TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a “Çevre ve Tarım” raporu sundu.

 -TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar,Çevre ve

Şehircilik Bakanı ErdoğanBayraktar’a “Çevre ve

Tarım” raporu sundu

-Şemsi Bayraktar:

-“Su kirliliğinin artmasıtarımı olumsuz etkiliyor”

-“Tüm dünyada olduğu gibiülkemizde de çevre

sorunları geleceğimiz içinbüyük tehdit oluşturmaktadır”

-“Su zengini olmayan ülkemizinsu kaynakları korunmazsa

önümüzdeki yıllarda kirliliknedeniyle tarım alanlarımız

sulanamaz hale gelecek”

-“Araştırmalar, Türkiye’ninönümüzdeki 25 yıl içinde

ihtiyaç duyacağı su miktarınınbugünkü ihtiyacı olan

su miktarının yaklaşık üç katıolacağını gösteriyor”

-“Gelecek nesillere temiz veyeterli su kaynakları

bırakabilmemiz için doğalkaynaklarımızın korunması

ve doğru kullanılmasının önemigöz ardı edilmemelidir”

-“Öncelikle su havzalarımızınyerleşim ve sanayi tesisleri

tarafından işgali ve sukaynaklarının kirletilmesi önlenmelidir”

-“Toprak kirliliğininönlenebilmesi için; tarım ve orman

arazilerinin amaç dışıkullanımı engellenmeli; ağaçlandırma

ve erozyon kontrolüçalışmalarına ağırlık verilmeli, çayır ve

meralarımızın ıslahı içingerekli finansman sağlanmalıdır”

-“Ziraat odalarımızın çevre ve tarım alanlarınınkorunmasında

Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla işbirliği içinde, bir şekilde

kamu denetçisi, “ombudsman” olarak görev yapmaları

hususunda hukuki düzenlemelerin isabetli olacağı

kanaatindeyim”

-Erdoğan Bayraktar, TZOB’un çok büyük bir teşkilata

sahip olduğunu, çevre konusunda işbirliği yapabileceklerini

söyledi ve ilgili çalışmayı yapması için ÇED İzin ve Denetim

Genel Müdürü’ne talimat verdi

 

Ankara – 12.09.2012 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) GenelBaşkanı Şemsi Bayraktar, su kirliliğinin artmasının tarımı olumsuz etkilediğinibildirerek, “tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çevre sorunları geleceğimiziçin büyük tehdit oluşturmaktadır. Su zengini olmayan ülkemizin su kaynaklarıkorunmazsa önümüzdeki yıllarda kirlilik nedeniyle tarım alanlarımız sulanamazhale gelecek” dedi.

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Çevre ve Şehircilik Bakanı ErdoğanBayraktar’ı makamında ziyaret etti. Ziyarette, Bakan Erdoğan Bayraktar’a “Çevreve Tarım” raporu sunan Şemsi Bayraktar, ziraat odalarının çevre ve tarımalanlarının korunmasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla işbirliği içinde, birşekilde kamu denetçisi, “ombudsman” olarak görev yapmaları hususunda hukukidüzenlemelerin isabetli olacağı kanaatini taşıdığını iletti.

Bakan Erdoğan Bayraktar da TürkiyeZiraat Odaları Birliği’nin çok büyük bir teşkilata sahip olduğunu, çevrekonusunda işbirliği yapabileceklerini söyledi. Erdoğan Bayraktar, olumlubaktığı işbirliği konusunda ilgili çalışmayı yapması için Çevresel EtkiDeğerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürü Mustafa Satılmış’a talimat verdi.

         Bayraktar, her türlü çevre kirliliğive doğal kaynakların yanlış kullanımının ekosistemlerde doğal dengeyi bozduğunu,bu durum nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çevre sorunlarınıngelecek için büyük tehdit oluşturduğunu vurguladı.

        Yapılanaraştırmaların dünyadaki mevcut çevre kirliliğinin yüzde 50’sinin son 35 yıldameydana geldiğini ortaya koyduğunu hatırlatan Bayraktar, “1970’li yıllardanitibaren hızla artan dünya nüfusu, plansız sanayileşme ve sağlıksız kentleşme,nükleer denemeler, bilinçsizcekullanılan tarım ilaçları, yapay gübreler ve kimyasal maddelerin kullanımınıngiderek yaygınlaşması çevre kirliliğine neden olmaktadır” dedi.

        Bayraktar,şöyle devam etti:

          “Gerekli çevresel önlemler alınmadan, arıtmatesisleri kurulmadan, geri dönüşüm alanları hazırlanmadan üretime geçen sanayitesisleri ve sanayi bölgeleri, ormanların tahribi, yangınlar, tarım arazilerininamaç dışı ve yanlış kullanımı, erozyon, aşırı otlatma sonucu doğal bitkiörtüsünün bozulması, maden, kireç, taş ve kum ocaklarının faaliyetleri çevreyikirleten faktörler arasında sayılıyor.

         Çevre sorunlarını ana başlıklar olarakele alacak olursak, toprak ve su kirliliği, tarım arazilerinin amaç dışıkullanımı ve hidroelektrik santralları (HES) öne çıkan konular arasındabulunuyor.”

          -Toprak ve su kirliliği artıyor-

  Çevrenin kirletilmesine çeşitlisektörlerin değişen oranlarda katkıları olmakla birlikte en büyük payı sanayive enerji sektörünün aldığını belirten Bayraktar, “Birçok sanayi kuruluşugerekli önlemleri almadan üretim faaliyetlerine başlıyor; hava, su ve toprağaverdikleri atıklarla çevre kirliliğine yol açıyorlar” dedi.

Toprak ve su kirliliğinin hergeçen gün daha da ciddi boyutlara ulaşan önemli çevre problemleri arasında yeraldığını bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:

“Toprak ve su, çok uzun süredeoluşan ancak kısa sürede kirlenerek, aşınarak kaybolan doğal kaynaklardır.Toprak, tarım sektörü için vazgeçilmez bir üretim faktörü olduğu kadar, sanayive kentleşme için de aynı derecede önem taşıyor. Toprak kalitesindeki değişimtarımda verimliliği olumsuz yönde etkiliyor.

Evsel, sanayi ve tarımsal kaynaklı atık suların arıtılmadan suortamlarına bırakılması, nüfus artışı, zirai mücadele ilaçlarının kullanımı ve aşırıgübreleme ve toprak erozyonu gibi faktörlerin etkisiyle su kaynakları kirleniyor.

Sanayi kaynaklı arıtılmayan suyun önemli bir kısmının tarımdakullanılması, bilgisiz ve yanlış tarım uygulamaları, toprak kirliliğinidolayısıyla su kirliliğini, önemli bir sorun olarak ortaya çıkıyor. Sonuçolarak kirlenen hava, su ve toprak günümüzde canlıların yaşamını tehdit ederboyutlara ulaştı.”

         -Su havzalarımızın durumu-

 Bayraktar, ülkemizin önemli tarım ve endüstri merkezlerindeki su havzalarındayer alan suların kalitesi hakkında şu bilgileri verdi:

 “Su kalitemiz, II. Sınıf (azkirlenmiş su) ve IV. Sınıf (çok kirlenmiş su) arasında değişiyor. Sakarya,Meriç-Ergene, Gediz nehirleri, Nilüfer, Susurluk ve Nif Çayı gibi akarsularımızve bazı göllerimiz başta olmak üzere su kaynaklarımızın önemli bir bölümüçeşitli nedenlerle kirlenmiş bulunuyor.

        Yaşmeyve sebze üretimimizin büyük bir kısmının karşılandığı, Ege Bölgesi’ndeönemli ve ciddi bir ekonomik potansiyele sahip olan Gediz Havzası’nda geçmişyıllarda yoğun olarak ruhsat verilen kum ve çakıl ocaklarının faaliyetleriçevreyi olumsuz etkiledi. Gediz Nehri’nin su seviyesinin alçalmasına neden oldu.Bu durumdan Gediz Ovası’ndaki yer altı suları da olumsuz olarak etkilendi.Nehre ayrıca Uşak’ta başta dericilik olmak üzere çok sayıda sanayi tesisleritarafından sanayi atıkları; Kula, Salihli ve Ahmetli gibi ilçelerin atıklarıyeterli arıtma yapılmadan deşarj ediliyor.”

        Bayraktar,aynı şekilde Ergene Havzası’nda da yoğun sanayileşme ve artan nüfusun baskısı,su kaynaklarının kirletilmesi ve yok oluş sürecine girmesine sebep olduğunuifade etti. Şemsi Bayraktar, yeraltı suyu ve yüzeysel sular bakımından zenginolan Ergene Havzası’nda, izinsiz açılan kuyulardan plansız ve aşırı suçekilmesi nedeniyle yeraltı suyu seviyeleri oldukça azaldığına ve sukaynaklarının evsel, endüstriyel ve tarımsal atıklar nedeniyle kirlendiğineişaret etti.

         Şemsi Bayraktar, şu bilgileri verdi:        

        “Ülkemizdetarım alanlarının yüzde 37,55’i yeraltı suları, yüzde 28,64’ü akar sular, yüzde15,87’si barajdan alınan sularla sulanıyor. Su kaynaklarımız korunupgözetilmezse önümüzdeki yıllarda kirlilik nedeniyle tarım alanlarımız sulanamazhale gelecektir. İçme ve kullanma suyunu sağladığımız, tarımsal alanlarımızısuladığımız, balık üretimi için kullandığımız akarsularımızın kirlenmesiülkemiz için ekonomik bir kayıptır.

Nüfus artışı, hızlı kentleşme ve sanayileşme faaliyetleri doğal olaraksuya olan talebi artırıyor. Çevre kirliliği ve iklim değişikliği gibifaktörlerin su kaynakları üzerine etkileri sonucu miktar ve kalite bakımındanyeterli suya erişimin zorlaşacağı da bilinen bir gerçektir. Kişi başına düşenyıllık kullanılabilir su miktarının1519 metreküpcivarındaolduğu ülkemizin su zengini bir ülke olmadığı ortadadır. AraştırmalarTürkiye’nin önümüzdeki 25 yıl içinde ihtiyaç duyacağı su miktarının bugünküihtiyacı olan su miktarının yaklaşık üç katı olacağını gösteriyor.

Gelecek nesillere temiz ve yeterli su kaynakları bırakabilmemiz içindoğal kaynaklarımızın korunması ve doğru kullanılmasının önemi göz ardıedilmemelidir. Bunun için de öncelikle su havzalarımızın yerleşim ve sanayitesisleri tarafından işgali ve su kaynaklarının kirletilmesi önlenmelidir.

Toprak kirliliğinin önlenebilmesi için; tarım ve orman arazilerinin amaçdışı kullanımı engellenmeli; ağaçlandırma ve erozyon kontrolü çalışmalarınaağırlık verilmeli, çayır ve meralarımızın ıslahı için gerekli finansmansağlanmalıdır. Toprak kirliliğinin ulusal düzeyde tespiti ve önlenmesi içingerekli altyapı oluşturulmalıdır.”

Bayraktar, tarımsal üretim faaliyetlerinin çevreye duyarlı ve doğalkaynakları korumayı hedefleyen bir sistemde sürdürülmesi, iyi tarımuygulamalarının desteklenmesine devam edilmesi, sürdürülebilir doğal kaynakyönetiminin sağlanması, çevreyle dost tarım ve ormancılık faaliyetlerininbenimsenmesi gerektiğini vurguladı.

Toplumda çevre bilincinin oluşturulması, çevre sorunlarına karşı duyarlıolunması ve gerekli önlemlerin alınmasının temelinde eğitim yattığını bildirenBayraktar, “Üreticiden tüketiciye toplumun her kesiminin çevre konusundabilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir” dedi.

         -Tarımarazilerinin amaç dışı kullanımı-

          Bilindiği üzere Türkiye’nin tarımpotansiyeli ve birçok üründe dünyanın en önemli üreticisi olmakla birlikte,tarım sektöründe ciddi sorunları da bulunduğunu kaydeden Bayraktar, şöyle devametti:

         “Ülkemiz nüfusunun yaklaşık yüzde 25’itarımda istihdam edilmekte, ancak geçimini tarım ve tarıma dayalıfaaliyetlerden sağlayan nüfusumuzun oranı bu oranın çok üzerindedir. Hızlaartan ve bugün yaklaşık 7 milyara ulaşan dünya nüfusunun 1 milyarı açlık veyetersiz beslenmenin pençesindedir. Bu bakımdan tarımsal üretimin önemi hergeçen gün artmakta, gıda dünyada uluslararası politikalarda bazen bir ‘silah’olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır.

Hal böyle iken tarımsal üretimin ana ögesi olan topraklarımızın onlarcayıldır bilinçsiz, sorumsuz ve hoyratça kullanılmasını ‘akıl tutulması’ ile izahetmekte dahi güçlük çekilmektedir.

