TZOB                                     WWW.tzob.org.tr
   Türkiye Ziraat Odaları Birliği
 
                         

                             

Ziraat Odaları 

Web & E-Posta Adresleri

                             

 

BASIN TOPLANTISI

14 Mayıs 2008

 

 

Sayın Basın Mensuplar,

Bu gün, “Dünya Çiftçiler Günü”.

Bu münasebetle, çiftçilerimizin ve tüm dünya çiftçilerinin “dünya çiftçiler günü”nü kutluyorum.

80 ülkeden 115 tarımsal organizasyonun üye olduğu, dünyadaki 600 milyon çiftçiyi temsil eden ve Birliğimizin de üyesi olduğu, halen yönetiminde bulunduğu Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu (IFAP) tarafından 1984 yılında, her yıl 14 Mayıs gününün, tüm dünyada “Dünya Çiftçiler Günü” olarak çeşitli etkinliklerle kutlanması kararı alınmıştır.

 

 

Ülkemizde de, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü, Birliğimiz ve ziraat odalarımız tarafından her yıl kutlanmakta; düzenlenen toplantılar ve bazı etkinliklerle sektörümüzün ekonomik ve sosyal açıdan önemi vurgulanmakta, çiftçilerimizin hatırlanması, tarımsal sorunların gündeme gelmesi sağlanmaya çalışılmaktadır.

Bu gün de yine böyle bir amaçla, sorunlarımızı ve sektörümüzle ilgili değerlendirmelerimizi sizlerin aracılığı ile halkımızın bilgisine sunmak istiyoruz.

Bu gün, “dünya çiftçiler günü”nü sıkıntılı kutluyoruz. Biliyorsunuz, 2007’yi iyi geçirmedik; 2008’de de sıkıntılarımız devam ediyor.

 

 

Bu koşullarda gündeme taşımak üzere seçtiğimiz konuları şu şekilde belirledik:

-          Güneydoğuda yaşanan kuraklık ve etkileri

-          Gıda krizi

-          Tarımda Temel Sorunlar ve Öneriler

-          Girdi maliyetleri, gübre ve mazottaki fiyat artışları

-          2008 Yılı Tarım Bütçesinin Değerlendirilmesi

Sayın Basın Mensupları,

Çiftçilerimiz, bu yıl da kuraklıktan maalesef zarar gördü.

 

 

2007 yılında genelde ülkemizde yeterli yağışın olmaması sebebiyle başlangıçta belirlenen meteorolojik kuraklık daha sonra tarımsal kuraklığa dönüşmüş, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri dışında tüm bölgelerimizde kuraklığın etkisiyle bir çok üründe önemli üretim düşüşleri meydana gelmiştir. Birliğimizin tahminine göre 2007 yılında kuraklığın tarıma verdiği zarar 5 Milyar YTL’ye ulaşmış, tarımda %7,3 oranında bir küçülme meydana gelmiştir.

Bu yıl ise Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünden (DMİ) alınan veriler Güneydoğu Anadolu Bölgesinde önemli ölçüde tarımsal kuraklık olduğunu göstermektedir. DMİ’nin Kümülatif Yağış Raporu’na göre 1 Ekim 2007-30 Nisan 2008 tarihlerini kapsayan 7 aylık dönemde ülke genelinde %13.7 yağış azlığı görülmüş, normale göre en fazla yağış azalması %49 oranı ile Güneydoğu Anadolu Bölgesinde gerçekleşmiştir. Aynı dönemde yağışlar Doğu Anadolu Bölgesinde %26, Akdeniz Bölgesinde %17 oranında azalmıştır.

Kuraklığın İl bazındaki etkilerini tespit etmek amacıyla Ziraat Odalarımızla gerçekleştirilen bir çalışma sonucunda Mardin, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Hakkari, Muş, Siirt, Şırnak, Gaziantep, Elazığ illerinde buğday, arpada zarar oranlarının %90’ı, kırmızı mercimekte %60’ı bulduğu belirtilmektedir. Ayrıca, bağlarda verim azalmaları beklendiği, özellikle Elazığ’a özgü şaraplık üzüm çeşitlerinden Öküzgözü ve Boğazkere’de yanma olduğu ilk tespitlere göre %30’lara varan verim azalmalarının beklendiği belirtilmektedir. Bölgede ayrıca meraların yeşermemesi sebebiyle hayvancılığın da sıkıntıda olduğu ifade edilmektedir.

