|
BASIN BÜLTENİ
02 Kasım 2008
TZOB Pamuk
Raporunu ve Krize Karşı Tarımı Koruma Önerilerini Açıkladı
Son Sekiz
Yılda Pamuk Ekim Alanları %22 Azaldı
Pamuk
İthalatı Her Yıl Artıyor
Pamuğa
Verilen Destek AB’nin Yarısı Kadar
Tarım
Sektörümüzü ve Çiftçilerimizi Küresel Krizin Etkilerinden Korumalıyız
Sayın Basın
Mensupları,
Bugün,
Birliğimizce hazırlanan ve ülkemizin en önemli ürünlerinden olan
pamukla ilgili raporumuzu açıklamak istiyorum. Ancak bu konuya
geçmeden önce küresel mali kriz ve tarım sektörümüze muhtemel
yansımalarını önlemek üzere alınması gereken önlemler hakkında
görüşlerimizi de burada ifade etmek istiyorum. Başbakan Yardımcısı sayın
Nazım Ekren’in başkanlığında yarın yapılacak toplantıda bu konudaki
görüşlerimiz daha geniş kapsamlı olarak açıklanacaktır.
Bilindiği gibi
küresel mali kriz bir çok ülkeyi etkisi altına almış durumdadır.
Başlangıçta finansal ve mali sektörlerde gözlenen krizin etkileri halen
reel sektöre de yansımaya başlamıştır.
Küresel krizin
etkilerini azaltmak ve ekonomilerini korumak üzere bu ülkelerde bir
takım önlemler alınmaktadır. Ülkemizde de krizin etkilerinden
korunmak ve bu etkilerin asgari düzeyde kalmasını sağlamak üzere
çalışmalar yapılmaktadır.
Geçmişte
yaşananlar göstermiştir ki,
ekonomik krizlerden ve bu krizler için alınan önlemlerden tarım sektörü
ve çiftçilerimiz en çok etkilenen kesimler arasında yer almıştır.
Zaten zor bir dönemden geçen tarım kesimi için aynı durumun
tekrarlanmasından ve daha büyük sıkıntılar yaşamasından
endişe ediyoruz.
Aslında böyle
dönemlerde tarımı ayakta tutmanın krizin etkilerini asgariye
indirmede önemli olduğunu düşünüyoruz. Tarımı ayakta tutarak
halkımızın gıdaya ulaşımını garanti altına alabilirsek, her şeyden
önce insanlarımızdaki krizden kaynaklanan moral bozukluğunu
azaltabiliriz.
Bilindiği gibi
reel sektör sadece ticaret ve sanayi sektörlerinden ibaret
değildir. Tarım sektörü de üreten, istihdam ve ihracat açısından
ülkemiz ekonomisine önemli katkıları olan bir sektördür. Halen
milli gelirin %7.7’sini, ihracatın %9’unu, istihdamın % 28’ini tarım
sektörü oluşturmaktadır. Önümüzdeki dönemde sözkonusu katkıların en
azından bu düzeylerde devamını sağlamak durumundayız.
Son yıllarda
milli gelir içinde tarımın payı çok hızlı bir biçimde azalmıştır.
1998-2007 döneminde milli gelir içinde tarımın payı %12.4 den %7.7’ye
gerilemiştir. Nitekim, 1998 yılında tarım sektörü 8.7 milyar YTL
tutarında bir katma değer üretmiştir. Bu rakam 2007 yılında 1998
fiyatlarıyla 9 milyar YTL olarak gerçekleşebilmiştir. Bu durumda 2007
yılında tarımsal gelir toplamı on yıl öncesine göre sadece %3.4 daha
yüksektir.
Türk tarımının
2007 yılında milli gelirden aldığı pay %7.7 iken aynı yıl tarımın toplam
istihdam içindeki payı ise %26.4 tür. Bu durumda tarımda kişi
başına gelirin ortalama kişi başına milli gelirin %29’u kadar olduğu
anlaşılmaktadır. Günümüzde ortalama milli gelirin üçte birinden daha
az geliri olan bir kesimin ekonomik ve sosyal açıdan ne kadar zor
durumda olduğu açıktır. En son 2006 yılında yapılan çalışmanın sonuçları
da gösteriyor ki yoksulluğun en yoğun yaşandığı kesim tarım kesimidir.
Çalışan nüfusun tümünde yoksulluk oranı %15.8 iken tarım
sektöründe çalışanlarda bu oran %33.9 olarak belirlenmiştir.
Milli gelirin
%44 arttığı bir dönemde (1998-2007 döneminde) tarımsal gelirin sadece
3.4 büyümesi sektörümüz ve çiftçilerimizin nispi olarak ne kadar geri
kaldığını göstermesi bakımından çok çarpıcıdır. 2007 yılının kurak
olduğu dikkate alınarak 2006 yılını esas alsak bile bu yıl da
tarımsal gelirin, 1998 yılına göre sadece % 13.8 daha büyük olduğu,
tarımın ekonomik büyümenin üçte birinden daha az büyüyebildiği
gözlenmektedir.
Bu durumun bir
sonucu olarak tarım sektörü dış ticaretinde de açık verilmeye
başlanmıştır. Açık, 2006 yılında 1 milyar dolara yaklaşırken 2008’in ilk
sekiz ayında 2 milyar doları aşmış bulunmaktadır.
Bunda
kuraklığın da etkisi olmakla birlikte, tarımsal potansiyelimizden gereği
gibi yararlanamadığımız için böyle bir durumu daha ileri derecede
yaşamaktayız. Ülkemiz ekonomisi, gıda güvencesi için sanayi ve ticaret
sektörü için tarım sektörünün üretmesi gerekir.
