Tarımda ihracatı sürdürmek istiyorsak çiftçi ayağa kaldırılmalı


-Tarımda ihracatı sürdürmek istiyorsak çiftçi ayağa kaldırılmalı
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Gıda ve tarımda Mart ayında yüzde 10 artışla 1,52 milyar dolar ihracat, yüzde 11 düşüşle 970 milyon dolarlık ithalat yapıldı”
-“Tarımda ihracatı sürdürmek istiyorsak, bu sene doğal afetlerden zarar gören çiftçi yapılacak desteklerle ayağa
kaldırılmalı”
-“Ocak-Mart döneminde gıda ve tarımda ihracat 2013-2014 yıllarında 4,11 milyar dolardan 4,56 milyar dolara çıkarken,
ithalat 2,93 milyar dolardan 2,75 milyar dolara indi”
-“İlk 3 ayda gıda ve tarım, yüzde 53,1 artışla 1,81 milyar dolarlık dış ticaret fazlası verdi”
-“Üretimin ve ihracatın sonraki yıllarda sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından, üreticilerin Ziraat Bankası, özel bankalar, Tarım Kredi Kooperatifleri, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim borçları ile elektrik borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi gerekir”
-“Türk çiftçisi, sorunları çözüldüğü takdirde, ülkenin olağanüstü boyutlardaki tarım potansiyelini hızla harekete geçirebilir, rahatlıkla 150 milyar dolarlık tarımsal hasılaya, 40 milyar dolarlık gıda ve tarım ihracatına ulaşılmasını sağlar”

Ankara – 30.04.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, gıda ve tarımda Mart ayında yüzde 10 artışla 1,52 milyar dolar ihracat, yüzde 11 düşüşle 970 milyon dolar ithalat yapıldığını bildirerek, “tarımda ihracatı sürdürmek istiyorsak, bu sene doğal afetlerden zarar gören çiftçi yapılacak desteklerle ayağa kaldırılmalı” dedi.
Bayraktar, Ocak-Mart döneminde gıda ve tarımda ihracatın, 2013-2014 yıllarında 4,11 milyar dolardan 4,56 milyar dolara çıkarken, ithalatın 2,93 milyar dolardan 2,75 milyar dolara indiğini belirtti.
Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada, tarım ve gıdada Mart ayında ihracatın, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10 artarak 1 milyar 384 milyon 971 bin dolardan 1 milyar 523 milyon 969 bin dolara yükseldiğini, ithalatın ise yüzde 11 azalarak 1 milyar 89 milyon 978 bin dolardan 970 milyon 96 bin dolara gerilediğini vurguladı.
Bayraktar, Mart ayında genel ihracatın yüzde 12,4 artarak 13 milyar 122 milyon dolardan 14 milyar 748 milyon dolara çıktığını, genel ithalatın ise yüzde 3 gerilemeyle 20 milyar 559 milyon dolardan 19 milyar 943 milyon dolara indiğini bildirdi.
2013 yılının Ocak-Mart döneminde, 4 milyar 109 milyon 127 bin dolar olan gıda ve tarımda ihracatının yüzde 11 artışla 4 milyar 561 milyon 138 bin dolara, 2 milyar 926 milyon 916 bin dolar olan yüzde 6 düşüşle 2 milyar 751 milyon 375 bin dolara gerilediğini bildiren Bayraktar, “2013 yılının ilk çeyreğinde 1 milyar 182 milyon 211 bin dolar olan dış ticaret fazlası, 2014 yılında yüzde 53,1 artışla 1 milyar 809 milyon 763 bin dolara çıktı” dedi.
Bayraktar, kuraklık, don, fırtına, dolu gibi bütün olumsuz iklim koşulları ve tabii afetlere rağmen, gıda ve tarım ihracatını artırdığını, kronik bir şekilde dış ticaret açığı veren Türkiye’ye 2014 yılının ilk üç ayında 1,81 milyar dolarlık bir dış ticaret fazlasıyla katkıda bulunduğunu bildirdi.

-Borçlar faizsiz ertelenmeli-

Üretimin ve ihracatın sonraki yıllarda sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından, üreticilerin Ziraat Bankası, özel bankalar, Tarım Kredi Kooperatifleri, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim borçları ile elektrik borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi gerektiğini belirten Bayraktar, “Yeni kredi kullanımında kolaylık sağlanmalıdır. Kuraklık riski Tarım Sigortaları kapsamına alınmalıdır. Kuraklık riskinin Tarım Sigortaları kapsamına alınmaması durumunda 2090 Sayılı afetlerden zarar gören çiftçilere yardım içeren Kanun, işler hale getirilmelidir. Bu yıl, başı bir türlü dertten kurtulmayan çiftçimizin, zararı karşılanmalı, borçları ertelenmelidir” dedi.
Bayraktar, Türk çiftçisinin, sorunları çözüldüğü takdirde, ülkenin olağanüstü boyutlardaki tarım potansiyelini hızla harekete geçirebileceğini, rahatlıkla 150 milyar dolarlık tarımsal hasılaya, 40 milyar dolarlık gıda ve tarım ihracatına ulaşılmasını sağlayacağını vurguladı.

Çiftçiyi bu kez de dolu vurdu…


-Çiftçiyi bu kez de dolu vurdu…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Kuraklık, don, fırtınanın ardından dün yaşanan

dolu yağışı İzmir’in Kemalpaşa, Isparta’nın Uluborlu, Aydın’ın Efeler ve İncirliova ilçelerinde kiraz, şeftali, kayısı, erik, kestane, ceviz bahçeleri ve bağ alanlarını,

Muğla’nın Fethiye ve Seydikemer ilçelerinde seraları, meyve ağaçlarını ve zeytinlikleri vurdu”

-“Çok önemli bir kiraz üretim merkezi olan Kemalpaşa’da yüzde 90’ları aşan kayıp bekleniyor”

-“Doğal afetler devam ediyor. Bu yıl, başı bir türlü dertten kurtulmayan çiftçimizin zararı karşılanmalı, borçları ertelenmelidir”

 

Ankara – 29.04.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ekim ayından bu yana yaşanan kuraklığın, Mart ayı sonunda görülen donun ürüne önemli kayıplar verdiğini bildirerek, “Kuraklık, don, fırtınanın ardından dün yaşanan dolu yağışı da İzmir’in Kemalpaşa, Isparta’nın Uluborlu, Aydın’ın Efeler ve İncirliova ilçelerinde kiraz, şeftali, kayısı, erik, kestane, ceviz bahçelerini ve bağ alanlarını, Muğla’nın Fethiye ve Seydikemer ilçelerinde seraları, meyve ağaçlarını ve zeytinlikleri vurdu” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Mart ayında yağışların endişeleri bir ölçüde giderse de Ekim ayından bu yana Marmara Bölgesi dışında ülkenin büyük bölümünde, en fazla da İç Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde ciddi bir kuraklık tehlikesi yaşandığını, bunun, başta hububat olmak üzere tarla ürünlerini etkilediğini belirtti.

Kuraklığın ardından 29, 30 ve 31 Mart 2014 tarihlerinde ülkenin büyük bölümünde yaşanan donun başta fındık, kayısı, elma olmak üzere meyve bahçelerine, Tarsus’ta yaşanan fırtınanın karpuz tarlalarına önemli oranda zarar verdiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Bu felaketlerin verdiği sıkıntılara çözüm aradığımız süreçte, dün yaşanan ve 5-10 dakika süren dolu yağışı da İzmir’in Kemalpaşa, Isparta’nın Uluborlu, Aydın’ın Efeler ve İncirliova ilçelerinde kiraz, şeftali, kayısı, erik, kestane, ceviz bahçeleri ve bağ alanlarını vurdu. 87 bin 39 dekar alanda, 46 bin 869 tonla çok önemli bir kiraz üretim merkezi olan Kemalpaşa’da, kirazda yüzde 90’ları aşan kayıp bekleniyor. Muğla’nın Fethiye ve Seydikemer ilçelerinde ise dolu yağışı seralarda camların kırılmasına, naylonların delinmesine neden olurken, sera içindeki domates başta olmak üzere çeşitli sebzeler zarar gördü. Bu ilçelerde seraların yanı sıra dolu yağışı, meyveler ve zeytinlikleri de vurdu.

Her ne kadar tarımsal üretimde ürün hasat edilinceye kadar risk devam etse de Mayıs yağışları özellikle hububatta rekolteyi çok önemli oranda etkileyecektir. Onun için Mayıs yağışlarını dört gözle bekliyoruz. Fakat, don ve dolu zararının telafisi mümkün değil.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız ve Hazine Müsteşarlığımız, 60 ilde don zararıyla ilgili bir çalışma yapıyor. Üreticinin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ne olan borçlarının 1 yıl süreyle ertelenmesi gündemde.

