TZOB 26. Genel Kurul, Cumhurbaşkanı Erdoğan”ın katılımlarıyla başladı

Sayın Cumhurbaşkanım,
Sayın Divan,
Sayın Başbakan Yardımcım,
Sayın Bakan Yardımcıları,
Sayın Milletvekilleri,
Bakanlıklarımızın Değerli Bürokratları,
Meslek Kuruluşlarımız ve Sivil Toplum Kuruluşlarımızın Değerli Temsilcileri,
Teşrifleri ile Genel Kurulumuzu onurlandıran çok Kıymetli Misafirler,
Ziraat Odalarımızda yapılan demokratik seçimlerle
Genel Kurulumuza katılan, Odalarımızın Değerli Başkanları ve Değerli Delegeleri,
Kıymetli Çiftçilerimiz,
Kıymetli Çalışma Arkadaşlarım,
Basınımızın Güzide Temsilcileri,

Şahsım ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği Yönetim Kurulu adına, Birliğimizin 26. Genel Kuruluna, Türkiye’nin en büyük çiftçi kongresine hoş geldiniz diyor, sizleri, en derin saygılarımla selamlıyorum.
Kuruluşumuzdan bu güne ahirete intikal eden, ömrü çiftçimize hizmetle geçmiş bütün büyüklerimize ve bütün dostlarımıza, Allah’tan rahmet diliyorum.
Ülkemizin her köşesinden, her ilinden, beş kademeli demokratik seçim sürecinden geçerek, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Kurulunu yapmak üzere, buraya gelmiş değerli Delegelerimizi ve Ziraat Odası Başkanlarımızı tebrik ediyorum.
Tarihi, 1881 yılına kadar uzanan Ziraat Odalarımız, ülke tarımının hizmetinde 134 yılını tamamladı. Ziraat Odalarımızın üst örgütü, tarımın ve üreticilerimizin çatı örgütü olan Türkiye Ziraat Odaları Birliği de kurulduğu 23 Aralık 1963 tarihinden bu yana, 52 yıldır çiftçimizin hizmetinde faaliyet gösteriyor. Hem Türkiye Ziraat Odaları Birliğimiz hem de Ziraat Odalarımız, kuruluşlarından bu yana çiftçimizin alın terinin karşılığını alması için geceli gündüzlü çalışıyor.
Çiftçimizin Anayasal meslek kuruluşu Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin, 4,5 milyon üyesinin hak ve menfaatlerini bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da sonuna kadar savunmaya devam edeceğinden kimsenin kuşkusu bulunmasın!

Sayın Cumhurbaşkanım,
Birlik Yönetim Kurulumuz, geçen 4 yıllık faaliyet döneminde, ülke tarımının ve çiftçilerimizin karşılaştığı sorunların çözümü için her türlü çabayı gösterdi. Delegelerin büyük desteğiyle 22 Mayıs 2011 tarihinde, 25’inci Genel Kurulumuzda göreve gelen yönetimimiz döneminde geçen 4 yılda, Teşkilatımız büyük atılımlar gerçekleştirdi.
Bu dönemde, Ziraat Odası sayımız, 738’den 759’a yükseldi. Türkiye sathında bir taraftan hizmet noktamız artarken, diğer taraftan da hizmet alanımız genişledi.
Ziraat Odalarımızın fiziki imkânlarında da çok önemli gelişmeler kaydedildi. Odalarımızın yüzde 61’i kendi hizmet binalarında faaliyet gösteriyor. Yine Ziraat Odalarımızın yüzde 40’ında makine parkı bulunuyor. Sayısı 75’i bulan tahlil laboratuvarlarıyla çiftçimize hizmet veren Ziraat Odalarımız; bir meslek kuruluşu olmasına rağmen artık fabrika, paketleme, ürün işleme, kurutma, depolama ve tohum temizleme tesisleri gibi ekonomik tesisler de kuruyor.
Bu dönemde, Birliğimizin ihtiyaçlarını karşılamak üzere hizmet binamızı yeniledik. Ankara’nın merkezinde modern bir hizmet binasına kavuştuk.
Yine, Ankara Yenimahalle’de 200 yataklı sosyal tesis ve eğitim merkezi inşa ettik. Büyük önem verdiğimiz ve tarımsal üretimimiz, verimliliğimiz açısından olmazsa olmaz gördüğümüz eğitimleri burada yapacağız.
Birliğimizin yarım yüzyılı aşan tarihinde bir devrim niteliği taşıyan, Ziraat Odalarımız ile genel merkezimizi birbirine bağlayan bilgisayar sistemini, bu dönemde projelendirerek 2 yıl gibi kısa sayılabilecek bir sürede hayata geçirdik.
Bilgisayar otomasyon sistemiyle çiftçilerimizin Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtları çevrimiçi olarak yapılabilecek. Sistemle, E-Devlet kapsamında, kamu ve diğer kuruluşlarla web servisleri üzerinden bilgi paylaşımında bulunulabilecek.

Sayın Cumhurbaşkanım,
Tarım, enerji ile birlikte dünyada en stratejik iki sektörden biri. Hatta birincisi. Bu sektörde gıda güvencesi olarak adlandırılan sürekli ve yeterli gıdaya erişim, hayati önemde bir konu. Peki, ülkemizde gıda güvencesini kim sağlıyor? Fedakâr çiftçilerimiz.
Yapısal sorunlara, girdi fiyatlarındaki yüksekliğe, pazarlama sorunlarına, yaşanan doğal afetlere rağmen, çiftçimiz, tarlasını, bağını, bahçesini terk etmemiş, üretimini sürdürmüş, insanımızı gıdasız bırakmamıştır. Çiftçimiz, 78 milyonluk Türkiye nüfusunu doyurmasının yanı sıra, ülkemize her yıl gelen 37 milyon turisti de beslemiştir. Üreticilerimiz, bununla da sınırlı kalmayarak iç savaş ve çeşitli zorunluluklar yüzünden ülkemize sığınan başta 1,7 milyon Suriyeli olmak üzere, muhtaç durumdaki yüzbinlerce insanın gıdasını temin etmektedir. Bu sığınmacıların en büyük şansı, Türkiye gibi bir komşularının olmasıdır. Tarihin her döneminde zor durumda kalan ve başı sıkışan, dini, dili, ırkı ne olursa olsun gönül kapılarını sonuna kadar açan ülkemizin insanları, iyi bilinmelidir ki komşuları kadar şanslı değildir. Zira bizim insanımızın kendi vatanından, kendi toprağından başka misafir olabileceği, gidebileceği başka bir kapı yoktur. Bu yüzdendir ki şehit kanlarıyla defalarca sulanarak kutsanmış bu toprakların kıymeti, bu toprakları işleyen çiftçimizin kadri iyi bilinmeli, gereken saygı ve önem asla göz ardı edilmemelidir.
Bu topraklarda yaşayanlar, birlikte yaşadığı, kardeş bildiği, acısına, kederine ortak olduğu, dini, dili ne olursa olsun kimseyi ötelememiş, hor görmemiştir. “Yaradılanı severiz yaradandan ötürü” sözünü ana felsefe kabul etmiş bir medeniyetin evlatları olarak, ne bugün ne de dünden tarihimizde utanacak bir sayfamız yoktur. 1915 olaylarının ne olup ne olmadığına karar verecek olanlar, sadece ve sadece dürüst, bilim ahlakına sahip tarihçilerdir. Bu çerçevede, başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere çeşitli mercilerde alınan bütün kararları, Türkiye’nin en fazla üyeye sahip meslek kuruluşu olarak kınıyor, siyasi gerekçelerle alındığı herkesin malumu olan bu kararları şiddetle reddediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanım,
Dünyada benzer şekilde bir adaletsizlik de gıdaya erişimde yaşanıyor. Yeryüzünde yüzmilyonlarca insan ekmek bile bulamazken, 1,5 milyara yakın insan ise ihtiyacının çok üzerinde tüketiyor.
İsraf ise konunun bir başka boyutudur. Gelişmiş ülkelerin çoğunda, gıdaların yüzde 50’lere varan oranlarda israf edildiğini biliyoruz. Tarladan, sofraya her aşamada büyük bir israf var.
Konuyu ülkemiz ölçeğinde ele aldığımızda, güçlü ekonomik örgütlere sahip olmayan üreticimiz, girdi maliyetlerini azaltamıyor, ürününü iyi pazarlayamıyor. Sorunlara karşı tek başına mücadele etmeye çalışıyor. Ürünün az olduğu yıllarda, ürün yetersizliği nedeniyle üreticimiz yeterince para kazanamıyor. Ürünün bol olduğu yıllarda da maliyet bile karşılanamıyor, üreticimiz yine kazanamıyor; hatta bazen ürününü tarlada bırakıyor.
Ziraat Odaları ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, Anayasal meslek örgütüyüz. Çiftçilerimizin hak ve menfaatlerini sonuna kadar koruyoruz.
Ancak, iktisadi bir kuruluş değiliz. Çiftçimizin, ekonomik olarak da örgütlenmesi bir zorunluluktur. Burada, üretici birliklerinin önemi daha net olarak ortaya çıkıyor. Ekonomik örgütleri güçlü hale getirmek zorundayız. Çiftçimizi desteklemeli, üretim maliyetlerini mutlak surette aşağıya çekmeliyiz. Tarladan markete giden zincirde gereksiz aracıları devreden çıkarmalıyız. Çiftçilerimiz tarafından kurulmuş olan ekonomik örgütler yani kooperatifler, üretici birlikleri, aracıların yerini bir an önce almalıdır. Meyve ve sebzeyi çiftçimiz 1 liraya üretirken, tüketici bunu 5-6 liraya tüketiyorsa, tarımdaki ekonomik örgütlerin güçsüzlüğü bunun tek sebebidir. Yeri gelmişken şuna da özellikle dikkati çekmek isterim ki üreticilerimiz, bazı çevrelerce söylendiği gibi, enflasyonun sorumlusu değildir, tam tersine mağdurudur. Çünkü rakamlar ortadadır.

Sayın Cumhurbaşkanım,
Çiftçimiz, 2013-2014 sezonunda kuraklık ve don başta olmak üzere, sel, aşırı yağış, dolu, fırtına, hortum gibi, hemen tüm doğal afetlerle mücadele etti. 2014 Ekim ayında başlayan bu üretim sezonunda da doğal afetler çiftçimizin yakasını bırakmadı.
Afetlerde tarım sigortaları fevkalade önemli. Tarım sigortalarında kapsam sorunu da var. Kapsamda olmayan risklere karşı çiftçinin koruması bulunmuyor. Üretici bin bir emekle yetiştirdiği ürününü, yaşadığı bir afette kaybedebiliyor. Başlangıçta sadece dolu riskinden ibaret olan tarım sigortalarının kapsamının genişletilmesi konusunu Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan ile görüştük. Sigorta kapsamı, zaman içinde genişledi. Katkıları nedeniyle Sayın Babacan’a da huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Afetlerin tekrarı ve büyüklüğü de dikkate alınarak, zarar gören çiftçilerimizin borçları birkaç yıla yayılarak ertelenmelidir. Yine afetlerden zarar gören çiftçilerimizin Sosyal Güvenlik Kurumu ve elektrik borçları yapılandırılmalıdır. Bu çiftçilerimize yeni kredi imkanları sağlanmalıdır.
Ekonomiye büyük katkısına rağmen çiftçimiz, kalkınmanın nimetlerinden yeterince yararlanamıyor. Sektörde, kişi başına düşen yurt içi gelir miktarı, Türkiye ortalamasının yaklaşık 3’te 1’inde kalıyor.
Buna rağmen, tarım sektörü istihdama büyük katkı veriyor. 2014 yılında toplam istihdamın yüzde 21,1’ini tarım sağladı. Tarımda çalışan sayısı 5,5 milyonu buluyor. Her şeye rağmen, tarım, yaz aylarında imalat sanayi ve inşaat sektörünün toplamına yakın istihdam sağlıyor, ülke genelindeki işsizliği 2,1 puan azaltıyor.
Diğer bir konu da enflasyondur. Son zamanlarda enflasyonun sorumlusu sanki çiftçimizmiş gibi haberler, demeçler medyada yer alıyor. Gerçekler bu iddialarla bağdaşmıyor. Tarımda üretici fiyatlarındaki artış, 2014 yılında yüzde 6,7 iken gıda ve alkolsüz içeceklerde bu rakam yüzde 12,7’yi buldu. Geçmiş yıllarda da bu yaşanmıştı.
İhracata gelince, tarım ürünleri ve gıda ihracatımız, her zaman önemini korudu. 2014 yılında, gıda ve tarım ürünlerinde ihracat, 18 milyar doları aştı. Buna karşın ithalat da arttı ve yılı 12,4 milyar dolarla tamamladı. İthalattaki artışa rağmen, tarım ve gıda, 2014 yılında da 5,6 milyar dolarlık dış ticaret fazlası vererek, ülke ekonomisine büyük katkı sağladı. Bu kadar dış ticaret fazlası veren kaç tane sektör var? Mesela çok övündüğümüz otomotiv sektörü dış ticaret fazlası veriyor mu?
Bulunduğumuz coğrafyada avantajlarımızı ve çevremizdeki ülkelerin gıda üretimi konusunda bizim kadar şanslı olmadıkları hususunu çok iyi değerlendirmeliyiz. Bu çerçevede, dünya tarım ürünleri piyasasında hedeflerimizi büyütmeli ve buna uygun politikalarla çiftçimizi desteklemeliyiz. Üretimimizi artırarak, çiftçimizi destekleyerek 2023’te ihracatımızı 40 milyar dolara çıkarmamız lazım.
Sadece üretimle de yetinmemek, ürettiğinizi ham olarak değil, mamule dönüştürerek, ürüne katma değer katarak satmak gerekiyor. Bunu yapamazsanız tarımın bir ayağı eksik kalır. Katma değer katamazsanız, ne çiftçimiz zenginleşir ne ülke ekonomisi gelişir.
Türkiye, bu bölgede daha güçlü bir ülke olmak, daha etkili bir dış politika yürütmek istiyorsa, güçlü bir tarım sektörüne sahip olmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanım,
Dünyada yaşananlar, komşu ülkelerde sabah akşam gördüklerimiz, hepimizin malumu. Allah bu ülkenin insanlarını açlıkla imtihan etmesin. Sabah, öğle, akşam sofralarımızda yediğimiz, içtiğimiz her şeyi çiftçilerimiz üretiyor. Çiftçimizin hakkını kimse yemesin. Çiftçimiz, vergisini de stopajını da ödüyor. Çiftçimizin bu ülkeye yük olduğunu söyleyenleri Allah çarpar. Bu ülkede, hala çiftçimizin hangi koşullarda, ne kadar fedakarca üretim yaptığını bilmeyenler var. Çiftçimizi küçük gören bazı kesim ve kişiler var. Yapısal sorunlara, yüksek maliyetlere rağmen çiftçimiz üretmeye devam ediyor. Ülke nüfusunu besliyor, istihdam sağlıyor, milyarlarca dolarlık ihracat yapılmasına imkan veriyor. Kimse çiftçimizin fedakarlığını görmezden gelemez. Buna Ziraat Odaları olarak müsaade etmeyiz. Bu fedakarlığa rağmen, karnını doyurduğu insanlar, çiftçimizi küçümsemeye, eleştirmeye devam ederlerse bunun hesabını Allah’a veremezler. Karınlarını doyuran çiftçimize lütfen kimse ihanet içinde olmasın.

