Bayraktar, sektördeki son gelişmeleri değerlendirdi

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Markette 6 lira fiyatla tüketiciye sunulan salatalığın sera çıkış

fiyatı 2 lirayı bulmamaktadır. Aradaki bu farkı, hiçbir gerekçe

makul gösteremez”

-“Kuru soğanda durum daha da ilginç bir hal almaktadır. Halen

üreticide 1 lira 55 kuruş olan kuru soğanın markette 3 lira

50 kuruş olmasını nasıl izah edebiliriz? Üzerinde durmamız

gereken asıl konu, çözmemiz gereken asıl problemimiz budur”

-“Bazı illerde buğday ve arpa, bazı illerde kışlık sebzeler dondan

zarar gördü. Özellikle limonda ikinci makas olarak adlandırılan

ikinci hasat döneminde kaybın yüzde 50’ye ulaşacağı tahmin

ediliyor”

-“Ocak ayında üreticide kilogramı 26 lira 25 kuruş olan kuzu eti,

markette 44 lira 99 kuruşa, 24 lira 76 kuruş olan dana eti,

markette 40 lira 15 kuruşa satılmaktadır”

-“Et ithalatı için yurtdışına ödediğimiz her döviz, hayvancılığımızda

bir adım gerilememize neden oluyor”

-“Bugün de yapmamız gereken kararlı duruşu devam ettirmek,

ithalatı sadece ve sadece besi ve damızlık materyaliyle sınırlı

tutmaktır. Bunu da üreticimize zarar vermeyecek şekilde kontrollü

yapmak zorundayız”

-“Etin fiyatının düşmesi için karkas fiyatlarının düşmesi, bunun

için de, yem ve besiye alınacak hayvan gibi üretim maliyetlerinin

düşürülmesine ihtiyaç vardır”

-“Desteklerin yüzde 46’sını çiftçilerin sadece yüzde 5’i alırken,

yüzde 95’lik kitleye desteklerin yüzde 54’ü kalmaktadır”

-“Destekleme modeli yeniden ele alınmalı, küçük aile işletmelerine

desteklerden daha fazla pay verilmelidir”

-“Görüldüğü gibi gübre ve yemdeki KDV indiriminden beklenen

amaç gerçekleşmemiştir. Bu noktada talebimiz KDV indirimi kadar

bir tutarın doğrudan üreticiye verilmesidir”

-“Bir, iki firmanın tekelleşerek milyonların ekmeği ve kaderiyle

oynamasına hiçbir şekilde izin verilmemelidir. Bunu

engelleyemezsek bu durum bizim de devletimizin de ayıbı olur”

-“Hiç kimse yüzbinlerce ailenin ekmeğine göz dikmesin, haksız

kazancın peşinde olmasın. Üreticimiz fındıktaki bu oyunlara haklı

olarak tepki gösteriyor. Bu fırsatçılara karşı eylem talep ediyor.

Buna gerek kalmadan sorun çözülsün istiyoruz”

-“Kar yağışları özellikle buğday üretimini olumlu etkileyecek ama

yağış almayan bölgelerde buğday üretiminde sıkıntı görülebilir.

Ben rekoltenin Türkiye’nin ihtiyacının üzerinde olacağı

düşüncesindeyim. Buğday üretiminde sorun olacağını

düşünmüyorum

 

Ankara – 29.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üretici ve tüketici arasındaki mekanizmaların sağlıklı şekilde oluşturulmamasının hem üreticileri hem de tüketicileri mağdur ettiğini vurgulayarak, “Markette 6 lira fiyatla tüketiciye sunulan salatalığın sera çıkış fiyatı 2 lirayı bulmamaktadır. Aradaki bu farkı, hiçbir gerekçe makul gösteremez. Kuru soğanda durum daha da ilginç bir hal almaktadır. Halen üreticide 1 lira 55 kuruş olan kuru soğanın markette 3 lira 50 kuruş olmasını nasıl izah edebiliriz? Üzerinde durmamız gereken asıl konu, çözmemiz gereken asıl problemimiz budur” dedi.

Bayraktar, Birlik Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, tarımın mevcut durumunu ve sektördeki son gelişmeleri değerlendirdi.

Son günlerde ülke genelinde görülen kar yağışlarının özellikle hububat üretimine olumlu yansımakla birlikte, bu dönemde mevsim normallerinin altında gerçekleşen hava sıcaklıklarının, hububatı, serada, tarlada yetiştirilen sebzeleri ve hasadı devam eden narenciye ve muz gibi ürünler ile zeytin ve şeftali ağaçlarını olumsuz etkilediğini vurgulayan Bayraktar, “Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarılarına göre, Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri Akdeniz ve Ege kıyı kesiminde hafif ve orta, geri kalan tüm yurtta kuvvetli ve çok kuvvetli soğuklar meydana geldi. Don riski azalmakla birlikte, yarın sabaha kadar soğuk hava etkisini devam ettirecek” dedi.

Kış mevsimi nedeniyle ülke genelinde tarımsal faaliyet durgun olmakla birlikte, ılıman iklim kuşağında yer alan illerde, sera ve tarlada kışlık sebze üretimi devam ederken, narenciye ve muz gibi meyvelerde de hasadın sürdüğüne dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Hava sıcaklıklarının normallerin altına düşmesi, seralarda ısıtma ve nakliye masraflarının artmasına, verim düşüklüğüne, işçilik faaliyetlerinin zorlaşmasına, tarlada yetiştirilen kışlık sebzeler ile hasadı devam eden narenciye ve muz gibi ürünlerde ise don olaylarına neden olmaktadır.

Nitekim geçtiğimiz haftadan itibaren düşük hava sıcaklıkları tüm yurdu etkisi altına almıştır.

Ocak ayının başından bugüne kadar mevsim normallerinin altında seyreden hava sıcaklıkları, üretimi olumsuz etkilemiş, üreticilerimizi mağdur ettiği gibi fiyatları da yukarı çekmiştir. Ancak, hemen belirtmek gerekir ki, bazı ürünlerin fiyatlarında görülen artışlar, iklim şartlarının getirdiği zorluklardan kaynaklanan üreticideki fiyat artışlarından ziyade, üretici ile market fiyatları arasındaki büyük farklardan kaynaklanmaktadır. Şunu da açıkça belirtmek gerekir, hava şartlarından kaynaklı gelişmeler, üretici fiyatlarından çok tüketici fiyatlarına daha fazla yansımış ve ürünlerin sofralara daha pahalı ulaşmasına neden olmuştur.”

 

-“Hem üretici hem tüketici mağdur”-

 

Üretici ve tüketici arasındaki mekanizmaların sağlıklı şekilde oluşturulamamasının hem üreticileri hem de tüketicileri mağdur ettiğini vurgulayan Bayraktar, şunları söyledi:

“Marketlerde fiyatı en fazla artan ürünler içinde bulunan mandalinanın bahçedeki fiyatı 1 lira 25 kuruşken, markette 3 lira 18 kuruşa, kuru soğanın üreticideki fiyatı 1 lira 55 kuruşken, 2 lira 84 kuruşa kadar çıkmaktadır. Hatta basına yansıyan haliyle markette 6 lira fiyatla tüketiciye sunulan salatalığın sera çıkış fiyatı 2 lirayı bulmamaktadır. Aradaki bu farkı, hiçbir gerekçe makul gösteremez.