Üretimin sonraki yıllarda sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından, üreticilerimizin Ziraat Bankası, özel bankalar, Tarım Kredi Kooperatifleri, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim borçları ile elektrik borçları faizsiz olarak ertelenmelidir. Yeni kredi kullanımında kolaylık sağlanmalıdır. Kuraklık riski Tarım Sigortaları kapsamına alınmalıdır. Kuraklık riskinin Tarım Sigortaları kapsamına alınmaması durumunda 2090 Sayılı afetlerden zarar gören çiftçilere yardım içeren Kanun, işler hale getirilmelidir.”

Bayraktar, “Bu yıl başı bir türlü dertten kurtulmayan çiftçimizin, zararı karşılanmalı, borçları ertelenmelidir” dedi.

Çiftçi Mayıs yağışlarını bekliyor…


-Çiftçi Mayıs yağışlarını bekliyor…

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Mart yağışları endişeleri bir ölçüde giderdi ama

şu ana kadar Nisan ayında da yeterli yağışın alınamadığı görülüyor”

-“Mayıs yağışlarını dört gözle bekliyoruz”

-“Birçok bölgede çiftçimiz yağmur dualarına devam ediyor. Yağış umudunu sürdürüyor”

-“Her ne kadar tarımsal üretimde ürün hasat edilinceye kadar risk devam etse de Mayıs yağışları özellikle hububatta rekolteyi çok önemli oranda etkileyecek”

-“Kuraklığın etkisini sınırlı tutmak istiyorsak, Türkiye’nin su zengini olmadığını unutmamalı, suyun gramı bile ziyan etmemeliyiz”

-“Bir an önce, teknik ve ekonomik olarak sulanabilir 2,77 milyon hektar alanda sulama yatırımları tamamlanmalı”

-“Sulamada yağmurlama ve damla sulama gibi basınçlı sulama sistemlerine geçilmeli”

-“Vahşi sulama da dediğimiz karık sulama yöntemine oranla damla sulamanın yüzde 60, yağmurlama sulamanın yüzde 30 civarında su tasarrufu sağladığı unutulmamalı”

-“Kuraklığa dayanıklı tohum kullanılması teşvik edilmeli”

 

Ankara – 27.04.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Mart yağışlarının endişeleri bir ölçüde giderdiğini ama şu ana kadar Nisan ayında da yeterli yağışın alınamadığının görüldüğünü bildirerek, “Mayıs yağışlarını dört gözle bekliyoruz. Her ne kadar tarımsal üretimde ürün hasat edilinceye kadar risk devam etse de Mayıs yağışları özellikle hububatta rekolteyi çok önemli oranda etkileyecek” dedi.

Bayraktar, yaptığı açıklamada, Ekim ayından bu yana yetersiz kalan yağışların Türkiye’de önemli bir kuraklık riskini doğurduğunu, kuraklığın Marmara Bölgesi dışındaki bütün bölgelerde ama en fazla İç Anadolu ve Akdeniz bölgelerinde hissedildiğini belirtti.

Ekim, Kasım, Aralık, Ocak, Şubat aylarında yağışların yetersiz kaldığını, Mart yağışlarının endişeleri bir ölçüde giderdiğini ama şu ana kadar Nisan ayında da yeterli yağışın alınamadığının görüldüğünü vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Mayıs yağışlarını dört gözle bekliyoruz. Birçok bölgede çiftçimiz yağmur dualarına devam ediyor. Yağış umudunu sürdürüyor. Her ne kadar tarımsal üretimde ürün hasat edilinceye kadar risk devam etse de Mayıs yağışları özellikle hububatta rekolteyi çok önemli oranda etkileyecek. Mayıs ayında ülkemiz iyi yağış alırsa, rekolte de çok büyük olumsuzluklar yaşanmaz.

 

-“Tarım üstü açık bir fabrika, riskli bir üretim şekli”-

 

Tarım, tabiatı itibarıyla riskli bir üretim şekli. Üstü açık bir fabrika gibi. Doğa olayları her zaman üretimi büyük oranlarda etkiliyor. Yağış olmadığında kuraklık, çok fazla yağış olduğunda sel, su baskını, sıcaklık mevsim normallerinin üzerine çıktığında ağaçlarda erken çiçeklenme, sıcaklık mevsim normallerinin çok altına indiğinde, don yaşanıyor. Fırtına, hortum olduğunda, seralar hasar görüyor. Sonuçta tarımsal üretimde her zaman risk var.

Gelişmiş ülkelerde güçlü sigorta yapılanması riski dağıtıyor, üreticinin riskini azaltıyor. Kuraklık, don ve diğer doğa olayları ülke çapında tabii afetler yarattığında devlet işin içine girip yükü üstlenmediğinde sorun çözülemiyor. Bu yıl da kuraklık, ardından 29-30-31 Mart 2014 tarihlerinde yaşanan don olayı, çok büyük tarım alanlarını etkiledi. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız ve Hazine Müsteşarlığımız, 60 ilde don zararıyla ilgili bir çalışma yapıyor. Üreticinin Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ne olan borçlarının 1 yıl süreyle ertelenmesi gündemde.”

 

-Kuraklığın etkisini sınırlı tutmak için…-

 

Afetlerden korunmak ve etkisini en aza indirmek için bazı önlemlerin de alınabileceğini, kuraklığın da bu afetler içinde yer aldığını belirten Bayraktar, şöyle devam etti:

Türkiye’de yıllık toplam 112 milyar metreküp kullanılabilir su var. Ülkemiz, kişi başına 1461 metreküp kullanılabilir suya sahip. Kişi başına kullanılabilir su miktarı da  önümüzdeki yıllarda nüfus artışıyla birlikte daha düşecek. Kullanabileceğimiz su miktarını çok fazla değiştiremeyeceğimize göre, kuraklığın etkisini sınırlı tutmak istiyorsak, Türkiye’nin su zengini olmadığını unutmamalı, suyun gramını bile ziyan etmemeliyiz.

Bir an önce, teknik ve ekonomik olarak sulanabilir 2,77 milyon hektar alanda sulama yatırımları tamamlanmalıyız. Bu az bir alan değil. Neredeyse, Belçika, Arnavutluk, Ermenistan’ın yüzölçümlerine yakın, İsrail ve Filistin’in toplamından daha büyük bir alan. GAP’taki tüm sulanabilir alanın 1,8 milyon hektar olduğunu göz önünde bulundurursak, 2,77 milyon hektar alanın büyüklüğünü daha iyi anlarız.

Türkiye’nin teknik ve ekonomik olarak sulanabilir 8,5 milyon hektar tarım alanı var. Bu alanın 2,77 milyon hektarı, sulama altyapı yatırımları tamamlanmadığı için sulanamıyor. Sulanabilen, 5,73 milyon hektar alanın önemli bölümü de vahşi sulama dediğimiz karık sulama yöntemiyle sulanıyor. Bu sulama türü, suyun etkin kullanımını önlüyor. Sulamada yağmurlama ve damla sulama gibi basınçlı sulama sistemlerine geçilmeli. Vahşi sulama da dediğimiz karık sulama yöntemine oranla damla sulamanın yüzde 60, yağmurlama sulamanın yüzde 30 civarında su tasarrufu sağladığı unutulmamalı.”

 

-“Barajlarda önceliğin sulama olduğu göz önünde bulundurulmalı”-

 

Bu yıl için barajlarda sulamayı sıkıntıya sokmayacak şekilde su toplanmasını sağlamak gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Hidroelektrik santrallardan (HES) elektrik üretimi, kuraklık ve önceliğin sulama olduğu gerçeği göz önünde bulundurularak planlanmalıdır.

Bahar ekilişlerinde çok su tüketen ürünler mümkün olduğunca ekilmemeli, üretici su tüketimi az olan ürünlere yönlendirilmeli, aradaki gelir farkı destek olarak verilmelidir.

Hububat ürünlerde yaşanması muhtemel verim kaybının oluşturacağı zararın karşılanması için üreticilere maddi destek yapılmalıdır.

Üretimin sonraki yıllarda sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından, üreticilerimizin Ziraat Bankası, özel bankalar, Tarım Kredi Kooperatifleri, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim borçları ile elektrik borçları faizsiz olarak ertelenmelidir. Yeni kredi kullanımında kolaylık sağlanmalıdır.”