Bölgede kuraklık meralarda otlama imkanını ortadan kaldırdığı için çiftçilerimiz hayvanlarını satmaya başlamışlardır.

 

 

Bölgede halkımızın büyük bir kısmı geçimini tarımdan sağlamaktadır. Kuraklıktan kaynaklanan kayıp telafi edilmezse, işsizlik ve göçün artmasıyla bölgede ekonomik ve sosyal sorunlar ağırlaşacaktır.

Bölgede Buğday, Arpa, K.Mercimek Üretimi Önemli Oranda Azalacaktır

Ziraat Odalarımızdan alınan bilgilere göre, hububat ve baklagil hasadının başlamasına bir ay kala Güneydoğu Anadolu Bölgesinde hasat yapılacak buğday, arpa ve k.mercimeğe rastlamanın çok zor olacağı anlaşılmaktadır.

Bu bölge yaklaşık olarak Türkiye buğday üretiminin %13’ünü, arpa üretiminin %16’sını, kırmızı mercimek üretiminin ise %86’sını gerçekleştirmektedir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesinde buğday ve arpa tarımı çoğunlukla kuru koşullarda gerçekleştirilmektedir. Türkiye buğday üretiminin 2,8 milyon tonunu gerçekleştiren Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görülecek %90 azalma ile Türkiye buğday rekoltesinde 2,5 milyon ton azalma beklenmektedir.

Türkiye arpa üretiminin 1,55 milyon tonunu gerçekleştiren Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görülecek %90 azalma ile Türkiye arpa rekoltesinde 1,4 milyon ton azalma beklenmektedir.

Benzer şekilde Türkiye k.mercimek üretiminin %86’sını gerçekleştiren Bölgede görülecek %60 azalma ile Türkiye k.mercimek rekoltesinde 250 bin ton azalma beklenmektedir.

Mayıs ayının ilk haftasındaki yağışlar Güneydoğu Anadolu Bölgemiz dışındaki bölgelerimizde kuraklık riskini azaltmış bulunmaktadır. Güneydoğuda meydana gelen kuraklık zararının artık yağışlarla telafisi mümkün değildir.

Kuraklıktan Zarar Gören Üreticilerimize Yardım Yapılmalıdır.

Öncelikle Ziraat Odalarımızın da içinde yer aldığı hasar tespit komisyonları çalışmaları hızla tamamlanmalıdır.

Çiftçilerimizin zararları ürün bazında tespit edilerek, tüm üreticilerimizin zararları en kısa zamanda karşılanmalıdır.

2090 sayılı kanun değiştirilerek işler hale getirilmelidir.

Çiftçilerimizin Kredi Borçları Ertelenmelidir.

2007 yılında kuraklık başta olmak üzere tarımdan yeterli geliri elde edemeyen üreticiler üretime devam edebilmek için kullandığı kredinin borcunu ödeyememiştir. Bu yılda kuraklığa bağlı 40 ilde 4 ürün baz alınarak yapılan borç ertelemesi çiftçilerimiz için yeterli olmamıştır. Bu sebeple 2007 ve 2008 yılında kredi borcunu ödeyemeyen tüm üreticilerin kredi borçları faizsiz ertelenmelidir.

Kuraklık da dikkate alınarak elektrik sorunu çözülmelidir

Kuraklığın etkisini kısmen azaltabilmek için üreticilerin sulama yapabilmesi çok önemlidir. Buna rağmen elektrik borçlarından dolayı icralık olan ve sayaçları kapanan üreticiler sulama yapamamaktadır.

Kesik elektrikler acilen açılmalı, icralar durdurulmalı ve elektrik borçları yeniden yapılandırılmalıdır.

Sulama yatırımlarına hız verilmeli ve GAP en kısa zamanda tamamlanmalıdır.

Kuraklıkla mücadelede en önemli önlem olan sulama imkanlarımızı sonuna kadar kullanmalıyız. Güneydoğu Anadolu bölgemiz ve Ülkemiz için bu konuyu ele aldığımızda GAP’ın en kısa sürede bitirilmesinin ne kadar önemli olduğu açık olarak görülmektedir.

Ülkemizde sulamaya açılabilecek 3.5 milyon hektar alanın, 1.5 milyon hektara yakın kısmı bu proje ile gerçekleşecektir. Aslında sadece GAP kapsamındaki alanlar değil diğer bölgelerimizdeki 2 milyon hektar alanın da artık en kısa sürede sulama imkanlarına kavuşturulması gerekmektedir. Bu alanlarda mümkün olduğu kadar basınçlı sulama sistemleri yaygınlaştırılarak tasarruflu su kullanımının daha fazla teşvik edilmesi gerekmektedir.

