Bayraktar’ın yeni yıl mesajı
YENİ YILIN ÜLKEMİZ İÇİN BARIŞ, HUZUR, SAĞLIK GETİRMESİNİ, ÇİFTÇİLERİMİZ İÇİN AFETLERDEN UZAK BOL VE BEREKETLİ BİR YIL OLMASINI DİLERİM. GENEL BAŞKAN ŞEMSİ BAYRAKTAR
YENİ YILIN ÜLKEMİZ İÇİN BARIŞ, HUZUR, SAĞLIK GETİRMESİNİ, ÇİFTÇİLERİMİZ İÇİN AFETLERDEN UZAK BOL VE BEREKETLİ BİR YIL OLMASINI DİLERİM. GENEL BAŞKAN ŞEMSİ BAYRAKTAR
-Çiftçi iyi yağış bekliyor…
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Tarım yılının başladığı Ekim-Kasım aylarında yağışlar normalin yüzde 4,6 altında kaldı”
-“Aralık ayında da ülke genelinde yağışlar oldukça yetersiz olurken, bugüne kadar Ege, Marmara ve İç Anadolu bölgelerinin çoğu ilinde hemen hemen hiç yağış alınmadı”
-“Ekim, Kasım aylarında yağışlar Akdeniz Bölgesi’nde normalin yüzde 35,5, İç Anadolu’da yüzde 30,4 altında kaldı”
-“Yağışlar Karadeniz ve Doğu Anadolu’da arttı”
-“Hububatta, geç ekim yapılan bazı alanlarda çıkışların olmadığı, bu nedenle tohumlarda çürüme riski bulunduğu görüldü”
-“Çıkış yapan bazı alanlarda ise çıkışların zayıf kaldığı, yağış yetersizliği nedeniyle kurumaların başladığı tespit edildi”
-“Bugün ile 2 Ocak tarihleri arasında Akdeniz ve Ege kıyıları dışında ülke genelinde beklenen şiddetli don riskinin hububata ve kışlık sebzelere zarar vermesinden endişe ediliyor”
-“İç Anadolu, Marmara’nın kuzey ve doğusuyla Karadeniz kıyılarında başlayan hafif yağışın yeterli olması için Kasım ve Aralık aylarının açığını kurtaracak seviyeleri bulması gerekiyor”
-“Şubat’a kadar kış yağışlarının iyi olması önemlidir”
Ankara – 30.12.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım yılının kurak başladığını, çiftçinin iyi yağış beklediğini bildirerek, “Ekim-Kasım aylarında yağışlar normalin yüzde 4,6 altında kaldı. Aralık ayında da ülke genelinde yağışlar oldukça yetersiz olurken, Ege, Marmara ve İç Anadolu bölgelerinin çoğu ilinde hemen hemen hiç yağış alınmadı. İç Anadolu, Marmara’nın kuzey ve doğusuyla Karadeniz kıyılarında başlayan hafif yağışın yeterli olması için Kasım ve Aralık aylarının açığını kurtaracak seviyeleri bulması gerekiyor” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, yeni tarım yılının başladığı 2015 yılı Ekim ayı başı ile Kasım ayı sonu birikimli yağışların genel olarak normalinden az olduğunu belirtti. Birikimli yağış ortalamasının 115,0 milimetre (mm), normalin 120,6 mm olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“2015-2016 yılı tarımsal üretim ve pazarlama dönemi Ekim ayı itibariyle başladı. Bu tarihten itibaren başta kışlık hububat olmak üzere, bazı baklagiller, kanola ve bazı sebzelerin ekimleri tamamlandı. Tarım yılının başladığı Ekim ayından Kasım ayı sonuna kadar birikimli yağışlar normalin yüzde 4,6 altında kaldı. 2 aylık dönemde gerçekleşen birikimli yağışlarda normale ve geçen yıl yağışlarına göre Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu bölgelerinde azalma görülürken, Marmara bölgesinde normal düzeyde, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde ise artış oldu. Ekim, Kasım aylarında birikimli olarak normale göre yağış azalması yüzde 35,5 ile en fazla Akdeniz Bölgesi’nde görüldü. Bu bölgeyi yüzde 30,4 ile İç Anadolu, yüzde 5,5 Güneydoğu Anadolu, yüzde 4,3 ile Ege bölgeleri izledi.”
-Aralık ayı çok kurak geçti-
Ekim ve Kasım ayı birikimli yağışlar normallerin altında gerçekleşirken, Aralık ayında da beklenen yağışların olmamasıyla bu yıl kış kuraklığının kendini gösterdiğine dikkati çeken Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Meteoroloji Genel Müdürlüğünce resmi rakamları henüz yayınlanmamakla birlikte, Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, Aralık ayında bugüne kadar ülke genelinde yağışlar oldukça yetersizken, özellikle Ege, Marmara ve İç Anadolu Bölgelerinin çoğu ili hemen hemen hiç yağış almadı.
Kuru tarımın yaygın olduğu İç Anadolu Bölgesi’nde Ekim ayında yağışlar normalin yüzde 31,4 üzerinde gerçekleşirken, Kasım ayında yüzde 72,3 oranında azaldı. Aralık ayında da yağışlar oldukça yetersiz kaldı.
Hububat üretiminin yoğun olarak yapıldığı, Ankara, Konya, Afyonkarahisar, Çorum, Kayseri gibi illerimizde Aralık ayında bugüne kadar neredeyse hiç yağış olmadı.
Hububat ekiminin yoğun olarak yapıldığı İç Anadolu Bölgesi’nde ve yağışların azaldığı diğer bölgelerde hububatta gelişme yavaşladı. Hububat ekilişinin ardından Kasım ve Aralık aylarında beklediği yağışı alamayan üreticiler, yağış beklemektedir. Ekim ayı yağışlarının tüm bölgelerde normallerinin üzerinde gerçekleşmesi erken hububat ekimi yapan üreticiler için faydalı oldu. Ancak, ikinci ürün hasadı sonrası Kasım ayında hububat eken üreticilerin yağış alamaması sıkıntı yarattı.
Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, hububat ekiminin yapıldığı tarım alanlarında beklenen yağışın gerçekleşmemesi nedeniyle özellikle geç ekim yapılan bazı alanlarda çıkışların olmadığı, bu nedenle tohumlarda çürüme riski bulunduğu görüldü. Çıkış yapan bazı alanlarda ise çıkışların zayıf kaldığı, bazı alanlarda da yağış yetersizliği nedeniyle kurumaların başladığı tespit edildi.”