Özellikle Toplu Konut İdaresi (TOKİ) yatırımlarının projelendirilmesiaşamasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın, tarım arazilerimizin tahribatınameydan verilmemesi yönündeki hassasiyetini saygı ve takdirle karşılıyoruz.Bugün ‘Büyükşehir’ uygulaması ile mücavir alan sınırları içinde kalan verimliovalarımızın şehirleşme ve sanayileşmeyle gelen ‘rant ekonomisine’ fedaedilmesi, ülkemizin gıda güvencesine indirilecek en ağır bir darbe olacaktır.Bu konuda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hassasiyetinin devam etmesinidiliyorum.

Tarım topraklarımızın sürdürülebilirkullanımları için, tarım işletmelerimizin ekonomik büyüklüğe sahip olmalarıyanında, bu işletmelerin çok parçalı ve dağınık arazi varlıklarının bölünmesiniönleyecek ve toplulaştırılmasını sağlayacak tedbirlerin alınması yönünde Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın çalışmalarını tasvip ediyor vedestekliyoruz.

Ülkemizdeki kentsel yapılaşmanın, iyinitelikli araziler üzerinde yoğunlaşması, tarım yapılan alanların daha düşüknitelikli arazilere doğru kaymasına neden olmuştur. Hatta ülkemizdesanayileşme, çoğunlukla iyi nitelikli üretken araziler üzerinde kurulmuştur.Endüstriyel kuruluşların çevresindeki şehirleşme olgusu geliştikçe üstünvasıflı tarım arazileri azalmış ve niteliklerinin bozulmasına neden olmuştur.

Amaç dışı kullanımda hızlı nüfusartışlarının yanı sıra, kırsaldan kente olan göçler, yerleşimlerin içerisindenveya yakınından geçen karayolları ve otobanlar, çevresinde yoğunlaşansanayileşme, tarım arazilerinin geri dönüşümü olmayan şekilde elden çıkmasınaneden olmaktadır.”

 -“Ziraat odaları ombudsman olarak görev yapsın”-

 Bayraktar, bu bakımdan ziraat odalarınınçevre ve tarım alanlarının korunmasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığıylaişbirliği içinde görevlendirilmeleri, bir şekilde kamu denetçisi, “ombudsman”olarak görev yapmaları hususunda hukuki düzenlemelerin isabetli olacağıkanaatinde olduklarını bildirdi.

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, sonuçolarak şehir imar planları hazırlanırken yerleşimlerin marjinal arazilerüzerinde yer almasının, ülkemiz genelinde tarım arazilerinin verimözelliklerine uygun olarak kullanılabilmesini sağlayacağını, tarım alanlarınınamaç dışı kullanımının önüne geçilmiş olacağını belirtti.

 -“Yapılan çalışmalar takdiredeğer”-

          Bilindiği üzere, AB’ye katılımve uyum sürecinde yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerden birisinin de sukaynaklarının korunması ve kontrol edilmesi amacıyla Su Çerçeve Direktifi’ninuygulamaya konulması olduğunu bildiren Bayraktar, şöyle devam etti:

         “Bu kapsamdaOrman ve Su İşleri Bakanlığımız ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın sulardakikirliliğin önlenmesi amacıyla havza bazında kirliliğin önlenmesi yönündeyaptıkları çalışmalar takdire değerdir. Dönemin Çevre ve Orman Bakanlığıtarafından 2008 yılında Havza Koruma Eylem Planlarının hazırlanması çalışmalarıbaşlatılmış, daha sonra bu görevi devralan Orman ve Su İşleri Bakanlığıöncülüğünde çalışmalar devam etmiş ve ülke genelinde belirlenen 25 hidrolojikhavzadan 11’ine ait koruma eylem planları Ağustos 2009 – Aralık 2010 tarihleriarasında tamamlandı. Diğer 14 havza için ise ‘Türkiye’deki 14 Havza’nın HavzaKoruma Eylem Planları Hazırlanması’ isimli proje, Orman ve Su İşleri BakanlığıSu Yönetimi Genel Müdürlüğü ve TÜBİTAK Başkanlığı tarafından imzalananprotokolle Aralık 2011 itibariyle başlatılmış bulunuyor.

Yapılan bu tür çalışmalarıntitizlikle devam ettirilmesi, üretici ve sanayicinin de konuya aynı titizlikleyaklaşarak kirliliği önleyici çalışmalara katkıda bulunması önemlidir.”

Vali Yüksel’den Bayraktar’a ziyaret

-Vali Yüksel’den Bayraktar’a ziyaret
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:
-“Tarım ürünlerinde pazarlama sorunları var.
Bunu aşabilmemiz için de tarımda örgütlenme
konusunu çözmemiz lazım”
-“Miras hukukunda yapılacak değişiklik imzaya
açıldı. Bir bakanın imzası kaldı. En kısa zamanda
konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne intikal
etmesini bekliyoruz”
-Ankara Valisi Alaaddin Yüksel:
-“ Ben vali olarak tarıma çok öncelik veriyorum.
Antalya’da olsun, Ankara’da olsun tarımsal
gelişmenin sağlanması açısından büyük gayret
sarf ediyorum”

Ankara -15.05.2013 – Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ı makamında ziyaret etti.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Vali Yüksel’in TZOB’a yaptığı ziyarette, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, hizmet binalarının açılışını yapmasının kendilerini onurlandırdığını, Başbakan’ın açılış sonrası da TZOB Yönetim Kurulu ile bir araya geldiğini, tarıma ilişkin verdikleri bilgileri ve Yönetim Kurulu üyelerini dinlediğini anlattı. Dün de Diyarbakır’da, Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Fatma Şahin ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Mehdi Eker ile birlikte çok geniş katılımla 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutladıklarını hatırlatan Bayraktar, şunları söyledi:
“Tarım ürünlerinde pazarlama sorunları var. Bunu aşabilmemiz için de tarımda örgütlenme sorununu çözmemiz lazım. Bunların yanında eğitim, altyapı gibi sorunlarımız da var. Üretici birliklerinin kurulmasına Ziraat Odaları olarak destek verdik. Üretici birlikleri kuruldu ancak fonksiyonel hale gelemedi. Bu birliklerin esas görevi üreticin ürünlerini pazarlamalarına katkı sağlamak ve piyasayı regüle etmek.”
Türkiye’de et ve sütte de sorunlar olduğunu, piyasa düzenleme kurumu olacak Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü’nün kurulması hususunda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na destek verdiklerini hatırlatan Bayraktar, “konuyu değişik vesilelerle Sayın Başbakan’a ilettik. Sorunları söyledik. Ve Sayın Başbakan’ın da desteğiyle Et ve Balık Kurumu Genel Müdürlüğü, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü’ne dönüştürüldü” diye konuştu.
Tarım da en önemli yapısal sorunlarımızdan bir tanesinin de tarım arazilerinin bölünmesi olduğunu anlatan Bayraktar, şunları söyledi:
“Ülkemizde bugün ortalama olarak 50 dekar arazide, 7 parselde üretim yapılıyor. Bu, 1926 yılında çıkan Medeni Kanundaki mirasla ilgili hükümlerden kaynaklanan bir durumdur. Ülkemizde toplam 30 milyon parsel bulunuyor. Bu kadar parçalı bir yapıda üretim yapmak mümkün değil. Bir an önce miras hukukunda değişiklik yapılması gerekiyor. Öğrendiğimiz kadarıyla miras hukukunda yapılacak değişiklik imzaya açıldı. Bir bakanın imzası kaldı. En kısa zamanda konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne intikal etmesini bekliyoruz.”

-Vali Yüksel-

Ankara Valisi Alaaddin Yüksel, ziyaretteki konuşmasında, 2003 yılında ilk defa iyi tarım uygulamalarıyla ilgili bir takım kurallar belirlediklerini, bunu da valilik olarak Resmi Gazete’de yayımladıklarını belirtti.
Yine üretici birliklerinin önemini bildiğimiz için Antalya’da kesme çiçek konusunda bir üretici birliği kuruluşunu biz gerçekleştirdik diyen Yüksel, şöyle konuştu:
“Ankara sadece buğdayın, arpanın yetiştirdiği bir yer değil. Havaalanı çevresinde 1100 dekar alanda sera, süs bitkileri ve kesme çiçek seraları gerçekleştirdik. Ben vali olarak tarıma çok öncelik veriyorum. Antalya’da olsun, Ankara’da olsun tarımsal gelişmenin sağlanması açısından büyük gayret sarf ediyorum. Tarım tüm dünya için stratejik önemli bir sektör. Düşünen insanlar, sağduyu sahibi insanlar bunu tartışmasız kabul etmelidirler. Köylerimiz gittikçe boşalıyor. Köylerde çalışacak genç insanlar göç ediyor. İnsanlarımızı köylerde tutabilmemiz için gelir seviyelerini artırmamız, kazanç sağlar hale getirmemiz gerekmektedir.
Önümüzdeki yıllarda tarımda önemli bir sorunla karşılaşacağız. Bu da belediye hudutları ile il hudutlarının birleştirilmesinden kaynaklanıyor. Belediyelerin verimli tarım arazilerini ve meraları konut yatırımlarına açması bizim için bir sorun oluşturacak. Bu konuda acilen tedbir alınması gerekiyor.”
Yüksel, tarım ürünleri ihracatında dış temsilciliklerde mutlaka tarım müşaviri istihdam edilmesi ve bunların aktif bir şekilde çalışmasının sağlanması gerektiğini sözlerine ekledi.

TZOB’dan balıkçılarımıza “rastgele…”

-TZOB’dan balıkçılarımıza “rastgele…”

-Su ürünleri av yasağı 1 Eylül’de sona eriyor

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:

-“Balıkçılığımız açısından 2012 yılı iyi geçmedi. Yeni av

sezonu balıkçılarımız için bol ve kazançlı olsun”

-“2012 yılında toplam su ürünleri üretim miktarı, 2011

yılına göre, yüzde 8,34 azalarak 703 bin 545,2 tondan

644 bin 852 tona indi”

-“Su ürünleri avcılığında sınırsız ve kuralsız avcılığın

kontrol altına alınması ve her geçen gün artan biyolojik

yok oluşunun engellenmesi gerekir”

-“ Yeterli altyapı oluşturulamadığı için açık deniz

balıkçılığı maalesef yapılamamakta bu nedenle de

av baskısı kıyı sularımızda yoğun olarak görülmektedir”

Ülkemizde avcılık yoluyla elde edilen üretim miktarının

avlanabilir stok büyüklüğünün sınırına eriştiği kabul

edilmektedir”

-“Bundan dolayı, ülkemizde avlanma miktarının artırılması

yerine sürdürülebilir avcılığın sağlanabilmesi için

önlemler alınmaktadır”

-“Avcılıkta gerekli denetimler mutlak suretle yapılmalı ve

kota sistemi uygulanmalıdır”

-“Sektörün gelişmesi için destek ve teşviklere ihtiyaç vardır”

 

Ankara – 30.08.2013 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, su ürünleri av yasağının 1 Eylül Pazar günü sona erdiğini bildirerek, “balıkçılığımız açısından 2012 yılı iyi geçmedi. Yeni av sezonu balıkçılarımız için bol ve kazançlı olsun” dedi.

Bayraktar, su ürünleri av yasağının 1 Eylül’de sona ermesiyle ilgili yaptığı açıklamada, 2012 yılında toplam su ürünleri üretim miktarının, 2011 yılına göre, yüzde 8,34 azalarak 703 bin 545,2 tondan 644 bin 852 tona indiğini hatırlattı. Bu üretim içinde avcılıkla elde edilen su ürünleri üretiminin 2012 yılında, 2011 yılına göre yüzde 15,99 azalmayla 514 bin 755,2 tondan 432 bin 442 tona indiğini bildiren Bayraktar, 2011 yılında 188 bin 790 ton olan yetiştiricilikle yapılan üretimin yüzde 12,51 artışla 2012 yılında 212 bin 410 tona yükseldiğini ve toplam su ürünleri üretimindeki düşüşün yüzde 8,34’de kalmasını sağladığını belirtti.

 

-“Deniz balıkları üretiminde yüzde 26,98 düşüş oldu”-

 

Şemsi Bayraktar, 2011 yılında 432 bin 246 ton olan deniz balıkları üretiminin 2012 yılında yüzde 26,98 düşerek 315 bin 636,5 tona indiğini, içsu ürünleri üretiminin yüzde 2,63 düşerek 37 bin 96,8 tondan 36 bin 120 tona gerilediğini, buna karşın diğer deniz ürünleri üretiminin yüzde 77,67 gibi olağanüstü bir büyümeyle 45 bin 412,4 tondan 80 bin 685,5 tona yükseldiğini vurguladı. 

Toplam su ürünleri üretiminde yüzde 8,34, avcılıkla elde edilen su ürünleri üretiminde yüzde 15,99, deniz balıkları üretiminde yüzde 26,98 gibi düşüşler yaşanması nedeniyle 2012 yılının balıkçılık açısından iyi geçmediğini belirten Bayraktar, sağlıklı beslenme açısından da büyük önem taşıyan deniz ürünlerini sofralara ulaştıran balıkçıların sorunlarının çözülmesinde, geçmiş senelerde olduğu gibi bu sene de Bakanlıklardan kooperatiflere, birliklerden balıkçılara kadar tüm sektörün iş birliği içinde çaba göstermesi gerektiğini kaydetti.