İklim ve
ekolojisi bize yakın olan Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelere
baktığımızda tarımda çok önemli üretim ve ihracat kapasitelerine ulaşmış
olduklarını görüyoruz. Tarım ürünleri ihracatında bu ülkelerden Fransa
42 milyar dolar, İtalya ve İspanya 21 milyar dolar seviyelerine
ulaşmışlardır. Arazi varlığı bu ülkelerden daha fazla olan ülkemizde de
bu seviyelerde bir ihracatı gerçekleştirmemiz mümkündür.
Sayın Basın
Mensupları,
Biraz önce de
ifade etmeye çalıştığım gibi Tarım sektörü ve çiftçilerimiz de
krizlerden etkilenen hatta kriz için alınan önlemlerden en çok
etkilenen, kriz mağduru bir kesimdir. 2001 krizi öncesi 1998
yılında tarım-sanayi iç ticaret haddi tarım lehine 162.5 iken
kriz dönemi olan sonraki dört yılda bu rakam 138.3, 128.5, 98.7, 99.3
olarak seyretmiştir. Görülüyor ki tarım fiyatları, çiftçilerimizin satın
aldığı sanayi mallarının fiyatları karşısında dört yıl içinde %39
gerilemiştir. 1999-2002 kriz döneminde çiftçilerimizin satın alma
güçlerinin ne kadar gerilediğini açık olarak görüyoruz.
Son bir yıl
içinde gübrede %180, mazotta %40’a varan fiyat artışları bu kaybı
daha da büyük boyutlara ulaştırmıştır. Bu durumda gübre tüketimi
azalacaktır. Nitekim, 2008 Ocak–Ağustos Döneminde bir önceki yılın aynı
dönemine göre gübre tüketiminde meydana gelen azalma % 12
oranında gerçekleşmiştir. Gübre tüketimindeki azalma tarımsal üretimi
doğrudan etkileyecek ve önemli oranda azalmaya yol açacaktır.
Sektörümüzden üretim bekleniyorsa önümüzdeki dönemde bu durumun
değişmesi gerekir.
Diğer taraftan
daha şimdiden traktör satışları gerilemeye başlamıştır. 2008
Ocak-Eylül dönemi traktör satış miktarı 2007 Ocak–Eylül dönemine göre
% 28 oranında azalmıştır. Çiftçilerimiz üretici olmakla birlikte
nüfusumuzun %26’sını oluşturan tarım kesimi aynı zamanda tüketici
durumundadır. Gelirlerinde azalma taleplerini de düşürecektir.
Kriz açısından
borç söz konusu ise çiftçilerimizin de kamu ve özel bankalara 10
milyar YTL’yi aşan borcu bulunmaktadır. Çiftçilerimiz bu borçlarını
ve elektrik enerjisi borçlarını ödemede sıkıntı çekmektedirler.
Son iki yıldır
yaşanan kuraklık afetleri ve yıllardır artan maliyetler
çiftçilerimizi tarımsal faaliyetlerini yürütemez hale getirmiştir.
Ülkenin
ekonomik ve sosyal sorunlarını bir bütün olarak görüp ona göre önlem
alınması gerekir. Aksi halde bazı kesimleri krizden koruyucu politikalar
uygularken tarım kesimini göz ardı etmek Ülkemize ve çiftçilerimize
zarar verecek bir yaklaşım olacaktır.
Önümüzdeki
dönemde tarımda mevcut sorunlar devam ederse, sektör bu istihdam yükünü
taşımaya devam edemez. 2001 krizinden sonra 5 yıl içinde tarımsal
istihdam 2.3 milyon kişi azalmıştır. İçinde bulunduğumuz koşullarda
artan işsizlere bir de tarımı terk edenlerin katılmasına mani
olunmalıdır.
Böyle
dönemlerde, temel ve zorunlu ihtiyaç maddesi olan gıda fiyatlarında
olağanüstü artışlarla halkın gıda temininde daha büyük sıkıntıya
düşmemesi için de tarımsal üretim artırılmalıdır.
Mevcut durumda
bunun gerçekleşmesini engelleyen en önemli sebep tarımsal girdi
maliyetlerinin çok yüksek olmasıdır. Önümüzdeki süreçte de dövizdeki
artışa bağlı olarak gübre ve diğer girdi maliyetlerinin daha da artması
muhtemeldir. Mevcut girdi fiyatlarıyla bile üretimi artırmak mümkün
değildir. Gıda güvencemizden endişe ediyoruz.
Ülkemizde
tarım kesimi özellikleri itibariyle krizlerden kendini koruma araçlarına
sahip değildir.
Güçlü ekonomik organizasyonlara sahip olmadığı için, ürün fiyatlarını,
girdi fiyatlarını belirleme veya etkileme gücü ve inisiyatifi yoktur.
Diğer kesimler bu durumu zaman zaman istismar edebilmektedirler.
Geçtiğimiz
günlerde kriz fırsatçılığı yapılarak, süt fiyatları düşürülmüştür.
Süt fiyatları Kasım 2008 tarihinden geçerli olmak üzere sanayiciler
tarafından %10 oranında düşürülmüştür. Gerekçe olarak ise; sütün
marketlerde satılamaması, depolarda stokların dolu olması, dış piyasadan
çok daha ucuza süt tozu ithal edilebilmesi, sanayicinin stok
maliyetlerinin her geçen gün artıyor olması gösterilmektedir.