-“Yeterli yağış olmazsa hububatta önemli verim kayıpları yaşanabilir”-
2015-2016 yılı tarım ürünleri rekoltelerinin nasıl gerçekleşeceğine yönelik tahminleri bugünden yapmanın zor olduğunu ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü tahminlerine göre bu günlerde iklim şartlarının belirsizlik gösterdiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Hafif de olsa bazı illerimizde başlayan kar yağışı çiftçiyi umutlandırdı. Bugün ile 2 Ocak tarihleri arasında Akdeniz ve Ege kıyıları dışında ülke genelinde beklenen şiddetli don riskinin hububata ve kışlık sebzelere zarar vermesinden çiftçimiz endişe etmektedir. İç Anadolu, Marmara’nın kuzey ve doğusuyla Karadeniz kıyılarında başlayan hafif yağışın yeterli olması için Kasım ve Aralık aylarının açığını kurtaracak seviyeleri bulması gerekiyor. Şubat’a kadar kış yağışların iyi olması önemlidir. Bu olmazsa özellikle hububatta önemli verim kayıpları yaşanabilir.”
Bayraktar, bu tarım yılının verimli geçmesi için yağış almayan tüm bölgelerde en kısa zamanda yeterli yağışın alınmasını, kalite ve rekoltenin düşmediği bir yıl olarak tamamlanmasını ümit ettiklerini bildirdi.
Ankara – 30.12.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Aydın Ziraat Odalarının Başkanlarını kabul etti.
Kabulde, Efeler Ziraat Odası Başkanı Riza Posacı, Nazilli Ziraat Odası Başkanı Necdet İzgü, Söke Ziraat Odası Başkanı Kemal Kocabaş, Didim Ziraat Odası Başkanı Bahattin Gökdemir, Buharkent Ziraat Odası Başkanı Naim Özdamar, Karpuzlu Ziraat Odası Başkanı Hasan Aydoğdu, Kuyucak Ziraat Odası Başkanı Ahmet Akıncıoğlu, Koçarlı Ziraat Odası Başkanı Mutlu Öztürk, İncirliova Ziraat Odası Başkanı Kaykı, Sultanhisar Ziraat Odası Başkanı Bilal Tarhan, Köşk Ziraat Odası Başkanı Veli Tuna, Çine Ziraat Odası Başkanı Özkan Atıgan, Karacasu Ziraat Odası Başkanı İsa Sevinç hazır bulundu.
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:
-“Tahılda kaybımız 1,8 milyon tonu buğday olmak üzere 2,9 milyon tona yaklaşıyor”
-“45,7 milyon ton yaş sebze meyve üretimimizin hesaplamalara göre en az 9 milyon tonu sofraya ulaşmadan çöpe gidiyor”
-“Belçika, Yunanistan, Avusturya, Şili ve Hollanda’nın ürettiğinden daha fazla buğdayı üretim ve kullanımda kaybediyoruz”
-“Tahılda kayıp 2,5 milyar liraya yaklaşıyor. Yaş sebze ve meyvedeki kayıp da en az 11 milyar lirayı buluyor”
-“Türkiye, bu kadar büyük bir parayı çöpe atacak kadar zengin bir ülke değil”
-“2014 yılında 3,5 milyon yaş sebze meyve ihracatı yaptığımız ve 2,3 milyar dolar döviz kazandığımız düşünüldüğünde kaybın boyutları çok daha iyi anlaşılıyor”
-“Binbir emekle üretilen tarımsal ürünlerindeki kayıpların en aza indirilmesi temel politika olmalıdır”
-“Milyarlarca doların tüketim ve ihracatta yöneleceğine, çöpe gitmesine neden olan kayıplar en aza indirilirse, milyonlarca ton tarımsal ürünün ithalatı da önlenmiş olur”
Ankara – 27.12.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarımsal ürünlerde kayıpların büyük miktarlarda olduğunu bildirerek, “tüketemeden, ihraç edemeden kaybediyoruz. Ürün yetişirken, hasatta ve hasat sonrasındaki taşıma, muhafaza, pazarlama ve tüketim aşamalarında kayıplarımız büyük boyutlarda. Tahılda kaybımız 1,8 milyon tonu buğday olmak üzere 2,9 milyon tona yaklaşıyor. 45,7 milyon ton yaş sebze meyve üretimimizin hesaplamalara göre en az 9 milyon tonu sofraya ulaşmadan çöpe gidiyor” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, ülkemizde tarımsal ürünlerin, tarladan sofraya ulaşıncaya kadar önemli kayıplara uğradığını belirtti. Kayıpların önemli bir kısmının hasat ve depolama aşamasında gerçekleştiğini vurgulayan Bayraktar, zamanında ve uygun araç gereçlerle yapılmayan hasat işlemleri ve yeterli şartları sağlamayan depolama sistemleri sonucu ürünlerimizin önemli bir kısmının ziyan olduğuna dikkati çekti.
-36,6 milyon ton tahılın 2,9 milyon tonu kaybediliyor-
2013-2014 döneminde pirinç hariç 36,6 milyon ton olan tahıl üretiminin yüzde 7,85’i olan 2,9 milyon tonunun üretim ve kullanım aşamasında kaybedildiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Toplam 2,9 milyon tonluk kaybın, 1,9 milyon tonu üretim, 1 milyon tonu kullanımda meydana geliyor. Tahılın 17,7 milyon tonunu tüketiyoruz, 13,9 milyon tonunu yemlik olarak kullanıyoruz, 2 milyon tonunu tohumluğa ayırıyoruz. Endüstriyel kullanım ise 458 bin tonu geçiyor. Kaybedilen tahıl, tohumluğa ayrılan tahıldan 900 bin ton daha fazla. Bu çok fazla ve kabul edilebilir bir durum değil.
Sadece buğdayda 1 milyon 212 bin tonu üretimde, 621 bin tonu kullanımda olmak üzere 1 milyon 833 bin ton kayıp var. Durum bizde böyleyken, nüfusu 11,3 milyon olan Belçika 1,8, 10,9 milyon nüfuslu Yunanistan ve 8,6 milyon nüfuslu Avusturya 1,6 milyon ton, 18 milyonluk Şili 1,5 milyon ton, 16,9 milyon tonluk Hollanda 1,3 milyon ton buğday üretiyor. Bizim kaybettiğimiz buğday onların üretiminden fazla. Bu israfı durdurmamız lazım. Buğdaydaki ekonomik kaybımız 1,6 milyar lira düzeyinde bulunuyor. Tahıldaki toplam kayıp da 2,5 milyar liraya yaklaşıyor.”
-Yaş sebze ve meyvede kayıp 9-11,5 milyon ton-
Yaş sebze ve meyvede kaybın tahıla göre çok daha yüksek boyutlara ulaştığını belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Yapılan araştırmalara göre tür ve çeşitlere göre değişmekle birlikte yaş sebze ve meyvedeki kayıp oranı yüzde 10 ile 30 arasında değişiyor. Yaş sebze meyvede ortalama kaybın yüzde 20-25 dolaylarında olduğu tahmin ediliyor. Toplam yaş sebze ve meyve üretimimizin 45,7 milyon ton olduğu dikkate alındığında her yıl, toplam yaş sebze ve meyve üretimimizin en az 9 milyon tonu sofraya ulaşmadan çöpe gidiyor. Bu rakamın, 11-11,5 milyon tona kadar ulaşabileceği de belirtiliyor.
