|
BASIN TOPLANTISI
16 Ekim 2008
16 Ekim
2008 DÜNYA GIDA GÜNÜ
Gıda
güvencesinin sağlanması her zamankinden daha önemli hale gelmiştir
Gıda
Güvencesi İçin Üretimi Artırmalıyız
İşsizliğin
Daha Büyük Boyutlara Ulaşmaması İçin Tarımı Ayakta Tutmak Zorundayız
Tarımda
kriz gelmeden tedbir almalıyız
Tarım
Sektörü Krizlerde Emniyet Supapıdır.
Sayın Basın Mensupları,
Dün “Dünya Kadın Çiftçiler
Gününü” kutladık.
Bu gün de “Dünya Gıda Günü”nü
kutluyoruz. Bu münasebetle, “Dünya Gıda Güvencesi, İklim
Değişikliği ve Biyoenerjiyle Gelen Güçlükler” şeklinde belirlenen bu
yılın konusu ile ilgili görüş ve değerlendirmelerimizi sizlerle
paylaşmak istiyorum.
Ayrıca, önemli bir sorun olarak
dünyanın gündeminde olan “Küresel Mali Kriz”in tarım sektörümüzle
ilişkisi ve bu husustaki düşüncelerimizi de sizler kanalıyla kamuoyumuza
sunmamızın yararlı olacağını düşünüyorum.
Ancak bu konulara geçmeden önce
“kadın çiftçiler”le ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.
Ülkemizde çalışanların %27’sini kadınlarımız oluşturmaktadır. Fakat
tarıma geldiğimizde bu rakam %50’ye yaklaşmaktadır. Yapılan bir
projeksiyona göre 2010 yılında ülkemizde tarım sektöründeki aktif
nüfusun %70’ini kadınlar oluşturacaktır. Bu da gösteriyor ki, tarımda
kadınlarımızın rolü daha büyüktür. Onun için tarımda başarılı olmamız,
gıda güvencemizi sağlayabilmemiz, kadınlarımızın eğitimine, yaşama ve
çalışma koşullarının iyileştirilmesine bağlıdır. Tarımda en az
erkekler kadar emeği geçen kadınlarımıza minnettarız.
Bildiğiniz gibi Dünya nüfusu
giderek artmaktadır. Önümüzdeki 25–30 yıl içerisinde dünya nüfusunun 8
milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Dünya nüfusundaki hızlı artışla
birlikte gıda maddelerine duyulan ihtiyaç da yoğun bir şekilde artmış ve
giderek de artmaktadır.
Sayın Basın Mensupları,
Dünya nüfusundaki artışın yanı
sıra son yıllarda yüksek enerji fiyatları sebebiyle biyoyakıtlara
olan ilginin artması, küresel iklim değişikliği, bazı ülkelerdeki
gelir artışlarına bağlı olarak tüketim alışkanlıklarının
değişmesi gibi faktörlerle tarımın stratejik önemi dünyada daha net
hissedilmiş, gıda güvencesinin sağlanması daha zor hale
gelmiştir.
Artan enerji fiyatlarının kontrol
altına alınması, sürdürülebilir enerjinin sağlanması ve enerjide dışa
bağımlılığın azaltılması amaçlarıyla biyoenerji kaynakları içerisinde
biyoyakıtlar dünyanın gündemine gelmiş, hızlı ve planlı bir büyüme
sürecine girmiştir.
ABD, Brezilya, Çin, AB, Hindistan
2006 yılında toplam olarak 38,5 milyon ton biyoetenol üretirken,
2008’de bu rakamın 56 milyon tona ulaşacağı öngörülmektedir.
Biyodizel üretiminde söz sahibi olan AB ülkeleri ile ABD’nin 2007
yılı üretimi 7,9 milyon ton olarak gerçekleşmiştir.
ABD biyoetanol üretiminin %97’sini
mısırdan elde etmektedir. Bu ülke 2007 yılında mısır üretiminin 81
milyon tonunu biyoetanola ayırmıştır. AB ülkelerinde de 2007 yılında
3,6 milyon ton buğday, 521 bin ton mısır, 782 bin ton arpa, 261 bin ton
çavdar biyoetanol üretiminde kullanılmıştır.