 

-“Kuraklık riski Tarım Sigortaları kapsamına alınmalı”-

 

Bayraktar, su tasarrufunu artırmak için kuraklığa dayanıklı tohum kullanımının teşvik edilmesinin, çiftçiye su tasarrufu konusunda eğitim verilmesinin de önemli olduğunu bildirerek, “Kuraklık riski Tarım Sigortaları kapsamına alınmalıdır. Kuraklık riskinin Tarım Sigortaları kapsamına alınmaması durumunda 2090 Sayılı afetlerden zarar gören çiftçilere yardım içeren Kanun, işler hale getirilmelidir. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP) gibi büyük alanları sulamaya açacak projeler bir an önce tamamlanmalıdır” dedi.

Bayraktar, Bingöl Günlerini ziyaret etti…

-Bayraktar, Bingöl Günlerini ziyaret etti…

 

Ankara – 25.04.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Ankara’da bu yıl birincisi düzenlenen Bingöl Tanıtım Günleri’ni ziyaret etti.

Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen tanıtım günleri çerçevesinde hazırlanan stantları gezen Bayraktar, sergilenen ürünlerle ilgili bilgi aldı.

İlk olarak Bingöl Valiliği’nin standına geçen Bayraktar burada, Vali İbrahim Taşyapan ile bölge ve ilin tarımsal sorunları ve çözüm önerileriyle ilgili görüş alışverişinde bulundu.

Bayraktar, otomasyon projesi yürüttüklerini, otomasyona ayak uydurabilecek odalar açacaklarını bildirdi.

Daha sonra, Bingöl Ziraat Odası Başkanı Mustafa Karaarslan, Mutki Ziraat Odası Başkanı Ali Akın, Ahlat Ziraat Odası Başkanı Necat Demirden, Malazgirt Ziraat Odası Başkanı Tahsin Kılıç, Bingöl Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Sedat Ildız, Bingöl Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birliği Başkanı Doğan Koç, Bingöl Arı Yetiştiriciler Birliği Başkanı Hüseyin Sağdıç, Genel Başkan Bayraktar’a sergilenen ürünler ve yöresel lezzetlerle ilgili bilgi sundu, anı fotoğrafı çektirdi. 

GAP Tarımsal Eğitim Merkezi açıldı

 -GAP Tarımsal Eğitim Merkezi açıldı

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Eğitim ve araştırmanız yoksa, bilgi birikimi yaratamıyorsanız, bu ülkede verimlilikten bahsetmek mümkün değildir”

-“Hedefe ulaşmak için anahtar kelime verimlilik, verimliliğin de olmazsa olmazı eğitimdir”

 Şanlıurfa – 24.04.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak eğitime çok önem verdiklerini bildirerek, “Eğitim ve araştırmanız yoksa, bilgi birikimi yaratamıyorsanız, bu ülkede verimlilikten bahsetmek mümkün değildir” dedi.

Bayraktar, GAP Tarımsal Eğitim Merkezi açılışında yaptığı konuşmada, insanın en ihtiyaç duyduğu madde olan gıdanın kaynağı tarımın çok stratejik sektör olduğunu, stratejik olmaya, çok önemli olmaya devam edeceğini belirtti. Türkiye’de de  tarım sektörünün çok önem kazanmaya başladığını, 6 milyon kişiyle  Türkiye istihdamının yüzde 23,6’sını karşıladığını, gayri safi milli hasılaya 115 milyar lira katkı sağladığını, 17 milyar dolarlık ihracat yaptığını vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:

“Sanayiye hammadde veriyoruz. Tüm diğer sektörlere kaynak transferi yapıyoruz. Bütün sektörlerin gelişmesine katkı sağlıyoruz. Bunlar önemli ancak bunlarla yetinemeyiz. Türkiye’nin tarım sektörü potansiyeli fevkalade yüksek. Bu potansiyeli muhakkak surette değerlendirmemiz lazım. İşte burada anahtar kelime verimlilik… Bunu yakalamak lazım… Çiftçimize, ‘verimliliği yakalamak için hangi enstrümanları kullanmak lazım, neler yapmak lazım’ diye sorduğunuzda ilk başta diyecektir ki ‘ben yeterli ve kaliteli gübre kullanmam lazım, tarlada suyu bulmam, sulama yapmam lazım, arazilerim parçalı bunları toplulaştırmam lazım, kaliteli fidan ve tohum bulmam lazım’ diye sayacaktır ama bir şeyi saymayacaktır. Bunlardan çok daha önemli olan eğitimi atlayacaktır.

Bunlardan en önemlisi eğitim. Eğer siz bu ülkede yetersiz ve yanlış gübre kullanmakta milyarlarca lirayı heba ediyorsanız eğitimde bir eksikliğiniz vardır. Eğer siz, size sunulan en büyük nimet olan sulamayı hoyratça kullanıyorsanız, sulama verimlilik yerine verimsizlik getiriyorsa eğitimde bir probleminiz vardır ve buradan da çok büyük ekonomik kayıplarımız var. Diğer enstrümanlar da eğitimsiz olarak tek başına bir hiçtir ve tarım sektörünün verimine çok büyük katkı sağlamaz. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak eğitime çok önem veriyoruz. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızla, Milli Eğitim Bakanlığımızla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızla, İŞKUR’la yaptığımız protokolle, hatta şimdi Mesleki Yeterlilik Kurumuyla yapacağımız bir protokol çerçevesinde çiftçimizin eğitim çalışmalarına başladık, çok hızlı bir şekilde de devam ediyoruz. Hatta ilk çalışmamız TAGEM’de başladı. Araştırma enstitülerini sağ olsunlar çiftçimizin hizmetine verdiler. Tarım Bakanlığı ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak ilk çalışmaya orada başladık.”

 

-“Kadın çiftçilerimizin eğitimine çok önem veriyoruz”-

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan huzurlarında imzalanan protokoller çerçevesinde yapılan anlaşmalar gereği diğer Bakanlıklarla da çalışmaların devam ettiğini bildiren Bayraktar, şunları söyledi:

“Kadın çiftçilerimizin eğitimine çok önem veriyoruz. Birçok yerde kadın çiftçimizin eğitimini gerçekleştirdik. Sayın Bakanlarımızla gittik çiftçilerimizin sertifikalarını dağıttık ve bunu da Türkiye’nin geneline yaymaya çalışıyoruz.

Tarım Bakanlığımızla beraber çok önemli bir projemiz daha var. Artık tarımda gençlerin eğitimine önem vermemiz lazım. 27 vilayette yaklaşık olarak yaşları 15 ile 40 arasında olan 3 bin genç çiftçimiz için yakında eğitim başlayacak. Yani eğer biz eğitim çalışmalarını aksatırsak, eğer biz çiftçimize teknik donanım açısından katkı sağlayamazsak olmaz. Sayın Genel Müdürümün de ifade ettiği gibi AR-GE çok önemli. Eğitim ve araştırma da çok önemli. Eğitim ve araştırmanız yoksa, bu manada bilgi birikimi yaratamıyorsanız, bu ülkede verimlilikten bahsetmem mümkün değildir.

Elbette mesafe alıyoruz, biraz önce rakamları da verdim tarım sektörü hızlı bir şekilde gelişiyor ama hedefimiz çok daha büyük. Hedefimiz, 80 milyon nüfusu, 50 milyon turist besleyeceğiz, 40 milyar dolarlık ihracat yapacağız, gayri safi milli hasılaya 150 milyar dolarlık katkı sağlayacağız. Bu hedefe ulaşmak için de anahtar kelime verimlilik, verimliliğin de olmazsa olmazı eğitimdir. Bunun için bu eğitim merkezlerine önem veriyoruz. Biz de Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak eğitim merkezi kuruyoruz. İnşaallah odalarımızın ve mensuplarımızın hizmetine açacağız, bir aya kadar bitiriyoruz. Bu merkezlerin gerçekten önemli olduğuna inanıyoruz. Her türlü katkıyı verdik vermeye de devam edeceğiz.”

Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak çiftçilerle alakalı bu açılışta bulunmaktan büyük heyecan duyduğunu bildirerek, “Bu bölgenin en büyük tarım potansiyeline sahip olan Şanlıurfa’mızda ulusal ve uluslararası boyutta hizmet verecek olan böyle önemli bir eğitim merkezinin açılışında bulunmaktan da çok büyük keyif aldığımızı, heyecan duyduğumuzu ifade etmek istiyorum.  Emeği geçenlere Türk çiftçisi adına çok teşekkür ediyorum. Merkezin Türk çiftçimize, bölge çiftçimize hatta bölgemizdeki ülkelerin çiftçisine hayırlar getirmesini diliyorum” dedi.