Sayın Cumhurbaşkanım,
Her ne kadar geçen yıl küçülse de tarımımızda genel olarak bir büyüme görülmektedir. Buna bakıp da tarımsal potansiyeli tam olarak kullandığımızı söylememiz de tabii ki mümkün değil.
Zamanınızın kısıtlı olmasını da dikkate alarak, çiftçimizin bazı temel sorunlarını başlıklar halinde burada arz etmek istiyorum. Burada ifade edeceğim bazı sorunlarımızı ve diğer sorunları Genel Kurulumuza yarın teşrif edecek Sayın Başbakanımıza ve Sayın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımıza daha ayrıntılı bir şekilde aktaracağım.
Ülkemizin tarımsal potansiyelini tam olarak kullanmamızın önündeki çözüm bekleyen sorunlarımız içinde, tarımsal işletmelerin küçük, arazilerin çok parçalı olması; sulama, örgütlenme, ambalajlama, depolama, pazarlama, finansman yetersizliği, kırsaldan göç nedeniyle yaşlanan tarım nüfusu gibi yapısal sorunların yanı sıra gübre, mazot, elektrik, tohum gibi girdi fiyatlarının yüksekliği bulunuyor.
Hepimizin malumu olan bu sorunları her ortam ve her platformda dile getiriyoruz.
Ülkemizde en fazla tüketilen gübrelerin fiyatları, son 4 yılda, yüzde 51 ile yüzde 65 arasında arttı.
Çiftçimizin diğer önemli masraf kapısı da motorindir. Motorin fiyatı son 4 yılda yüzde 49 artış gösterdi.
Aynı dönemde başta ayçiçeği, mısır, pamuk, buğday fiyatları olmak üzere ürün fiyatlarındaki artış, gübre ve motorin gibi girdilerdeki fiyat artışının altında kalmıştır.
Gübre ve mazotta 2003 yılında başlayan desteği olumlu buluyoruz. Ancak, gübre ve mazottaki fiyat yükselişleri de dikkate alınarak desteğin artırılmasını bekliyoruz.
Tarımsal sulama abone grubundan elektrik alan üretici, 1 kilovatsaat elektrik enerjisi için yüzde 1 Enerji Fonu, yüzde 2 TRT payı ve yüzde 18 KDV dahil 33,15 kuruş ödemektedir.
Birim fiyatın düşürülmesi bakımından; elektrikte uygulanmakta olan yüzde 18 KDV’nin tarımda kullanılan elektrikte yüzde 1’e indirilmesini talep ediyoruz.
Çiftçimiz, önemli bir girdi kalemi olan elektrikte TRT’ye yüzde 2 pay ödüyor. Sektörümüz, çok önemli sayılacak bu kadar bir kaynakla da desteklenen TRT’nin, yayınlarında tarıma daha fazla yer ayırması, tarıma ve tarımsal eğitime destek vermesi, hatta sadece tarım programları sunan tematik bir televizyon ve radyo kanalı kurmasını en tabii hakkımız olarak görüyor ve talep ediyoruz.
Ancak, sorunlarımızın yanı sıra yıllardır şikayetçi olduğumuz bazı konularda da çözüme ulaştık. Bazı sorunlarımızın çözümünde de aşamalar kaydettik. Sorunlarımızın çözümünde, Başbakanlığınız döneminde, bölge toplantılarımıza bakanlarınızla birlikte iştirak ederek, Oda başkanlarımızı bizzat dinleyerek, talepleri değerlendirerek destek olan zatıalinize bütün çiftçilerimiz adına teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum.
Ülkemizde yapısal sorunlarımızın en önemlisi olarak değerlendirdiğimiz arazi parçalanmasının önüne geçilmesi için sizden miras hukukunu düzenleyen Arazi Kullanımı ve Toprak Koruma Kanunu çıkarılmasını talep etmiştik.
Yine sizden, et ve süt piyasasını düzenlemek üzere bir müdahale kurumu kurulması talebimiz olmuştu. Sizin talimatınızla, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız gayretli bir çalışması oldu. Arazi Kullanımı ve Toprak Koruma Kanunu çıkarıldı. Et ve Süt Kurumu müdahale kurumu haline dönüştürüldü. Bundan memnuniyet duyuyoruz, size ve emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Bu iki düzenleme, tarımda verimliliğin yakalanması, et ve süt fiyatlarının istikrara kavuşması için hayati öneme haizdir.
Verimli tarım arazilerimizi kaybediyoruz. Son 20 yılda 3 milyon hektar azalan tarım alanlarımız 23,8 milyon hektara gerilemiştir. Bu arazilerin imara açılmasını istemiyoruz. Bu konuda Valilerimizin ve Büyükşehir Belediye Başkanlarımızın dikkatli davranmasını talep ediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanım,
Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı olan 2023’te 150 milyar dolarlık hasıla, 40 milyar dolarlık ihracat, artan nüfus ve turisti besleme hedeflerimize ulaşabilmemiz için tarım desteklerinin kanunun öngördüğü şekilde yüzde 1’e çıkarılması gerekiyor. Bütün zor şartlara rağmen bugünkü üretimi, bugünkü istihdamı, bugünkü ihracatı gerçekleştiren çiftçimiz, desteğin neredeyse iki katına çıkarılmasıyla adeta şahlanacaktır. Bu müjdeyi bekliyor, destek artışını, sadece çiftçimiz ve üreticilerimiz için değil, ülkemiz insanı için de bir zorunluluk olarak görüyoruz.
Çiftçimiz, desteklerden yüzde 4 oranında stopaj kesilmesinden şikayetçi. Bu konuyu zatıalinize de iletmiştik. Sanki çiftçimiz zirai kazanç elde ediyormuş gibi, desteklerde de yüzde 4 oranında kesinti yapılıyor. Biz bunu destek olarak biliyorduk. O zaman adına destek değil, gelir diyelim. Bu, bir babanın, kırtasiye, okul masrafları için çocuğuna verdiği paradan kesinti yapmasına benziyor. Bu yüzde 4’ün kaldırılmasını bekliyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanım,
TZOB Genel Başkanı olarak, SGK Yönetim Kurulu’ndaki görevim vesilesiyle, çiftçilerimize ve Ziraat Odalarımıza yönelik çok önemli düzenlemelerin çıkarılmasına katkıda bulunma fırsatım oldu.
6111 sayılı Kanunla sattıkları ürün bedelleri üzerinden 1994 yılından bu yana BAĞ-KUR prim kesintisi yapılan, Ziraat Odası’na da kayıtlı çiftçilerimize geriye yönelik yapılandırma hakkı getirildi. Ancak kadın çiftçilerimiz, 2003 yılından önceki dönemler için aile reisi olmamaları nedeniyle borçlanamadılar. 2012 yılında bu mağduriyet giderildi. Kadın çiftçilerimiz, hak kazandıkları dönem için gecikme cezası ve gecikme zammı da ödemediler.
65 yaş ve üzeri çiftçilerimiz, talep etmeleri halinde, tarım BAĞ-KUR’u primi ödemelerinden muaf olacaklar.
Yine çabalarımız sonucu tarım BAĞ-KUR’undan emekli olup da çiftçilik yapmaya devam eden çiftçilerimizin emekli maaşlarından sosyal güvenlik destek primi kesintisi kaldırıldı.
Çiftçilerimizin sattıkları ürün bedelleri üzerinden alınan yüzde 5 oranındaki tarım BAĞ-KUR’u prim kesintisi, girişimlerimizle 1 Ocak 2014 tarihinde, sadece borcu olan çiftçilerimize ve borcu oranında yapılmak üzere yüzde 2’ye indirildi.
Ayrıca çiftçi muafiyeti kapsamında, diğer bir statüde çalışıyor ise Kurumdan kesinti muafiyet belgesi almaları halinde, sattıkları ürün bedelleri üzerinden tarım BAĞ-KUR’u kesintisi yapılmayacak.
Yine, Ziraat Odalarının, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanları bildirmemekten dolayı kesilen idari para cezaları silindi.
Taleplerimiz üzerine tarım BAĞ-KUR’lu kadın çiftçilerimize doğum borçlanması imkanı getirildi. Düzenlemeyle 3 çocuğu olan kadın çiftçilerimiz 6 yıla kadar borçlanabilecek.
Ayrıca, genel sağlık sigortası ve sigorta prim borçlarına yapılandırma hakkı getirildi.
Çiftçilerimizin mağduriyetlerini, Sosyal Güvenlik Kurumu ve ilgili bakanlıkların duyarlı yaklaşımlarıyla önemli ölçüde çözmeyi başarıyoruz.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı olarak, SGK Yönetim Kurulu’ndaki görevim vesilesiyle, çiftçilerimize ve Ziraat Odalarımıza yönelik çok önemli düzenlemelerin çıkarılmasına katkıda bulunma fırsatım oldu. Destekleri dolayısıyla SGK Başkan ve Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarıma temsil ettiğim tarım sektörü adına da teşekkür ediyorum.

Sayın Cumhurbaşkanım,
Görevde bulunduğumuz sürede çalışmalarımız sadece kendi sektörümüzün sorunlarıyla sınırlı kalmadı. Ülkemizin her meselesinde, yaşadığımız her sosyal ve ekonomik sorunda elimizi taşın altına koymaktan asla imtina etmedik. Zatıâlinizin de yakından malumları olduğu üzere başlatılan Anayasa çalışmalarına ben ve Birlik Yönetim Kurulu Üyelerimiz başta olmak üzere bütün camiamızla omuz verdik. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu çalışmaların sonuna kadar destekçisi olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Ülkemizin toplam dış ticaretinde olduğu kadar, tarımsal ürünlerde de önemli bir ortağı olan Avrupa Birliği üyelik süreciyle ilgili değerlendirmelerimizi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Avrupa Birliği güçlenmek ve dünyanın en önemli aktörü olmak istiyorsa ancak Türkiye ile bunu gerçekleştirebileceğini unutmamalıdır. Avrupa Birliği’ne her an girecekmiş gibi, kriterleri insanımız için yapmalı, yerine getirmeliyiz. Bu standartlara ulaştıktan sonra Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olur ya da olmaz çok önemli değil.