Biyodizel üretimi için ise 2007
yılında yaklaşık 20 milyon ton yağlı tohumlu ürün kullanılmıştır.
Görülüyor ki önemli miktarlara
varan tarım ürünü biyoenerji üretiminde kullanılmaktadır. Bu konuda bir
rakam vermemiz gerekirse, dünyada 2007 yılında 100 milyon tonun
üzerinde bir tarım ürünü biyoyakıt üretiminde kullanılmıştır.
Gelişmeler tarımın gıda
temini gibi çok önemli bir fonksiyonu yanında enerji ihtiyacını
karşılama gibi yine stratejik ve yeni bir fonksiyonunun
ortaya çıktığını göstermiştir.
BM Hükümetlerarası İklim
Değişikliği Paneli (IPCC) Raporu’nda; küresel ısınma ve
sıcaklıklardaki artışlara bağlı olarak hidrolojik döngüde önemli
değişiklikler, kara ve deniz buzullarının erimesi, deniz seviyesinin
yükselmesi, iklim kuşaklarının yer değiştirmesi gibi ekolojik sistemleri
ve insan yaşamını doğrudan etkileyecek önemli değişikliklerin oluşacağı
öngörülmektedir.
Küresel ısınmanın;
özellikle su kaynaklarının zayıflaması, orman yangınları,
kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar, tarım
alanlarının daralması şeklinde öngörülen olumsuz yönlerinden
Türkiye’nin de etkileneceği bir gerçektir. Çünkü ülkemizin küresel
ısınmanın potansiyel etkileri açısından risk grubu ülkeler
arasında olduğu çeşitli araştırmalarda ortaya konulmaktadır.
Dünyada önemli üretici ülkelerde
biyoyakıt üretiminin artırılması ayrıca, birçok ülkede yaşanan kuraklık
ve diğer gelişmeler 2007 yılında tarım ürünleri fiyatlarının tarihsel
denge seviyelerinin üzerine çıkmasına sebep olmuştur. Bu durum
“küresel gıda krizi” olarak adlandırılmış ve bazı yoksul ülkelerde
gıdaya ulaşmak zorlaştığı için isyanlar yaşanmıştır.
Başta biyoyakıtlardan kaynaklanan
talep artışları ve iklim değişikliğinin üretimi sınırlandırıcı etkileri
yüzünden gıda güvencesini sağlama ve açlıkla mücadele daha zor hale
gelmiştir. Küresel krizin etkisiyle gıdaya ulaşım daha da zorlaşacaktır.
Gıda fiyatları artışından en çok dünyanın fakir insanları ve gelişmekte
olan ülkeleri zarar görmektedir. Artan fiyatlar nedeniyle açlık riski
taşıyan insan sayısında 100 milyon kişi artmış bulunmaktadır. Son
bilgiler, dünyada 1 milyar insanın açlık sınırında olduğunu
göstermektedir.
Halen dünyada yaşanan küresel mali
krizin tarım sektörüne ve gıda fiyatlarına etkileri de henüz
netleşmemiştir.
Gelişmeler dünyanın zor bir
süreçten geçmekte olduğunu göstermektedir. Gıda güvencesinin
sağlanması her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.
Dünyada yaşanan bu gelişmeler
Ülkemizi de etkilemektedir. Dünyadaki tüketim taleplerinin
karşılanabilmesi ve fiyat artışlarından asgari düzeyde etkilenmemiz
için, ülke olarak geleceğe yönelik üretim hedeflerimizi belirleyip bu
hedeflerin gerekleştirilebilmesi amacıyla uygun tarım politikalarını
ortaya koymalıyız. Başka bir ifadeyle tarımsal üretimi artırmak ve bunun
için de üreticileri desteklemek zorundayız.
Dokuzuncu Kalkınma Planı’nın
Tarımsal Yapının Etkinleştirilmesi ile ilgili bölümünde “Gıda
güvencesinin ve güvenliğinin sağlanması ile doğal kaynakların
sürdürülebilir kullanımı gözetilerek örgütlü ve rekabet gücü yüksek bir
tarımsal yapı oluşturulacaktır.” hedefi belirlenmiştir. Dokuzuncu planda
yer alan bu amaç hükümetin eylem planında ve 2008 programında da yer
almaktadır.