Sanayiciler genelde bu dönemde süt arzının düşük olması nedeniyle sütü
alabilmek için birbiriyle kıyasıya mücadele ediyorken, bu dönemde fiyatı
düşürme eğilimine girmiştir. Üreticinin yem maliyetleri yükselirken,
sattığı sütün fiyatları bu şekilde düşerse hayvancılığımızın bu durumdan
zarar görmemesi mümkün değildir. Sürdürülebilir bir üretim için piyasaya
müdahale edilerek üreticinin daha fazla sıkıntıya girmesi önlenmelidir.
Geçmişte
yaşananlar göstermiştir ki, kriz dönemlerinde enflasyonda artış olur ve
kemer sıkma politikası uygulanırsa bunun yükünü, sıkıntısını en
çok tarım kesimi ile dar ve sabit gelirliler çekmektedir.
Tarım sektörü
zaten çok önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunları artırıcı ve
üretim gücünü zayıflatıcı uygulamalara çiftçilerimizin tahammülü
bulunmamaktadır.
Krize karşı
tarımı ve çiftçilerimizi korumak için alınması gereken önlemler:
1.
Girdi fiyatlarındaki artışlar frenlenmeli veya telafi edilmelidir.
Doğalgaza
yapılan zam gübre fiyatlarına da yansıyacaktır.
İthalatta
gümrük verileri (gübre vb) aşağıya çekilmeli, KDV’ler %1’e düşürülmeli
veya iade edilmelidir. Ayrıca girdi destekleri artırılarak fiyat
artışları telafi edilmelidir.
Çiftçilerimizin kullandığı Mazotta KDV indirimi yanında ÖTV’nin de
kaldırılması gerekmektedir.
2.
Elektrik borçları yeniden yapılandırılmalıdır.
Tarımda
kullanılan elektrikte destekleme 2003 yılı Ocak ayında kaldırılmış ve
fiyatlar %34,4 oranında artmıştır. Bu büyük artışın ardından,
Tarımsal sulama abone grubuna ait elektrik fiyatlarına 2008 yılı ocak
ayından itibaren yapılan 3 zamla birlikte artış oranı geçen yıla göre
%50 olmuştur. Seralar ve hayvancılık işletmelerinde elektrik
fiyatındaki artış ise %60’a ulaşmıştır.
Bu artışlar
karşısında üreticilerimiz borçlarını ödeyemez hale gelmişlerdir. Bu
durum da dikkate alınarak, elektrik borçları yeniden
yapılandırılmalıdır. Ayrıca icralar durdurulmalı, kesilen
elektrikler açılmalı ve tarımda kullanılan elektrik desteklenmelidir.
3.
Kredi kullanımında kısıntı olmamalı ve yükselen faizler telafi
edilmelidir.
2004 yılında
uygulanmaya başlanan indirimli faizli kredi uygulaması
çerçevesinde üreticilerimiz cari faiz oranlarından daha uygun faiz
oranları ile tarımsal kredi kullanabilme imkanına kavuşmuşlardır. Ancak
Ziraat Bankasının kredi verirken çiftçilerimize teminatlar konusunda
zorluk çıkarması, kredi değerlendirme süresini uzatması çiftçilerimizin
kolay ve zamanında kredi kullanmasını sınırlandırmaktadır. Bu durumda
üreticilerimiz özellikle üretim döneminde ihtiyaç duyduğu kredi için
faiz oranlarının yüksekliğine rağmen özel bankaları tercih etmek
durumunda kalmaktadır.
2007 yılında
tarım sektörüne 10,5 milyar YTL kredi kullandırılmıştır. Bu kredinin 4,8
milyar YTL’si Ziraat bankası, 1,7 milyar YTL’si tarım kredi
kooperatifleri tarafından kullandırılmıştır. Geri kalan 4 milyar YTL’si
ise diğer bankalara tarafından %25-30 arasında değişen faiz oranları ile
kullandırılmıştır. İndirimli faiz oranları ile kullandırılan kredi
miktarı sektörün ihtiyacını karşılamamaktadır. Aldığımız haberler
gösteriyor ki bazı özel bankalar daha şimdiden tarımsal kredi
kullanımında çiftçilerimize zorluk çıkarmaya başlamışlardır.
Ziraat
Bankasının tarım sektörüne ayırdığı kaynaklar artırılmalı, faiz desteği
uygun düzeylerde belirlenerek, yeterli bütçe ile daha etkili bir
uygulama yapılmalıdır.
4.
Tarımsal destekleme bütçesi ihtiyaca uygun büyüklükte belirlenmeli ve
kısıntıya gidilmemelidir.
Son üç yıldır
tarımsal destekleme bütçesi reel olarak sürekli azalmaktadır.
2007 yılında 5.3 milyar YTL olarak belirlenen destekleme bütçesi 2008 de
5.4, 2009 da 5.5 milyar YTL olarak belirlenmiştir.
Son iki yıldır
tarım destek bütçesi her yıl ancak %1,9 oranında artırılmıştır. Bütçe
giderleri %14 artırıldığı halde, tarım için ayrılan kaynağın % 1.9
artırılmasının sebebi anlaşılamamıştır.
Enflasyondan
arındırıldığı takdirde destekleme bütçelerinde gözlenen bu çok küçük
artışlar azalmaya dönüşmektedir. Hatta son on
yılı dikkate alırsak küçülmenin reel olarak %70’e ulaştığı
gözlenmektedir.
Ayrılan bu
bütçenin tarımın ihtiyacını karşılaması, çiftçilerimizi diğer ülkelerin
çiftçileri düzeyinde desteklemesi mümkün değildir. Bu miktar yeterli
olmadığı gibi Tarım Kanunu ile öngörülen miktarın da çok altında
kalmaktadır. Tarım Kanunu’nun bu konuya ilişkin 21’inci maddesine göre:
“Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından
ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayri safi millî
hasılanın yüzde birinden az olamaz.”