Toplantıya Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Kutbettin Arzu, Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Celalettin Güvenç da katıldı.

Şanlıurfa Tarım Fuarı açıldı

-Şanlıurfa Tarım Fuarı açıldı

-Bayraktar: Dünyada büyük önem kazanan gıda, ülkemiz için büyük bir fırsat oluşturuyor”

-“Dünyada gelişen bir sektörü zenginliğe çevirmek istiyorsak almamız gereken farklı tedbirler var”

-“Muhakkak bunun başına eğitimi koymamız gerekiyor”

-“Çiftçilerimizi eğitmemiz lazım. Çiftçimizi  dünyadaki teknolojinin kullanımından haberdar etmemiz lazım”

 Şanlıurfa – 24.4.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, dünyada önemi her geçen gün artan, büyük önem kazanan gıdanın Türkiye için büyük bir fırsat oluşturduğuna dikkati çekerek, “Dünyada gelişen bir sektörü zenginliğe çevirmek istiyorsak almamız gereken farklı tedbirler var. Yapılabileceklerin başına muhakkak eğitimi koymamız gerekiyor” dedi.

Bayraktar, Şanlıurfa Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fuarı’nın açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin tarımsal potansiyelini yeterince değerlendirebildiğini söylemenin mümkün olmadığını belirtti. Dünyanın hiçbir çiftçisinin bu üretim ve verimliliği sağlayamadığını da kaydeden Bayraktar, çiftçilerin sorunlarının kısa sürede çözülmesinin üretimin devamlılığı açısından büyük önem taşıdığını vurguladı; hükümetten, özellikle elektrik fiyatlarının aşağı çekilmesini beklediklerini aktardı.

Bayraktar, konuşmasında şunları kaydetti:

“Uluslararası ve ulusal ticaretin çok hızlı şekilde geliştiği günümüzde, fuarların önemi de vazgeçilmez bir şekilde artıyor. Fuarlar, büyük bir titizlikle yürütülen çalışmaların ve büyük emeklerin sonucu elde edilen ilk ürünlerin ve son teknolojilerin sergilendiği yerler. Bu özelliklerinden dolayı fuarlar, ekonomik ve sosyal hayatın bir aynası olduğu gibi, aynı zamanda iç ve dış ticaretteki ekonomik ilişkilerin ve gelişmenin de bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. 

 

-Fuarların önemi…-

 

Şanlıurfa ilimizde düzenlenen “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fuarı”, başta ülkemizin en önemli tarım illerinden biri olan Şanlıurfa’mız olmak üzere, bu bölgeden katılan çiftçilerimize aradıkları ürün ve hizmeti, ilgili kişileri ve sorularının cevaplarını bulacakları bir ortam hazırlayacağına inanıyorum.

Zaten fuarların en önemli amacı da budur. Şanlıurfa’mız ve çevre illerde üretilen bitkisel ve hayvansal ürünlerin ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtımına da katkı sağlamasını beklediğimiz bu fuar, çiftçilerimizi ile tarımsal girdi üreticilerinin yüz yüze görüşmesine de imkân verecektir.

 

-Dünyanın önceliği yeterli ve güvenilir gıda…-

 

Dünya nüfusundaki hızlı artışla birlikte gıda maddelerine duyulan ihtiyaç da yoğun bir şekilde artmış ve giderek de artmaktadır.

Ayrıca son yıllarda yüksek enerji fiyatları sebebiyle biyoyakıtlara olan ilginin artması, küresel iklim değişikliği, bazı ülkelerdeki gelir artışları nedeniyle tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi faktörler de tarımın stratejik öneminin dünyada daha net hissedilmesine yol açmıştır. Bu nedenlerle günümüzde yeterli ve güvenilir gıdaya erişim, tüm dünya ülkelerinin öncelikleri arasında yerini almıştır.

Bu çerçevede gıdanın üretildiği tarım sektörünün önemi de açıkça ortaya çıkmaktadır. Dünyada büyük önem kazanan gıda, ülkemiz için büyük bir fırsat oluşturmaktadır. Türkiye bölgesinde güçlü olmak istiyorsa gıda ve tarım sektörünü desteklemek zorundadır.

 

-“Çiftçinin geliri yükseltilmeli”-

 

Tarım sektöründe ülkemizde önemli gelişmeler yaşanmıştır. Son yıllarda tarımdaki büyüme istikrarlı bir biçimde sürmektedir. Son 6 yılda tarım reel büyüme sağlamıştır. Ancak sektörümüzdeki bu büyümeye rağmen çiftçimiz hala diğer sektörde çalışanların yaklaşık üçte biri oranında gelir elde etmektedir. Bu oranın süratle yükseltilmesi gerekiyor.

Ülkemizin dış ticareti sürekli milyarlarca dolar açık verirken, tarım ve gıda maddeleri ticaretimiz devamlı dış ticaret fazlası vererek ülkemiz ekonomisine katkıda bulunuyor.

Ayrıca, tarım sektörünün istihdama yaptığı katkı ortada… Geçtiğimiz yıl tarım 6 milyon 15 bin kişiye istihdam sağlamış, ülke istihdamının yüzde 23,6’sını karşılamış, işsizliği yüzde 12’den yüzde 9,7’ye çekmiştir.

Kabul etmeliyiz ki, sadece bu rakamlar bile tarımın bu ülke için önemini anlatmaya yeter sanırım.

 

-Yapılması gerekenler…-

 

Tarımda potansiyelimizi yeterince değerlendirebildiğimiz de söylenemez. Bu potansiyel, çiftçilerimizin gelirinin daha da artırılması ve ülke ekonomisine daha fazla katkıda bulunması yönünde kullanılmalıdır. Bu çerçevede, yıllar öncesine dayalı yapısal bazı sorunlarımız, elimizi kolumuzu bağlamaktadır.

Bu açıdan tarımsal alanlarının bölünmesinin engellenmesi, toplulaştırma, sulama yatırımları ile bölgesel projelerin bir an önce hayata geçirilmesine çok büyük ihtiyaç vardır.

GAP’ın tamamlanması son yıllarda oldukça hızlanmıştır. Bir an önce bitirilmesi, gerek ülkemiz ekonomisi, gerekse bölge halkının refahı bakımından fevkalade büyük öneme sahiptir.

Bildiğiniz gibi, Şanlıurfa’mız, değil Türkiye, dünya tarafından gıptayla bakılan son derece önemli ve kapsamlı bir proje olan Güneydoğu Anadolu Projesi’nin yani GAP’ın merkezidir. Şanlıurfa aynı zamanda bilim adamlarınca dünyanın en eski kenti, insanlık tarihinin başlangıcı, bütün insanlığın ortak ata yurdu olarak da kabul görmektedir.

Başlangıçta, sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, sonradan çok sektörlü, sosyo-ekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüştür.

Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır. GAP, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin sahip olduğu kaynakları değerlendirerek bu yörede yaşayan insanlarımızın gelir düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmeyi, bölgelerarası farklılıkları gidermeyi ve ulusal düzeyde ekonomik gelişme ve sosyal istikrar hedeflerine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1,82 milyon hektar alanda, ki bu alan Hollanda’nın yarısına yakın bir alandır, sulama sistemlerinin yapımını öngören GAP sayesinde geniş ve verimli tarım arazilerine sahip Şanlıurfa’mızda, tarımın etkinliği ve önemi daha da artmıştır.

Bölgedeki toplam tarım alanlarının yüzde 39’unu, Türkiye’deki tarım alanlarının ise yüzde 4,5’ini oluşturan Şanlıurfa, mevcut tarım potansiyeli itibarıyla zengin ve elverişli bir durum arz etmektedir.

Türkiye tarla bitkisi alanlarının yüzde 5’ine, sebze alanlarının yüzde 2,5’ine, meyve alanlarının yüzde 3,5’ine ve koyun varlığının yüzde 5’ine sahip olan Şanlıurfa’nın, modern tarım açısından ele alındığında, bu zengin tarım potansiyelini yeterince değerlendiremediğini rakamlar ortaya koyuyor. 

Şöyle ki, Şanlıurfa’mız, Türkiye toplam tarla bitkileri üretiminden yüzde 3,7, meyve üretiminden yüzde 2,7 pay alıyor. Bu konuda, il için öngörülen sulama yatırımlarının bir an önce bitirilmesine ve toprak toplulaştırma çalışmalarına ihtiyaç bulunuyor.

Diğer yandan, ülkemizin birçok yerinde su bulunamazken burada suyun israf edilmesini önleyecek modern sulama sistemlerinin tesisi büyük önem taşıyor.