O halde bu amacın gerçekleşmesinin
gereği yerine getirilmelidir. Tarımsal üretimin artırılması her
zamankinden daha önemli hale gelmiştir. İklim değişikliği, çevre
konuları ve biyoenerji arzının yarattığı güçlüklerle mücadele etmek
ve gıda güvencesini sağlamak için iklimle uyumlu ve
sürdürülebilir üretim teknikleri geliştirilmeli, tarım ve destekleme
politikalarımız bu ihtiyaca uygun olarak gözden geçirilmelidir.
Sayın Basın Mensupları,
Son birkaç yıldır dünyanın ve
özellikle ABD’nin gündeminde bulunan ve başlangıçta gayrimenkul
kredilerinin geri ödenememesinin yarattığı kriz (mortgage krizi) olarak
başlayan ve daha sonra tüm dünyayı etkisi altına alan “küresel mali
kriz” ülkemizde de etkisini göstermeye başlamıştır.
Krizin uzun süreceği ve reel
sektöre yansıyacağı anlaşılıyor. Bu süreçte Dünya ekonomisinin
durgunluk dönemine gireceği, dünyada ticaretin ve istihdamın daralacağı,
işsizliğin artacağı öngörülüyor.
Bilindiği gibi ülkeleri etkisi
altına alan bu kriz sebebiyle tüm dünyada bankalar batıyor,
borsalar düşüyor, petrol fiyatları geriliyor.
Başta ABD ve AB olmak üzere
“kriz önleme paketleri” açıklanıyor. Bankalar kurtarılıyor. Mevduat
garantileri getiriliyor veya artırılıyor. Başta AB, ABD olmak üzere bir
çok ülkede Merkez Bankaları faizlerini düşürüyor.
Krizin etkileri Ülkemizde de
gözleniyor. Döviz kurları artıyor. Faizler artıyor. Borsada büyük
düşüşler görülüyor. Ticaret daralıyor, karşılıksız çekler artıyor.
Enerji fiyatları artıyor. Büyümede yavaşlama gözleniyor. Ağustos’ta
sanayide %4 gerileme belirleniyor. İşsizlikte artış eğilimi ortaya
çıkıyor. Temmuz ayında önceki yıl %8.8 olan işsizlik oranı %9’.4’e
yükseliyor.
Bununla birlikte krizin reel
sektöre yansımasının sonuçları henüz tam olarak ortaya çıkmış değildir.
Sayın Basın Mensupları,
Krizin tarım sektörümüzle
ilişkisini irdelersek şu şekilde bir durum görülmektedir.
Dünyada petrol fiyatları büyük
oranda geriledi ve ülkemizde döviz fiyatları ise belirli bir artış
gösterdi. Bu değişim çerçevesinde beklentimiz, ülkemizde de bu günkü
petrol ve enerji fiyatlarında gerileme olmasıdır. Dışa bağımlı olduğumuz
petrol ve enerji maliyetlerinin azalması ülkemiz ve tarım
sektörümüz için önemlidir.
Diğer taraftan dövizdeki
yükselme tarım ve gıda fiyatlarını bir miktar yukarıya çekebilir ve
bu durum tarım ürünleri ile gıda ihracatını teşvik edici etki
yapabilir. Türkiye tarımdaki bu avantajını kullanabilir. Tarımsal
üretimi artırmak suretiyle, etkileri uzun süre devam edeceği düşünülen
ve reel sektörü de olumsuz etkileyeceği bilinen küresel mali krizin
etkilerini asgariye indirmede katkı sağlanabilir.
Böyle dönemlerde, temel ve zorunlu
ihtiyaç maddesi olan gıda fiyatlarında olağanüstü artışlarla halkın
gıda temininde daha büyük sıkıntıya düşmemesi için de tarımsal
üretim artırılmalıdır. Mevcut durumda bunun gerçekleşmesini engelleyen
en önemli sebep tarımsal girdi maliyetlerinin çok yüksek olmasıdır.
Önümüzdeki süreçte de dövizdeki artışa bağlı olarak gübre ve girdi
maliyetlerinin daha da artması muhtemeldir.
Ülkemizde tarım kesimi özellikleri
itibariyle krizlerden kendini koruma araçlarına sahip değildir.