Tahılda kayıpların maddi karşılığı 2,5 milyar liraya yaklaşıyor. Yaş sebze ve meyvede kayıp da en az 11 milyar lira. Kaybın 13-14 milyar liraya ulaşabileceği de tahminler arasında. Türkiye, bu kadar büyük bir parayı çöpe atacak kadar zengin bir ülke değil. 2014 yılında 3,5 milyon yaş sebze meyve ihracatı yaptığımız ve 2,3 milyar dolar döviz kazandığımız düşünüldüğünde kaybın boyutları çok daha iyi anlaşılıyor.
Binbir emekle üretilen tarımsal ürünlerindeki kayıpların en aza indirilmesi temel politika olmalıdır. Milyarlarca doların tüketim ve ihracatta yöneleceğine, çöpe gitmesine neden olan kayıplar en aza indirilirse, milyonlarca ton tarımsal ürünün ithalatı da önlenmiş olur.”
-Kaybın sebepleri-
Yapılan araştırmalara göre, yaş sebze ve meyvede derim sırasında yüzde 4-12, taşıma sırasında yüzde 2-8, pazara hazırlık evresinde yüzde 5-15, depolamada yüzde 3-10, tüketici evresinde yüzde 1-5 kayıp meydana geldiğini bildiren Bayraktar, “Üreticilerimizin bin bir emekle ürettikleri ürününü zayi olmamasının yanı sıra ülke ekonomisinin de kayba uğramaması bakımından bu kayıpların mutlaka önlenmesi gerekir” dedi.
-Ne yapmalı-
Tahılda, hasatta biçerdöverlerden kaynaklanan kayıpların önemli boyutta olduğunu vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Biçerdöverler minimum düzeyde dane kaybına göre üretiliyor. Arazinin durumu, biçerdöverlerin ayarlarının iyi yapılmaması, biçerdöverlerin ürün çeşidine ve arazi yapısına göre uygun çalışma hızında gitmemesi hasatta dane kaybını artırıyor. Biçerdöverlerde dane kaybının yüzde 3’ü aşmaması gerekirken, ülkemizde bu oran yüzde 5,5’lerde seyrediyor.
Biçerdöver sahipleri, biçerdöverlerini operatör belgesi olmayan sürücülere kullandırmamalı,
Biçerdöver operatör belgesi olmayan sürücüler, biçerdöverle ürün hasadı yapmamalı, belgeli olanlar eğitime tabi tutulmalı,
Biçerdöverlerinin tamir, bakım ve ayarları tekniğine uygun bir şekilde yapılmalı,
Biçerdöver uygun hızda çalıştırılmalı,
Arazi tesviyesi iyi olmalı.
Dane kayıplarını en aza indirmek için hasatta, üründeki rutubet durumu dikkate alınmalı, çiğ kalkmadan hasada başlanılmamalı ve çiğ düşmeden önce hasada son verilmeli,
Özellikle arazilerimizin engebeli olan bölgelerde kayıpların azaltılması amacı ile engebeli arazilerde ve yatık ürünlerde, biçerdöverlere sap ayırıcı ve başak kaldırıcılar monte edilmeli.
Diğer taraftan depolamadan kaynaklanan kayıpların en aza indirilmesi için lisanslı depoculuğun ülke genelinde yaygınlaştırılması gerekmektedir.
Kayıpların azaltılması için önem taşıyan bir konu da depolamada ambar zararlılarıyla mücadeledir. Ülkemizde, özellikle depolamadan kaynaklanan kayıpların en aza indirilmesi için lisanslı depoculuğun teşvik edilmesi gerekmektedir. Depolanacak tahılın nem içerikleri düşük olmalıdır. Buğdayda yüzde 12-14 gibi. Gerekirse depolamadan önce kurutulmalıdır.
Ürün depoya konulmadan önce tahıllar kırık, hasar görmüş taneler, yabancı tohum ve tanelerden arındırılmalıdır.
Haşere ve enfekte olmuş tane içeren tahıl kitleleri fumigasyon (gazlama) yoluyla ilaçlanmalıdır.
Üreticilerimiz depo seçimini yaparken tahılın ve yöre ikliminin özellikleri göz önünde bulundurarak; depo olarak kullanılacak alanın nemsiz, kuru, havadar ve aydınlık bir yer olmasına dikkat etmelidirler.
Ayrıca depolar için en iyi sıcaklık değeri +4°C’dir. Sıcaklık yükseldikçe silolara aktarma yapılmalıdır.
Özellikle buğday depolamada, bir ton ürüne en az 1,5 metrekare alan hesap edilmelidir ve depolara zararlıların girmesini engelleyecek tedbirler alınmalıdır.”
Yapılacak eğitim faaliyetleri ile üreticilerimizin yetiştirme tekniklerinin yanı sıra hasat teknikleri konusunda da bilgilendirilmesinin sağlanması gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, “ürünler zamanında ve doğru şekilde hasat edilmelidir. Üreticilerimiz üretim sırasında yanlış uygulamalar yapmamalı, hastalık ve zararlılarla mücadele konusunda dikkatli davranmalıdır. Ürünü olgunlaşmadan önce veya aşırı olgunlaşmış şekilde toplamamalı, bahçede uygun meyve ve sebze toplama kapları bulundurmalı, ürünü güneşten korumalı ve paketleme tesislerine teslimde veya pazara taşımada gecikmemelidir” dedi.
Hasat edilen sebze ve meyvelerin uygun şekilde paketlenmesi, taşınması ve depolanmasının sağlanması gerektiğini belirten Bayraktar, bu amaçla soğuk hava depolarının sayısı ve kapasitesinin artırılması ve bu tesislere verilen desteklerin artırılarak devam etmesi, ürünlerin uygun araçlarla ve özelliğine göre ayrı ayrı taşınması gerektiğini kaydetti.
Paketleme tesisinde sınıflandırmanın iyi yapılması, havalandırma ve soğutmanın yeterli olmasının bir zorunluluk olduğuna dikkati çeken Bayraktar, “Ürüne bahçede, hasattan sonra yüklemeden önce muhakkak ön soğutma yapılmalıdır. Hijyen koşullarına dikkat edilmelidir. Tüketici de ürünü, kayba ve israfa uğratmayacak miktarda ihtiyacı kadar satın almalı; sebze ve meyveye uygun saklama ve kullanma şartlarına uymalıdır” dedi.