Yasa hükmüne
uygun bir bütçe hazırlansaydı, tarımsal destek bütçesinin asgari 11
milyar YTL olması gerekirdi.
Dünya
pazarlarıyla rekabete hazırlanan ve girdi maliyetleri olağanüstü artış
gösteren sektörümüz için en azından Tarım Kanunu’na uyularak tarım
destek bütçesinin oluşturulması gerekmektedir.
5.
Artırılacak Bütçe çerçevesinde oluşturulacak bir fonla, stratejik
ürünler için TMO’nun gerektiğinde müdahale alımları yapması
sağlanmalıdır.
6.
Tarımsal kamu yatırımları artırılmalıdır.
7.
Sulama alanları hızla genişletilmelidir.
Göletler gibi
küçük sulama yapıları için gerekli yatırımlar artırılmalıdır.
GAP Eylem
Planı bu konuda bir fırsat olarak değerlendirilmeli, diğer projelere
(Doğu Anadolu Projesi-DAP-ve Konya Ovası Projesi-KOP-projelerine) de
önem verilmeli, uygulama programları tavizsiz gerçekleştirilmelidir.
8.
Tarımsal işletme yapısı iyileştirilmelidir.
9.
Tarımsal gelir ve çiftçilerimizin satınalma gücü artırılmalıdır.
10.
Kırsal kalkınma hızlandırılmalı, kırsal alanda tarım dışı iş ve gelir
imkanlarının artırılmalıdır.
İçinde
bulunduğumuz koşullarda kamu harcamalarının artırılmaması için itina
gösterilmesi gerekmesine rağmen, önerdiğimiz
harcamalarda tasarruf yapılmasının sorunu daha da ağırlaştırabileceği
düşünülmektedir.
Bu hedeflere
ulaşmak üzere yapılacak uygulamaların tarım sektörümüzü ve
çiftçilerimizi krizlere karşı daha dayanıklı getirecek, ülkemizin
krizi daha az zararla atlatmasına katkı verebileceği kanaatindeyiz.
Tekrar
vurgulamak isterim ki, krizlerde en büyük tehlike halkın gıdaya
ulaşmasındaki zorluklardır. Halkın moralini yüksek tutmak için
gıdaya ulaşması temin edilmelidir. Bunun için de tarımsal üretimi
artırmak zorundayız.
Bunu
yapabilirsek, krizden daha az etkilenme şansını yakalar, gıda
güvencemizi sağlamlaştırmanın yanında tarım ürünleri ihracatımızı
büyük oranda artırabilir, tarımda istihdamı koruyarak işsizliğin
büyümesini sınırlayabiliriz.
Tarımı ayakta
tutabilirsek yükselmeye başlayan işsizliğin daha büyük boyutlara
ulaşmasını engelleyebiliriz. Bunu başaramazsak ve son yıllarda olduğu
gibi tarımdan kaçış hızlanırsa şehirlere göçün önüne geçilemez.
Sosyal
sorunların ağırlaşmasına yol açabilecek böyle bir durumu her halde hiç
birimiz istemeyiz. Onun için diyoruz ki, tarım sektörünü; üreten, gıda
güvencemizi sağlayan, ihraç edebilen, çalışanlarına belirli bir gelir
sağlayabilen bir sektör olarak korumak durumundayız.
Diğer taraftan
krizde yoksulluk artacaktır. Böyle bir ortamda gıdaya ulaşım bu
kesimler için daha da zorlaşacaktır. Tarımda üretimi ve verimi artırmak
suretiyle bu zorluğu da aşmaya çalışmalıyız.
Merkez Bankası
Başkanı
31 Ekim günü yaptığı açıklamada 2008, 2009, 2010 yılları
enflasyon tahminleri için iki senaryo öngörmüştür. Bunlardan birisi gıda
fiyat enflasyonunun baz senaryoya göre yüksek, diğerinin düşük artışlar
göstermesi halleridir. Bu iki senaryo ile öngörülen enflasyon rakamları
arasında yıllara göre 3 ila 6 puan farklar görülmektedir. Eğer
önümüzdeki dönemde gıda fiyatlarındaki artışın yüksek olmasını
istemiyorsak ve bu suretle enflasyonu 6 puan düşürmek istiyorsak,
tarımsal üretimi artırmanın çok önemli yararı olacaktır. Başka bir
ifadeyle, Merkez Bankası Başkanının öngördüğü düşük enflasyon
seçeneğinin gerçekleşmesi, tarımsal üretimin artmasına bağlıdır.
Tarım, ekonomik ve sosyal hayatımızda görünür ve görünmez bir çok
fonksiyonlara sahiptir. Tarımın, bu özelliklerini dikkate alan
yaklaşımlar bekliyoruz.
Verghaugen
bir açıklama yapmış. Bu açıklama AB’nin tarım konusunda ayaklarının yere
basmaya başladığını gösteriyor. Tarım sektörü gelecekte Türkiye’nin en
büyük kozu olacaktır. Dünyada gıda sektörü en öncelikli sektör haline
geliyor. Gıda gelecekte hem pahalılanacak ve hem de yetmeyecek. Türkiye
gibi tarım potansiyeli yüksek ülkelerin geleceği parlak olacak. AB
gelecekte Türk tarımına ihtiyaç duyacak. Türk tarımının AB’ye köstek
değil destek olacağını yeni yeni anlamaya başladılar.