Kuru soğanda durum daha da ilginç bir hal almaktadır. Soğan, hasat döneminde üreticinin elinden 45 kuruştan çıkmaya başlamıştır. Halen üreticide 1 lira 55 kuruş olan kuru soğanın markette diyelim ki 2 lira olması normal… Yine basında yer alan haliyle 3 lira 50 kuruş olmasını nasıl izah edebiliriz? Üzerinde durmamız gereken asıl konu, çözmemiz gereken asıl problemimiz budur. 

Bu arada, Doğu Anadolu’da eksi 40, İç Anadolu’da ise eksi 30 derecelere kadar düşen sıcaklıklar, özellikle hububatın dondan etkilenmesine neden oldu.

Çankırı’da arpa ve buğdayda don kesiği görülmüştür.

Konya’da ise yağış yetersizliği nedeniyle geç ekilen alanlarda yüzde 20-30’lara ulaşan zarar beklenmektedir.

Niğde, Kayseri, Kastamonu gibi illerimizde, tarlalar henüz karla kaplı olduğundan hububatın aşırı soğuklardan etkilenip etkilenmediği, karın kalkmasının ardından belli olacaktır.

Afyonkarahisar’da ise arpa ve buğday dondan zarar gördü.

Bursa Karacabey ve Yenişehir’de pırasa, brokoli ve karnabahar dondan etkilendi.

İzmir Ödemiş’te ise tarlada olan patatesin yarısı dondan zarar gördü.

Samsun Çarşamba’da yetiştirilen sebzelerden marul, ıspanak ve lahanaya yoğun kar yağışı zarar verdi.

Meyvelerden en fazla etkilenen ürün grubu narenciye oldu. Düşük hava sıcaklıklarının uzun süre devam etmesi hasarı artırdı. Adana, Mersin illerimizde dalda bulunan portakal, mandalina, limon dondan etkilendi. Özellikle limonda ikinci makas olarak adlandırılan ikinci hasat döneminde kaybın yüzde 50’ye ulaşacağı tahmin ediliyor.

Bursa’da ise Ocak ayı başında yaşanan dondan şeftali ağaçlarında dallar ve gözler tkilenirken, zeytin ağaçlarında çatlamalar meydana geldi. Hasar tespit çalışmalarının tamamlanmasının yanı sıra karın kalkmasıyla birlikte durum daha net ortaya çıkacak.”

 

-“Üreticilerimiz, don riskine karşı mutlaka sigorta yaptırmalıdır”-

 

Tarım ürünlerinin, tohumun tarlaya atılışından ürünün hasat edilerek ambara konmasına kadar her zaman risk altında olduğunu bildiren Bayraktar, “Bu nedenle üreticilerimiz, aşırı yağış, don, dolu gibi tarımsal üretime zarar verecek konularda, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamaları takip etmeleri ve gerekli önlemleri erken almaları yararlarına olacaktır. Bilindiği üzere meyve ağaçlarında don riski devlet destekli tarım sigortaları kapsamındadır. Üreticilerimiz, don riskine karşı mutlaka sigorta yaptırmalıdır. Üreticilerimizin kaybının bir nebze olsun telafi edilebilmesi bakımında sigorta büyük önem taşımaktadır. Meyve ağaçlarını don riskine karşı sigorta yaptıran üreticilerimiz, tazminatlarını alarak maddi kaybın önüne geçebileceklerdir” dedi.

 

-“Kırmızı etin fiyatıyla ilgili tartışmalar herkesin malumu”-

 

Ülkemiz beslenmesi için çok önemli bir gıda olan kırmızı etin fiyatıyla ilgili tartışmaların herkesin malumu olduğunu belirten Bayraktar, şöyle konuştu:

“Ancak sebze ve meyvede gördüğümüz durum aynı şekilde kırmızı ette de karşımıza çıkmaktadır.

Ocak ayında üreticide kilogramı 26 lira 25 kuruş olan kuzu eti, markette 44 lira 99 kuruşa, 24 lira 76 kuruş olan dana eti, markette 40 lira 15 kuruşa satılmaktadır. Görüldüğü gibi üreticiden markete kuzu eti fiyatı yüzde 71,38, dana eti fiyatı yüzde 62,17 artmaktadır. 

Zaman zaman perakende fiyata bakılarak kırmızı ette ithalat sesleri de gündeme geliyor. Birçoğu masum taleplermiş gibi görünse de uzun vadede ithalatın hayvancılığımızı hangi noktalara sürüklediğini geçmiş tecrübelerimiz bize gösterdi. Et ithalatı için yurtdışına ödediğimiz her döviz, hayvancılığımızda bir adım gerilememize neden oluyor.

Bu yöntem başka ülkelerin besicilerini desteklerken, kendi üreticimiz ve et üretimimize olumsuz yansıyor.

Bunun acı örneklerini et ithalatı yaptığımız yıllarda yaşadık.

Ancak son yıllarda kararlı bir şekilde belli miktarın dışında et ithalatı yapılmaması, hayvancılık sektörümüze olumlu yansıdı, önemli mesafeler kat ettik. Et ve süt üretimimiz giderek artan bir ivme yakaladı.

Bugün de yapmamız gereken bu kararlı duruşu devam ettirmek, ithalatı sadece ve sadece besi ve damızlık materyaliyle sınırlı tutmaktır. Bunu da üreticimize zarar vermeyecek şekilde kontrollü yapmak zorundayız.

Bu uygulama, birkaç yıldır özellikle Kurban Bayramlarında da başarılı sınav veren, ithalata gerek kalmayacak şekilde ihtiyacın üzerinde üretimi gerçekleştirerek kendisine güvenenleri mahcup etmeyen çiftçimizin de önünü görmesini ve daha sağlam yatırımlara yönlenmesini sağlayacaktır. Her ithalat dedikodusunda üreticilerimiz arasında tedirginliğe ve kararsızlığa neden olan bu tür söylemlerden uzak durulması gerekir. Kolay yoldan kazanç elde edilmesinin bir yöntemi gibi görülen bu yol, ne ülkemiz için ne çiftçimiz için ne de hayvancılık sektörümüz için doğru bir yoldur.

 

-Yapılması gereken, ithalat değil…-

 

Yapılması gereken, ithalat değil kısa, orta ve uzun vadeli politikalarla üretimin sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasıdır.

Bu politikalar hayata geçirildiği takdirde, neredeyse maliyetine üretim yapan çiftçimiz, emin olun bütün beklentilere cevap verecek, üretimi artıracak ve fiyatların aşağı düşürülmesi için başka her türlü bahaneyi de ortadan kaldıracaktır.”

 

-“Çiftçimiz kendisine uzatılan eli boşa çıkarmadı, karşılığını verdi”-

 

Sektörde hep görüldüğü gibi çiftçinin kendisine uzatılan eli, kendisine yapılan desteği hiçbir zaman boşa çıkarmadığını, karşılığını hep verdiğini belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

“Kısa vadede başka ülkelere ödenecek döviz miktarı kendi çiftçimize belli oranda destek olarak yansıtılırsa hem üretimimiz artacak hem piyasalara güven tesis edilecek hem de büyük miktarda döviz ülkemizde kalacaktır.

