Türkiye Ziraat Odaları Birliği

Vatan Hürriyet Ekmek

ZOBİS
ZOBİS
Türkiye Ziraat Odaları Birliği > Haberler > 21. Karma İstişare Komitesi Toplantısı Kayseri'de yapıldı

21. Karma İstişare Komitesi Toplantısı Kayseri'de yapıldı

21. Karma İstişare Komitesi Toplantısı Kayseri'de yapıldı


Kayseri’de yapılan Karma İstişare Komitesinin 21. Toplantısında konuşan Türkiye-AB KİK Eşbaşkanı ve TZOB Genel Başkanı BAYRAKTAR, “Türkiye-Avrupa Birliği Karma İstişare Komitesi’nin AB ile yürütülen ilişkilerinin bugünkü düzeyine ulaşmasında büyük katkısı olduğuna inanıyorum” dedi.

Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi (KİK) 21. Toplantısı Kayseri'de yapıldı. Toplantıya Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali BABACAN, TZOB Genel Başkanı ve KİK Eş Başkanı Şemsi BAYRAKTAR, TOBB Başkanı Rifat HİSARCIKLIOĞLU, AB-Türkiye Karma İstişare Komitesi Eş Başkanı Jan OLSSON, Türkiye-AB Karma İstişare Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Prof. Dr. Aydın DUMANOĞLU, Avrupa Birliği Genel Sekreteri Büyükelçi Oğuz DEMİRALP, Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Hansjörg KRETSCHMER, Finlandiya Ankara Büyükelçisi Maria SERENIUS, Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi Başkan Yardımcısı Dimitrios DİMİTRADİS, Bölgeler Komitesi Başkan Yardımcısı Roger KALİFF, Türk-İş Genel Başkanı Salih KILIÇ, Hak-İş Genel Başkanı Salim USLU, TİSK Genel Başkanı Tuğrul KUTADGOBİLİK, KAMUSEN Genel Başkanı Bircan AKYILDIZ, İstanbul Sanayi Odasından Hüsamettin KAVİ, Türkiye Bankalar Birliğinden Doç. Dr. Ekrem Keskin, TİSK Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Meral GEZGİN ERİŞ, TESK adına Tahir KÖSE, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç DURAK, Kayseri Valisi Osman GÜNEŞ katıldı.
Toplantıya ayrıca TZOB Yönetim Kurulu Üyeleri Hüseyin ÖNBEY, Necat AVCI, M. Rıfat AKYÜZ, Selahattin BİÇER, Nizamettin AYDİŞ, Hüseyin TOPÇUOĞLU, Nuri SORMAN, Bayram SEVİM ve Mustafa HEPOKUR da çalışmaları izlemek üzere katıldı. Kayseri Merkez ve İlçe Ziraat Odaları da Karma İstişare Komitesi toplantısının açılış ve Bölgesel Kalkınma Ajansları ile ilgili bölümlerine iştirak etti.
İki gün süren toplantının açılış konuşmasını yapan TZOB Genel Başkanı ve Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi Eş Başkanı Şemsi BAYRAKTAR, Avrupa Birliği Ekonomik ve Sosyal Komitesi temsilcilerinin ve Türkiye'den her kesimi temsil eden Sivil Toplum Örgütlerinin oluşturduğu bir Sivil Toplum Platformu durumundaki Karma İstişare Komitesi'nin, Kayseri'de 21. Toplantısını gerçekleştirmek üzere toplandığını belirterek sözlerine şu şekilde devam etti: “Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri 3 Ekim 2005 tarihinden sonra yeni bir döneme girdi. Katılım müzakereleri süreci, 20 Ekim 2005 tarihinde fiilen başladı. Tarama süreci başarıyla yürütülüyor. 12 Haziran 2006 tarihindeki hükümetler arası konferans ile de "bilim ve araştırma" faslında müzakereler açılarak, aynı gün geçici olarak kapatılmıştır. Ayrıca, "eğitim-kültür" faslına ilişkin Türkiye'nin müzakere pozisyonu da Avrupa Komisyonu'na iletilmiştir. Taraması tamamlanan fasıllarla ilgili Avrupa Komisyonu, "açılış kriterlerini" Türkiye'ye bildirmeye başlamıştır. Türkiye, 8 Haziran 2006 tarihinde, "AB Müktesebatına Uyum Programı"nı kamuoyuna açıklamıştır. Kısaca, katılım müzakereleri süreci, "kağıt üzerinde" öngörüldüğü gibi yürütülmektedir.