Özellikle Harran Ovası’nda tuzlanmadan, çoraklaşmadan dolayı kaybedilen topraklarımız gözümüzün önündedir. Tarım topraklarında taban suyunun yükselmesi sonucu ortaya çıkan çoraklaşmayı önlemek için drenaj kanallarını artırmalıyız. Bu konuda devlet destekleri ve eğitim çalışmaları büyük önem arz etmektedir.

 

-“Eğitime büyük önem veriyoruz-

 

Türkiye Ziraat Odaları Birliği, bu açıdan üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye, çiftçilerimizin eğitimine çok büyük önem vermektedir. Verimi artırmak için, çiftçilerimize verilebilecek en büyük değerdeki şey, bilgidir. Tarımda eğitimi ihmal ettiğimiz takdirde, ne yaparsak yapalım, ne kadar destek verirsek verelim, verimlilikte arzu ettiğimiz seviyeye ulaşma şansımız yoktur. 

Bunun bilinciyle TZOB olarak Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız ile yaptığımız protokol çerçevesinde, çiftçilerimizin eğitimine büyük önem veriyoruz.

Daha da önemsediğimiz kadın çiftçilerimizin eğitimine başladık. Önümüzdeki dönemde tarım sektörünü kadın çiftçilerimiz omuzlayacak. Şayet kadın çiftçilerimizi eğitemezsek, bilinçli bir şekilde tarıma yöneltemezsek,  tarımda verimlilik bir hayal olarak kalacaktır.

 Bunların yanı sıra, yeni teknolojilerin ve yeni ürünlerin yayımına daha fazla önem vermeliyiz. Tarımsal fuarlar bu bakımdan en önemli araçlardan biri olarak önümüzde durmaktadır. Bu tür fuar sayılarının artırılması ve bütün illerimize yayılması gerekir. Bu meyanda, Şanlıurfa ilimizde düzenlenen bu fuarın devamlı olması yönünde çalışmalar yapılmalıdır.

Ziraat Odalarımız düzenlenen tarım fuarlarına ilgi göstermekte ve destek vermektedir. Bunun artarak sürmesi için Birlik olarak Odalarımızın yanında olduğumuzu da ayrıca belirtmek isterim.

 

-Destekler iyi değerlendirilmeli-

 

Şanlıurfa’mız, büyük tarım potansiyeline rağmen, hayvancılık yönünden kendisini geliştirememiştir. Türkiye toplam hayvansal üretim değerinden sadece yüzde 0,5 pay alan Şanlıurfa, ülkemizin et açığının konuşulduğu ve ithalatının önünün açılmaya çalışıldığı bugünlerde bu alana da yatırım yapmalıdır.

Hayvancılığa, devletimiz başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluş tarafından değişik alanlarda destek verilmektedir. İş adamlarımızın ve çiftçilerimizin bu destekleri en iyi şekilde değerlendirmelerini bekliyoruz.

Ülkemiz pamuk ekim alanlarının yüzde 45’ine ve üretimin yüzde 42’sine sahip Şanlıurfa’mız, yine maalesef, verimde, Türkiye ortalamasının altında kalmaktadır. Mısır üretiminde de aynı şekilde ekim alanlarının yüzde 14,5’ine sahip Şanlıurfa ilimiz, Türkiye ortalaması altındaki veriminden dolayı üretimden yüzde 12 pay alıyor.

Özellikle pamuk olmak üzere, mısır üretiminde çiftçilerimizin girdi maliyetleri yüksek… Çiftçimiz mazotta, gübrede, elektrikte indirim istiyor; diğer ülkelerdeki rakiplerinin şartlarının kendisi için de oluşturulmasını bekliyor. Biz de bunu takip ediyoruz.

Pamuk primlerinin yüksek tutulması, çiftçimizin maliyet yükünü biraz hafifletecektir. Stratejik olarak gördüğümüz ve net ithalatçı olduğumuz bu üründe, primin daha da yükseltilmesini bekliyoruz.

Baklagil ürünleri ithal ettiğimiz bu dönemde, Şanlıurfa’mızın, Türkiye kırmızı mercimek üretiminin yüzde 41’ini karşılamasını takdir ediyoruz. Çiftçimizin bu yöndeki gayretinin prim artışıyla desteklenmesini bekliyoruz.

Şanlıurfa ilimiz, ülkemizin Antep fıstığı üretiminin de yüzde 35’ini gerçekleştiriyor. Bölgenin geçim kaynağı ve dünyada çok önemli bir ürün olan Antep fıstığı için de üreticimiz fındıkta olduğu gibi haklı olarak destek bekliyor.”

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Kutbettin Arzu da yaptığı konuşmada, “Türkiye, tarımda dünyada 11’incilikten 7’nciliğe geldi, Avrupa’da İtalya’yı, Fransa’yı solladık ve Avrupa’da birinci konuma geldik” dedi.

Konuşmaların ardından fuarın açılışını yapan Bayraktar ve Arzu stantlarda incelemelerde bulundu, katılımcı firmaların son ürünleriyle ilgili bilgi aldı.

Fuar, 27 Nisan’a kadar ziyaret edilebilecek.

Et ve hayvan fiyatlarındaki düşüş ithalat isteklerini boşa çıkardı


-Et ve hayvan fiyatlarındaki düşüş ithalat isteklerini boşa çıkardı
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Hayvan ve et fiyatları düşerken, ithalat neyin nesi. İthal lobisi Türkiye’yi kırmızı ette dışa bağımlı mı yapmak istiyor”
-“Rakamlar ortada. 2013 yılında kültür sığırı fiyatları yüzde 18,3, yerli sığır fiyatları yüzde 18,4, kültür melezi sığır fiyatları yüzde 20,3 geriledi”
-“Dana fiyatları yerlide yüzde 7,2, kültürde yüzde 7,8, kültür melezinde yüzde 19,6 düştü”
-“Manda fiyatlarındaki düşüş yüzde 22’yi bulurken, yerli koyun fiyatları yüzde 5,7, yerli kuzu fiyatları yüzde 5,2, kıl keçisi fiyatları yüzde 1,4 azaldı”
-“2013 yılında et fiyatları hayvan türlerine göre, yüzde 2,5 ile yüzde 9,6 arasında değişen oranlarda düştü”
-“Türlere ve ırklara göre, et ve canlı hayvan fiyatlarının hemen hepsinde düşüş var. Bu ortamda kırmızı et ve canlı hayvan ithalatını talep etmek, ülke hayvancılığına darbe vurmak anlamına gelir”
-“Et tavuğu fiyatları yüzde 7,8 düşerken, yumurta tavuğu fiyatları yüzde 6, hindi fiyatları yüzde 4,6 arttı. Yumurta fiyatları yüzde 17,2 azaldı”
-“Süt fiyatları yüzde 5,3 ile yüzde 18,9 arasında değişen oranlarda arttı”
-“Canlı hayvan değeri, 2013 yılında yüzde 9,2 düşüşle 63 milyar 547 milyon liradan 57 milyar 716 milyon liraya geriledi”
-“Hayvansal ürün değeri ise, 2013 yılında yüzde 2,1 artarak 39 milyar 609 milyon liradan 40 milyar 459 milyon liraya çıktı”

Ankara – 25.04.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 2013 yılında canlı hayvan ve et fiyatlarındaki düşüşün ithalat isteklerini boşa çıkardığını bildirerek, “Hayvan ve et fiyatları düşerken, ithalat neyin nesi. İthal lobisi Türkiye’yi kırmızı ette dışa bağımlı mı yapmak istiyor” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) rakamlarının ortada olduğunu, 2013 yılında kültür sığırı fiyatlarının yüzde 18,3, yerli sığır fiyatlarının yüzde 18,4, kültür melezi sığır fiyatlarının yüzde 20,3 gerilediğini belirtti. Dana fiyatlarının yerlide yüzde 7,2, kültürde yüzde 7,8, kültür melezinde yüzde 19,6 düştüğüne dikkati çeken Bayraktar, manda fiyatlarındaki düşüşün yüzde 22’yi bulurken, yerli koyun fiyatlarının yüzde 5,7, yerli kuzu fiyatlarının yüzde 5,2, kıl keçisi fiyatlarının yüzde 1,4 azaldığını vurguladı. Bayraktar, 2013 yılında et fiyatlarının hayvan türlerine göre, yüzde 2,5 ile yüzde 9,6 arasında değişen oranlarda düştüğünü bildirdi.
Şemsi Bayraktar, şunları kaydetti:
“Canlı hayvan değeri, 2013 yılında yüzde 9,2 düşüşle 63 milyar 547 milyon liradan 57 milyar 716 milyon liraya geriledi. Hayvansal ürün değeri ise 2013 yılında yüzde 2,1 artarak 39 milyar 609 milyon liradan 40 milyar 459 milyon liraya çıktı. 2013 yılında manda yavrusu fiyatları yüzde 6,2, kıl keçisi oğlağı fiyatları yüzde 3,2, tiftik keçisi fiyatları yüzde 8,9, tiftik keçisi oğlağı fiyatları yüzde 1,4 azaldı. Tiftik keçisi oğlağı fiyatları yüzde 0,7, merinos koyunu fiyatları yüzde 5, merinos kuzusu fiyatları yüzde 1,2 arttı. Et tavuğu fiyatları yüzde 7,8, kaz fiyatları yüzde 7,5 düşerken, yumurta tavuğu fiyatları yüzde 6, hindi fiyatları yüzde 4,6, ördek fiyatları yüzde 1,7 yükseldi.

