|
BASIN TOPLANTISI
14 Mayıs 2008
Sayın
Basın Mensuplar,
Bu
gün, “Dünya Çiftçiler Günü”.
Bu münasebetle,
çiftçilerimizin ve tüm dünya çiftçilerinin “dünya çiftçiler günü”nü
kutluyorum.
80 ülkeden 115 tarımsal
organizasyonun üye olduğu, dünyadaki 600 milyon çiftçiyi temsil eden ve
Birliğimizin de üyesi olduğu, halen yönetiminde bulunduğu Uluslararası
Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından 1984 yılında, her yıl 14
Mayıs gününün, tüm dünyada “Dünya Çiftçiler Günü” olarak çeşitli
etkinliklerle kutlanması kararı alınmıştır.

Ülkemizde de, 14 Mayıs Dünya
Çiftçiler Günü, Birliğimiz ve ziraat odalarımız tarafından her yıl
kutlanmakta; düzenlenen toplantılar ve bazı etkinliklerle sektörümüzün
ekonomik ve sosyal açıdan önemi vurgulanmakta, çiftçilerimizin
hatırlanması, tarımsal sorunların gündeme gelmesi sağlanmaya
çalışılmaktadır.
Bu gün de yine böyle bir
amaçla, sorunlarımızı ve sektörümüzle ilgili değerlendirmelerimizi
sizlerin aracılığı ile halkımızın bilgisine sunmak istiyoruz.
Bu gün, “dünya çiftçiler
günü”nü sıkıntılı kutluyoruz. Biliyorsunuz, 2007’yi iyi geçirmedik;
2008’de de sıkıntılarımız devam ediyor.

Bu koşullarda gündeme
taşımak üzere seçtiğimiz konuları şu şekilde belirledik:
-
Güneydoğuda yaşanan kuraklık
ve etkileri
-
Gıda krizi
-
Tarımda Temel Sorunlar ve
Öneriler
-
Girdi
maliyetleri, gübre ve mazottaki fiyat artışları
-
2008 Yılı Tarım Bütçesinin
Değerlendirilmesi
Sayın
Basın Mensupları,
Çiftçilerimiz, bu yıl da kuraklıktan maalesef zarar gördü.

2007 yılında
genelde ülkemizde yeterli yağışın olmaması sebebiyle başlangıçta
belirlenen meteorolojik kuraklık daha sonra tarımsal kuraklığa dönüşmüş,
Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri dışında tüm bölgelerimizde
kuraklığın etkisiyle bir çok üründe önemli üretim düşüşleri meydana
gelmiştir. Birliğimizin tahminine göre 2007 yılında kuraklığın tarıma
verdiği zarar 5 Milyar YTL’ye ulaşmış, tarımda %7,3 oranında bir küçülme
meydana gelmiştir.
Bu yıl ise Devlet
Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünden (DMİ) alınan veriler Güneydoğu
Anadolu Bölgesinde önemli ölçüde tarımsal kuraklık olduğunu
göstermektedir. DMİ’nin Kümülatif Yağış Raporu’na göre 1 Ekim 2007-30
Nisan 2008 tarihlerini kapsayan 7 aylık dönemde ülke genelinde %13.7
yağış azlığı görülmüş, normale göre en fazla yağış azalması %49
oranı ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinde gerçekleşmiştir. Aynı
dönemde yağışlar Doğu Anadolu Bölgesinde %26, Akdeniz Bölgesinde %17
oranında azalmıştır.
Kuraklığın İl bazındaki
etkilerini tespit etmek amacıyla Ziraat Odalarımızla gerçekleştirilen
bir çalışma sonucunda Mardin, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Hakkari,
Muş, Siirt, Şırnak, Gaziantep, Elazığ illerinde buğday, arpada zarar
oranlarının %90’ı, kırmızı mercimekte %60’ı bulduğu
belirtilmektedir. Ayrıca, bağlarda verim azalmaları beklendiği,
özellikle Elazığ’a özgü şaraplık üzüm çeşitlerinden Öküzgözü ve
Boğazkere’de yanma olduğu ilk tespitlere göre %30’lara varan verim
azalmalarının beklendiği belirtilmektedir. Bölgede ayrıca meraların
yeşermemesi sebebiyle hayvancılığın da sıkıntıda olduğu ifade
edilmektedir.
Bölgede kuraklık meralarda
otlama imkanını ortadan kaldırdığı için çiftçilerimiz hayvanlarını
satmaya başlamışlardır.

Bölgede halkımızın büyük bir
kısmı geçimini tarımdan sağlamaktadır. Kuraklıktan kaynaklanan kayıp
telafi edilmezse, işsizlik ve göçün artmasıyla bölgede ekonomik
ve sosyal sorunlar ağırlaşacaktır.