Sayın Cumhurbaşkanım,
Konuşmamın bu bölümünde, bir ay sonra yapılacak Genel Seçimlerin Türkiye’mizin demokratik olgunluğuna yakışır şekilde geçeceğine olan inancımı vurguluyor, seçimlerin çiftçimize, ülkemize, milletimize hayırlara vesile olmasını Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum.
Her yıl 14 Mayıs’ta dünya genelinde kutladığımız Dünya Çiftçiler Günü ile Anneler Günü’nü şimdiden tebrik ediyorum. Gece gündüz üretimini sürdüren bütün çiftçilerimizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Gücünü Anayasa, yasalar ve fedakâr çiftçimizden alan Ziraat Odalarımız ve Türkiye Ziraat Odaları Birliğimiz, daha önce olduğu gibi bundan sonra da, yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde, dürüst, hukuka saygılı ve şeffaf yönetimi ile çiftçilerimizin gür sesi olmaya devam edecektir.
Sözlerime son verirken, bu düşünce ve duygularla, 26. Genel Kurul Toplantımızın ülkemize, milletimize, çiftçilerimize ve teşkilatımıza hayırlı ve uğurlu olmasını diler, yoğun gündemlerine rağmen teşrifleriyle Genel Kurulumuzu onurlandıran Sayın Cumhurbaşkanımız ve tüm konuklarımıza teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

TZOB 26. Genel Kurulu

-TZOB 26. Genel Kurulu
-Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Tohum meselesini milli bir dava haline getirdik. Yerli tohum
üretimini adeta yerli tank, yerli uçak üretimi kadar önemli görüyoruz.”
-“Bu çerçevede yürütülen çalışmalar sonucu ülkemizin yıllık tohum üretimi 145 bin tondan, 776 bin tona çıktı ama bunu da yeterli bulmuyoruz. Bu alanda kendi ihtiyaçlarımızın tamamını karşılamakla kalmamalı, dünyanın da en önemli üreticisi haline gelmeliyiz.”
-“Soframızdaki ekmekte, tenceremizdeki yemekte, kilerimizdeki tüm gıdalarda emeği olan üreticilerimizin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü şimdiden kutluyorum”
-“Ülkede çiftçinin meselelerini sadece ucuz mazot parantezine hapsederek bir tarım politikası oluşturulamaz”
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Çiftçilerimiz tarafından kurulmuş olan ekonomik örgütler yani kooperatifler, üretici birlikleri, aracıların yerini bir an önce almalıdır”
-“Meyve ve sebzeyi çiftçimiz 1 liraya üretirken, tüketici bunu 5-6 liraya tüketiyorsa, tarımdaki ekonomik örgütlerin güçsüzlüğü bunun tek sebebidir”
-“Afetlerin tekrarı ve büyüklüğü de dikkate alınarak, zarar gören çiftçilerin borçları birkaç yıla yayılarak ertelenmesi gerekir”
-“Çiftçilerimize yeni kredi imkanları sağlanmalıdır”
-“Kimse çiftçimizin fedakarlığını görmezden gelemez. Buna Ziraat Odaları olarak müsaade etmeyiz. Karınlarını doyuran çiftçimize lütfen kimse ihanet içinde olmasın”
-“2023’te 150 milyar dolarlık hasıla, 40 milyar dolarlık ihracat, artan nüfus ve turisti besleme hedeflerimize ulaşabilmemiz için tarım desteklerinin kanunun öngördüğü şekilde yüzde 1’e çıkarılması gerekiyor”
-“Desteklerden kesilen yüzde 4 oranında stopajın kaldırılmasını bekliyoruz”

Ankara – 08.05.2014 – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tohum meselesini milli bir dava haline getirdiklerini belirterek, “Yerli tohum üretimini adeta yerli tank, yerli uçak üretimi kadar önemli görüyoruz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Ziraat Odaları Birliği 26. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, yarım asırdan fazla Türkiye’nin tarımına, üreticisine hizmet veren TZOB’un genel kurulunun hayırlı olmasını diledi.
TZOB’ta görev almış herkese ve 81 vilayette alın terleri, emeği, yürekleriyle çalışan tüm çiftçilere şükranlarını sunan Erdoğan, “Soframızdaki ekmekte, tenceremizdeki yemekte, kilerimizdeki tüm gıdalarda emeği olan üreticilerimizin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü şimdiden kutluyorum” dedi.
Türkiye Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nun proje uygulamaları tanıtım toplantısına katıldığını ve orada 81 vilayette yürütülen ve yüzde 50 hibe desteğiyle hayata geçirilen projelerle ilgili bilgi alma imkanı bulduğunu anımsatan Erdoğan, bugüne kadar sadece Kırsal Kalkınma Programı ve Kırsal Kalkınma Desteği kapsamında çiftçiye 3,7 milyar lira kaynak aktarımı yapıldığını söyledi.
Erdoğan, bu destekle hayata geçirilen yatırım tutarının da 7,5 milyar lira olduğuna dikkati çekerek, Türkiye’nin tarımsal üretimde Avrupa’da ilk sıraya, dünyada da yedinci sıraya yerleştiğini kaydetti.
Tarımsal milli gelirin 2002 yılında 24 milyar dolar seviyesinde olduğunu, 2014 yılı itibariyle bu rakamın 61 milyar dolara çıktığını anımsatan Erdoğan, tarımsal ihracattın da 4 milyar dolardan, 18 milyar dolar düzeyine yükseldiğini bildirdi.

-“Türkiye’nin gelecek hedefleri içinde tarımın çok önemli bir yeri var”-

Erdoğan, 2023 yılında tarımsal milli geliri 150 milyar dolara, ihracattı da 40 milyar dolara çıkarmayı hedeflediklerini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin gelecek hedefleri içinde tarımın, çiftçimizin çok önemli bir yeri var. Bunun için devletiyle, üreticisiyle, ihracatçısıyla el ele vererek, bu hedeflere uygun bir çalışma temposu ortaya koymamız gerekiyor. Eskilerin güzel bir sözü var; ‘tarlada izi olmayanın, harmanda gözü olmaz’. Biz, bugünden hazırlıklarımızı yapacağız, ülkemize, tarlamıza mührümüzü vuracağız ki vakti, saati geldiğinde hedeflerimize ulaşalım. Yine rahmetli Aşık Veysel’in güzel bir ifadesi var; ‘benim sadık yarim kara topraktır’. Toprak bizim sadık yarimizdir ama aynı zamanda her yar gibi toprak nazlıdır da. Ona hak ettiği değeri vermezsek bize küser, bunun için tarım politikalarımızı bütüncül anlayışla tasarlamalı ve hayata geçirmeliyiz.”

-“Prim desteği verilen ürün sayısı 4’ten 17’ye çıktı”-

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkede çiftçinin meselelerini sadece ucuz mazot parantezine hapsederek bir tarım politikası oluşturulamaz” diyerek, 2003 yılından itibaren zaten çiftçiye mazot desteği verildiğini, bunun yanında 52 ayrı destek uygulamasının da hayata geçirildiğini anlattı.
Prim desteği sağlanan ürün sayısının 4’ten 17’ye çıkarıldığına dikkati çeken Erdoğan, “Ülkemizde 12 yılda üreticilerimize verilen nakit hibe desteği nedir biliyor musunuz? Tam 70 milyar lira, eski rakamla 70 katrilyon lira. Böyle tarımsal üretimde Avrupa lideri kendi kendine olunmuyor, bu tür destekler var. Bunun bir politikası var, buna göre destekleri var” diye konuştu.
Erdoğan, tarım arazilerinin toplulaştırılması başta olmak üzere çiftçinin üretim gücünü artırmaya yönelik çok sayıda düzenleme yaptıklarını, sadece arazi toplulaştırılmasının bile çiftçilerin geleceği için başlı başına büyük bir reform olduğunu vurgulayarak, geçmişte tarım arazilerinin miras yoluyla küçük parçalara bölünerek, kullanılır olmaktan çıktığını, yaptıkları arazi toplulaştırmasıyla bunun önüne geçtiklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçtiğimiz 12 yılda, ondan önceki 40 yılda yapılanın tam 10 katı arazinin toplulaştırılması yapıldı. Yani birileri sadece sözünü etmiştir, geçtiğimiz 12 yılda ise bir fiil iş yapılmıştır” dedi.
Tarım topraklarının korunması ve amaç dışı kullanılmasını önlemeye yönelik 2005’te bir kanun çıkarıldığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, arazi toplulaştırması yoluyla 12 yılda 45 milyon dönüm araziyi ekonomik bakımdan verimli hale getirdiklerini söyledi.
Erdoğan, 2014 yılında da arazilerin miras yoluyla bölünerek kullanım dışı kalmasının önüne geçecek bir başka kanunu Türkiye’ye kazandırdıklarını belirterek, özellikle sulanabilir nitelikteki 85 milyon dönüm arazinin tamamını ekonominin hizmetine sunmak istediklerini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hedefin 2023 yılına kadar 140 milyon dönüm arazide toplulaştırma işlemini tamamlamak olduğunu ifade etti.

-“Tohum meselesini milli bir dava haline getirdik”

Tohum meselesini de milli bir dava haline getirdiklerini vurgulayan Erdoğan, “Biz, yerli tohum üretimini adeta yerli tank, yerli uçak üretimi kadar önemli görüyoruz. Bu çerçevede yürütülen çalışmalar sonucu ülkemizin yıllık tohum üretimi 145 bin tondan, 776 bin tona çıktı ama bunu da yeterli bulmuyoruz. Bu alanda kendi ihtiyaçlarımızın tamamını karşılamakla kalmamalı, dünyanın da en önemli üreticisi haline gelmeliyiz” dedi.
Erdoğan, çiftçinin en büyük destekçisi olan Ziraat Bankasının, 2002’de yüzde 59 faizle çiftçiye kredi verdiğini belirterek, atılan adımlarla bugün gelinen noktanın, yüzde 0 ile yüzde 8,5 arasında bir düzeye gerilediğini söyledi.
Tarım kredi kooperatifleriyle çiftçinin geçen yıl kullandığı kredi miktarının 29 milyar lirayı bulduğuna işaret eden Erdoğan, bu rakamın 2002 yılının sonunda 227 milyon seviyesinde olduğunu, kullanılan kredilerle çiftçilerin teknolojisini yenilediğini, geleceğine yatırım yaptığını dile getirdi.
Erdoğan, “Allah aşkına, acaba biz 2002’de ne kadar bu ülkede traktör, biçerdöver sahibiydik, ama bugün ne kadar traktörümüz var, ne kadar biçerdöverimiz var. Başımızı iki elimizin arasına alalım ve düşünelim. Önümüzdeki dönemde çiftçimize kullandığı kredilerde sağlanan desteğin de artarak süreceğine inanıyorum” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye’nin milletin oyuyla iş başına gelmiş ilk cumhurbaşkanı olarak bu süreçte bir kenarda beklemem elbette ki düşünülmez. Ülkemin ve milletimin geleceği ile ilgili görüşlerimi seçim döneminde de her fırsatta ifade ediyorum, etmeye de devam edeceğim” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Ziraat Odaları Birliği 26. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Bizler hep birlikte çalışacak üretecek gayret edecek sonra da Allah’a teslim olacağız. Tevekkülün anlamını, ümidin anlamını en iyi çiftçilerimiz bilir, sizler bilirsiniz” diye konuştu.
Türkiye’nin 2023 hedefleri açısından 7 Haziran seçimlerinin hayati önem taşıdığına vurgu yapan Erdoğan, şunları söyledi:
“Gerek toplu açılış törenleri vesilesiyle gittiğim illerimizde gerekse de katıldığım diğer programlarda düşüncelerimi, tekliflerimi milletimle paylaşıyorum. Herhangi bir siyasi parti için değil, Türkiye için, tüm milletimiz için, ne düşünüyorsam, ne hedefliyorsam onu söylüyorum.”
Türkiye’nin yeni bir anayasaya ve bununla birlikte başkanlık sistemine ihtiyacı bulunduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti:
“4,5 yıl, İstanbul gibi bir şehirde büyükşehir belediye başkanlığı yürüttüm. 12 yıla yakın bu ülkede başbakanlık yaptım. 8 aydır da Cumhurbaşkanlığı yapıyorum. Aldığım sorumluluğun hakkını yerine getirmekle mükellefim. Milletim bu görevi bunun için verdi. Önümüzdeki dönemin Yeni Türkiye’nin inşası için önemli bir dönem olacağına inanıyorum. Yeni Türkiye için yeni anayasaya ve bununla birlikte başkanlık sistemine ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.”

-“Parlamenter sistem miadını doldurdu”-

Halkın doğrudan Cumhurbaşkanını seçtiği 10 Ağustos 2014 tarihi itibariyle parlamenter sistemin miadını doldurduğunu belirten Erdoğan, “Yeni anayasa ülkemiz için artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Parlamenter sistem Cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçmesiyle artık miadını doldurmuş oldu. Hiç kimse benim bu tekliflerimden bu görüşlerimden rahatsız olmamalıdır. Çünkü ben bunları şahsım için değil milletim için, ülkemin geleceği için ifade ediyorum. Çünkü damdan düşenim. Damdan düşen bir insan olarak siyasetçi olarak, neyin ne olduğunu da gayet iyi biliyorum” diye konuştu.
“Bu konuda da beni en iyi anlaması gereken benim çiftçi kardeşlerimdir” ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizler toprağı sürer tohumu atar tüm hazırlıkları yapar sonra da ürünün boy vermesini olgunlaşmasını beklersiniz. Ama o üründen sizin faydalanıp faydalanamayacağınız belli değildir çünkü dünya fani.. Öyle mi? Hepimiz gelip geçeceğiz. Ama bunun için toprağı ekmekten tohumu saçmaktan vazgeçiyor muyuz? Hayır” dedi.