-Büyükbaş hayvan fiyatları-

Ortalama olarak, 2013 yılında kültür sığırı fiyatı 4 bin 251 liradan 3 bin 475 liraya, kültür melezi sığırı fiyatı 3 bin 281 liradan 2 bin 614 liraya, yerli sığır fiyatı 2 bin 92 liradan 1944 liraya, kültür danası fiyatı 2 bin 92 liradan 1929 liraya, kültür melezi danası fiyatı 1682 liradan 1353 liraya, yerli dana fiyatı 1603 liradan 1488 liraya, manda fiyatı 3 bin 83 liradan 2 bin 406 liraya, manda yavrusu fiyatı 1527 liradan 1432 liraya indi.

-Küçükbaş hayvan fiyatları-

Yerli koyun fiyatı 517 liradan 487 liraya, yerli kuzu fiyatı 357 liradan 338 liraya, kıl keçisi fiyatı 470 liradan 463 liraya, kıl keçisi oğlağı fiyatı 301 liradan 292 liraya, tiftik keçisi fiyatı 391 liradan 356 liraya inerken, merinos koyunu fiyatı 576 liradan 605 liraya, merinos kuzusu fiyatı 412 liradan 417 liraya, tiftik keçisi oğlağı fiyatı 269 liradan 271 liraya yükseldi.

-Kanatlı hayvan fiyatları-

Et tavuğu fiyatı 13,2 liradan 12,2 liraya inerken, yumurta tavuğu fiyatı 11,6 liradan 12,3 liraya çıktı. Hindi fiyatı 51,6 liradan 54 liraya, ördek fiyatı 23,6 liradan 24 liraya çıkarken, kaz fiyatı 47,2 liradan 43,7 liraya geriledi.”

-Et fiyatlarında gerileme, süt fiyatlarında artış-

2013 yılında et fiyatlarının yüzde 2,5 ile yüzde 9,6 arasında değişen oranlarda düştüğünü, yumurta fiyatlarının yüzde 17,2 azalırken, süt fiyatlarında yüzde 5,3 ile yüzde 18,9 arasında değişen oranlarda arttığını belirten Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“Koyun sütü fiyatı yüzde 14,5 artışla 1,48 liradan 1,69 liraya, keçi sütü fiyatı yüzde 5,8 artışla 1,56 liradan 1,65 liraya, manda sütü fiyatı yüzde 18,9 artışla 2,02 liradan 2,4 liraya, inek sütü fiyatı ise yüzde 5,3 artışla 89 kuruştan 93 kuruşa yükseldi. Manda eti fiyat yüzde 2,5 düşüşle 15,97 liradan 15,57 liraya, koyun eti fiyatı yüzde 7,6 düşüşle 19,64 liradan 18,14 liraya, keçi eti fiyatı yüzde 9,5 düşüşle 18,78 liradan 17 liraya, sığır eti fiyatı ise yüzde 9,6 düşüşle 17,51 liradan 15,83 liraya indi. Bal fiyatı yüzde 3,7 artışla 19,23 liradan 19, 94 liraya yükseldi.

-Üretim değerleri-

Fiyatlar ve üretim miktarlardaki değişim nedeniyle canlı küçükbaş hayvan değeri yüzde 3,3 artışla 16 milyar 765 milyon liradan 17 milyar 316 milyon liraya, canlı kümes hayvanları üretim değeri yüzde 3,2 artışla 3 milyar 346 milyon liradan 3 milyar 454 milyon liraya çıktığını, canlı büyükbaş hayvan üretim değeri yüzde 15,1 gerilemeyle 43 milyar 157 milyon liradan 36 milyar 654 milyon liraya indi. Süt üretim değerinin yüzde 7,3 artışla 17 milyar 39 milyon liradan 18 milyar 284 milyon liraya, bal üretimi yüzde 10,1 artışla 1 milyar 763 milyon liradan 1 milyar 941 milyon liraya çıkarken, kırmızı et üretiminin yüzde 1,4 gerilemeyle 16 milyar 266 milyon liradan 16 milyar 35 milyon liraya, yumurta üretim değeri yüzde 8,4 düşüşle 4 milyar 217 milyon liradan 3 milyar 863 milyon liraya düştü.”
Bayraktar, türlere ve ırklara göre, et ve canlı hayvan fiyatlarının hemen hepsinde düşüş olduğunu bildirerek, bu ortamda kırmızı et ve canlı hayvan ithalatı talep etmenin, ülke hayvancılığına darbe vurmak anlamına geleceğini ifade etti.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı


-23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:“23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolundaki en önemli adım olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı, milletin kendi kaderinikendi eline aldığı ve egemenliğini kayıtsız şartsızilan ettiği tarihtir”

 

Ankara – 23.04.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, 23 Nisan’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması yolundaki en önemli adım olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açıldığı, milletin kendi kaderini kendi eline aldığı ve egemenliğini kayıtsız şartsız ilan ettiği tarih olduğunu belirtti.

            Bayraktar, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, ülkenin Kurtuluş Savaşı verdiği ortamda 23 Nisan 1920’nin zor şartlarında açıldığını anımsattı. Şemsi Bayraktar, düşman kuvvetlerinin Polatlı’ya geldiği ortamda bile Ankara’da çalışmalarını sürdüren TBMM’nin, yokluk içindeki ülke şartlarına rağmen, Atatürk’ün liderliğinde Türkiye’nin var olma savaşı olan Kurtuluş Savaşı’nı sürdürdüğünü ve başarıyla sonuçlandırdığını vurguladı.

            Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı TBMM’yi ve açıldığı günü, toplumun geleceği olan çocuklara emanet ettiğine de işaret eden Bayraktar, 23 Nisan’ın dünyada çocuklara armağan edilen ilk ve tek bayram olduğunu da hatırlattı.

            Bayraktar, şunları kaydetti:

            “Atatürk’ün böyle bir bayramı çocuklara armağan etmesi, onlara ne kadar güvendiğinin en açık göstergesi. Bu bayram, uzun yıllardır, çok sayıda ülkeden ülkemize davet edilen çocukların da katılımıyla ve büyük bir coşkuyla kutlanıyor; dünya çocuklarını birbirine yaklaştırıyor, kaynaştırıyor. Onların birbirine dostça, arkadaşça bakmasını sağlıyor. Çocukların içine sevgi tohumları ekerek, dünya barışına katkıda bulunuyor. Ülkemizin misafirperverliğini dünyaya göstermemize vesile oluyor.

Bizim de çocuklarımızın, kendilerine emanet edilen ulusal egemenliği, demokrasiyi ve cumhuriyetimizin temel ilkelerini koruyacağına inancımız tamdır.

Tarımda çalışanların çocuklarının eğitiminin de önemli.

TZOB olarak, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutluyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve demokrasisinin temellerinin atıldığı; egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğunun ilan edildiği gün olan 23 Nisan’ı, çocuklara bayram olarak armağan eden, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta, bütün gazi ve şehitlerimizi şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.”

 

-Kırsaldaki çocukları da unutmayalım-

 

23 Nisan’ı kutlarken, kırsalda bulunan çocukların sorunlarına da değinmeden geçemeyeceğini bildiren Bayraktar, “kırsaldaki çocuklar, özellikle tarım işçilerinin çocukları, kentlerdeki çoğu çocuğun yararlandığı eğitim, kişisel gelişim, oyun, eğlence etkinliklerinden faydalanamıyorlar. Çocukluklarını yaşayamıyorlar. Çünkü, tarlada çalışan anne ve babalarının yanlarında bulunmak hatta çocuk olmalarına rağmen onlara yardım etmek durumunda kalıyorlar” dedi.