Et fiyatlarının kısa, orta ve uzun vadeli politikalarla düşürülebileceğine vurgu yapmıştık. Bu politikaların neler olabileceğine ilişkin önerilerimize gelince;

Tüketiciye ulaşan son ürün olan etin fiyatının düşmesi için karkas fiyatlarının düşmesi, bunun için de, yem ve besiye alınacak hayvan gibi üretim maliyetlerinin düşürülmesine ihtiyaç vardır.

Yem için;

ucuz yem kaynakları olan meraların ıslah edilerek kullanıma açılması ve mevcut meraların korunması,

yem bitkileri üretiminin desteklenmeye devam edilmesi,

gübre ve mazot gibi yem hammadde üretim girdilerinin ucuza temininin sağlanması,

Besi hayvanı için ise;

Buzağı ölümlerini önleyici tedbirlerin alınması,

Doğum aralığının uzaması nedeniyle doğurma oranının düşük olmasını önleyici tedbirlerin alınması,

Süt fiyatlarında zaman zaman yaşanan istikrarsızlıklar neticesinde damızlıkların kasaba gönderilmesini önleyici tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Bunlara ilave olarak besicilere verilen desteğe devam edilmesi, ette KDV’nin yüzde 8’den yüzde 1’e indirilmesi, pazarlama kanallarını kısaltacak tedbirlerin alınması, olası spekülasyonları önlemeye yönelik piyasanın sıkı takip edilmesi gerekmektedir.”

 

-Desteklerin yüzde 46’sı çiftçinin yüzde 5’ine gidiyor-

 

Devletin bütçe imkânlarını da gözeterek tarım kesimimize önemli miktarda destek verdiğini bildiren Bayraktar, “yine de bu desteklerin yeterli olduğunu, işletmelerin yapısı gereği dengeli dağıldığını söylemek mümkün değildir. Tarımsal destek bütçesinden çiftçilerin; yüzde 71,2’lik kısmı 2 bin liranın, yüzde 52,8’lik kısmı ise 1000 liranın altında destek almaktadır. Üstelik çiftçimiz bu desteği alabilmek için, yılda 8-10 kez tarım teşkilatına gitmekte, evrak bedeli, yol masrafı olarak yaklaşık 250 lira harcamaktadır. Ayrıca, desteklerin yüzde 46’sını çiftçilerin sadece yüzde 5’i alırken, yüzde 95’lik kitleye desteklerin yüzde 54’ü kalmaktadır. Destekleme modeli yeniden ele alınmalı, üretimin sürdürülebilirliğinin sağlanması için küçük aile işletmelerine desteklerden daha fazla pay verilmelidir” dedi.

 

-“KDV indirimi kadar tutar doğrudan üreticiye verilsin”-

 

Desteklere rağmen, çiftçinin yüksek maliyetlerle üretim yaptığının da bir gerçek olduğunu belirten Bayraktar, şöyle dedi:

“Mazot, gübre, yem, elektrik, tohum, ilaç gibi girdi fiyatlarının yüksekliği çiftçimizi zorlamaktadır. Bunun çözümünün girdilerdeki vergi yükünün azaltılmasından geçtiğini, girdi fiyatlarının üreticimizi zorlamayacak makul düzeylere indirilmesi gerektiğini hemen her platformda dile getiriyoruz.

En son gübrede yüzde 18, yemde yüzde 8 olan KDV oranı yüzde 1’e düşürülmüştür. Ancak yapılan KDV indiriminin üreticimize yansımasında sıkıntılar olduğu, indirimin ancak bir kısmının üreticimize yansıdığı şeklinde odalarımızdan bilgiler gelmektedir. Örneğin ÜRE’de KDV indiriminden önce fiyat, tonda 1120 lira iken, KDV indiriminden sonra fiyatın yüzde 9,82 azalmayla sadece 1010 liraya gerilediği görülüyor. KDV indirimi tam olarak yansıtılmış olsaydı fiyat, 958 lira 64 kuruş olacaktı.

Yemde yapılan KDV indiriminde de durum buna benzerdir.

Süt yemi fiyatı ise KDV indirimden önce kilogramı 95 kuruş iken, 90 kuruşa inmiş, fiyatlarda yüzde 5,3 azalma olmuştur. KDV indiriminden önce kilogramı 86 kuruş olan besi yemi, yüzde 4,65 düşüşle 82 kuruşa inmiştir.

Görüldüğü gibi gübre ve yemdeki KDV indiriminden beklenen amaç gerçekleşmemiştir. Bu noktada talebimiz gübre ve yemdeki KDV indirimi kadar bir tutarın doğrudan üreticiye verilmesi ve amacın hasıl olmasıdır.”

 

-“Fındıkta kaybeden sadece üretici olmayacak”-

 

Ülkeye 2,8 milyar dolar döviz kazandıran, 400 bin çiftçi ailesinin geçim kaynağı olan fındıkta son zamanlarda rahatsız edici gelişmeler gözlemlediklerini vurgulayan Bayraktar, “sezon başında serbest piyasada fındıkta fiyatı 14 lira 80 kuruşken, 9 lira 50 kuruşlara kadar indi. Bugünlerde yeniden 10 liranın üzerine çıktı. Bunda, ziyaret ettiğimiz Bakanımız Sayın Faruk Çelik’in gerekirse TMO’yu devreye sokup, 50 bin tonun üzerinde fındık alabileceklerini açıklaması etkili olmuştur. Fındıkta fiyat düşüşünün sebebi, piyasa şartlarından değil, piyasaya haksız müdahalelerden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Fındıkta rekolte, iç tüketim, ihracat rakamları ortadadır. Bu göstergelerle fiyatlardaki düşüşün sağlıklı olmadığını söylemek mümkündür” dedi.

Emanete bırakılan fındığı piyasaya sürdürenlerin amacının belli olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şöyle konuştu:

“Haksız yere fiyatı düşürmeye çalışanlar şunu iyi anlamalıdırlar ki, üretici üretimi sürdürmekten uzaklaşırsa kaybeden sadece onlar değil, tüccar ve esnafı da içine alan geniş bir kesim olacaktır.

Büyük bir yabancı alıcı, yerli ortakları vasıtasıyla tekel olmaya çalışıyor.

Bir, iki firmanın tekelleşerek milyonların ekmeği ve kaderiyle oynamasına hiçbir şekilde izin verilmemelidir. Bunu engelleyemezsek bu durum bizim de devletimizin de ayıbı olur. Ancak, bunu başaramayacaklarını, üreticiler olarak emeğimizin ve ekmeğimizin arkasında her zaman dimdik duracağımızı özellikle vurgulamak istiyorum. Hiç kimse yüzbinlerce ailenin ekmeğine göz dikmesin, haksız kazancın peşinde olmasın.

Üreticimiz fındıktaki bu oyunlara haklı olarak tepki gösteriyor. Eylem talep ediyor. Buna gerek kalmadan sorun çözülsün istiyoruz.”

Türk tarımının sorunlarını, sunduğumuz çözüm önerilerini kamuoyu ile paylaşmalarında medyanın gösterdiği ilgiye teşekkür eden Bayraktar, “Nitekim, çalışmalarımız medyada önemli şekilde yer alıyor. 2015 yılında yazılı medyada 14 bin 680 haberle hem işadamları hem de meslek kuruluşu başkanları listesinde birinci olmamız da bunu gösteriyor” dedi.

