|
TZOB GENEL BAŞKANI Ş.ŞEMSİ BAYRAKTAR’IN
KONUŞMASI
Manisa Mitingi
22 Eylül 2005
Neden
miting yapıyoruz?
Bu mitinge siyaset gölgesi düşürmek
isteyenler var. Biz bu görevlere talip olurken siyasetin dışında
kalacağımızı, her siyasi partiye eşit mesafede olacağımızı
ifade ettik. Bu miting için hiçbir siyasi partiden destek
istemedik ve hiçbir siyasi partiyi mitingimize davet etmedik.
Göreve geldiğimizden bu yana iki yıla aşkın
bir süredir bütün bölgelerimizi dolaşıyorum. Bu görüşmelerden
aldığım sonuçları, çiftçilerimizin sorunlarını, bu sorunların
çözümüne ilişkin görüş ve düşüncelerimizi her fırsatta
ve her ortamda Hükümetimize duyurmaya çalışıyoruz.
Bu çalışmalarımız; zaman zaman basın
ve bazı Televizyon kanallarından açıklamalar şeklinde olduğu
gibi, ikili görüşmeler ve düzenlediğimiz toplantılarda Sayın
Başbakan, Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı ve diğer ilgili
bakanlara, iktidar ve muhalefet partileri yetkililerine arz edilmiştir.
Bu çalışmalarımızdan sonra Hükümet
tarafından bazı kararlar alınmış ve bazı destekler verilmiştir.
Ancak alınan bu kararlar maalesef yeterli
olmamıştır.
Yapısal sorunlar çözülmemiş; Sulama yatırımları
tamamlanamamış, 4 milyon ha arazi sulamaya açılamamış,
arazinin bölünmesi konusunda miras hukuku düzeltilememiş, arazi
toplulaştırması için bir ofis oluşturulamamıştır.
Yani yapısal sorunların çözümünde
gerekli adımlar atılmamıştır. Bu durum verimliliğimizi de
olumsuz etkilemektedir.
Tarımsal destekleme bütçesinin ihtiyacın
çok gerisinde kalması,
Çiftçiye verilmesi gereken 16 milyon TL
DGD ödemesinin 10 milyona düşürülmesi,
Girdi fiyatları hızla artarken ürün
fiyatlarında gerileme olması,
Buğdayda ve mısırda fiyatların
maliyetlerin gerisinde kalması,
TMO tarafından başarılı bir müdahale alımı
yapılamaması,
Mazot ve gübre desteğinin yeterli olmaması,
Bu destekler yeterli olsaydı çiftçilerimiz
bu meydanı doldurur muydu? Çiftçilerimiz bu meydana zorla
gelmedi. Alın terinin karşılığını alamadıkları için
geldiler.
Tarım ekonomik bir faaliyettir. Bu
faaliyetin amacı para kazanmaktır.
Mevcut durumda çitçilerimiz kriz ortamından
kurtulamamış, daha da kötüsü sorunlarının çözümü için ümidini
yitirme aşamasına gelmiştir.
Biliyoruz ki, çiftçilerimiz, son çare
olarak bu mitingi istemiş ve ziraat odalarımız da çiftçilerimizin
bu talebini yerine getirmiştir.
Tarımın
önemi
Bilindiği gibi tarım, gıdayı üreten
bir faaliyet alanı olarak, evrensel önemi olan bir sektördür.
Fakat tarım Ülkemiz için bu açıdan
olduğu kadar ekonomik ve sosyal alanlarda da önemli bir yer işgal
etmektedir.
Halen milli gelirin %11.3’ünü,
ihracatın %10.2 sini tarım sektörü oluşturmakta, istihdamda tarımın
payı ise %34 olarak önemli bir seviyede seyretmektedir.
Tarım, 7 milyon
insanımızın istihdam edildiği, 23 milyonluk nüfusumuzun geçimini
sağlayan bir sektördür. Tarım sektörümüz, bir taraftan
sosyal sigorta görevi üstlenirken, diğer taraftan Ülkemizde önemli
bir sorun olan kırdan kente göç sorununun daha da ağırlaşmasını
engelleyen başlıca sektör durumundadır.
Tarımdaki istihdam yükünü azaltıcı önlemler alınamadığı
için, tarım bu yükü taşımaya devam etmektedir. Siz, mesleki eğitimi
yaptınız, kırsal sanayiyi geliştirdiniz, çiftçi çocuklarını
eğittiniz ve diğer alanlarda iş bulmasını sağladınız da çiftçilerimiz
bunu kabul etmediler mi?
Şu bir gerçek ki, varoşlar da artık yeni göçleri
kaldıramıyor; iş ve aş veremeyeceğimiz insanlarımızın şehirlere
taşınması, Türkiye’nin huzuru için tercih edilir bir durum değildir.