Bu çocukların da diğer çocuklar gibi eğitim, kişisel gelişim, oyun, eğlence etkinliklerinden yararlanmasına, çocukluklarını yaşamasına olanak verecek projeler üretmek gerektiğini belirten Bayraktar, bu çerçevede, Sakarya’nın Hendek İlçesi Sümbüller Köyü’nde fındık işçilerine yönelik bir projenin başarıyla uygulandığını vurguladı.

  Güneydoğu’dan gelen fındık işçilerinin küçük çocuklarına bakmakta zorluk çektiklerini, onlara nasıl bakacaklarını düşündükleri bilgisini veren Bayraktar, “Bu çocuklarımızı Sosyal Güvenlik Kurumu, Halk Eğitim Merkezi ve Gıda, Tarım Hayvancılık Sakarya il müdürlüklerinin katkısı ile eğitime aldık. Burada resim yapıyorlar, satranç öğreniyorlar, oyun parkında hoşça vakit geçirerek kitap okuyorlar” dedi.

Büyükşehirler artık tarımda da büyük…


-Büyükşehirler artık tarımda da büyük…
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Türkiye’de üretilen buğdayın yüzde 58,6’sı, arpanın yüzde 53,5’i, mısırın yüzde 84,9’u, domatesin yüzde 76,1’i, patatesin yüzde 46,8’i, kuru soğanın yüzde 63,8’i, nohutun yüzde 50,1’i, tütünün yüzde 80,7’si büyükşehirlerde üretiliyor”
-“Büyükşehirler hayvancılıkta da ağırlığa sahipler. Ülkede bulunan büyükbaş hayvanların yüzde 51’i, küçükbaş hayvanların yüzde 53,6’sı büyükşehirlerde”
-“Türkiye’de üretilen balın yüzde 69,4’ünü, koyun-keçi sütünün yüzde 54,4’ünü, inek-manda sütünün yüzde 49,6’sını 30 büyükşehir karşıladı”
-“Tarımın bu kadar ağırlıklı olduğu 30 büyükşehirde seçilen büyükşehir belediye başkanlarına çok büyük bir görev düşüyor. Tarımı ajandalarının en başına yazacaklar”
-“Büyükşehir belediye başkanları, bu illerde tarımın zarar görmesini önlemek, tarım topraklarını korumak, tarımı geliştirmek için yeni projeler, uygulamalar ortaya koymak, eğitim çalışmalarını, tarımda örgütlenmeyi, üretilen tarım ürünlerinin pazarlamasını desteklemek zorundalar”
-“Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak tarıma yapılacak her hizmete sonuna kadar destek olduk, destek olmaya da devam edeceğiz. Bu çerçevede tarım konusunda büyükşehir belediyeleriyle de işbirliğine hazırız”

Ankara – 23.04.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, sanayide, hizmetler, inşaat sektöründe olduğu gibi artık tarımda da ağırlığın büyükşehirlerde olduğunu vurgulayarak, “Türkiye’de üretilen buğdayın yüzde 58,6’sı, arpanın yüzde 53,5’i, mısırın yüzde 84,9’u, domatesin yüzde 76,1’i, patatesin yüzde 46,8’i, kuru soğanın yüzde 63,8’i, nohudun yüzde 50,1’i, tütünün yüzde 80,7’si büyükşehirlerde üretiliyor” dedi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, 2012 yılında çıkarılan Büyükşehir yasasıyla büyükşehir belediye sayısının il nüfusu 750 binin üzerinde olan illerin de dahil edilmesiyle 16’dan 29’a, daha sonra Ordu ilinin kapsama alınmasıyla 30’a çıkarıldığını, 2004 yılından bu yana İstanbul ve Kocaeli’de uygulanan büyükşehir belediye sınırının ilin mülki idare sınırı olması uygulamasının 28 büyükşehir için de geçerli hale getirildiğini bildirdi. Şemsi Bayraktar, 30 Mart 2014 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimleri ile yasanın İstanbul ve Kocaeli’nin yanı sıra, diğer 28 büyükşehirde de fiilen uygulamaya girdiğini, bu illerdeki bütün köylerin, beldelerin, ilçe ve büyükşehir belediyelerine bağlı mahalleler haline geldiğini belirtti.
30 büyükşehir belediyesinde 2012 yılı sonunda 58 milyon 53 bin 547 olan nüfusun 2013 yılı sonunda 58 milyon 999 bin 801’e yükseldiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“30 büyükşehirde il ve ilçe merkezlerinde yaşayan 47 milyon 650 bin 285 nüfus, kanuni düzenlemeyle 58 milyon 999 bin 801 olan il nüfusu seviyesine çıktı. 2012 yılı sonunda 10 milyon 403 bin 262 olan belde ve köy nüfusu ise, 30 Mart 2014 tarihinde yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimiyle belde ve köylerin hukuki statüleri sona erdiği için sıfıra indi. Kırsaldaki bu nüfus mahalle kapsamında ilçe belediyelerine, ilçe belediyeleri de büyükşehir belediyelerine bağlandılar. Türkiye nüfusunun 59 milyonunun yaşadığı 30 büyükşehirde hukuken bir tane bile belde ve köy kalmadı.
59 milyonla ülke nüfusunun yüzde 77’sini kapsayan Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Mersin, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Sakarya, Samsun, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van’dan oluşan 30 büyük şehirin hemen hepsi tarımın da en önemli merkezleri konumunda.”

-Tarım arazilerinin yüzde 56,8’i büyükşehirlerde-

30 büyükşehir belediyesinin 135 milyon 270 bin 869 dekar tarım alanı bulunduğunu, bunun 238 milyon 106 bin 715 dekar olan Türkiye toplam tarım arazilerinin yüzde 56,8’ini oluşturduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“30 büyükşehir belediyesi, 156 milyon 180 bin 591 dekar olan tahıllar ve diğer bitkisel ürünler ekilen alanların 84 milyon 813 bin 229 dekarını, 41 milyon 475 bin 865 dekar olan nadas alanlarının 20 milyon 594 bin 862 dekarını, 8 milyon 84 bin 876 dekar olan sebze bahçeleri alanının 5 milyon 646 bin 647 dekarını, 32 milyon 320 bin 346 dekar olan meyveler, içecek ve baharat bitki alanlarının 24 milyon 177 bin 709 dekarını, 45 bin 37 dekar olan süs bitkileri alanının 38 bin 422 dekarını sınırları içinde barındırıyor. Bu iller, tahıllar ve diğer bitkisel ürünler ekilen alanların yüzde 54,3’üne, nadas alanlarının yüzde 49,7’sini, sebze bahçelerinin yüzde 69,8’üne, meyveler, içecek ve baharat bitki alanlarının yüzde 74,8’ine, süs bitkileri alanlarının yüzde 85,3’üne sahip durumda.
Bu büyükşehirler, sanayide, hizmetler, inşaat sektörlerinde olduğu gibi artık tarımda da ağırlığa sahipler.”

-Önemli tarımsal ürünlerde büyükşehirlerin payı-

Öyle ki Türkiye’de üretilen buğdayın yüzde 58,6’sının, arpanın yüzde 53,5’inin, mısırın yüzde 84,9’unun, domatesin yüzde 76,1’inin, patatesin yüzde 46,8’inin, kuru soğanın yüzde 63,8’inin, nohutun yüzde 50,1’sinin, tütünün yüzde 80,7’inin büyükşehirlerde üretildiğini vurgulayan Bayraktar, şu bilgileri verdi:
“22 milyon 50 bin tonluk buğday üretiminin 12 milyon 923 bin 484 tonunu, 7 milyon 900 bin tonluk arpa üretiminin 4 milyon 228 bin 695 tonunu, 5 milyon 900 bin tonluk mısır üretiminin 5 milyon 9 bin 963 tonunu, 11 milyon 820 bin tonluk domates üretiminin 8 milyon 996 bin 991 tonunu, 3 milyon 948 bin tonluk patates üretiminin 1 milyon 847 bin 363 tonunu, 1 milyon 904 bin 846 tonluk kuru soğan üretiminin 1 milyon 214 bin 606 tonunu, 506 bin ton olan nohut üretiminin 253 bin 605 tonunu, 90 bin tonluk tütün üretiminin ise 72 bin 654 tonunun 30 büyükşehir tarafından karşıladı.
Türkiye üretilen 365 bin tonluk çavdarın 165 bin 315 tonunu, 235 bin tonluk yulafın 108 bin 368 tonunu, 3 milyon 128 bin 450 tonluk elmanın 1 milyon 55 bin 682 tonunu 30 büyükşehir üretiyor.”