Bayraktar, dünyada kişi başına su ürünleri tüketiminin yıllık ortalama 16 kilogram (kg) olduğunu, bu rakamın Avrupa Birliği’nde 24 kg, Japonya’da 69 kg, ABD ve Kanada’da 24 kg, İspanya’da 40 kg iken, Türkiye’de, dünya ortalamasının yarısında, 8 kg dolaylarında kaldığını belirtti.

 

-“Su ürünleri yüksek ihracat potansiyeli nedeniyle önemli”-

 

Su ürünlerinin, tarım sektörünün ana alt sektörlerinden birisi olduğunu, insan beslenmesine katkısı, sanayi sektörüne hammadde sağlaması, istihdam imkanı oluşturması ve yüksek ihracat potansiyeli nedeniyle önemli bir konumda bulunduğunu bildiren Bayraktar, şu bilgileri verdi:

“Üç tarafı denizlerle çevrili 8 bin 333 kilometrelik kıyı şeridine sahip ülkemizdeki mevcut su kaynaklarımız da dikkate alındığında, su ürünleri sektörünün ne denli büyük bir potansiyele ve öneme sahip olduğu görülmektedir.

Ülkemizde denizlerden avcılıkla yapılan üretim kıyı balıkçılığına dayanmaktadır. Yeterli altyapı oluşturulamadığı için açık deniz balıkçılığı maalesef yapılamamakta bu nedenle de av baskısı kıyı sularımızda yoğun olarak görülmektedir. Ülkemizde avcılık yoluyla elde edilen üretim miktarının avlanabilir stok büyüklüğünün sınırına eriştiği kabul edilmektedir. Bu nedenle, ülkemizde avlanma miktarını artırılması yerine sürdürülebilir avcılığın sağlanabilmesi için önlemler alınmaktadır. Bu amaçla stokları koruyucu ve geliştirici yönde araştırmalar yapılmakta ve koruma kontrol faaliyetlerinin artırılmasına öncelik verilmektedir.”

 

-Yapılması gerekenler-

 

Su ürünleri avcılığında sınırsız ve kuralsız avcılığın kontrol altına alınmalı ve her geçen gün artan biyolojik yok oluşun engellenmesi gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:

“Avcılıkta gerekli denetimler mutlak suretle yapılmalı ve kota sistemi uygulanmalıdır. Özellikle avcılıkla elde edilen bazı balık türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu düşünüldüğünde, avlanma konusunda yasaklara ve kurallara uymanın, balıkların yumurtalarını bıraktıktan sonra avlanmasının ve böylece stokların korunmasının ne kadar önemli olduğu daha net görülecektir.

Denizlerimizde yetiştiricilik için uygun olan alanlar değerlendirilerek, yetiştiricilikte istenilen düzeye ulaşmak mümkündür. Yetiştiricilik yapmak isteyen üreticiler için ruhsat alınması aşamasında karşılaşılan prosedürler, karmaşık ve zaman alıcıdır. Sektörün gelişmesi için destek ve teşviklere ihtiyaç vardır. Kaynakların rasyonel kullanılabilmesi için su ürünleri eğitim merkezleri kurularak, eğitimler yapılmalı ve Ar-Ge çalışmaları desteklenmelidir. Balıkçılıkta arz-talep dengesi oluşturularak, sürdürülebilir balıkçılığın sağlanması önem arz etmektedir.

Balıkçılık sektöründeki ürünlere yönelik dondurma, tuzlama, konserve ve paketleme ünitesi içeren işleme tesislerinin kurulması ekonomik anlamda sektöre katkı sağlayacaktır. Avrupa’ya ihraç edilen tek hayvansal tarım ürünü olan balığın (su ürünlerinin) uluslararası pazarlarda daha iyi rekabet edebilmesi için desteklemeler günün şartlarına göre artırılmalıdır.

Ülkemiz kültür balıkçılığı alanında büyük bir potansiyele sahip olmasına rağmen üretim istenen seviyeye ulaşamamıştır. Sektörün gelişimi için destek ve teşvike ihtiyaç vardır. Kaliteli yumurta ve yavru üretimi amacıyla uzmanlaşmış damızlık işletmelerinin kurulması ve mevcut işletmelerin geliştirilmesi teşvik edilmelidir. Yetişmiş eleman eksikliği giderilmelidir.”

Bayraktar, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın bünyesinde Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün kurulması su ürünleri sektörü için önemli bir gelişme olduğunu bildirerek, “Bakanlık su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilirliğin sağlanması amacıyla çok sayıda denetim ve düzenlemeler yapmaktadır. Su ürünleri sektörünün geliştirilmesi ve sürdürülebilirliğin sağlanması için yapılacak çalışmaların devam etmesi önem arz etmektedir” dedi.

Bayraktar’a Oda Başkanlarından tam destek

-Bayraktar’a Oda Başkanlarından tam destek
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Bolu, Düzce ve
Gerede Ziraat Odalarını ziyaret etti; akil insanlar
süreciyle ilgili bilgi verdi, Başkanların görüşlerini dinledi

Düzce/Bolu – 15.04.2013 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Bolu, Düzce ve Gerede Ziraat Odalarını ziyaret ederek, akil insanlar süreciyle ilgili bilgi verdi; Oda başkanlarının konuyla ilgili görüşlerini aldı.
Ziraat Odaları Başkan ve yöneticileri, Bayraktar’ın akil insanlar grubu içinde yer almasını memnuniyetle karşıladıklarını belirttiler, “Süreçte yer almanız doğrudur, gönlümüz sizinle” mesajı verdiler.
Karadeniz Akil İnsanlar Grubu’nun çalışmaları için Bolu ve Düzce’ye giden Bayraktar, bu toplantılardan önce il ve ilçe Ziraat Odaları Başkan ve yöneticileriyle bir araya geldi.
İlk olarak Düzce’de, ardından Bolu’da il ve ilçe Ziraat Odası başkan ve yöneticileriyle görüşen Bayraktar, akil insan grubunun yapacağı çalışmalarla ilgili bilgi verdi, süreçle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Bayraktar, Ziraat Odası başkanlarının da konuya ilişkin görüşlerini aldı.
Ziraat Odası Başkanları, yaptıkları açıklamalarda, sürecin çok hassas olduğunu, bu çerçevede Genel Başkan Bayraktar’ın akil insanlar arasında yer almasının kendilerini rahatlattığını, yapılan işin doğru olduğunu belirterek, “Bu süreçte yer almanızı destekliyoruz. Gönlümüz sizinle. Çiftçinin, üreticinin görüşlerini en iyi şekilde duyuracağınıza güvenimiz tamdır. Yapılan iş doğrudur” mesajını verdiler.
Bayraktar’ın Düzce’de yaptığı toplantıya Düzce Ziraat Odası Başkanı Ramazan Öztürk, Gümüşova Ziraat Odası Başkanı Mafil Tavlı, Çilimli Ziraat Odası Başkanı Ali Öztaş, Cumayeri Ziraat Odası Başkanı İhsan Keleş, Akçakoca Ziraat Odası Başkanı Levent Başaran, Kaynaşlı Ziraat Odası Başkanı Fahrettin Şahin, Yığılca Ziraat Odası Başkanı Nizamettin Kalaycı ile Gölyaka Ziraat Odası Başkanı Bayram Bülbül katıldı.
Bolu’da yapılan toplantıda da Bolu Ziraat Odası Başkanı İsmail Yamantürk, Mudurnu Ziraat Odası Başkanı Hilmi Ayaz, Göynük Ziraat Odası Başkanı İdris Armağan, Gerede Ziraat Odası Başkanı Nazım Gökdaş ile Bolu Ziraat Odası yönetim kurulu ve meclis üyeleri yer aldı.
Genel Başkan Bayraktar’ın Gerede Ziraat Odası’nı ziyaretinde Başkan Nazım Gökdaş ve yönetim kurulu üyeleri çalışmalıyla ilgili bilgi sundu.
-Huzurevi ziyareti-
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Bolu ve Düzce’de süreçle ilgili diğer akil insanlar grubu üyeleriyle yaptığı ziyaret ve görüşmeleri Düzce’de bir huzurevini ziyaret ederek sürdürdü.
Düzce Hilmi Çilingir Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezi’ne gelişinde kurum yöneticilerince karşılanan Bayraktar, burada yaşlılarla sohbet etti; çikolata ikramında bulundu.
Huzurevi sakinleri, süreçle ilgili kendilerinin de görüşlerine başvurulmasından büyük mutluluk duyduklarını ifade ederek, Bayraktar’a teşekkür ettiler.

Karadeniz Bölgesi akil insanları TZOB’da toplandı

-Karadeniz Bölgesi akil insanları TZOB’da toplandı
Ankara – 10.04.2013 – Karadeniz Bölgesi akil insanlar heyeti, Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nde (TZOB) ilk toplantısını gerçekleştirdi.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın ev sahipliğinde yapılan toplantıya, Bölge Başkanı Yusuf Şevki Hakyemez, Başkan Vekili Vedat Bilgin, Sekreter Fatma Benli, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Kürşat Bumin, Oral Çalışlar, Yıldıray Oğur katıldı. Heyet üyesi Orhan Gençebay, ilk toplantıda bulunmadı.
Bölge Başkanı Yusuf Şevki Hakyemez, toplantı çıkışında gazetecilerin sorusu üzerine, toplantıda, sürece ilişkin neler yapabilecekleri konusunda fikir teatisinde bulunduklarını bildirdi.
Hakyemez, şunları kaydetti:
“Yol haritasını belirlemeye çalıştık. Bu sürece önümüzdeki haftadan itibaren aktif bir şekilde başlayacağız. Halkla, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile temas içinde olacağız. Bölgenin tüm illerine giderek faaliyetlerimizi gerçekleştireceğiz. Önümüzde yaklaşık 2 aya yakın bir süre var. Bu iki aylık süre içinde zamana serpiştirerek bunu başlatıyoruz. Doğu, Orta ve Batı Karadeniz’de toplam 18 il ziyaret edilecek. Burada düşündüğümüz değişik etkinlikleri gerçekleştireceğiz. Sonra sürece ilişkin sizlere tekrar bilgi vereceğiz.”