Sayın Basın Mensupları

Gıda krizi

Bildiğiniz gibi son yıllarda bazı tarım ürünleri ve gıda fiyatlarında Dünyada ve Ülkemizde hızlı fiyat artışları olmuştur. Bu artışlar o kadar hızlı ve yüksek seviyede olmuştur ki, bu durum, “gıda krizi” olarak değerlendirilmeye başlanmıştır.

Bu artışların birkaç ana sebebi bulunmaktadır. Gıdanın uluslararası piyasalarda daha fazla tercih edilen bir yatırım aracı haline gelmesi, küresel ısınma kaygısı, Çin ve Hindistan’da ekonomik gelişmeyle birlikte değişen gıda talepleri, gıda olarak kullanılan bazı tarım ürünlerinin biyoyakıt üretiminde daha fazla kullanılmaya başlanması gibi sebeplerle tarım ürünlerine talep artarken, ürün arzı bu taleplere uyum gösteremez hale gelmiş, bazı ürünlerin stoklarında azalmalar görülmüştür.

Arz ve talepteki bu dengesizlik, tarım ürünleri ve gıda fiyatlarında görülmemiş artışlara yol açmıştır. Spekülasyondan kaynaklanan artışları bir tarafa bırakırsak, gıda fiyatlarının ucuzlaması ve eski seviyelerine geri çekilmesi beklenmemektedir. Buradan şu sonucu çıkarmak mümkündür: Gıdaya ulaşım, artık daha da zorlaşmıştır. Bu suretle Dünya ve özellikle ülkemiz tarımın ve gıdanın stratejik önemini yeniden hatırlamıştır.

Bu durum, yoksulluğun yaygınlaşması ve açlık riskiyle karşı karşıya olan insanların artmasıyla sonuçlanacaktır. Bu nedenle son dönemde Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve IMF yetkilileri bu soruna dikkat çekmektedirler.

Dünyada yaşanan bu küresel “gıda krizi”nden en çok gelişme yolundaki ülkelerin ve bu ülkelerdeki yoksulların etkileneceği anlaşılmaktadır. Yoksulların artan fiyatlar karşısında beslenmeleri için gerekli gıdayı satın almaları daha zor hale gelmektedir. Tarım ve gıda bakımından kendine yeterli olmayan, ithalatçı durumunda olan ülkeler, bu durumdan daha fazla zarar göreceklerdir.

Ülkemiz ise gıda güvencesi açısından sorunlu olan bir ülke olarak değerlendirilmemektedir. Nitekim Birleşmiş Milletler Ülkemizi bu bakımdan en az riskli ülkeler grubunda saymaktadır.

Aslında 3.5 milyon hektar sulamaya açılacak arazilerimiz ve üretimi artırma imkanlarımız düşünülürse, bu durumu Ülke olarak fırsata bile dönüştürmemiz mümkündür.

Yoksulluğu, en yaygın olduğu kırsal kesimde azaltmak; Ülkemizde gıda güvencesini sağlamak; ayrıca tarım ve gıda fiyatlarındaki bu değişimin ortaya koyduğu konjonktürden yararlanmak üzere tarımsal üretimimizi mutlaka artırmamız ve kırsal kalkınma politikalarına daha fazla önem vermemiz gerekmektedir. Artık, yıllardır ihmal ettiğimiz tarım ve gıda sektöründe atılım yapmak üzere doğru bir vizyon ve strateji geliştirmek, zorunlu hale gelmiştir. Çünkü uygulanan politikalar, tarımda çözülme ve şehirlere göçle sonuçlanmış; bu değişim ne sanayileşme ne de modernleşme hedefine ulaşmamızı sağlamıştır.

Bu durumda, yapısal politikalara ağırlık verilerek tarımsal işletme yapılarımızı iyileştirmek; üretimde modern yöntem ve araçların kullanımını yaygınlaştırmak; sulama yatırımlarını hızlandırmak; girdi maliyetlerini azaltmak; piyasa düzenleme kuruluşlarını oluşturmak; üretimi teşvik edici destekleme politikalarına daha fazla önem vermek zorundayız.