Ancak, 12 Haziran 2006 tarihinde, bizce son derece teknik bir süreç olması gereken "bilim ve araştırma" faslında müzakerelerin açılmasında yaşananlar, Türk kamuoyunu olumsuz etkilemiştir. Maalesef bazı Avrupa Birliği üyesi ülke hükümetleri, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yapmış olduğu taahhüdü geciktirmek için özel gayret içindedir. Bu yaklaşım, Türkiye'deki kamuoyu desteğini de %70'lerden % 50'lere kadar geriletmiştir.
Biz, Türkiye'deki sosyal taraflar olarak, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği sürecinin öneminin farkındayız. Elimizden geldiğince de bu süreci kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Türkiye-Avrupa Birliği Karma İstişare Komitesi'nin de ilişkilerin bugünkü düzeye ulaşmasında katkısı olduğuna yürekten inanıyorum. Bundan sonraki süreçte de Komite'nin üzerine daha fazla sorumluluk düşeceği muhakkaktır.
Komite'nin bugün ve yarın gerçekleştirilecek çalışmalarında çok önemli konular üzerinde yoğunlaşma olacaktır. Müzakere sürecinin seyri hakkındaki görüşlerimizi ifade etmiştim. Bununla birlikte, özellikle sürece Sivil Toplum Kuruluşlarının katılımı açısından çok başarılı olduğumuz söylenemez. Bu durumda KİK üyelerinin de içinde bulunduğu bir Çalışma Grubu oluşturulmalı ve çalışmalara fiilen katılması sağlanmalıdır”
Türkiye-AB ilişkileri için belirlenen yol haritasında, sivil diyaloğun çok önemli bir yer işgal ettiğini ifade eden BAYRAKTAR, “Oysa sivil diyalog önünde çok ciddi engeller var. Sivil toplum kuruluşu temsilcilerimiz, iş adamlarımız, akademisyenlerimiz, sendika temsilcilerimizin Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki muhataplarıyla temasları, "vize" uygulamaları nedeniyle çoğu zaman imkansız hale gelmektedir. Avrupa Birliği ile müzakere sürecindeki bir ülkeye, sorunu ikili görüşmelerle çözüm telkininde bulunulması, çözüme dönük bir yaklaşım değildir. Vize konusunu bu toplantıda görüşmekle birlikte, daha detaylı olarak ele alacağımız bir oturumu, Sonbahardaki toplantımız için planlamış durumdayız” dedi.
Türkiye-Avrupa Birliği Karma İstişare Komitesi hakkında bilgi veren BAYRAKTAR şunları kaydetti: “Türkiye-Avrupa Birliği Karma İstişare Komitesi hepinizin bildiği gibi, Ankara Anlaşmasıyla kurulan "ortaklık ilişkimizin" bir organdır. 1995 yılından beri çalışmalarını yürütüyor. İlişkilerin en zor dönemlerinde bile, Komite'miz çalışmalarını aksatmadı. Çok önemli konularda raporlar üretti. Tartışma ortamları oluşturdu. Bugüne kadar gerek başkan olarak ve gerekse de üye olarak Komite'nin çalışmalarına katkı sağlayanlara müteşekkiriz.
Kuşkusuz, Komitemiz bundan sonra da çalışmalarını yine büyük bir gayretle yürütecek. Elbette, istişarî bir yapı olduğumuzun farkındayız. Çalışmalarımızın ve taleplerimizin Avrupa Birliği tarafından ve Türk hükümeti tarafından daha fazla dikkate alınmasını arzu ediyoruz. Bu yaklaşım, Komitemizi güçlendireceği gibi, Türkiye-AB Müzakere sürecinde yürütülen çalışmalara meşruiyet de kazandıracaktır.
Türkiye'de kadınların sosyal durumu, istihdam, sosyal güvenlik, eğitim gibi konularda mevcut bulunan aksaklıkların açığa çıkarılması ve sorunlara çözümler aranması da diğer önemli bir husustur. Bu itibarla hazırlanan ortak “kadın ve istihdam raporu”, AB ve Türkiye'de kadınların durumu hakkında yapılan önemli tespitleri göz önüne koyacak ve yetkililere çözüm yolları bulunmasında yön gösterecektir. Öte yandan, kadının istihdam piyasasındaki etkinliği ülkemiz kalkınma sürecinin hızlanması açısından çok önemlidir. Temsilcisi olduğum çiftçi kesiminde kadının istihdamı konusu çok daha belirgin biçimde öne çıkmaktadır.