Bölgede Buğday, Arpa,
K.Mercimek Üretimi Önemli Oranda Azalacaktır
Ziraat
Odalarımızdan alınan bilgilere göre, hububat
ve baklagil hasadının başlamasına bir ay kala Güneydoğu Anadolu
Bölgesinde hasat yapılacak buğday, arpa ve k.mercimeğe rastlamanın çok
zor olacağı anlaşılmaktadır.
Bu bölge yaklaşık olarak
Türkiye buğday üretiminin %13’ünü, arpa üretiminin %16’sını, kırmızı
mercimek üretiminin ise %86’sını gerçekleştirmektedir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde
buğday ve arpa tarımı çoğunlukla kuru koşullarda gerçekleştirilmektedir.
Türkiye buğday üretiminin 2,8 milyon tonunu gerçekleştiren Güneydoğu
Anadolu Bölgesinde görülecek %90 azalma ile Türkiye buğday rekoltesinde
2,5 milyon ton azalma beklenmektedir.
Türkiye arpa üretiminin 1,55
milyon tonunu gerçekleştiren Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görülecek %90
azalma ile Türkiye arpa rekoltesinde 1,4 milyon ton azalma
beklenmektedir.
Benzer şekilde Türkiye
k.mercimek üretiminin %86’sını gerçekleştiren Bölgede görülecek %60
azalma ile Türkiye k.mercimek rekoltesinde 250 bin ton azalma
beklenmektedir.
Mayıs ayının ilk
haftasındaki yağışlar Güneydoğu Anadolu
Bölgemiz dışındaki bölgelerimizde kuraklık riskini azaltmış
bulunmaktadır. Güneydoğuda meydana gelen kuraklık zararının artık
yağışlarla telafisi mümkün değildir.
Kuraklıktan Zarar Gören
Üreticilerimize Yardım Yapılmalıdır.
Öncelikle Ziraat
Odalarımızın da içinde yer aldığı hasar tespit komisyonları çalışmaları
hızla tamamlanmalıdır.
Çiftçilerimizin zararları
ürün bazında tespit edilerek, tüm üreticilerimizin zararları en kısa
zamanda karşılanmalıdır.
2090 sayılı kanun
değiştirilerek işler hale getirilmelidir.
Çiftçilerimizin Kredi
Borçları Ertelenmelidir.
2007 yılında kuraklık başta
olmak üzere tarımdan yeterli geliri elde edemeyen üreticiler üretime
devam edebilmek için kullandığı kredinin borcunu ödeyememiştir. Bu yılda
kuraklığa bağlı 40 ilde 4 ürün baz alınarak yapılan borç ertelemesi
çiftçilerimiz için yeterli olmamıştır. Bu sebeple 2007 ve 2008 yılında
kredi borcunu ödeyemeyen tüm üreticilerin kredi borçları faizsiz
ertelenmelidir.
Kuraklık da dikkate
alınarak elektrik sorunu çözülmelidir
Kuraklığın etkisini kısmen
azaltabilmek için üreticilerin sulama yapabilmesi çok önemlidir. Buna
rağmen elektrik borçlarından dolayı icralık olan ve sayaçları kapanan
üreticiler sulama yapamamaktadır.
Kesik elektrikler acilen
açılmalı, icralar durdurulmalı ve elektrik borçları yeniden
yapılandırılmalıdır.
Sulama yatırımlarına hız
verilmeli ve GAP en kısa zamanda tamamlanmalıdır.
Kuraklıkla mücadelede en
önemli önlem olan sulama imkanlarımızı sonuna kadar kullanmalıyız.
Güneydoğu Anadolu bölgemiz ve Ülkemiz için bu konuyu ele aldığımızda
GAP’ın en kısa sürede bitirilmesinin ne kadar önemli olduğu açık olarak
görülmektedir.
Ülkemizde sulamaya
açılabilecek 3.5 milyon hektar alanın, 1.5 milyon hektara yakın kısmı bu
proje ile gerçekleşecektir. Aslında sadece GAP kapsamındaki alanlar
değil diğer bölgelerimizdeki 2 milyon hektar alanın da artık en kısa
sürede sulama imkanlarına kavuşturulması gerekmektedir. Bu alanlarda
mümkün olduğu kadar basınçlı sulama sistemleri yaygınlaştırılarak
tasarruflu su kullanımının daha fazla teşvik edilmesi gerekmektedir.