İnsanımızın temel besin kaynağı olan gıdaya erişimini garanti altına almak istiyorsak mevcut politikaları sürdüremeyiz. Aksi takdirde Ülkemizde, bu sektörde yeni gıda spekülatörlerini hortlatırız, sektörün yeni zenginlerini yaratırız.

Yaş meyve ve sebze fiyatlarıyla birlikte önem arz eden çeşitli gıda ve ürünlerin fiyatlarını her ay açıklıyoruz. Bu çerçevede Mayıs ayı için yapılan tespitlerin sonuçlarına göre, Üretici ve tüketici arasındaki fiyat farkı, yaş sebze ve meyvede % 265’lere, kurutulmuş ürünlerde %170’lere, baklagillerde %336’lara, pirinçte %272’lere ve hayvansal ürünlerde %233’lere kadar çıktığı görülmüştür. (Bu durum Ekli Tabloda daha ayrıntılı olarak incelenebilir). Üretici ve tüketici fiyatları arasındaki bu uçurumun sebeplerinden birincisi üretimin yeterli olmaması, ikincisi de pirinçte olduğu gibi aracı ve spekülatörlerdir. Çiftçilerimiz organizasyonları yeterli olmadığı için ürünlerini doğrudan pazara arz edememekte, bu durumdan üretici de tüketici de zarar görmektedir.

Sayın Basın Mensupları,

Kuraklık ve gıda krizi yanında, tarımdaki temel sorunlarımızdan da kısaca söz etmek istiyorum

Tarımda Temel Sorunlar ve Öneriler

Tarımda bazı gelişmelere rağmen mevcut potansiyel tam olarak değerlendirilememiş, üretim ve verimlilikte varılması gereken hedeflere ulaşılamamıştır.

Sektörün atılım yapmasını engelleyen önemli sorunlar vardır. Bu temel sorunlar yıllardır çözümlenememiştir.

Temel Sorunlar

-                      Tarım İşletmelerimiz çoğunlukla optimum büyüklüklerin altında ve genellikle çok parçadan oluşmaktadır.

-                      Küçük işletmelerin çok yoğun olduğu bu tarımsal yapıda ekonomik örgütlenme yetersiz kalmıştır. Bu durumun da etkisiyle Türk tarımının en önemli sorunlarından birisi pazarlamadır. Süt ve süt mamulleri sanayinde kooperatiflerin payı Almanya’da %98, İtalya’da%65, Fransa’da %62, İrlanda ve Hollanda da %100 iken Türkiye de %3 civarındadır. Yem sanayinde kooperatiflerin payı Almanya da %50, Hollanda da %55’ tir.

-                      Tarımsal faaliyetlerde yeni teknoloji ve modern tarım uygulamaları, girdi kullanımı yetersizdir.

-                      Üreticilerimizin eğitimi ve tarımsal araştırma faaliyetleri tam olarak geliştirilememiştir.

-                      Tarım işletmelerinin finansman açığı vardır. Bu açığı giderecek zirai krediler genellikle ihtiyacı karşılamaktan uzaktır.

Son yıllarda zirai kredi faizleri devlet desteği ile indirim uygulanarak %7 ile %13 arasına çekilmiş, çiftçilerimizin ödediği faizler düşürülmüştür.

Ancak Ziraat Bankası sektör bankası olma özelliğini büyük ölçüde kaybetmiş, kredilerin verimli kullanılmasını sağlayacak sistemleri geliştirememiştir. Tarım kredi Kooperatifleri ise yetersiz kalmıştır.

-                      Tarıma yapılan desteklerin şekli, miktarı, metodolojisi hep tartışılmış, desteklerde süreklilik ve yeterlilik sağlanamamıştır.

-                      Tarımda kamu teşkilat yapısı parçalı ve yetkiler dağınıktır. Sektöre bir bütünlük içerisinde ve verimli hizmet sunulamamaktadır. Tarımla ilgili yetki ve sorumlulukların değişik kurum ve kuruluşlara dağıtılmış olması karar almada ve uygulamada sorunlar yaratmaktadır.

-                      Mevcut yapı içinde maliyetlerimiz yüksek olduğu gibi önemli israf ve verimsizlikler yaşanmaktadır.

Öneriler

-              İşletmelerin büyütülmesi ve arazilerin toplulaştırılması için bazı AB ülkelerinde uygulanmış olan başarılı modeller ülkemizde de uygulanmalıdır.

-              Başta tarımsal kooperatifler olmak üzere güçlü ve fonksiyonel örgütlenmelerinin gerçekleştirilmesi gereklidir.