SGK bilgilendirme toplantısı…

-SGK bilgilendirme toplantısı…
-TZOB Genel Başkanı, SGK Yönetim Kurulu Üyesi Bayraktar:
-“Tarımda üreticilerin sattıkları ürün bedellerinden yapılan
SGK prim kesintisi işlemini SGK, 1 Ekim 2013 tarihinden
itibaren ‘e-kesinti’ adı verilen bilgisayar programıyla kağıt
ortamından elektronik ortama taşıyacak”
-“Prim borcu olmayan üreticilerden kesinti yapılmayacak”
-“Kesinti oranı, 2014 yılından itibaren yüzde 2 olarak
uygulanacak”
-“En büyük kayıtdışılık tarımda. 2 milyon çiftçimizi kayıt altına
almamız gerekiyor”
-“Çiftçimizin SGK priminin bir kısmı, kadın çiftçilerimizin
SGK primlerinin yüzde 60’ı devlet tarafından karşılanmalı”
-“Kadın çiftçilerimizin de diğer sigortalı kadınlarda olduğu gibi
doğum borçlanmasından yararlanabilmeli, çiftçilerimizin
malulen emekli olabilmeleri için istenen prim gün sayısı,
diğer sigortalılarla eşit olmalı, tarımsal işletmelerde çalışan
işçilerde, işveren priminin yüzde 50’si devlet tarafından
karşılanmalı”
-“Bunları yaparsak tarım sektörünün kayıtdışılığını azaltırız”
-“Geriye dönük yıpranma hakkı borçlanması, kanuni sürelere
uymayan gazeteciler ve sarı basın kartı çalıştıran işverenler
için büyük bir mağduriyete neden olacak”
-“Zor şartlarda hayatlarını sürdüren yerel basının ayakta
kalmasını sağlamalıyız. Çıkacak prim borçlarını, bu paraları
yerel basının ödemesi mümkün değil”
-“Yasada süreleri uzatan bir değişiklik yapılmalı, hem
gazetecilerin hem de işverenlerin prim borçları
yapılandırılmalıdır”
Sakarya – 23.08.2013 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Yönetim Kurulu üyesi Şemsi Bayraktar, tarımda üreticilerin sattıkları ürün bedellerinden yapılan SGK prim kesintisi işlemini SGK’nın, 1 Ekim 2013 tarihinden itibaren ‘e-kesinti’ adı verilen bilgisayar programıyla kağıt ortamından elektronik ortama taşıyacağını bildirdi.
Bayraktar, “Muafiyet belgesi olanlar ile prim borcu olmayan üreticilerin, ürün bedellerinden kesinti yapılmayacak. Kesinti oranı, 2014 yılından itibaren yüzde 2 olarak uygulanacak” dedi.
Şemsi Bayraktar, SGK Sakarya İl Müdürlüğü tarafından Adapazarı Ticaret Borsası’nda düzenlenen “SGK Bilgilendirme Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, 31 Mayıs 2006 tarihinde TBMM’de kabul edilen, 16 Haziran 2006 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun, sosyal güvenlik sisteminde bir reform olduğunu ve önemli gelişmeler sağladığını ama kanunun sosyal tarafların tüm sorunlarını çözdüğünü söylemenin yanlış olacağını bildirdi.
Halen bazı kanun, yönetmelik ve tebliğlerle aksayan yönlerin düzeltilmeye çalışıldığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Tarım sektörünün de bazı sorunları var. Bu sorunların bir kısmını kanun ve yönetmeliklerle çözmeye çalıştık. Ancak en büyük kayıtdışılığın tarım sektöründe olduğunu gördük. En büyük kayıtdışılık tarımda. 2 milyon çiftçimizi kayıt altına almamız gerekiyor. Tarımda çalışan çiftçinin sigortalı olması için SGK priminin bir kısmının devlet tarafından ödenmesi zorunluluğu var. Kadın çiftçilerimize pozitif ayrımcılık yapılarak SGK primlerinin yüzde 60’ının devlet tarafından karşılanması gerekiyor.”
-“Kadın çiftçilerimiz de doğum borçlanmasından yararlanmalı”-
Kadın çiftçilerin de diğer sigortalı kadınlarda olduğu gibi doğum borçlanmasından yararlanabilmesi ve hamilelikte çalışamadığı süreler için borçlanabilmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:
“Çiftçilerin malulen emekli olabilmeleri için istenen prim gün sayısı, diğer sigortalılarla eşit almalı. Tarımsal işletmelerde çalışan işçilerde, işveren priminin yüzde 50’sinin devlet tarafından karşılanması gerekir. Bunları yaparsak tarım sektörünün kayıtdışılığını azaltmış oluruz.”
-SGK’nın e-kesinti programı-
Bayraktar, tarımda üreticilerin sattıkları ürün bedellerinden yüzde 1 ile yüzde 5 arasında değişen oranda sigorta prim kesintisi yapıldığını, SGK’nın 1 Ekim 2013 tarihinden itibaren e-kesinti adı verilen bilgisayar programıyla bu işlemi kağıt ortamından elektronik ortama taşıyacağı ve bu şekilde sistemi yürüteceği bilgisini verdi.
-“Prim borcu olanlardan, borç tutarını geçmemek üzere kesinti
yapılacak”-
Şemsi Bayraktar, şunları söyledi:
“Alınacak şifreyle girilecek sistemde yapılan sorgulama sonucu prim borcu olanlardan, borç tutarını geçmemek üzere kesinti yapılacak. Bu kesinti, SGK hesabına süresi içinde yatırılacak. Muafiyet belgesi olanlar ile prim borcu olmayan üreticilerin, ürün bedellerinden kesinti yapılmayacak. Prim borcu olmayan üreticilerden kesinti yapılmayacak. Kesinti oranı 2014 yılından itibaren yüzde 2 olarak uygulanacak.”
-Basında yıpranma prim borçları-
Basında yıpranma hakkının 1 Ekim 2008’de kalktığını, 10 Ocak 2013 tarihinde sarı basın kartı olan gazetecilere 5510 sayılı yasada değişiklik yapan 6385 sayılı kanunla yeniden yıpranma hakkı geldiğini bildiren Bayraktar, şöyle dedi:
“Bu haktan prim gün sayısı artışı açısından yararlanmak isteyen sarı basın kartı sahibi gazeteciler ile bu gazetecileri çalıştıran işverenlerin, 1 Mayıs 2013 tarihine kadar SGK il müdürlüklerine başvurmaları ve çıkan prim borçlarını 1 Ağustos 2013 tarihine kadar ödemeleri gerekiyordu. Geriye dönük yıpranma hakkı borçlanması, kanuni sürelere uymayan gazeteciler ve sarı basın kartı çalıştıran işverenler için büyük bir mağduriyete neden olacak. Zor şartlarda hayatlarını sürdüren yerel basının ayakta kalmasını sağlamalıyız. Yerel basın mensupları ve işverenlerinin çıkacak prim borçlarını, bu paraları ödemesi mümkün değildir. Bu paraları yerel basın ödeyemez. Yasada süreleri uzatan bir değişiklik yapılmalı, hem gazetecilerin hem de işverenlerin prim borçları yapılandırılmalıdır.”
Toplantıya Adapazarı Ticaret Borsası mensupları, Adapazarı Ziraat Odası ve Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası başkanları, serbest muhasebeci ve mali müşavirler katıldı.

TZOB ağaçlandırma startını verdi

-TZOB ağaçlandırma startını verdi
-Genel Başkan Bayraktar:
-“757 Ziraat Odamız ve 5,5 milyon çiftçimizle
ağaçlandırma seferberliğini başlatıyoruz”
-“81 ilimizde Ziraat Odaları 50. Yıl Ormanı
oluşturacağız”
-“Büyük bir erozyon tehdidi ve küresel ısınmayla
karşı karşıyayız. Bu bakımdan ağaçlandırma
fevkalade önemli”
-“Dünyada gıda ve enerji en önemli emtia haline
geldi. Toprağımızı, suyumuzu en rasyonel biçimde
kullanmak zorundayız”
-Bakan Eroğlu: “Ağaçlandırma, küresel iklim
değişikliğiyle mücadelede en önemli unsur”
-“Yaptığımız bütün çalışmalarla, erozyon, su
kaynakları, ormancılık faaliyetlerimizle çiftçimizin
yanındayız”

Ankara – 29.03.2013 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB), Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile yaptığı protokol çerçevesinde, 757 Ziraat Odası ve 5,5 milyon çiftçinin katılımıyla uygulamaya koyduğu “TZOB 50. Yıl Ağaçlandırma Seferberliği” startı, Ankara’da yapılan törenle verildi.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Ankara Kuzey Çevre Yolu İvedik Yolu kavşağına yakın bir bölgede tahsis edilen arazide yapılan ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun da katıldığı törende, büyük önem verdikleri proje çerçevesinde ilk fidanları dikmenin heyecanını yaşadıklarını belirtti. Bayraktar, “757 Ziraat Odamız ve 5,5 milyon çiftçimizle ağaçlandırma seferberliğini başlatıyoruz. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak bu yıl kuruluşumuzun 50. yılını kutluyoruz. Bu bakımdan, 81 ilde oluşturacağımız ormanlara Ziraat Odaları 50. Yıl Hatıra Ormanı adını verdik. 81 ilimizde Ziraat Odaları 50. Yıl Ormanı oluşturacağız” dedi.
Ağaçlandırma seferberliğinin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın huzurunda Bakan Eroğlu ile imzaladıkları protokolle başlatıldığını hatırlatan Bayraktar, Eroğlu ve bütün Bakanlık teşkilatına teşekkür etti. Bayraktar, Bakan Eroğlu’nun ağaçlandırma programlarını birlikte başlatma önerisi için de, “Bundan şeref duyarız; bütün teşkilatımızla ülkemizin ağaçlandırılması hedefinde üzerimize düşün ne varsa yapmaya hazırız” değerlendirmesinde bulundu.
TZOB Genel Başkanı Bayraktar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ile birlikte imzaladıkları “Kadın Çiftçi Eğitimi” konusunda da büyük mesafe aldıklarını ve pilot illerden başlayarak eğitime başladıklarını, eğitimini tamamlayan kadın çiftçilere sertifikaların dağıtıldığı bilgisini verdi.

-Çok önemli bir proje…-
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin, bütün odalarıyla birlikte ağaçlandırma seferberliğine çok büyük önem verdiğinin altını çizen Bayraktar, şöyle devam etti:
“Dünyada doğal kaynaklar büyük bir hızla tükeniyor. Büyük bir erozyon tehdidi ve küresel ısınmayla karşı karşıyayız. Bu bakımdan ağaçlandırma fevkalade önemli. Dünyada çölleşmeden direkt etkilenen 250 milyondan fazla insan; çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya olan ve 1 milyardan fazla insanın yaşadığı 110 ülke bulunuyor. Yapılan hesaplamalara göre dünyada çölleşmeden doğrudan etkilenen bölgelerde yılda yaklaşık 42 milyar dolarlık kayıp oluşuyor. Milyonlarca insan çölleşme nedeniyle yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda kalıyor. Türkiye’miz de, maalesef, erozyondan etkilenen ve bu konuda son derece hassas bir ülke konumunda bulunuyor. Ülkemiz topraklarının yaklaşık yüzde 90’ında erozyon görülüyor. Toprak kaybının yoğun olarak yaşandığı alanların başında da tarım alanlarımız geliyor. Tarım alanlarımızın yüzde 59’unda, meraların yüzde 64’ünde, orman alanlarımızın yüzde 54’ünde erozyon var.”

-Kaynakların rasyonel kullanımı…-
Toprak ve orman kadar su kaynaklarının kullanımının da büyük önem taşıdığına vurgu yapan Bayraktar, “Ülkemiz, küresel ısınmadan kaynaklı büyük bir kuraklık tehdidi altında. Bu bakımdan, su kaynaklarımızın rasyonel kullanımında, Hükümetinizin de destek verdiği damlama ve basınçlı su yöntemleri fevkalade öneme sahip” dedi.
Dünyada enerji ve gıdanın en önemli emtia haline geldiğinin altını çizen, “Spekülatörlerin gıdayla nasıl uğraştıklarını fiyat manipülasyonlarından görüyoruz” diyen Bayraktar, şöyle devam etti:
“Dünya nüfusunun çok büyük bölümünü barındıran Çin ve Hindistan gibi ülkelerde beslenme alışkanlıkları değişiyor. Nüfus artışı karşısında arzdaki yavaşlamaya karşın talepte büyük artış var. Kafkaslarda, Asya’da, Kuzey Avrupa’da ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da gıda fiyatları artıyor.
Ülkemiz dışında dünya genelinde, tarımdaki üretici fiyatları endeksi (ÜFE) genel ÜFE’nin üzerinde. Bu durumu sürdürebilmemiz, bugünümüz ve gelecek nesillerimiz için bu durumu sürdürebilmek, gıda güvencesini sağlayabilmek için ormanlarımızı, toprağımızı ve su kaynaklarımızı en rasyonel şekilde kullanmak zorundayız.”
Tarım sektöründeki yapısal sorunlara işaret eden Bayraktar, ”Sulama yatırımlarının hızla bitirilmesi, arazi toplulaştırılması ve miras hukukunun değiştirilerek arazinin parçalanmasının engellenmesini gerekli. Sayın Başbakanımızdan söz aldım. İnşallah miras hukukunu değiştireceğiz, parçalanmayı önleyeceğiz” diye konuştu.
Bayraktar, ülke kaynaklarının kullanımında gösterilecek özen, sürecin dikkatle sürdürülmesi ve miras hukuku ve arazi bölünmüşlüğü gibi 50-60 yıllık yapısal sorunlar çözüldüğünde ve verimlilik yakalandığında, Türkiye’nin kendi bölgesinde bir gıda deposu haline geleceğini bildirdi. Bayraktar, “Üreticiler olarak 10 yıl sonraki hedefimiz 150 milyar dolarlık tarımsal hasıla, 50 milyar dolarlık ihracat yapmak ve 85 milyonluk ülke nüfusunu doyurmaktır” diye konuştu.

-Bakan Eroğlu’nun sözleri…-
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da törende yaptığı konuşmada, Türkiye Ziraat Odaları Birliği öncülüğünde 81 ilde orman oluşturulmasının büyük mutluluk kaynağı olduğunu belirtti.
Ağaçlandırmanın önemine vurgu yapan ve küresel iklim değişikliğine karşı en büyük mücadeleyi ağaçlandırma olarak gösteren Eroğlu, bu açıdan Türkiye’nin kat ettiği yola ve dünya genelinde elde ettiği başarıya vurgu yaptı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla başladıkları eylem planı çerçevesinde ağaçlandırma seferberliğinde dünya çapında bir rekora imza atıldığını kaydeden Eroğlu, “Yaptığımız bütün bu çalışmalarla, erozyon, su kaynakları, ormancılık faaliyetlerimizle çiftçimizin yanındayız. Ağaçlandırmadaki bu faaliyette de muhteşem bir işbirliği gerçekleştirdik” değerlendirmesinde bulundu. Eroğlu, 2007’den sonra yapılan çalışmalarda Türkiye coğrafyasında Belçika’nın yüzölçümünü kapsayacak kadar arazide fidanları toprakla buluşturduklarını belirtti.
Bakanlığına ait fidanlıklardaki üretimde de çok büyük artış olduğunu anlatan Eroğlu, 70-75 milyon fidandan 470 milyon fidana ulaşıldığını, bu yıl hedefin 700 milyon olduğunu belirtti. Eroğlu, “Eskiden parayla satılan fidanları, proje getirildiğinde ücretsiz dağıtıyoruz” dedi.
Bakanlığı’nın çalışmalarıyla ilgili bilgi verirken Sapanca’da bu yıl Fidan ve Süs Bitkileri Borsası kurulacağını; Türkiye’yi fidan ve süs bitkileri ihraç eden ülke haline getireceklerini anlattı.

