|
BASIN BÜLTENİ
20 Kasım 2008
İnsanlar doğanın karşılayamayacağı
oranda erozyonu artırıyor
Tarım alanlarının %59’unda, meraların %64’ünde, orman arazilerinin
%54’ünde erozyon var
TZOB Genel Başkanı Şemsi
Bayraktar, “Erozyonla Mücadele Haftası” için yaptığı açıklamada şunları
dile getirdi: “Erozyon en önemli çevre sorunlarından biri, toprak
kaybının en büyük etkeni ve çok önemli bir ekolojik sorundur.
İklim, topografya, toprak özellikleri, bitki örtüsü ve
insan faktörü erozyon oluşumuna etki eden faktörlerdir. Ancak insan
faaliyetlerinin etkisi erozyonu doğanın karşılayamayacağı oranda
artırabilmektedir.
Ülkemiz topraklarının yaklaşık
%90’ında erozyon görülmektedir. Toprak kaybının yoğun olarak yaşandığı
alanların başında tarım alanları gelmektedir. Tarım alanlarının
%59’unda, meraların %64’ünde, orman arazilerinin %54’ünde erozyon vardır.
Dünyada erozyon sebebiyle çölleşme
tehlikesi olan 110 ülke bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Çevre
Programı tarafından yapılan hesaplamalara göre, dünyada çölleşme ve
erozyonun önüne geçebilmek için yılda 42 milyar dolar harcanması
gerekmektedir.
Yaşanan erozyonun sebeplerinin
başında arazilerin kabiliyetlerine uygun kullanılmaması, meraların aşırı
otlatılması, eğimli arazilerin önlem alınmadan işlenmesi, ormanların
tahribi gibi konular gelmektedir.
Erozyon sonucunda toprağın verimli
üst tabakası yok olmakta, faydalı toprak katmanını kaybeden arazilerde
çölleşme başlamaktadır. Her yıl erozyonla kaybedilen
500 milyon tona yakın verimli
toprakla birlikte büyük miktarlarda bitki besin maddesi de
yitirilmektedir.
Erozyonun etkisi sebebiyle kaybedilen verimli topraklar tarımsal üretim
kapasitesinin düşmesine sebep olmaktadır.
Erozyon nedeniyle kaybedilen
toprak, her yıl yaklaşık 50 milyar m3 yağışın depolanamıyor
olması anlamına gelmektedir. Üst toprak kaybedildiğinde azalan
verimi telafi etmek için daha fazla gübre kullanmak ve toprağın su tutma
kapasitesi azaldığı için daha fazla sulama yapmak gerekmekte, bu
sebeplerden dolayı üretim maliyetleri artmaktadır.
Erozyon
sonucunda barajlarda biriken toprak kullanılabilir baraj rezervuar
hacminde önemli kayıplara neden olmakta, barajların ekonomik ömrünü
kısaltmaktadır.
Yapılan çalışmalar Türkiye’de akarsularla birlikte alandan taşınan
toprağın ABD'den 6, Avrupa'dan 17 ve Afrika'dan 22 kat daha fazla
olduğunu göstermektedir.
Doğal ekosistemler insanlığın ve geleceğin garantisidir.
Ancak doğal kaynakların yanlış kullanımı ekosistemlerin bozulmasına yol
açmakta ve tüm canlıların yaşamı tehlikeye girmektedir.
Toprak en önemli doğal
kaynaklardan birisi olup kaybedilen toprakların yeniden kazanılması
mümkün değildir. Bu nedenle bu değerli kaynağı korumak ve amacına uygun
kullanmak gerekmektedir.
Doğayla insan arasındaki bağı
oluşturan tarımda yalnız maksimum üretimi elde etmeyi değil, toprağın en
iyi biçimde kullanılmasını, üretkenliğinin uzun bir dönem boyunca devam
ettirilmesini ve sürdürülebilirliği de hedeflemek zorundayız.
Bilindiği üzere giderek artmakta
olan dünya nüfusu sonucu gıda maddelerine duyulan ihtiyaç da yoğun bir
şekilde artmaktadır. Son yıllarda iklim değişikliği, küresel ısınma,
küresel kriz gibi gelişmeler dünyanın zor bir süreçten geçmekte olduğunu
göstermektedir. Gelecek nesillerin gıda
gereksinimlerinin ülke kaynakları ile karşılanabilmesi; başta toprak ve
su olmak üzere doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımıyla mümkündür.
Topraklarının büyük bir kısmı
çölleşme ve erozyon tehdidi altında bulunan ülkemizde ağaçlandırma ve
erozyon kontrolü çalışmalarının önemi büyüktür. İnsanlarımızın erozyonla
mücadele konusunda daha fazla duyarlı ve bilinçli olabilmesi için kamu
ve özel kuruluşların konuya gereken hassasiyeti göstermeleri son derece
önemlidir.
Erozyon açlık, yoksulluk ve göç
başta olmak üzere ekonomik, toplumsal ve kültürel birçok problemi
de beraberinde getirmektedir. Bu bakımdan erozyonla mücadele
konusu, tüm boyutlarıyla ele alınmalı; herkes bu mücadeleye sahip
çıkmalı ve üzerine düşeni yapmalıdır.”
Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü
|