Birliğimiz ve ziraat odalarımızın gelişmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

-              Teknolojik seviyenin yükseltilmesi için yeni teknolojilerin geliştirilmesi, bu teknolojiler konusunda çiftçilerin eğitilmesi ve üreticileri bu teknolojileri satın alıp işletmelerde uygulaması sağlanmalıdır.

Araştırma kuruluşlarının personel ve kaynak yetersizliği giderilmeli; çiftçi-yayım-araştırma zincirindeki kopukluk giderilmelidir.

-              Hayvan hastalıklarının yaygınlaşmasında etkili olan hayvan kaçakçılığı önlenmelidir. Hastalıklarla mücadelede ülkesel programlar bir an önce uygulamaya konulmalıdır.

Bu konuda devletin tüm ilgili kuruluşlarının merkezi ve yerel boyutta gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.

-              Ziraat Bankasının sektöre hitap eden bir ihtisas bankası haline dönüştürülmesi, bu olamayacaksa yeni bir sektör bankası oluşturulması düşünülmelidir.

Son zamanlarda bazı özel sektör bankalar tarımsal kredi uygulamasına geçmişlerdir. Bunlar sübvansiyonsuz faiz uygulaması yapmaktadır.

Özel Bankalara zirai kredi uygulamalarında Ziraat Bankası gibi sübvansiyonlu kredi uygulama imkanı sağlanması üreticilerin daha kolay ve yeterli finansmana ulaşmalarını sağlayabilir.

-                      Bakanlık, bir an önce kuruluş yasasını çıkararak daha yetkili ve hızlı karar alabilen bir yapıya kavuşturulmalıdır.

-                      Tarımda israf ve verimsizlik sorunlarının çözümü için, sayılan bütün bu önlemlerin alınması ile sulanabilecek tüm arazilerimize sulama imkanı sağlanmalıdır.

-              Tarımda yapısal sorunlarımız arasında maliyetlerin yüksekliği de öne çıkan bir sorunumuz haline gelmiştir. Bizim işletme yapılarımızdaki elverişli olmayan yapıdan kaynaklanan maliyet sorunumuzla birlikte girdi maliyetlerimiz de yüksektir. Başta mazot ve gübre olmak üzere tarımsal girdi fiyatlarımız ürün fiyatlarımızdan çok hızlı atmaktadır. Girdi maliyetlerinin rakip ülkelerin seviyelerine çekilmesi gerekmektedir.

Gübre Mazot Fiyatları

Gübrede son bir yılda %150 fiyat artışı oldu (Tabloları Ek’te).

Türkiye’de hektar başına saf besin maddesi olarak gübre kullanımı 83 kilogram iken, bu miktar, komşumuz Bulgaristan’da 173 Kg’dır. Halen AB’nin (250 Kg/ha) üçte biri, Bulgaristan’ın yarısı kadar gübre tükettiğimiz ve gübrenin bitkisel üretimde %40 dolayında olumlu etkisi olduğu dikkate alınarak yapılacak bir hesaba göre,yetersizi gübre kullanımından dolayı halen yaklaşık 8 milyar doları aşan bir üretim kaybımız olduğu anlaşılmaktadır

Bilinçsizce ve gereksiz yere yapılan gübreleme sonucunda beklenilen fayda sağlanamayacağı gibi, toprak, su ve bitki kalitesinde de bir takım bozukluklar meydana gelmektedir. Bu nedenle Ziraat Odalarımızca toprak, bitki, yaprak, gübre ve su analizi laboratuarları kurulmuştur. Türkiye genelinde Ziraat Odalarımız tarafından toprak, bitki, yaprak, gübre ve su analizi laboratuarların kurulması çalışmalarına devam edilmektedir. Bu laboratuarlar ile çiftçilerimizin toprakların ihtiyacına uygun gübre kullanımı sağlanarak, gübre tasarrufuna ve gübrenin verimli kullanılmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir.

Gübre fiyatının yükselmesi Ülkemizde zaten yetersiz olan tüketimin daha da azalmasına yol açmaktadır. 2007 yılında gübre tüketimi %4 oranında azalmış bulunmaktadır.

Nisan ayı itibariyle son bir yılda gübrede %44-150 arasında fiyat artışları olmuştur. Gübredeki bu fiyat artışları çiftçilerimizi gübre kullanamaz hale getirmiştir.