Sayın basın
mensupları;
Şimdi de
pamuk raporumuzu sizlere özet olarak sunmak istiyorum
Birliğimiz,
Şubat ayında başladığı sektör toplantılarına devam etmektedir. Son
olarak 12 Eylül 2008 tarihinde Birlik merkezinde, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Ziraat
Mühendisleri Odası, İzmir ve Şanlı Urfa Ticaret Borsaları ile Ziraat
Odalarının katılımıyla Pamuk Sektör Toplantısı
gerçekleştirilmiştir.
Toplantıda
dünyada ve Ülkemizde pamuğun üretim, tüketim ve pazarlanmasında
uygulanan politikalar ve gelişmeler değerlendirilerek, hazırlanan Rapor
için sektör temsilcilerinin görüşleri alınmıştır.
Sayın basın
mensupları;
Pamuk,
tekstilden barut ve film malzemesi yapımına kadar 50 çeşit sanayi
kolunun hammaddesini oluşturan en önemli tarımsal ürünlerden birisidir.
Bilindiği üzere Türk tekstil sanayi, sağladığı katma değer, tekstil
ihracatının ülke ekonomisine kazandırdığı döviz miktarı, emek yoğun
işgücü olmasıyla yaratılan istihdam hacmi ile vazgeçilemez bir
sektördür. Ülkemizin lokomotif sektörü olan tekstil sanayimizin
stratejik ham maddesi ise pamuktur.
Dünya’da pamuk ekimi daha çok Asya kıtasında toplanmıştır. Dünyada
yaklaşık 25 milyon tonluk pamuk üretiminin (lif) %26’sını Çin
gerçekleştirmektedir. Dünyanın ikinci pamuk üretici ülkesi ise ABD’dir.
ABD’nin dünya pamuk üretiminden aldığı pay %18’dir. Bu ülkeleri
sırasıyla Hindistan, Pakistan, Brezilya ve Özbekistan izlemektedir.
Ülkemiz ise %3,5’lik payla dünyanın sekizinci büyük pamuk
üreticisidir.
Dünyanın en büyük üreticisi olan Çin, Hindistan, ABD, Pakistan aynı
zamanda en fazla pamuk tüketicisi konumundadır. Gelişen tekstil ve
konfeksiyon sanayi, artan dünya nüfusu, fert başına gayrı safi milli
hasıladaki artış ve bu unsurların yanında sentetik elyaf fiyatlarının
düşüklüğü ve tüketim eğilimi dünya pamuk tüketimini etkileyen başlıca
unsurlardır.
Sayın basın
mensupları,
Ülkemiz pamuk
üretimi bakımından elverişli ekolojik şartlara sahiptir. Özellikle Ege,
Güneydoğu, Akdeniz Bölgelerindeki illerde pamuk ekimi yapılmaktadır.
Ülkemizde
pamuk verimi
FAO verilerine göre 340 Kg/da verimle 214 KG/da olan dünya
ortalamasının oldukça üstündedir. Bazı yıllarda ekim alanları azalsa
bile üretimde artış olması veya aynı seviyede kalmasının sebebi, verim
artışından kaynaklanmaktadır.
Ülkemizde
tekstil sanayinin yatırımları sonucu pamuk tüketimi de artmıştır.
1980’li yıllarda pamuk ihracatçısı olan Ülkemizin pamuk tüketim
rakamı yaklaşık 1,5 milyon tona ulaşmıştır, 2008 yılı
üretim rakamımız ise ilk tahmine göre 787
bin tondur.
Üretim,
tüketime paralel artış gösterememekte ve pamukta her geçen gün dışa
bağımlılığımız da artmaktadır.
Pamuk gibi
önemli bir üründe dünya ile rekabet edebilmemiz için aynı şartlarda
üretim sağlamamız gerekmektedir. Türkiye’nin pamuktaki verim ve
lif uzunluğu gibi üstünlükleri rekabet açısından yeterli
olamamaktadır. Bu sebeple, Ülkemizdeki üretim alanları daralmakta,
her geçen gün ithalat artmaktadır
Pamukta dünya
fiyatlarının belirleyicisi konumunda olan ABD’nin pamuk için uyguladığı
politikalara da kısaca değinmek istiyorum.
ABD’nin
2008-2012 yılları tarım destekleri için yaptığı toplam bütçe
307 milyar dolardır. Buna göre ABD’nin yıllık tarım için ayırdığı
bütçe yaklaşık 61 milyar dolardır.
ABD’nin pamuk
için kullandığı destek araçlarını, doğrudan ödemeler, ek ödemeler, ürün
rehin kredileri, ihracat destekleri ve 2008 yılı Tarım Kanunu’yla
getirilen yeni bir düzenleme olan gelir koruma ödemeleri (ACRE) şeklinde
sıralayabiliriz.
Bu araçlardan
özellikle ACRE olarak adlandırılan ve 2009 yılından itibaren devreye
girecek olan bu yeni uygulamada amaç, çiftçi gelirlerinin telafisidir.
Ürün veriminin beş yıllık eyalet ortalamasının altına düşmesi ve
fiyatının da 2 yıllık ulusal ortalama fiyatın altına düşmesi halinde
çiftçiler bu programa müracaat ederek ek ödemelerden daha fazla
faydalanabileceklerdir
ABD
sadece doğrudan ödeme ve ek ödemelerle pamuk üreticisine 235 YTL/da
destek sağlamaktadır. Ayrıca ürün rehin kredileri ve ihracatçısına
sağladığı GSM kredileri ise sektöre sağlanan diğer desteklerdir.
ABD dünya
pamuk fiyatlarının belirleyicisi konumunda olduğu için önemlidir, ancak
bizim için önemli olan bir diğer politika ise AB Ortak Tarım
Politikasıdır.