 

-Sorular-

 

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, sorulara verdiği yanıtlarda, meyve ve sebze satış fiyatlarında hava şartlarının etkili olmasının yanı sıra asıl meselenin üretici ile tüketici fiyatları arasındaki farktan kaynaklandığını söyledi. Üreticiden çok tüketici fiyatlarının çok yüksek olduğunu gördüklerini belirten Bayraktar, “üreticide 1 lira olan bir ürünün 2 lira, 2,5 liraya tüketici alabiliyorsa buna itirazımız yok. Ama 5 liraya tüketiyorsa, aradaki mekanizmada bir sorun var demektir. Bu konuyu Tarım Bakanımızla da dün Maliye Bakanımızla da görüştük. Kendilerine birer rapor sundum. Önerilerimizi dile getirdik. Hükümet bir komisyon oluşturdu. Bu komisyonun sağlıklı verilerle hareket ederek sorunlara çözüm bulması gerekiyor. Et fiyatının yükselmesini soğuk havalara, kuzu fiyatlarındaki artışı kesime gelmiş hayvan sayısının yetersizliğine bağlanıyor. En geç 2 ay içinde kesimlik hayvanların piyasaya sürüleceğini fiyatların dengeleneceğini tahmin ediyoruz” dedi.

Bayraktar, hava koşulları düzeldikçe bu fiyatların hem üretici hem tüketicide makul seviyelere ineceği kanaatini taşıdığını da vurguladı.

Şemsi Bayraktar, Rusya’nın ambargosuna rağmen mandalinadaki fiyat artışlarının devam etmesinin sorulması üzerine de, “Havaların sıcak gitmesi turunçgillerde üretimi artırdı. Ardından don zararı daldaki, hasadı devam eden turunçgilleri etkiledi. Arz yavaşladı. Fiyat artışı bundan kaynaklanıyor.  Ben Rusya krizinin önümüzdeki dönemlerde etkisini göstereceğini düşünüyorum. Mart, Nisan gibi piyasaya arz hızlandığında Rusya krizi etkisini gösterecektir” diye konuştu. 

“Arpa ve buğdayda düşük hava sıcaklıkları nedeniyle ekmeğe yeni bir zam olur mu” sorusunu da Bayraktar, “Kar yağışları özellikle buğday üretimini olumlu etkileyecek ama yağış almayan bölgelerde buğday üretiminde sıkıntı görülebilir. Ben rekoltenin Türkiye’nin ihtiyacının üzerinde olacağı düşüncesindeyim. Buğday üretiminde sorun olacağını düşünmüyorum” diye yanıtladı.

 

-Bir yabancı firma ezerek tekelleşme gayreti içinde-

 

Fındık fiyatlarındaki değişimin arz talep dengesiyle bir alakası olmadığını ifade eden Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bir yabancı firma ülkemizde hem üreticimizi hem de namusuyla çalışan esnaf ve tüccarımızı da ezerek yok etmeye çalışarak tekelleşme gayreti içinde. Odalarımızdan aldığımız bilgilere göre ’emanete bırakılan fındıkları aldı ve piyasaya sürdü, ihraç etti’. Bu konuda Tarım Bakanımız ile bir görüşme yaptık. Bakan bize TMO marifetiyle 50 bin ton civarında fındık alabileceğini ifade etti. Bu fındık fiyatlarını 1 lira civarında artırdı ama bu yeterli değil. Milyonlarca vatandaşımızı bir yabancı firmanın tekeline bırakamayız. Üreticilerimizin mağdur edilmesine müsaade edemeyiz. Bu konuyla ilgili Rekabet Kurulu’na gitme düşüncemiz de var.”

Bayraktar, Trabzon Ziraat Odalarının başkanlarını kabul etti


Bayraktar, Trabzon Ziraat Odalarının başkanlarını kabul etti

 

Ankara – 21.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Trabzon Ziraat Odalarının başkanlarını kabul etti.

Kabulde, Arsin Ziraat Odası Başkanı, TZOB Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Kozoğlu, Sürmene Ziraat Odası Başkanı Recep Özkan, Akçaabat Ziraat Odası Başkanı Mustafa Hikmet Eyüpoğlu, Maçka Ziraat Odası Başkanı Ogün Oğuz, Tonya Ziraat Odası Başkanı Ali Kemal Bayrak, Düzköy Ziraat Odası Başkanı Sinan Değer, Şalpazarı Ziraat Odası Başkanı Ali Bayraktar, Dernekpazarı Ziraat Odası Başkanı Cengiz Şenocak, Çarşıbaşı Ziraat Odası Başkanı İbrahim Öztürk hazır bulundu.

Balıkçılıkta açık denize yönelmek şart


TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Ülkemizde avcılık yoluyla elde edilen üretim

miktarının avlanabilir stok büyüklüğünün sınırına

eriştiği kabul ediliyor”

-“2007 yılında 632 bin ton olan su ürünleri avcılığı,

kıyı avcılığına saplanıp kaldığı için 2014’de 302 bin

tona geriledi”

-“Kıyılarımızda yoğun av baskısı balıkçılığımızı

olumsuz etkiliyor. Ülkemiz koşullarında artık sadece

kıyı balıkçılığı yetmiyor. Yeterli altyapıyı oluşturarak,

açık denizlere yönelmek zorundayız”

-“Japonya, İspanya, Güney Kore, Çin, Tayvan, ABD,

İtalya, Fransa ve Rusya gibi ülkeler, açık denizlerde

avcılık yapılmasını teşvik için gemi inşasına, ucuz

yakıt teminine ve tayfa ücretlerinin iyileştirilmesine

yönelik destekler veriyorlar”

-“Bunun sonucu olarak bu ülkelerin açık deniz

balıkçılığı yapan filo kapasitelerine sahipler”

-“Bu ülkelerin balıkçı gemileri, aylarca denizde avcılık

yapıp, avladıkları ürünleri işleyip, dondurabiliyorlar”

-“Kişi başına su ürünleri tüketimi 2007-2014 döneminde

8,6 kilogramdan 5,4 kilograma geriledi. Dünya

ortalamasının altında olan bu rakamın artırılması için

çalışmalar yapılmalı”

-“Balıkçılarımızın av yasaklarına titizlikle uyması

büyük önem taşımaktadır”

 

Ankara – 24.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’de avcılık yoluyla elde edilen üretim miktarının avlanabilir stok büyüklüğünün sınırına eriştiğinin kabul edildiğini, balıkçılıkta ilerlemek için açık deniz balıkçılığına yönelmenin şart olduğunu bildirdi.

Bayraktar, “2007 yılında 632 bin ton olan su ürünleri avcılığı, kıyı avcılığına saplanıp kaldığı için 2014’de 302 bin tona geriledi. Kıyılarımızda yoğun av baskısı balıkçılığımızı olumsuz etkiliyor. Ülkemiz koşullarında artık sadece kıyı balıkçılığı yetmiyor. Yeterli altyapıyı oluşturarak, açık denizlere yönelmek zorundayız” dedi.

Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, su ürünleri avcılığı ve yetiştiriciliğinin ekonomi ve ihracattaki ağırlığının gittikçe arttığını, çoğu ülkenin bu sektörden milyarlarca dolarlık ihracat geliri elde ettiğini belirtti. Bir denize sahip olan, üç denize kıyısı bulunan Türkiye’nin, toplam 8 bin 333 kilometrelik kıyı şeridi olduğunu vurgulayan Bayraktar, mevcut su kaynakları da dikkate alındığında, mevcut potansiyelin iyi bir şekilde değerlendirildiğinin de söylenemeyeceğine dikkati çekti.

Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ülkemizde su ürünleri üretiminin yüzde 43,8’i yetiştiricilikten sağlanıyor. Bunun yüzde 23,61’i deniz, yüzde 20,14’ü içsu yetiştiriciliğinden kaynaklandı. Avcılığın payı, deniz balıklarında yüzde 43, deniz ürünlerinde yüzde 6,5 olmak üzere yüzde 49,5’e düşmüş durumda. İçsu avcılığının payı olan yüzde 6,7 de eklendiğinde avcılığın toplam payı yüzde 56,2’de kalıyor. Oysa, 2007 yılında yetiştiriciliğin payı yüzde 18,1 iken, avcılığın payı yüzde 81,9’u buluyordu.

Su ürünleri üretimimiz 2007-2014 döneminde 772 bin 323 tondan 537 bin 345 tona indi. Yetiştiriciliğindeki gelişmeye rağmen, toplam su ürünleri üretimimizin düşmesi, avcılığın azalmasından kaynaklandı. 2007 yılında 139 bin 873 ton olan su ürünleri yetiştiriciliğimiz, 2014 yılında 126 bin 894 tonu deniz, 108 bin 239 tonu içsu olmak üzere 235 bin 133 tona çıktı. Su ürünleri avcılığımız 2007-2014 döneminde 632 bin 450 tondan 266 bin 78 tonu deniz, 36 bin 134 tonu içsu olmaz üzere 302 bin 212 tona geriledi.

Türkile’de su ürünleri avcılığı, 2012 yılında yüzde 16, 2013’de yüzde 13,5, 2014 yılında ise yüzde 19,2 azaldı.”

 

-Tüketim de azaldı-

 

Su ürünleri üretimindeki gerilemeye karşın, ihracatta artış görüldüğüne dikkati çeken Bayraktar, “2007-2014 döneminde üretimin 772 bin tondan 537 bin tona inmesine rağmen, ihracat 47 bin 214 tondan 115 bin 682 tona, ithalat ise 58 bin 22 tondan 77 bin 545 tona yükseldi. Buna karşın iç tüketim 604 bin 695 tondan 420 bin 361 tona geriledi. Balık unu ve yağı fabrikalarında işlenen ürün miktarı ise 170 bin tondan 73 bin 667 tona indi” dedi.

 

-İhracat da ithalat da arttı-

 

Bayraktar, 2007-2014 döneminde Türkiye’nin su ürünleri ihracatının değer olarak 273,1 milyon dolardan 676,1 milyon dolara, ithalatının ise 96,6 milyon dolardan 198,3 milyon dolara çıktığı bilgisini verdi.

Kişi başına su ürünleri tüketiminin 2007-2014 döneminde 8,6 kilogramdan 5,4 kilograma gerilediğini bildiren Bayraktar, dünya ortalamasının altında olan ülkemiz kişi başı su ürünleri tüketiminin artırılması için çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı.

 

-“Türkiye’de avcılık kıyı balıkçılığına dayanıyor”-

 

Türkiye’de denizlerde yapılan avcılığın kıyı balıkçılığına dayandığını belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Balıkçılıkta ilerlemek için açık deniz balıkçılığına yönelmek şart. 2007 yılında 632 bin tonu aşan su ürünleri avcılığı, kıyı avcılığına saplanıp kaldığı için 2014’de 302 bin tona geriledi. Kıyılarımızda yoğun av baskısının, balıkçılığımızı olumsuz etkilediği bir gerçek. Ülkemiz koşullarında artık sadece kıyı balıkçılığı yetmiyor. Yeterli altyapı oluşturularak, açık denizlere yönelmek zorundayız.

Japonya, İspanya, Güney Kore, Çin, Tayvan, ABD, İtalya, Fransa ve Rusya gibi ülkeler, açık denizlerde avcılık yapılmasını teşvik için gemi inşasına, ucuz yakıt teminine ve tayfa ücretlerinin iyileştirilmesine yönelik destekler veriyorlar. Bunun sonucu olarak bu ülkelerin açık deniz balıkçılığı yapan filo kapasitelerine sahipler. Bu ülkelerin balıkçı gemileri, aylarca denizde avcılık yapıp, avladıkları ürünleri işleyip, dondurabiliyorlar.

1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Anlaşması’nı kabul eden ülkeler kıyılarından  itibaren 200 deniz miline kadar olan alanı Münhasır Ekonomik Bölge ilan ettiler. Bu ülkeler kendilerine ait sahalarda avcılık yapmak isteyenlere izin verme yetkisine sahipler. Yeterli avcılık kapasitesi olmayan ülkeler, kendi münhasır sahalarında avcılık hakkını açık deniz balıkçılık potansiyeli olan ülkelerle ikili anlaşmalar yaparak kullandırıyorlar.”

 

-Gürcistan sularında, Akdeniz’in uluslararası sularında avcılık yapılıyor-

 

Ülkemizde uzun süreli açık deniz balıkçılığı yapıp, avladığı su ürününü işleyip depolayan bir filo kapasitesinin bulunmadığına dikkati çeken Bayraktar, “Bununla beraber mevsimsel balıkçılık faaliyetlerinin azalması ve balık ihtiyacı dolayısıyla balıkçılarımız başka ülke sularında balıkçılık yapma imkânlarını araştırmış, bunun sonucunda Gürcistan sularında avcılık faaliyetine başlamışlardır. Bundan başka Akdeniz’in uluslararası sularında orkinos, tulina kılıç avcılığı yapmaktadırlar. Atlantik okyanusunun Afrika kıyılarında ve Hint okyanusunun Somali kıyılarında balıkçılık faaliyetleri girişimlerinde bugüne kadar ciddi anlamda bir gelişme kaydedilmemiştir. Ancak hala bazı bireysel girişimler sürdürülmektedir” dedi.

 

-“Sürdürülebilir su ürünleri üretimi ana politika olmalı”-

 

Sürdürülebilir avcılığın sağlanmasının su ürünleri sektörünün geleceği için fevkalade önemli olduğunu vurgulayan Bayraktar, yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

“Sürdürülebilir su ürünleri üretimi ülkemizde ana politika olmalı ve bu politika çerçevesinde gerekli stratejiler ile kısa, orta ve uzun vadeli eylem planları ve hedefler belirlenmelidir.

Ülkemizde avcılık yoluyla elde edilen üretim miktarının avlanabilir stok büyüklüğünün sınırına eriştiği kabul edilmektedir. Bu nedenle, ülkemizde avlanma miktarının artırılması yerine sürdürülebilir avcılığın sağlanabilmesi için önlemler alınmaktadır.

Stokları koruyucu ve geliştirici yönde araştırmaların yapılmasına ve koruma kontrol çalışmalarının artırılmasına öncelik verilmelidir.

Sağlıklı beslenme açısında da büyük önem taşıyan su ürünlerini sofralarımıza taşıyan balıkçılarımızın av yasaklarına titizlikle uyması büyük önem taşımaktadır.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın su ürünleri avcılığı konusunda yaptığı denetim çalışmaları ve avlanacak balık boylarıyla ilgili uygulanan standartlar sektör için faydalıdır.