Gübre fiyatlarındaki olağanüstü artışlar çiftçilerimize ve tarımsal üretime zarar verecektir.

Gübredeki aşırı fiyat artışlarından çiftçilerin daha az etkilenmesi için bazı önlemler alınması gerekmektedir.

Tarımda en önemli sorun haline gelen yüksek üretim maliyetlerini azaltmak, gübrede aşırı fiyat artışlarını önlemek üzere öncelikli olarak gübredeki KDV oranı %18 den %1’e düşürülmelidir.

Rusya ve Ukrayna gibi bazı Ülkelerden gübre ithalatında %1,3-6,5 arasında gümrük vergisi uygulanmaktadır. Gübre ithal ettiğimiz bu gibi ülkeler için düşük düzeyde de olsa uygulanan gümrük vergilerinin kaldırılması ve gümrükten muaf olarak gübre ithalatına imkan verecek düzenlemenin yapılması gübredeki aşırı artışların engellenmesinde yararlı olacaktır.

Bunların yanında destekleme politikası kapsamında yapılmakta olan gübre desteğinin de artırılmasına ihtiyaç bulunduğu açıkça görülmektedir.

Kullanılmayan gübre, üretim ve verimde azalma demektir.

Dünyada tarım ürünlerinde arz ve talep dengesizliğinin yaşandığı bir dönemde Türkiye’nin gıda güvencesi için çiftçilerimiz gübre kullanabilmelidir.

Gübredeki fiyat artışlarından çiftçilerimizin daha az etkilenmesi için, Hükümetten gerekli önlemleri almasını bekliyoruz.

Mazot Fiyatları

Mazota son bir yılda %31,4 zam gelmiştir. 2008 yılında ilk beş ayda fiyat artışı %20 olmuştur. Üretimin temel girdilerinden olan mazottaki bu fiyat artışı ürün maliyetlerini de artırmaktadır. 2008 yılı buğday üretim maliyetinin %24’ünü mazot gideri oluşturmaktadır.

Mazot bedelinin %30’u nu ÖTV oluşturmaktadır, ayrıca %18 KDV alınmaktadır.

Tarımda kullanılan mazot miktarı yaklaşık 3,3 milyar litredir. Verilen mazot desteği, tarımda kullanılan mazotun yarısından daha azının (1,36 Milyar litre) bu günkü fiyatlarla ancak %12’sini desteklemiştir. Aslında verilen destek tarımda kullanılan mazota ödenen toplam bedelin sadece %5’ini ancak karşılamıştır.

Dünya ile rekabet edebilmek için rekabet ortamını iyileştirmek, tarımsal girdi maliyetlerini azaltmamız gerekmektedir. Fransa çiftçisinin mazotu %40 daha ucuza kullandığı, Polonya çiftçisinin mazotu ÖTV’siz aldığı, ABD çiftçisinin bize göre üçte bir fiyata mazot kullandığı bir ortamda Türk çiftçisi nasıl rekabet edecektir.

Tarımsal üretimin temel girdilerindeki vergi yükü hafifletilmelidir. Üretim maliyetlerinin düşürülmesi için çiftçinin kullandığı mazotta ÖTV ve KDV istisnası getirilmelidir.

Sayın Basın Mensupları

Geçen hafta tarım politikasıyla ilgili bazı açıklamalar yapılmıştır.

Biliyorsunuz, tarım, her ülkede desteklenir. Bu destekler kısaca, gümrük vergileri, ihracat destekleri ve iç destekler yoluyla yapılmaktadır. Bu çok geniş bir konu olduğu için, zaman yetersizliği nedeniyle burada ayrıntısına girmemiz mümkün değil. Ancak bu konuda sadece 2008 destekleme bütçesiyle ilgili kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Bütçe konusuna girmeden önce, son günlerde bir kuruluşun hazırlattığı “Tarım Raporu”yla ilgili olarak yapılan açıklamalardan, özellikle “tarımda korumacılık ve kendine yeterli olma” ilkelerine karşı çıkan görüşlere katılmadığımızı burada ifade etmek istiyorum.

Tarım politikaları içinde özellikle bizim gibi bütçe desteği kısıtlı olan ve yeterli mali destek veremeyen ülkelerde bazı ürünler, ithalatta alınan önlemlerle korunmaktadır. Tarımda korumacılık, aslında hemen hemen tüm ülkelerde uygulanan bir önlemdir. Diğer taraftan “kendine yeterli olma” tarım politikalarında temel gıda maddeleri için stratejik bir ilkedir.