-Nisan’da iki yeni seferberlik başlayacak-
Eroğlu, erozyon kontrolüyle ilgili yaptıkları çalışmalara da değinerek, şöyle konuştu:
”Önümüzdeki ay Türkiye’de yeni muhteşem bir seferberliğe imza atıyoruz. Türkiye’de 2017 yılı sonuna kadar bütün havzalarda çalışma yapacağız. Bunun müjdesini veriyorum. Yakında basına açıklayacağım, muhteşem bir seferberlik. Bir de barajların etrafında erozyonla kontrol için yeşil kuşak ağaçlandırma seferberliği yapıyoruz. Son şeklini verdik. Bunu da inşallah Nisan’da ilan edeceğiz.”
Bakanlığına bağlı Odun Dışı Ürünler Daire Başkanlığı kurduklarını da anımsatan Eroğlu, ”Tıbbi aromatik bitkiler, mantardan kekiğe, ada çayından defnesine, fıstık çamına kadar bunlarla ilgili büyük bir seferberlik yapıyoruz. Tıbbi aromatik bitkiler merkezi kuruyoruz, bu yıl sonunda bitecek. Üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşlarıyla ortak çalışma yapıyoruz. İnşallah şifalı bitkileri hazırlayıp, bütün dünyaya ihraç edeceğiz. Çünkü Türkiye’de biyolojik çeşitlilik çok fazla. Türkiye’deki biyolojik çeşitlilik, kıta Avrupa’sındaki sayılardan, flora ve faunadan çok daha fazla. Dolayısıyla bunu değerlendirmemiz lazım. Çin, bizden daha az biyolojik çeşitlilikle 100 milyar dolarlık ihracat yapıyor. Biz bütün gayretlere rağmen geçen sene 300 milyon dolarlık ihracat yapabildik. Hedef 2015 yılı sonuna kadar 1,5 milyar dolarlık ihracat.”
Konuşmaların ardından, Bakan Eroğlu ve Genel Başkan Bayraktar, birlikte hatıra ormanına ilk fidanları dikti. Eroğlu ve Bayraktar, daha sonra, törende hazır bulunan Ziraat Odası Başkanlarıyla bir araya geldi.

Dünya Çiftçiler Günü, Diyarbakır’da kutlandı

Dünya Çiftçiler Günü, Diyarbakır’da kutlandı
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:
-“Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin 50. kuruluş yılında,
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü ülkemizin güzide
şehirlerinden biri olan Diyarbakır’da kutlamanın
mutluluğunu yaşıyoruz”
-“Çözüm süreciyle birlikte, kırsalda üretim yapan tarım
işletmelerinin faaliyetlerine tekrar başlanacaktır. Meralara
kavuşacak çiftçiler, hayvanları için daha iyi bir ortam
bulacaklar ve zaman içinde azalan hayvan sayıları
büyük ölçüde artacaktır”
-“Ülkemiz tarımı ancak, kadınların potansiyelini açığa
çıkarabildiği ve toplumsal refahtan pay alabildiği
ölçüde gelişebilir”
-Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin:
-“Geleceğin petrolünün ve doğal gazının toprak ve
su olduğunu gördük”
-Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker:
-“Çiftçilerimiz olmasa insanlar aç kalır, eğer çiftçiler
üretmez, toprakla haşır neşir olmazlarsa, kar, soğuk,
gece, gündüz demeden inatla üretmezlerse bizler
aç kalırız”
-“Miras yolu ile tarım arazilerinin bölünmesinin önüne
geçilmesine yönelik düzenlemede sona gelindi.
Bakanlar Kurulu’nda tek imzaya kaldı. İmzanın ardından
düzenleme Meclis’e gelecek”

Diyarbakır – 14.05.2012 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, TZOB’nin 50. kuruluş yılında “14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü”nü ülkemizin güzide şehirlerinden biri olan Diyarbakır’da kutlamanın mutluluğunu yaşadıklarını bildirdi.
14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü ve Kadın Çiftçi Eğitimi Programı sertifika töreni Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi Salonu’nda düzenlenen etkinlikle kutlandı. TZOB tarafından gerçekleştirilecek Dünya Çiftçiler Günü etkinliğine, TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın yanı sıra, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak, bürokratlar, TZOB Yönetim Kurulu üyeleri, bölge ziraat odaları başkanları, kadın çiftçiler katıldı.
Bayraktar, Dünya Çiftçiler Günü etkinliğinde yaptığı konuşmada, Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin 50. kuruluş yılında “14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü”nü ülkemizin güzide şehirlerinden biri olan Diyarbakır’da kutlamanın mutluluğunu yaşadığını bildirdi.
Türkiye’de binlerce insanın hayatını kaybettiği ortamın, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine ekonomik olarak da büyük zarar verdiğini vurgulayan Bayraktar, şunları söyledi:
“Alınan birçok tedbire ve teşvik uygulamalarına rağmen özel sektörce yeterli yatırımların yapılamadığı da bir gerçektir. Bu bölgelerimizde bitkisel ve hayvansal üretimin, gelişmesi bir yana yerinde saydığını hatta gerilediğini görmekteyiz.
Bir zamanlar özellikle küçükbaş hayvancılıkta ihracat üssü olan bu bölgelerimiz, asayiş sorunları nedeniyle bu özelliğini kaybetmiştir. Bunda mera hayvancılığı yapanların hayvanlarının çalınması, gasp edilmesi, meralarda can güvenliği sorunlarının yaşanması gibi faktörler etkili olmuştur. Hayvanların büyük bir bölümünü bu nedenle kaybeden köylüler, güvenlik sorunu nedeniyle meraları da kullanamadıkları için sürülerini elden çıkarmış, hayvancılığa büyük bir zarar vermiştir.
Çözüm süreciyle birlikte, kırsalda üretim yapan tarım işletmelerinin faaliyetlerine tekrar başlanacaktır. Meralara kavuşacak çiftçiler, hayvanları için daha iyi bir ortam bulacaklar ve zaman içinde azalan hayvan sayıları büyük ölçüde artacaktır. Üstelik yıllar itibariyle meralar, az otlatıldığından ya da hiç otlatma yapılmamasından dolayı daha da verimli olacaktır. Meraların dinlenmesi sonucu ortaya çıkan verimliliğin sürdürülebilmesi için tekniğe uygun münavebeli otlatmaya geçilmesi önem arz etmektedir.”

-“Tarımsal sanayi yatırımları cazip hale gelecek”-

Geçmişteki gibi bu bölgelerden dünya piyasalarına canlı hayvan ve hayvansal ürün ihraç etme potansiyelinin tekrar yakalanabileceğini, bölge insanın gelirinin artacağını, yerinde istihdam sağlanacağını, kırsaldan şehre göçün duracağını ve şehirlerde yeni varoşların oluşmasının engelleneceğini belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Tarımsal üretimin artmasıyla birlikte, artan üretimi işleyecek tarımsal sanayi yatırımları da cazip hale gelecektir. Tarımsal sanayi bol miktarda işleyecek hammadde bulabilecek, çiftçi ürününü pazarlamakta zorlanmayacak ve böylece tarım sanayi entegrasyonu ile sanayiye yönelik tarımsal üretim yapılması sağlanacaktır. Kısaca tarım, bu bölgenin kalkınması ve gelişmesi için lokomotif sektör haline gelecektir. Normalleşmenin sonucu, bölge illeri hızla yatırımlar başlayacaktır. Bölge yer altı ve yer üstü kaynaklarıyla, Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya ülkelerine yakınlığıyla büyük potansiyel barındırmaktadır. Güneydoğu Anadolu çok verimli, sulanabilir büyük tarım topraklarıyla, Doğu Anadolu hayvancılık potansiyeliyle bölge kalkınmasını en kısa zamanda gerçekleştirebilecek durumdadır. Ekonomik gelişme, bölge illeriyle, ülkemizin gelişmiş illeri arasındaki uçurumu kapatacak, milli birlik ve beraberliğe katkı yapacaktır.
Sulama yatırımlarının tamamlanmasıyla sulu tarıma geçecek olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu çiftçisi, artan verim dolaysıyla daha fazla üretecek daha fazla gelir elde edecektir. Tabii, normalleşmenin yapısal sorunların çözülmesi ve köylerine dönmek isteyen çiftçilerimizin çeşitli araçlarla desteklenmesi gerekiyor.
En son Diyarbakır Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanlığı’na 10 bin köylü, köyüne geri dönme isteğiyle başvuruda bulunmuştur. Bu fırsat kaçırılmamalı, bir proje dahilinde, faizsiz veya çok düşük faizlerle, köye dönüş yapacak köylülerin ev, ahır, ağıl gibi yapılarının onarımının sağlanması, damızlık hayvan, tohum ihtiyacı gibi üretime yönelik ihtiyaçlarının karşılanması yoluna gidilmelidir. Bu yolla, şehirlerin varoşlarında üretimden kopuk olarak yaşayan çok sayıda çiftçimiz, tarlasına, hayvanına, köyüne kavuşturulmalıdır.”

-“Bölge milyonlarca turist çekebilecek kapasiteye sahiptir”-

Ayrıca, bölge açısından çok büyük bir imkan daha bulunduğunu bildiren Bayraktar, “O da turizmdir. Çözüm süreciyle birlikte gelecek huzur ve güven ortamı bölgeyi adeta turizmde şaha kaldıracaktır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde tarih, kültür, tabiat, kış turizmi başta olmak üzere her türlü turizm potansiyeli bulunmaktadır. Bölge milyonlarca turist çekebilecek kapasiteye sahiptir” diye konuştu.
2012 yılında toplam 7 milyon 309 bin çalışan kadının 2 milyon 872 bininin tarımda istihdam edildiğini, çalışan kadınların yüzde 39,3’ünün tarımda istihdam edilirken, tarımda çalışanların yüzde 47,2’sini kadınların oluşturduğuna dikkati çeken Bayraktar, şunları kaydetti:
“Ülkemiz tarımı ancak, kadınların potansiyelini açığa çıkarabildiği ve toplumsal refahtan pay alabildiği ölçüde gelişebilir. Böylece Türkiye, ekonomik, sosyal ve demokratik açıdan gelişmiş bir ülke konumuna gelebilir.
Kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunan ve sattıkları ürün bedelinden tevkifat yapılan kadın çiftçiler 2 Ağustos 2003 tarihinden önce, ancak aile reisi olmaları durumunda sigortalılık tescil talepleri kabul edilmekteydi. Tarımsal faaliyette bulunan kadınlar, 22 yaşını doldurmadığı için aile reisi kabul edilmiyor ve sigortalı sayılmıyorlardı. Bu çerçevede, çabalarımızla 26 Ocak 2012 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 6270 Sayılı Kanun ile 2 Ağustos 2003 öncesi kendi nam ve hesabına tarımsal faaliyette bulunan kadın çiftçiler için getirdiği farklı uygulama tümüyle kaldırılarak kadın çiftçilerimizin mağduriyeti giderilmiştir. Söz konusu durum için TBMM üyelerine, bakanlarımıza ve Hükümetimize çok teşekkür ederiz.
Tarımda sürdürülebilir kalkınma için devletimiz ve sivil toplum örgütlerimiz işbirliği içine girmeli, kadın çiftçilerin ve tarımın sorunlarını hızlı bir şekilde çözüme kavuşturmalıdır.
Kadın çiftçilerimizin sosyal güvenlik sistemine katılımının desteklemesi yönünde teşvik edici önlemlere acil ihtiyaç bulunmaktadır. Tarım sektöründe çalışan kadınlarımızın da sosyal güvenlik primlerinin yüzde 60’ının devlet tarafından karşılanması istihdam edilen kadınlarımızın sosyal güvenlik kapsamına alınmasını kolaylaştıracaktır. Söz konusu desteğin verilmesi durumunda, kadın çiftçilerimizin sağlık harcamaları eşleri yerine, kendi sigortalarınca karşılanacağından, desteğin büyük kısmı devlete geri dönecek, kayıt dışılık da önlenecektir.
Ayrıca doğum borçlanması, emeklilik, malullük ve ölüm halinde sigorta primi ödeme gün sayısındaki tarım sigortalıları aleyhine olan eşitsizliğin de giderilmesi, fedakar kadın çiftçilerimizin hakkı olduğunu düşünüyor, bu eksikliğin de Hükümetimizce en kısa zaman da giderileceğini umuyoruz.”