Sadece üretmek için değil, ülkemizin ve milletimizin huzuru için
de destek verilmelidir.
Buna rağmen son günlerde Ülkemizde
bazı çevrelerde tarımı hor gören, ikinci sınıf sektörmüş
gibi algılayan bir anlayışın yerleştiğini görmekteyiz.
Oysa Cumhuriyetin başında 13
milyon insanımızı besleyen Türk tarımı 2005 yılında 70
milyon insanımızı beslemekte, istihdam yaratmakta, ihracatımıza
önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.
Bu 70 milyon insanımızın etini,
sütünü, meyvesini, sebzesini biz üretiyoruz. Yediği ekmekte
bizim hububatımız var. Sabah kahvaltısında yedikleri, öğlen ve
akşam tükettikleri bizim ürünlerimiz.
İnsanlarımız bizim yetiştirdiğimiz
ürünlerle karınlarını doyurduklarından Allah’a şükrederken,
çiftçilerimize de şükran duymalı ve dua etmelidir.
Yemeden içmeden üreterek, toplumu doyuran
ve bu manada ana- baba görevini üstlenen Türk çiftçisi hor görülüyor.
Ana Babaya nankörlük olur mu?
Ancak bazı insanlarımızın çiftçilerimize
nankörlük yaptığını görüyoruz. Bazı çevreler “çiftçi
ithal edelim”, “çiftçi
paraları meyhanede yiyor” diyorlar.
Dünyanın hangi ülkesinde tarım, çiftçi
ithal edilerek kalkındırılmıştır. Bırakın çiftçi ithal
etmeyi Ülkemizdeki tarım politikalarından dolayı mesleğini komşu
ülkelerde sürdüren çiftçilerimiz var. Çiftçi ihraç ediyoruz;
çiftçilerimiz kaçıyor.
Maliyetini dahi karşılayamayan fiyatlarla
ürününü satmaya çalışan çiftçi hangi parayla meyhaneye
gidecektir.
Avrupalı
ve Amerikalı çiftçiler gece yattıklarında ertesi günü yapacağı
işleri düşünürken, benim çiftçim ürününü satıp
satamayacağını, borcunu ödeyip ödeyemeyeceğini, çocuklarını
nasıl okula göndereceğini düşünmektedir.
Ülkenin harcı, çimentosu olacağız;
ekonomik krizleri bizim sayemizde atlatacaksınız; zor koşullarda
Türkiye’nin gıda güvencesi olacağız; sonra da bu insanları
“günah keçisi” olarak göreceksiniz. Bu insanlara bundan daha
büyük haksızlık olur mu?
Tarımdaki sorunların ağırlaşması
büyümeyi olumsuz etkilemekte, sanayimize, iç ve dış
ticaretimize, hatta tüm tüketicilerimize ve her kesime zarar
vermektedir.
Tarım şimdi bu durumdadır, ve
mevcut durum sürdürülebilir değildir. O yüzden miting kararı
alındı.
Sosyal
politika-gelir dağılımı
Ülkemizde sektörler arasında ve
kesimlerin kendi içinde gelir dağılımı dengesizliği henüz düzeltilememiştir.
Halen tarımda kişi başına gelir diğer
kesimlere göre çok düşük durumdadır. Genel olarak belirtmek
gerekirse, tarımda kişi başına gelir ortalama milli gelirin üçte
birinden, diğer kesimlerin dörtte birinden daha azdır.
Bu durumda Ülkemizde uygulanan sosyal
politikaların sektör olarak hedefi tarım sektörü, hedef kitlesi
ise çiftçilerimiz ve kırsal kesim olmalıdır.
Tarımda büyüme
Tarım sektörü kriz döneminin etkilerini henüz atlatamamıştır. Bu
dönemde ürün fiyatlarına oranla daha hızlı yükselen girdi
fiyatları, kaldırılan destekler, olağanüstü yükselen
faizlerle kredi kullanılamaması yüzünden çiftçilerimiz krizden
en çok etkilenen kesim olmuş ve halen durumlarını düzeltememişlerdir.
Çiftçilerimiz, hala kriz döneminde
ödeyemedikleri için yeniden yapılandırılan borçlarının son
taksitini ödemeye çalışmaktadırlar.
2004 yılında tarımdaki reel gelir
1998 yılının ve hatta kriz yılı olan 2000 yılının gerisinde
bulunmaktadır.
Tarım
büyüyemiyor, yerinde sayıyor.
2005
yılının.2.üç aylık dönemi
Bu yılın ilk üç aylık döneminde % 0 büyüyen
tarım sektörü, yılın ikinci çeyreğinde ve 6 aylık döneminde
de büyüyememiş, bu dönemler itibariyle %0.1 gelişme hızı gözlenmiştir.
Sabit fiyatlarla yılın ikinci yarısında
%0,1 büyüme belirlenirken, cari fiyatlarla %8.2 gerileme gözlenmiştir.