Tarımda, sadece uzmanlaşmanın ve mukayeseli üstünlüğün geçerli olduğu bir politikayı doğru bulmuyoruz. Tarım gıda üreten bir sektördür. Son günlerde gıdada yaşanan sıkıntı yüzünden bazı ülkelerde ölümlere varan olaylar olduğunu hatırlarsak, gıda bakımından kendine yeterli olma hedefinin ne kadar gerekli ve önemli olduğu açık olarak görülecektir. Kaldı ki, gelişmiş ülkeler verdikleri çok yüksek desteklerle mukayeseli üstünlüğün gerçekleşmesine zaten engel olmaktadırlar. Ülkemizde çok yüksek kaliteli ve verimli pamuk üretimi yaptığımız halde ABD ve AB kadar destek veremediğimiz için mukayeseli üstünlüğümüz işe yaramamaktadır.

Bu bakımdan Ülkemizde “gıda güvencesi”, gıdada kendine yeterlilik tarım politikalarımızın temel amaçları arasında her zaman yer almıştır. Tarım Kanunu ve Kalkınma Planları da tarım politikası için bu amacı ortaya koymuştur. Bu ilke, rekabetçi olma ilkesiyle çelişen bir durum da değildir. Her iki amaç bir arada hedeflenebilir.

Diğer taraftan söz konusu “Tarım Raporu”nda, DGD savunulmaya çalışılmıştır. DGD, tarımı desteklemek için en iyi destek değildir. Türkiye bir çok ürünü, hem de stratejik ürünleri ithal eden bir ülkedir. Ülkemiz, başta bu ürünler olmak üzere üretimi artırma ve çiftçilerimizi bu ürünlere yönlendirme politikası uygulamak, bunun için de DGD yerine ürün bazında destek vermek zorundadır.

Bu bağlamda Ülkemizde tarıma verilen bütçe desteklerinin durumu hakkında görüşlerimizi de sizlerle paylaşmak istiyorum

2008 Yılı Tarım Bütçesinin Değerlendirilmesi

2008 yılına ait tarımsal destek bütçesi 5.4 milyar YTL olarak açıklanmıştır. Bu durumda 2008 yılı tarım destek bütçesi  2007 yılı için açıklanan 5.3 milyar YTL’den sadece %1.9 artırılmıştır. Bütçe giderleri %9.6 artırıldığı halde, tarım için ayrılan kaynağın % 1.9 artırılmasının sebebi anlaşılamamıştır.

Ayrılan bu bütçenin tarımın ihtiyacını karşılaması, çiftçilerimizi diğer ülkelerin çiftçileri düzeyinde desteklemesi mümkün değildir. Bu miktar yeterli olmadığı gibi Tarım Kanunu ile öngörülen miktarın da çok altında kalmaktadır. TÜİK’in açıklamasına göre 2007 GSYH 856 milyar YTL’dir .Tarım Kanunu’nun bu konuya ilişkin 21’inci maddesine göre: “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, Gayri Safi Millî Hasılanın yüzde birinden az olamaz.”

Yasa hükmüne uygun bir bütçe hazırlansaydı, tarımsal destek bütçesinin asgari 8.6 milyar YTL olması gerekirdi.

Dünyada tarımdaki rekabet koşullarının zorlaştığı, AB’ye uyum için tarımda yapısal dönüşüm, üretim ve verimliliğin artırılmasına daha fazla ihtiyaç olduğu bir dönemde tarımsal desteklerin artırılmamasının mantıklı bir açıklaması yoktur. Dünya pazarlarıyla rekabete hazırlanan bir sektörde en azından Tarım Kanununa uyularak tarım destek bütçesinin artırılması gerekmektedir.

Bütçe yetersiz olduğu için açıklanan prim miktarları da üretimi teşvik etmeye yetecek düzeyde değildir.

Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu, 2007 primlerini geçen yıla ait prim miktarları ile aynı düzeyde belirlemiş, hatta mısır priminde düşüş olmuştur. Prim miktarları belirlenirken üretim maliyeti ve çiftçi satış fiyatının göz önüne alınması gerekmektedir. Oysa açıklanan prim miktarlarında bu iki unsurun hiç dikkate alınmadığı gözlenmiştir. Örneğin, ülkemizde üretim potansiyeli oldukça yüksek olmasına rağmen son yıllarda üretim miktarı gittikçe azalan ve ithalatına yılda 1 milyar $ ödediğimiz pamuk için verilmesi gerekli prim miktarı en az 58 Ykr/kg olmalıdır. Pamuk priminde artış olmaması çiftçinin pamuk alanlarında başka ürünlere yönelmesine sebep olacaktır.