Sayın
Basın Mensupları
Gıda
krizi
Bildiğiniz gibi son yıllarda
bazı tarım ürünleri ve gıda fiyatlarında Dünyada ve Ülkemizde hızlı
fiyat artışları olmuştur. Bu artışlar o kadar hızlı ve yüksek seviyede
olmuştur ki, bu durum, “gıda krizi” olarak değerlendirilmeye
başlanmıştır.
Bu artışların birkaç ana
sebebi bulunmaktadır. Gıdanın uluslararası piyasalarda daha fazla tercih
edilen bir yatırım aracı haline gelmesi, küresel ısınma kaygısı, Çin ve
Hindistan’da ekonomik gelişmeyle birlikte değişen gıda talepleri, gıda
olarak kullanılan bazı tarım ürünlerinin biyoyakıt üretiminde daha fazla
kullanılmaya başlanması gibi sebeplerle tarım ürünlerine talep artarken,
ürün arzı bu taleplere uyum gösteremez hale gelmiş, bazı ürünlerin
stoklarında azalmalar görülmüştür.
Arz ve talepteki bu
dengesizlik, tarım ürünleri ve gıda fiyatlarında görülmemiş artışlara
yol açmıştır. Spekülasyondan kaynaklanan artışları bir tarafa
bırakırsak, gıda fiyatlarının ucuzlaması ve eski seviyelerine geri
çekilmesi beklenmemektedir. Buradan şu sonucu çıkarmak mümkündür: Gıdaya
ulaşım, artık daha da zorlaşmıştır. Bu suretle Dünya ve özellikle
ülkemiz tarımın ve gıdanın stratejik önemini yeniden hatırlamıştır.
Bu durum, yoksulluğun
yaygınlaşması ve açlık riskiyle karşı karşıya olan insanların artmasıyla
sonuçlanacaktır. Bu nedenle son dönemde Birleşmiş Milletler, Dünya
Bankası ve IMF yetkilileri bu soruna dikkat çekmektedirler.
Dünyada yaşanan bu küresel
“gıda krizi”nden en çok gelişme yolundaki ülkelerin ve bu ülkelerdeki
yoksulların etkileneceği anlaşılmaktadır. Yoksulların artan fiyatlar
karşısında beslenmeleri için gerekli gıdayı satın almaları daha zor hale
gelmektedir. Tarım ve gıda bakımından kendine yeterli olmayan, ithalatçı
durumunda olan ülkeler, bu durumdan daha fazla zarar göreceklerdir.
Ülkemiz ise gıda güvencesi
açısından sorunlu olan bir ülke olarak değerlendirilmemektedir. Nitekim
Birleşmiş Milletler Ülkemizi bu bakımdan en az riskli ülkeler grubunda
saymaktadır.
Aslında 3.5 milyon hektar
sulamaya açılacak arazilerimiz ve üretimi artırma imkanlarımız
düşünülürse, bu durumu Ülke olarak fırsata bile dönüştürmemiz
mümkündür.
Yoksulluğu, en yaygın olduğu
kırsal kesimde azaltmak; Ülkemizde gıda güvencesini sağlamak; ayrıca
tarım ve gıda fiyatlarındaki bu değişimin ortaya koyduğu konjonktürden
yararlanmak üzere tarımsal üretimimizi mutlaka artırmamız ve
kırsal kalkınma politikalarına daha fazla önem vermemiz gerekmektedir.
Artık, yıllardır ihmal ettiğimiz tarım ve gıda sektöründe atılım yapmak
üzere doğru bir vizyon ve strateji geliştirmek, zorunlu hale gelmiştir.
Çünkü uygulanan politikalar, tarımda çözülme ve şehirlere göçle
sonuçlanmış; bu değişim ne sanayileşme ne de modernleşme hedefine
ulaşmamızı sağlamıştır.
Bu durumda, yapısal
politikalara ağırlık verilerek tarımsal işletme yapılarımızı
iyileştirmek; üretimde modern yöntem ve araçların kullanımını
yaygınlaştırmak; sulama yatırımlarını hızlandırmak; girdi maliyetlerini
azaltmak; piyasa düzenleme kuruluşlarını oluşturmak; üretimi teşvik
edici destekleme politikalarına daha fazla önem vermek zorundayız.
İnsanımızın temel besin
kaynağı olan gıdaya erişimini garanti altına almak istiyorsak mevcut
politikaları sürdüremeyiz. Aksi takdirde Ülkemizde, bu sektörde yeni
gıda spekülatörlerini hortlatırız, sektörün yeni zenginlerini
yaratırız.