-Bitkisel üretim 114 milyon tonu geçti…
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “2014-2015 üretim sezonunda iklim şartlarının da iyi gitmesiyle, bitkisel üretim, 111,3 milyon ton olan 2013 seviyesinin bile üzerine çıkarak 114,2 milyon tonu buldu”
-“Bitkisel üretim, bu yıl, doğal afetlerin fazlaca yaşandığı 2014’e göre, yüzde 7,3 artarak 106,4 milyon tondan 114,2 milyon tona çıktı”
-“Bu yıl tahıllarda üretim yüzde 18,1, patateste yüzde 14,3, yağlı tohumlarda yüzde 5,2, kuru baklagillerde yüzde 4,2, çayda yüzde 4,2, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde yüzde 3,9, sebzelerde yüzde 3,4, süs bitkilerinde yüzde 0,1, tütünde yüzde 0,4 arttı”
-“Şekerpancarında yüzde 1,7, pamukta yüzde 12,8 üretim düşüşü görüldü”
-“Başta yağışlar olmak üzere hava koşullarının hububat için iyi gitmesi neticesinde üretimde artış yaşandı. Tahıl üretimi yüzde 18,1 arttı”
-“Özellikle patateste görülen üretim artışı ekim alanlarındaki artıştan kaynaklandı”
-“Üzüm üretiminde meydana gelen don nedeniyle yüzde 12,6 oranında azalma oldu”
-“Çiftçimiz, yağmur, çamur, kar, kış demeden, her türlü doğal afetle mücadele ederek, gece gündüz üretimini sürdürüyor.
78 milyonluk ülke nüfusunu, 40 milyonu aşkın turisti besliyor, 18 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatına vesile oluyor, 6 milyona yakın insanımıza istihdam sağlıyor”
-“Çiftçimiz, elinden geleni fazlasıyla yapıyor, bitkisel ve hayvansal üretimdeki artışı sürdürüyor. Ürün artışı ihracata yönelmeli. Ülkeye daha fazla döviz kazandırılmasının yolları aranmalıdır”
Ankara – 25.12.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bitkisel üretimde 2015 yılında iyi bir sezon geçirildiğini bildirerek, “2014-2015 üretim sezonunda iklim şartlarının da iyi gitmesiyle, yaş çay dahil bitkisel üretim, 111,3 milyon ton olan 2013 seviyesinin bile üzerine çıkarak 114,2 milyon tonu buldu. Bitkisel üretim, bu yıl, doğal afetlerin fazlaca yaşandığı 2014’e göre, yüzde 7,3 artarak 106,4 milyon tondan 114,2 milyon tona çıktı” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, yaş çay dahil 2013 yılında 111 milyon 283 bin ton olan bitkisel üretimin kuraklık ve don başta olmak üzere yaşanan doğal afetlerin sonucu yüzde 4,4 gerileyerek 2014 yılında 106 milyon 376 bin 124 tona indiğini, iklim şartlarının olumlu seyrettiği 2015 yılında ise yüzde 7,3 artışla 114 milyon 168 bin tona çıktığını belirtti.
2015 yılında tahıllarda yüzde 18,1, patateste yüzde 14,3, yağlı tohumlarda yüzde 5,2, kuru baklagillerde yüzde 4,2, çayda yüzde 4,2, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde yüzde 3,9, sebzelerde yüzde 3,4, süs bitkilerinde yüzde 0,1, tütünde yüzde 0,4 üretim artışı olduğunu, şekerpancarında üretiminin yüzde 1,7, pamukta yüzde 12,8 düştüğünü bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Üretim miktarları 2015 yılında yaklaşık olarak tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 65 milyon 524 bin ton, sebzelerde 29 milyon 552 bin ton ve meyvelerde 17 milyon 772 bin ton olarak gerçekleşti. Bu rakamlar, 2014 yılında tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 59 milyon 436 bin ton, sebzelerde 28 milyon 570 bin ton, meyvelerde 17 milyon 104 bin tondu.
-Tahıl üretimi yüzde 18,1 arttı-
Ürün grupları itibarıyla baktığımızda tahıl ürünleri üretim miktarlarının 2015 yılında bir önceki yıla göre yüzde 18,1 oranında artarak yaklaşık 32 milyon 714 bin tondan 38 milyon 637 bin tona çıktı. Bir önceki yıla göre buğday üretimi yüzde 18,9 oranında artarak 19 milyon tondan 22,6 milyon tona, arpa üretimi yüzde 27 oranında artarak 6,3 milyon tondan 8 milyon tona, çeltik üretimi yüzde 10,8 oranında artarak 830 bin tondan 920 bin tona, dane mısır üretimi yüzde 7,6 oranında artarak 5 milyon 950 bin tondan 6,4 milyon tona yükseldi. Başta yağışlar olmak üzere hava koşullarının hububat için iyi gitmesi neticesinde üretimde artış yaşandı.
-Baklagiller ve yağlı tohumlarda üretim artışı-
Baklagillerin önemli ürünlerinden nohut üretimi yüzde 2,2 oranında artarak 450 bin tondan 460 bin tona, kırmızı mercimek üretimi yüzde 4,6 oranında artarak 325 bin tondan 340 bin tona, yumru bitkilerden patateste ise üretimi ise yüzde 14,3 oranında artarak 4 milyon 166 bin tondan 4 milyon 760 bin tona çıktı. Özellikle patateste görülen üretim artışı ekim alanlarındaki artıştan kaynaklandı.
Yağlı tohumlardan ayçiçeği üretimi yüzde 2,6 oranında artış göstererek 1 milyon 637 bin 900 tondan 1 milyon 680 bin 700 tona çıktı. Tütün üretimi yüzde 0,4 oranında artarak 75 bin tona yükselirken, şeker pancarı üretimi yüzde 1,7 oranında azalarak yaklaşık 16 milyon 462 bin tona indi.
Çay üretimi ise geçen yıla göre yüzde 4,2 artışla 1 milyon 320 bin ton oldu.”
-Sebze üretimi-
Sebze üretimin, 2015 yılında bir önceki yıla göre yüzde 3,4 oranında artarak yaklaşık 29 milyon 552 bin tona yükseldiğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Sebze ürünleri alt gruplarında üretim miktarları incelendiğinde, yumru ve kök sebzeler yüzde 2,6, başka yerde sınıflandırılmamış diğer sebzelerde yüzde 2,2, meyvesi için yetiştirilen sebzelerde ise yüzde 3,6 oranında artış oldu. Sebzeler grubunun önemli ürünlerinden domateste yüzde 6,5, karnabaharda yüzde 13, brokolide yüzde 13,6, kuru soğanda yüzde 5 üretim artışı meydana geldi. Havuçta yüzde 4,1, bamyada yüzde 7,6, patlıcanda yüzde 2,7, baklada yüzde 10,5, taze soğanda yüzde 4,4 oranında üretimde azalma oldu.