Hatta bu gerileme, Çiftçilik ve Hayvancılık alt sektöründe %
10’a yakın bir orandadır.
Alt Gruplara bakıldığında hububat
grubunda %9.9, sebzelerde %12.8, meyvelerde %4.1 katma değer olarak
gerilemeler söz konusudur.
Çünkü bu durum tarım ürün fiyatlarının
bir önceki yılın aynı dönemine göre azaldığını göstermektedir.
Böyle bir sonuç, tarımsal üretimde kullanılan girdilerin
fiyatlarında ürün fiyatlarına göre çok büyük artışların
olması durumunda da meydana çıkabilir.
Bu sonuçta, her iki durumun söz konusu
olduğu düşünülmektedir.
Haziran ayında son enflasyon genelde %4.25
iken tarım ve avcılık ürünlerinde %4.65 gerileme belirlenmiştir.
Öyle anlaşılıyor ki, 2005 yılında
da reel tarımsal gelir miktarı 1998 yılının hala gerisinde
seyretmektedir
Üretim artırılamadığı için Türkiye
6 milyar dolar tutarında tarım ürünü ithal ediyor.
Diğer ülkelerdeki
desteklerle mukayese
Desteklerin alanları ile yöntemlerinin
doğru olması yanında, miktarları da önemlidir.” Mutlak üstünlük
ise, büyük ihracat destekleri ve iç desteklerle sağlanabilmekte,
maliyetler düşürülürken diğer taraftan düşük fiyatlarlarla
dünya piyasalarına ürün satılmaktadır. Bu nedenle, yeterli
destek veremeyen bizim gibi ülkeler, sürdürülebilir bir tarım
sektörü oluşturmada zorlanmaktadır.
Avrupa Birliği’nin son İlerleme Raporu’nda, Ortak
Tarım Politikası Türkiye’de aynen uygulansa, yıllık 11.3
milyar Avro’ya ihtiyaç olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık
Ülkemizde desteklemeye genel bütçenin %2.2 si, milli gelirin
sadece %0.7 si olan 2 milyar Avro kadar bir kaynak ayrılabilmektedir.
Fakat Ülkemizde mevcut durumda 3 milyona yakın çiftçi
desteklerden yararlanabilmekte, yaklaşık 1.5 milyona yakın çiftçi,
kayıt sisteminde öngörülen koşullar nedeniyle destek
alamamaktadır.
Görülüyor ki çiftçi başına verilen destek
Fransa’da, Türkiye’de verilenden 23 kat fazladır. Hektar başına
verilen destek de Ülkemizde, Fransa’da verilen desteğin beşte
biri kadardır.
Rekabet edeceğimiz ülkeler AB ülkeleri olduğu için,
gerektiğinde tarım sektörümüzü bu ülkelerin tarımıyla, tarımsal
destekleriyle mukayese etmek ve zamanla bu ülkeleri yakalamak
zorundayız. Verimliliği yakaladığımız pamuk, ayçiçeği, mısır
gibi ürünlerde bile rekabet edemiyoruz.
Mecliste bulunan Tarım Kanunu Tasarısında
Birliğimizin de çabalarıyla, desteklerin, Milli Gelirin
%2’sinden az olmaması yönünde bir hüküm yer almıştır.
Umuyoruz bu madde mevcut haliyle kanunlaşır.
Mazot-gübre
desteği
Sayın Başbakan, bu destekleri 8
ay önce açıklamıştır. Eğer bir başbakanın talimatları 8
ayda yerine getiriliyorsa tarımda sorunların çözümü için
mesafe almamız mümkün değildir. Kaldı ki yetersiz kalan bu
destekler ikiye bölünerek ödenmektedir.
Tarımdaki girdi maliyetlerinin
olağan üstü arttığı son yılarda, mazot ve gübre desteği tarım
sektörü ve çiftçilerimiz için en önemli ihtiyaç haline gelmiştir.
Fakat her ikisi de yetersiz kalmış, gübre desteği ise çok geç
kalmıştır. Mazot desteği, fiyattaki artışları bile karşılamamıştır.
Her ikisini dikkate alan bir değerlendirme
yaptığımızda, hububatta dekara toplam 4 milyon TL gübre ve
mazot desteği verilecektir. Bu miktar, bu yıl ödenmeyen 6 milyon
TL tutarındaki DGD ödemesinin bile gerisinde kalmaktadır.
ABD’de verilen desteklerin %18 i
girdi desteğidir. Fransa’da tarımda kullanılan pembe mazot
normal fiyattan %40 daha ucuza verilmektedir.
Mazot fiyatlarları hızla artmaya devam
etmektedir. Ülkemizdeki mazot fiyatları ABD’deki fiyatların 3
katı, Yunanistan’ın 2.5 katı düzeyindedir.