Yaş meyve ve sebze
fiyatlarıyla birlikte önem arz eden çeşitli gıda ve ürünlerin
fiyatlarını her ay açıklıyoruz. Bu çerçevede Mayıs ayı için yapılan
tespitlerin sonuçlarına göre, Üretici ve tüketici arasındaki fiyat
farkı, yaş sebze ve meyvede % 265’lere, kurutulmuş ürünlerde
%170’lere, baklagillerde %336’lara, pirinçte %272’lere ve hayvansal
ürünlerde %233’lere kadar çıktığı görülmüştür. (Bu durum Ekli Tabloda
daha ayrıntılı olarak incelenebilir). Üretici ve tüketici fiyatları
arasındaki bu uçurumun sebeplerinden birincisi üretimin yeterli
olmaması, ikincisi de pirinçte olduğu gibi aracı ve spekülatörlerdir.
Çiftçilerimiz organizasyonları yeterli olmadığı için ürünlerini doğrudan
pazara arz edememekte, bu durumdan üretici de tüketici de zarar
görmektedir.
Sayın
Basın Mensupları,
Kuraklık ve gıda krizi
yanında, tarımdaki temel sorunlarımızdan da kısaca söz etmek istiyorum
Tarımda Temel Sorunlar ve Öneriler
Tarımda bazı gelişmelere
rağmen mevcut potansiyel tam olarak değerlendirilememiş, üretim ve
verimlilikte varılması gereken hedeflere ulaşılamamıştır.
Sektörün atılım yapmasını
engelleyen önemli sorunlar vardır. Bu temel sorunlar yıllardır
çözümlenememiştir.
Temel Sorunlar
-
Tarım İşletmelerimiz
çoğunlukla optimum büyüklüklerin altında ve genellikle çok parçadan
oluşmaktadır.
-
Küçük işletmelerin çok yoğun
olduğu bu tarımsal yapıda ekonomik örgütlenme yetersiz kalmıştır. Bu
durumun da etkisiyle Türk tarımının en önemli sorunlarından birisi
pazarlamadır. Süt ve süt mamulleri sanayinde kooperatiflerin payı
Almanya’da %98, İtalya’da%65, Fransa’da %62, İrlanda ve Hollanda da %100
iken Türkiye de %3 civarındadır. Yem sanayinde kooperatiflerin payı
Almanya da %50, Hollanda da %55’ tir.
-
Tarımsal faaliyetlerde yeni
teknoloji ve modern tarım uygulamaları, girdi kullanımı yetersizdir.
-
Üreticilerimizin eğitimi ve
tarımsal araştırma faaliyetleri tam olarak geliştirilememiştir.
-
Tarım işletmelerinin
finansman açığı vardır. Bu açığı giderecek zirai krediler genellikle
ihtiyacı karşılamaktan uzaktır.
Son yıllarda zirai kredi
faizleri devlet desteği ile indirim uygulanarak %7 ile %13 arasına
çekilmiş, çiftçilerimizin ödediği faizler düşürülmüştür.
Ancak Ziraat Bankası sektör
bankası olma özelliğini büyük ölçüde kaybetmiş, kredilerin verimli
kullanılmasını sağlayacak sistemleri geliştirememiştir. Tarım kredi
Kooperatifleri ise yetersiz kalmıştır.
-
Tarıma yapılan desteklerin
şekli, miktarı, metodolojisi hep tartışılmış, desteklerde süreklilik ve
yeterlilik sağlanamamıştır.
-
Tarımda kamu teşkilat yapısı
parçalı ve yetkiler dağınıktır. Sektöre bir bütünlük içerisinde ve
verimli hizmet sunulamamaktadır. Tarımla ilgili yetki ve sorumlulukların
değişik kurum ve kuruluşlara dağıtılmış olması karar almada ve
uygulamada sorunlar yaratmaktadır.
-
Mevcut yapı içinde
maliyetlerimiz yüksek olduğu gibi önemli israf ve verimsizlikler
yaşanmaktadır.
Öneriler
- İşletmelerin
büyütülmesi ve arazilerin toplulaştırılması için bazı AB ülkelerinde
uygulanmış olan başarılı modeller ülkemizde de uygulanmalıdır.
- Başta
tarımsal kooperatifler olmak üzere güçlü ve fonksiyonel
örgütlenmelerinin gerçekleştirilmesi gereklidir.
Birliğimiz ve ziraat
odalarımızın gelişmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
- Teknolojik
seviyenin yükseltilmesi için yeni teknolojilerin geliştirilmesi, bu
teknolojiler konusunda çiftçilerin eğitilmesi ve üreticileri bu
teknolojileri satın alıp işletmelerde uygulaması sağlanmalıdır.