-Meyve üretimi-
Meyve üretim miktarı 2015 yılında bir önceki yıla göre yüzde 3,9 oranında artarak 17 milyon 772 bin tona çıktı. Meyveler içinde önemli ürünlerin üretim miktarlarına bakıldığında, bir önceki yıla göre elmada yüzde 3,6, şeftalide yüzde 5,6, kirazda yüzde 20,2, kayısıda yüzde 151,9, cevizde yüzde 5,1, kivide yüzde 31 üretimde artış görüldü. Buna karşın ahududunda yüzde 5,8, keçiboynuzunda yüzde 8,1, zeytinde 3,8 oranında üretimde azalma oldu. Turunçgil meyvelerinden mandalinada üretim yüzde 10,5 oranında artarken, sert kabuklu meyvelerden fındıkta üretim yüzde 56,8, Antep fıstığında ise yüzde 80 oranında artış oldu. Üzüm üretiminde meydana gelen don nedeniyle yüzde 12,6 oranında azalma olurken, incir üretimi ise geçen yıl seviyesinin yüzde 0,1 üzerinde gerçekleşti.”
Meyve üretiminde genel olarak bir önceki yıla göre artış görüldüğünü, ancak 2014 yılı özellikle meyvecilikte yaşanan olumsuz hava koşulları nedeniyle ekstrem bir yıl olduğunu, elma, kayısı, fındık, Antep fıstığı gibi ürünlerde büyük üretim düşüşleri yaşandığını belirten Bayraktar, “2015 yılında da elma, ceviz, kayısı gibi ürünlerde de 2015 yılında da yaşanan don nedeniyle rekoltede kayıp yaşanmasına karşın 2014 yılı ile kıyaslama yapıldığında üretimde artış meydana geldi. Ancak 2013 yılı verileri ile kıyasladığımızda kayısı, elma, cevizde 2015 yılı rekolteleri, 2013’ün altında kaldı” dedi.
Süs bitkileri üretiminin, 2015 yılında bir önceki yıla göre yüzde 0,1 oranında arttığını bildiren Bayraktar, süs bitkileri üretimi kesme çiçeklerin yüzde 66,6, diğer süs bitkilerinin ise yüzde 33,4’lük bir paya sahip olduğunun görüldüğünü, kesme gül üretiminin bir önceki yıla göre yüzde 7,1, lale üretiminin yüzde 13,1, glayöl üretiminin ise yüzde 39,9 oranında arttığı bilgisini verdi.
-Çiftçi üretimi sürdürüyor-
Bayraktar, çiftçinin yağmur, çamur, kar, kış demeden, her türlü doğal afetle mücadele ederek, gece gündüz üretimini sürdürdüğünü, 78 milyonluk ülke nüfusunu, 40 milyonu aşkın turisti beslediğini, 18 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatına vesile olduğunu, 6 milyona yakın insanımıza istihdam sağladığını vurguladı.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, çiftçinin, elinden geleni fazlasıyla yaptığını, bitkisel ve hayvansal üretimdeki artışın sürdürülmesi, ürün artışının ihracata yönelmesi ve ülkeye daha fazla döviz kazandırılmasının yollarının aranması gerektiğini bildirdi.
-21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü…
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Kooperatifleri ve üretici birliklerini güçlendiremezsek, üretici ile tüketici arasında 5 kata varan fiyat farkını düşüremeyiz”
-“Üretici de kazansın, tüketici de uygun fiyatla ürün tüketsin istiyorsak tarımda örgütlenmeyi sağlamalıyız”
-“Ülkemizde daha güçlü kooperatiflere gereksinim bulunuyor. Ortaklarının ve toplumun gereksinimlerini karşılamak için idari ve mali açıdan daha güçlü, fonksiyonel, profesyonelce yönetilen ve yaratıcı kooperatiflerin olması şarttır”
-“Kooperatifler, ekonomik örgütlenmeler olarak ürün pazarlanmasına odaklanmalı”
-“Tarımsal örgütlerin kayıt tutma ve yayım hizmetleri, Ar-Ge çalışmaları, girdi ve kredi temini, depolama, ambalaj ve pazarlama safhalarında daha aktif rol almaları sağlanmalıdır”
Ankara – 21.12.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üretici birlikleri ve kooperatiflerin ülkemizde idari ve mali açıdan yeterince güçlü ve fonksiyonel olmadığını bildirerek, “tarımda ekonomik örgütlenme hayati önemde. Kooperatifleri ve üretici birliklerini güçlendiremezsek, üretici ile tüketici arasında 5 kata varan fiyat farkını düşüremeyiz. Üretici de kazansın, tüketici de uygun fiyatla ürün tüketsin istiyorsak tarımda örgütlenmeyi sağlamalıyız” dedi.
Bayraktar, 21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletlerce 2015 yılı Kooperatifçilik Günü’nün temasının “Kooperatifi Seçin, Eşitliği Seçin” olarak belirlediğini, kooperatiflerin yapıları gereği herkese açık kuruluşlar olduğunu belirtti. Kooperatiflerde sermayeye bağlı olmaksızın ortakların 1’er oy hakkına sahip olduğu bilgisini veren Bayraktar, her ortağın karar almada eşit hakka sahip bulunduğunu, ihtiyaçlara erişimde de eşitliğin söz konusu olduğunu vurguladı. Bayraktar, Birleşmiş Milletlerce de kabul edildiği gibi kooperatifçiliğin, toplumda eşitsizliği yok etmek, yoksulluğu azaltmak, ırk, cinsiyet ve çeşitli ayrımcılığa son vermek için önemli bir sosyo ekonomik model olduğunu da belirtti.
Şemsi Bayraktar, Birleşmiş Milletler’in verilerine göre, küresel düzeyde 1 milyar ortağı olan 2,6 milyon kooperatif bulunduğu, bu kooperatiflerin 223,6 milyonu kendi hesabına çalışan kooperatif ortağı olmak üzere tam ve geçici statüde 250 milyon kişiye istihdam sağladığı bilgisini verdi. TZOB Genel Başkanı Bayraktar, ülkemizde de 12 bin 449’u tarımda olmak üzere, 26 ayrı türde 84 bin kooperatifin, tarımda 146 bölge birliğinin ve 8 adet merkez birliğinin faaliyet gösterdiğini bildirdi.
-“Avrupa’da pazar payları yüksek, mali açıdan güçlü ve fonksiyoneller”-
Avrupa’da kooperatiflerin pazar paylarının oldukça yüksek olduğunu, mali açıdan güçlü, fonksiyonel bir şekilde işlev gördüklerini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Kooperatiflerin, Hollanda’da tarımsal ürün pazarlamasında yüzde 90, Yeni Zelanda’da süt ve süt ihracat piyasasında yüzde 95, et piyasasında yüzde 70, tarımsal üretimde yüzde 50, gübre piyasasında yüzde 70, Norveç’te süt ürünleri üretimininde yüzde 99 pazar payı bulunuyor. Ülkemizde kooperatiflerin tarımda pazar payı halen yüzde 2’ler düzeyindedir. Gelişmiş ülkelerde kooperatifçiliğe kamu ve özelin yanında üçüncü sektör olarak da bakılıyor. Ülkemizde ise kooperatifçiliğe, zaman zaman önem ve öncelik verilmekle birlikte, süreklilik kazandırılamadığından istenilen düzeyde gelişme sağlanamadı. Tarımsal amaçlı kooperatifler 3 farklı yasa altında, 7 konuda hizmet veriyor. Birbirinden farklı mevzuatlarla yönetilen kooperatifler, ülkemizin ihtiyaçlarına nazaran çeşit ve sayı yönünden oldukça fazla ve dağınık bir yapı sergilemekle beraber ilgili mevzuatları da güncelliğini yitirmiştir.