Her sosyal kesime yönelik uyum çalışmaları müzakere sürecinde önem arz etmektedir. İşçilerimizi ilgilendiren Uluslararası İşçi Organizasyonu (ILO)'nun iş güvenliği, çalışma koşulları, sosyal güvenlik vb. gibi temel esaslar üzerine hazırlamış olduğu sözleşmenin, Türkiye'deki uygulaması ve İş Kanunumuzun bu sözleşmeye yakınlaştırılması çabalarına yönelik çalışmalarımızın durumunu yansıtan bir ortak rapor da bu toplantıda gözden geçirilecektir.
Türkiye'de ekonomik durumun iyileştirilmesi ve istihdamın artırılması alanında hükümetin AB kaynaklı Lizbon stratejisinden faydalanabileceği düşünülebilir. Bu alanda AB'nin 2005 yılında deklere ettiği Lizbon Stratejisi, ülke ekonomilerinin günümüz koşullarında diğer ülkelerle rekabet edebilmesini, çevre ve sosyal boyutları olan doğru politikalardan oluşan bir reform paketi hazırlanması ve bu politikaları eşzamanlı olarak uygulayabilmeleri ile ilişkilendirmiştir. Bizdeki kalkınma politikalarının da bu hedeflere yönelik olarak düzenlenmesi, sorunların çözümünde etkili olacaktır. Bu konuda hazırlanan bir rapor bu toplantıda ele alınacak ve inanıyorum ki faydalı sonuçlar sağlayacaktır.”
Müzakere sürecinde Sivil Toplum Kuruluşlarının rolü konusu da bu toplantının önemli bir gündem maddesi olduğunu ifade eden BAYRAKTAR, “AB kurumlarında ve ülkelerinde STK'ların çok önemli yerleri olduğu malumdur. Çıkarılacak yasalarda ve sosyal içerikli yapılan her çalışmada STK'ların yeri ve katkıları önem arz etmektedir. Bir katılım ülkesi durumunda olan Türkiye'de STK'larının müzakere sürecine katılmaları ve katkılarının mutlaka sağlanması özellikle ülkemizin menfaatine olacaktır. Bu itibarla İstanbul'da yaptığımız toplantımıza katılarak bu hususta Komitemizi Türkiye'nin Sivil Toplum Platformu olarak kabul ettiklerini bildiren sayın Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül de aramızda olacaklar ve Sivil Toplum Diyalogu konusunda görüşlerini sunacaklardır.
Yine bu toplantımızda ilk defa Avrupa Bölgeler Komitesi ile ortak olarak düzenlediğimiz “Bölgesel kalkınma politikalarının yönetimi-yerel yönetimlerin, odaların, sendikaların ve diğer ilgili sivil toplum kuruluşlarının katılımı” konulu bir seminer düzenlenmiş ve 14 Temmuz'da öğleden sonra yapılacaktır. Seminerde Bölgesel Kalkınma Ajansları ve STK'lar ele alınarak, Yerel Yönetimlerin ve diğer STK'ların bu inisiyatifteki katkılarının neler olabileceği hususları tartışılacaktır.
Toplantımıza katılan ve olumlu katkıda bulunacak her sosyal kesim temsilcisine de şimdiden teşekkür ediyorum. Umuyorum ki toplantımız sizlerin de katılımı ve katkısıyla son derece başarılı olacak ve bu çabalarımızın sonuçlarını kısa zamanda görebileceğiz” dedi.
AB-Türkiye Karma İstişare Komitesi Eş Başkanı Jon OLSSON, sözlerine Kayseri ile ilgili değerlendirmelerle başladı. OLSSON, “Kayseri'nin ilginç bir çevresi var. Kayseri'ye aynı zamanda tepeden bakma imkanı da bulduk. Gerçekten güzel bir şehir” dedi. Konuşmasında Komitenin 10 yılını tamamladığını belirten OLSSON, AB üyesi 25 ülkede benimsenmiş tek düzen bir sosyal düzenin olduğunu ve Türkiye'nin de bu düzeni benimsemesi gerektiğini belirtti. OLSSON, “Türkiye mutlaka bir sosyal düzen içerisinde yer almalı ve AB ile uyumlu olmalıdır. Geçmişe baktığımda karamsarım ama gelecekten umutluyum. Daha çok çalışmamız lazım. Herkes bu süreçte elinden geleni yapmalıdır” diye konuştu ve sivil örgütlerin diyaloguna önem vermeye çalıştıklarını kaydetti.