Ülkemizde
ithal edilen pamuğun %10’u Yunanistan’dan gelmektedir. AB’de pamuk
üretimi Yunanistan, İspanya ve az miktarda da Portekiz’de yapılmaktadır.
AB pamuk ortak
piyasası düzeni 2006’da değişmiştir. AB pamuk yardımlarının %35’i
alan bazlı ödenirken %65 ise tek ödeme planında ödenmektedir. AB’de
pamuk destekleri için harcanan toplam bedel 770 milyon €’dur.
Halihazırda üyelik için hazırlandığımız AB’de, pamuk üreticisine
yaklaşık 332,5 YTL/da destek sağlanmaktadır.
Sayın basın
mensupları,
Ülkemizde ise
hızla gelişen tekstil ve konfeksiyon sektörüne paralel olarak tüketimin
hızla artması, üretimin artırılmasının zorunluluk olmasını ortaya
koymuştur. Geçmiş dönemlerdeki destekleme sistemini bir tarafa
bırakırsak, ilk olarak 1993 yılında uygulanmaya başlanan pamuk
prim desteği 1998 yılında yeniden gündeme gelmiş ve pamuğun 1998
yılından bugüne genel desteklemenin yanında primle de
desteklenmesine devam edilmiştir.
Prim
sisteminde sertifikalı tohumluk kullanımını da artırmak için 2001
yılından sonra %10, 2004 yılından itibaren de %20 sertifikalı tohumluk
farkı ödenmiştir.
Ülkemizde
prim sistemi
özellikle
üretimi yönlendirme ve üretici gelir seviyesinin korunması açısından
istenilen başarıyı sağlayamamıştır. Ülkemizde prim belirlenen
bütçenin ürünler arasında dağıtılması şeklinde uygulanmaktadır. O yüzden
pamukta halen istenen üretim artışı sağlanamamış ve dışa bağımlılığımız
azalmamıştır.
Ülkemizde
2007 yılında pamuk üreticisi prim ve doğrudan destekler
dahil 158 YTL/da destek almıştır. AB ve ABD’de bu rakam
332.5 ve 235 olarak gerçekleşmektedir.
Bilindiği üzere pamuk gümrük vergisi uygulayamadığımız tek tarımsal
üründür. Bundan dolayı iç piyasa fiyatları dünya fiyatlarından direkt
etkilenmektedir. Gelişmiş Ülkelerin DTÖ’ye de konu olan büyük ihracat
sübvansiyonlarıyla oluşturdukları dünya fiyatları karşısında, üretim
maliyetleri yüksek olan Ülkemiz pamuk çiftçisinin rekabet etmesi oldukça
zordur.
Pamuk fiyatlarında son yıllarda artış oldukça azdır. 2006 yılına
gelindiğinde fiyatların hala 2003 yılı seviyelerinde olduğu
görünmektedir. Bu yıl ise Tariş 1 YTL/kg ile geçen yılla aynı fiyatı
açıklamıştır. Serbest piyasada fiyatlar, 65-85
YKR/kg aralığında değişmektedir.
Dünya pamuk
üretim maliyetleri üzerine yapılan bir araştırmaya göre Türkiye,
İsrail’den sonra maliyeti en yüksek pamuk üretimi yapan Ülkedir.
Geçtiğimiz yıl İzmir’de yapılan ICAC Genel Kurulunda sunulan bu
araştırma sonucunda Türkiye’deki girdi fiyatlarının özellikle gübre,
ilaç ve sulama maliyetlerinin yüksekliğine dikkat çekilmiştir.
Tarımsal
üretimde kullanılan girdilerin fiyatları enflasyonun bile üzerinde artış
gösterirken, ürün fiyatlarında durgunluk hatta gerileme söz konusudur.
Uygulanan prim miktarı da üreticinin gelir kaybını telafi etmeye
yetememektedir.
1998 yılından
2007 yılına kadar enflasyon 8,5 kat, girdi fiyatları yaklaşık
15 kat artarken, pamuk fiyatları sadece 5 kat artış
göstermiştir.
Bu fiyat
artışlarındaki dengesizlik üretici satın alma gücüne de yansımıştır.
2008 yılı piyasa kütlü pamuk fiyatlarına göre 10 yıllık süreçte pamuk
çiftçisinin satın alma gücü mazotta %81, DAP gübresinde yaklaşık %80,
Amonyum Nitratta %77 azalmıştır.
Dünya
piyasalarında pamuğun ucuz olması ve Gümrük Birliği’nden dolayı pamukta
herhangi bir koruma uygulaması yapamamamız, ABD’nin uyguladığı düşük
faizli ucuz GSM kredileri ile ithal pamuğun daha cazip hale gelmesi,
Ülkemiz pamuk üretim alanlarının her geçen gün azalmasına sebep
olmaktadır. Üreticisi pamuk yerine alternatif ürün aramaktadır,
özellikle Çukurova ve Akdeniz bölgelerinde ekim alanları gittikçe
daralmaktadır.
Tekstil
sanayinin artan talebi ancak ithalatla giderilebilmektedir.
2007 yılında yapılan yaklaşık 1,2 milyar dolarlık pamuk ithalatının
%63’ü ABD’den, %10’u ise Yunanistan dan yapılmıştır.
Üretimdeki düşüş göz önüne alınırsa ithalat rakamın 2008 yılı sonunda
1,5 milyar dolara ulaşması muhtemeldir.
Ülkemizde
prim sistemi;
üretimin yönlendirilmesi, üreticilerin gelir seviyelerinin korunması,
tarımsal üretimde sürekliliğinin sağlanması, sanayici ve ihracatçıya
dünya fiyatlarından mal temini ve rekabet şansı kazandırılması, sağlıklı
bir piyasa oluşumu sağlanabilmesi, spekülatif hareketlerin
önlenebilmesi, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması amacıyla
uygulanmaktadır.