-“Ben de ülkemin ve milletimin geleceği için bu tartışmaları
başlatıyor, yürütüyorum”-

Başkanlık sistemi ile ilgili tartışmaları ülke ve milletin geleceği için yaptığını vurgulayan Erdoğan, “Ben de ülkemin ve milletimin geleceği için bu tartışmaları başlatıyor, yürütüyorum. Sonuçta yarın öbür gün Türkiye başkanlık sistemine geçtiğinde kim ölür kim kalır. Kim devlet başkanı olur onu ancak Rabbim bilir, Allah bilir. Bunun kararını verecek olan sizlersiniz, aziz milletimdir. Benim bugün sorumluluğum ülkemin ve milletimin geleceği için bu görüşlerimi ifade etmek, meselenin gündeme gelmesini ve tartışılmasını sağlamaktır” diye konuştu.
Sistemin reforme edilmesi gerektiğini anlatan Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Dünyanın en ileri ülkelerine bakıyorsunuz, bu ülkelerde bu başkanlık sistemi uygulanıyor da biz niçin geri kalmış veya en az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki sistemlerle uğraşıyoruz. Biz de model olarak demek ki en ileri ülkeler şu anda bu sistemi uyguluyorsa, o zaman biz sistemimizi idari anlamda reforme etmemiz lazım.”
“Barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar” sözleriyle konuşmasını sürdüren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yani hakikate fikirlerin, düşüncelerin, tekliflerin tartışılmasıyla ulaşılır. Çekinmeyelim, korkmayalım, bu fikirler tartışılsın. Ama birileri ‘acaba başkanlık sistemine geçilirse biz bir daha iktidar yüzü görebilir miyiz, bir daha koalisyon ortağı olabilir miyiz?’ gibi düşüncelerle ne yapıyor başkanlık sistemi olmaz diyor. Sıkıntı buradan geliyor. Bugün Yeni Türkiye hedefimizi, yeni anayasa ve başkanlık sistemi teklifimi ben sizlerle de paylaşıyorum. Özellikle Ziraat Odaları Birliği bu konuda da çalışmalar yapmalı ve yaptırmalı. Bana sağ olsun birçok STK’lar şu anda başkanlık sistemi ile ilgili çalışmalarını hazırlıyorlar ve gönderiyorlar” dedi.
Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde her ay ilim adamlarıyla, medya mensuplarıyla STK temsilcileriyle bir araya geldiği bilgisini veren Erdoğan, “Mesela dün de yine 20’ye yakın akademisyen ve gazeteci ile Ermeni meselesini konuştuk. Çanakkale’yi konuştuk. Onu müzakere ettik. Ne yapmamız gerekir? Dünya geneline vermemiz gereken mesajlar nelerdir? Bugüne kadar eksikliklerimiz neler olmuştur? Nerelerde eksiklerimiz var? Çünkü bu bir kamu diplomasisi. Bunun için ciddi manada çalışma gerekiyor. Diğerleri, dünyanın değişik yerlerinde Ermeniler bu lobileri yaparken, biz nerede zayıf kaldık bunların tespiti ve bunların giderilmesi lazım. Ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşması için de ben bu müzakerelere ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Sizlerden de buna destek vermenizi katkı sağlamanızı bekliyorum” diye konuştu.

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar-

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, genel kurulda yaptığı konuşmada, 4 yıllık faaliyet dönemlerinde, ülke tarımının ve çiftçilerin karşılaştığı sorunların çözümü için her türlü çabayı gösterdiklerini bildirdi. Bu dönemde teşkilatın büyük atılımlar gerçekleştirdiğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bu dönemde, Ziraat Odası sayımız, 738’den 759’a yükseldi. Türkiye sathında bir taraftan hizmet noktamız artarken, diğer taraftan da hizmet alanımız genişledi.
Ziraat Odalarımızın fiziki imkânlarında da çok önemli gelişmeler kaydedildi. Odalarımızın yüzde 61’i kendi hizmet binalarında faaliyet gösteriyor. Yine Ziraat Odalarımızın yüzde 40’ında makine parkı bulunuyor.
Sayısı 75’i bulan tahlil laboratuvarlarıyla çiftçimize hizmet veren Ziraat Odalarımız; bir meslek kuruluşu olmasına rağmen artık fabrika, paketleme, ürün işleme, kurutma, depolama ve tohum temizleme tesisleri gibi ekonomik tesisler de kuruyor.
Bu dönemde, Birliğimizin ihtiyaçlarını karşılamak üzere hizmet binamızı yeniledik. Ankara’nın merkezinde modern bir hizmet binasına kavuştuk.
Yine, Ankara Yenimahalle’de 200 yataklı sosyal tesis ve eğitim merkezi inşa ettik. Büyük önem verdiğimiz ve tarımsal üretimimiz, verimliliğimiz açısından olmazsa olmaz gördüğümüz eğitimleri burada yapacağız. Birliğimizin yarım yüzyılı aşan tarihinde bir devrim niteliği taşıyan, Ziraat Odalarımız ile genel merkezimizi birbirine bağlayan bilgisayar sistemini, bu dönemde projelendirerek 2 yıl gibi kısa sayılabilecek bir sürede hayata geçirdik. Bilgisayar otomasyon sistemiyle çiftçilerimizin Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtları çevrimiçi olarak yapılabilecek. Sistemle, E-Devlet kapsamında, kamu ve diğer kuruluşlarla web servisleri üzerinden bilgi paylaşımında bulunulabilecek.”

-“Gıda güvencesini fedakar çiftçilerimiz sağlıyor”-

Tarımın, enerji ile birlikte dünyada en stratejik iki sektörden biri, hatta birincisi olduğunu vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bu sektörde gıda güvencesi olarak adlandırılan sürekli ve yeterli gıdaya erişim, hayati önemde bir konu. Peki, ülkemizde gıda güvencesini kim sağlıyor? Fedakâr çiftçilerimiz. Yapısal sorunlara, girdi fiyatlarındaki yüksekliğe, pazarlama sorunlarına, yaşanan doğal afetlere rağmen, çiftçimiz, tarlasını, bağını, bahçesini terk etmemiş, üretimini sürdürmüş, insanımızı gıdasız bırakmamıştır. Çiftçimiz, 78 milyonluk Türkiye nüfusunu doyurmasının yanı sıra, ülkemize her yıl gelen 37 milyon turisti de beslemiştir. Üreticilerimiz, bununla da sınırlı kalmayarak iç savaş ve çeşitli zorunluluklar yüzünden ülkemize sığınan başta 1,7 milyon Suriyeli olmak üzere, muhtaç durumdaki yüzbinlerce insanın gıdasını temin etmektedir. Bu sığınmacıların en büyük şansı, Türkiye gibi bir komşularının olmasıdır. Tarihin her döneminde zor durumda kalan ve başı sıkışan, dini, dili, ırkı ne olursa olsun gönül kapılarını sonuna kadar açan ülkemizin insanları, iyi bilinmelidir ki komşuları kadar şanslı değildir. Zira bizim insanımızın kendi vatanından, kendi toprağından başka misafir olabileceği, gidebileceği başka bir kapı yoktur. Bu yüzdendir ki şehit kanlarıyla defalarca sulanarak kutsanmış bu toprakların kıymeti, bu toprakları işleyen çiftçimizin kadri iyi bilinmeli, gereken saygı ve önem asla göz ardı edilmemelidir. Bu topraklarda yaşayanlar, birlikte yaşadığı, kardeş bildiği, acısına, kederine ortak olduğu, dini, dili ne olursa olsun kimseyi ötelememiş, hor görmemiştir. ‘Yaradılanı severiz yaradandan ötürü’ sözünü ana felsefe kabul etmiş bir medeniyetin evlatları olarak, ne bugün ne de dünden tarihimizde utanacak bir sayfamız yoktur. 1915 olaylarının ne olup ne olmadığına karar verecek olanlar, sadece ve sadece dürüst, bilim ahlakına sahip tarihçilerdir. Bu çerçevede, başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere çeşitli mercilerde alınan bütün kararları, Türkiye’nin en fazla üyeye sahip meslek kuruluşu olarak kınıyor, siyasi gerekçelerle alındığı herkesin malumu olan bu kararları şiddetle reddediyoruz.”
Dünyada benzer şekilde bir adaletsizlik de gıdaya erişimde yaşandığına dikkati çeken Bayraktar, “Yeryüzünde yüzmilyonlarca insan ekmek bile bulamazken, 1,5 milyara yakın insan ise ihtiyacının çok üzerinde tüketiyor.
İsraf ise konunun bir başka boyutudur. Gelişmiş ülkelerin çoğunda, gıdaların yüzde 50’lere varan oranlarda israf edildiğini biliyoruz. Tarladan, sofraya her aşamada büyük bir israf var” diye konuştu.

-“Tarladan markete giden zincirde gereksiz aracıları devreden
çıkarmalıyız”-

Konuyu ülke ölçeğinde ele aldıklarında, güçlü ekonomik örgütlere sahip olmayan üreticinin, girdi maliyetlerini azaltamadığını, ürününü iyi pazarlayamadığını, sorunlara karşı tek başına mücadele etmeye çalıştığını belirten Bayraktar, şunları söyledi:
“Ürünün az olduğu yıllarda, ürün yetersizliği nedeniyle üreticimiz yeterince para kazanamıyor. Ürünün bol olduğu yıllarda da maliyet bile karşılanamıyor, üreticimiz yine kazanamıyor; hatta bazen ürününü tarlada bırakıyor.
Ziraat Odaları ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, Anayasal meslek örgütüyüz. Çiftçilerimizin hak ve menfaatlerini sonuna kadar koruyoruz. Ancak, iktisadi bir kuruluş değiliz. Çiftçimizin, ekonomik olarak da örgütlenmesi bir zorunluluktur. Burada, üretici birliklerinin önemi daha net olarak ortaya çıkıyor. Ekonomik örgütleri güçlü hale getirmek zorundayız. Çiftçimizi desteklemeli, üretim maliyetlerini mutlak surette aşağıya çekmeliyiz. Tarladan markete giden zincirde gereksiz aracıları devreden çıkarmalıyız. Çiftçilerimiz tarafından kurulmuş olan ekonomik örgütler yani kooperatifler, üretici birlikleri, aracıların yerini bir an önce almalıdır. Meyve ve sebzeyi çiftçimiz 1 liraya üretirken, tüketici bunu 5-6 liraya tüketiyorsa, tarımdaki ekonomik örgütlerin güçsüzlüğü bunun tek sebebidir. Yeri gelmişken şuna da özellikle dikkati çekmek isterim ki üreticilerimiz, bazı çevrelerce söylendiği gibi, enflasyonun sorumlusu değildir, tam tersine mağdurudur. Çünkü rakamlar ortadadır.
Çiftçimiz, 2013-2014 sezonunda kuraklık ve don başta olmak üzere, sel, aşırı yağış, dolu, fırtına, hortum gibi, hemen tüm doğal afetlerle mücadele etti. 2014 Ekim ayında başlayan bu üretim sezonunda da doğal afetler çiftçimizin yakasını bırakmadı. Afetlerde tarım sigortaları fevkalade önemli. Tarım sigortalarında kapsam sorunu da var. Kapsamda olmayan risklere karşı çiftçinin koruması bulunmuyor. Üretici bin bir emekle yetiştirdiği ürününü, yaşadığı bir afette kaybedebiliyor. Tarım sigortalarının kapsamının genişletilmesi konusunu Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan ile görüştük. Sigorta kapsamı, zaman içinde genişledi.”
Bayraktar, bu konudaki katkıları nedeniyle Başbakan Yardımcısı Babacan’a da teşekkür etti.