-“81 ilde en az 10 bin kadın çiftçiye ulaşmak hedefimiz olsun”-

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği arasında, 14 Mayıs 2012 Dünya Çiftçiler Günü’nde Kadın Çiftçilerin Eğitimi konusunda imzaladıkları protokol çerçevesinde, önce 180 eğiticinin eğitimi yapıldığını, daha sonra, 5 pilot ilde kadın çiftçi eğitimlerinin tamamlandığını belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bugün Diyarbakır’da, eğitimlere katılan 102 kadın çiftçimize sertifikalarını vermek üzere üç kurum ortaklaşa olarak bu etkinliği gerçekleştirmekteyiz. Bu süreçte kadın çiftçilerimize desteklerini esirgemeyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Fatma Şahin ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Mehmet Mehdi Eker’e teşekkür ediyoruz. İlki İzmir’de gerçekleşen eğitime 104, Kayseri’dekine 105, Gaziantep’tekine 138, Sakarya’dakine 311 ve en son Diyarbakır’daki eğitime 102 kadın çiftçimiz katıldı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak, kadın çiftçi eğitimi işbirliği protokolü kapsamında, eğitimlere katılan kadın çiftçilerimize zirai kredilerde, devlet desteklerinde, projelerde öncelik tanınmasını talep ediyoruz. Üç kurum birlikte vereceğimiz sertifikaların kadın çiftçilerimiz için bir anlam ve değer ifade etmesini istiyoruz. Sayın Bakanlarımız uygun görürlerse, Türkiye Ziraat Odaları Birliği Genel Başkanı olarak, kadın çiftçi eğitimlerinde yola devam diyorum, 81 ilimizde en az 10 bin kadın çiftçimize ulaşmak hedefimiz olsun diyorum.”
Dünyada nüfus artışı, gelir seviyesindeki yükselmenin getirdiği gıda alışkanlıklarının değişmesi, özellikle gelişmiş ülkelerde neredeyse israf düzeyine ulaşmış tüketim nedeniyle tarım ve sağlıklı gıdaya erişimin önemi artırdığını belirten Bayraktar, şunları kaydetti:
“Son yıllarda gıda güvenliği ve güvenilirliği dünyada tartışılan en önemli sorunlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Gelişmekte olan birçok ülkede yaşanan gıda yetersizliği, tarımsal üretimin hayati önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
Ülkemizde bugüne kadar uygulanan tarım politikalarıyla tarımımız önemli bir aşama kaydetmekle birlikte halen istenilen düzeye ulaşamamıştır. Devletimizin tarım sektörüne geçmişte olduğu gibi bugün de yaptığı destekler inkar edilemez. Fakat tarımın çok riskli bir sektör olması, tarımsal alt yapının ve sermayenin yetersizliği nedeniyle söz konusu desteklerin artırılarak devam ettirilmesini zorunlu hale getirmektedir.
Bilindiği üzere, Türkiye birçok tarımsal üründe dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Buna rağmen, tarımsal işletmelerin küçük, arazilerin çok parçalı olması, sulamadaki ve örgütlenmedeki yetersizliği, ana yapısal sorunlar olarak sıralayabiliriz.

-Tarım arazilerinin bölünmesini önleyecek kanun-

Ülkemiz tarımındaki küçük ölçekli ve çok parçalı yapının önüne geçecek, aynı zamanda mevcut tarım arazilerinin bölünmesini önleyecek Medeni Kanun ile Toprak Koruma Kanunu’nda yapılacak değişiklikleri içeren kanun; en kısa zamanda meclis gündemine alınmalı ve yasalaştırılmalıdır. Ayrıca bu kanunla; tarım işletmelerinin şu anki durumları gözden geçirilerek ekonomik olarak daha verimli hale gelmesi sağlanmalıdır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın toplulaştırma konusundaki çalışmalarını memnuniyetle karşılıyoruz. Bakanlığımız 2013 yılı sonuna kadar toplulaştırılmış alanı 5 milyon hektara ulaştıracaktır. Ülkemiz genelindeki toplulaştırmaya ihtiyacı olan 10 milyon hektar alanın da biran önce toplulaştırılması gerekir.
Yapısal sorunlarımızdan bir diğeri de sulamadaki yetersizliktir. Ülkemizde 8,5 milyon hektar sulanabilir arazinin 2,9 milyon hektarı altyapı yatırımları tamamlanmadığı için sulanamıyor. Bu alanda arzu edilen seviyeye gelemeyen ve önemli bir miktarda su tasarrufu sağlayan basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması için teşvik ve hibeler artırılarak üreticilerimiz için daha cazip hale getirilmeli ve modern sulama sistemlerini yaygınlaştırmak için gerekli çalışmalara ağırlık verilmelidir.”
Tarım sektörümüzün en önemli yapısal sorunlarından birinin de örgütlenme sorunu olduğunu bildiren Bayraktar, “Ne yazık ki üreticilerimiz, birlikte iş yapma, kıt kaynakları birleştirerek güç oluşturma kültürüne kavuşamamışlardır. Güçlü ekonomik organizasyonlara sahip olmadıkları için, çiftçilerimizin, ürün ve girdi fiyatlarını belirleme veya etkileme gücü ve inisiyatifi yoktur. Bu nedenle üretim planlaması da yapılamadığından, arz-talep dengesi sağlanamamaktadır” dedi.
Tarımda sürdürülebilirlikten söz edebilmek ve tarım-sanayi entegrasyonunu sağlayabilmek açısından da üretici örgütlerinin önemi büyük olduğunu belirten Bayraktar, tarımsal amaçlı kooperatif ve birliklerin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde toplanarak, mevcut yetki karmaşasının giderilmesi gerektiğini, üreticinin, zamanında, yeterli miktarda ucuz girdi ve finansmana ulaşabilmesi, üretici örgütlerinin güçlü olmasıyla mümkün olabilecektir.

-Et ve Süt Kurumu-

Sektör açısından çok önemsedikleri ve uzun süredir girişimleri sürdürdükleri “et ve sütte müdahale kurumu oluşturulması” çalışmalarında sona gelinmiş olmasını sektör açısından olduğu kadar ülke açısından da çok sevindirici bulduklarını bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Bu nedenle kısa bir süre önce kararnamesi yayımlanıp yürürlüğe giren Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü’nün ülkemize ve çiftçilerimize hayırlı olmasını diliyorum. Hayvancılığımız, üreticilerimiz ve tüketicilerimiz için fiyat istikrarı sağlaması nedeniyle çok faydalı olacağına inandığımız böyle bir kurumun bir an evvel fiilen faaliyete geçirilmesi büyük önem arz etmektedir. Sürekli gündemde tuttuğumuz müdahale kurumu konusunda bize verdiği sözü tuttuğu için Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyoruz. Bu konuda emeği geçen başta Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Mehdi Eker olmak üzere herkese teşekkürü borç biliyoruz.
Okul Sütü Projesi’nin, çocuklarımızın gelişimine katkı sağlamasının yanı sıra süt piyasasının düzenlenmesinde ve dolayısıyla hayvancılığımız üzerinde olumlu etkiler yapmasını beklemekteyiz. Hayvancılığımızın en önemli sorunlarından olan pazarlama sıkıntısını bir ölçüde de olsa ortadan kaldıracak bu projeyi, Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak destekliyoruz. Yalnız, bu projenin tüm eğitim-öğretim dönemini kapsaması ve süreklilik arz etmesi; yoğurt, peynir, ayran gibi diğer süt ürünleriyle çeşitlendirilerek devamı önem taşıyor. Uygulaması geçen yıl başarıyla tamamlanan bu projeyi hayata geçiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve başta Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker olmak üzere ilgili bakanlarımıza teşekkür ediyoruz.
Hayvancılığımızın en önemli sorunlarından olan yem/süt paritesinin en az 1,5 seviyesinde oluşması için destekleme yapılması gerekiyor. Besicilerimiz yüksek maliyetle üretirken, 14-15 liradan hayvan kesimi yaptırıyor. Bu manada, “hayvan başına 300 lira destek” uygulamasının sürdürülmesini olumlu buluyoruz.
Üreticilerimiz yem fiyatlarının yüksekliğinden şikayet ediyorlar. Yem maliyetlerini düşürücü tedbirlerle birlikte, çiftçilerimizin üretimlerini sürdürebilmeleri sağlanmalıdır. Bu ülkede kasaplık hayvan ve et ithalatına son vermek istiyorsak, üreticilerimizi daha çok desteklemeliyiz.
Kanatlı sektörümüzdeki gelişmeler ve artan ihracat potansiyelini memnuniyetle takip ediyoruz. Kırmızı ette olduğu gibi, kanatlı sektöründe de, yem hammadde fiyatlarının aşağı çekilmesi, sektörün daha da gelişmesine katkı sağlayacak.”

-Destekler-

Tarımın en önemli gündem maddelerinden birinin de tarımsal destekler konusu olduğunu, sektöre verilecek doğru ve yeterli desteğin, yapısal sorunların çözümünü birçok üründe üretim, verimlilik, kalite ve standardın artmasını sağlayacağına dikkati çeken Bayraktar, şöyle dedi:
“2013 desteklerinin yüzde 19 artırılmasını olumlu karşılıyoruz. Yalnız 9 milyar liraya ulaşan destekler daha da artırılmalıdır. Desteklerle ilgili bir sorunumuzu da belirtmem gerekir. Bakanlığımızın yeni getirmiş olduğu “uydu tabanlı fark ödeme desteklemesi” sisteminin uygulamasında bazı aksaklıklar vardır. Bu konuda Bakanlığımızın eksiklikleri tamamlanması hususundaki çalışmalarını bir an önce bitirmesini ve çiftçilerimizin ürün verimleri başta olmak üzere sistemden kaynaklanan mağduriyetlerinin giderilmesini bekliyoruz.
Öte yandan Bakanlığımız tarafından verilen tüm desteklerden yüzde 4 oranında gelir vergisi kesilmesini doğru bulmuyoruz. Bu uygulama her şeyden önce desteğin ruhuna aykırıdır. Daha önce verilen doğrudan gelir desteklerinde (DGD) yüzde sıfır olarak uygulanan bu oranın, doğrudan gelir desteklerinin yerini alan günümüz desteklerinde de aynen uygulanmasını vergi alınmamasını beklemek en doğal hakkımızdır.
Girdi fiyatlarındaki artış verilen destek oranlarındaki artışın üzerinde olmuştur. 2010-2011-2012 yıllarını kapsayan 3 yıllık dönemde mazot fiyatları yüzde 39,1, gübre fiyatları çeşitlerine göre yüzde 52,3 ile yüzde 98,7 arasında artmıştır. Aynı dönemde hububat, yem bitkileri, baklagiller, yumru bitkiler, sebze ve meyve alanlarında mazotta verilen destek yüzde 32,3, gübreye ise yüzde 29,4 olmuştur. Elektriğin birim fiyatı 2007-2013 döneminde yüzde 124,4 artmıştır. Üreticilerimizin elektrik borçlarının yapılandırılmasına yönelik girişimler olumlu karşılanmakla birlikte, elektrik fiyatlarında yaşanan artışlar yine çiftçilerimizi ödeme güçlüğü içine sokmuştur. Özelleştirilen şirketlerden elektrik alan üreticilerimizin de borçları yeniden yapılandırılmalıdır. Başta gübre, mazot ve elektrik olmak üzere tarımsal girdilerde daha fazla vergi indirimi ve desteği, bu sektör hak etmektedir. Bunu da hükümetimizden bekliyoruz.”

-Kredi faiz indirimi-

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, geçtiğimiz günlerde, tarımsal kredi faiz oranlarının 1 puan daha düşürüldüğünü açıkladığını hatırlatan Bayraktar, şunları söyledi:
“Ziraat Bankası tarafından 1 yıllık kredilerde uygulanmakta olan yüzde 50 indirimli kredi kullanan çiftçimiz yıllık yüzde 5 yerine yıllık yüzde 4 oranında faizle kredi kullanabilecektir. Bir yılın üzerinde kredi kullanan çiftçilerimiz için yüzde 25 indirimli faiz oranı yüzde 9’dan yüzde 8’e indirilmiştir. Konusuna göre uygulanan sıfır faizli kredi kullanımı devam edecektir.
Üreticinin finansman ihtiyacının olduğu bir dönemde, faiz oranının 1 puan daha düşürülmesi önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Faiz oranlarının düşmesini olumlu karşılıyoruz. Son zamanlarda tarımsal girdi fiyatları artışının tarımsal ürün fiyatlarının çok üzerinde olduğu dikkate alındığında zor durumda üretim yapan çiftçimiz, şimdi daha ucuza kredi kullanabilecektir. Tarımsal kredi kullanımında faiz indirimi çiftçilerimizi sevindirirken halen bazı sıkıntılar da devam etmektedir.
Bilindiği üzere, iki yıldır düşük faizli kredi kullanımında tarım sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmiştir. Bu mecburiyet çiftçilerimizin kredi kullanımını uygulamada zorlaştırmaktadır. Bu konuda en önemli sorun sigorta maliyetlerinin yüksek olmasıdır. Üretici düşük faizli kredi kullanırken, banka masraflarının yanı sıra sigorta masrafı da ödemek zorundadır. Bu durum, kredi maliyetini artırmakta, düşük faizli kredi olarak yüzde 0 ile yüzde 8 arasında uygulanan kredinin masraflar nedeniyle, faiz oranı yaklaşık yüzde 15’i bulmaktadır. Hayvancılıkta birçok hastalığın kapsamda olmaması nedeniyle sigorta yaptırmak istemeyen üreticiler de kredi kullanırken mecburiyetten sigorta primi ödemek durumunda bırakılmaktadır.
2012 yılında da geçmiş yıllarda çeşitli nedenlerle borcunu ödeyememiş üreticiler ile krediye karşılık istenen teminatları bulamayan üreticiler, Ziraat Bankası’ndan kredi alamadığından faiz oranı masraflar hariç yüzde 15-25 arasında değişen diğer özel bankalara yönelmek zorunda kalmışlardır.”