Yine Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın on metre ve üzerindeki balıkçı gemilerini kendi isteğiyle avcılıktan çıkaranları desteklemektedir. Bu yolla avcılıktan çıkan gemilerle kıyılarımızdaki av baskısı azalmakta ve stokların korunması sağlanmaktadır.

Su ürünleri sektöründe örgütlenme yapısı mutlaka güçlendirilmelidir.

Diğer ülkelerdekine benzer enstrümanlarla, balıkçılarımızın açık denizlerde avcılık yapması teşvik edilmeli, desteklemelidir.

Sektörün gelişmesi için destek ve teşviklere ihtiyaç var. Kaynakların rasyonel kullanılabilmesi için su ürünleri eğitim merkezleri kurularak  eğitimler yapılmalı ve Ar-Ge çalışmaları desteklenmelidir.

Balıkçılık sektöründeki ürünlere yönelik dondurma, tuzlama, konserve ve paketleme ünitesi içeren işleme tesislerinin kurulması ekonomik anlamda sektöre katkı sağlayacaktır.”

Türkiye’de yıllar itibarıyla su ürünleri avcılığı ve yetiştiriciliği üretimi ve üretim payları şöyle:

 

Yıllar

Avcılık (Ton)

Payı (Yüzde)

Yetiştiricilik (Ton)

Payı (Yüzde)

Toplam (Ton)

2000

503.345

86,4

79.031

13,6

582.376

2001

527.733

88,7

67.244

11,3

594.977

2002

566.682

90,3

61.165

9,7

627.847

2003

507.772

86,4

79.943

13,6

587.715

2004

550.482

85,5

94.010

14,5

644.492

2005

426.496

78,3

118.277

21,7

544.773

2006

533.048

80,5

128.943

19,5

661.991

2007

632.450

81,9

139.873

18,1

772.323

2008

494.124

76,5

152.186

23,5

646.310

2009

464.233

74,5

158.729

25,5

622.962

2010

485.939

74,4

167.141

25,6

653.080

2011

514.755

73,2

188.790

26,8

703.545

2012

432.442

67,1

212.410

32,9

644.852

2013

374.121

61,6

233.394

38,4

607.515

2014

302.212

56,2

235.133

43,8

537.345

 

Kar yağışları üreticiyi sevindirdi…


-Kar yağışları üreticiyi sevindirdi…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Beklenen yağış ülke genelinde Ocak ayında geldi”

-“Ocak ayının ilk günlerinden itibaren ülke genelinde yağmur ve kar şeklinde gerçekleşen yağışlar, kış kuraklığını ortadan kaldırdı”

-“Özellikle kar yağışı, hububat için oldukça faydalı oldu”

-“Yağan kar ekili alanların üzerinde adeta ince bir hava tabakası bırakarak, sıcaklık sıfır derece olacak şekilde ekili alanları yorgan gibi örtmüştür”

-“Bu kar örtüsü, hem toprağın sıcaklığını koruyacak hem de toprağı nemli tutarak, ekili alanların donması konusundaki endişeleri giderecektir”

-“Ocak ayı kar yağışları tarım alanlarımızı kuraklığa karşı sigortası oldu”

 

Ankara – 22.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, kar yağışlarının üreticiyi sevindirdiğini bildirerek, “beklenen yağış ülke genelinde Ocak ayında geldi. Ocak ayının ilk günlerinden itibaren ülke genelinde yağmur ve kar şeklinde gerçekleşen yağışlar, kış kuraklığını ortadan kaldırdı” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Ekim ayında başlayan 2015-2016 yılı tarımsal üretim ve pazarlama döneminde, başta kışlık hububat olmak üzere, bazı baklagiller, kanola ve bir grup sebzelerin ekimlerinin tamamlandığını belirtti.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, Ekim-Kasım-Aralık 2015 döneminde kümülatif yağışların genel olarak normalden ve geçen yıl yağışından az olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kümülatif yağış ortalaması 138,3 milimetre (mm), normali 198,2 mm, geçen yılın aynı dönem ortalaması ise 195,7 mm’dir. Kümülatif yağışlarda normale göre yüzde 30,2, geçen yıla göre ise yüzde 29,3 azalma meydana geldi.

Ekim, Kasım, Aralık aylarında kümülatif olarak normale göre yağış azalması yüzde 60,8 ile en fazla Akdeniz Bölgesinde görüldü. Bu bölgeyi yüzde 50,3 ile İç Anadolu Bölgesi, yüzde 46,9 ile Ege Bölgesi, yüzde 35,6 ile Marmara Bölgesi, yüzde 27,9 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yüzde 5,8 azalmayla Doğu Anadolu Bölgesi izledi.

Kuru tarımın yaygın olduğu İç Anadolu Bölgesinde Ekim ayında yağışların normalin yüzde 31,4 üzerinde gerçekleşirken, Kasım ayında yüzde 72,3, Aralık ayında yüzde 81,4 azalması, hububat ekiminin yoğun olarak yapıldığı bu bölgede ve yağışların azaldığı diğer bölgelerde sıkıntı oluşturmuştu.”

 

-Kasım ve Aralık’ta beklenen yağış alınamamıştı-

 

Üreticinin hububat ekilişinin ardından Kasım ve Aralık aylarında beklenen yağış alamadığını bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Beklenen yağış ülke genelinde Ocak ayında geldi. Ocak ayının ilk günlerinden itibaren ülke genelinde yağmur ve kar şeklinde gerçekleşen yağışlar, kış kuraklığını ortadan kaldırdı. Özellikle kar yağışı hububat için oldukça faydalı oldu. 8-10 santimetreden az olmamak üzere yağan kar ekili alanların üzerinde adeta ince bir hava tabakası bırakarak, sıcaklık sıfır derece (0°C) olacak şekilde ekili alanları yorgan gibi örtmüştür. Bu kar örtüsü, hem toprağın sıcaklığını koruyacak hem de toprağı nemli tutarak, ekili alanların donması konusundaki endişeleri giderecektir.

Kışın yağan ve toprak üzerinde kalan kar, yavaş yavaş eriyerek, adeta ‘damla sulama’ etkisi gösterecek şekilde toprağa karışmaktadır. Böylece toprakta yeterli nem sağlarken, yazın olabilecek kuraklığa karşı bitkileri adeta sigorta etmektedir.

Aslında son günlerde ülkemizde gerçekleşen kar yağışı günlük hayatı olumsuz etkilese de tarımla yakından ilgisi olan kesimlerin ifadelerinden, çiftçilerimizin yaşadığı sevinç anlaşılmaktadır. Özellikle İç Anadolu bölgemizde Kasım-Aralık aylarında tarlasına hububat eken çiftçimiz, yağışların yetersiz olması nedeniyle hububatın çürümesinden ve gelişememesinden endişe ediyordu. Ocak ayı kar yağışları tarım alanlarımızı kuraklığa karşı sigortası oldu.”