Mısır primindeki düşüş ise özellikle yem sanayinin ham maddesi olan bu üründe yeniden dışa bağımlı hale geleceğimizin sinyalini vermektedir. 2006 yılında 30 bin ton civarında olan mısır ithalatı, 2007 yılında 1 milyon 109 bin tona yükselmiştir. Bu yıl mısır priminin geçen yıla oranla %70 oranında düşürülerek 2 Ykr/kg olması, çiftçiyi mısır üretiminden vazgeçirebilir. Mısır primlerinin aşağıya düşürülmesi ithalatı daha da artırır. Üretimde sürekliliğin sağlanması bakımında 2007 yılı mısır primi 8 Ykr/kg olmalıdır.

2007 yılında prim uygulamasına esas ürünlerin ithalatı için ödenen toplam bedel 3 milyar $’a yaklaşmıştır. Bu primle Mısırda, Pamukta ve Yağlı Tohumlarda İthalatçı Olmaktan Kurtulamayız.”

Ürün fiyatlarındaki artış girdi fiyatlarındaki artışın çok gerisinde kalmıştır. Buna karşılık açıklanan prim miktarlarında ise artış görülmemektedir.

Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu kararı değiştirilmeli ve primler yükseltilmelidir.

2007 yılı ürünleri için TZOB prim talepleri

Üretim açığını kapatmak amacıyla halen prim uygulanan yedi üründe Tarım Kanununda öngörüldüğü üzere en azında üretim maliyetleri ve piyasa fiyatları arasındaki farkın çiftçiye ödenmesi gerekmektedir.

Birliğimizce belirlenen, 2007 yılı ürünü kütlü pamuk, yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi, kanola, dane mısır, aspir ve zeytinyağı prim miktarlarını Ek’te sunduğumuz tablolarda yer verdik.

Toplantımıza geldiğiniz için teşekkür ediyorum.

 

                                                                             Ş. Şemsi BAYRAKTAR

                                                                              TZOB Genel Başkanı

 

 

 

 

 

 

 

EKLER

2003- 2007 Gübre Üretim, İthalat, Tüketim Miktarları (Ton)

YILLAR

2005

%

2006

%

2007

%

Üretim

3.157.574

-1,08

3.133.420

-0,76

3.113.767

-0,63

İthalat

2.477.581

-8,57

2.660.962

7,40

2.376.986

-10,67

Tüketim

5.198.779

0,46

5.367.045

3,24

5.148.059

-4,08

 

Gübre Fiyatları (YTL/Kg)

 

 Aralık'07

 29 Nisan'08

% Artış

GÜBRE FİYATLARI

 

 

 

Amonyum Sülfat (%21N)

0,51

0,65

27,5

Amonyum Nitrat(%26N)

0,51

0,58

13,7

Amonyum Nitrat(%33N)

0,61

0,66

8,2

Üre

0,76

1

31,6

DAP

0,85

1,85

117,6

Kompoze 20-20-0

0,65

1,05

61,5

 

2007-2008 Nisan Ayları İtibariyle Gübre Fiyatları (YTL/Kg)

 

Nisan’07

Nisan’08

% artış

GÜBRE FİYATLARI

 

 

 

Amonyum Sülfat%21N)

0,38

0,65

71,1

Amonyum Nitrat(%26N)

0,36

0,58

61,1

Amonyum Nitrat(%33N)

0,46

0,66

43,5

Üre

0,68

1,00

47,1

DAP

0,74

1,85

150,0

Kompoze 20-20-0

0,53

1,05

98,1

 

Mazot fiyatları (YTL/lt)

 

Fiyat

Fiyat

% Artış

Yıllık (2007/2008)

2,29

3,01

31,4

2008 (Ocak/Mayıs)

2,5

3,01

20,4

 

TZOB’nin Prim Talepleri

Ürün

Prim Miktarı (Ykr/kg)

Tahmini Ödenecek toplam prim Miktarı(YTL)

Kütlü pamuk

58

1.363.000.000

Yağlık ayçiçeği

21

252.000.000

Soya Fasulyesi

23

9.200.000

Kanola

23

2.300.000

Dane Mısır

8

248.000.000

Aspir