-“Çiftçilerin borçları birkaç yıla yayılarak ertelenmeli”-

Şemsi Bayraktar, afetlerin tekrarı ve büyüklüğü de dikkate alınarak, zarar gören çiftçilerin borçlarının birkaç yıla yayılarak ertelenmesi gerektiğini bildirdi. Yine afetlerden zarar gören çiftçilerin Sosyal Güvenlik Kurumu ve elektrik borçlarının yapılandırılmasını isteyen Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bu çiftçilerimize yeni kredi imkanları sağlanmalıdır. Ekonomiye büyük katkısına rağmen çiftçimiz, kalkınmanın nimetlerinden yeterince yararlanamıyor. Sektörde, kişi başına düşen yurt içi gelir miktarı, Türkiye ortalamasının yaklaşık 3’te 1’inde kalıyor. Buna rağmen, tarım sektörü istihdama büyük katkı veriyor. 2014 yılında toplam istihdamın yüzde 21,1’ini tarım sağladı. Tarımda çalışan sayısı 5,5 milyonu buluyor. Her şeye rağmen, tarım, yaz aylarında imalat sanayi ve inşaat sektörünün toplamına yakın istihdam sağlıyor, ülke genelindeki işsizliği 2,1 puan azaltıyor. Diğer bir konu da enflasyondur. Son zamanlarda enflasyonun sorumlusu sanki çiftçimizmiş gibi haberler, demeçler medyada yer alıyor. Gerçekler bu iddialarla bağdaşmıyor. Tarımda üretici fiyatlarındaki artış, 2014 yılında yüzde 6,7 iken gıda ve alkolsüz içeceklerde bu rakam yüzde 12,7’yi buldu. Geçmiş yıllarda da bu yaşanmıştı. İhracata gelince, tarım ürünleri ve gıda ihracatımız, her zaman önemini korudu. 2014 yılında, gıda ve tarım ürünlerinde ihracat, 18 milyar doları aştı. Buna karşın ithalat da arttı ve yılı 12,4 milyar dolarla tamamladı. İthalattaki artışa rağmen, tarım ve gıda, 2014 yılında da 5,6 milyar dolarlık dış ticaret fazlası vererek, ülke ekonomisine büyük katkı sağladı. Bu kadar dış ticaret fazlası veren kaç tane sektör var? Mesela çok övündüğümüz otomotiv sektörü dış ticaret fazlası veriyor mu?
Bulunduğumuz coğrafyada avantajlarımızı ve çevremizdeki ülkelerin gıda üretimi konusunda bizim kadar şanslı olmadıkları hususunu çok iyi değerlendirmeliyiz. Bu çerçevede, dünya tarım ürünleri piyasasında hedeflerimizi büyütmeli ve buna uygun politikalarla çiftçimizi desteklemeliyiz. Üretimimizi artırarak, çiftçimizi destekleyerek 2023’te ihracatımızı 40 milyar dolara çıkarmamız lazım.
Sadece üretimle de yetinmemek, ürettiğinizi ham olarak değil, mamule dönüştürerek, ürüne katma değer katarak satmak gerekiyor. Bunu yapamazsanız tarımın bir ayağı eksik kalır. Katma değer katamazsanız, ne çiftçimiz zenginleşir ne ülke ekonomisi gelişir. Türkiye, bu bölgede daha güçlü bir ülke olmak, daha etkili bir dış politika yürütmek istiyorsa, güçlü bir tarım sektörüne sahip olmalıdır.

-“Çiftçimizin hakkını kimse yemesin”-

Dünyada yaşananlar, komşu ülkelerde sabah akşam gördüklerimiz, hepimizin malumu. Allah bu ülkenin insanlarını açlıkla imtihan etmesin. Sabah, öğle, akşam sofralarımızda yediğimiz, içtiğimiz her şeyi çiftçilerimiz üretiyor. Çiftçimizin hakkını kimse yemesin. Çiftçimiz, vergisini de stopajını da ödüyor. Çiftçimizin bu ülkeye yük olduğunu söyleyenleri Allah çarpar. Bu ülkede, hala çiftçimizin hangi koşullarda, ne kadar fedakarca üretim yaptığını bilmeyenler var. Çiftçimizi küçük gören bazı kesim ve kişiler var. Yapısal sorunlara, yüksek maliyetlere rağmen çiftçimiz üretmeye devam ediyor. Ülke nüfusunu besliyor, istihdam sağlıyor, milyarlarca dolarlık ihracat yapılmasına imkan veriyor. Kimse çiftçimizin fedakarlığını görmezden gelemez. Buna Ziraat Odaları olarak müsaade etmeyiz. Bu fedakarlığa rağmen, karnını doyurduğu insanlar, çiftçimizi küçümsemeye, eleştirmeye devam ederlerse bunun hesabını Allah’a veremezler. Karınlarını doyuran çiftçimize lütfen kimse ihanet içinde olmasın.”

-“Tarımsal işletmeler küçük, araziler çok parçalı”-

Her ne kadar geçen yıl küçülse de tarımda genel olarak bir büyüme görüldüğünü vurgulayan Bayraktar, “Buna bakıp da tarımsal potansiyeli tam olarak kullandığımızı söylememiz de tabii ki mümkün değil. Ülkemizin tarımsal potansiyelini tam olarak kullanmamızın önündeki çözüm bekleyen sorunlarımız içinde, tarımsal işletmelerin küçük, arazilerin çok parçalı olması; sulama, örgütlenme, ambalajlama, depolama, pazarlama, finansman yetersizliği, kırsaldan göç nedeniyle yaşlanan tarım nüfusu gibi yapısal sorunların yanı sıra gübre, mazot, elektrik, tohum gibi girdi fiyatlarının yüksekliği bulunuyor” dedi.
Hepimizin malumu olan bu sorunları her ortam ve her platformda dile getirdiklerini bildiren Bayraktar, şunları söyledi:
“Ülkemizde en fazla tüketilen gübrelerin fiyatları, son 4 yılda, yüzde 51 ile yüzde 65 arasında arttı. Çiftçimizin diğer önemli masraf kapısı da motorindir. Motorin fiyatı son 4 yılda yüzde 49 artış gösterdi. Aynı dönemde başta ayçiçeği, mısır, pamuk, buğday fiyatları olmak üzere ürün fiyatlarındaki artış, gübre ve motorin gibi girdilerdeki fiyat artışının altında kalmıştır. Gübre ve mazotta 2003 yılında başlayan desteği olumlu buluyoruz. Ancak, gübre ve mazottaki fiyat yükselişleri de dikkate alınarak desteğin artırılmasını bekliyoruz. Tarımsal sulama abone grubundan elektrik alan üretici, 1 kilovatsaat elektrik enerjisi için yüzde 1 Enerji Fonu, yüzde 2 TRT payı ve yüzde 18 KDV dahil 33,15 kuruş ödemektedir. Birim fiyatın düşürülmesi bakımından; elektrikte uygulanmakta olan yüzde 18 KDV’nin tarımda kullanılan elektrikte yüzde 1’e indirilmesini talep ediyoruz. Çiftçimiz, önemli bir girdi kalemi olan elektrikte TRT’ye yüzde 2 pay ödüyor. Sektörümüz, çok önemli sayılacak bu kadar bir kaynakla da desteklenen TRT’nin, yayınlarında tarıma daha fazla yer ayırması, tarıma ve tarımsal eğitime destek vermesi, hatta sadece tarım programları sunan tematik bir televizyon ve radyo kanalı kurmasını en tabii hakkımız olarak görüyor ve talep ediyoruz. Ancak, sorunlarımızın yanı sıra yıllardır şikayetçi olduğumuz bazı konularda da çözüme ulaştık. Bazı sorunlarımızın çözümünde de aşamalar kaydettik. Sorunlarımızın çözümünde, Başbakanlığınız döneminde, bölge toplantılarımıza bakanlarınızla birlikte iştirak ederek, Oda başkanlarımızı bizzat dinleyerek, talepleri değerlendirerek destek olan zatıalinize bütün çiftçilerimiz adına teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum.
Ülkemizde yapısal sorunlarımızın en önemlisi olarak değerlendirdiğimiz arazi parçalanmasının önüne geçilmesi için sizden miras hukukunu düzenleyen Arazi Kullanımı ve Toprak Koruma Kanunu çıkarılmasını talep etmiştik.
Yine sizden, et ve süt piyasasını düzenlemek üzere bir müdahale kurumu kurulması talebimiz olmuştu. Sizin talimatınızla, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız gayretli bir çalışması oldu. Arazi Kullanımı ve Toprak Koruma Kanunu çıkarıldı. Et ve Süt Kurumu müdahale kurumu haline dönüştürüldü. Bundan memnuniyet duyuyoruz, size ve emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Bu iki düzenleme, tarımda verimliliğin yakalanması, et ve süt fiyatlarının istikrara kavuşması için hayati öneme haizdir.
Verimli tarım arazilerimizi kaybediyoruz. Son 20 yılda 3 milyon hektar azalan tarım alanlarımız 23,8 milyon hektara gerilemiştir. Bu arazilerin imara açılmasını istemiyoruz. Bu konuda Valilerimizin ve Büyükşehir Belediye Başkanlarımızın dikkatli davranmasını talep ediyoruz.”

-“Tarım desteklerin yüzde 1’e çıkarılması gerekiyor”-

Cumhuriyetimizin 100’üncü yılı olan 2023’te 150 milyar dolarlık hasıla, 40 milyar dolarlık ihracat, artan nüfus ve turisti besleme hedeflerimize ulaşabilmemiz için tarım desteklerinin kanunun öngördüğü şekilde yüzde 1’e çıkarılması gerektiğini belirten Bayraktar, “Bütün zor şartlara rağmen bugünkü üretimi, bugünkü istihdamı, bugünkü ihracatı gerçekleştiren çiftçimiz, desteğin neredeyse iki katına çıkarılmasıyla adeta şahlanacaktır. Bu müjdeyi bekliyor, destek artışını, sadece çiftçimiz ve üreticilerimiz için değil, ülkemiz insanı için de bir zorunluluk olarak görüyoruz” dedi.

-“Çiftçimiz, desteklerden yüzde 4 stopaj kesilmesinden şikayetçi”-

Çiftçinin, desteklerden yüzde 4 oranında stopaj kesilmesinden şikayetçi olduğunu bildiren Bayraktar, şöyle dedi:
“Bu konuyu zatıalinize de iletmiştik. Sanki çiftçimiz zirai kazanç elde ediyormuş gibi, desteklerde de yüzde 4 oranında kesinti yapılıyor. Biz bunu destek olarak biliyorduk. O zaman adına destek değil, gelir diyelim. Bu, bir babanın, kırtasiye, okul masrafları için çocuğuna verdiği paradan kesinti yapmasına benziyor. Bu yüzde 4’ün kaldırılmasını bekliyoruz. TZOB Genel Başkanı olarak, SGK Yönetim Kurulu’ndaki görevim vesilesiyle, çiftçilerimize ve Ziraat Odalarımıza yönelik çok önemli düzenlemelerin çıkarılmasına katkıda bulunma fırsatım oldu. 6111 sayılı Kanunla sattıkları ürün bedelleri üzerinden 1994 yılından bu yana BAĞ-KUR prim kesintisi yapılan, Ziraat Odası’na da kayıtlı çiftçilerimize geriye yönelik yapılandırma hakkı getirildi. Ancak kadın çiftçilerimiz, 2003 yılından önceki dönemler için aile reisi olmamaları nedeniyle borçlanamadılar. 2012 yılında bu mağduriyet giderildi. Kadın çiftçilerimiz, hak kazandıkları dönem için gecikme cezası ve gecikme zammı da ödemediler. 65 yaş ve üzeri çiftçilerimiz, talep etmeleri halinde, tarım BAĞ-KUR’u primi ödemelerinden muaf olacaklar. Yine çabalarımız sonucu tarım BAĞ-KUR’undan emekli olup da çiftçilik yapmaya devam eden çiftçilerimizin emekli maaşlarından sosyal güvenlik destek primi kesintisi kaldırıldı. Çiftçilerimizin sattıkları ürün bedelleri üzerinden alınan yüzde 5 oranındaki tarım BAĞ-KUR’u prim kesintisi, girişimlerimizle 1 Ocak 2014 tarihinde, sadece borcu olan çiftçilerimize ve borcu oranında yapılmak üzere yüzde 2’ye indirildi. Ayrıca çiftçi muafiyeti kapsamında, diğer bir statüde çalışıyor ise Kurumdan kesinti muafiyet belgesi almaları halinde, sattıkları ürün bedelleri üzerinden tarım BAĞ-KUR’u kesintisi yapılmayacak. Yine, Ziraat Odalarının, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanları bildirmemekten dolayı kesilen idari para cezaları silindi. Taleplerimiz üzerine tarım BAĞ-KUR’lu kadın çiftçilerimize doğum borçlanması imkanı getirildi. Düzenlemeyle 3 çocuğu olan kadın çiftçilerimiz 6 yıla kadar borçlanabilecek. Ayrıca, genel sağlık sigortası ve sigorta prim borçlarına yapılandırma hakkı getirildi. Çiftçilerimizin mağduriyetlerini, Sosyal Güvenlik Kurumu ve ilgili bakanlıkların duyarlı yaklaşımlarıyla önemli ölçüde çözmeyi başarıyoruz.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı olarak, SGK Yönetim Kurulu’ndaki görevim vesilesiyle, çiftçilerimize ve Ziraat Odalarımıza yönelik çok önemli düzenlemelerin çıkarılmasına katkıda bulunma fırsatım oldu.
Görevde bulunduğumuz sürede çalışmalarımız sadece kendi sektörümüzün sorunlarıyla sınırlı kalmadı. Ülkemizin her meselesinde, yaşadığımız her sosyal ve ekonomik sorunda elimizi taşın altına koymaktan asla imtina etmedik. Zatıâlinizin de yakından malumları olduğu üzere başlatılan Anayasa çalışmalarına ben ve Birlik Yönetim Kurulu Üyelerimiz başta olmak üzere bütün camiamızla omuz verdik. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu çalışmaların sonuna kadar destekçisi olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum. Ülkemizin toplam dış ticaretinde olduğu kadar, tarımsal ürünlerde de önemli bir ortağı olan Avrupa Birliği üyelik süreciyle ilgili değerlendirmelerimizi de sizlerle paylaşmak istiyorum. Avrupa Birliği güçlenmek ve dünyanın en önemli aktörü olmak istiyorsa ancak Türkiye ile bunu gerçekleştirebileceğini unutmamalıdır. Avrupa Birliği’ne her an girecekmiş gibi, kriterleri insanımız için yapmalı, yerine getirmeliyiz. Bu standartlara ulaştıktan sonra Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olur ya da olmaz çok önemli değil.”
Bayraktar, gücünü Anayasa, yasalar ve fedakâr çiftçimizden alan Ziraat Odalarımız ve Türkiye Ziraat Odaları Birliğimiz, daha önce olduğu gibi bundan sonra da, yasaların verdiği yetkiler çerçevesinde, dürüst, hukuka saygılı ve şeffaf yönetimi ile çiftçilerimizin gür sesi olmaya devam edeceğini bilirdi.
Bayraktar, 14 Dünya Çiftçiler Günü ile Anneler Gününü de kutladı.
TZOB”un 26. Olağan Genel Kuruluna Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan”ın yanı sıra Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Kutbettin Arzu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Çiğdem Atabek, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı Yıldıray Gençer, Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü İrfan Güvendi, Tigem Genel Müdürü Halis Bilden, DOKAP Başkanı Ekrem Yüce, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı müsteşarı Mehmet Taşan, Koop-İş Başkanı Eyüp Alemdar, Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurumu Üyesi Salih Kılıç, 81 ilden gelen Ziraat Odası delege ve başkanları katıldı.
26. Genel Kurul”un ikinci günü programına Başbakan Ahmet Davutoğlu, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, STK başkanları ile 81 ilden gelen Ziraat Odası delege ve başkanları katılacak.