Ülkemizde daha güçlü kooperatiflere gereksinim vardır. Ortaklarının ve toplumun gereksinimlerini karşılamak için daha güçlü ve yaratıcı kooperatiflerin olması şarttır.”
-“Kooperatiflerin verimlilik ve etkinlik ögelerini dikkate almaları gerekir”-
Demokratik işletme kuruluşları olan kooperatiflerin yüksek kazançtan çok, ortaklarının gereksinim ve yararlarını önde tutmaları gerektiğini, ancak, kooperatiflerin yaşamlarını sürdürebilmek için verimlilik ve etkinlik ögelerini dikkate almaları gerektiğini bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Böylece ortaklarının kalkınmasını sağladıkları gibi, toplumun da kalkınmasına yardımcı olabilirler. Küçük işletmelerin çok yoğun olduğu tarımsal yapımızda ekonomik örgütlenme yetersiz kalmıştır. Başta kooperatifler olmak üzere tarımsal örgütler arasında yeterli koordinasyon sağlanamamıştır. Ülkemizde kooperatif sayısı fazla olmakla birlikte ortak sayıları azdır. Bu nedenle kooperatifçiliğin esas amacı olan, ölçek ekonomisi, işbirliği ve sinerji etkisi bakımından ülkemiz, dünya uygulamalarının oldukça gerisindedir.
Kooperatifçilik sektörünün denetlenmesi, geliştirilmesi, devlet tarafından yapılmalı bu amaçla mali, teknik ve hukuki desteğin verilmesine katkıda bulunulması gerekmektedir. Devlet, temel olarak yasa koyucu ve yasaları düzenleyici pozisyonunu güçlendirmeli ve kooperatifleri yasal boşluk ve karmaşıklıklardan kurtarmalı, kooperatifleşme teşvik edilmeli, kooperatifler idari ve mali yönden güçlendirilmeli ve desteklenmelidir. Kooperatiflerde denetleme daha işlevsel bir yapıya kavuşturulmalıdır.”
-“Eğitim ve Ar-Ge için kurumsal yapı oluşturulmalı”-
Kooperatifçilikte temel sorunlardan birini oluşturan eğitim eksikliğinin giderilmesi için eğitim ve Ar-Ge faaliyetlerini yürütecek bir kurumsal yapının oluşturulması gerektiğini vurgulayan Bayraktar, “bu çalışmalar mümkün olduğu kadar geniş tabana yayılarak yapılmalı ve üniversiteler dışındaki diğer sivil toplum örgütlerinin de eğitimle ilgili desteklerinin artırılması sağlanmalıdır” dedi.
Kooperatiflerin etkin bir çalışma düzenine sahip olmayışlarının Türk tarımının pazarlama sorunlarının başında geldiğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Kooperatifler, ekonomik örgütlenmeler olarak ürün pazarlanmasına odaklanmalıdır.
Tarımsal örgütlerin daha fonksiyonel bir yapıya kavuşturulabilmesi için görev tanımları yeniden ele alınmalıdır.
Bu örgütlerin kayıt tutma ve yayım hizmetleri, Ar-Ge çalışmaları, girdi ve kredi temini, depolama, ambalaj ve pazarlama safhalarında daha aktif rol almaları sağlanmalıdır.
Ülkemizde daha güçlü kooperatiflere gereksinim bulunuyor. Ortaklarının ve toplumun gereksinimlerini karşılamak için idari ve mali açıdan daha güçlü, fonksiyonel, profesyonelce yönetilen ve yaratıcı kooperatiflerin olması şarttır.”
-Suya yatırım şart…
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Suyun önemli bir kısmı sulama şebekelerinde kaybediliyor. Şebekelerin sadece yüzde 17’si borulu”
-“GAP, KOP, DAP gibi sulama yatırımlarını bitirmemiz yetmez, suyu tasarruflu kullanmayı öğrenmeliyiz”
-“Su zengini bir ülke değiliz”
-“Artık, bitkide verim kaybına ve toprakta tuzlanmaya neden olan vahşi sulama yöntemlerini bırakmalıyız. Bu tür sulama hem sulama maliyetini artırıyor hem de yarar getirmiyor”
-“DSİ sulamalarında, sulama oranı yüzde 62, randıman yüzde 42’de kalıyor”
-“1970’lerden kalma kanaletlerin oranı bir hayli fazla. Bu tesisler eski ve atıl vaziyette”
-“Arazilerin çok parçalı ve dağınık olması, parsel büyüklükleri yeterli olmaması sulama açısından da önemli bir sorun”
-“Parsel şekilleri tarımsal mekanizasyonun ve sulamanın ihtiyaçlarına cevap vermiyor”
-“Mevcut parsellerin yüzde 50’den fazlasının doğrudan suya erişim imkanının bulunmuyor”
-“Sulama imkanı olduğu halde sulanmayan her birim alanın potansiyel gelirden kayıp anlamına geldiği unutulmamalı”
-“Yeni alanlar sulamaya açılırken, mevcut sulama şebekeleri de yenilenmeli, modern sulama şebekeleri kurulmalıdır”
Ankara – 20.12.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, suyun önemli bir kısmının sulama şebekelerinde kaybedildiğini bildirerek, “şebekelerin sadece yüzde 17’si borulu. Yüzde 39’u klasik, yüzde 44’ü ise kanalet. Su zengini bir ülke değiliz. GAP, KOP, DAP gibi sulama yatırımlarını bitirmemiz yetmez, suyu tasarruflu kullanmayı öğrenmeliyiz” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını, suyu azami dikkat ve tasarrufla kullanması gerektiğini, aksi takdirde, önümüzdeki yıllarda iklim değişikliğinin de etkisiyle ciddi bir su sıkıntısı içine gireceğini belirtti. Türkiye’nin 14 milyar metreküpü yer altı, 98 milyar metreküpü yerüstü olmak üzere 112 milyar metreküp tüketilebilir su potansiyeli bulunduğunu, nüfusu dikkate alındığında su azlığı çeken ülkeler arasında yer aldığını vurgulayan Bayraktar, halen kullanılan 44 milyar metreküp suyun 5 milyar metreküpünün sanayide, 7 milyar metreküpünün içme ve kullanım suyu olarak, 32 milyar metreküpünün ise tarımda kullanıldığı bilgisini verdi.