Ancak
prim miktarları yetersiz kaldığı için bu amaçlara
ulaşılamamıştır.
Sayın Basın
Mensupları,
1980’lerde
Ülkemizin beyaz altını olan pamuk artık eriyor;
Türkiye AB
Gümrük Birliği anlaşması gereği pamukta tarife uygulaması yapmamaktadır.
Ayrıca pamuk için DTÖ’ye verilen tarife oranı da oldukça düşüktür.
Kısacası tarife uygulaması yapabilsek dahi uygulanacak tarife oranı
pamuk üreticisini korumaya yetmeyecektir. Pamukta düşük dünya fiyatları
karşısında üreticiyi koruyabilecek araç pamuk için gümrük vergisi
değildir. O halde üretim artışını sağlamak için çiftçilerimizin
gelirlerini telafi etmek ve pamuk üretiminin kazançlı bir haline
getirmek gerekmektedir.
Bunun için en
uygun araç olan prim sistemi 1998 yılından beri düzenli olarak
uygulanmaktadır. Ancak hep söylediğimiz yönetimin doğru olması her zaman
olumlu sonuç doğurmamaktadır. Çünkü uygulanan prim miktarı üretim
maliyeti, iç ve dış piyasalar değerlendirilerek belirlenmediğinden,
ödemeleri bir yıl gecikmeyle yapıldığından, 1998’den 2006 yılına kadar
pamuk ekim alanlarında artış değil %22 azalma olmuştur.
Prim amacına ulaşmamıştır.
Pamuk
üretimini artırabilmek için aşağıdaki önlemlerin alınması gerekmektedir.
1.
Pamuk için açıklanan prim yetersizdir. Prim miktarı
hedef fiyat ile piyasa fiyatı arasındaki fark olarak belirlenip
üreticiye ödenmelidir. 2008 ürünü için belirlenen 30 YKr prim
sürdürülebilir üretim için üreticimizi tatmin etmeyecektir. Prim miktarı
artırılmazsa 2009 da pamuk üretimi çok daha azalacaktır.
İthalattan kurtulabilmemiz için primi en az 50 YKr’ye çıkarmak
gerekmektedir.
2.
Tohumluk, ilaç, gübre, elektrik, mazot gibi girdi kalemlerinde
ödenen ve üreticiye geri ödemesi yapılmayan KDV oranları
düşürülmelidir.
3.
Ayrıca tekstil sanayinin en büyük sorunu olan pamukta kontaminasyonun
üreticiden kaynaklanan bölümünü önlemek de makineli hasatla mümkün
olacaktır. Dış Ticaret Müsteşarlığının pamukta kirlenmeyi önlemek ve
kalite kriterlerini yükselmek üzere yapılan çalışmalar ve kaliteli
pamuğa fazla fiyat mantalitesi pamukla ilgili tüm sektör
temsilcileri tarafından onay görmüştür.
4.
Pamuk pazarlamasında ve piyasa oluşumunda en önemli kurumlardan olan
Tariş, Çukobirlik gibi Tarım Satış Kooperatiflerinin, bilindiği üzere
yeniden yapılanma sürecinde maddi destek kaynakları kesilmiştir.
Birlikler ürün fiyatlarını kendi imkanları ile açıklamaktadırlar. AB
uyum süreci için yapılan çalışmaların hız kazandığı şu günlerde
Ülkemizin en güçlü üretici birlikleri olan Tarım Satış
Kooperatiflerinin düşük faizli kredi ile desteklenmesi
gerekmektedir.
5.
Bunların çözülmesi için öncelikle ulusal pamuk politikasının
belirlenmesi gerekmektedir. Üreticilerin yeniden üretime dönmeleri için
dünya piyasalarındaki pamuk fiyatları ile rekabet edebilir bir
ortam yaratılmalıdır.
Ş.Şemsi
Bayraktar
Genel
Başkan
EK: Pamuk Tablolar
Dünya Kütlü
Pamuk Üretimi (Ton)
|
Ülkeler |
2003 |
2004 |
2005 |
2006 |
2007 |
|
Çin |
14.579.127 |
18.970.530 |
17.142.000 |
20.238.000 |
22.872.000 |
|
ABD |
10.020.620 |
12.539.350 |
12.876.180 |
11.654.560 |
12.000.000 |
|
Hindistan |
7.002.000 |
8.378.400 |
9.435.000 |
11.567.700 |
9.480.000 |
|
Pakistan |
5.127.200 |
7.279.400 |
6.337.475 |
6.252.000 |
6.500.000 |
|
Brezilya |
2.201.690 |
3.801.382 |
3.668.286 |
2.899.396 |
3.853.807 |
|
Özbekistan |
2.822.500 |
3.536.800 |
3.728.400 |
3.600.300 |
3.300.000 |
|
Türkiye |
2.346.000 |
2.460.000 |
2.245.000 |
2.555.000 |
2.500.0000 |
|
Dünya |
55.599.200 |
70.461.012 |
69.446.228 |
71.455.708 |
72.504.406 |
Kaynak:FAO
Türkiye'de
Pamuk(lif) Ekim Alanı,Üretim ve Verim Durumu
|
Yıllar |
Ekiliş Alanı (Ha) |
Üretim (Ton) |
Verim (Kg/Ha) |
|
1998 |
756.566 |
882.154 |
1.166 |
|
1999 |
719.294 |
791.298 |
1.100 |
|
2000 |
654.177 |
879.940 |
1.345 |
|
2001 |
684.665 |
914.404 |
1.335 |
|
2002 |
721.077 |
988.120 |
1.370 |
|
2003 |
637.329 |
918.461 |
1.441 |
|
2004 |
640.045 |
935.928 |
1.462 |
|
2005 |
546.880 |
863.700 |
1.579 |
|
2006 |
590.700 |
976.540 |
1.653 |
|
2007* |
- |
871.467 |
- |
|
2008* |
- |
787.740 |
- |
Kaynak:TUİK
*:
TUİK kütlü üretimi %38 randımanla life çevrilmiştir.