TOBB Başkanı Rifat HİSARCIKLIOĞLU da yaptığı konuşmada Türkiye'nin AB ile bütünleşme sürecinde, sosyal tarafların temsilcileri olarak öncü bir rol oynadıklarını söyledi.
Bu süreçte sosyal tarafların ilişkisinin siyasi ve diplomatik ilişkilerin ötesinde, toplumun çok büyük bir bölümünü içine aldığını ifade eden HİSARCIKLIOĞLU, şöyle devam etti: “Genel anlamda bu sürecin kazananları da kaybedenleri de sosyal taraflar olduğu için bizlerin yaklaşımları karar vericiler üzerinde etkili olmaktadır. Bu itibarla, Türkiye-AB ilişkilerinde sosyal tarafları ve örgütlü sivil toplumu bir araya getiren komitenizi çalışmalarından dolayı kutluyorum. Benzer desteği yine çalışma hayatı, tarım ve esnaf temsilcilerinin çatı kuruluşlarında da görmekten mutluyuz.”
HİSARCIKLIOĞLU, Türkiye AB ilişkilerinde katılım müzakerelerinin başlamasıyla çok önemli bir kilometre taşının aşıldığını dile getirerek, bu aşamaya gelinmesinde Hükümetlerin ve diplomatların başarısı kadar sosyal tarafların ve sivil toplum kuruluşlarının da katkısı olduğunu kaydetti.
Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi Başkan Yardımcısı Dimitrios DİMİTRADİS ise Avrupa Birliği prosedürlerinin her iki tarafça da hızlandırılması gerektiğini söyledi. Kendisinin yeni dönemde Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesinin başkanı olacağını ve bu durumda KİK çalışmalarına çok daha fazla ilgi gösterebileceğini kaydeden DİMİTRADİS, KİK'in her toplantısını mutlaka izlemeye çalışacağını ve Türkiye için her türlü desteği vermeye devam edeceğini sözlerine ekledi.
Türkiye-AB Karma İstişare Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Prof. Dr. Aydın DUMANOĞLU ve Bölgeler Komitesi Başkan Yardımcısı Roger KALİFF'in konuşmasının ardından söz alan Devlet Bakanı Ali BABACAN, Türkiye'nin bölgedeki laik ve demokratik yapısıyla AB için çok önemli konumda olduğunu ve AB'nin uzun vadedeki güvenliği açısından da vazgeçilmez bir unsur olacağını söyledi. BABACAN, sözlerine şöyle devam etti: “AB, 21. yüzyılda medeniyetler barışı adına çok önemlidir. Türkiye, AB'nin kaybetmekte olduğu rekabet sürecine katkı sağlayacaktır. Yani Türkiye, AB'nin kronikleşen ekonomik sorunlarına çözüm olacaktır. Bu haliyle ülkemiz hem AB'nin büyüme lokomotifi olacak hem de güvenlik açısından önemli bir misyon üstlenecektir. Avrupa'da Türkiye'yi derinden ve sessiz bir şekilde destekleyen kitle var. Sadece aleyhte konuşanların seslerinin çıkması kimseyi yanıltmasın. Avrupa Birliği'nde de aklıselim haklı çıkacak ve Türkiye mutlaka üye olacaktır. Çünkü AB'de rasyonel kararlar var. Ve Türkiye bu yolun sonunda mutlaka tam üye olacaktır.”
Daha sonra Sivil Toplum Kuruluşlarının müzakerelere katılımı konusunda yer alan AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Büyükelçi Mr. KRETSCHMER ve ikinci günün açılış konuşmasını yapan, AB Dönem Başkanlığını yürüten Finlandiya Ankara Büyükelçisi Maria SERENIUS da yaptıkları konuşmalarda Türkiye'nin AB müktesebatına uyum konusunda titiz davranması gerektiğini, çıkarılan mevzuatların hayata geçirilmesinin önemli olduğunu, insan hakları, düşünce özgürlüğü ve demokratikleşme sürecinin AB'nin vazgeçilmezleri olduğunu ifade ettiler. Müzakereler kesintiye uğrasa bile, Türkiye'nin hedefi olan tam üyelik yolunda gayret etmesinin önemli olduğuna dikkat çeken konuşmacılar Finlandiya dönem başkanlığında Türkiye'nin mesafe alması için gayret edecekleri hususlarında açıklamalarda bulundular.