-Suyun Türkiye’de 4’te 3’ü, Avrupa’da 3’te 1’i tarımda kullanılıyor-
Ülkemizde kullanılan suyun büyük bir kısmı, neredeyse 4’te 3’ünün tarımda kullanıldığına, bunun Avrupa ülkelerinde 3’te 1’de kaldığına dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
“Ülkemizin iklim şartları nedeniyle tarımda sulama yapmak zorundayız. Tarımsal sulamayı daha yaygınlaştırmak, bu amaçla su kaynakları geliştirerek rasyonel kullanmak durumundayız. Bu bizim bir gerçekliğimiz.
Türkiye’nin bitkisel ürün yetiştirilen alanları ve çayır mera alanlarının toplamı 38 milyon 560 bin hektardır. Bunun 14 milyon 617 bin hektarı çayır ve mera, 15 milyon 789 bin hektarı tahıllar ve diğer bitkisel ürün ekim, 804 bin hektarı sebze bahçeleri, 5 bin hektarı süs bitkileri, 1 milyon 945 bin hektarı meyve, içecek ve baharat bitkileri alanlarından, 467 bin hektarı bağlardan, 826 bin hektarı ise zeytinliklerden oluşmaktadır. Toplam ekili dikili alanlarımızın yüzde 84,2’sinde kuru tarım yapılmaktadır. Halen, Hollanda büyüklüğünde, 4 milyon 108 bin hektar tarım arazimizi de yağış yetersizliği ve sulama yapamamız dolayısıyla nadasa bırakıyoruz. Bu, büyük bir israftır.
Ülkemizin teknik ve ekonomik olarak sulanabilecek arazisi 8,5 milyon hektarı buluyor. Bu alanın 6 milyon 90 bin hektarı sulamaya açılmış durumda. Bunun 3,8 milyon hektarı da Devlet Su İşleri (DSİ) marifetiyle yapılıyor. 2,41 milyon hektar alan, sulama yatırımlarını tamamlayamadığımız için halen sulamaya açılmamış durumda. Bir an önce sulama yatırımları tamamlanıp bu alanlar da verimli bir şekilde tarıma kazandırılmalıdır.”
-Sulamada oran ve randıman çok önemli-
Sulamada oran ve randımanın çok önemli olduğunu, mevcut durumda suyun önemli bir kısmının sulama şebekelerinde kaybedildiğini vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Şebekelerin sadece yüzde 17’si borulu. Yüzde 39’u klasik, yüzde 44’ü ise kanalet. Bunun doğal bir sonucu olarak Devlet Su İşleri sulamalarında sulama oranı yüzde 62, randıman yüzde 42’de kalıyor. 1970’lerden kalma kanaletlerin oranı bir hayli fazla. Bu tesisler eski ve atıl vaziyette. Sulama imkanı olduğu halde sulanmayan her birim alanın potansiyel gelirden kayıp anlamına geldiği unutulmamalı. Yeni alanlar sulamaya açılırken, mevcut sulama şebekeleri de yenilenmeli, modern sulama şebekeleri kurulmalıdır. Su zengini bir ülke değiliz. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP) ve Doğu Anadolu Projesi’nin (DAP) gibi sulama yatırımlarını bitirmemiz yetmez, suyu tasarruflu kullanmayı öğrenmeliyiz. Suyun damlası bile ziyan etmemeliyiz. Yeni geliştirilen sulama projelerinde borulu sistem kullanımı artırmak ve bakım-onarım faaliyetlerini hızlandırmak zorundayız. Kayıpları ancak bu şekilde büyük ölçüde önleriz.
-İşletme ve parsellerle ilgili sorun-
Bunun yanı sıra, sulama oranını ve randımanı etkileyen bir diğer sebep de işletme ve parsellerle ilgili sorunlardır. Arazilerin çok parçalı ve dağınık olması, parsel büyüklükleri yeterli olmaması sulama açısından da önemli bir sorundur. Parsel şekilleri tarımsal mekanizasyonun ve sulamanın ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Mevcut parsellerin yüzde 50’den fazlasının doğrudan suya erişim imkanının bulunmuyor. Bunlar çözülmesi gereken sorunlardır. Bu açıdan TZOB olarak bizim de her platformda çıkarılması için büyük destek verdiğimiz Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu değişikliği, TBMM’den çıktı. Bu kanunun ikincil mevzuatı da tamamlandı. Sıra uygulamaya geldi. Kanun hakkıyla uygulanırsa, arazi parçalanmasının önüne geçer. Bunun yanı sıra Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’mızın arazi toplulaştırma çalışmaları önemli. 14 milyon hektar arazi toplulaştırması yapılabilecek alan var. Halen Bakanlığımız 5 milyon hektarda bunun tamamlamış durumda. Hükümet programında bu alanın 8 milyon hektara çıkarılacağı taahhüt edildi. Bir an önce arazi toplulaştırma çalışmaları tamamlanmalıdır.”
-“Basınçlı sulama yüzde 60’a varan oranlarda su tasarrufu sağlıyor”-
Sulamada basınçlı sulama gibi modern sistemlerin yüzde 60’a varan oranlarda su tasarrufu sağladığını vurgulayan Bayraktar, “artık, bitkide verim kaybına ve toprakta tuzlanmaya neden olan vahşi sulama yöntemlerini bırakmalıyız. Bu tür sulama hem sulama maliyetini artırıyor hem de yarar getirmiyor. Özellikle ülkemizde tarımda verimliliğin artması ve gelecek kuşakların gıda ihtiyacının garanti altına alınması amacı ile tarımda kullanılan suyun sürdürülebilirliğinin sağlanması olmazsa olmazlarımız arasında olmalıdır. Orta ve yüksek basınçlı borulu şebekeler yapmalıyız. Ekonomik ömrünü tamamlamış kanalları modern tesislerle değiştirmeliyiz” dedi.
Bayraktar, hükümet programında yer alan “Tarımda Su Kullanımının Etkinleştirilmesi Öncelikli Dönüşüm Programı” tarım sektöründe israfı önlemek ve suyu etkin kullanmayı amaçlayan çalışmaları, DSİ sulamalarında sulama oranın yüzde 62’den yüzde 68’e, sulama randımanının ise yüzde 42’den yüzde 50’ye çıkarılması ve 2019’a kadar 1 milyon hektar ilave arazinin sulamaya açılması hedeflerini desteklediklerini bildirdi.
Şemsi Bayraktar, sulamada GAP, KOP ve DAP çok büyük önem taşıdığını, hükümet programında yer alan bu projelerle ilgili çalışmaların da sulamadaki gelişime büyük katkı sağlayacağını belirtti.