-Hayvancılıkta da ağırlık büyükşehirlerde-

Büyükşehirlerin hayvancılıkta da ağırlığa sahip olduğunu bildiren Bayraktar, “Ülkede bulunan büyükbaş hayvanların yüzde 51’i, küçükbaş hayvanların yüzde 53,6’sı büyükşehirlerde. Türkiye’de üretilen balın yüzde 69,4’ünü, koyun-keçi sütünün yüzde 54,4’ünü, inek-manda sütünün yüzde 49,6’sını 30 büyükşehir karşıladı” dedi.
Türkiye’de 2013 yılı rakamlarına göre 14 milyon 532 bin 848 olan büyükbaş (sığır, manda) sayısının 7 milyon 412 bin 699 başının, 38 milyon 509 bin 795 olan küçükbaş (koyun-keçi) sayısının 20 milyon 655 bin 504 başının büyükşehirlerde olduğunu belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Türkiye üretilen 94 bin 694 ton balın, 65 bin 749 tonu, üretilen 16 milyon 252 bin 856 ton olan inek-manda sütünün 8 milyon 52 bin 866 tonu, 1 milyon 516 bin 753 ton olan koyun-keçi sütünün 824 bin 418 tonu büyükşehirlerde üretiliyor.

-Büyükşehir belediyelerine çok büyük görev düşüyor-

Tarımın bu kadar ağırlıklı olduğu 30 büyükşehirde seçilen büyükşehir belediye başkanlarına çok büyük bir görev düşüyor. Tarımı ajandalarının en başına yazacaklar. Büyükşehir belediye başkanları, bu illerde tarımın zarar görmesini önlemek, tarım topraklarını korumak, tarımı geliştirmek için yeni projeler, uygulamalar ortaya koymak, eğitim çalışmalarını, tarımda örgütlenmeyi, üretilen tarım ürünlerinin pazarlamasını desteklemek zorundalar. Belediyelerin, meclislerinde karar alırken, mevzuatı uygularken çiftçilerin çok düşük oranda yer aldığı şehir nüfusunun ekseriyette olduğu geleneksel uygulamaları terk etmeleri, bitkisel ve hayvansal üretime zarar vermemeleri hayati önem taşımaktadır. Bu büyükşehirlerimizde tarım hasar alırsa, tarım toprakları korunmazsa, üretim sürdürülemezse bundan sadece bu iller değil, tüm ülke etkilenir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak tarıma yapılacak her hizmete sonuna kadar destek olduk, destek olmaya da devam edeceğiz. Bu çerçevede tarım konusunda büyükşehir belediyeleriyle de işbirliğine hazırız.”
Tarımın dünyada gittikçe artan öneminin ortada olduğunu bildiren Bayraktar, “bu ortamda, tarımda çok büyük potansiyeli olan Türkiye, rahatlıkla öne çıkabilir. Gıdaya ihtiyacı olan Ortadoğu, Kuzey Afrika, Rusya başta olmak üzere dünyada gıda açığını kapatacak ülkeler arasında yer alabilir. Tarım ve gıda üretimi ve ihracatını çok büyük miktarlarda artırılabilir. Rahatlıkla 150 milyar dolarlık tarımsal hasıla ve 40 milyar dolarlık tarım ve gıda ihracatına ulaşılabilir. Yeter ki yapısal sorunlar çözülsün, tarıma destek sürdürülsün” dedi.

Tarımda meslek standartları belirlenecek


-Tarımda meslek standartları belirlenecek
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar: “Tarım sektöründe meslek standardı hazırlamak üzere Mesleki Yeterlilik Kurumu ile işbirliği
protokolü imzalayacağız”
-“Protokolle tarım sektöründe mesleki yeterlilik belgelerine sahip nitelikli işgücü istihdamının yaygınlaştırılmasını amaçlıyoruz”
-“Bunu sağladığımızda, işin gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip, yeniliklere ayak uydurabilen kişiler tarımda istihdam edilecek”
-“Tarımda hem verimlilik artacak hem de tüketici daha kaliteli ve sağlıklı ürüne ulaşabilecek”
-“Belirlenen mesleki standartların yeterlilik düzeyleri, Avrupa Birliği (AB) tarafından benimsenen yeterlilik seviyesine ve Avrupa
Yeterlilik çerçevesine uygun olacak”

Ankara – 21.04.2014 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, TZOB’un meslek standardı hazırlanacak meslekleri belirlemesi sonrasında, tarım sektöründe meslek standardı hazırlamak üzere Meslek Yeterlilik Kurumu (MYK) ile işbirliği protokolü imzalayacaklarını bildirdi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada, Türkiye koşullarının, işgücünün mesleki yeterliliğinin objektif olarak değerlendirilmesini yeterince sağlayamadığını belirtti. Bu durumun, işsizlerin iş bulmalarını, işverenlerin de aradığı işçiyi temin etmelerini zorlaştırdığını vurgulayan Bayraktar, “mesleki yeterlilik belgeleri bulunmadığı veya mevcut belgelerin uluslararası kıyaslanabilirliliği olmadığı için, Türkiye’deki firmaların yurtdışında yürüttüğü faaliyetlerde Türk işçilerinin çalıştırılmasında güçlüklerle karşılaşılıyor” dedi.
2006 yılında kurulan Mesleki Yeterlilik Kurumu’nun Mesleki Yeterlilik Sistemi’ni geliştirdiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Mesleki Yeterlilik Sistemi, eğitim-istihdam ilişkisinde yaşanan sorunların çözümünde işçi, işveren ve eğitim dünyasını bir araya getiren, sürdürülebilir bir yapının oluşturulması bakımından önemlidir. Bu anlamda MYK’nın devlet, işçi ve işveren temsilcilerini ortak bir platformda buluşturan yapısı, eğitim-istihdam ilişkisinin geliştirilmesi açısından da gerekli görülüyor.
Bu amaçla, yeterlilikleri tanımlayan ve uluslararası düzeyde kalite güvencesi sağlanmış Ulusal Yeterlilik Sistemi’ni kurmak üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda, Mesleki Yeterlilik Kurumu sekretaryasında sürdürülen istihdam ve mesleki eğitim ilişkisinin güçlendirilmesi için Eylem Planı İzleme ve Değerlendirme Kurulu oluşturuldu. Kurulun 11. toplantısında Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin faaliyet alanında ihtiyaç duyulan Ulusal Meslek Standartları’nın MYK ile işbirliği yapılarak belirlenmesi konusunda karar verildi.”

-TZOB standart hazırlanacak meslekleri belirleyecek-

Tarım sektöründe meslek standardı hazırlamak üzere Meslek Yeterlilik Kurumu (MYK) ile işbirliği protokolü imzalayacakları bilgisini veren Bayraktar, şöyle devam etti:
“Standartların hazırlanması için TZOB’un MYK ile işbirliği yapması, ayrıca TZOB’un istihdam ve mesleki eğitim ilişkisinin güçlendirilmesi konusunda önerilerini Kurula sunması kararı alındı ve geçtiğimiz günlerde çalışmalar başlatıldı. Tarım sektöründeki meslekler göz önünde bulundurularak, TZOB’un Gıda, Tarım Hayvancılık Bakanlığı ve sektörde faaliyet gösteren diğer kuruluşların görüşlerini alarak, standardı hazırlanacak meslekleri belirlemesi sonrasında, TZOB ve MYK arasında ‘Meslek Standardı Hazırlama İşbirliği Protokolü’ imzalanacak.
Belirlenen mesleki standartların yeterlik düzeyleri, Avrupa Birliği (AB) tarafından benimsenen yeterlilik seviyesine ve Avrupa Yeterlilik çerçevesine uygun olacak.”

-Amaç nitelikli işgücü istihdamının yaygınlaştırılması-

Protokolle tarım sektöründe mesleki yeterlilik belgelerine sahip nitelikli işgücü istihdamının yaygınlaştırılmasını amaçladıklarına dikkati çeken Bayraktar, “Bunu sağladığımızda, işin gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip, yeniliklere ayak uydurabilen kişiler tarımda istihdam edilecek. Tarımda hem verimlilik artacak hem de tüketici daha kaliteli ve sağlıklı ürüne ulaşabilecek” dedi.
Bayraktar, belirlenecek olan mesleki standartların bireyin kendini geliştirmesini ve meslekte ilerlemesini de teşvik edeceğini, hazırlanacak olan tarım meslekleri standartlarının tarım kesimindeki nitelikli işgücünün oluşumuna katkı sağlayacağını da vurguladı.