Araştırma kuruluşlarının
personel ve kaynak yetersizliği giderilmeli; çiftçi-yayım-araştırma
zincirindeki kopukluk giderilmelidir.
- Hayvan
hastalıklarının yaygınlaşmasında etkili olan hayvan kaçakçılığı
önlenmelidir. Hastalıklarla mücadelede ülkesel programlar bir an önce
uygulamaya konulmalıdır.
Bu konuda devletin tüm
ilgili kuruluşlarının merkezi ve yerel boyutta gerekli tedbirlerin
alınması gerekmektedir.
- Ziraat
Bankasının sektöre hitap eden bir ihtisas bankası haline dönüştürülmesi,
bu olamayacaksa yeni bir sektör bankası oluşturulması düşünülmelidir.
Son zamanlarda bazı özel
sektör bankalar tarımsal kredi uygulamasına geçmişlerdir. Bunlar
sübvansiyonsuz faiz uygulaması yapmaktadır.
Özel Bankalara zirai kredi
uygulamalarında Ziraat Bankası gibi sübvansiyonlu kredi uygulama imkanı
sağlanması üreticilerin daha kolay ve yeterli finansmana ulaşmalarını
sağlayabilir.
-
Bakanlık, bir an önce
kuruluş yasasını çıkararak daha yetkili ve hızlı karar alabilen bir
yapıya kavuşturulmalıdır.
-
Tarımda israf ve verimsizlik
sorunlarının çözümü için, sayılan bütün bu önlemlerin alınması ile
sulanabilecek tüm arazilerimize sulama imkanı sağlanmalıdır.
- Tarımda
yapısal sorunlarımız arasında maliyetlerin yüksekliği de öne çıkan bir
sorunumuz haline gelmiştir. Bizim işletme yapılarımızdaki elverişli
olmayan yapıdan kaynaklanan maliyet sorunumuzla birlikte girdi
maliyetlerimiz de yüksektir. Başta mazot ve gübre olmak üzere tarımsal
girdi fiyatlarımız ürün fiyatlarımızdan çok hızlı atmaktadır. Girdi
maliyetlerinin rakip ülkelerin seviyelerine çekilmesi gerekmektedir.
Gübre
Mazot Fiyatları
Gübrede son bir yılda %150
fiyat artışı oldu (Tabloları Ek’te).
Türkiye’de hektar başına saf
besin maddesi olarak gübre kullanımı 83 kilogram iken, bu miktar,
komşumuz Bulgaristan’da 173 Kg’dır. Halen AB’nin (250 Kg/ha) üçte biri,
Bulgaristan’ın yarısı kadar gübre tükettiğimiz ve gübrenin bitkisel
üretimde %40 dolayında olumlu etkisi olduğu dikkate alınarak yapılacak
bir hesaba göre,yetersizi gübre kullanımından dolayı halen yaklaşık 8
milyar doları aşan bir üretim kaybımız olduğu anlaşılmaktadır
Bilinçsizce ve gereksiz yere
yapılan gübreleme sonucunda beklenilen fayda sağlanamayacağı gibi,
toprak, su ve bitki kalitesinde de bir takım bozukluklar meydana
gelmektedir. Bu nedenle Ziraat Odalarımızca toprak, bitki,
yaprak, gübre ve su analizi laboratuarları kurulmuştur. Türkiye
genelinde Ziraat Odalarımız tarafından toprak, bitki, yaprak, gübre ve
su analizi laboratuarların kurulması çalışmalarına devam edilmektedir.
Bu laboratuarlar ile çiftçilerimizin toprakların ihtiyacına uygun
gübre kullanımı sağlanarak, gübre tasarrufuna ve gübrenin verimli
kullanılmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir.
Gübre fiyatının yükselmesi
Ülkemizde zaten yetersiz olan tüketimin daha da azalmasına yol
açmaktadır. 2007 yılında gübre tüketimi %4 oranında azalmış
bulunmaktadır.
Nisan ayı itibariyle son bir
yılda gübrede %44-150 arasında fiyat artışları olmuştur.
Gübredeki bu fiyat artışları çiftçilerimizi gübre kullanamaz hale
getirmiştir.
Gübre fiyatlarındaki
olağanüstü artışlar çiftçilerimize ve tarımsal üretime zarar verecektir.
Gübredeki aşırı fiyat
artışlarından çiftçilerin daha az etkilenmesi için bazı önlemler
alınması gerekmektedir.
Tarımda en önemli sorun
haline gelen yüksek üretim maliyetlerini azaltmak, gübrede aşırı fiyat
artışlarını önlemek üzere öncelikli olarak gübredeki KDV oranı %18 den
%1’e düşürülmelidir.