TZOB Genel Kurulu…


 -TZOB Genel Kurulu…

-26. Olağan Genel Kurula, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun katılması bekleniyor

-Yarın başlayacak genel kurul, 10 Mayıs Pazar günü yapılacak seçimlerle sona erecek

 

Ankara – 07.05.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) 26. Olağan Genel Kurulu, yarın (8 Mayıs 2015 Cuma) başlıyor.

Ankara’da Büyük Anadolu Oteli’nde yapılacak genel kurulun açılışına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bazı bakan ve bakan yardımcıları, milletvekilleri, siyasi parti temsilcileri, meslek kuruluşlarının ve sivil toplum örgütlerinin başkanları, üst düzey bürokratlar, Ziraat Odası başkanları katılacak.

Genel kurulun ikinci gün (9 Mayıs 2015 Cumartesi) çalışmalarına Başbakan Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, bazı bakan ve bakan yardımcıları, milletvekilleri, üst düzey bürokratlar, Ziraat Odası başkanları iştirak edecek.

Genel Kurulun üçüncü gününde (10 Mayıs 2015 Pazar) 81 ilden gelen delegeler oy kullanacak ve 10 kişiden oluşan Yönetim Kurulu’nu seçecek. 12 yıldır Genel Başkanlık görevini sürdüren Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tek genel başkan adayı olarak seçime giriyor.

26. Genel Kurulda, 2011-2014 dönemi faaliyet raporları oylanacak, Zirai İktisadi Rapor açıklanacak.

Genel Kurulda Ziraat Odası başkanlığında 15 yıl ve üzerinde hizmeti olan 80 Oda Başkanı’na plaket verilecek.

Çay hasadı…


-Çay hasadı…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Çayda üretim artıyor. 1990-2014 döneminde çaylıklar yüzde 16 azalmasına karşın yaş çay yaprağı üretimi, 608 bin 440 tondan, 1 milyon 260 bin tona çıktı”

-“Çayda verilecek fiyat, hem üreticilerimiz hem de ülkemiz açısından hayati bir öneme sahiptir. Üreticilerimizin refah payını da dikkate alan bir fiyat belirlenmesi en büyük temennimizdir”

-“Çay alımlarının, ürün kalite kaybına uğramadan ve üreticilerimiz mağdur edilmeden yapılması büyük önem arz etmektedir”

-“Çayda uygulanmakta olan kota miktarı ile Çaykur’un işleme kapasitesi artırılmalıdır”

-“Kaçak çay girişi kesinlikle engellenmelidir”

-“Yaşlanmış çay bahçeleri bir program dahilinde üstün verim ve kaliteye sahip çeşitlerle vakit geçirilmeden yenilenmelidir”

-“Organik çay üretimine gereken önem verilmelidir”

-“Çay Kanunu çiftçiyi mağdur etmemelidir. Çay Kanunu çalışmalarında tüm tarafların görüşleri alınmalı, fikir birliği sağlanmalıdır”

-“Çay üreticisinin güvencesi de Çaykur’dur. Bu nedenle Çaykur’un yeri korunmalı, Çaykur özelleştirilmemelidir”

-“Yaş çay üretim miktarı, yüzde 6,8 artarak 1 milyon 260 bin tona çıktı”

 

Ankara -06.05.2015- Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, çayda üretimin arttığını bildirerek, “1990-2014 döneminde çaylıklar yüzde 16 azalmasına karşın yaş çay yaprağı üretiminin, 608 bin 440 tondan 1 milyon 260 bin tona çıktı” dedi.

Bayraktar, hasadı başlayan çayla ilgili yaptığı açıklamada, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde oldukça önemli bir yere sahip olan çay tarımı ve sanayinin istihdam yaratarak bölgesel göçü önlediğini ve bir milyon insanın geçim kaynağı olduğunu, ülke ekonomisine büyük katkılar sağladığını belirtti.

1990 yılında 608 bin 440 ton olan yaş çay yaprağı üretiminin 1995 yılında 523 bin 465 tona indiğini, 2000 yılında 758 bin 38 tona çıktığını hatırlatan Bayraktar, 2005 yılında 1 milyon 192 bin 4 tona çıkan üretimin, 2010 yılında 1 milyon 305 bin 566 tonla rekor kırdığını bildirdi.  2011 yılında 1 milyon 231 bin 141 tona inen yaş çay yaprağı üretiminin, 2012 yılında 1 milyon 250 bin, 2013 yılında 1 milyon 180 bin ton, 2014 yılında yüzde 6,8 artarak 1 milyon 260 bin tona yükseldiğini belirten Bayraktar, şunları kaydetti:

“1990 yılında 905 bin 750 dekar olan çaylık alanlar, 1995 yılında 766 bin 90 dekara indi. 2000 yılında 767 bin 500 dekara çıkan çaylık alanlar, 2008 yılında 758 bin 257 dekara kadar indi. 2013 yılında 764 bin 255 dekar olan çaylık alanlar, 2014 yılında 760 bin 515 dekara geriledi.

2015 sezonu ise 29 Nisan’da açılmıştır. Henüz yaş çay fiyatı açıklanmamakla birlikte 2015 yılı primi 12 kuruş olarak belirlenmiştir. Çayın bölge ve ülke ekonomisi üzerindeki etkileri dikkate alındığında verilecek fiyat, hem üreticilerimiz hem de ülkemiz açısından hayati bir öneme sahiptir. Üreticilerimizin refah payını da dikkate alan bir fiyat belirlenmesi en büyük temennimizdir.”

 

-Zor şartlarda çay hasadı yapılıyor-

 

Bölgenin iklimi ve coğrafi yapısı nedeniyle üreticilerin oldukça zor şartlar altında çay hasadını yaptığını bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Üreticilerimizin bin bir zorlukla hasat ettiği yaş çayın en kısa sürede bekletilmeden işlenmesi gerekmektedir. Bu nedenledir ki hasat olgunluğuna gelen çayın alımlarının, ürün kalite kaybına uğramadan ve üreticilerimiz mağdur edilmeden yapılması büyük önem arz etmektedir.

Çay-Kur’un kota miktarlarının düşük olması nedeniyle çiftçi, çayının önemli bir bölümünü özel sektöre satmak zorunda kalmaktadır. Özel sektöre ürün teslim eden üreticilerimize teslim edilen yaş çay karşılığında, üreticiye yüzde 25-yüzde 50 oranında, para yerine kuru çay teslim etmesidir. Böylece pazarlama işini üreticiye yaptırdığı gibi, verdiği kuru çayı da piyasa satış fiyatından üreticiye vermektedir. Üretici zararına ürün teslim etmek durumunda bırakılmaktadır. Ayrıca özel sektörün açıklanan fiyatın altında alım yapması da üreticiyi mağdur etmektedir. Üreticilerin mağduriyetinin giderilmesi bakımından çayda uygulanmakta olan kota miktarı ile Çaykur’un işleme kapasitesi artırılmalıdır.

Ülkemize yurt dışından gelen çaylar zati eşya muafiyeti, yolcu beraberi hediyelik eşya muafiyeti, ithalat veya kaçak yollarla gelmektedir. İthal ürünlerin girişinin zorlaştırılması bakımından vergi oranı yüksek tutulmaya çalışılmaktadır. Nitekim 2015 yılı itibarıyla belirlenen gümrük vergi oranı yüzde 145’dir. Çayımız yüksek gümrük vergileri ile korunmaya çalışılmaktadır.

İthalat dışında özellikle kaçak yollarla ülkemize giren çaylar büyük tehdit oluşturmaktadır. Kaçak çaylar tüketicinin damak tadını etkileyerek, kendi çayımıza yabancılaşma tehlikesini berberinde getirmektedir. Kaçak çaylar halk sağlığını tehdit ettiği gibi Türk çay pazarının daralmasına yol açarak üreticinin emeğinin ziyan olmasına neden olmaktadır. Bu durumda kendi üreticimiz yerine başka ülkelerin üreticileri desteklenmiş olmaktadır. Üreticilerimizin emeğinin ziyan edilmemesi bakımından gerekli tedbirler alınarak kaçak çay girişi kesinlikle engellenmelidir. Kaçak olarak ele geçirilen çaylar analiz edilerek, imha edilmelidir.”

 

-“Çaylıkların yenilenmesine yönelik çalışmaların başlaması sevindirici”-

 

Bayraktar, çaylıkların yenilenmesine yönelik çalışmaların başlamış olmasının sevindirici olduğunu bildirerek, “Çalışmalar hızlandırılarak, yaşlanmış çay bahçeleri bir program dahilinde üstün verim ve kaliteye sahip çeşitlerle vakit geçirilmeden yenilenmelidir. Bu aşamada çay üreticilerimiz devlet tarafından desteklenerek, teşvik edilmelidir” dedi.

Çay ihracatının, ülkemizin var olan potansiyeline rağmen artırılamadığına dikkat çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Ülkemizin ihracat imkanlarının artırılması bakımından, maliyeti düşürücü tedbirler alınarak, ülkemiz çayının sahip olduğu üstünlükler tanıtılmalı ve dış pazar araştırması yapılarak, ülkelerin taleplerine uygun, istenen kalitede ve ambalajda çay ihracatı yapılmalıdır.

Ülkemiz çayının tarım ve sanayinde kimyasal ilaç ve katkı maddesi kullanılmadan üretilmesi önemli bir avantajdır. Bu da organik çay tarımına geçişte büyük kolaylık sağlayacaktır. AB ülkelerinde organik ürünlere olan talebin yüksekliği ve AB ülkelerinde çay tarımı yapılmadığı dikkate alındığında organik çay üretimi önemli bir potansiyel olarak görülmektedir. Bu avantajın değerlendirilebilmesi için organik çay üretimine gereken önem verilmelidir.

Çay Kanunu çiftçiyi mağdur etmemelidir. Çay Kanunu çalışmalarında tüm tarafların görüşleri alınmalı, fikir birliği sağlanmalıdır. Çayın bölgedeki üreticiler açısından taşıdığı önem ve ülke ekonomisi üzerindeki etkileri dikkate alınarak, oluşturulacak bir yapılanmada üreticilerimize mutlaka yer verilmelidir.

Bilindiği üzere ülkemiz koşullarında ancak 3-4 ay süre ile hasat yapılabilmekte, bölgenin coğrafi konumu nedeniyle başka bir ürünün yetişmesi mümkün olmamaktadır. Üreticilerimizin çayın dışında yetiştirilecek ürün konusunda çok fazla seçme şansı bulunmamaktadır. Bölgede çayın alternatifi yine çaydır. Çay üreticisinin güvencesi de Çaykur’dur. Bu nedenle Çaykur’un yeri korunmalı, Çaykur özelleştirilmemelidir. Çay piyasası düzenlenmek istenirken üretici sahipsiz bırakılmamalı, üretici mağdur edilmemelidir.”

Bayraktar, yeni sezonun üreticilerimize bolluk ve bereket getirmesi dileğiyle hayırlı hasatlar diledi.