Kadın ve İstihdam raporunu sunan TİSK, TÜRK-İŞ ve AB tarafı Eş-başkanı Jan OLSSON'un açıklamalarından sonra TZOB Kadın Çiftçiler Komitesi adına Fügen YILMAZ söz aldı. YILMAZ konuşmasında şunları dile getirdi: “Birliğimiz kırsal kesimde çalışan kadınlarımızın sorunlarına sahip çıkmak ve kadın çiftçilerimizin örgütlenmelerini sağlayabilmek amacıyla, tüm Türkiye'de faaliyetlerini sürdüren Ziraat Odalarımız aracılığı ile TZOB Kadın Çiftçiler Komitesini oluşturmuştur. Çünkü Birliğimiz gıda üretiminde ve gıda güvenliğinde anahtar rol üstlenen kadın çiftçilerimizin kırsal kalkınmadan faydalanabilmeleri için eğitim ve örgütlenme bilincinin kazandırılmasının önemine inanmaktadır. Türkiye genelinde çalışan nüfusa baktığımızda bunun %26'lık bölümünün kadınlardan oluştuğu görülmektedir. Ancak bu oranın % 52'sini tarımda çalışan kadınlar oluşturmaktadır. Ayrıca tarımda çalışan nüfus oranına baktığımızda da bu oranın % 45'lik bir bölümünün yine kadınlardan oluştuğu görülmektedir. Dolayısı ile kırsal kesim kadınları önemle ve öncelikle ele alınması gereken bir hedef kitle olmalıdır.”
Bölgesel Komitelerle ilgili seminerde bir konuşma yapan TZOB Genel Başkanı ve Türkiye AB KİK Türk tarafı Eş-Başkanı Şemsi BAYRAKTAR Türkiye-Avrupa Birliği Karma İstişare Komitesi olarak Avrupa Bölgeler Komitesi ile gerçekleştirdikleri bu ilk etkinliğe gösterilen ilginin kendilerini memnun ettiğini ve bundan sonraki ortak etkinlikler için cesaretlendirdiğini ifade ederek şöyle devam etti: “Küreselleşen dünyada, ulusal sınırlar eski anlamını yitirmekte, yerel üretim sistemleri ve yerel kapasiteler gün geçtikçe daha çok önem kazanmaktadır. Bu nedenle, bölgesel kalkınma yolu ile bölgelerdeki içsel büyüme potansiyellerinden etkin ve verimli bir şekilde yararlanılması, hem yerel hem de ulusal anlamda ekonominin canlandırılması ve bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılması açısından vazgeçilmez hale gelmektedir. Bu da yine etkin verimli bir bölgesel kalkınma politikasını gerekli kılmaktadır. Öte yandan, 1980'lerden sonra, geleneksel tavandan tabana politikaların yerini tabandan tavana geliştirilen politikaların almasıyla, bölgesel kalkınma politikalarının önemi daha da artmıştır.
Bölgesel kalkınma politikalarının bu derece önem kazanması, bu politikaların yönetimi hususunu da ön plana çıkarmaktadır. Bu politikaların uygun araçlarla, planlı ve sürdürülebilir bir şekilde uygulanması ve yönetilmesi gerekmektedir. Bu da bölgeyi iyi tanıyan, bölge ihracatını destekleyecek, bölgenin yurt içi ve yurt dışı pazarlarda tanıtımını yapacak yerel kuruluşlar olarak faaliyet gösteren bölgesel kalkınma ajanslarının önemini arttırmaktadır.
Bölgeler Komitesi, Avrupa Birliği'nde yerel yönetimleri temsil eden danışma kurumudur. Yerel yönetici veya politikacılardan oluşan Komite üyeleri yerel başkan, parlamenter, belediye başkanı olabilmekte ve AB'deki çok geniş bir yerel yönetim aktivitesini temsil etmektedirler.
Bölgeler Komitesi faaliyetleri arasında yer alması muhtemel, Türkiye ile AB ülkeleri yerel yönetimleri veya belediyeleri arasında kardeş kent uygulaması gibi işbirliği aracının uygulanması ile karşılıklı bilgi alışverişi güçlendirilecek, ortak projeler geliştirilecek, ortak ilgi alanına giren konularda seminerler düzenlenecek ve yerel halkın bu faaliyetlere katılımı teşvik edilecek, sivil toplum diyalogu bu alanda da yapıcı bir şekilde sağlanmış olabilecektir.