Türkiye pamuk tüketimi
|
Yıllar |
Tüketim miktarı(1000 ton) |
|
1999/2000 |
1.200 |
|
2000/2001 |
1.150 |
|
2001/2002 |
1.231 |
|
2002/2003 |
1.365 |
|
2003/2004 |
1.300 |
|
2004/2005 |
1.525 |
|
2005/2006 |
1.502 |
|
2006/2007 |
1.459 |
|
2007/2008* |
1.475 |
Kaynak: TARİŞ
*ICAC tahmin
Yıllar
itibari ile uygulanan pamuk prim miktarları
|
Yıllar |
Prim Miktarı |
Sertifikalı tohumluk farkıyla verilen prim miktarı |
|
1998 |
10(cent/Kg) |
|
|
1999 |
12(cent/kg) |
|
|
2000 |
9(cent/kg) |
|
|
2001 |
7,00(Ykr/Kg) |
7,70(Ykr/Kg) |
|
2002 |
8,50(Ykr/Kg) |
9,35(Ykr/Kg) |
|
2003 |
9,00 (Ykr/Kg) |
9,90(Ykr/Kg) |
|
2004 |
19,00 (Ykr/kg) |
22,80(Ykr/Kg) |
|
2005 |
26,67 (Ykr/kg) |
32,00(Ykr/Kg) |
|
2006 |
29,00 (Ykr/kg) |
34,80(Ykr/Kg) |
|
2007 |
29,00 (Ykr/kg) |
34,80(Ykr/Kg) |
Pamuk İthalatı
|
Yıllar |
İthalat |
|
|
Miktar
(1000 ton) |
Değer
(1000$) |
|
2002 |
540,6 |
493.233,5 |
|
2003 |
557,2 |
667.952,4 |
|
2004 |
585,3 |
836.813,3 |
|
2005 |
774,8 |
907.237,3 |
|
2006 |
750,7 |
965.420,7 |
|
2007 |
887,3 |
1.188.978,1 |
Kaynak:
TUİK
TARİŞ pamuk alım fiyatları şu
şekildedir.
|
Yıllar |
Fiyat (YKr/kg) |
%Artış |
|
1998 |
19,50 |
|
|
1999 |
23,00 |
17,9 |
|
2000 |
38,00 |
65,2 |
|
2001 |
68,00 |
78,9 |
|
2002 |
80,00 |
17,6 |
|
2003 |
90,00 |
12,5 |
|
2004 |
90,00 |
0 |
|
2005 |
83,00 |
-7,8 |
|
2006 |
92,00 |
10,8 |
|
2007 |
100,00 |
8,7 |
Ürün ve
Girdi Fiyatlarının Enflasyonla Karşılaştırılması
|
Yıllar |
Pamuk Fiyatı |
Girdi Fiyatı* |
Enflasyon |
|
Yıllık Değişim(%) |
Endeks |
Yıllık Değişim(%) |
Endeks |
Yıllık Değişim(%) |
Endeks |
|
1998 |
39,3 |
100 |
35,4 |
100 |
69,73 |
100 |
|
1999 |
17,9 |
118 |
55,2 |
155,2 |
68,79 |
168,79 |
|
2000 |
65,2 |
195 |
62,4 |
252 |
39,03 |
234,67 |
|
2001 |
78,9 |
349 |
122,2 |
559,4 |
68,53 |
395,49 |
|
2002 |
17,6 |
410 |
12,9 |
631,5 |
29,75 |
513,15 |
|
2003 |
12,5 |
461 |
24,3 |
784,9 |
18,36 |
607 |
|
2004 |
0 |
461 |
20,3 |
941,8 |
9,32 |
664 |
|
2005 |
-7,8 |
425 |
5,3 |
991,7 |
7,72 |
715 |
|
2006 |
10,8 |
471 |
14 |
1130,5 |
9,65 |
784 |
|
2007 |
8,7 |
512 |
34 |
1515 |
8,39 |
850 |
*Girdi
Fiyatları % Artış: Gübre ve Mazot fiyat artışlarının ortalaması
alınmıştır.

Grafik: Pamuk, girdi fiyatları ve enflasyon artış endeksleri
Üreticinin satın alma gücündeki değişim
|
Ürünler
|
Ürün ve Girdi Fiyatları (YKr/Kg) |
|
Parite (*)
|
Alım Gücü |
|
|
1998 |
2008 |
Artış % |
1998 |
2008 |
% Değişim |
|
Pamuk |
19,50 |
85,00 |
335,9 |
|
|
|
|
Girdiler |
|
|
|
|
|
|
|
Mazot |
12,47 |
287,00 |
2201,5 |
1,56 |
0,30 |
-81,1 |
|
Gübre(Amonyum Nitrat%26N)
|
4,15 |
80,00 |
1827,7 |
4,70 |
1,06 |
-77,4 |
|
Gübre(DAP) |
8,70 |
190,00 |
2083,9 |
2,24 |
0,45 |
-80,0 |
(*) Pamuk/Girdi: Bir kilogram
pamuk ile alınabilen girdi miktarı
|