Çiftçi tabii afetlerden kurtulamıyor


-Çiftçi tabii afetlerden kurtulamıyor…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Çiftçimiz don riskine karşı ellerinden gelen tedbirleri alsalar da Nisan ayındaki soğuklardan birçok meyve türü zarar gördü”

-“Her ne kadar kış ve bahar aylarının soğuk geçmesiyle meyve ağaçlarında çiçeklenme daha geç olsa da Nisan ayı son haftasında yağan kar ve düşük hava sıcaklıkları meyve ağaçlarını vurdu”

-“Çiçeklenmenin geç başlamış olması çiftçimiz için bir şanstır. Geçen yıl ki gibi erken çiçeklenme olsaydı, Nisan ayının üçüncü haftasında gerçekleşen don afetiyle kayıp çok fazla artacaktı”

-“Borç ertelemeleri, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri’nin düşük faizli krediler dışındaki kredilerini ve diğer bankaların kredilerini de kapsamalıdır”

-“Geçen yılın zararını kapatamayan üretici, bu yıl da beklediği rekolteyi alamayacak. Üreticilere maddi destek yapılarak arka arkaya yaşanan afetin etkileri azaltılmalıdır”

 

Ankara – 04.05.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, çiftçinin, 2013-2014 üretim döneminde büyük zarar veren tabii afetlerden içinde bulunduğumuz 2014-2015 sezonunda da kurtulamadığını bildirerek, “Çiftçimiz don riskine karşı ellerinden gelen tedbirleri alsalar da Nisan ayındaki soğuklardan birçok meyve türü zarar gördü” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, 2014 yılı Mart ayı sonunda gerçekleşen don afetinin, bu yıl Mart ayı sonundan itibaren 5-6 Nisan ile 22-25 Nisan 2015 tarihlerinde meydana geldiğini belirtti. Çiftçilerin don riskine karşı ellerinden gelen tedbirleri almalarına rağmen birçok meyve ağacında don zararı olduğu bilgisini veren Bayraktar, bu yıl kış aylarının normal yıllara göre daha soğuk geçtiğini, aşırı yağışlar, sel, dolu, fırtına gibi afetlerin çiftçinin peşini bırakmadığını bildirdi.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, her ne kadar bahar aylarının da soğuk geçmesiyle meyve ağaçlarında çiçeklenme daha geç olsa da meyve ağaçlarının, Nisan ayının üçüncü haftasında yağan kar ve düşük hava sıcaklıklarından çok olumsuz etkilendiğine dikkati çekti.

 

-Kayısı, üzüm başta olmak üzere birçok meyvede zarara neden oldu-

 

Geçen yıl Mart ayı sonunda gerçekleşen don afetinin kayısı ve fındık başta olmak üzere birçok meyvede zarara neden olduğunu, meyvelerde Türkiye rekoltesinin yüzde 6,2 azaldığını hatırlatan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu yıl da gerçekleşen don afeti, kayısı ve üzüm başta olmak üzere çeşitli meyvelere zarar verdi. Yine de çiçeklenmenin geç başlamış olması çiftçimiz için bir şanstır. Geçen yıl ki gibi erken çiçeklenme olsaydı, Nisan ayının üçüncü haftasında gerçekleşen don afetiyle kayıp çok fazla artacaktı.

Don afetinin verdiği zararların tespit edilmesi amacıyla illerde hasar tespit komisyonları çalışmalarına başlamıştır. Ürünlerini tarım sigortası yaptıran üreticiler ise hasar ihbarlarını yaptı. Eksperlerin çalışmaları devam ediyor. Hasar tespit çalışmalarının tamamlanması ile meyvelerde rekolte kayıpları daha net ortaya çıkacak.

Geçen yıl yaşanan don afeti sonrası üreticilerin kredi borçlarını ödeyememesi ile erteleme yapılmış, benzer karar bu yıl için de alınmıştı. Borç ertelemeleri, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri’nin düşük faizli krediler dışındaki kredilerini ve diğer bankaların kredilerini de kapsamalıdır. Meyve üreticilerinin arka arkaya yaşanan afetten dolayı gelir kayıpları fazla oldu. Geçen yılın zararını kapatamayan üretici, bu yıl da beklediği rekolteyi alamayacak. Bu nedenle üreticilere maddi destek yapılarak arka arkaya yaşanan afetin etkileri azaltılmalıdır.”

 

-İl itibarıyla don hasarı-

 

Malatya’da kayısı, Isparta’da kiraz, kayısı, elma, ceviz ve erik, Manisa’da üzüm bağları, erik ve kiraz, Kayseri’de elma ve kayısı, Karaman’da elma, kayısı, kiraz, Niğde’de elma, kayısı ve kiraz, Bursa’da kiraz, armut, şeftali, elma ve erik, Kahramanmaraş’ta kayısı, Antalya Korkuteli’de meyve ağaçlarının dondan zarar gördüğünü belirten Bayraktar, illerdeki zararla ilgili şu bilgileri verdi:

Malatya: Kayısı erken çiçek açan meyve türü olması nedeniyle ilkbahar geç donlarından en fazla etkilenen meyvedir. Geçen yıl Mart ayı sonunda gerçekleşen don afetinden en fazla etkilenen kayısı, bu yılda dondan zarar gördü. Nisan ayı başlarında yaşanan dondan zarar gören kayısı ağaçları, 22-23 Nisan tarihlerinde de aşırı yağmur ve kar yağışı nedeniyle zararın boyutu artmıştır. Malatya İlinde 1200 rakımın altında yetiştirilen kayısı ağaçlarında önemli zarar oluşmuştur. İlin Kale, Battalgazi, Yazıhan, Akçadağ, Darende ve Hekimhan ilçelerinde rakıma bağlı olarak lokal değişmekle birlikte yüzde 60’a varan oranlarda zarar beklenmektedir. Hasar tespit çalışmalarının sonuçlanmasıyla kayısıda rekolte tespiti yapılabilecek.

Isparta: Meyvecilikte ilk sıralarda olan Isparta İlinde 23-24 Nisan tarihlerinde hava sıcaklıklarının eksi 6 dereceye kadar düşmesiyle kiraz, kayısı, elma, ceviz, erik ağaçlarında önemli zarar beklenmektedir.

Isparta Ziraat Odamızın da için yer aldığı hasar tespit komisyonunun yaptığı ilk tespitlere göre Gelendost, Yalvaç, Senirkent, Uluborlu, Gönen ve Merkez ilçelerinde meyvelerde yüzde 70-100’e varan oranlarda zarar beklenmektedir. Önemli kiraz üretim merkezi olan Uluborlu’daki kiraz ve kayısılarda ise yüzde100’e varan oranlarda zarar beklenmektedir. Yine Isparta genelinde en fazla üretilen elmalarda il genelinde yüzde 60-70’e varan oranlarda zarar beklenmektedir.

Manisa: İlde Nisan ayı ilk günlerinde gerçekleşen don, başta üzüm bağları olmak üzere erik ve kirazlarda zarara neden oldu. 21-24 Nisan’da gerçekleşen don bağlarda ve meyvelerde zararın boyutunu artırdı.

Bu yıl yaşanan don afeti, Saruhanlı ve Turgutlu İlçesi başta olmak üzere, Akhisar, Alaşehir, Sarıgöl, Ahmetli ve Salihli ilçelerinde bazı üzüm bağlarında yüzde 100’e varan oranlarda zarara neden oldu. Ayrıca, erik ve kirazda da yüzde 60’a varan oranlarda zarar bekleniyor.

Kayseri: İlde 21-24 Nisan tarihlerinde hava sıcaklıklarının düşmesiyle kayısı ve elma ağaçları zarar gördü. Bahçelere göre değişmekle birlikte ilk tespitlere göre kayısı ağaçlarında yüzde 100’e varan oranlarda, elma ağaçlarında ise yüzde 80’e varan oranlarda zarar gördü. Kayseri ilinde elma ağaçlarının tomurcuk döneminde olması nedeniyle üreticiler sigorta yaptırsa bile tazminat alamayacaklar.

Karaman: 23-24 Nisan günlerinde ilde eksi 8 dereceye kadar düşen hava sıcaklıkları sonucu elma bahçeleri başta olmak üzere kayısı, kiraz gibi meyve ağaçları zarar gördü. Elma ağaçlarının bir kısmı pembe tomurcuk döneminde iken bir kısmı çiçek açtı. Elma bahçelerini sigorta yaptıran üreticilerin pembe tomurcuk döneminde zarar görmesi nedeniyle tazminat alamayacaklar. Elma bahçelerinde yüzde 80’e varan oranda zarar bekleniyor.

Niğde: İlde hava sıcaklıklarının eksilere düşmesi ile başta elma bahçeleri olmak üzere, kayısı, kiraz ürünlerinde zarar beklenmektedir.

Bursa: 22-24 Nisan tarihlerinde hava sıcaklıklarının düşmesi ile gerçekleşen kırağı ilde kiraz, armut, şeftali, elma ve eriklerde zarar beklenmektedir.

Kahramanmaraş: İlde 22 Nisan gecesi gerçekleşen düşük hava sıcaklıkları kayısı başta olmak üzere çeşitli meyvelere zarar verdi.

Antalya: Korkuteli ilçesinde, 22-24 Nisan tarihlerinde, İlin Korkuteli ilçesinde düşen hava sıcaklıkları meyve ağaçlarında zarar beklenmektedir.” 

Atlı Dayanıklılık Bayrak Yarışması

-Atlı Dayanıklılık Bayrak Yarışması

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Bakan Eker’in de yarışmacı olduğu Atlı Dayanıklılık Bayrak Yarışması’na katıldı

 

Ankara – 03.05.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB)  Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in de yarışmacı olduğu Atlı Dayanıklılık Bayrak Yarışması’na katıldı.

Bayraktar, Milli Botanik Bahçesi’nde gerçekleşen organizasyonda, Tarım TV’ye de röportaj verdi.

TZOB Genel Başkanı röportajda, “Bu tarz sporlar insanın ruhuna da iyi geliyor. Bu tür organizasyonlar, atlı spor dalının tanıtımı için de önemli. Sayın Bakanın da bu etkinlikte yer almasını, tanıtımın çok daha yaygınlaşması için önemli buluyorum” dedi.

Kendisinin de gençliğinde ata bindiğini ifade eden Bayraktar, “uzun senelerdir imkan bulamadığım için binemiyorum” dedi.

TZOB olarak bu spora at yetiştiriciliği ve bu sporun yaygınlaştırılması noktasında destek vermeye hazır olduklarını sözlerine ekleyen Bayraktar, yarışmada dereceye girenlere plaket verdi.

Organizasyona, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Vekili Dr. Nihat Pakdil,Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin, Türkiye Binicilik Federasyonu Başkanı Tunç Çapa, Türkiye Binicilik Federasyonu As Başkanı Bülent Bora, TİGEM Genel Müdürü Halis Bilden, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bürokratları ve çok sayıda davetli katıldı.

Üretici market fiyat farkında Nisan ayında da incir başta…


-Üretici market fiyat farkında Nisan ayında da incir başta…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:  “Fiyat farkında incir yüzde 490 farkla Mart’ta olduğu gibi Nisan’da da incir ilk sırayı alırken, bu ürünü yüzde 459,48’le maydanoz, yüzde 248,84’le elma, yüzde 223,15’le kuru üzüm, yüzde 212,04 ile kuru kayısı, yüzde 206,75 ile nohut izliyor”

-“Kuru incir 5,9, maydanoz 5,6, elma 3,5, kuru üzüm 3,2, kuru kayısı ve nohut 3,1 kat fiyat artışıyla tüketiciye satılmaktadır”

-“Üreticilerde fiyatı en fazla artan ürün limon ile havuçta mevsimsel özellikler nedeniyle arzdaki azalmaya bağlı olarak fiyatlar yükseldi”

-“Kuru kayısıda ise don zararı nedeniyle rekoltenin düşük beklenmesi fiyatı artırdı”

-“Tarlada fiyatı en fazla düşen sivri biber, patlıcan, salatalık ve kabakta hasat edilen ürün miktarındaki artışın yanı sıra ihracatta pazarlarında yaşanan sorunlar yüzünden yeterli

talebin olmaması fiyatlarda düşüşe yol açtı”

-“Patateste ise yazlık çeşitlerin hasadının başlamasıyla birlikte üretici fiyatları düştü”

 

Ankara – 03.05.2015 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, tarladan markete fiyat farkının yüksek seyretmeye devam ettiğini bildirerek, “Fiyat farkında incir yüzde 490 farkla Mart’ta olduğu gibi Nisan’da da incir ilk sırayı alırken, bu ürünü yüzde 459,48’le maydanoz, yüzde 248,84’le elma, yüzde 223,15’le kuru üzüm, yüzde 212,04 ile kuru kayısı, yüzde 206,75 ile nohut izliyor” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, üreticiden tüketiciye, halkın tamamını yakından ilgilendiren gıda fiyatlarındaki değişimleri takip ettiklerini belirtti.