-Sigorta-

Türkiye’de son yıllarda iklimde görülen değişimlerden dolayı aşırı yağışlar, sel, dolu, don gibi afetlerin daha fazla yaşandığını ve tarım ürünlerinin daha fazla etkilendiğini bildiren Bayraktar, şunları kaydetti:
“Doğal afetlerin verdiği zararların telafi edilmesi amacıyla 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu’nun çıkarılmasını önemli buluyoruz. Ancak 2006 yılından bu yana sigorta yaptıran üretici sayısı, sigortalanan alan miktarı hızlı bir şekilde artmakla birlikte henüz yeterli değildir. Ülkemizde toplam ekilen tarım alanı dikkate alındığında sigortalanma oranı halen Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kayıtlarına göre yüzde 8, sigortalanan büyükbaş hayvan sayısı yüzde 3’tür. Ülke genelinde üreticilerin afetlerden korunma düzeyi dikkate alındığında bu oranlar oldukça düşüktür.
Tarımsal üretimde çiftçilerimizi mağdur eden kuraklık, tarla ürünlerinde don riski henüz uygulamada değildir. Bu konuda çalışmalar yapıldığını biliyoruz. Yapılan çalışmalar bir an önce tamamlanmalı ülke genelini etkileyen kuraklık ve tarla ürünlerinde don riski kapsama alınmalıdır.”

-“Mesleki kuruluşlar sosyal kesimlerin yükünü almalı”-

Bayraktar, gelişmiş ülkelerde Ziraat Odalarının, çiftçiyi temsil görevleri yanında, meslek hizmetleri alanında da çok aktif olduğunu, bu ülkelerde özellikle tarımsal araştırma, çiftçi eğitimi ve tarımsal danışmanlık faaliyetlerinin geniş çapta Ziraat Odaları tarafından yerine getirildiğine dikkati çekti. Bu ülkelerde Tarım Bakanlıklarının bu tür görev ve hizmetleri, meslek kuruluşları olarak Ziraat Odalarına devrettiğini ve bu hizmetler için bütçelerinden kaynak aktardığını bildiren Bayraktar, şunları söyledi:
“Meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri, temsil ettikleri sosyal kesimlerin sırtında bir yük olmak yerine, onların yükünü alan ve azaltan kuruluşlar olmalıdır. Bu anlayışla vizyonumuzu değiştirmeye ve geliştirmeye başladık. Buna bağlı olarak son yıllarda, Ziraat Odalarımızda önemli gelişmeler sağladık. Ziraat Odası sayımız 757’ye ulaştı. Ülke çapında daha fazla yaygınlaşan Ziraat Odalarımız, çiftçilerimize daha da yakınlaştı. Aslında bir taraftan hizmet noktamız artarken, diğer taraftan hizmet alanımız da genişledi.
Tarımsal girdi temin eden, tarımsal laboratuarlar, kurutma tesisleri, depolama tesisleri ve makine parkları vasıtasıyla çeşitli hizmetleri çiftçilerimize sunan Ziraat Odası sayımız önemli ölçüde arttı.
Ziraat Odalarımızın talepleri doğrultusunda çeşitli projeler hazırlandı ve uygulandı. Bu suretle Avrupa Birliği fonlarından ve ülke kaynaklarından çiftçilerimizin daha fazla faydalanması sağlandı.
Birliğimiz ve Ziraat Odalarımız kanalıyla çiftçilerimizin hak ve menfaatlerini en etkili biçimde korumaya, bu yasal hakkı kullanmaya devam edeceğiz. Çiftçilerimize daha yaygın hizmet vermek zorunda olduğumuzu ve çiftçiye yapılan bu hizmeti bir ibadet gibi de gördüğümüzü belirtmek istiyorum.
Önümüzdeki günlerde Çukurova’da, daha sonra da diğer bölgelerimizde hububat hasadına başlayacağız. Eli öpülesi çiftçilerimize, bereketli bir hasat dönemi ve işlerinde kolaylıklar diliyorum.
Daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye’ye ulaşabilmek için güçlü bir tarım sektörü yaratma yolunda, bakanlığımız ve tarım sektörümüzün diğer paydaşlarıyla çalışmalarımızı gece-gündüz demeden sürdürmek zorundayız.
Bugün 76 milyon ülke nüfusunu, 30 milyonu aşan turisti besleyip 15,4 milyar dolar ihracat yapan, uzun yıllardır devam eden yapısal sorunlara ve yüksek girdi maliyetlerine rağmen, 62,7 milyar dolarlık bir üretimi gerçekleştiren Türk çiftçisini yürekten alkışlamak, teşekkür etmek gerekir.”
Törenin ardından Kadın Çiftçi Eğitim Programına katılan 102 kadın çiftçiye sertifikaları, Bakan Şahin, Bakan Eker ve Genel Başkan Şemsi Bayraktar tarafından verildi.
2010 yılında aralarında Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin de bulunduğu, 80 ülkeden 115 tarımsal organizasyonun üye olduğu, dünyadaki 600 milyon çiftçiyi temsil eden Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından 1984 yılında Hindistan’da alınan karar doğrultusunda, IFAP’ın 1946 yılındaki kuruluş günü olan 14 Mayıs, her yıl “Dünya Çiftçiler Günü” olarak çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

-Bakan Fatma Şahin-

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, etkinlikte yaptığı konuşmada, geleceğin petrolünün ve doğal gazının toprak ve su olduğunu görüldüğünü bildirdi.
Bakan Şahin, Diyarbakır’ın Mekke ve Medine’den sonra en çok sahabenin bulunduğu şehir olduğunu dile getirerek, “Kardeşliğimize, birlik ve beraberliğimize atılan nifakların neden işe yaramadığını görüyoruz. Maya, tohum ve toprak çok sağlam” ifadesini kullandı.
Yaklaşık 10 yıl önce Başbakan Erdoğan’ın liderliğinde millete hizmet etme yolculuğuna çıktıklarını kaydeden Şahin, şöyle konuştu:
“Geleceğin petrolünün ve doğal gazının toprak ve su olduğunu gördük. Bugün yüzde 30 büyüyen, dünya yedincisi ve Avrupa birincisi olduğumuz bir sektörden bahsediyoruz. Bunu nasıl sürdürülebilir kılacağız. Bütün çiftçilerimizi bilgiye donatacağız. Bilgi, güçlü iktidar yapar. Biz 780 bin kilometrekareyi, 75 milyonu ve herkesi birinci sınıf insan olarak gördük. Kadın ve erkek, her ikisinin hayat yolculuğunda bir birinin tamamlayıcısı olduğu bir inançtan geliyoruz. Birisini önde, diğerini geride tutamayız. İkisini beraber şekilde, mutlu şekilde yarınlara hazırlamamız onların evlatlarını bilgiyle donatmamız gerekiyor. İşte o yüzden ‘İstanbul’da ne varsa Diyarbakır’da o olacak’ dedik.”
Bakan Şahin, sağlık ve eğitimde fırsat eşitliği için önemli çalışmalar gerçekleştirdiklerini, kız çocuklarının okutulması için ailelere maddi destek sağladıklarını belirtti.
Bu sayede 1 milyon annenin hayatına, 2,5 milyon çocuğun yaşamına dokunduk” diyen Şahin, şöyle devam etti:
“Ülkemiz, Avrupa Birliği standartlarında. Bebek ve anne ölüm hızı oranlarını en hızlı düşüren 10 ülkeden biri olduk. Benim ülkemin kadınları, karnındaki bebeğinin B vitamini, mineralini sosyal devlet olarak Sağlık Bakanlığı’ndan ücretsiz alarak, çocuklarının sağlıklı bir şekilde doğumunu sağladı. Doğan herkes sigortalı doğuyor. 18 yaşına kadar bedava sağlık hizmetinden faydalanıyor. Ben Birleşmiş Milletler’de bunu anlattığım zaman bugün girmeye çalıştığımız AB ülkeleri Almanya, Fransa ve Belçika başbakanlarının ‘Bunu nasıl başardınız.’ dediğini duydum. İşte bugünlerdeyiz, gelecek çok daha iyi, huzurlu, mutlu ve barış içerisinde olacak. Tek Yapmamız gereken aramızdaki nifakları kaldıracağız, birbirimize gönül birliğiyle bakacağız ve birbirimizi Allah için seveceğiz. 75 milyon kardeşliği için herkes elini taşın altına koyacak.”

-Bakan Mehdi Eker-

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, etkinlikte yaptığı konuşmada, “eziyet ve sıkıntıyla üretip, bizi yoklukla ve kıtlıkla karşı karşıya getirmedikleri için tüm çiftçilerimize minnettar ve müteşekkiriz” dedi.
Eker, 14 Mayıs’ın Türkiye’nin demokrasi tarihinde önemli bir gün olduğunu vurguladı. 14 Mayıs’ın 27 yıllık tek parti iktidarına son verildiği tarih olduğunu ifade eden Eker, “Bugün aynı zamanda Türkiye’nin 30 yılı aşkın süredir ekonomisini yürütebilmesi için sürekli borçlandığı ve onun reçetelerini uyguladığı IMF’ye olan borcunun son taksitini ödediği gündür” diye konuştu.
Bakan Eker, Dünya Çiftçiler Günü’nü Diyarbakır’da şölenlerle kutlamayı planladıklarını ancak Reyhanlı’da meydana gelen saldırılar nedeniyle eğlence kısmını iptal ettiklerini belirtti.
Bakanlık olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Türkiye Ziraat Odaları Genel Başkanlığı’nın da desteğiyle yaptıkları protokol kapsamında kadın çiftçilerin emeğinin daha verimli kılınması için eğitim projeleri başlattıklarını, 5 ilde öncelikle 185 kişilik eğiticilerin eğitiminin yapıldığını bildiren Eker, şunları söyledi:
“Çiftçilerimiz olmasa insanlar aç kalır, eğer çiftçiler üretmez, toprakla haşır neşir olmazlarsa, kar, soğuk, gece, gündüz demeden inatla üretmezlerse bizler aç kalırız. Gıdanın değeri yokluğunda anlaşılır. Allah yokluk, kıtlık ve açlıkla kimseyi imtihan etmesin. Eziyet ve sıkıntı ile üretip, bizi yoklukla ve kıtlıkla karşı karşıya getirmedikleri için tüm çiftçilerimize minnettar ve müteşekkiriz. Türkiye bugün 62.5 milyar dolar tarımsal hasıla elde etmiş, dünyanın 7. büyük tarım gücü haline gelmiş, Avrupa’nın birinci sırasına yerleşmişse tarımda çalışan 6 milyon 100 bin insanı anmamız ve teşekkür etmemiz gerekir.”
“Diyarbakır’ın dokusunda, sokaklarında barış var, bir kalbi andıran surlarla çevrili kentte barış var” diyen Eker, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şimdi medeniyet tasavvuru ve tarihi birikimimizden aldığımız güçle, o değerlere yaslanarak bu sorun derinleşmeden bunu çözebiliriz. Milletimizde bu iradeyi ve ışığı gördük. Süreci barış içinde tamamlamak hepimizin dileği ama inanıyorum ki en çok da hanım kardeşlerim bunu istiyorlar. Bölgemizin bütün sorunları bir sorundan çıkıyor. Eğer biz bu sorunu çözersek diğer tüm meseleleri de kolayca çözeriz çünkü bu topraklar 28 medeniyet büyüttü.”
Doğu ve Güneydoğu’nun Türkiye’nin mera varlığının yüzde 41’ine sahip olduğunu ancak bu mera potansiyelinin son 30 yılda güvenlik nedeniyle kapanması, mayınlanması, hayvan giriş ve çıkışlarının önlenmesi ya da göçler sebebiyle üretim yapılamaması dolayısıyla yeteri kadar değerlendirilemediğini kaydeden Eker, başlatılan çözüm süreciyle hazırlanan projelerin daha kolay hayata geçeceğine inandıklarını dile getirdi.
Miras yolu ile tarım arazilerinin bölünmesinin önüne geçilmesine yönelik düzenlemede sona gelindiğini belirten Eker, Bakanlar Kurulu’nda tek imzaya kaldığını, imzanın ardından düzenlemenin Meclis’e geleceğini belirtti.