Rusya ve Ukrayna gibi bazı
Ülkelerden gübre ithalatında %1,3-6,5 arasında gümrük vergisi
uygulanmaktadır. Gübre ithal ettiğimiz bu gibi ülkeler için düşük
düzeyde de olsa uygulanan gümrük vergilerinin kaldırılması ve gümrükten
muaf olarak gübre ithalatına imkan verecek düzenlemenin yapılması
gübredeki aşırı artışların engellenmesinde yararlı olacaktır.
Bunların yanında destekleme
politikası kapsamında yapılmakta olan gübre desteğinin de artırılmasına
ihtiyaç bulunduğu açıkça görülmektedir.
Kullanılmayan gübre, üretim
ve verimde azalma demektir.
Dünyada tarım ürünlerinde
arz ve talep dengesizliğinin yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin gıda
güvencesi için çiftçilerimiz gübre kullanabilmelidir.
Gübredeki fiyat
artışlarından çiftçilerimizin daha az etkilenmesi için, Hükümetten
gerekli önlemleri almasını bekliyoruz.
Mazot Fiyatları
Mazota son bir yılda %31,4
zam gelmiştir. 2008 yılında ilk beş ayda fiyat artışı %20 olmuştur.
Üretimin temel girdilerinden olan mazottaki bu fiyat artışı ürün
maliyetlerini de artırmaktadır. 2008 yılı buğday üretim maliyetinin
%24’ünü mazot gideri oluşturmaktadır.
Mazot bedelinin %30’u nu ÖTV
oluşturmaktadır, ayrıca %18 KDV alınmaktadır.
Tarımda kullanılan mazot
miktarı yaklaşık 3,3 milyar litredir. Verilen mazot desteği, tarımda
kullanılan mazotun yarısından daha azının (1,36 Milyar litre) bu günkü
fiyatlarla ancak %12’sini desteklemiştir. Aslında verilen destek tarımda
kullanılan mazota ödenen toplam bedelin sadece %5’ini ancak
karşılamıştır.
Dünya ile rekabet edebilmek
için rekabet ortamını iyileştirmek, tarımsal girdi maliyetlerini
azaltmamız gerekmektedir. Fransa çiftçisinin mazotu %40 daha ucuza
kullandığı, Polonya çiftçisinin mazotu ÖTV’siz aldığı, ABD çiftçisinin
bize göre üçte bir fiyata mazot kullandığı bir ortamda Türk çiftçisi
nasıl rekabet edecektir.
Tarımsal üretimin temel
girdilerindeki vergi yükü hafifletilmelidir. Üretim maliyetlerinin
düşürülmesi için çiftçinin kullandığı mazotta ÖTV ve KDV istisnası
getirilmelidir.
Sayın
Basın Mensupları
Geçen
hafta tarım politikasıyla ilgili bazı açıklamalar yapılmıştır.
Biliyorsunuz, tarım, her
ülkede desteklenir. Bu destekler kısaca, gümrük vergileri, ihracat
destekleri ve iç destekler yoluyla yapılmaktadır. Bu çok geniş bir konu
olduğu için, zaman yetersizliği nedeniyle burada ayrıntısına girmemiz
mümkün değil. Ancak bu konuda sadece 2008 destekleme bütçesiyle ilgili
kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.
Bütçe konusuna girmeden
önce, son günlerde bir kuruluşun hazırlattığı “Tarım Raporu”yla ilgili
olarak yapılan açıklamalardan, özellikle “tarımda korumacılık ve
kendine yeterli olma” ilkelerine karşı çıkan görüşlere
katılmadığımızı burada ifade etmek istiyorum.
Tarım politikaları içinde
özellikle bizim gibi bütçe desteği kısıtlı olan ve yeterli mali destek
veremeyen ülkelerde bazı ürünler, ithalatta alınan önlemlerle
korunmaktadır. Tarımda korumacılık, aslında hemen hemen tüm
ülkelerde uygulanan bir önlemdir. Diğer taraftan “kendine yeterli
olma” tarım politikalarında temel gıda maddeleri için stratejik bir
ilkedir.
Tarımda, sadece
uzmanlaşmanın ve mukayeseli üstünlüğün geçerli olduğu bir politikayı
doğru bulmuyoruz. Tarım gıda üreten bir sektördür. Son günlerde gıdada
yaşanan sıkıntı yüzünden bazı ülkelerde ölümlere varan olaylar olduğunu
hatırlarsak, gıda bakımından kendine yeterli olma hedefinin ne kadar
gerekli ve önemli olduğu açık olarak görülecektir. Kaldı ki, gelişmiş
ülkeler verdikleri çok yüksek desteklerle mukayeseli üstünlüğün
gerçekleşmesine zaten engel olmaktadırlar. Ülkemizde çok yüksek kaliteli
ve verimli pamuk üretimi yaptığımız halde ABD ve AB kadar destek
veremediğimiz için mukayeseli üstünlüğümüz işe yaramamaktadır.
