha da ağırlaşmadan, her yıl ülke çapında çok hızlı ve etkin bir ağaçlandırma kampanyası yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, “Ayrıca, Araştırma Enstitülerimiz ve Üniversitelerimizin yeni iklim şartlarına uygun ürün desenleri üzerinde çalışmalar yapmalı, Sürdürülen çalışmalar da bir an önce uygulamaya geçirilmelidir” diye konuştu.

Bayraktar, konuşmasının sonunda, açlığın olmadığı, her insanın yeterli gıdaya ulaşabildiği bir dünya dileğinde bulundu.

 

-Tarım Bakanı Çelik-

 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik, konuşmasında, dünyada 2 milyar hektarlık alanın küresel ısınma, iklim değişikliği, çölleşme ve kuraklık tehdidiyle karşı karşıya bulunduğunu, bu tablodan 1,5 milyardan fazla insanın etkilendiğini bildirdi.

Ortalama küresel sıcaklığın  2015 yılında 0,6 santigrat derece arttığını, deniz seviyesinin 10-20 santimetre yükseldiğini belirten Çelik, şunları söyledi:

 “Dünyanın bazı bölgeleri su altında kaldı. Bazı kesimler ise su kıtlığı yaşıyor. Su kıtlığı yaşanılan bölgelerde, 2030 yılına kadar 700 milyon kişi yurtlarından olacak. Bu olumsuz gelişmelerden en çok tarımsal faaliyetler etkileniyor.

İklim değişikliği ve kuraklık nedeniyle, 20. yüzyılın başından bu yana tarımsal ürünlerdeki genetik çeşitliliğin yüzde 75’i yok oldu. Tedbir alınmazsa kuraklık sebebiyle mahsullerden alınan verimin yüzde 10-25 düşeceğinin hesaplanıyor. Dünyada israf edilen gıdanın değeri 1 trilyon doları aşıyor. Dünyanın en zengin yüzde 20’lik diliminde yer alanlar, üretilen toplam gıdanın yüzde 76’sını tüketiyor.”

Türkiye’nin tarım konusunda taraf olduğu tüm uluslararası sözleşmelere uyum için çok ciddi çaba içinde olduğunu ve yürütülen çalışmalara öncülük ettiğini anlatan Çelik, şunları kaydetti:

“Türkiye tarımsal hasıla bakımından Avrupa’nın en büyük tarım ülkesi konumundadır. 2023 yılı için konulan hedeflere ulaşmak için tarımsal üretimde de kaynakları verimli kullanmamız gerektiğinin farkındayız. Bu gerçekten yola çıkarak, ‘Milli Tarım’ projesini oluşturduk. Başbakanımızın da dediği gibi bundan sonra çiftçilerimiz, kafasına göre değil havzasına göre ekim yapacak. 

Mazotta da çok yoğun bir çalışma yaptık. Mazot desteğiyle kalitesiz mazot kullanımının önüne geçeceğiz Bu çevre kirliliğini de önleyecek bir karar.”

Sulamada yaşanan sorunların toplulaştırma projesiyle çözülmesinin doğru olacağını vurgulayan Çelik, yapılacak yasal düzenlemeyle sulama ve toplulaştırma problemlerinin giderileceğine dikkati çekti. Vatandaşa sağlıklı, ekonomik gıda arzını kolaylaştırmayı hedeflediklerini vurgulayan Çelik, gelişmiş ülkeleri de bu çabaya ortak olmaya davet etti.

 

-FAO Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji-

 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji de iklim değişikliğinin gıda güvenliğiyle ilişkisine dikkati çekti. İklim değişikliği masaya yatırılmadan, açlık ve yoksulluğun sona erdirilemeyeceğini belirten Shoji, “Dünya nüfusunun 2050’de 9,6 milyara ulaşması bekleniyor. FAO, bu büyüyen nüfusu doyurabilmek için 2050’ye kadar tarımsal üretimin yüzde 60 artması gerektiğini tahmin ediyor. Öte yandan küresel sıcaklık yükselmesini 2 derecenin altında tutabilmek için emisyonların 2050’ye kadar yüzde 70 azalması zorunluluğu var. Bir başka deyişle, emisyonları azaltırken bugüne kadar görülmemiş bir gıda talebini karşılamak zorundayız” dedi.

Konuşmaların ardından Bakan Çelik, Genel Başkan Bayraktar ve FAO Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji, iklim değişikliği konularından yaptıkları çalışmalar nedeniyle, Karapınar Ziraat Odası adına Oda Başkanı Durmuş Üner’e, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü adına Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Gözükara, Konya Toprak Su Çölleşme ile Mücadele Araştırma Enstitüsü adına Enstitü Müdürü Durmuş Ali Çarkacı,’e FAO madalyası verdiler.

Tarım Bakanlığı’ndan Eğitim Yayım ve Yayınlar Dairesi, TİGEM, Et Süt Kurumu, Çaykur, AOÇ, TARSİM, Ziraat Odalarından Mersin’in Akdeniz, Trabzon’un Arsin, Çanakkale’nin Bayramiç, Aydın’ın Efeler, Gaziantep’in Şehitkamil, Manisa’nın Şehzadeler, Malatya’nın Yeşilyurt ve Ankara’nın Beypazarı Ziraat Odaları stant açtılar. Bakan Çelik, Genel Başkan Bayraktar ve FAO Türkiye Temsilcisi ve katılımcıların gezdiği stantlarda yöresel ürünler ikram edildi.

Dünya Gıda Günü kutlamalarının öğleden sonraki bölümünde “İklim Değişikliği, Gıda ve Tarım” konulu panel düzenlendi.