Akil insanlar Düzce ve Bolu’da Karadeniz çalışmalarına başladı

-Akil insanlar Düzce ve Bolu’da Karadeniz çalışmalarına başladı
-TZOB Genel Başkanı Bayraktar:
-“Türk milleti bölünmesin, bu göklerde dalgalanan Türk Bayrağı
ülkenin her köşesinde dalgalanmaya devam etsin, bu
topraklarda yaşayanlar huzur ve refah içinde yaşasın diye,
Türkiye’nin ortak vatan olduğunu anlatmak için buradayız”
-Bayraktar’ın sözleri salonda bulunanlardan büyük alkış aldı

Düzce/Bolu – 15.04.2013 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı, akil insanlar Karadeniz Bölgesi heyeti üyesi Şemsi Bayraktar, Düzce’de düzenlenen toplantıda, “Türk Milleti bölünmesin, bu göklerde dalgalanan Türk Bayrağı ülkenin her köşesinde dalgalanmaya devam etsin, bu topraklarda yaşayanlar huzur ve refah içinde yaşasın diye, Türkiye’nin ortak vatan olduğunu anlatmak için buradayız” dedi.
Bayraktar’ın sözleri salonda bulunanlardan büyük alkış aldı.
Akil İnsanlar Karadeniz Bölgesi Heyeti, Düzce ve Bolu’da sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve kanaat önderleriyle bir araya geldi; vatandaşların süreçle ilgili görüşmelerini aldı.
Düzce’de çalışmalara başlayan Akil İnsanlar Karadeniz Bölgesi Heyetinin üyesi Bayraktar, düzenlenen toplantının açılışında yaptığı konuşmada, demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş, daha güçlü ve daha güzel bir ülke için Düzce’de olduklarını belirterek, “İçeride ve dışarıda terörün bitmesini istemeyen karanlık kişilerin oyunlarını bozmak için burada olduğumuzu söyleyebilirim” dedi.
Bayraktar, görev sürelerinin 2 ay olduğunu ancak kavgayı sona erdirmek ve barışı sağlamanın uzun zaman aldığını vurguladı.
Halkın akil olmasının önemine dikkati çeken Bayraktar, “Halkımızın akilane duruşu bu ülkeye barış ve huzuru getirecektir. Zaten birtakım endişeler de kaldırıldığında ben inanıyorum ki 75 milyon insanın yürüyeceği bir yol olacaktır” dedi.
Milletin barış için baskı kurduğunda, ülkede terör isteyenlerin geri adım atmasının kaçınılmaz olduğunu anlatan Bayraktar, akil adamlar olarak görevlendirilen kişilerin çok değişik dünya ve siyasi görüşe sahip olduğunu bildirdi.
Bulundukları kuruluşta siyaset üstü bir görev yaptıklarına işaret eden Bayraktar, Ziraat Odalarında genel başkanlık yaptığı sürede, her zaman kurumunu siyasetin dışında tuttuğunu vurguladı.

-“Daha güçlü ve daha güzel bir ülke için buradayız”-
Bayraktar, şunları söyledi:
“O zaman burada niye buluştuk. Demokrasisi ve ekonomisi gelişmiş daha güçlü ve daha güzel bir ülke için burada olduğumuzu söyleyebilirim. İçeride ve dışarıda terörün bitmesini istemeyen karanlık kişilerin oyunlarını bozmak için burada olduğumuzu söyleyebilirim. Yine bu milletin arasına, bu güzel milletin arasına sokulmak istenen fitne bir daha yeşermesin diye burada olduğumuzu söyleyebilirim, Türk Milleti bölünmesin diye burada olduğumuzu söyleyebilirim. ‘Bu göklerde dalgalanan Türk Bayrağı ülkenin her köşesinde dalgalanmaya devam etsin’ diye burada olduğumuzu söyleyebilirim. Bu topraklarda yaşayanların, Çerkezin, Gürcünün, Kürdün, Türkün tek bir millet olarak, ayrımcılık yapan fitne ve fesadı yok ederek, huzur ve refah içinde yaşasın diye burada olduğumuzu söyleyebilirim. Türkiye’nin ortak vatan olduğunu anlatmak için burada olduğumuzu söyleyebilirim.”
Bayraktar, Türkiye’yi esir alan şiddetin, bilinçli bir şekilde insanların birbirini tanımasını engellediğini de aktardı.
Birlikte ortak yaşam kurmanın, insanların birbirini iyi tanımasından geçtiğini dile getiren Bayraktar, “Sizlerin ne düşündüğünü ne istediğini öğrenmek için buradayız. Bizler sizlerin mektubunu ilgililere götürecek olan diyalog grubuyuz. Aslında bu gruba diyalog grubu demek daha doğruydu. Sizlerin bir nevi postacılığını yapmak durumundayız” ifadesini kullandı.
Başkanı Yusuf Şevki Hakyemez, yaptığı açıklamada, çözüm sürecinde, “hesaplaşma” mantığıyla hareket edilmemesi gerektiğini belirterek, “Hesaplaşma mantığıyla hareket ettiğimiz zaman, bu sürecin başarıya ulaşma ihtimali zayıflar” dedi.
Hakyemez, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, başlatılan çözüm süreci kapsamında Karadeniz Bölgesi’nde halkın nabzını tutmak, bölge halkına bildiklerini anlatmak, halkın süreçle ilgili fikrini almak, endişeleri dinlemek ve bunları rapor etmek üzere oluşturulan bir heyet olduklarını belirtti.
Karadeniz Bölgesi’nde yaklaşık 2 aylık bir çalışma gerçekleştirileceklerini, bütün vilayetleri ziyaret etmeyi planladıklarını aktaran Hakyemez, çözüm sürecinin Türkiye’nin kanayan yarası terör sorununu çözmeyi amaçladığını vurguladı.
Hakyemez, 30 yıldır ciddi bir terör sorunuyla karşı karşıya kalındığını ifade ederek, şunları söyledi:
“Terör sorunu Türkiye’ye çok pahalıya mal oluyor. Bu süre ekonomik açıdan ciddi maliyetler doğurduğu gibi aynı zamanda insani, toplumsal ve sosyolojik açıdan çok ciddi problemler meydana getiriyor. Onun için hükümet kendisine göre bir çözüm süreci başlattı. Bu bir cesaret. Hükümet başlattı fakat aynı zamanda sivil toplum boyutunda da anlatılması, değerlendirilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. İşte biz bu nedenle çözüm sürecinde oluşturulmuş akil adamlar heyetinin içinde yer alıyoruz.”
Hakyemez, herkesi dinlemek istediklerini, önerileri, endişeleri, talepleri rapor haline getireceklerini vurguladı.
Heyet üyesi, TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken de barış sürecinin insanları mutlu edeceğini, artık kimsenin evinden helalleşerek çıkmayacağını bildirdi.
Türkiye’nin 76 milyonluk nüfusa sahip büyük bir ülke olduğunu, herkesin kanın ve şiddetin durmasını istediğini belirten Palandöken, milletini, bayrağını, ülkenin bölünmez bütünlüğünü, birlik ve kardeşlik ruhunu temsil eden bir kurumun başkanı olduğunu sözlerine ekledi.
Akil İnsanlar Karadeniz Bölgesi Heyeti Sekreteri Fatma Benli, çatışmanın sadece ayrışmayı getirdiğini, Türkiye’nin bunu hak etmediğini belirterek, “Madem güçlü bir ülkeyiz, hep beraber çabalayarak bunu çözmek zorundayız” dedi.
Sekreter Benli, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, 81 gündür tek bir can kaybının yaşanmamasının çok değerli bir şey olduğunu belirtti.
Heyet Üyesi Oral Çalışlar da Türkiye’nin çok acı tecrübeler yaşadığını söyledi. Çalışlar, kan kaybeden, yoksullaşan ve darbelerle zedelenen Türkiye’nin, yavaş yavaş kendine gelen ve dünya çapında ayakları üzerinde durabilen, kendi demokrasisini yaratabilme tecrübesi içerisine giren yeni bir tarihsel döneme girdiğini kaydetti.
Karadeniz Bölgesi Heyeti Üyesi Yıldıray Oğur ise Düzce’de farklı kültürlerin kimliklerini koruyarak, bir arada huzur içinde yaşadığını vurguladı. Bunun müthiş bir zenginlik olduğunu aktaran Oğur, “Tam da çözüm sürecinin amacı bu. Düzce çok güzel bir örnek. Süreç sonunda Düzce’deki gibi barış toplumu ortaya çıkacak” şeklinde konuştu.
Düzce’de, Heyet Başkanı Yusuf Şevki Hakyemez’in yanı sıra sekreter Fatma Benli, üyeler Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Oral Çalışlar ve Yıldıray Oğur katılımcılara bilgi verdi.
Toplantıya, Düzce Engelliler Derneği Başkanı Erol Altıntaş, Ayışığı Derneği Başkanı Abdülvahap Özen, Memur-Sen İl Başkanı Orhan Kılıç, Düzce Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği Başkanı Mustafa Kayıkçı, Düzce Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erol Tayhan, Düzce Baro Başkanı Ali Dilber, MÜSİAD Düzce Şubesi üyeleri, Kuzey Kafkas Kültür Derneği Başkanı Murat Caymaz, Nilüfer Kadın Dayanışma Kooperatifi Başkanı Hülya Demirelli de katıldı.
Heyet, daha sonra katılımcıları dinledi.
Akil İnsanlar Karadeniz Bölgesi Heyeti, Düzce’deki temaslarının ardından Bolu’da sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve kanaat önderleriyle bir araya geldi.
Heyet Başkanı Yusuf Şevki Hakyemez, bir otelde düzenlenen toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin çok önemli bir eşikte olduğunu söyledi.
Hakyemez, sürecin Türkiye’nin kanayan yarası terörle alakalı olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
”30 yıldır çok değişik politikalar uygulamaya konuldu fakat sonunda maalesef bu sorun çözülemedi. Bu sorun bir mücadele yöntemiyle çözülmeye çalışılıyor ancak başka yöntemler de olabilir. Bu mücadelede bir acziyet durumu söz konusu değil ama başka yöntemler de olabilir. Başka yöntemlerin de denenmesi gerekebilir. Hükümet, kendine göre başka bir yöntemi uygulamaya başladı. Hükümet, risk üslenerek, bu sürece başladı.”
Orhan Gencebay’ın sağlık sorunları nedeniyle heyette yer alamadığını anımsatan Hakyemez, diğer illere bütün üyelerle katılmayı hedeflediklerini aktardı.
Hakyemez, iki aylık çalışmanın sonunda rapor hazırlayacaklarını ve hükümete sunacaklarını belirtti.
Toplantıda Hakyemez, Sekreter Fatma Benli, TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Oral Çalışlar ve Yıldıray Oğur katılımcıları dinledi.
Bolu’da sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve kanaat önderlerinin katılımıyla yapılan toplantının kapanışında konuşan Hakyemez, Türkiye’nin kanayan yarası olan bir sorunun çözüm çalışmalarında yer aldıklarını söyledi. “Onur verici bir görev ama CHP’den, MHP’den ya da başka bir siyasi eğilimden teklif gelseydi yine kabul ederdim” diyen Hakyemez, heyetlerde yer alan kişilerin farklı siyasi görüşlere sahip olduğunu vurguladı.
Heyet üyeleri, Bolu ve Düzce’de Valiliklerin yanı sıra bazı derneklerin yanı sıra esnaf ziyaretinde bulundu; vatandaşların süreçle ilgili görüşlerini dinledi.

Bayraktar, Sakarya Akyazı’da Ayaayra Şenliği’ne katıldı

  -Bayraktar, Sakarya Akyazı’da Ayaayra Şenliği’ne katıldı

-TZOB Genel Başkanı Bayraktar’a, şenlik kapsamında

düzenlenen at yarışları öncesinde, Kafkas Dernekleri

Federasyonu Genel Başkanı Vacit Kadıoğlu plaket verdi

          Sakarya –  30.09.2012 – Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Sakarya’nın Akyazı İlçesi Akbalık Köyü’nde düzenlenen Ayaayra Şenliği’ne katıldı.

Bayraktar’a, şenlik kapsamında düzenlenen at yarışları öncesinde, Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Genel Başkanı Vacit Kadıoğlu tarafından, Kafkas Derneklerine gösterdiği yakın ilgi ve destekleri sebebiyle plaket verildi.

     Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen Abhazyalıların Akyazı Akbalık Köyü’nde düzenlediği etkinliklerde, geleneksel Kafkas At Yarışı yapıldı. 

Binlerce vatandaşın katıldığı etkinlikler, halk oyunları ve havai fişek gösterileriyle başladı. Daha sonra çeşitli kategorilerde yapılan at yarışlarıyla devam eden kutlamalarda, yarışların İngiliz Atları Sürat kategorisinde, Gazanfer Yavuz’un atı ”Prodotör” birinci olurken, Mehmet Yeşiloğlu’nun atı ”Almodovar” ikinci ve Hüsamettin Kopal’ın atı ”Dila” isimli atı 3. oldu. 

Arap Atları A kategorisinde ise Cemil Taner’in ”Büyülü Göl” isimli atı birinci, Hasan Yıldız’ın atı ”Çoşkuner” ikinci ve Ali Hikmet Özizci’nin ”Tüzünsoy” isimli atı üçüncülüğü elde etti. Arap Atları B kategorisinde de Fatih Pir’in atı ”Dörtnala” birinci, Ali Arabacı’nın ”Boğaçhan” adlı atı ikinci, Enis Badışoğlu’nun ”Tango” isimli atı da üçüncü oldu.

Yerel Köylü Atları kategorisinde ise Cengiz Yaman’ın atı ”Selçukhan” birinci, Celal Araç’ın atı ”Urfa Güzeli” ikinci, Erdal Araç’ın ”Tabanca” adlı atı üçüncü olmayı başardı. 

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, İngiliz Atları Sürat kategorisinde birinci olan “Prodotör” atının sahibi Gazanfer Yavuz’a ödülünü verdi.