 

-Don, hortum ve fırtına zararları-

 

Kar yağışı çiftçileri sevindirirken 30 Aralık-20 Ocak tarihleri arasında don riskinin gerçekleştiği Akdeniz Bölgesi’nde narenciye ürünlerinde zarar olduğuna dikkati çeken Bayraktar, “don zararı yaşayan çiftçilerimiz afetten etkilenmiş olsa da yaşanan don, ülke üretim rekoltesini önemli düzeyde azaltacak boyuta ulaşmamıştır.  Ayrıca, 17 Ocak 2016 tarihinde Antalya il ve ilçelerini etkileyen hortum ve fırtına, Merkez ilçede 250-300 dekar, Demre ilçesinde 700 dekar alanda cam ve plastik seralarda tesisata zarar verirken, sera içinde yetiştirilen domates ağırlıklı olmak üzere yeşillik, biber, patlıcan gibi ürünlerin zarar görmesine neden olmuştur” dedi.

Bayraktar, yağışların özellikle kuru tarımın hakim olduğu alanlarda hasat dönemine kadar normalleri ve üzerinde olması ve afetlerin yaşanmadığı bir yıl en büyük temennileri olduğunu bildirdi.

Bayraktar, Sivas Ziraat Odalarının başkanlarını kabul etti


Ankara – 19.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Sivas Ziraat Odalarının başkanlarını kabul etti.

Kabulde, Sivas Ziraat Odası Başkanı Hacı Çetindağ, Gürün Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Aktepe, Gölova Ziraat Odası Başkanı İlyas Dönüş, Yıldızeli Ziraat Odası Başkanı Ali Balbay, Şarkışla Ziraat Odası Başkanı Bayram Sevim, Kangal Ziraat Odası Başkanı Basri Çoban, Zara Ziraat Odası Başkanı Zeki Şimşek, Altınyayla Ziraat Odası Başkanı Sezai Subaşı, Hafik Ziraat Odası Başkanı Hayrettin Özbek, Ulaş Ziraat Odası Başkanı Ziyettin Gazioğlu ile Malatya’nın Darende Ziraat Odası Başkanı Vedat Ali Kaya hazır bulundu.

 

Bayraktar, Kütahya Ziraat Odaları’nı kabul etti


Ankara – 07.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Kütahya Ziraat Odalarının Başkanlarını kabul etti.

Kabulde, Kütahya Ziraat Odası Başkanı Ömer Demirtaş, Altıntaş Ziraat Odası Başkanı Kesber Kuş, Aslanapa Ziraat Odası Başkanı Şaban Yel, Çavdarhisar Ziraat Odası Başkanı Mustafa Çalışkan, Domaniç Ziraat Odası Ahmet Özoğul, Dumlupınar Ziraat Odası Başkanı Mehmet Işık, Emet Ziraat Odası Başkanı Sami Yüksel, Gediz Ziraat Odası Başkanı Ali Osman Aslan, Hisarcık Ziraat Odası Başkanı Yusuf Çalışkan, Simav Ziraat Odası Başkanı Kadir Bütüner, Tavşanlı Ziraat Odası Başkanı İsmail Akpınar hazır bulundu.

Bayraktar, Çanakkale Ziraat Odaları’nı kabul etti


Bayraktar, Çanakkale Ziraat Odaları’nı kabul etti

 

Ankara – 13.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Çanakkale Ziraat Odalarının başkanlarını kabul etti.

Kabulde, Çanakkale Ziraat Odası Başkanı İsmail Kaya, Biga Ziraat Odası Başkanı Beytullah Elmacı, Çan Ziraat Odası Başkanı Hasan Şahin, Bayramiç Ziraat Odası Başkanı İsmail Pehlivan, Gelibolu Ziraat Odası Başkanı Atilla Eraslan, Eceabat Ziraat Odası Başkanı Özay Kuzu, Yenice Ziraat Odası Başkanı Fahrettin Özcan, Ayvacık Ziraat Odası Başkanı Mutlu Yaşar, Ezine Ziraat Odası Başkanı Anıl Kahrıman ve oda mensupları hazır bulundu

KDV indirimi çiftçiye doğrudan verilmeli…


-KDV indirimi çiftçiye doğrudan verilmeli…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Gübre ve yemdeki KDV indiriminin yarısı kayboldu. Çiftçimize tamamı yansımadı”

-“KDV indirim tutarı kadar destek, çiftçimize doğrudan verilmeli”

-“Çiftçimiz desteklerin adaletsiz dağılımdan memnun değil”

-“Çiftçilerimizin yüzde 5’i, desteklerin yüzde 46’sını, yüzde 95’i ise yüzde 54’ünü alıyor”

-“Yine çiftçimizin yüzde 71,2’lik kısmı 2 bin liranın, yüzde 52,8’lik kısmı ise 1000 liranın altında destek alıyor”

-“Desteklerin yüzde 40’ı 10 ile gidiyor”

-“Bakan Çelik’ten, tarımsal destekleme sisteminde değişikliğe gidilmesini talep ettik”

-“Destekleme sisteminde küçük çiftçilere, genç çiftçilere öncelik verilmeli, bunlar daha fazla yararlanmalı. Aksi takdirde destekleme amacına ulaşmaz”

-“Gelir riski destek modeline geçilmelidir”

-“Üretim yapılan bütün alanlar ÇKS’ye dahil edilmeli ve desteklerden yararlanmalıdır”

 

Ankara – 17.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, gübre ve yemdeki KDV indiriminin tamamının çiftçiye yansımadığını bildirerek, “Gübre ve yemdeki KDV indiriminin yarısı kayboldu. Çiftçimize tamamı yansımadı. KDV indirim tutarı kadar destek, çiftçimize doğrudan verilmeli” dedi.

Faruk Çelik’in makamında gerçekleşen ve 2,5 saat süren görüşmede, TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Bakan Çelik’e tarımın sorunları ve çözüm önerileriyle ilgili rapor sundu. TZOB Yönetim Kurulu üyelerinin de katıldığı görüşmede, Bayraktar, tarımsal destekleme sistemiyle ilgili talepleri de Bakan Çelik’e iletti.

Girdilerde vergi yükünün azaltılması, girdi fiyatlarının üreticiyi zorlamayacak makul düzeylere indirilmesi gerektiğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“Gübrede KDV oranı yüzde 18’den yüzde 1’e indirildi. Yalnız, burada KDV indiriminin çiftçiye yansıtılmasında sıkıntılar olduğu yönünde Odalarımızdan şikayetler gelmektedir. Örneğin ÜRE’de KDV indiriminden önce tonda 1120 lira olan fiyatın, KDV indiriminden sonra 1030 liraya gerilediği görülüyor. KDV, yüzde 18’den yüzde 1’e indi ama indirim yüzde 8,04’de kaldı. İndirimin yarısı kayboldu. KDV indirimi tam olarak yansıtılmış olsaydı fiyat, 958 lira 64 kuruş olacaktı. Buna göre, firmaların yüzde 7,44’lük bir fiyat artışına gittiği anlaşılıyor.  

Yemde ise KDV yüzde 8’den yüzde 1’e indirildi. Burada da indirimin tam olarak yansıdığını söyleyemeyiz.

KDV indirim tutarı kadar destek, çiftçimize doğrudan verilmeli. Sistem buna göre yeniden düzenlenmelidir.”