-Bayraktar, Almanya Büyükelçiliği Tarım Müsteşarını kabul etti
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Almanya ile ilişkilerimiz geçmişten bu yana gayet iyi. Bu dış ticarete yansıyacak”
-“Türkiye, AB’nin gıda ambarı olacak düzeyde bir ülke. Türkiye, AB’yi meyvesiz, sebzesiz, gıdasız bırakmaz”
-“Türkiye ile AB arasındaki ticaretin geliştirilmesi için vizelerin kalkması ilişkileri daha da geliştirecektir”
-“Umuyorum, Rusya kendine de zarar veren bu ambargoyu kaldırır”
-Almanya Tarım Müsteşarı Erbach-Fürstenau: “Almanya’daki tüketiciler Türk ürünlerinin değerini çok iyi biliyor”
Ankara – 16.12.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye ile Almanya ilişkilerin geçmişten bu yana gayet iyi gittiğini bildirerek, “bu dış ticarete yansıyacak” dedi.
Bayraktar, Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği Tarım Müsteşarı Philipp Graf zu Erbach-Fürstenau’yu kabul etti. Kabulde Bayraktar, Almanya ile Türkiye’nin iyi bir çalışma ortaklığına girdiğini belirtti.
Verimliliğin çok önemli olduğunu vurgulayan, verimliliğin artırılmasını önleyen yapısal sorunların bir an evvel çözülmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şöyle konuştu:
“En başta da parçalı arazi yapısı sorununu çözmeliyiz. Bu konuda yeni bir kanuni düzenleme yapılmasını talep etmiştik. Bu kanun çıktı. Miras hukukunda değişiklik yapıldı. Ayrıca, bugüne kadar 5 milyon hektar arazi toplulaştırıldı. Yine verimliliğin artırılması konusunda tarımda mekanizasyonla ilgili olarak devlet desteği var. Makine techizat alımına destek veriliyor.64. Hükümetin programında yem ve gübrede KDV’nin kaldırılacağı açıklandı. Biz mazota da destek verilmesini istiyoruz. Hayvancılıkta uygulanan sıfır faizli kredi sektörün gelişmesine katkı sağladı. Üreticiler bu destekten yararlanabiliyor. Seracılığa sıfır faizli kredi verilmesi sektörü daha da geliştirecek.
Sulanamayan 2,5 milyon hektar arazimiz var. GAP, DAP; KOP gibi projeler bitirildiğinde, sulanabilecek alanlar sulamaya açıldığında çiftçimizin geliri artacak, tarımımız daha da gelişecek.
Hükümet programında, halen yüzde 2 olan Organik tarım yapılan alanların toplam tarım alanlarına oranı yüzde 2’den yüzde 4’e çıkarılacağı öngörülüyor. Bunu da olumlu karşılıyoruz.”
-“Ziraat Odaları’na üye 5 milyona yakın çiftçi var”-
Ziraat Odaları’na üye 5 milyona yakın çiftçi olduğunu bildiren Bayraktar, şöyle devam etti:
“Yasal düzenlemeler de dahil olmak üzere çiftçilerimizin sorunlarını çözmek için çalışıyoruz.
Ülkemiz yapısal sorunlarını çözerse 18 milyar dolar ihracatımız 40-45 milyar dolara çıkar. İhracatımızın önemli bir bölümü Avrupa Birliği ülkelerine yapılıyor. Türkiye AB’nin gıda ambarı olacak düzeyde bir ülke. Türkiye, AB’yi meyvesiz, sebzesiz, gıdasız bırakmaz. AB ile müzakereleri yakından takip ediyoruz. Türkiye AB Karma İstişare Komitesi eşbaşkanlığı yaptım. Bu dönemde de ilişkilerin geliştirilmesi için çalıştım. Geçmişte biz, TZOB olarak da Tarım Bakanlığımız ve Alman Tarım Birliği (DLG) ile hayvancılığın geliştirilmesi konusunda işbirliği yaptık. Türkiye ile AB arasındaki ticaretin geliştirilmesi için vizelerin kalkması ilişkileri daha da geliştirecektir.
Rusya ve Türkiye olgun iki devlettir. Olgun devletler, sorun üretmez, sorun çözer. Ama ülkeler ilkelerini de korur. Benzer bir durumda Almanya da Türkiye gibi hareket ederdi. Rusya, olgun bir devlet gibi hareket etmedi. Rusya, yaş meyve ve sebzeyi, bizim dışımızda daha ucuza alabileceği bir ülke yok. Biz Rusya’dan 1 milyar dolarlık buğday alıyoruz. Bunu başka ülkelerden de alabiliriz. Umuyorum, Rusya kendine de zarar veren bu ambargoyu kaldırır. Rus ekonomisi iyi değil. Ambargonun enflasyonu 2 puan artıracağı söyleniyor. Türkiye’nin ticaretinin yüzde 50’sinden fazla AB ile. Mallarımız giriyor ama insanımız giremiyordu. Bundan sonra bu sorun da aşılırsa AB ile ticaretimiz daha fazla artar.”
Zaman zaman fiyatların gerilediğini üreticilerin mağdur olduğunu bildiren Bayraktar, “biz de üreticilerimizin sıkıntılarını dile getiriyor, destek almalarını sağlıyoruz. Bu konuda üretici birlikleri önemli. Almanya ve AB’de üretici birlikleri çok fonksiyoneller. Biz birlik ve kooperatif sayısı çok fazla olmakla birlikte fonksiyonel değiller. Fiyatlar düşünce üretici birlikleri piyasa girip müdahale edebilmeli. Bunun kanunu da var ama üretici birliklerimiz bunu yapamıyor. Öncelikle kanunun rehabilite edilmesi gerekiyor. Bunun için de çalışıyoruz” dedi.
-Almanya Tarım Müsteşarı-
Almanya Büyükelçiliği Tarım Müsteşarı Erbach-Fürstenau, hükümetler arasındaki iyi ilişkilerin tarımda işbirliğinin gelişmesine de katkı yapacağını belirtti. Almanya’daki tüketicilerin Türk ürünlerinin değerini çok iyi bildiğini vurgulayan Müsteşar Erbach-Fürstenau’yu, “Türk ürünleri tüketmekten dolayı mutluluk duyuyoruz” dedi. Halen Türkiye’de birçok ikili proje yürüttüklerini belirten Erbach-Fürstenau, Türkiye’de, Alman Tarım Bakanlığı tarafından finanse edilen birçok proje bulunduğunu, Türkiye’de ekolojik tarımın geliştirilmesi konusundaki projelere de destek sağladıklarını bildirdi. Erbach-Fürstenau, Almanya’nın, ekolojik tarım ürünleri konusunda iyi bir pazar olduğunu da vurguladı.
Müsteşar Erbach-Fürstenau, AB ile Türkiye’nin ortak taraflarından birinin de her iki tarafa da Rusya’nın ambargo koyması olduğunu, Almanya ve Türkiye’nin bu konuda birbirine destek olabileceğini belirtti.