Buğdayda Dünya fiyatlarını
belirleyen ABD’nin buğday maliyetleri ile Ülkemizdeki
maliyetleri karşılaştırırsak, tarımı bugünkü yapısıyla
rekabete açmamız halinde neler olabileceğini daha iyi tahmin
edebiliriz. Halen Türkiye’nin buğday maliyeti ABD’deki
maliyetin iki katından daha yüksektir.
Fakat destekler, teknoloji ve işletme
yapılarında büyük farkların bulunduğu bir dünyada rekabetçi,
sürdürülebilir bir tarım oluşturmak hiç de kolay olmayacaktır.
Destekler
yetersiz olduğu gibi bir kısım üreticilerimiz de desteklerden
faydalanamıyor
Altyapı hazırlanmadan, kadastro ve veraset
intikal sorunu çözülmeden Çiftçi Kayıt Sistemine geçildiği,
bu kayıtlara göre destek verildiği için tarımsal desteklerden
halen 27 milyon hektar tarım arazisinin 17 milyon hektarı
yararlanabiliyor, 4 milyonun üzerindeki çiftçinin de 1.5 milyona
yakın kısmı yararlanamıyor.
Kredi konusunda da sorunlarımız devam ediyor
Bilindiniz gibi
2001-2003 kriz yıllarında tarımsal kredi kullanılamamış, daha
önce kullanılan kredilerin borçları ödenemez hale gelmiştir.
2004 ve 2005 yıllarında düşük faizli kredi uygulaması başlatılmıştır.
Fakat 2004 yılında Ülkemizde
mevcut 4 milyon tarım işletmesinden sadece 48.000 üretici
indirimli kredi kullanabilmiştir. Bu durum çiftçimizin indirimli
kredi kullanamadığını göstermektedir.
Ziraat Bankası yeni dönemde
verdiği kredilere karşılık teminat oranlarını, verilen
kredinin %100 fazlasına yükselterek, ipotek olarak da şehir
merkezinde daire, dükkan, araba vb. talep etmekte; kefil olarak müteselsil
kefalete sınırlama getirerek, memur veya esnafları kefil olarak
kabul etmektedir. Kredi çiftçiye mi, tüccara mı veriliyor belli
değil.
Ziraat Bankası ya asli
görevine döndürülmeli, yada çiftçi bankası görevini üstlenecek
yeni bir banka kurulmalıdır.
Döviz
kurunun etkileri
Yüksek desteklerle dünya fiyatlarının düşmesi
yanında, Ülkemizde Türk Lirasının aşırı değerlenmesi, ucuz
tarım ürünleri ithalatını teşvik etmektedir.
Ürün grupları itibariyle sorunlar
2004-2005 yılları üretici
satın alma gücündeki değişimler
Tarımsal üretimde kullanılan girdilerde
%30 oranlarına varan fiyat artışları gerçekleşirken ürün
fiyatlarında %70’lere varan fiyat düşüşleri görülmektedir.
Hububat
Buğday daha öncede belirtildiği üzere
2001 yılına kadar destekleme kapsamında olan bir üründü. 2001
yılında destekleme alımlarının bırakılması ülkede ekonomik
istikrarsızlık, serbest piyasada oluşan fiyatların üretici
aleyhine işlemesi, TMO’nun kendi bünyesinde bir fiyat açıklaması
ve alımlarını düşürmesi, bu arada girdi fiyatlarındaki artış
üretici satın alma gücünde büyük düşüşlere sebep olmuştur.1998
yılına göre üretici satın alma gücünün %51 oranında azaldığı
gözlenmiştir.
Buğdayda
satın alma gücü
2004 yılı pazarlama döneminde TMO tarafından
370.500 TL/Kg olarak açıklanan kırmızı sert buğdayın
fiyatı 2005 yılı sezonunda 2004 yılına oranla %3 daha düşük
olarak 360.000 TL/Kg olarak açıklanmıştır. Açıklanan 360.000
TL/Kg fiyat TMO’nun peşin alım yapmaması, baremlerindeki yükseklik
gibi sebeplerle piyasada fiyatlar daha gerilere düşmüştür.
Sizler bu fiyata buğday satabildiniz mi? Buğday yanında girdi
fiyatları incelendiğinde mazot fiyatı, 2004 yılı Eylül ayına
oranla 2005 yılı Eylül ayında %29 artarak 2.120.000 TL/Lt ye yükselmiştir.
Gübrede fiyat artışı %6,9,
traktörde ise %10 olarak gerçekleşmiştir. Alım gücündeki değişimler
girdi bazında değerlendirildiğinde mazotta %25, gübrede %9,
traktörde %12 gerilemiş, temel tüketim maddeleri olan ekmekte %5,
toz şekerde %11, tüpgazda ise %19 gerileme görülmüştür.
|