 

-Çiftçi adaletsiz dağılımından memnun değil-

 

Çiftçinin desteklerin adaletsiz dağılımdan memnun olmadığını, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’ten, tarımsal destekleme sisteminde değişikliğe gidilmesini talep ettiklerini belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“2015 yılında 10,1 milyar liralık destekten nasıl yararlanıldığına baktığımızda, çiftçilerimizin yüzde 5’i desteklerin yüzde 46’sını, yüzde 95’i ise yüzde 54’ünü alıyor. Yine çiftçimizin yüzde 71,2’lik kısmı 2 bin liranın, yüzde 52,8’lik kısmı ise 1000 liranın altında destek alıyor. Üstelik bu desteği almak için çiftçi, yılda 8-10 kez tarım teşkilatına gitmekte, evrak bedeli, yol masrafı olarak yaklaşık 250 lira harcamaktadır. Desteklerin yüzde 40’ı 10 ile gidiyor. Burada adaletsiz bir durum var.

Destekleme sisteminde küçük çiftçilere, genç çiftçilere öncelik verilmeli, bunlar daha fazla yararlanmalı. Aksi takdirde destekleme amacına ulaşmaz. Gelir riski destek modeline geçilmelidir.”

 

-“ÇKS’ye dahil olmayan desteklerden yararlanamıyor”-

 

Üretim yapan tüm çiftçilerin Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) dahil olmamasının önemli bir sorun olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“ÇKS’ye kaydı olmayan çiftçilerimiz, desteklerden yararlanamamakta, düşük faizli kredi kullanamamakta, tarım sigortası yaptıramamaktadır. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’ne kayıtlı 4 milyonun üzerinde çiftçimiz olmasına rağmen, ÇKS kapsamında kayıtlı çiftçimizin sayısının 2,2 milyonda kalması, 23,9 milyon hektar tarımsal alanın sadece 15,3 milyon hektarının kayıtlı olması sorunun büyüklüğünü göstermektedir.

ÇKS kaydı yapılmamış arazilerin toplamı 8,6 milyon hektarı bulmaktadır. Uydu sistemiyle ÇKS’ye kayıtlı olmayan tarım yapılan alanlar belirlenmelidir.

Küçük çiftçilere daha fazla destek verilirse ÇKS kaydı artacaktır. Bu çerçevede üretim yapılan bütün alanlar ÇKS’ye dahil edilmeli ve desteklerden yararlanmalıdır.”

Destekleme sisteminde küçük çiftçilere, genç çiftçilere öncelik verilmeli, bunlar daha fazla yararlanmalı, aksi takdirde destekleme amacına ulaşmaz. Gelir riski destek modeline geçilmelidir.”

Fındığa müdahale geliyor…

-Fındığa müdahale geliyor…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Serbest piyasada fındıkta fiyatın 14 lira 80 kuruşlardan 9 lira 50 kuruşa indirilmesi üreticimizi mağdur etti”

-“Bakan Çelik de gerekirse TMO’nun devreye girmesini sağlayabileceklerini, 50 bin tonun üzerinde fındık alabileceklerini bildirdi”

-“Çelik, markette 70-80 lira olan iç fındığın üreticide, kabuklu fındıkta 10 liranın altına düşmesinin haksız rekabet yarattığını, üreticinin mağdur olmamasının kendisi için önemli olduğunu belirtti”

-“Bakanımızın fındıkta kararlı duruşu ve açıklaması üreticimizi memnun etmiştir”

-“Tarım Bakanımıza, tarımın hemen hemen bütün konularında sorunları aktardık. Bakan Çelik de sorunların en kısa zamanda çözüleceğini, bu konuda Ziraat Odaları ile ortak çalışmak istediklerini bildirdi”

 

Ankara – 15.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, serbest piyasada fındıkta fiyatın 14 lira 80 kuruşlardan 9 lira 50 kuruşa indirilmesinin üreticiyi mağdur ettiğini bildirdi.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in makamında gerçekleşen ve 2,5 saat süren görüşmede, TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Bakan Çelik’e tarımın sorunları ve çözüm önerileriyle ilgili ayrıntılı bir sunum yaptı. TZOB Yönetim Kurulu üyelerinin de katıldığı görüşmede, Bayraktar, fındıktaki sorunları da Bakan Çelik’e iletti.

Görüşmede, serbest piyasada 14 lira 80 kuruşlardan 9 lira 50 kuruşa indiğini belirten Bayraktar’ı dinleyen Bakan Çelik, üretici market fiyat farkına dikkati çekerek, markette 70-80 lira olan iç fındığın, üreticide, kabuklu fındıkta 10 liranın altına düşmesinin haksız rekabet yarattığını, üreticinin mağdur olmamasının kendisi için  önemli olduğunu belirtti. Bu durumda Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) devreye girmesini sağlayabileceklerini bildiren Çelik, “gerekirse 50 bin tonun üzerinde fındık alabiliriz. Karadeniz Bölgemiz için fındık önemli. Fındık fiyatlarının düşmesine müsaade etmeyiz” dedi.

 

-Bayraktar; “Fındık Karadeniz için hayati önemde”-

 

Şemsi Bayraktar, konuyla ilgili açıklamasında, fındığın, Karadeniz Bölgemiz açısından hayati önemde bir ürün olduğunu, ülkeye 2,8 milyar dolar döviz kazandırdığını bildirerek, “Fındıkta üreticinin istikrarlı, makul bir gelir elde etmesi gerekir. Bakan Çelik’in gerekirse 50 bin tonun üzerinde fındık alabiliriz demesi çok önemlidir. Bakanımızın fındıkta kararlı duruşu ve açıklaması üreticimizi memnun etmiştir” dedi.

Bayraktar, fındıkta alan bazlı destek miktarının 2015 yılı için 170 lira olarak açıklandığını, bu desteğin devamının çiftçi açısından büyük önem taşıdığını, önümüzdeki yıllarda da alan bazlı desteğin devam etmesi gerektiğini belirtti.

Görüşmeye, Karadeniz Bölgesi temsilcileri Hasan Kozoğlu ve Arslan Soydan’ın aralarında bulunduğu TZOB Yönetim Kurulu üyeleri de katıldı.

Bayraktar, görüşmede, tarımın hemen hemen bütün konularında sorunları Bakan Çelik’e aktardı. Şemsi Bayraktar, bu çerçevede, fındığın yanı sıra, tarımın yapısal sorunlarını, planlama ve pazarlama problemleri, girdi maliyetleri, üretici tüketici fiyat farkı, destekler, çiftçi kayıt sistemine giremeyen üreticilerinin  desteklerden ve düşük faizli kredilerden yararlanamaması, tarımın finansmanı, bitkisel üretim ve hayvancılıkta yaşanan sorunlar, tarım sigortasındaki sıkıntılar ve tarım Bağkur’u prim artışı konularını da dile getirdi.

Bakan Çelik de sorunların en kısa zamanda çözüleceğini, bu konuda Ziraat Odaları ile ortak çalışmak istediklerini bildirdi.

Bayraktar, Bakan Elitaş’ı ziyaret etti…


-Bayraktar, Bakan Elitaş’ı ziyaret etti…

-TZOB Genel Başkanı, Bakan Elitaş’a sektördeki sorunları, Rusya başta olmak üzere tarım ve gıda ihracatında yaşanan sıkıntıları aktardı

 

Ankara – 14.01.2016 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ekonomi Bakanı Mustafa Elitaş’a hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.

Elitaş’ın makamında gerçekleşen görüşmede, Bayraktar, Elitaş’a sektördeki sorunları, Rusya başta olmak üzere tarım ve gıda ihracatında yaşanan sıkıntıları aktardı. Bakan Elitaş, Bayraktar’a, ihracatla ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.