Güçlü ekonomik organizasyonlara sahip olmadığı için, ürün fiyatlarını,
girdi fiyatlarını belirleme veya etkileme gücü ve inisiyatifi yoktur.
Geçmişte yaşananlar da
göstermiştir ki, kriz dönemlerinde enflasyonda artış olur ve kemer
sıkma politikası uygulanırsa bunun yükünü, sıkıntısını en çok
tarım kesimi ile dar ve sabit gelirliler çekmektedir.
Tarım sektörü zaten çok önemli
sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunları artırıcı ve üretim gücünü
zayıflatıcı uygulamalara çiftçilerimizin tahammülü bulunmamaktadır.
1990’lı yıllardan bugüne Türk
çiftçisinin alım gücü maalesef artmamıştır. Bunu istatistikler de
gösteriyor.
İç ticaret hadlerindeki değişim
tarım kesiminin satın alma gücünde 1990’lı yıllardan buyana bir iyileşme
olmadığını, aksine gerileme olduğunu göstermektedir. Nitekim tarım/tarım
dışı gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) fiyat deflatörleriyle belirlenen
iç ticaret haddi, 1995 yılında tarım lehine 103.6 iken 2006 yılında
81.5’e gerilemiştir. Bu durumda söz konusu dönemde Türk çiftçisi alım
gücünün beşte birden çoğunu kaybetmiştir.
Bunu Birliğimizce yapılan
tespitler de desteklemektedir. Ürün bazında yapılan değerlendirmelere
göre çiftçilerimizin gübre gücündeki gerilemeler genellikle çok
yüksek düzeydedir . 1995-2008 yıllarını karşılaştırdığımızda, fındık,
pamuk, şeker pancarı ve ayçiçeğinde bir kg ürünle alınabilen gübre
miktarı sırasıyla ve yüzde olarak 25.8, 63.5, 44.5, 37.9 oranlarında
düşmüş bulunmaktadır. Mazotta da benzer durum görülmekle birlikte
satınalma gücündeki gerilemeler daha da yüksektir. Örneğin pamukta
ürün/mazot paritesi ve satın alma gücü %80’e yakın gerilemiş
bulunmaktadır. Son yıllarda tüketimde önemli artışlar olurken pamuk ekim
alanlarının niye daraldığını ve üretimin niye artırılamadığını bu rakam
açık olarak ortaya koymaktadır.
ÜRETİCİNİN SATIN ALMA GÜCÜNDEKİ
DEĞİŞİMLER
|
Ürün/ gübre paritesi |
|
Ürünler
|
Ürün ve Girdi Fiyatları |
Parite |
|
Alım Gücü |
|
|
1995 |
2008 |
Artış % |
1995 |
2008 |
% Değişim |
|
Fındık |
78753 |
4000000 |
4979,2 |
8,29 |
6,15 |
-25,8 |
|
pamuk |
40000 |
1000000 |
2400,0 |
4,21 |
1,54 |
-63,5 |
|
şekerpancarı |
2500 |
95000 |
3700,0 |
0,26 |
0,15 |
-44,5 |
|
ayçiçeği |
18000 |
765000 |
4150,0 |
1,89 |
1,18 |
-37,9 |
|
GÜBRE(%26 A.Nit.) (YKr/Lt) |
9.500 |
650.000 |
6742,1 |
|
|
|
|
Ürünler
|
Ürün ve Girdi Fiyatları
(TL/KG) |
Parite |
|
Alım Gücü |
|
|
1995 |
2008 |
Artış % |
1995 |
2008 |
% Değişim |
|
Fındık |
78753 |
4000000 |
4979,2 |
3,07 |
1,39 |
-54,6 |
|
pamuk |
40000 |
1000000 |
2400,0 |
1,56 |
0,35 |
-77,6 |
|
şekerpancarı |
2500 |
95000 |
3700,0 |
0,10 |
0,03 |
-66,0 |
|
ayçiçeği |
18000 |
765000 |
4150,0 |
0,70 |
0,27 |
-62,0 |
|
Girdiler |
|
|
|
|
|
|
|
Mazot (TL/Lt) |
25.680 |
2.870.000 |
11076,0 |
|
|
|
2001 Krizinden sonra
yaşadıklarımızı yeniden yaşamak istemiyoruz. Bilindiği gibi bu
krizden sonra tarımsal destekler kaldırılmış, çiftçilerimize sadece DGD
verilmeye başlanmıştır. Ayrıca, çiftçilerimiz kredi bulamaz hale gelmiş,
üretimde kullanılan girdilerin fiyatları olağan üstü artmıştır.