Bu bakımdan Ülkemizde “gıda
güvencesi”, gıdada kendine yeterlilik tarım politikalarımızın temel
amaçları arasında her zaman yer almıştır. Tarım Kanunu ve Kalkınma
Planları da tarım politikası için bu amacı ortaya koymuştur. Bu ilke,
rekabetçi olma ilkesiyle çelişen bir durum da değildir. Her iki amaç bir
arada hedeflenebilir.
Diğer taraftan söz konusu
“Tarım Raporu”nda, DGD savunulmaya çalışılmıştır. DGD, tarımı
desteklemek için en iyi destek değildir. Türkiye bir çok ürünü, hem de
stratejik ürünleri ithal eden bir ülkedir. Ülkemiz, başta bu ürünler
olmak üzere üretimi artırma ve çiftçilerimizi bu ürünlere yönlendirme
politikası uygulamak, bunun için de DGD yerine ürün bazında destek
vermek zorundadır.
Bu bağlamda Ülkemizde tarıma
verilen bütçe desteklerinin durumu hakkında görüşlerimizi de sizlerle
paylaşmak istiyorum
2008 Yılı Tarım
Bütçesinin Değerlendirilmesi
2008 yılına ait tarımsal
destek bütçesi 5.4 milyar YTL olarak açıklanmıştır. Bu durumda 2008 yılı
tarım destek bütçesi 2007 yılı için açıklanan 5.3 milyar YTL’den sadece
%1.9 artırılmıştır. Bütçe giderleri %9.6 artırıldığı halde, tarım için
ayrılan kaynağın % 1.9 artırılmasının sebebi anlaşılamamıştır.
Ayrılan bu bütçenin tarımın
ihtiyacını karşılaması, çiftçilerimizi diğer ülkelerin çiftçileri
düzeyinde desteklemesi mümkün değildir. Bu miktar yeterli olmadığı gibi
Tarım Kanunu ile öngörülen miktarın da çok altında kalmaktadır. TÜİK’in
açıklamasına göre 2007 GSYH 856 milyar YTL’dir .Tarım Kanunu’nun bu
konuya ilişkin 21’inci maddesine göre: “Tarımsal destekleme
programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından
ve dış kaynaklardan sağlanır.
Bütçeden ayrılacak kaynak, Gayri Safi Millî Hasılanın yüzde
birinden az olamaz.”
Yasa hükmüne uygun bir bütçe
hazırlansaydı, tarımsal destek bütçesinin asgari 8.6 milyar YTL
olması gerekirdi.
Dünyada tarımdaki rekabet
koşullarının zorlaştığı, AB’ye uyum için tarımda yapısal dönüşüm, üretim
ve verimliliğin artırılmasına daha fazla ihtiyaç olduğu bir dönemde
tarımsal desteklerin artırılmamasının mantıklı bir açıklaması yoktur.
Dünya pazarlarıyla rekabete hazırlanan bir sektörde en azından Tarım
Kanununa uyularak tarım destek bütçesinin artırılması
gerekmektedir.
Bütçe yetersiz
olduğu için açıklanan prim miktarları da
üretimi teşvik etmeye yetecek düzeyde değildir.
Tarımsal Destekleme ve
Yönlendirme Kurulu, 2007 primlerini geçen yıla ait prim miktarları ile
aynı düzeyde belirlemiş, hatta mısır priminde düşüş olmuştur. Prim
miktarları belirlenirken üretim maliyeti ve çiftçi satış fiyatının göz
önüne alınması gerekmektedir. Oysa açıklanan prim miktarlarında bu iki
unsurun hiç dikkate alınmadığı gözlenmiştir. Örneğin, ülkemizde üretim
potansiyeli oldukça yüksek olmasına rağmen son yıllarda üretim miktarı
gittikçe azalan ve ithalatına yılda 1 milyar $ ödediğimiz pamuk için
verilmesi gerekli prim miktarı en az 58 Ykr/kg olmalıdır. Pamuk priminde
artış olmaması çiftçinin pamuk alanlarında başka ürünlere yönelmesine
sebep olacaktır.