Gıda, tarla ile market fiyatları arasındaki farkın yüksek seyretmeye devam ettiğini, Nisan ayında, geçmiş aylarda olduğu gibi bu farkın bazı ürünlerde 4-5’e katlandığına dikkati çeken Bayraktar, üretici ve market arasında fiyat farkının Mart ayında olduğu gibi en fazla kuru incirde görüldüğünü vurguladı.

 

-Üretici-market fiyat farkları-

 

Kuru incirde yüzde 490’a ulaşan fiyat farkının, maydanozda yüzde 459,48, elmada yüzde 248,84, kuru üzümde 223,15, kuru kayısıda 212,04, nohutta yüzde 206,75 olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:

“Kuru incir 5,9, maydanoz 5,6, elma 3,5, kuru üzüm 3,2, kuru kayısı ve nohut 3,1 kat fiyat artışıyla tüketiciye satılmaktadır. Bugün üreticide kilogramı 5 lira 50 kuruş olan kuru incir, markette 32 lira 45 kuruştur. Yine üreticide adedi 17 kuruş olan maydanoz, markette 95 kuruşa, kilogramı 1 lira 5 kuruş olan elma, markette 3 lira 66 kuruşa, 3 lira 60 kuruş olan kuru üzüm 11 lira 63 kuruşa,12 lira olan kuru kayısı 37 lira 45 kuruşa, 2 lira 26 kuruş olan nohut 6 lira 93 kuruşa satılmaktadır.

Fiyat farkı, önemli sebzelerden patlıcanda yüzde 195,82, ıspanakta yüzde 181,29, sivri biberde yüzde 178,16, domateste yüzde 167,05, patateste yüzde 152,91, kuru soğanda yüzde 127,71’i bulmaktadır. Meyveler içinde portakalda fiyat farkı yüzde 153,02, limonda yüzde 163,56’dır. Pirinçte fiyat farkı yüzde 157,13, sütte yüzde 173,91’dir.”

 

-Market fiyatları-

 

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Nisan ayında market fiyatlarında lahana, nohut, yeşil mercimek, fındık, yumurta, süt, toz şeker, tavuk eti ve marul fiyatlarında değişim görülmediğini, fiyat düşüşünün yüzde 49,32 oran ile en fazla sivri biberde olduğunu bildirdi.  Sivri biberdeki fiyat düşüşünü yüzde 36,70 ile salatalık, yüzde 35,78 ile patlıcan, yüzde 15,4 ile yeşil soğan, yüzde 8 ile kuru soğan, yüzde 7,64 ile kabak, yüzde 5,42 ile kuru üzüm, yüzde 4,28 ile kuru incir izlediğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 39,36 oran ile domateste görüldü. Domatesteki fiyat artışını yüzde 33,03 ile havuç, yüzde 32,15 ile portakal, yüzde 22,45 ile patates, yüzde 20,56 ile limon, yüzde 14,63 ile elma izledi. Fiyat, maydanozda yüzde 8,91, zeytinyağında yüzde 8,62, pirinçte yüzde 7,9, kuru kayısıda yüzde 7,15, ıspanakta yüzde 6,52, pırasada yüzde 6,18, dana etinde yüzde 5,09, kuzu etinde yüzde 1,95 arttı.”

 

-Üretici fiyatları ve fiyat değişimlerinin nedenleri-

 

Şemsi Bayraktar, Nisan ayında üretici fiyatlarında marul, maydanoz, yeşil soğan, kuru soğan, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru üzüm, kuru incir, Antep fıstığı, süt ve zeytinyağı fiyatlarında değişim olmazken, fiyatı en fazla düşen ürün yüzde 69,34 oran ile sivri biberde meydana geldiğini belirtti.

Sivri biberdeki fiyat düşüşünü yüzde 53,3 ile patlıcan, yüzde 30,51 ile salatalık, yüzde 19,37 ile kabak, yüzde 18,76 ile patates, yüzde 12,84 ile yumurta, yüzde 8,13 ile ıspanağın izlediği bildiren Bayraktar, “Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 51,93 oran ile limonda görüldü. Limondaki fiyat artışını yüzde 39,53 ile havuç, yüzde 20 ile kuru kayısı, yüzde 19,20 ile portakal, yüzde 18,4 ile lahana, yüzde 13,41 ile domates izledi. Dana etinde fiyat yüzde 1,51, kuzu etinde yüzde 0,32 arttı” dedi.

Bayraktar, fiyat değişimlerinin nedenleriyle ilgili olarak şu bilgileri verdi:

“Üreticilerde fiyatı en fazla artan ürün limon ile havuçta mevsimsel özellikler nedeniyle arzdaki azalmaya bağlı olarak fiyatlar yükseldi. Kuru kayısıda ise don zararı nedeniyle rekoltenin düşük beklenmesi fiyatı artırdı.

Tarlada fiyatı en fazla düşen ürünler sivri biber, patlıcan, salatalık, kabak oldu. Bu ürünlerde hasat edilen ürün miktarındaki artışın yanı sıra ihracatta pazarlarında yaşanan sorunlar yüzünden yeterli talebin olmaması fiyatlarda düşüşe yol açtı. Patateste ise yazlık çeşitlerin hasadının başlamasıyla birlikte üretici fiyatları düştü.”

 

Seçilmiş ürünlerde 30 Nisan 2015 tarihi itibarıyla ortalama üretici, hal, pazar ve market fiyatları şöyle:

 

Ürünler

Üretici

Fiyatı

(TL/Kg)

Hal

Fiyatı

(TL/Kg)

Pazar

Fiyatı

(TL/Kg)

Market

Fiyatı

(TL/Kg)

Hal/ Üretici

Fiyat Farkı

(Yüzde)

Pazar/ Üretici

Fiyat Farkı (Yüzde)

Market/ Üretici

Fiyat Farkı

(Yüzde)

Domates

1,72

2,23

3,42

4,59

29,84

98,64

167,05

Salatalık

0,73

1,02

1,71

2,02

40,23

135,63

178,16

Sivri Biber

1,20

1,74

2,67

3,36

45,14

122,22

179,72

Patlıcan

0,98

1,38

2,29

2,89

41,18

134,44

195,82

Kabak

0,90

1,20

1,92

2,61

34,08

114,15

191,69

Ispanak

1,24

1,73

2,80

3,50

38,74

125,20

181,29

Pırasa

1,00

1,55

2,00

2,58

55,00

100,00

157,67

Lahana

1,08

1,46

2,10

2,54

34,77

93,85

134,46

Karnabahar

1,53

1,94

2,58

4,32

26,74

68,62

181,85

Havuç

1,28

1,63

2,08

2,89

27,68

63,19

126,32

Marul (Adet)

1,15

1,83

2,40

2,93

58,70

108,70

154,43

Maydanoz (Adet)

0,17

0,26

0,71

0,95

54,41

316,67

459,48

Yeşil Soğan (Kg)

2,04

2,50

3,10

3,49

22,55

51,96

70,96

Kuru Soğan

0,80

1,12

1,75

1,82

40,00

118,75

127,71

Patates

1,49

2,22

3,20

3,76

49,33

115,25

152,91

Portakal

1,49

1,90

2,83

3,77

27,52

90,16

153,02

Limon

1,38

1,90

2,83

3,62

38,18

106,06

163,56

Elma

1,05

1,85

2,67

3,66

76,19

153,97

248,84

Çilek

3,22

3,74

4,90

5,36

16,03

52,02

66,27

Kuru Fasulye

3,10

5,75

8,40

8,97

85,48

170,97

189,35

Nohut

2,26

3,60

6,13

6,93

59,29

171,02

206,75

Kırmızı Mercimek

2,07

4,15

4,38

5,35

100,48

111,35

158,25

Yeşil Mercimek

2,62

3,75

4,25

5,03

43,13

62,21

91,98

Pirinç

2,75

4,60

6,20

7,07

67,27

125,45

157,13

Kuru Kayısı

12,00

21,00

37,45

75,00

212,04

Kuru Üzüm

3,60

10,50

11,63

191,67

223,15

Kuru İncir

5,50

14,50

32,45

163,64

490,00

Fındık (İç)

33,45

50,00

57,47

49,48

71,81

Antep Fıstığı

31,50

40,00

51,47

26,98

63,39

Yumurta

0,19

0,45

0,41

136,84

115,79

1 Litre Süt

1,15

3,15

173,91

Dana Eti

22,80

35,79

56,95

Kuzu Eti

21,88

40,26

84,01

Zeytinyağı

10,00

19,85

98,54

Mısırözü Yağı

6,53

Ayçiçek Yağı

5,59

Toz Şeker

3,62

Tavuk Eti

6,46


Not: Hal, pazar ve market verileri Ankara, İzmir, İstanbul, Mersin, Antalya ve Bursa illerinden derlenen ortalama fiyatlardır. Üretici fiyatları ise ürünlere göre önemli üretim merkezlerinden derlenmektedir. Pirinç, kuru fasulye, nohut, kırmızı ve yeşil mercimek için belirtilen hal fiyatları toptan satış fiyatlarıdır.  Dana eti, kuzu eti, Antep fıstığı ve fındık fiyatı serbest piyasa fiyatıdır.

 

Seçilmiş ürünlerde market fiyatlarındaki aylık değişim şöyle:

 

 

Market Fiyatları

 

 

 

30 Mart 2015

(TL/Kg)

 

 

 

30 Nisan 2015

(TL/Kg)

 

30 Mart 2015/ 30 Nisan 2015

Değişim (Yüzde)

Domates

3,30

4,59

39,36

Havuç

2,17

2,89

33,03

Portakal

2,85

3,77

32,15

Patates

3,07

3,76

22,45

Limon

3,01

3,62

20,56

Elma

3,20

3,66

14,63

Maydanoz (Adet)

0,87

0,95

8,91

Zeytinyağı

18,28

19,85

8,62

Pirinç

6,55

7,07

7,90

Kuru Kayısı

34,95

37,45

7,15

Ispanak

3,28

3,50

6,52

Pırasa

2,43

2,58

6,18

Dana Eti

34,05

35,79

5,09

Kuzu Eti

39,49

40,26

1,95

Karnabahar

4,24

4,32

1,80

Ayçiçek Yağı

5,53

5,59

1,03

Mısırözü Yağı

6,46

6,53

1,01

Kırmızı Mercimek

5,31

5,35

0,72

Lahana

2,54

2,54

0,00

Nohut

6,93

6,93

0,00

Yeşil Mercimek

5,03

5,03

0,00

Fındık (İç)

57,47

57,47

0,00

Yumurta

0,41

0,41

0,00

1 Litre Süt

3,15

3,15

0,00

Toz Şeker

3,62

3,62

0,00

Tavuk Eti

6,46

6,46

0,00

Marul (Adet)

2,93

2,93

0,00

Antep Fıstığı

51,63

51,47

-0,32

Kuru Fasulye

9,03

8,97

-0,65

Kuru İncir

33,90

32,45

-4,28

Kuru Üzüm

12,30

11,63

-5,42

Kabak

2,83

2,61

-7,64

Kuru Soğan

1,98

1,82

-8,00

Yeşil Soğan

4,12

3,49

-15,40

Patlıcan

4,50

2,89

-35,78

Salatalık

3,19

2,02

-36,70

Sivri Biber

6,62

3,36

-49,32

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Seçilmiş Ürünlerde Üretici Fiyatlarındaki Aylık Değişim

 

 

Üretici Fiyatları

 

30 Mart 2015

(TL/Kg)

 

30 Nisan 2015

(TL/Kg)

30 Mart 2015/ 30 Nisan 2015

Değişim (Yüzde)

Limon

0,91

1,38

51,93

Havuç

0,92

1,28

39,53

Kuru Kayısı

10,00

12,00

20,00

Portakal

1,25

1,49

19,20

Lahana

0,92

1,08

18,40

Domates

1,52

1,72

13,41

Pırasa

0,96

1,00

4,44

Karnabahar

1,50

1,53

2,13

Dana Eti

22,46

22,80

1,51

Kuzu Eti

21,81

21,88

0,32

Marul (Adet)

1,15

1,15

0,00

Maydanoz (Adet)

0,17

0,17

0,00

Yeşil Soğan

2,04

2,04

0,00

Kuru Soğan

0,80

0,80

0,00

Elma

1,05

1,05

0,00

Kuru Fasulye

3,10

3,10

0,00

Nohut

2,26

2,26

0,00

Kırmızı Mercimek

2,07

2,07

0,00

Yeşil Mercimek

2,62

2,62

0,00

Pirinç

2,75

2,75

0,00

Kuru Üzüm

3,60

3,60

0,00

Kuru İncir

5,50

5,50

0,00

Antep Fıstığı

31,50

31,50

0,00

1 Litre Süt

1,15

1,15

0,00

Zeytinyağı

10,00

10,00

0,00

Fındık (İç)

33,75

33,45

-0,89

Ispanak

1,35

1,24

-8,13

Yumurta

0,22

0,19

-12,84

Patates

1,83

1,49

-18,76

Kabak

1,11

0,90

-19,37

Salatalık

1,04

0,73

-30,51

Patlıcan

2,09

0,98

-53,30

Sivri Biber

3,91

1,20

-69,34