Dünya Bankasının tespitlerine
göre, tarım politikasında yapılan bu değişiklikler ve yaşanan krizin
etkisiyle 1999-2002 döneminde çiftçilerimizin gelirleri %16 oranında
düşmüştür.
Küresel mali krizin ülkemizi de
etkisi altına almaya başladığı bu günlerde tarım kesiminin yeniden
böyle durumlarla karşılaşmaması gerekir. Bu sıkıntılı dönemde
halkın ucuz gıdaya ulaşması lazım. Bizim ucuz gıda üretebilmemiz
için maliyetlerimiz düşürülmelidir. Girdilerimizi daha ucuz elde
edemezsek, ucuz kredi alamazsak ne yeterli ne de ucuz tarım ürünü ve
gıda üretmemiz mümkün değildir. Kriz döneminde Özellikle girdi fiyatları
ve faizlerin yükselmesi halinde tarım sektöründe daha büyük kayıplar
yaşarız.
Sonuç olarak:
1. Türk tarımı krizlerden
kendini koruma araçlarına sahip değildir. Finansal ve mali kriz
tarım sektörünü de etkileyebilir.
2. Hükümetin krizle ilgili olarak
önlemler alırken tarım kesimine ayrılacak kaynaklarda kısıntıya
gidilmemesi halinde, bu zor dönemde sektör ekonominin çekici gücü
işlevini görebilir.
3. Gıda üreten bir sektör olarak
tarım sektöründeki bir daralma diğer sektörlerdeki daralmaya
oranla halkımızın moral gücünü daha olumsuz yönde etkiler. Alınacak
ekonomik önlemlerde bu husus gözden ırak tutulmamalıdır.
Krizlerde en büyük tehlike halkın
gıdaya ulaşmasındaki zorluklardır. Halkın moralini yüksek tutmak için
gıdaya ulaşması temin edilmelidir. Bunun için de tarımsal üretimi
artırmak zorundayız.
Bunu yapabilirsek, krizden daha
az etkilenme şansını yakalar, gıda güvencemizi
sağlamlaştırmanın yanında tarım ürünleri ihracatımızı büyük
oranda artırabilir, tarımda istihdamı koruyarak işsizliğin
büyümesini sınırlayabiliriz.
Ülkemizdeki istihdamın dörtte
birden fazlası (2008 temmuz döneminde %27.8) tarım sektöründe
bulunmaktadır. Tarımı ayakta tutabilirsek yükselmeye başlayan
işsizliğin daha büyük boyutlara ulaşmasını engelleyebiliriz. Bunu
başaramazsak ve son yıllarda olduğu gibi tarımdan kaçış hızlanırsa
şehirlere göçün önüne geçilemez.
Sosyal sorunların ağırlaşmasına
yol açabilecek böyle bir durumu her halde hiç birimiz istemeyiz. Onun
için diyoruz ki, tarım sektörünü; üreten, gıda güvencemizi sağlayan,
ihraç edebilen, çalışanlarına belirli bir gelir sağlayabilen bir sektör
olarak korumak durumundayız.
Üretimi artırmazsak ihracatı
artırmak mümkün olmadığı gibi artan döviz fiyatlarıyla tarım ürünü ithal
maliyeti ve faturası artacaktır.
Tarımı ayakta tutmak için, kriz
gelmeden tedbir almalıyız.
Tarım, krizlerde emniyet
supapıdır.
Ülkemizin sahip olduğu
potansiyelin en iyi şekilde değerlendirildiği, üreticilerimizin refah
seviyesinin yükseldiği, gıda güvencesinin sağlandığı, açlık sorunu
olmayan bir dünya dileğiyle DÜNYA GIDA GÜNÜ’nü kutlar, saygılar sunarım.
Ş. ŞEMSİ BAYRAKTAR
Genel Başkanı
|