Mısır primindeki düşüş ise
özellikle yem sanayinin ham maddesi olan bu üründe yeniden dışa bağımlı
hale geleceğimizin sinyalini vermektedir. 2006 yılında 30 bin ton
civarında olan mısır ithalatı, 2007 yılında 1 milyon 109 bin tona
yükselmiştir. Bu yıl mısır priminin geçen yıla oranla %70 oranında
düşürülerek 2 Ykr/kg olması, çiftçiyi mısır üretiminden vazgeçirebilir.
Mısır primlerinin aşağıya düşürülmesi ithalatı daha da artırır. Üretimde
sürekliliğin sağlanması bakımında 2007 yılı mısır primi 8 Ykr/kg
olmalıdır.
2007 yılında prim
uygulamasına esas ürünlerin ithalatı için ödenen toplam bedel 3 milyar
$’a yaklaşmıştır. Bu primle Mısırda, Pamukta ve Yağlı Tohumlarda
İthalatçı Olmaktan Kurtulamayız.”
Ürün fiyatlarındaki artış
girdi fiyatlarındaki artışın çok gerisinde kalmıştır. Buna karşılık
açıklanan prim miktarlarında ise artış görülmemektedir.
Tarımsal Destekleme ve
Yönlendirme Kurulu kararı değiştirilmeli ve primler
yükseltilmelidir.
2007 yılı ürünleri için TZOB
prim talepleri
Üretim açığını kapatmak
amacıyla halen prim uygulanan yedi üründe Tarım Kanununda öngörüldüğü
üzere en azında üretim maliyetleri ve piyasa fiyatları arasındaki farkın
çiftçiye ödenmesi gerekmektedir.
Birliğimizce belirlenen,
2007 yılı ürünü kütlü pamuk, yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi,
kanola, dane mısır, aspir ve zeytinyağı prim miktarlarını Ek’te
sunduğumuz tablolarda yer verdik.
Toplantımıza geldiğiniz
için teşekkür ediyorum.
Ş. Şemsi BAYRAKTAR
TZOB Genel Başkanı
EKLER
2003- 2007 Gübre Üretim, İthalat, Tüketim
Miktarları (Ton)
|
YILLAR |
2005 |
% |
2006 |
% |
2007 |
% |
|
Üretim |
3.157.574 |
-1,08 |
3.133.420 |
-0,76 |
3.113.767 |
-0,63 |
|
İthalat |
2.477.581 |
-8,57 |
2.660.962 |
7,40 |
2.376.986 |
-10,67 |
|
Tüketim |
5.198.779 |
0,46 |
5.367.045 |
3,24 |
5.148.059 |
-4,08 |
Gübre Fiyatları (YTL/Kg)
|
|
Aralık'07 |
29 Nisan'08 |
% Artış |
|
GÜBRE FİYATLARI |
|
|
|
|
Amonyum Sülfat (%21N) |
0,51 |
0,65 |
27,5 |
|
Amonyum Nitrat(%26N) |
0,51 |
0,58 |
13,7 |
|
Amonyum Nitrat(%33N) |
0,61 |
0,66 |
8,2 |
|
Üre |
0,76 |
1 |
31,6 |
|
DAP |
0,85 |
1,85 |
117,6 |
|
Kompoze 20-20-0 |
0,65 |
1,05 |
61,5 |
2007-2008 Nisan Ayları İtibariyle Gübre
Fiyatları (YTL/Kg)
|
|
Nisan’07 |
Nisan’08 |
% artış |
|
GÜBRE FİYATLARI |
|
|
|
|
Amonyum Sülfat%21N) |
0,38 |
0,65 |
71,1 |
|
Amonyum Nitrat(%26N) |
0,36 |
0,58 |
61,1 |
|
Amonyum Nitrat(%33N) |
0,46 |
0,66 |
43,5 |
|
Üre |
0,68 |
1,00 |
47,1 |
|
DAP |
0,74 |
1,85 |
150,0 |
|
Kompoze 20-20-0 |
0,53 |
1,05 |
98,1 |
Mazot fiyatları (YTL/lt)
|
|
Fiyat |
Fiyat |
% Artış |
|
Yıllık (2007/2008) |
2,29 |
3,01 |
31,4 |
|
2008 (Ocak/Mayıs) |
2,5 |
3,01 |
20,4 |
TZOB’nin Prim Talepleri
|
Ürün |
Prim Miktarı (Ykr/kg) |
Tahmini Ödenecek toplam prim
Miktarı(YTL) |
|
Kütlü pamuk |
58 |
1.363.000.000 |
|
Yağlık ayçiçeği |
21 |
252.000.000 |
|
Soya Fasulyesi |
23 |
9.200.000 |
|
Kanola |
23 |
2.300.000 |
|
Dane Mısır |
8 |
248.000.000 |
|
Aspir |
| |