Bu alanda Komisyon tarafından 2007-2013 yılları arasında uygulanacak olan “Avrupa için Vatandaşlar” adını taşıyan Topluluk Programına ayrılan kaynağın %40'ının kardeş kent uygulaması kapsamında kullanılacağı bilinmektedir. Türkiye'nin de bu programa çerçeve anlaşması kapsamda, finansmanı Katılım Öncesi Yardım fonlarından karşılanmak üzere katılabileceği belirtilmektedir.”
Türkiye'nin de yerel potansiyellerden en iyi şekilde yararlanmak, bünyesinde barındırdığı bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltmak ve bölgesel kalkınma anlamında AB'ye uyum sağlamak amacıyla bölgesel politikalarını yeniden yapılandırması gerektiğine dikkat çeken BAYRAKTAR, “Bu yeniden yapılandırma, göreceli geri kalmış bölgelerde kullandırılacak AB fonlarından en verimli şekilde yararlanılabilmesi için de gereklidir. Bu bağlamda, Türkiye'de Kalkınma Ajansları Kanunu çıkmış ve 6 Temmuz 2006 tarihinde çıkan Bakanlar Kurulu Kararı ile de, Adana ve İzmir Düzey 2 Bölgelerinde, kalkınma Ajansları kurulmuştur.
Kalkınma Ajanslarının kuruluşu, başta odalar olmak üzere tüm sivil toplum kuruluşlarını bölgesel kalkınmanın temel aktörleri haline getirmektedir. Sonuç olarak, Kalkınma Ajansları, bölgenin ihtiyaçlarının ve önceliklerinin bölgedeki tüm aktörlerin katılımıyla saptanması ve bu önceliklere göre projeler hazırlanması ihtiyacını karşılamak üzere kurulmaktadır. Bu anlamda, sivil toplum kuruluşları, yeterli olmamakla birlikte, Kalkınma Ajanslarının bünyesinde bulunan kalkınma kurullarında ve yönetim kurullarında temsil edilmektedirler.
Diğer yandan, yukarıda da belirtildiği gibi, Türkiye'nin bölgesel kalkınma bağlamında temel hedefi bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmaktır. Bunun için en önemli yollardan biri de AB Bölgesel kalkınma fonlarından en iyi şekilde yararlanmaktır. Bilindiği üzere AB, bölgesel kalkınma fonlarını belirli kriterler ışığında ve yerel potansiyeli harekete geçirecek projeler için kullandırmaktadır. Bu tip projelerin de ağırlıklı olarak sahipleri odalar, yerel yönetimler, üniversiteler ve diğer sivil toplum kuruluşları olmaktadır” dedi.
Kurulan Kalkınma Ajanslarının etkin olabilmeleri ve amaçlarına ulaşabilmeleri için, bölgedeki yerel gruplarla yakın ilişki içerisinde olmaları gerektiğini belirten BAYRAKTAR sözlerine şöyle son verdi:
“Şeffaflık ilkesine uygun olarak kurulacak bu ilişkiler, sadece farklı ortaklarının görüşlerinin politikalara yansıması açısından değil, aynı zamanda Kalkınma Ajanslarının finansman desteği alabilmesi ve böylece uygulamalarının sürdürülebilir olabilmesi için de hayati önem arz etmektedir.
Günümüzde bölgesel kalkınma artık sadece bir kurumun, merkezi yönetimin veya Bölgesel Kalkınma Ajansının tek başına üstlenebileceği bir sorumluluk olamaz. Aksine bu sorumluluk bir kısmı yerel, bir kısmı bölgesel, diğerleri ulusal veya uluslararası kurumlar adına çalışan bir grup paydaş tarafından paylaşılmalıdır.
Sonuç olarak, bölgesel kalkınma politikalarının uygulanabilmesi ve sürdürülebilir şekilde yönetilebilmesi için, hem merkezi hem de yerel düzeyde yeterli kapasitenin oluşturulması gerekmektedir.
Kalkınma Ajanslarının kurulması bunun için bir fırsattır, ancak bölgesel, toplumsal ve ekonomik; ilgili tüm paydaşların katılımının sağlanması hususu, prensipte ve uygulamada öncelikli yerini korumalıdır.”